30 Eylül 2020
Burak-Yusuf bir arada oynar mı?
Luis Suarez vs. Ansu Fati
Takım Savunması
Son 2 sezonda 21 mağlubiyet almış, son G.Saray derbisinde sahasında 3 gol yemiş Fenerbahçe’nin hafta sonunda ezeli rakibinin kalesinde net pozisyon yakalamasa da yaptığı takım savunmasının önemini bizim ligimiz ve İspanya üzerinden örneklerle altını çizme zamanı… Geçen sezon ligin en çok gol (76) atan takımı Trabzsonspor, 4 puan farkla ikinci olurken kalesinde gördüğü 42 golle puan tablosunun ilk 6 sırasındaki takımlar arasında en fazla gol yiyen takımdı. Çok atınca şampiyon olunmuyor. G.Saray pandemi dönemi öncesinde 8 maçlık galibiyet serisinde kalesinde sadece 2 gol görmüş ve Terim’in takım savunması ligin ilk yarısındaki tüm defoları yok etmişti. Geçen sezon 34 maçta 46 gol yemiş Fenerbahçe gerçeğini bir kenara yazıp İspanya’ya bakalım…
Cristiano Ronaldo’nun son sezonunda Real Madrid 94 gol atıp, şampiyon Barcelona’dan 17 puan fark yedi. Kalesinde gördüğü gol sayısı 44 idi ve takım 6 kez mağlup olurken, Barça’nın tek mağlubiyeti vardı. 22 gol yiyen Atletico’ya da ikinciliği kaptırdılar. Ronaldo’nun ayrıldığı bir takım daha az gol atar elbette. Ertesi sezon sadece 63 atabildiler, savunma yine iyi değildi, 46 gol yediler, koca Real Madrid 12 mağlubiyet almıştı. Yeni bir Ronaldo bulamayacağınıza göre Zidane’nın yapması takım savunması üzerine çalışmaktı. Başardı da. Geçen sezon Real Madrid, 90+ gol atmadı. 70 gol atıp bu kez 25 gol yedi, bir önceki sezon 12 kez kaybeden takım bu kez sadece 3 maçı kaybetmişti. Barça’dan bir önceki sezon 19 puan fark yiyen takım bu kez Barça’ya 5 puan fark atıp şampiyon oldu. Juventus’un, Bayern Münih’in seri şampiyonluklarında attıklarına değil yediklerine bakın. Forvetler yarışta tutar ve iyi savunma şampiyon yapar. Fenerbahçe’nin takım savunması gelişiyor, bu hücum hattı yarışta tutar mı? İlerleyen haftaların cevap bekleyen sorusu budur…
27 Eylül 2020
Georghe Hagi'den Ianis Hagi'ye
İstanbul’da 1987 sonbaharı. Şampiyon Kulüpler Kupası’nda PSV Eindhoven ilk maçı 3-0 kazanmanın rahatlığıyla çıkıyor Ali Sami Yen’e. Galatasaray ilk yarıyı Tanju ve Prekazi’nin golleriyle 2-0 önde kapatıyor. Rakibin sağ beki Gerets yıllar sonra Galatasaray’ı çalıştıracak. İkinci yarıda futbol tarihimizin en garip oyuncu değişiklikleri geliyor, Mustafa Denizli, Prekazi ve Kovacevic’i 65’te oyundan alıyor ve Hollanda ekibi hem nefes alıyor hem de turu geçiyor.
Bükreş’te
1988 ilkbaharı. Steaua Bükreş, Glasgow’da aynı kupanın çeyrek final rövanş
maçına çıkıyor. Ibrox Stadyumu’nda 44 bin taraftar. Kalede sonraları Van ve
Kocaelispor formaları giyecek Stingaciu, G.Saray Başkanı Alp Yalman’ın
gerçekleşmeyen hayali Belodedici savunma göbeğinde, karlı bir İstanbul gününde
üç metreden topu kaleye atamayan Rotariu ve evet takımın yıldızı Hagi. 2-0
kazandıkları ilk maçın rövanşını 2-1 kaybediyorlar ve artık yarı finaldeler.
Dönemin sıkı takımı Real Madrid, G.Saray’ı elemiş PSV Eindhoven’a boyun
eğerken, Hagi’nin takımı Benfica’nın finale çıkmasına engel olamıyor. Finalde
penaltılarla kazanan üzerindeki lanete atamayan Benfica’yı penaltılarla deviren
PSV oluyor..
Monaco’da
1989 ilkbaharı. Prekazi’nin ortası Tanju’nun golüyle Monaco’yu deplasmanda
deviren G.Saray, Neuchatel maçında aldığı ceza nedeniyle Köln’de oynanan
rövanşta Prekazi’nin füzesiyle kendini yarı finalde buluyor. Yarı finalde bir
yıl önceden tanıdık iki takım var. Real Madrid bu kez Milan’a fena çarpılıyor.
Yıllar sonra G.Saray’ı çalıştıracak Rijkaard’ın da gol attığı rövanşta Milan,
Real Madrid’i 5-0 ile perişan ederken, Hagi ve yıllar sonra Galatasaray’da
yardımcılığını yapacak olan Balint’in de gol attığı ilk maçta Steaua Bükreş,
Galatasaray’ı 4-0 devirip İzmir’deki rövanşı formalite maçı yapıyor. Milan
durdurulacak gibi değil, Van Basten ve Gullit’in ikişer golüyle Hagi’nin
takımını da perişan ediyorlar finalde…
İstanbul’da
2000 sonbaharı. Ianis iki yaşında ve elbette hatırlamıyor ama babası o gün
G.Rangers maçına çıkıyor. A. Bilbao maçında pası veren Tugay Kerimoğlu,
İskoçların 11’inde. Amoruso, Johnston, Ronald de Boer’li Van Bronckhorst’lu
sağlam takım G. Rangers.. Hocaları Dick Advocaat yıllar önce Galatasaray’ı
eleyip final oynayan Hiddink gibi Fenerbahçe’nin hocası olacak bir zaman sonra,
elbette haberi yok. O günlerde Şampiyonlar Ligi çok daha zorlu. Bir gruptan
çıktıktan sonra bir grup aşaması daha var. 3-2 kazanıyor o akşam Galatasaray,
Rangers’ı averajla geçip ikinci grup aşamasında Deportivo La Coruna, Milan ve
Paris Saint Germain’li bir nevi ölüm grubuna düşüyorlar. Dönemin klas takımı La
Coruna’nın ardından gruptan çıkan Galatasaray, ilk yarısında 2-0 geriye düştüğü
maçta Real Madrid 3-2 devirip, Türk futbol tarihinin en unutulmaz gecelerinden
birine imza atıyor.
İstanbul’da
2001 yazı. Galatasaray’da 5 yıllık Hagi dönemi kapanıyor. Oğlu Ianis bir gün
Galatasaray forması giyer mi diye hayal edenlerin işi zor.. Hagi’nin oğlu
yetenekli mi, Hagi’nin oğlu futbolcu olacak mı? O günlerde 3 yaşındaki Ianis’in
de babasının da bu sorulara cevap vermesi imkansız…
Floransa’da
2016 yazı. İtalyan ekibi 18 yaşında bir genci kadrosuna katıyor. Hagi’yi
Barcelona’ya transfer eden ve bir zaman sonra ondan vazgeçtiğinde ona
Galatasaray kapılarının açılmasını sağlayan Johan Cruyff ve oğlu Jordi
arasındaki ilişki, Hagi ve Ianis arasında da yaşanacak mı? Merak edilen bu.
Efsane futbolcuların çocukları babalarının ismi altında ezilir mi? Jordi Cruyff
bunun baskısını hep çekti kariyerinde ve elbette efsane olmayı bırakın yıldız
futbolcu bile olamadı. Ianis Hagi de 18 yaşında geldiği Fiorentina’da
tutunamıyor ve babasının sahibi olduğu Viitorul kulübüne geri dönüyor. Belçika
ekibi Genk onu 2019 yazında alıp altı ay sonra G.Rangers’a kiraladığında
aslında işler yolunda gitmiyor Ianis için… Ortada iki başarısızlık öyküsü var
Hagi’nin oğlu artık 21 yaşında…
Glasgow’da
2020 kışı.. Dünyanın koronavirüs ile tanıştığı ama pandemi yüzünden futbola
verilen aradan bir ay öncesi. Portekiz ekibi Braga, İskoçya’da 2-0 öne
geçtiğinde zaten soğuk akşamda Ibrox tribünleri buz kesiyor. İkinci yarıda
sahneye Ianis Hagi çıkıyor ve tribünleri ısıtıyor, attığı iki golle maçın
kahramanı oluyor ve İskoçlar, Hagi’nin oğlunun bonservisini almaya karar
veriyorlar…
Glasgow’da
2020 sonbaharı… Şampiyon Kulüpler Kupası’nda elediği Galatasaray ile 11 yıl
sonra UEFA Kupası’nı kazanan Gheorghe Hagi bu kez ekran başında ya da tribünde
olacak. Hagi’nin iki maçı çıktığı stadyumda Glasgow Rangers bu kez onun oğlu
kendi formalarını giyerken, Galatasaray’ı Avrupa Ligi play-off maçında
ağırlayacak. İanis Hagi büyüdüğü çimlere
dönebilmek için babası gibi Galatasaray’ı elemek zorunda mı? Bu sorunun cevabı
20 yıl önce sorulan o sorudan çok daha çabuk yanıtlanacak…
Luis Suarez'in Atletico Madrid'e Çıkan Yolu
Avrupa Birliği pasaportu olmadığından Juventus’a transferi mümkün değildi. Eşi İtalyan olduğundan pasaport alabilme ihtimali vardı ama temel İtalyanca sınavından geçmesi gerekiyordu. Sınavı geçti Suarez ama soruları önceden aldığı nedeniyle İtalya’da akademik skandal patladı. Juventus, eski gözdesi Morata’yı Atletico Madrid’den almış, yılda 10 milyon kazanan Luis Suarez’e gidecek tek kapı Simeone’nin takımı kalmıştı.
2003’te Falcao’yu 45 milyona Monaco’ya satan Atletico Madrid, Barça’dan İspanyolların büyük golcüsü David Villa’yı sıfır bonservisle almıştı. Yıllar sonra Barcelona’nın Atletico’ya hediyesi Luis Suarez oldu. Gözyaşlarıyla Barselona şehrine veda eden Uruguaylı golcü için Atletico Madrid bonservis ödemeyecek, iki yıl Şampiyonlar Ligi’nde yarı final oynarsa Barça 6 milyon Euro bonus alacak ve Suarez, Atletico’da yılda 9 milyon Euro kazanacak. Atletico kazandı, Suarez kazandı. Kaybedenler ise Barcelona ve Perugia Üniversitesi’nin rektöre ve sınavın sorumlusu akedemisyenler..
20 Eylül 2020
Ne Veziri... Terim'in piyonu Pirlo...
O sezonun kalanında Ancelotti,
Terim’den maç başına daha az puan topladı ve ancak 4. oldu. Fiorentina mı? Bir
yıl önce Terim ile yolları ayıran Başkan Gori’nin takımı o sezon 17. sırada
bitirdi, iflas edip iki alt lige düşürüldü…
19 Eylül 2020
8 Yabancı ve Okay Yokuşlu
Juventus Sevilla Fenerbahçe
Sil baştan yapılmış bir kadro, kariyerinde hiç kupa kazanmamış bir teknik adamla şampiyon olur mu? Fenerbahçe için sorunun yanıtı sezon sonunda belli olacak ama yakın geçmişte bunu başaran iki kulübün hikayesini hatırlatayım. Juventus, 2009-10 sezonunu 15 mağlubiyetle 7. sırada tamamlamıştı. Ertesi sezon kabus devam etti. 2010-11 sezonunda 10 mağlubiyet aldılar ve Serie A’yı yine 7. sırada tamamladılar. İki sezonda 25 mağlubiyet almış, kaybetme alışkanlığı tavan yapmış bir takım ertesi sezon ne yapabilir? Conte, Juvetnus’un başına geçtiğinde kariyerindeki tek kupa bir alt ligde Bari ile kazandığı kupaydı. Atalanta’da taraftar baskısıyla görevine son verilmiş hocayı dibe vurmuş Juventus’un başına getirdiklerinde kimse o takımın sezonu şampiyon tamamlayacağına inanmıyordu. Conte yönetimindeki Juventus çok fazlasını yaptı ve o iki sezonda 25 yenilgi almış takım o sezon namağlup şampiyon oldu. Değişen oyuncular, diziliş ve teknik adamın soyunma odasına kattıkları. Juventus o günden beri de şampiyon oluyor. İkinci örnek çok yakın tarihli. Sevilla geçen sezon başında Real Madrid’de başarısız olduğu için medyanın yerin dibine soktuğu “milli takımı bırakıp gitmiş” Julen Lopetegui’yi göreve getirdi. Kararı veren efsane sportif direktör Monchi olunca şehirde elbette kimse sesini çıkarmadı. Monchi büyük bir değişimin startını verdi ve iki transfer döneminde 17 yeni oyuncuyu takıma kazandırdı. Sezon sonunda Şampiyonlar Ligi biletini alan ve Avrupa Ligi finalinde Inter’i deviren Sevilla 11’inde bir önceki sezondan sadece iki futbolcu vardı… Lopetegui de ilk kupasını kazandı.. Fenerbahçe’nin yeni kadrosu ve Erol Bulut ilişkisine bardağın dolu tarafından bakmak isterseniz, başarılı olmuş projeler bunlar… Bir ezberin peşindeyseniz, sıfırdan kurulmuş kadro ve hiç kupası olmayan hoca ile işi zor dersiniz.
15 Eylül 2020
2003 Yazını Anımsıyor musun?
Lizbon’da 2003 ilkbaharı.. Sporting’deki gencin adını duymayan yok ama Portekiz kulübünün de o günlerde onu satmaya niyeti yok. Barcelona kulübünde transferden sorumlu Tixi Bergstein soluğu Lizbon’da alıyor. Cristiano Ronaldo 18 yaşında, yetenekli ama öğrenecek çok şeyi olan bir genç o günlerde. Katalan medyası Bergstein’nın Lizbon’da olduğunu manşet yapınca Madrid’den de bir haber geliyor. Geçmişte Porto forması giyen, Galatasaray’daki bir sezonun ardından ülkenin bir başka büyüğü Sporting’e giden bir garip golcü Jardel, Atletico Madrid’in transfer listesinde.
Atletico 2000 yılında küme düşmüş, kadrosu dağılmış, tekrar
döndükleri ligde esaslı bir kadro yapmak için çılgın başkan Jesus Gil çıtayı
yükseğe koyuyor. Bir futbolcuyu izlemeye/görüşmeye gittiğinizde bir başka
futbolcuya gözünüzün takılması bir transfer klasiğidir. Jardel derken –ki
Atletico Madrid onu transfer edemiyor- başkana “Ronaldo’yu alalım” mesajı
geliyor. “Harbi” Ronaldo o günlerde Real Madrid’de. Transfer operasyonu gizli
kalmıyor bir ertesi gün Madrid, “Atletico’ya bir başka Ronaldo” manşetine
uyanıyor. İşi bitiren ne Barcelona ne de Atletico Madrid… Ryan Giggs’in ayağına
giden Sir Alex Ferguson o günden 16 yıl sonra Lizbon’da ve Sporting’i 19 milyon
Euro bonservisine razı ediyor: Cristiano Ronaldo, Manchester uçağına biniyor…
Ronaldo Manchster United’ın kapısında girerken kulübün starı David Beckham yol ayrımında. 2003 yazında çok şey oluyor… Son 3 sezonda dibe vurmuş Barcelona’da yönetim devrilmiş ve yeni başkan Laporta’nın taraftara hediyesi David Beckham. Real Madrid’de Los Galacticos yılları. Başkan Perez, Figo’nun ardından Zidane ve Ronaldo’yu almış Santiago Bernabeu’ya yıldız yağdırıyor… Real Madrid’in yönetim katında Barcelona’ya gol atmak için plan yapılıyor. Paris Saint Germain forması giyen Ronaldinho ile transfer pazarlığı yapan Real Madrid bir günde rotayı Beckham’a kırıyor.
Başkan Perez’in kupalar kadar başka bir hedefi de
var. Deloitte’ın 10 yıl önce başlattığı ve en çok gelir elde eden kulüpler
listesinde (Para Ligi) bir numarayı kimselere bırakmayan Manchester United’ı
sollamak. İngilizlerin, Uzakdoğu pazarında yüzbinlerce formayı Beckham
sayesinde sattığını gören Perez, “çirkin Ronaldinho’nun forması satmaz.
Beckham’ı alalım” diyor. Yıllar sonra takımın en yetenekli futbolcularından
biri olan Angel di Maria’yı da rivayet odur ki forması satmıyor diye yollayan
yine Florentino Perez.. Arjantinli kanat oyuncusunun gittiği kulüp ise Perez’in
listenin bir numarasından indirdiği Manchester United…
Beckham
kavgasından Real Madrid galip çıkınca Barcelona da Ronaldinho’yu almak
“zorunda” kalıyor ama iş futbol sahasına geldiğinde Brezilyalı yıldız bir
zamanlar Real Madrid alt yapısına gelmiş ve gönderilmiş Samuel Eto’o ile
birlikte Perez’in takımını yıkıp geçiyor… Sonuç, Real Madrid Başkanı Florentino
Perez, Barcelona Paris’te Şampiyonlar Ligi’ni kazandıktan sonra sallanan
koltuğunda daha fazla oturamıyor ve 2006 yılında istifa ediyor… 2009 yılında
döndüğü zaman ise aldığı isim elbette ki Beckham gibi forması çok satan bir
Manchester United’lı: Cristiano Ronaldo!...
Ronaldo biri Ancelotti üçü Zinedine Zidane yönetiminde Real Madrid’e 4 Şampiyonlar Ligi Kupası kazandırıyor, Real Madrid, “Para Ligi” nin zirvesinden inmiyor ama onunla aynı sezonda (2009) imza atan bir başka yıldız Florentino Perez’in en büyük hayal kırıklığı oluyor.. Real Madrid başkanının o günlerde akıl hocası olan Zinedine Zidane, futbolculuğu döneminde de transferleri fısıldayan adam. 2005 yılında Serie A’yı sallayan bir Brezilyalı’nın alınmasını istiyor. Dedim ya 2003 yazında transferde çok şey oldu diye..
O yaz Milan, Kaka’yı Brezilya’dan getirirken Juventus ile boğuşuyor ve kazanan taraf oluyor. Juventus’u 3 yıl sonra şike skandalına kurban edecek Luciano Moggi “Biz adı Kaka olan futbolcuyu almayız. Kötü oynadığında ne manşetler atacaklarını hayal bile etmek istemiyorum” diyerek kaçırdıkları yıldız için bir bahane uyduruyor. Kaka İtalyanca’da Cacca ve Brezilyalı Kaka’yı Zidane başkanı Perez’e önerdiğinde Real Madrid’in patronu “Daha erken 60 milyon olsun o zaman alırız” diyor.. Sözünü de tutuyor Florentino Perez… 2009 Haziran ayında üç gün arayla önce 67 milyona Kaka’yı sonra 94 milyona Cristiano Ronaldo’yu alıyor… Nedir bu çılgınlık derseniz? Barcelona 10 gün önce biten sezonda Şampiyonlar Ligi, La Liga ve Kral Kupası’nı müzesine götürmüş ama sadece İspanya değil tüm dünya Perez’i ve Real Madrid’i konuşuyor…
6 Eylül 2020
Luis Suarez'in Hikayesi
Luis Suarez’in aklının ucundan geçmemiş ki kariyerinin neredeyse tamamını geçirdiği Avrupa’da vatandaşlık için başvuru yapmamıştı. Oysa ki Avrupa Birliği pasaportu bu transfer döneminde onun geleceğini belirleyecek resmi evrak oldu. Nasıl mı? Filmi 2002 saralım… 7 çocuk sahibi Rodolfo Suarez yokluk içinde yaşadığı kasabada eşi Sandra Diaz ile ayrılıp büyük şehir Montevideo’ya geldiğinde ailenin “4 numara”sı Suarez yedi yaşındaydı. Anne ve babası 9 yaşındayken ayrılan Suarez’in futbol kariyerinde onca skandalın baş aktörü yapacak kariyeri de o yıllarda şekillendi. Öfke kontrolü yoktu, kavgacıydı ve hakemleri aldatmak için sürekli kendini yere atıyordu ama aynı zamanda doğuştan golcüydü.
Çocukluk aşkı onun büyük futbolcu olmasına yardım etti. Onun ailesi gibi bir İtalyan aile de yeni bir hayat için çareyi Uruguay’a göç etmekte bulmuştu. Sofia Balbi, İtalyan bir mimarın kızıydı ve onu 15 yaşındayken tanıyan Luis Suarez, şehrin 20 km dışında oturan ilk aşkını otobüsle gidip görebilmek için sokakta telefon kartı satıyordu. Önce kötü sonra iyi haber geldi. Sofia Balbi ve ailesi Uruguay’dan Barselona’ya göç etti. Aşk acısı büyüktü, Suarez hakeme attığı kafayla ilk büyük vukuatını kariyerine yazdırdı. İyi haber ise Hollanda’dan gelen yetenek avcıları onu keşfetmişti. 19 yaşında Hollanda’ya Groningen’e geldiğinde ana dili İspanyolca’dan başka dil bilmeyen Luis Suarez’in hayali kız arkadaşının yaşadığı şehirde futbol oynamaktı ama Barcelona’ya giden yol, Barselona şehrine giden uçaktan fazlasıydı... Soluğu Barselona’da aldı ve Sofia Balbi artık gelecekteki 3 çocuğunun annesi olmak üzere onunla Hollanda’ya döndü.
Üç yıllık Ajax kariyeri onu çok şey öğretti, Avrupa’da herkes onun adını ezbere biliyordu ama bir huyu vardı ki onu törpüleyemedi ve o huy onunla Hollanda, İngiltere’yi dolaştı, Brezilya’ya da uğradı. Luis Suarez sahada kızdığında rakibini ısırıyordu! İlk kurbanı PSV’li Otman Bakkal’dı. İkinci kurbanını bir Liverpool-Chelsea maçında buldu. Ivanovic’i ısırdı ve İngiltere ayağa kalktı. Suarez ceza sahasında penaltı alabilmek için kendini yere atıyor, rakip tribünleri çıldırtıyordu. Patrice Evra’ya karşı ırkçı söylemlerinin ise affedilir tarafı yoktu. Affetmediler de… “Hannibal” Suarez’in son kurbanı Brezilya’daki 2014 Dünya Kupası’nda İtalyan stoper Giorgio Chiellini oldu. Bu kez ceza en ağırıydı. Suarez hayalini gerçekleştirmek eşinin ailesinin yaşadığı Barcelona’ya transfer olmuş ama FIFA ona 4 ay boyunca bırakın futbol oynamayı stadyumlara bile girme yasağı getirmişti.
Luis Suarez Barça formasıyla 191 maçta 147 gol attı. 2015’te kazandıkları Şampiyonlar Ligi’nden sonra 5 yıl boyunca bir tek Şampiyonlar Ligi deplasman maçında gol atamayarak garip bir seriye de imza attı… Messi’nin “Ayrılacak-kalacak” fırtınasını koptuğu günlerde hayatı boyunca elinden düşürmediği ve sakinleştirdiğine inandığı Mata çayıyla yine medya karşısına çıkan Uruguaylı golcü şimdi yol ayrımında… Hayatının ilk tek büyük aşkı olan Sofia Balbi sayesinde buralara geldiğini söyleyen Suarez’in buradan az öteye İtalya’ya gidebilmesi için ise yine eşine ihtiyacı var çünkü onu isteyen Juventus’un Avrupa Birliği dışı oyuncu kontenjanı dolu ve Suarez’in İtalyan pasaportuna ihtiyacı var.
İspanya Ligi’nde eşinin Avrupa Birliği pasaportu sayesinde “yabancı” sayılmayan Suarez için İtalya’da kural farklı… Eylül sonunda transfer kapanmadan vatandaşlık başvurusu yapması gerekiyor. İtalya’dan 30 yıl önce Uruguay’a göç eden bir ailenin damadı sıfatıyla şimdi Barselona’daki İtalyan Büyükelçiliği’ne başvurdu… Temel İtalyancanın sorulduğu bir dil sınavından da geçmesi gerekiyor Suarez’in… Bugünlerde kimseyi ısırmazsa ve pasaportu alırsa Juventus’ta çıktığı ilk idmanda son ısırdığı adamla karşı karşıya gelecek: Giorgio Chiellini… Bu kez ona sarılacağı kesin….
30 Ağustos 2020
Kaderin Oyunu mu bu?
Barselona’da 1973 kışı. Sotil, Asensi, Rexach ve elbette Johan Cruyff’lu Barcelona, evi Camp Nou’da Atletico Madrid’i ağırlıyor. Madrid ekibinin kalesinde yıllar sonra Barça kalesini koruyacak Pepe Reina’nın babası Miguel Reina, forvet hattında ise Fenerbahçe’yi de çalıştıran ve İspanya’ya Euro 2008’i kazandıran Luis Aragones var. Maçı 2-1 Barcelona kazanıyor ama o akşamı unutulmaz kılan Cruyff’un attığı gol... Sağ kanattan arka direğe yapılan ortaya uçarak sağ ayağıyla yaptığı vuruş ona “Flying Dutchman” (Uçan Hollandalı”) lakabını kazandırıyor. Bu gol Barcelona tarihinin en unutulmaz gollerinden biri oluyor.
Johan Cruyff, 5 sezon Barcelona
forması giydi, çok daha fazlasını kazanabilirdi ama bu golü attığı sezon
dışında şampiyonluk sevinci yaşayamadı. 173 maçta 59 gol attı ve Barça’dan
ayrıldıktan 6 yıl sonra yetiştiği Ajax’ın ezeli rakibi Feyenoord’da futbolu
bıraktı. Katalan kulübünün alt yapısını sil baştan kuran ve 1990-94 yıllar
arasında 4 şampiyonluk ve bir Şampiyon Kulüpler Kupası kazanan Hollandalı
efsane, 1996 yılında dönemin başkanı Nunez tarafından kulüpten kovuldu…
Barselona’da 1994 kışı. Johan Cruyff’un Rüya takımı, La Liga’nın son üç sezonunun şampiyonu ve El Clasico’daki randevu Barça’nın evi Camp Nou’da. Zamorano, Prosinecki, Sanchis ve sonraları Barça’ya transfer olup, 21 yıl sonra Barça’ya Şampiyonlar Ligi kazanıracak Luis Enrique’li Real Madrid’in karşısında Guardiola, Koeman, Bakero, Stoicjkov ve Romario’lu Barcelona var. 24. dakikada Barça’yı çeyrek asır sonra iki Şampiyonlar Ligi kazandıracak Guardiola topu kaleye sırtı dönük olan Romario’ya atıyor basit bir pasla. Brezilyalı golcü nefis bir dönüş ve son bitirişle perdeyi açıyor. El Clasico’nun sonunda tabelada Barcelona: 5 Real Madrid:0 yazıyor…
PSV Einhoven’den Barça’ya gelen
Romario sadece iki sezon forma giyebiliyor. 46 maçta 34 gol. Barcelona Başkanı
Nunez’e göre disiplinsiz bir futbolcu olan Romario’nun ipini Cruyff çekiyor ve
Romario, Barça’dan kaçan, Barça’nın kaçırdığı yıldızlar listesine adını yazdırıyor.
Barselona’da
1996 sonbaharı… Romario’dan bir yıl sonra yine PSV Eindhoven’den bir Brezilyalı
geliyor Barcelona’ya: Ronaldo… Johan Cruyff ayrılmış ve yeni teknik direktör
Bobby Robson… Rakip La Liga’da Compostela. Orta sahada topla buluşan Ronaldo
rakiplerinin birer birer ipe diziyor, çekiyorlar, düşmüyor, omuz koyuyorlar,
sarsılmıyor ve ceza sahası içinde aynı oyuncuyu iki kez ekarte edip golü
attığında kenarda hocası Robson başını iki eli arasına alıp inanılmaz gole
şaşkınlıkla bakıyor.
Barcelona’daki tek sezonunda 49 resmi
maçta 47 gol atan Ronaldo için “Dünyanın en iyi oyuncusu. Bizimle 10 yıl
kalacak” diyen Barça Başkanı Nunez, yeni kontrat imzalamaktan vazgeçtiğinde
“Talepleri komik” diyor. Inter bir yıl önce Barça’ya kaptırdığı Ronaldo’nun serbest
kalma bedelini ödeyip Brezilyalı golcüyü kapıyor. Barça’nın kaçırdığı efsane
Brezilyalı, 5 yıl sonra Real Madrid formasıyla El Clasico’da eski takımına
karşı forma giyiyor…
Madrid’de 2005 sonbaharı… Santiago Bernabeu’da El Clasico akşamı. Casillas, Roberto Carlos, Beckham, Robinho, Ronaldo, Beckham, Sergio Ramos’lu Real Madrid’in Barcelona karşısındaki galibiyeti görmek için 80 bin taraftarı tribünde. Perdeyi Eto’o açıyor. Barcelona o akşam Real Madrid’i 3-0’lık skorla dağıtıyor ama o El Clasico’yu unutulmaz kılan Ronaldinho’nun kendine has top sürüşü sonrasında son vuruşunda Casillas’ı çaresiz bırakan golü ve o golü Santiago Bernabeu tribünlerinde ayağa kalkarak alkışlayan baba-oğul.
2000’lerin başında dibe vuran
Barça’yı Xavi ve Iniesta ile ayağa kaldıran ve 2006’da Şampiyonlar Ligi
kupasını kazanan Ronaldinho iki yıl sonra dönemin başkanı Joan Laporta
tarafından “Yeni heyecanlar yaşaması lazım” sözüyle kapının önüne konuluyor.
Barselona’da gece hayatının hızlı adamı son sezonunda tartışılan göbeğiyle soluğu
Milan’da alıyor.
Barselona’da
2007 ilkbaharı. Kral Kupası yarı finalinde ilk maç. Rakip Schuster yönetiminde Güiza’nın
da forma giydiği Getafe… Xavi’den topu alan 20 yaşındaki Messi önce Paredes’e
ardından Nacho’yu geçiyor çalımla.. Yetmiyor, yetişen Nacho’ya bir çalım daha
atıyor, Alexis ve Belenguer de çaresiz Arjantinli karşısında. Messi’nin gol
vuruşu öncesinde son kurbanı ise Luis Garcia… Maradona’nın İngiltere’ye attığı
ve futbol tarihinin en güzel golü kabul edilen golün birebir kopyasını atıyor
Messi. O akşamın skoru Barça: 5 Getafe: 2
2000 yılında Barça’ya ilk imzayı 13 yaşında atan, 2003’de ilk kez forma giyen ve son 15 yılda Katalan kulübünün attığı gollerin yüzde 55’inde gol ve asistleriyle tabela yapan Lionel Messi şimdi yol ayrımında… Cruyff, Romario, Ronaldo, Ronaldinho gibi… Barcelona, unutulmaz gollere imza atanlara hep vaktinden önce veda etti… Kaderin bir oyunudur bu belki de güzel oyunun tarihinde… Bunu da 1992’de Wembley’de Sampdoria’ya uzatmalarda attığı enfes frikik golüyle Barcelona’ya ilk Şampiyon Kulüpler Kupası’nı kazandıran ve geçen hafta Katalan kulübünün teknik direktörlük kolduğuna oturduğunda Messi’ye “Artık ayrıcalıkların bitti” diyen Ronald Koeman düşünsün…
27 Ağustos 2020
Messi'nin Barcelona'da 20 Yılı
14 Aralık 2000: Barcelona, Arjantin’de Messi’ye profesyonel olmayan ilk kontratı imzalattı.
Şubat 2001: Messi’nin ailesi bir taraftan büyüme hormonu tedavisi gören oğullarının yanında olmak için Barselona’ya taşındı.
16 Kasım
2003: Messi, Porto ile oynanan hazırlık maçında 16 yaşında ilk kez Barça
forması giydi.
Mayıs 2005:
İlk La Liga şampiyonluğunu kazandı.
24 Haziran
2005: A Takım’da profesyonel sözleşmeye imza attı.
17 Mayıs
2006: Paris’te Barça Şampiyonlar Ligi’ni kazanırken, Messi kadroda yoktu.
18 Nisan
2007: Maradona’nın İngiltere’ye attığı efsane golünbirebir kopyasını Getafe’ye
attı.
2009/2011:
Guardiola yönetiminde iki Şampiyonlar Ligi kazandı.
7 Mart 2002:
Şampiyonlar Ligi’nde Bayer Leverkusen’e 5 gol attı.
20 Mart 2012: 231 golle Barça tarihinin en golcü ismi oldu. 2020 sezonu sonunda Messi’nin Barça formasıyla 634 golü var.
6 Haziran
2015: Barça’daki son Şampiyonlar Ligi Kupası’nı kazandı.
Ağustos
2018: Iniesta’nın vedası sonrasında Barça’nın 1. kaptanı oldu.
Mayıs 2019:
Barça’daki son lig şampiyonluğu
2 Aralık
2019: 6. kez Avrupa gol kralı oldu.
30 Haziran
2020: Barça ve milli takım formaları altında 700. Golünü attı.
8 Ağustos
2020: Barça formasıyla son golünü Napoli’ye attı.
Messi Suarez Barcelona
Çok değil, iki hafta önce Bayern Münih karşısında 8-2’lik hezimetin üzütünsünü yaşayan Barcelona taraftarları bundan daha fazla neye üzülebilirdi diye sorsanız, elbette ki Messi’nin ayrılığı denirdi. Aralık ayında 6. Kez kazandığı Altın Top ödülünün töreninde “Benim Barça ile bağım imzayla, kağıtlarla değil” diyen Arjantinli yıldız önceki gece kulübe resmi evrak olarak kabul edilen faksı gönderip gitmek istediğini tüm dünyaya duyurdu. Peki Messi’ye bu kararı aldıran nedenler nedir? Frank Rijkaard döneminde çıkış yapan, Guardiola yıllarında zirveye oturan ve inmeyen Messi son yıllarda teknik adam tercihinden futbolcu transferine kadar birçok konuda Barça yönetimlerinin karşısına dikildiği yıllardır yazıldı çizildi. Barça’da önemli bir figür olan Luis Enrique’nin 2017’deki ayrılığı öncesinde kazanılan bir Şampiyonlar Ligi vardı. (2015)..
Önce Atletico Madrid’e ardından Juventus’a elenen Barcelona, 2018’de Roma’ya 4-1’in rövanşında 3-0, ertesi yıl ise Liverpool’a 3-0’un rövanşında 4-0 mağlup olup, ezeli rakibi Real Madrid’in 3 kez Şampiyonlar Ligi kazandığı yıllarda krize girdi. Neymar’ı satan Barça yönetimine kızan Messi, Griezmann transferine karşı çıktı. Kulübün yanlış transferler yaptığını savunuyordu ki haklıydı da.. Dembele-Coutinho’nun ardından Griezmann da katkı vermeyince Barça, sallanan defansı ve Messi atar ya da Luis Suarez’e attırırsa oyunuyla ve düşük profilli teknik adamları Valverde ve Setien ile bu sezon dibe vurdu. Önce Real Madrid geriden gelip şampiyon oldu ve ardından Bayern Münih hezimeti..Sezon içinde sportif direktör Abidal ile kavga eden, pandemi döneminde ücretlerde indirim isteyen Barça yönetiminin karşısına dikilen Lionel Messi, alt yapısından yetiştiği kulübe yolladığı faksla bonservissiz takımdan ayrılmak istediğini iletip yeni bir savaşı da başlattı. Serbest kalma bedeli 700 milyon Euro olan Arjantinli yıldız 2021 Haziran’da bitecek kontratını uzatmamış ve sarkan futbol sezonunda kontratının 10 Haziran öncesinde yenilenmediği için bonservissiz gideceğini ilan etti. Barça cephesi ise elbette Messi’yi bir taraftan kalmaya ikna etmeye çalışırken diğer taraftan 6 ay sonra bir kulüple imza hakkına sahip yıldızından 100-150 milyon Euro kazanmak için avukat ordusunu arkasına aldı. Messi için yeni adres büyük bir ihtimalle Manchester City olacak. PSG’nin bu yarışa girmesi beklenmiyor. Inter cephesi için yıllık brüt maaşı 90 milyon Euro’yu aşan Messi’nin ücretini sponsorlarla toparlasa bile bonservis ödemek istemiyor, ödeyecek parası da yok…
Messi’nin şok eden ayrılık kararı menajerliğini ailesinin yaptığı yıldızları akıllara getirdi. Ağabeyinin transferde her kulübe sorun çıkardığı bilinen Anelka, yine ağabeyinin menajerliğini yaptığı Ronaldino ve Real Madrid’den giderken Başkan Florentino Perez ile tartışan babasının amatörlüğüne kurban giden Mesut Özil… Milano’da ev alan ve Inter dedikodularının çıkmasına sebep olan Lionel Messi’nin babası Jorge Messi de bugün Barça yönetiminin başını ağrıtan adam…
Barça’da Koeman’ın teknik direktörlük koltuğuna oturmasının ardından Hollandalı hocaya “Kendimi Barça’nın içinde değil artık dışında hissediyorum” diyen Messi, yeni hocanın Luis Suarez ile yolların ayrılmasını istediğini öğrenince çılgına döndü ve kendi ayrılık kararı da verdi. Messi’nin bu kararına eski kaptan Puyol ve gündemdeki isim Suarez de “Messi haklı” diye destek verirken, Barça yönetimi gelecek yıl yapılacak seçimler öncesinde istifaya zorlanıyor.
23 Ağustos 2020
Lizbon'a Çıkan Yollar
İspanya’da Cruyff yönetimindeki Barcelona dört yıl arka arkaya şampiyon olmuş, geride kalan haftada göreve getirdikleri Koeman’ın frikik golüyle Wembley’de Şampiyon Kulüpler Kupası finalinde Sampdoria’yı devirmişler tarihlerinin en parlak yıllarını yaşıyorlar. Sonraları fazlasını da kazanacaklar ama Milan onları Atina’da 4-0 süpürdüğünde devrin en iyi futbol oynayan takımı Capello yönetimindeki İtalyan devi.. 1994-95 sezonunda karşılarına genç bir teknik adam çıkıyor.
Luis Fernandez, İspanya’dan Fransa’ya göç eden bir ailenin oğlu, uzun yıllar formasını giydiği Paris Saint Germain’e hoca olduğunda 35 yaşında. Bu akşam Lizbon’da karşılaşacağı Bayern Münih’i 94 sonbaharında grupta iki kez mağlup ediyor PSG. Çeyrek finalde rakip işte o Cruyff’un efsane Barça’sı… Hagi’li Barcelona’yı çeyrek finalde eliyorlar ama yarı finalde dönemin acı gerçeği Milan’a boyun eğiyorlar. Ertesi sezon Paris Saint Germain kan kaybediyor, takımın hücum hattındaki iki büyük silahı Weah ve Ginola ayrılmış ama Luis Fernandez Kupa Galipleri Kupası’nda finale taşıyor takımını… UEFA’nın final için belirlediği stadyum o günden 11 yıl önce Heysel faciasının yaşandığı Brüksel’deki King Baudouin Stadı… Karizmatik kaleci Lama sonraları iyi bir teknik adam olacak Paul Le Guen, Sambacı Rai ve Djorkaeff’li PSG, Rapid Wien’i devirip tarihinin ilk ve tek Avrupa Kupası’nı kazanıyor…
Milli Takım düzeyinde çok daha fazlasını yapmış Fransızlar için Marsilya’nın kazandığı Şampiyon Kulüpler Kupası’ndan sonra ülkeye gelen ikinci ve son kupa bu… O Marsilya kadrosundan Dechamps teknik adam olduğunda Luis Fernandez gibi 35 yaşında en genç ikinci teknik adam ünvanıyla Şampiyonlar Ligi’nde finale çıkacak ve Jose Mourinho’nun Porto’suna kaybedecek 2004’de ama elbette haberleri yok. İspanyol asıllı Luis Fernandez gibi ailesi Endülüs bölgesinden Fransa’ya göç eden Rudi Garcia da vatandaşının yaptığını yaptı ve O.Lyon’a geçen hafta Bayern Münih karşısında yarı final oynattı…
90’lar İtalyanların sahnesiydi… 1999 Şampiyonlar Ligi finalinde Camp Nou’da UEFA Başkanı Johanson ve Şenes Erzik, dev stadyumun üçüncü katından 85. Dakikada kupayı vermek üzere asansöre bindiler. Bayern Münih 1-0 öndeydi ve ikili zemin kata indiklerinde Manchester United 2-1 öne geçmişti.. 70’lerde Şampiyon Kulüpler Kupası’nı üç kez arka arkaya kazanan Bayern Münih mükemmel yönetimi ve futbolcu fabrikası bir ülkenin en büyük vitrini olmasına rağmen çeyrek asır boyunca bu kupanın hasretini çekmiş, PSG’e kaybetmenin rövanşını da UEFA Kupası’nda 1996’da bir başka Fransız, Bordeaux’yu devirerek almaktan başka kayde değer bir başarıyı tarihine yazdıramamıştı.
Camp Nou faciasından bir
sezon sonra Şampiyonlar Ligi’nde iki sezon arka arkaya final oynayan
Valencia’yı penaltılarla devirip kupayı müzelerine götürdüler ama 2000’lerde
sahne İtalyanlardan İspanyollar ve İngilizlere kayıyordu ve onlar hep
televizyon başındaydılar. 10 yıl sonra finale çıktıklarında karşılarında
Mourinho yönetiminde Inter vardı. O gün de kaybettiler ve kazanmak için 3 yıl
daha beklemek zorunda kaldılar. 2013 Şampiyonlar Ligi yarı finalinde kadrosunda
tek bir Güney Amerikalı oyuncu olmayan B. Dortmund, Real Madrid’i 4 golle
dağıtırken, Bayern Münih, Barcelona’yı iki maçta 7-0 üstünlükle geçip adını
finale yazdırmıştı. Kim derdi ki 7 yıl sonra Barça’ya çeyrek finalde 90
dakikada 8 atacaklar! O gün Wembley’da kazanan Almanya idi elbette, Almanların
finalinden kupayı müzesine götüren Bayern Münih’ti…
Virüslü yıl
2020’de çok şey oldu elbette futbolda da.. İspanyollar 13 yıl aradan sonra
Şampiyonlar Ligi yarı finalinde yoktular. Messi ve Ronaldo 14 yıl sonra bir
yarı finali evden izlediler. B. Dortmund’dan 7 yıl sonra bir başka Alman takımı
Leipzig yine Güney Amerikalı futbolcunun olmadığı 11 ile yarı finale çıkan
taraftı. Paris Saint Germain’in sambası ve tangosu fazla geldi onlar… Üstelik
bu kez sahada, Jean Fernandez, Deschamps’dan da genç bir teknik adam vardı
Leipzig’in başında: 33 yaşındaki Julian Nagelsmann. Bayern Münih ise 8 yıl önce
finalde “genç ve geçici” bir teknik adam olan Roberto di Matteo’ya kaybetmiş,
kupayı Chelsea kazanmıştı… Bu akşam Lizbon’da tarihin en uzun futbol sezonunun
finali var. Bir tarafta son 10 yılda 3 final oynayıp bir kez kazanan Bayern
Münih ve diğer tarafta tek kupasını çeyrek asır önce kazanan ve Şampiyonlar
Ligi’nde ilk kez finale çıkacak olan Paris Saint Germain… Luis Fernandez
nerede derseniz, o da Fransa’da finali yorumlayacak…
Monchi Kupası
Sevilla ezeli rakibi Real Betis ile
birlikte La Liga’nın en ateşli tribünlere sahip kulübü ama Endülüs
temsilcisinin İspanya Ligi tarihindeki tek şampiyonluğunun üzerinden 74 yıl
geçti. Kazandıkları 4 Kral Kupası’nın ikisi ise tarihlerinin değiştiği son 15
yılda çünkü 2005 öncesinde Avrupa’da bir tek kupası olmayan Sevilla’nın bugün
müzesinde 6 UEFA Kupası/Avrupa Ligi Kupası var. Üstelik de oynadığı 6 finali de
kazanarak.. Önceki gün bu kupayı 5 kez kazanan Inter’i dize getiren İspanyol
temsilcisinin başarısında bir numaralı aktör elbette ki sportif direktör Monchi…
Şimdi 20 yıl öncesine dönelim.
1999-2000 sezonunda Real Madrid,
Şampiyonlar Ligi’ni, Galatasaray, UEFA Kupası’nı kazanırken Sevilla, ezeli
rakibi Real Betis ve Atletico Madrid ile bir alt lige düşmüştü. Yönetim futbol
aklı olarak Monchi’yi seçti. 2003’te tarihinin en büyük harcamasını yapan ve
transfere 20 milyon Euro yatıran Sevilla ilk UEFA Kupası’nı kazanmak için
sadece iki yıl bekledi. Ertesi yıl podyumda yine Juande Ramos ve öğrencileri
vardı. Dani Alves, Sergio Ramos, Negredo, Jose Antonio Reyes, Monchi’nin
parlatıp sattığı yıldızlar oldu o dönemde. İspanyol sportif direktör transfer
sihirbazıydı, lokal scout’larla çalışıyor, geniş ekibi her sezon 250 yeni
futbolcu hakkında rapor hazırlıyordu. 2014’te tekrar sahneye çıktılar, kalede
sonraları Göztepe’ye gelecek olan Beto, Barça’ya giden Rakitic ve usta santrfor
Bacca.. Benfica’yı devirip 3. Kupyı kazandılar. 2015’te Varşova’da finalde
sürpriz bir takım vardı. Dnipro da Sevilla’nın serisini bozamadı. Yine İspanyol
bir teknik adam vardı başlarında: Unai Emery… Arka arkaya 3. Avrupa Ligi
Kupası’nı 2016’da Liverpool’u devirerek aldılar.
Kendini İspanya dışında ispatlamak isteyen Monchi’nin macerası Roma’da hüsranla sona erdi ama onun döneminde Cengiz Ünder, Roma’ya gitti. Sezon başında Monchi döndüğünde Sevilla’dan sıfırdan kadro yapmak için kolları sıvadı. 17 yeni futbolcu aldı Monchi. Transfere 170 milyon Euro harcadı ama bir taraftan da satışlardan 130 milyonu kasaya koydu. Takımın başına da İspanyol Milli Takımı’ndan Real Madrid ile anlaştığı için kovulan ardından da Real’de bozguna uğrayan, hiç kupası olmayan teknik adam Lopetegui’yi getirdi. Defansta Kounde, orta sahada G.Saray’dan gelen Fernando, veda sezonunda harika oynayan Banega, zorlu maçlarını kilidini açan ve finalde de iki gol atan Luuk de Jong, Marsilya’da kaybettiği bu kupayı Sevilla ile kazanan Lucas Ocampos, Milan’dan kiralanan Suso ve ve… Sevilla 6’da 6 yaptı. Kahraman elbette ki Monchi.
16 Ağustos 2020
Maestro'nun Dönüşü
Beş yıl önce Berlin Olimpiyat Stadı’nda santra noktasına doğru yürürken o zeminde kazandığı Dünya Kupası’nı hatırladı. O tarihi zaferden bir yıl önce 26 yaşında futbolu bırakmaya karar verdiğini yıllar sonra otobiyografisinde anlatacaktı. İstanbul’daki Şampiyonlar Ligi finali penaltı atışlarına kalmış, 3-0 geriye düştüğü maçı 3-3’e getiren Liverpool, onun da kaçırdığı penaltı sayesinde kupayı müzesine götürmüştü. Elbette bırakmadı futbolu, bıraktırmazlardı da çünkü İtalyan futbolunun gözbebeğiydi Andrea Pirlo… İstanbul kabusundan bir İstanbullu’nun, Cüneyt Çakır’ın düdüğüyle uyandı, Juventus forması giyiyordu ve Şampiyonlar Ligi finalinde karşılarında Barcelona vardı. Barcelona çok dik yokuş bir yoldan gelmişti finale, önce Manchester City ardından PSG ve Bayern Münih, daha ne olsun… Juventus da az değildi, finalde beklenen El Clasico ihtimalini ortadan kaldırmış Real Madrid’i devirmişti yarı finalde… O akşam Berlin’de Pirlo kaybetti ve bu kez gerçekten de futbolu bıraktı. 36 yaşına gelmişti ve dönüp arkasına baktığında Milan’dan ayrıldığı gün geldi aklına… Milan, İbrahimovic’li kadrosuyla ezeli rakibi Inter’in önünü kesmiş, şampiyon olmuş ve hocası Allegri, 30 yaşın üstündeki futbolculara sadece bir yıl kontrat verilmesini istemişti. Bu, Pirlo gitsin demekti, gitti de… Juventus’ta göreve gelen Conte’nin maestrosuydu, şampiyonluklar arka arkaya geliyordu ama Pirlo, Allegri ile bir kez daha çalışacaktı. O akşam sahada üzelen Pirlo, kulübede kaybeden teknik adam Allegri idi..
Pirlo, New York’un yolunu tutarken iki yıl sonra Juventus yine Şampiyonlar Ligi finalindeydi, bu kez rakip İspanya’nın diğer büyüğü Real Madrid… Pirlo’nun arkasında oynayan isimler o akşam Cardiff’de yine sahadaydı. Kalede Buffon, defans üçlüsü Chiellini-Bonucci-Barzagli. Barcelona’dan “şampiyon” Dani Alves’i, Napoli’de 36 gol atan Higuain’i almışladı. O finalde Higuain, eski takım arkadaşı Ronaldo’nun Juventus’u paramparça etmesine engel olamadı. Real Madrid 4 golle İtalyanları ezerken, Juventus’un patronu Agnelli’nin en büyük kupa hayali bir kez daha ertelenmişti..
Andrea Pirlo hedonisti,
futbolu keyif aldığı sürece oynamıştı, onun çocukluk hikayesinde, yoksul
ailenin futbolcu olup anne-babasına refaha kavuşturan, ev alan satırları yoktu.
Pirlo’nun futboldan en çok para kazandığı dönemde babası ve kardeşinin
yönettiği çelik fabrikası iflas etmiş, ikili sıfırı tüketmişti. 38 yaşında New
York’tan döndüğünde Pirlo’nun futbolun içinde kalacağının garantisi yoktu.
Sahadaki futbol zekası kadar parlak emlak yatırımları, şarap bağları… Andrea
bir moda ikonuydu ve emekliliğin tadını çıkartıyordu. Roberto Baggio gibi
kramponlarını astıktan sonra bir daha hiç dönmeyebilirdi futbol sahnesine…
Juventus yönetimi ligde her
yıl şampiyon olan takımın kaybettiği iki Şampiyonlar Ligi finalinin ardından bu
kupayı kazanabilmesi için o kupayı 5 kez kazanan adamı transfer ettiler.
Cristiano Ronaldo da kupayı getiremezse, son 10 yıldaki futbol projesi
çökecekti. Portekizli, Cardiff’deki finalin ardından bir sezon sonra yine
Juventus’un kabusu olmuş ve Allegri’nin çalıştırdığı takım çeyrek finalde Real
Madrid’e elenmişti. Ronaldo ile de olmadı… İki yıl önce bir gençlik fırtınasının
ikinci kurbanı oldular… Ajax önce Real Madrid ardından Juventus’u süpürdü
sahadan… Patron Agnelli ve Nedved-Paratici ikilisi sezon başında son kartlarını
oynadılar. Takım 8 yıldır arka arkaya şampiyon oluyordu ve takımın başına ligde
hiç şampiyonluğu olmayan Sarri’yi getirdiler… Koronavirüs İtalya’nın kuzeyini
vurduğunda Avrupa, Juventus’u değil Atalanta’yı konuşuyordu. Henüz pandemi ilan
edilmediği günlerde San Siro’da 50 bin taraftar önünde Valencia’yı yıkan
sezonun flaş ekibi adını çeyrek finale yazdırmıştı. Juventus’un ise derdi
büyüktü, kötü sezon geçiren Fransız ekibi O.Lyon’a ilk maçı 1-o kaybetmişler ve
futbol tatile girmişti… Haziran’da oyuna geri döndüklerinde 45 günde oynamaları
gereken 12 lig maçı vardı, düşe kalka da şampiyon bitirdiler ve korktukları
başlarına geldi. Ronaldo’lu kadro, O.Lyon’a elenip Ronaldo’nun memleketindeki
final 8 turnuvasını evinden izlemek zorunda kaldı… O günlerde Juventus’un 23
yaş altı takımının başına getirilen Andrea Pirlo için futbolda ikinci perde başlamıştı…
Zor kararı çok kolay aldı Juventus yönetimi.. Kaybedilen turun ardından 24 saat
bile beklemediler… 18 saat sonra Sarri’nin görevine son verdiler. Onlara yeni
bir teknik direktör lazımdı. Real Madrid ile kupayı 3 kez kazanan eski
yıldızları Zidane, son 10 yılın en parlak adamların Poccethino ve hatta
Inter’den kopup gelmesi beklenen eski hocaları Conte… İtalyan medyasını ters
köşeye yatıran kararı verdiklerinde Juventus’un yeni teknik direktörü Andrea
Pirlo’ydu… 2015’de bir Berlin akşamında Şampiyonlar Ligi müziğini beraber
dinlediği Tevez, Evra, Marchisio, Lichtsteiner, Barzagli futbolu bıraktı.
Vidal, Barça’da, Morata, Atletico Madrid’de, Pogba, Manchester United’da… Pirlo
şimdi yola Bonucci ve Chiellini ile devam edecek… Ronaldo’lu ya da Ronaldo’suz
bir yol ama yokuş ama taşlı…
Barcelona?
Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek finalin tek maç üzerinden tarafsız sahada 15 Ağustos’ta oynanmaması mı garip yoksa Bayern Münih’in Barcelona’ya 8 gol atması mı? Tercih sizin ama daha az garip olan tabeladaki skor olduğunu düşünüyorum. Bayern Münih devler arasında en iyi yönetilen kulüpken Barcelona, transfer fiyaskoları ve Luis Enrique sonrası teknik adam tercihleriyle basiretsiz yönetiminin kurbanı bir dev. Önceki akşam Barça’nın kaleye attığı şuttan daha fazla gol atan Bayern Münih’in hocası Hans-Dieter Flick, Alman milli takımında Low’ın uzun yıllar yardımcısıyken, Barça’nın hocası Setien ile büyük deneyimini 60 yaşında Barça’da yaşamış ve La Liga deneyimi sadece 5 yıl olan bir teknik adam…
Şampiyonlar Ligi tarihinde ilk yarıda sadece Chelsea’den 3 gol yiyen Barça’ya her iki yarıda dört gol yağdıran Bayern Münih, Robben-Ribery yılları sonrasında mükemmele ulaşan kadrosu, hatlar arasını 20 metreden fazla açmayan oyun yapısı, uçan bekleri Davies, Kimmich, süper santrforu Lewandowski ve arkasında hiçbir şeyi 10’luk değil ama her şeyi 8.5’luk yapan Müller’iyle futbolda bir devri kapadı…
Alman Milli Takımı, çok yetenekli İspanyolların kupa üçlemesine kurban gitmiş ve 2014 Dünya Kupası’nda o İspanya çökerken, Brezilya’ya 7 atıp ardından finalde Arjantin’i devirip şampiyon olmuştu. O turnuvada başarısız olsalar Löw bavulunu toplardı. Dün Neuer, Boateng ve Müller’in karşısında bu kez kulüp düzeyindeki bir maçta o finaldeki Messi vardı. Hocaları da işte Löw’un yardımcısı… Almanların bu zaferi kurumsal yönetimin, eski futbolcuların eşsiz tecrübelerinin, bir futbol kültürünün zaferidir. Barcelona ise uzun yıllardır perde arkasında Messi’nin futbolcu ve teknik adam tercihlerine hayır diyemeyen ve her buhranda “Giderim” kartını oynayan Arjantinli’ye hayır diyemeyen yönetimlerinin kurbanı oldu.
Son 15 yılda Şampiyonlar Ligi’nin zirvesini domine eden, 3 takımla yarı finallere gelen İspanyollar 13 yıl sonra bu kupanın yarı finaline yoklar. Almanlar ise 3 teknik adamla geldikleri yarı finalde bir ilki başardılar. Hepsinden daha önemlisi Messi ve/veya Ronaldo 14 yıl sonra Şampiyonlar Ligi yarı finalini televizyondan izleyecekler. Barcelona da bir zamanlar orkestraydı ama uzun zamandır Messi ve saz arkadaşlarına dönmüşlerdi. O zaman Messi’yi sahneden alalım Bayern Münih Flarmoni’nin konseri var gelecek programda…
14 Ağustos 2020
9 Ağustos 2020
Yeni Posterler Hayallerimizin Fotoğrafıdır
Futbol tarihimizin
yakın geçmişinde şampiyonu belirleyen bir gol, bazen de kaçan bir pozisyon
oldu. Atamayana, attılar ya da çok atan arkasına bakmadı. 13 yıl öncesine
dönelim. Fenerbahçe tarihinin en iyi kadrolarından biri dağılırken, Appiah,
Tuncay, Anelka ve Rüştü başka formalar giymek üzere kulüpten ayrılırken,
Kalamış’taki kulüp binasına tarihin en iyi sol beki gelmişti: Roberto Carlos…
Diğer kanatta oynayacak isim ise Gençlerbirliği’nden 1.4 milyon Euro’ya alınan
Gökhan Gönül’dü… 4 yıl sonra bonservisi elinde olan Selçuk İnan, tercihini
Galatasaray’dan yana kullandı ve yakın geçmişteki ikinci kırılma yaşandı.
Fenerbahçe önce kadroyu koruyamamış sonra da oyunu orta sahalar kazanır
yıllarında Türk Pirlo’su Selçuk’u kadrosuna katamamıştı.
2013-2014
sezonunda Ersun Yanal, Fenerbahçe’yi Nisan ayında şampiyon yaparken, ön
liberoda oynayan Mehmet Topal iki stoperin arasına giriyor, dörtlü defans
oynayan takım, hücuma çıktığında iki beki Gökhan Gönül ve Caner Erkin ile
3-5-2’ye dönüyor ve uçuyordu… Inter’in Zanetti’si varsa Fenerbahçe’nin de
Gökhan Gönül’ü olabilirdi. Olmadı… Dünyanın herhangi bir yerinde ezeli rakibine
iki milli bekini kaptıran takım varsa da ben bilmiyorum. Gökhan ve kısa Inter
macerasından sonra Caner, şehir değil ama kıta değiştirdiler.
Fenerbahçe’nin
9 puan farkla şampiyon olduğu 2013-2014 sezonunda küme düşen takımlardan biri
Elazığspor’du. O gün kulübede üzelen iki isimden biri yıl sonra ligde
Başakşehir’i şampiyon yapacak olan Okan Buruk, yardımcısı ise dört gün önce
Fenerbahçe’nin yeni teknik direktörü olan Erol Bulut’tu… 13 yıl önce dağıtılan
kadro sonrasında çıkan fırtınayı dindirmek üzere Newcastle United’dan transfer
edilen Emre Belözoğlu ise Fenerbahçe’nin yeni sezondaki futbol direktörü…
Dağıtmak
kolay, toplamak zordur… İspanyol Milli Takımı’na 44 yıl sonra bir büyük kupa
kazandıran ve üçlemenin ilk halkasını kazanan Luis Aragones’i, La Liga’nın gol
kralı Güiza’yı da, son 20 yılın en büyük ama aynı zamanda en problemli
forvetlerinden biri olan Anelka’yı da, tarihin en iyi sol beki Roberto Carlos’u
Fenerbahçe’ye kazandıran Aziz Yıldırım’dı… Kuran da yıkan da kendisi oldu…
Tarihi “Eğer
öyle olmasaydı” diye yazmak, senaryolaştırmak pek revaçta… Tarihçi Emrah Safa
Gürkan’ın “Bunu Herkes Bilir” kitabı ya da 2. Dünya Savaşı’na Almanya
kazansaydı fikrinden yola çıkan dizisi gibi.. (The Man on the High Castle)
Futbol tarihi kaçan goller kadar elde tutulamayan yıldızların, arka kapıdan
firar eden gençlerin üzerinden de yazılabilir, okunabilir ama elbette
değiştirilemez. Fenerbahçe’nin yakın tarihini de belki de böyle okumak lazım.
13 yıl önce o sağlam kadro bozulmayıp, doğru takviyeler yapılsaydı,
Galatasaray-Beşiktaş-Bursaspor serisiyle devam eden şampiyonluklardan bir ya da
fazlasını kazanabilir miydi Aziz Yıldırım… Ya Selçuk İnan, Fenerbahçe forması
giyseydi? Ya da Gökhan Gönül ve Caner kesintisiz Fenerbahçe forması giyse,
Şenol Güneş, Beşiktaş’a iki şampiyonluk kazandırır mıydı? Oyun elbette 2-3
adamın üzerinden okunmaz ama yine de “Ya eğer” diye düşünmekte fayda var… Geçen
hafta bu köşede “Kaybedecek bir futbol aklınız var mı?” diye sormuş ve 10 yıl
önce dibe vuran Juventus’un Nedved ve sportif direktör Paratici’nın akıllarını
koydukları 9 seri şampiyonluğun öyküsünü anlatmıştım… O futbol aklını önce bir
İtalyan sportif direktörde (Giuliano Terraneo) arayan Fenerbahçe, Türk futbol
tarihinin en iyi orta sahalarından biri Emre Belözoğlu ile 4 yıl ayrılık
yaşadı. 2015-2019 yılları arasında Fenerbahçeli Emre’nin Başakşehir’de ne işi
vardı? Bir başka sportif direktör bu kez bir Fransız, Comelli gereğinden fazla
süslediği CV’siyle geldiği Kadıköy’den ardından bir transfer enkazı ve yüklü
bir borç bırakarak ayrıldı…
Evinin
işyerinin duvarına tuttuğun takımın posterini asan kaç kişi kaldı ki? Bir takım
posterinin ömrü eğer takım şampiyon olmamışsa bir yıldır. Ertesi sezon yeni
futbolcular ve yeni poster.. O posterlerde teknik adamlar ve sportif
direktörler değişmiyorsa dönüp zaten kim şampiyon olmuş diye bakmanıza gerek
yoktur… “Olaylar sağbekin lahana dolması yemesiyle başladı” diyen büyük usta
İslam Çupi elbette haklıdır ama bence “Yak bütün fotoğrafları, Ona ait bütün
eşyaları” diyen Tarkan da haklı çünkü Fenerbahçe’de Aziz Yıldırım dönemini
anlatıyor…
Yeni posterde Gökhan da olacak Caner de ve sportif direktör
Emre Belözoğlu da… 2016-2019 arasında neden yoktular diye sormak için çok geç.
Şimdi Kavafis’in “Yeni ülkeler bulamayacaksın, bulamayacaksın yeni
denizler.Hep peşinde, izleyecek durmadan seni kent. Dolaşacaksın aynı
sokaklarda” dizeleri karşılar mı bu adamların kürkçü dükkanına dönme
hikayelerini… Şehir mi değiştirdiler ki diye sorarsanız evet değiştirmediler.
Çok daha fazlasını yaptılar… Bir kıtadan ötekine gittiler…














































