28 Aralık 2014

2014'ün Z Raporu


Şampiyonlar Ligi finalini Madrid derbisine çeviren İspanyolların, Dünya Kupası'nda gruptan bile çıkamadığı bir yılı geride bıraktık. Almanların, Brezilya'ya yedi gol attığı maçı izlerken rüyamızda görsek inanmayız dedik. James Rodriguez'i Hames diye aklımıza kazıdık. Almanya'da Bayern Münih, Türkiye'de Fenerbahçe şampiyonluğun ilanı için mayıs ayını beklemezken, İspanya'da Atletico Madrid, 18 yıl sonra lig maratonunu final gibi son haftada Barcelona deplasmanında önde göğüsledi. Ligimiz Demba Ba gibi harika bir golcüyle tanıştı, İtalyan teknik adamların Türkiye'de iş yapmadığını Galatasaray iki tercihiyle bize öğretti. Mesut Özil sahneden düşerken Hakan Çalhanoğlu'nun frikiklerini sever olduk, Ozan Tufan gibi genç bir oyuncunun basamakları birer birer çıkışına şahitlik ettik. Dünya sahnesinin assolistleri yine Messi ile Ronaldo idi ama Aguero ve Diego Costa'nın üvertürden solistliğe yükselişine şahit olduk.
Bir de sahneyi bırakıp gidenler oldu her yıl olduğu gibi. 2014, muhteşem kariyerlerine ekranlardan şahit olduğumuz birçok yıldızı aldı götürdü bizden. 2015'in getirdiği genç yıldızları yılın ilk haftasına bırakalım ve gidenlere bir el sallayalım müsadenizle. 

Juan Sebastian Veron: 

Arjantin futbol tarihinin en iyi maestrolarından biriydi Veron. Sampdoria, Parma ve Lazio formalarıyla İtalya'yı fethettikten sonra gittiği Manchester United'da kulüp tarihinin en kötü transferleri listesine yazdırdı adını. Olmadı mı olmuyor, Chelsea'de de denedi ve en iyi bildiği lige, Serie A'ya döndü, Inter'de iki sezonun ardından bu kez kürkçü dükkanına, yetiştiği Estudiantes'e döndü. Babası Juan Ramon Veron, Copa Libertadores'i 68-69 ve 70 yıllarında kazanmıştı. Oğlu da 39 yıl sonra aynı kupayı kaldırdı. 39 yaşında sahneden inen Veron, toplamda bonservisine en çok para ödenen beş yıldızdan biri olmayı başardı. 

Carles Puyol: 

Barcelona'da ilk maçında sahaya adım attığında oyundan çıkan isim, yıllar sonra Beşiktaş forması giyecek olan Simao idi. Kariyerinin ilk günlerini de sonunu da hep sakatlıklar belirledi bu aslan yürekli adamın. Futbola kaleci olarak başlamıştı, sakatlanınca forvet oldu ve Barcelona altyapısı La Masia'da onu bek ve stoper olarak yetiştirdiler. Barcelona için geç bir yaşta, 21 yaşında ilk maçına çıktı ve bir daha formayı bırakmadı. Tekmeye kafa uzatan adam arıyorsanuz o Puyol'du. 2006'da takımla birlikte La Coruna deplasmanına gittiği uçaktan indiğinde "Baban öldü" dediler. Barselona'nın 200 km uzağında doğduğu kasabada bir iş makinesinde hayatını kazanırken kaza geçiren baba, oğlunun kazandığı milyon euro'lara rağmen kendi ayakları üzerinde durmaya çalışıyordu. Roma'da imparator kabul edilen Francesco Totti'nin eşinin annesinin Roma'da bir trafik polisi olarak hayatını sürdürdüğü gibi! Barcelona, yaşadığı tüm sakatlıklara rağmen ondan vazgeçmedi, yeri geldi stoper transferi yapmayıp zora düştü ama bir kaptandan fazlası olan Puyol, artık takıma zarar verdiğini düşünüp geçen sezonun sonunda kramponlarını astı. Sabah kazandıklarını saymaya başlasa akşam olmadan bitiremeyeceği yılları geride bırakarak. 

Eric Abidal: 

2000'lerin ortasında yakışıklı Lyon kadrosunun sivrilen isimlerindedi. Barcelona'nın sol bekini teslim aldı ama 2009'da Guardiola ile tüm kupaları kazanan kadroda kart cezaları yüzünden ne Şampiyonlar Ligi finaline ne de Kral Kupası finaline çıkabildi. Takıma geldikten sonra dört yıl sonra ilk golünü attığında, her yıl 50 gol atan Messi, en çok o gole sevindi. Karaciğerindeki tümör onun için tecrübesiz bir sağ açığı durdurmak kadar kolaydı. Büyük bir savaş verdi ve futbola geri döndü. Monaco'da bir sezonun ardından futbolu bırakan Abidal artık Barcelona altyapısında çalışacak. 

Ryan Giggs : 

Babası Danny Wilson annesini ve onu terk etmese belki de futbolcu olamayacaktı. Rugby oyuncusu babasının soyadından vazgeçip annesinin soyadını aldı. Alex Ferguson kendisine rapor edilen bu genç yeteneği kız istemeye gider gibi evine kadar gidip annesinden transfer için imza aldı ve futbol dünyası tarihin en iyi sol ayaklarından biriyle tanıştı. Premier Lig'in kuruluşundan itibaren her sezonda forma giydi, her sezon gol attı, kulüpte dört farklı jenerasyonla sahaya çıktı ve en sonunda futbolcu-menajer olup kendi kendini oyuna soktu. O şimdi 41 yaşında ve Louis Van Gaal'ın Manhester United'da sağ kolu. 

Faryd Mondragon: 

Galatasaray, 2001 yılında onu transfer ettiğinde Fransa'da sezonun en iyi kalecisiydi. Metz forması giyerken yaşadığı pasaport problemi yüzünden Türkiye'nin yolunu tuttu. Taffarel'den sonra Mondragon, yerli kaleci yetiştiremeyen Galatasaray'a ilaç oldu. Anfield Road'da Liverpool karşısında performansı unutulmazdır. Fenerbahçe derbilerinde hep çaresiz kaldı ama altı yıl kaldığı Galatasaray'dan gittiğinde akıllara Brad Friedel (Galatasaray'da bir sezon kalan ve sıradan kaleci diye yollanan, İngiltere Ligi'nde 18 yıl aralıksız oynayan ABD'li file bekçisi) geldi. 36 yaşındaki Mondragon yaşlı diye gözden çıkarılmıştı ama 43 yaşına kadar forma giydi ve haziran ayında Dünya Kupası'nda Kolombiya kadrosundaydı.
22 yıllık kariyerinin 20 yılını Inter'de geçiren Javier Zanetti'nin vedasını Mayıs ayında bu sayfalarda okumuştunuz (http://tinyurl.com/py4h4or).Geçen hafta da Thierry Henry'nin ardından el sallamıştık. (http://tinyurl.com/k6t66md) Son selamı kariyerine son noktayı koyan Alex de Souza'ya ve onun vatandaşı bir futbolcuya vereyim. Şampiyonlar Ligi'ne gidebilmek için mutlak kazanmaları gereken maçta Valencia'ya iki golü ceza sahası dışından atıp, galibiyeti getiren üçüncü golü röveşata ile yine ceza sahası dışından atan Barcelona'nın bir ayağı aksak, bugün 42 yaşında olan Brezilyalı yıldızını hatırlıyor musunuz? Yıllar çabuk geçiyor. Rivaldo'ya ve sizlere mutlu yıllar...  (SABAH Pazar)

21 Aralık 2014

Yetenekli Bay Henry

Sahadaki duruşu ve gol sevinçlerinden kibir taşardı izlediğim ekranda ya da ben öyle sanırdım. Biliyorsunuz önyargı kötü şey. Onunla geçen yıl Barselona'da bir araya geldik, her büyük yıldız gibi kaçırmaması gereken bir uçağı vardı ve New York'a dönecekti. Vaktimiz dardı, üstelik ona 14 yıl önce kaybettiği bir final hakkında sorular soracaktım. "Tanısan seversin" derler ya işte öyle bir adammış Thierry Henry. İngiltere Premier Lig'in 2000'li yıllarını anlatan bir kitabın kapağında ondan başkası olamazdı ya da bütün belgeseller onun Manchester United'a attığı o efsane golle bitmeliydi demek başka; "Ben eski kafalı adamım. İnternete uzağım. Sohbet ettiğimde konuştuğum insanın gözüne bakmalıyım, onu da o şekilde dinlemeliyim. Şimdi seninle yaptığımız gibi" diyen adamla konuşmak başka... 

Paris'in varoşlarında doğduğunu, babasının Antiller kökenli olduğunu, Fransız yemeklerinden 

hoşlanmadığını, Kevin Spacey'i çok sevdiğini ve onun kült film Olağan Şüpheliler'i defalarca izlediğini, milli takımdan arkadaşları Anelka ve Ribery, Müslamanlığı seçerken, kendisi hakkında da çıkan haberlere önce sessiz kaldığını ama sonra bir gün "İslamiyet'in kalbimde çok ayrı bir yeri var" dediğini, rap müzik sevdiğini ve kalabalıklarla arasına koyduğu kalkanın sadece bir kulaklık olduğunu, futbol kariyeri boyunca çok sevdiği NBA maçlarını izleyebilmek için uykusuz kaldığını biliyordum. Fransa Milli Takımı'nın en fazla gol atan forvetine Zinedine Zidane'ın tek bir asist bile yapamadığını hatırlattığımda kahkaha attı, "kader" dedi. Kaderin ne olduğunu iyi biliyordu. Çünkü kariyerini yeteneği kadar kaderi de belirlemişti ve profesyonel futbol dünyasında ne kadar iyi olursanız olun kaderinizi kendinizin çizemediğini bildiğiniz gibi.

Zidane için "Futbolun Bolşoy balesine cevabıdır" derler. Henry'nin de ondan aşağı kalır yanı yoktu futbol sahasında. Onun golcülüğünü en çok zerafet kelimesi açıklar galiba. İri yarı İngiliz defans oyuncularının yanından bazen de içinden geçen zarif bir kuğu gibiydi. 'Henry plasesi' diye bir şey var hayatta, uzak direğe ayak içiyle giden. 20 yıllık kariyerinde 917 maça çıkmış, 411 gol atmış, 51 golle Fransız Milli Takımı'nın en golcü ismi olan, 175 golle Premier Lig tarihinin en golcü yabancısı unvanına sahip, 228 kez gol sevinci yaşattığı Arsenal'ın Emirates Stadı'nın önüne bronz heykelini diktiği bu adamın, kendi ülkesinden çıkmış Altın Top ödülünü, 10 yıl boyunca aday listeye girmiş olmasına rağmen bir kez olsun alamamış olması elbette ki kader değil, haksızlık... Fransa Milli Takımı'nın 2010 Dünya Kupası'na götüren maçta İrlanda'ya Gallas'ın attığı gole karışan el ise Henry'nin mi yoksa Michel Platini'nin mi, işte o da büyük bir muamma.... 

13 yaşında Monaco'ya gelen ve 1994'de 17 yaşında Nice karşısında ilk maçına çıkan Henry, iki yıl sonra Real Madrid'de Guti ve Raul ile birlikte forma giyebilirdi. Transfere aracılık eden menajerin FIFA'ya kayıtlı olmaması onun Fransa'da kalmasını sağladı. Gitse belki genç yaşta o kadronun içinde kaybolup gidecek, 1998 Dünya Kupası'nda olmayacaktı. O finallerde altı maçta oynayıp 3 gol atan, Fransa'nın 3-0 kazandığı finali ise yedek kulübesinden izleyen Henry, Fransızların futbol fabrikası Clairefontaine'den dönem arkadaşı Trezeguet ile birlikte oynamak için 99'un ocak ayında Juventus'un teklifini kabul etti. Kariyerinin en büyük hatası buydu. Ancelotti yarım sezonda onu kanata hapsetti ve kulübün menajeri Moggi'nin ağır hakaretleri Henry'yi çileden çıkardı. Sezon sonunda Paris'e giden uçakta ona rastlamasa kimbilir ne olurdu? Arsene Wenger uçaktaydı ve Arsenal'de oynama fikrine o gün evet dedi. 

İlk sezonunda Kopenhag'da kaybettileri UEFA Kupası'nı sordum Henry'ye. "Kazandıklarım kadar kaybettiklerim de benim için çok önemli. Galatasaraylılar Taffarel'in çok zor bir pozisyonu kurtardığını düşünmüştür hâlâ da öyle düşünüyordur ama bana göre Taffarel için çok kolay bir toptu. O pozisyonda benim vuruş açım yoktu, zor olan benim içindi ama emin olun Taffarel çok daha zor pozisyonları kurtarmıştır kariyerinde. Kopenhag'da asıl iyi olan Hagi idi. Çok büyük oynadı. O gün bütün Galatasaray takımı bizden iyi oynadı ve kupayı hakettiler" dedi. 


Goller, goller, goller... Bir sezonda (2002-2003) 20 asist yapabilen bir golcüydü Henry. Asistlerine de attığı goller kadar sevinen... Arsenal'in namağlup şampiyonluğunda aslan payı olan adam. 2005 yazında Frank Rijkaard onu Barcelona'ya istedi. Bir yıl önce isteyip alamadığı Harry Kewell, Liverpool ile o sezon İstanbul'da Şampiyonlar Ligi'ni kazanırken, Arsenal'in bırakmadığı Henry, doğduğu şehir Paris'teki 2006 finalinde Rijkaard'ın karşısına çıktı. Kazanan Barcelona oldu ve bir yıl sonra Henry "Bir gün Arsenal'i bırakırsam Barcelona'da oynayacağım" sözünü tutup La Liga defterini açtı. 


Messi, Eto'o ve Ronaldinho'nun yanında sinek ası oldu ilk sezonunda Fransız forvet, gol sayısı düşmüş ve doğrusu geldiğine pişmandı. Eto'o ve Ronaldinho, Barcelona'da Rijkaard'ı koltuğundan ettiler, o Rijkaard, Barcelona'ya alamadığı Harry Kewell ile Galatasaray'da buluştu. Henry de Guardiola ile 2009 yılında kazanılabilecek tüm kupaları kazandı Barcelona'da. Sonra dört yıl New York Red Bulls macerası ve yolun sonunda yine Arsenal'e mi dönecek, Çin'e mi gidecek, Monaco'da bir sezon oynayıp mı bırakacak derken Henry kramponlarını astığını ilan etti. İngiliz yayıncı kuruluş, oynadığı yıllarda Premier Lig'in posteri olan adamı elbette kaçırmadı. 5 milyon euro yıllık ücret karşılığında Sky'ın yorumcusu oldu şimdi Henry. 

Gün gelir illa ki bir Türk takımını da yorumlar ama bir yıl önce daha topun peşinde koşturduğu günlerde kendisine sorduğumda "Futbolcuların üzerindeki baskı her yerde var. Sizde bir şeyin ortası yok. Ya sevinç ya üzüntü. Hep uç noktalarda yaşıyorsunuz" demişti Henry... Ne dersiniz Henry'den iyi yorumcu olur, öyle değil mi? 

20 Aralık 2014

Hafta Sonu Naklen Yayınlar



20 Aralık Cumartesi

13:30 Gençlerbirliği - Torku Konyaspor @LigTV2
13:30 Sivasspor - İstanbul Başakşehir @LigTV
14:00 Gaziantep BBSK - Altınordu @TRT Spor Web
16:00 Eskişehirspor - Karabükspor @LigTV
16:00 Antalyaspor - Kayserispor @TRT Spor
16:30 Schalke 04 - Hamburg @TRT HD
17:00 Barcelona - Cordoba @NTVSpor Smart HD
17:00 Aston Villa - Manchester United @LigTV3
18:00 Paris SG - Montpellier @Tivibu
18:30 Cruz Azul - Auckland City @TRT Spor
19:00 Galatasaray - Mersin İdmanyurdu @LigTV
19:00 Sassuolo - Cesena @Tivibu
19:00 Levante - Real Sociedad @NTVSpor Smart HD
19:30 Wolfsburg - Köln @TRT Haber
20:45 PSV Eindhoven - Go Ahead Eagles @Tivibu
21:00 Metz - Monaco @A Haber
21:00 Eibar - Valencia @NTVSpor Smart HD
21:30 Real Madrid - San Lorenzo @TRT Spor
21:45 Roma - Milan @Tivibu
23:00 Rayo Vallecano - Espanyol @NTVSpor Smart HD

21 Aralık Pazar

13:00 Villarreal - Deportivo La Coruna @NTVSpor Smart HD
13:30 Bursaspor - Trabzonspor @BSTV / U21 Süper Ligi
13:30 Balıkesirspor - Kasımpaşa @LigTV
13:30 Verona - Chievo @Tivibu
15:00 Marseille - Lille @Tivibu
15:30 Excelsior - Ajax @Tivibu
15:30 Newcastle United - Sunderland @LigTV3
16:00 Bursaspor - Trabzonspor @LigTV
16:00 Fiorentina - Empoli @A Spor
16:00 Sampdoria - Udinese @Tivibu
16:30 Hertha Berlin - Hoffenheim @TRT Spor
18:00 Saint-Etienne - Evian TG @Tivibu
18:00 Granada - Getafe @NTVSpor Smart HD
18:00 Liverpool - Arsenal @LigTV3
18:30 Samsunspor - Adana Demirspor @TRT Spor
18:30 Freiburg - Hannover 96 @TRT Haber
19:00 Beşiktaş - Akhisar Belediyespor @LigTV
19:00 Benfica - Gil Vicente @Tivibu
20:00 Elche - Malaga @NTVSpor Smart HD
21:45 Inter - Lazio @Tivibu
22:00 Bordeaux - Lyon @Tivibu
22:00 Athletic Bilbao - Atletico Madrid @NTVSpor Smart HD

22 Aralık Pazartesi
19:00 Çaykur Rizespor - Gaziantepspor @LigTV
22:00 Stoke City - Chelsea @LigTV3

17 Aralık 2014

3 Kardeş
3 Hayalperest
3 Bant




Her Dünya Kupası, dev spor markalarının rekabetine de sahne olur. Bu yaz Brezilya'da olduğu gibi. 32 takımın katıldığı Brezilya'daki finallerde forma sponsorluğunda lider olan Nike'ın, Adidas ile amansız rekabetinde Maracana Stadı'nın çimlerine iki Adidas formalı takım çıkmıştı: Arjantin ve Almanya. Büyük favori ev sahibi Brezilya'nın vedasıyla yara alan Nike, Ronaldo'lu Portekiz de ileriye gidemeyince hayal kırıklığına uğramıştı ama son sözü Mario Götze söyledi. Adidas marka forma giyen Alman Milli Takımı, Götze'nin Nike marka kramponlarıyla Arjantin'i devirdi ve Dünya Kupası'nı müzesine götürdü. Nike ve Adidas, 5.5 milyar dolara yükselen krampon satışlarında pazarın yüzde 70'ini ellerinde tutuyor. Alman devi, futbol malzemeleriyle başladığı yolda, son 20 yılda sporun her alanına el atarken, koşu ayakkabılarıyla pazara giren ve müthiş reklam kampanyaları ve iletişim tarihine geçen unutulmaz sloganlarıyla Nike, 2000'li yılların başından beri futbolda da en güçlü oyuncu olmayı başardı. ABD'de 22 milyar dolarlık spor ayakkabı pazarında her gün yeni bir tasarımla birbirlerini alt etmeye çalışan iki dünya devi, şimdi bir davayla karşı karşıya geldi. Geçmişte de birbirlerinin yeni teknolojilerini kullandıkları için davalık olan Nike ve Adidas'ı karşı karşıya getiren ise üç efsane tasarımcı... Aslında her şey merkezi Bavyera olan ve ABD'de Portland'da bin çalışanıyla, dev pazarda ev sahibi Nike'ın karşısına dikilen Adidas'ın, New York Brooklyn'de bir tasarım stüdyosu açacağı haberleriyle başladı. Son 1.5 yılda yeni tasarım ve şirketin uzun vadeli projelerinin sızmaması için "Keep it Tight" programına 1.5 milyon dolar harcayan ve 8 bin çalışanının önüne elektronik duvarlar ören Nike, kendi tasarım stüdyolarını açmak için istifa eden üç ismin peşine düştü. 

Hırvat Denis Dekoviç, spor ayakkabı pazarında bir dahi olarak kabul ediliyordu ve Mercurial 9, Hypervenom gibi çok satan krampon modellerinin ardından radikal bir tasarım olan ve futbolcunun ayağını bir bot gibi saran Magista modeliyle, Nike'ın futbol pazarında sol şeride geçmesini sağlamıştı. 20 yıl önce Hırvatistan'a Nike'ın merkezine yolladığı spor ayakkabı tasarımı için, yönetim dışarıdan tasarım kabul etmiyoruz demiş ama genç Denis Dekoviç pes etmemişti. İstifa kararını aldığında Nike'ın futbol bölümünün global direktörüydü. Marc Dolce, üniversitede endüstriyel tasarım okuduktan sonra 1994'te spor markası Fila'da işe başlamış ve iki yıllık çalışmanın ardından 2010 yılına kadar serbest tasarımcı olarak dışarıdan spor markalarına yeni ürünler geliştirmişti. Nike, onu basketbol ayakkabılarını tasarlamak üzere 2010 yılında transfer etti. LeBron James, Kobe Bryant ve Kevin Durant'ın ayakkabılarını tasarlayan Dolce, global pazarın en iyi spor ayakkabı tasarımcılarından biri olarak kabul ediliyordu. Ekibin üçüncü adamı ise Mark Miner'dı. Kennetth Cole ve Michael Kors'a ayakkabı tasarladıktan sonra 2006 yılında Adidas'a geçti ve basketbol ayakkabılarının sorumlusu oldu. Nike onu 2008 yılında transfer etti ve kadın modellerinin sorumluluğunu verdi. AirMax gibi efsane modelleri yeniden dizayn ederek pazara sunan Mark Miner da, tasarım dünyasında büyük ustalar arasında. Dekoviç-Dolce-Miner ortalıklığında Nike, dünya pazarında Adidas'ın önünde yer alırken, geçen yaz Denis Dekoviç'in Alman şirketiyle görüştüğü ve ardından Brooklyn'de Adidas'ın açacağı tasarım stüdyosunun planları üzerinde görüş belirttiği yazılıp çizilince ortalık karıştı. Nike'dan yılda 400 bin dolar yıllık ücret alan üç tasarımcı, şirketin piyasaya sürülmemiş yeni modellerini ve gelecek yıllardaki pazar stratejilerini yanlarında götürmekle suçlandı. Dekoviç'in dizüstü bilgisayarına el kondu. Nike mahkemeye başvurdu ve üç çalışanının Adidas ile anlaştığını, e-postaları delil sunarak 10 milyon dolar tazminat istediğini açıkladı. Bir Nike çalışanı istifa ederse bir yıl boyunca Adidas'ta çalışamazdı. Dekoviç-Dolce-Miner, yeni yılın ilk ayında Adidas'ta işbaşı yapacaklar. Bunu Twitter'ından duyuran ve "Üç kardeş, üç hayalperest ve üç bant" diyerek yeni şirketinin logosuna selam çakan Dekoviç "Nike'a her şeyimizi verdik ve şimdi Adidas için çalışacağız" diyor. Son sözü ise ABD'de mahkeme söyleyecek. 

13 Aralık 2014

Hafta Sonu Naklen Yayınlar


13 Aralık Cumartesi
13:00 Beşiktaş - Fenerbahçe @BJKTV / Dostluk maçı - Altyapı
13:30 İstanbul Başakşehir - Balıkesirspor @LigTV
14:00 Osmanlıspor FK - Samsunspor @TRT 1
16:00 Akhisar Belediyespor - Gençlerbirliği @LigTV
16:00 Kayserispor - Adanaspor @TRT Spor
16:30 Hertha Berlin - Borussia Dortmund @Tivibu
16:30 Augsburg - Bayern München @TRT HD
17:00 Getafe - Barcelona @NTVSpor Smart HD
17:00 Chelsea - Hull City @LigTV3
18:00 Nantes - Bordeaux @Tivibu
18:00 ES Setif - Auckland City @TRT Spor
19:00 Kasımpaşa - Eskişehirspor @LigTV2
19:00 Torku Konyaspor - Galatasaray @LigTV
19:00 Palermo - Sassuolo @Tivibu
19:00 Valencia - Rayo Vallecano @NTVSpor Smart HD
19:30 Mainz 05 - Stuttgart @TRT Haber
19:30 Arsenal - Newcastle United @LigTV3
21:00 Montpellier - Lens @A Spor
21:00 Cordoba - Levante @NTVSpor Smart HD
21:30 Cruz Azul - West Sydney @TRT Spor
21:45 Lazio - Atalanta @Tivibu
23:00 Malaga - Celta Vigo @NTVSpor Smart HD

14 Aralık Pazar
13:00 Espanyol - Granada @NTVSpor Smart HD
13:30 Karabükspor - Bursaspor @LigTV
13:30 Giresunspor - Karşıyaka @TRT Spor Web
13:30 Boluspor - Antalyaspor @TRT Spor
13:30 Juventus - Sampdoria @Tivibu
13:30 Ajax - Utrecht @Tivibu
15:30 Standard Liege - Club Brugge @NTVSpor
15:30 PSV Eindhoven - Twente @Tivibu
15:30 Manchester United - Liverpool @LigTV2
16:00 Mersin İdmanyurdu - Kayseri Erciyesspor @LigTV
16:00 Genoa - Roma @Tivibu
16:00 Udinese - Verona @A Spor
16:30 Bayer Leverkusen - Mönchengladbach @TRT HD
17:45 Feyenoord - AZ Alkmaar @Tivibu
18:00 Guingamp - Paris SG @Tivibu
18:00 Vitoria Guimaraes - Rio Ave @A Spor
18:00 Sevilla - Eibar @NTVSpor Smart HD
18:00 Swansea City - Tottenham @LigTV2
18:30 Wolfsburg - Paderborn @TRT Haber
19:00 Gaziantepspor - Beşiktaş @LigTV
19:00 Cesena - Fiorentina @Tivibu
20:00 Atletico Madrid - Villarreal @NTVSpor Smart HD
21:45 Milan - Napoli @Tivibu
22:00 Monaco - Marseille @Tivibu
22:00 Porto - Benfica @Tivibu
22:00 Real Sociedad - Athletic Bilbao @NTVSpor Smart HD

15 Aralık Pazartesi
13:00 Şampiyonlar Ligi Kura Çekimi @Eurosport
14:00 UEFA Avrupa Ligi Kura Çekimi @Eurosport
19:00 Denizlispor - Şanlıurfaspor @TRT Spor
20:00 Trabzonspor - Çaykur Rizespor @LigTV
20:00 Empoli - Torino @Tivibu
21:45 Deportivo La Coruna - Elche @NTVSpor Smart HD
22:00 Chievo - Inter @Tivibu
22:00 Everton - Queens Park Rangers @LigTV3

7 Aralık 2014

Manzanares Nehri'ndeki Kan


Akşam yemeğini 22.00'den önce yemeyen bir ülkede futbol maçlarının da gece yarısına yakın başlamasına şaşırmamak lazım değil mi? İspanya böyle bir ülke, saat farkının değil hayat farkının saatlere yansıdığı, ne desen "Yarın yaparız" denilen, her şeyin ertelendiği bir ülke. Bu topraklarda elbette ki futbol maçları da gece yarısına yakın saatte başlar.
Haftanın en yüksek reyting getirecek maçı mutlaka cumartesi akşamları 22.00'de oynanır. 

Peki ya dünyaya açılmaya karar verdiysen? Real Madrid-Barcelona rekabeti ile global pazarda kendine fazlasıyla yer bulan İspanya La Liga, Uzakdoğu'daki İspanyol futbolu fanatikleri için geçen sezondan beri haftada bir maçı yerel saatle pazar günleri 12.30'da oynatıyor. İspanyol taraftarların "Bu saatte maç mı olur, kahvaltı etmeden stada mı gideceğiz" dediği saatte başlayan maçlarda amaç hem Uzakdoğu'nun primetime'ını yakalamak hem de çocukları annebabalarıyla gündüz maçlarına çekebilmek... 

Real Madrid ve Barcelona bu fikre sıcak bakmasa da İspanya, pazar sabahı maçlarına alıştı. İtalyanlar da pazar 15.00 maçları klasiğinden ödün verip bir maçı öğle saatlerine çektiler. Buraya kadar harika ama geçen pazar günü Madrid'de yaşananlar mutlu mesut tabloya kan sıçrayınca, İspanya acı gerçekle yüzleşti. Ülkede yüzde 25'i aşan işsizlikle paralel yükselişe geçen aşırı milliyetçilik, uyuduğu tribünlerde yeniden hortladı. İspanya herkesin birbirinden nefret ettiği ülke aslında. Katalanlar, Basklar, Endülüs bölgesinin insanları, Galiçyalılar ve merkezi Madrid olan İspanyol milliyetçileri. Otonom yapının getirdiği özerklik, bitmek bilmeyen bağımsızlık mücadeleleri ve hangi bölgenin İspanyol ekonomisini ayakta tuttuğu kavgalarının sokağa taşanı Madrid'den geçen Manzanares Nehri'nin kenarında yaşandı. 


Galiçya bölgesinin takımı Deportivo La Coruna, Atletico Madrid deplasmanına gelirken, taraftarları da peşini bırakmadı. Otobüslerle sabah saatlerinde rakibin stadı Vicente Calderon yakınlarına geldiler. La Coruna taraftar grubu Riazor Blues, İspanya'nın sol eğilimli gruplarındandı ve Madrid'de pazar sabahından itibaren aşırı sağcılardan oluşan Atletico Madrid'in Frente Atletico grubu WhatsApp'tan adam topluyordu. WhatsApp mesaj gruplarında Riazor Blues grubunun Manzanares nehri kıyısında toplandığı bilgisini alan Frente Atletico üyeleri, 'evlerini' korumak için yataklarından fırladılar. 200 kişinin karıştığı, 11 kişinin yaralandığı kavgada, 30 kişi tutuklandı. Bu kadarla kalsa yine kulağının üstüne yatacaktı İspanya ama Manzanares Nehri'ne darp edildikten sonra atılan 43 yaşındaki Romero Taboada'nın donmak üzere olan bedeni üç saat sonra hastanede iflas edince ülke karıştı.


Atletico Madrid, Arda'nın da gol attığı maçı 2-0 kazandı ama skor kimin umurundaydı ki! Aynı akşam ilk misilleme ülkenin güneyinde Sevilla'da Madrid kökenlilerinin uğrak yeri olan bir kafenin basılmasıyla gerçekleşti. Ülkenin en tehlikeli taraftar grubu kabul edilen Sevilla'nın Biris Norte grubu, sol kardeşliği adına Riazor Bleus grubunun arkasında olduğunu açıkladı. Madrid'in Vallecas bölgesinde işçi sınıfının yaşadığı mahallelerin takımı Rayo Vallecano'nun anti-faşist grubu Bukaneros üyelerinin de La Coruna taraftarına destek vermek için o pazar Calderon yakınlarında olduğu ortaya çıkınca İspanya'da eski defterler yeniden açıldı.


Franco rejiminde 40 yıl kendini dünyaya kapatan İspanya'da tribünler, Ultras ve holiganlarla, ev sahipliğini yaptıkları 1982 Dünya Kupası'nda tanışmışlardı. Forma giymeden maça gelen, atkı takan, davul eşliğinde tezahürat yapan İtalyan 'tifosi'lerin (taraftar) Ultras gruplarından etkilenen İspanyol taraftar gruplarından Real Madrid'in Ultras Sur ve Atletico Madrid'in Frente Atletico'su en ses getirenler oldular. Barcelona cephesinde ise Katalan milliyetçiliğini Camp Nou'nun kale arkasına taşıyan Boixos Nois grubu sol görüşlü gençlerden oluşuyordu. Onlar karşılarında neo-nazilerden oluşan Espanyol taraftar grubu Brigadas Blanquiazules'i buldular. Kuzeyde Bask milliyetçiliğinin kalesi olan A. Bilbao tribünlerinde Herri Norte, Real Sociedad tribünlerinde ise Pena Mujika liderliği ele aldı. 

90'larda yol ayrımına girildi. Ultras felsefesi Avrupa'da aşırı sağın kalesiydi ve sol tandaslı gruplar isimlerinden birer birer Ultras takısını atmaya başladılar. İspanyolca taraftar manasına gelen 'Hinchas' grupları kurulmaya başlandı. Onların tek amacı vardı, tribüne siyaseti sokmadan, takım sevgisini ön plana çıkartmak. Apolitik taraftar gruplarına tepki çok sert oldu. Tarafı belli olmayan bu taraftar derneklerinin üyeleri gittikleri her deplasmanda karşılarında sağı solu belli grupların hedefi oldular. Sol görüşlü İspanyol taraftar grupları, İngiliz tribün kültürüne yakınlaşırken, Ultras Sur gibi aşırı faşist gruplar, İtalya'da Lazio ile dostluk kurar oldular.

Bildik hikayedir, Ultras grupları kulüp yönetimlerinden, futbolculardan maddi destek alır, atkı mont satışından gelir elde eder, deplasmana otobüs kaldırırken de seyahat acentalığına soyunurlar. Bu düzene ilk baş kaldıran Barcelona'nın eski başkanı Laporta oldu. Evinin duvarlarına "Öleceksin" yazan Boixos Nois grubunu, Camp Nou Stadı'dan attı. Real Madrid de geçen yıl Ultras Sur grubunu 30 yıldır maçları izlediği Santiago Bernabeu'nun kale arkasından stadın üçücü katına sürdü. İki grubun başına gelenlerden sonra Atletico Madrid'in Frente Atletico grubu için son mohikan diyorlardı İspanya'da. Madrid kulübü, grubun artık Vicente Calderon Stadı'na alınmayacağını açıkladı.
Şimdi İspanya'da herkes aynı soruyu soruyor: Bittiler mi? 'Evet' diyen kimse yok oralarda... 


Duygusal Zeka


BİR gün futbolu robotlar oynarsa sahada işler yolunda gitmeyince işlemcileri değiştirip, iki maç arasında tesislerde yağına, gevşeyen vidalarına bakabilirler ama bu oyun insanın egosuyla, korkularıyla ve yüreğiyle güzel. Türk futbolcusunun malum duygusal zekası her zaman ağır basar bu oyunun taktik tahtasında. Biz de buna kaos futbolu deriz, ülke olarak da hiç fena oynamayız hani bu kaos futbolunu. Yeter ki moraller yerinde olsun, yeter ki çalıştığımız teknik adamı sevelim, yeter ki inanalım. Galatasaray'ın Prandelli döneminde özellikle yerli futbolcuların hocalarıyla yaşadığı iletişim problemi önce beyinleri sonra da kalpleri esir alınca ayrılık kaçınılmaz olmuştu. Hamza Hamzaoğlu'nun iki maçta ilk başardığı budur. Bir teknik adamın 25 futbolcuyu sevmesini bekleyemezsiniz ama 25 futbolcu hocasını severse zaten Atletico Madrid gibi takım olursunuz. Arda Turan'ın dediği gibi "Rakibin bizi yenmesi için önce sahada canımızı alması lazım" türünden takım... Kupa maçına 7 as oyuncusuyla çıkan Hamzaoğlu, dün Burak, Sneijder'i monte ettiği kadroda yaptığı radikal değişiklikle büyük takımda cesur olmak için çok fazla beklemeyeceğini de gösterdi. Burak'ın ofsayt derdine harika bir çare buldu Hamzaoğlu. Pres gücü yüksek ama Burak kadar ayakları ince olmayan Umut'u en uca koydu ve Burak ikinci forvet olarak Sneijder-Selçuk-
Bruma üçlüsüne pas istasyonu olan ve rakibin markajından kurtulan forvete dönüştü. Takdir edersiniz ki bu pozisyon çok efor gerektirir. Bu dizilişe uyum sağlamak için de Galatasaray'ın zamana ihtiyacı var. Sabri iyi niyetli, iyi profesyonel ama kariyerindeki isabetli orta sayısı sezonda iki elin parmaklarını geçmiyor. Hamit'in köprüden önce son çıkışta denenmesi gereken yer sağ bek. Selçuk'un çaldığı toplar ve ikinci golü hazırlayan frikiğiyle "Geri döndüm" mesajını 4 günde ikinci kez verdiği maçta Bilal'i arayan Akhisar, Mehmet'in topu direkten dönmese o çok yürekli ve iştahlı G.Saray'dan beraberliği kopartabilirdi. Hamzaoğlu'nun çözmesi gereken ilk problem budur: Sıfır averaj!.. (Sabah Spor) 

6 Aralık 2014

Hafta Sonu Naklen Yayınlar


6 Aralık Cumartesi

13:30 Torku Konyaspor - Mersin İdmanyurdu @Lig TV
14:00 Adanaspor - Boluspor @TRT 1
14:45 Newcastle United - Chelsea @Lig TV 3
15:30 Karşıyaka - Denizlispor @TRT Web
16:00 Gençlerbirliği - Gaziantepspor @Lig TV
16:30 Mönchengladbach - Hertha Berlin @TRT HD
16:30 Stuttgart Schalke 04 @Tivibu Spor 1
17:00 Liverpool Sunderland @Lig TV 3
17:00 Elche - Atletico Madrid @NTV Spor Smart
18:00 Paris Saint Germain - Nantes @Tivibu Spor 2
18:00 Kuban Krasnodar - CSKA Moskova @Lig TV 2
18:45 Balıkesirspor - Fenerbahçe @Lig TV
19:00 Mouscron-Peruwelz - Anderlecht @NTV Spor
19:00 Roma - Sassuolo @Tivibu Spor 1
19:00 Benfica - Belenenses @Tivibu Spor 3
19:00 Athletic Bilbao - Cordoba @NTV Spor Smart
19:30 Manchester City - Everton @Lig TV 3
19:30 Bayern Münih - Bayer Leverkusen @TRT Haber
19:30 Antalyaspor - Albimo Alanyaspor @TRT Spor
21:00 Bordeaux - Lorient @Tivibu Spor 1
21:00 Saint-Etienne - Bastia @A Spor
21:00 Real Madrid - Celta Vigo @NTV Spor Smart
21:45 Ajax - Willem II @Tivibu Spor 2
21:45 Torino - Palermo @Tivibu Spor 3
21:45 Galatasaray - Akhisar Belediyespor @Lig TV
23:00 Deportivo La Coruna - Malaga @NTV Spor Smart

7 Aralık Pazar

13:00 Rayo Vallecano - Sevilla @NTV Spor Smart
13:00 Elazığspor - Giresunspor @TRT Spor
13:30 Bursaspor - Kasımpaşa @Lig TV
13:30 Çaykur Rizespor - Karabükspor @Lig TV 2
13:30 Manisaspor - Samsunspor @TRT Web
13:30 Orduspor - Bucaspor @TRT Web
13:30 Şanlıurfaspor - Altınordu @TRT Web
15:00 Evian TG - Lyon @Tivibu Spor 2
15:30 Club Brugge - Zulte Waregem @NTV Spor
15:30 Kayserispor - Osmanlıspor FK @TRT Spor
16:00 Genoa - Milan @Tivibu Spor 1
16:00 Parma - Lazio @A Spor
16:00 Eskişehirspor - İstanbul Başakşehir @Lig TV
16:30 Hamburg - Mainz 05 @TRT HD
18:00 Aston Villa - Leicester City @Lig TV 3
18:00 Barcelona - Espanyol @NTV Spor Smart
18:30 Eintracht Frankfurt - Werder Bremen @TRT Haber
19:00 Beşiktaş - Trabzonspor @Lig TV
20:00 Villarreal - Real Sociedad @NTV Spor Smart
21:00 Coritiba - Bahia @Lig TV 2
21:00 Cruzeiro - Fluminense @Lig TV 3
21:45 Inter - Udinese @Tivibu Spor 2
22:00 Marsilya - Metz @Tivibu Spor 1
22:00 Los Angeles Galaxy - New England Revolution @Sports TV
22:00 Granada - Valencia @NTV Spor Smart
22:15 Braga - Vitoria Guimaraes @Tivibu Spor 3

8 Aralık Pazartesi

18:00 Eibar - Almeria @NTV Spor Smart
19:00 Sivasspor - Kayseri Erciyesspor @Lig TV
19:00 Gaziantep BBSK - Adana Demirspor @TRT Spor
20:00 Cagliari - Chievo @Tivibu Spor 1
20:00 Levante - Getafe @NTV Spor Smart
22:00 Southampton - Manchester United @Lig TV 3
22:00 Verona - Sampdoria @Tivibu Spor 1

30 Kasım 2014

Cesare Prandelli'nin Karnesi


Brezilya'ya Dünya Kupası'na giderken sekiz yıl önce Berlin'de kupayı kaldırmış ülkenin 2010 yılında teknik direktörü olmuştu. Ama elindeki kadro ile 2006'da şampiyon olan kadro arasında dağlar kadar fark vardı. İtalya, eski İtalya değildi ama iki yıl önce Euro 2012'de bu takıma final oynatmıştı. Gruptan çıkamayınca, futbol federasyonu başkanıyla birlikte istifa etmek için Roma'ya dönmeyi bile beklemedi. Rio'da ayrılık kararını açıkladılar ve ülkesinin medyasına göre bu futbol mateminin acısını bile yaşamadan Galatasaray'a imza attı Cesare Prandelli. O artık Galatasaray'ın teknik direktörü değil ve bir aydan beri de Prandelli'nin tazminatı, Prandelli'nin aklından önde koşar oldu memlekette. O bu topraklarda bozguna uğrayan ilk marka teknik adam değil. Kariyerinde kupası olmadığı doğru ama son 15 yılda kendi ülkesinde fubol devrimini yapmaksa mesele Luciano Spalletti ile birlikte onun adı yazılırdı kara tahtaya. Şampiyonlar Ligi Kupası kazanmış iki hoca, Del Bosque ve Rijkaard'ın, Euro 2008'i kazanmış bugün hayatta olmayan Luis Aragones'in de "teknik adam değil" ile uğurlandığı Türkiye'den o da kabusu bol sabahlarla ayrılıyor. Peki bu hayat okulunda yüreği hep önde giden, yaşamının keskin virajlarında acılarına rağmen ayakta kalmayı başarmış İtalyan hangi derslerden ikmale kaldı? 
KİMYA: Taffarel'in iki ay önce La Gazzetta dello Sport'a verdiği röportajda dediği gibi Fatih Terim'den sonra Galatasaray'da yabancı teknik adamların işi zordur. Tribün mesafeli davranır, baş tacı etmez. Mancini de bu yoldan geçti, aynı duvara çarptı. Gariptir Galatasasaray'dan ayrıldıktan sonra Mancini sosyal medyayı akıllıca kullandı ve takıma her maç öncesi başarı dileyip 'geç sevilen Sinyor' haline geldi. Prandelli ise bu konuda muhafazakar kaldı. Bir tek televizyon programına katılmadı, bir tek gazeteye özel röportaj vermedi. Kuru, tatsız basın toplantılarında "Daha agresif olmalıyız"dan öteye gidemedi. Kısaca kendini anlatamadı. 

MATEMATİK: 
Annesinin 'futbol boş, meslek edin' sözüne kulak verip matematik okuyup mimar olmayı hedeflemişti Prandelli ama futbol yine sonunda galip gelmişti gençliğinde. Oysa ki bu oyun da rakamların oyunuydu. Ne eline verilen kadroyu anlayabildi ne sahaya sürdüğü 11'leri. Her maça başka bir kadroyla çıktı, dizilişlerden diziliş beğendi, göndermesi gerekeni gönderemedi, alınmasını istediği futbolcuları alamadı ve belki de hepsinden önemlisi tanımadığı bir ligin takımlarını doğru analiz edemedi. Eğer etseydi Trabzonspor maçına, 11. sıradaki takımla oynuyorum diye değil, derbiye çıkıyorum diye bakar ve üç önemli silahını yanında kulübede oturtmazdı. 
SOSYAL BİLGİLER: Önce Turgan Ece, ardından mesai arkadaşımız Erkan Koyuncu'nun cenaze törenlerinde saf tuttu. Mülayim adamdı, herkesin sevebileceği türden iyi adam. Bir de yaşadığı ağır hayattan dolayı ona duyulan saygı daha baştan kazandı derken, Florya'da bu dersten sınıfta kaldı. Takım içindeki gruplaşmalara set çekemedi. Kariyeri boyunca etik değerler peşinde koşan ve bu yüzden çok futbolcuyu defterden silen Prandelli, kangren haline dönen meselelere bıçak atmak yerine merhem süren merhametli adam rolünü tercih etti. Türk futbolcusuna Hulusi Kentmen değil, Erol Taş lazımdır, bilemedi. 



TARİH: Ünal Aysal, geçen sezon da dördüncü yıldızı alabilecek takımında teknik adam değişikliğine gitmiş ve yıl boyunca dördüncü yıldız hedefinden bahsetmemişti. Galatasaray camiasının genlerinden habersiz, tarihini ve geleneklerini bilmeyen Aysal, Prandelli'nin deyimiyle hocasının gözlerinin içine baktı ve dördüncü yıldızı istedi. İtalyanın talihsizliği Aysal'ın kötü bir tarih hocası olmasıydı. Kurucusu Ali Sami Yen'in bir asır önce işaret ettiği Avrupa takımlarıyla boy ölçüşmek Galatasaray'ın kuruluş sebebiydi. Her Şampiyonlar Ligi hezimeti sonrasında "Hedefimiz lig şampiyonluğu, dördüncü yıldız" diyen Prandelli, çalıştığı kulübün geçmişine ihanet etti ve Aziz Yıldırım ile kişisel rekabete giren Ünal Aysal'ın şişkin egosuna kendini teslim etti. 

YABANCI DİL: 
Teknik adamlığı boyunca ülkesi sınırları içinde kalan ve ayağını ilk kez dışarı atan Prandelli, acı bir gerçekle yüzleşti. Entelektüel kapasitesi yüksek adamdı. Anadilinde kurduğu cümlelerin bir derinliği vardı, futbolcuyu karşısına aldığı zaman ikna edebilecek yol gösterebilecek monologlarını bir başka dilde söyleme şansı yoktu. Çünkü Prandelli, anadili İtalyanca dışında bir dil bilmiyordu. Absürd olan İtalya'da yanında görev yapan iletişim danışmanı Silvia Berti'yi İstanbul'a getirmesiydi. Çünkü Berti'nin de yöneticileri, profesyonelleri ve Türk medyasını anlayabilmek için bir tercümana ihtiyacı vardı. Fenerbahçe'de Zico başta olmak üzere Alex ve diğer Brezilyalılar başarısında tercüman Samet Güzel'in payını bir kenara koyun, bugün Slaven Biliç'in kendini doğru ifade etmesinde aslan payına sahip olan Halil Yazıcıoğlu'nu da onun yanına. Prandelli, anadili İtalyanca olan lakin Türkçesi kıt genç tercümanla beş ay boyunca "Daha agresif olmalıyız" demekten öteye gidemedi. Kendini, 25 futbolcusuna anlatamayan adam, o 25 futbolcuyu tek tek -İtalyanca bilenler hariç- nasıl anlayacaktı ki? 


Bol kırıklı bir karneyle uğurluyoruz onu. Belki de dünya hiç de o kadar küçük değil, belki de biz öyle denildiği gibi İtalyanlara benzemiyoruz. Belki de hala her horoz kendi çöplüğünde ötüyor, belki de başka topraklarda pilavı lezzetli bulmak insana çocukluğunun makarnalarını unutturamıyor. Belki de o iyi, biz kötüyüz. Belki de o yetersiz, biz çok zoruz. Belki de hayat önce kaybedenleri, düşenleri, dizi kanayanları sevmekle başlıyor. Kazananı herkes sever... Güle güle Sinyor Prandelli... 
Prandelli'nin İki Hayatı (Temmuz 2014)

Messi ve Rosario


Messi özel bir adam aynı zamanda garip adam. Barselona'da sponsorunun düzenlediği bir organizasyonda yakından takip ettiğimde de aynı şeyi düşünmüştüm. Dünyanın en popüler iki futbolcusundan biri kendine ait başka bir dünyada yaşıyor ve futbol sahası dışında o dünyadan bizim dünyamıza 5-10 dakikalığına misafir oluyor. Harika bir yazı okudum, harika bir çevirisi de var. Messi ve doğduğu Rosario ile şehri arasındaki ilişki, akrabaları, eski arkadaşları ve Arjantin'de bir şehrin ona bakışı. Şota'nın Tercümanları blog harika çeviriler yayınlıyor. Bu da onlardan biri. 
Yazının orijinali: 
Çeviri:

29 Kasım 2014

Hafta Sonu Naklen Yayınlar



29 Kasım Cumartesi
13:30 Kasımpaşa - Çaykur Rizespor (Lig TV)
14:00 Adana Demirspor - Orduspor (TRT 1)
14:45 West Bromwich - Arsenal (Lig TV 3)
16:00 Kayseri Erciyesspor - Balıkesirspor (Lig TV)
16:30 Hertha Berlin - Bayern Münih (TRT HD)
16:30 B. Leverkusen - Köln (Tivibu Spor 1)
17:00 Manchester United - Hull City (Lig TV 3)
17:00 Getafe - Athletic Bilbao (NTV Spor Smart)
18:00 Paris Saint Germain - Nice (Tivibu Spor 2)
18:30 Altınordu - Karşıyaka (TRT Spor)
19:00 Gaziantepspor - Galatasaray (Lig TV)
19:00 Espanyol - Levante (NTV Spor Smart)
19:00 Sassuolo - Verona (Tivibu Spor 1)
19:30 Sunderland - Chelsea (Lig TV 3)
19:30 Hoffenheim - Hannover 96 (TRT Haber)
21:00 Malaga - Real Madrid (NTV Spor Smart)
21:00 Rennes - Monaco (Tivibu Spor 2)
21:00 Toulouse - Lorient (A Spor)
21:45 Chievo - Lazio (Tivibu Spor 1)
22:00 New England Revolution - NY Red Bulls (Sports TV)
22:15 Sporting Lizbon - Vitoria Setubal (Tivibu Spor 3)
23:00 Celta Vigo - Eibar (NTV Spor Smart)
23:30 Internacional - Palmeiras (Lig TV 3)

30 Kasım Pazar
12:30 Lokomotiv Moskova - Spartak Moskova (Lig TV 3)
13:00 Gümüşhanespor - Göztepe (Mavi Karadeniz TV)
13:00 Atletico Madrid - Deportivo La Coruna (NTV Spor Smart)
13:30 Denizlispor - Elazığspor (TRT Spor)
13:30 ADO Den Haag - Ajax (Tivibu Spor 1)
15:00 Bordeaux - Lille (Tivibu Spor 2)
15:30 Southampton - Manchester City (Lig TV 3)
15:30 Anderlecht - Club Brugge (NTV Spor)
16:00 Mersin İdmanyurdu - Sivasspor (Lig TV)
16:00 Cagliari - Fiorentina (Tivibu Spor 3)
16:00 Milan - Udinese (Tivibu Spor 1)
16:30 Wolfsburg - Mönchengladbach (TRT HD & TRT Spor)
17:45 PSV Eindhoven - Feyenoord (Tivibu Spor 2)
18:00 Tottenham - Everton (Lig TV 3)
18:00 Sevilla - Granada (NTV Spor Smart)
18:30 Alanyaspor - Adanaspor (TRT Spor)
18:30 Eintracht Frankurt - Borussia Dortmund (TRT Haber)
19:00 Fenerbahçe - Eskişehirspor (Lig TV)
19:00 Juventus - Torino (Tivibu Spor 1)
20:00 Cordoba - Villareal (NTV Spor Smart)
20:00 Academica - Benfica (Tivibu Spor 2)
21:00 Fluminense - Corinthians (Lig TV 3)
21:45 Roma - Inter (Tivibu Spor 1)
22:00 Valencia - Barcelona (NTV Spor Smart)
22:00 Saint-Etienne - Lyon (Tivibu Spor 2)
22:15 Porto - Rio Ave (Tivibu Spor 3)

1 Aralık Pazartesi
18:00 Karabükspor - Beşiktaş (Lig TV)
20:30 Trabzonspor - Gençlerbirliği (Lig TV)
21:45 Almeria - Rayo Vallecano (NTV Spor Smart)
22:00 Sampdoria - Napoli (Tivibu Spor 1)
22:00 Pacos Ferreira - Estoril (Tivibu Spor 2)

21 Kasım 2014

Hafta Sonu Naklen Yayınlar



21 Kasım Cuma

21:30 Metz - Paris Saint Germain @Tivibu Spor 1
21:45 Athletic Bilbao - Espanyol @NTV Spor Smart

22 Kasım Cumartesi

13:30 Çaykur Rizespor - İstanbul Başakşehir @Lig TV
14:00 Kayserispor - Alanyaspor @TRT 1
15:30 Krasnodar - CSKA Moskova @Lig TV 2
16:00 Akhisar Belediyespor - Mersin İdman Yurdu @Lig TV
16:30 Bayern Münih - Hoffenheim @TRT HD & TRT Spor
16:30 Padernborn - Borussia Dortmund @Tivibu Spor 1
17:00 Atletico Madrid - Malaga @NTV Spor Smart
17:00 Chelsea - West Bromwich @Lig TV 3
18:00 Zenit - Kuban Krasnodar @Lig TV 2
18:00 Bastia - Lyon @Tivibu Spor 2
18:30 Karşıyaka - Bucaspor @TRT Spor
19:00 Galatasaray - Trabzonspor @Lig TV
19:00 Sporting Charleroi - Anderlecht @NTV Spor
19:00 Atalanta - Roma @Tivibu Spor 1
19:00 Eibar - Real Madrid @NTV Spor Smart
19:30 Köln - Hertha Berlin @TRT Haber
19:30 Arsenal - Manchester United @Lig TV 3
21:00 Monaco - Caen @Tivibu Spor 3
21:00 Nice - Reims @A Spor
21:00 Barcelona - Sevilla @NTV Spor Smart
21:45 Ajax - Heerenveen @Tivibu Spor 2
21:45 Lazio - Juventus @Tivibu Spor 1
23:00 D. La Coruna - R. Sociedad @NTV Spor Smart
23:30 Internacional - Atletico Mineiro @Lig TV 3

23 Kasım Pazar

13:00 Rayo Vallecano - Celta Vigo @NTV Spor Smart
13:30 Gençlerbirliği - Kardemir Karabükspor @Lig TV 2
13:30 Torku Konyaspor - Gaziantepspor @Lig TV
13:30 Şanlıurfaspor - Adana Demirspor @TRT Spor
13:30 Groningen - PSV Eindhoven @Tivibu Spor 1
15:00 Nantes - Saint Etienne @Tivibu Spor 2
15:30 Crystal Palace - Liverpool @Lig TV 3
16:00 Eskişehirspor - Kayseri Erciyesspor @Lig TV
16:00 Cesena - Sampdoria @Tivibu Spor 3
16:00 Napoli - Cagliari @Tivibu Spor 1
16:00 Verona - Fiorentina @A Spor
18:00 Levante - Valencia @NTV Spor Smart
18:30 Stuttgart - Augsburg @TRT Haber
18:30 Orduspor - Samsunspor @TRT Spor
19:00 Beşiktaş - Kasımpaşa @Lig TV
20:00 Elche - Cordoba @NTV Spor Smart
20:30 NY Red Bulls - New England R. @Sports TV
21:00 Cruzeiro - Goias @Lig TV 2
21:45 Milan - İnter @Tivibu Spor 1
22:00 Villareal - Getafe @NTV Spor Smart
22:00 Marsilya - Bordeaux @Tivibu Spor 2

24 Kasım Pazartesi

19:00 Balıkesirspor - Sivasspor @Lig TV 2
19:30 Boluspor - Osmanlıspor FK @TRT Spor
20:00 Bursaspor - Fenerbahçe @Lig TV
21:45 Granada - Almeria @NTV Spor Smart
21:45 Genoa - Palermo @Tivibu Spor 1
22:00 Aston Villa - Southhampton @Lig TV 3
00:00 Los Angeles Galaxy - Seattle Sounders @Sports TV

16 Kasım 2014

Beşlik Atar Tokat Yerdik

Mithat Yaşar 
İstanbul'da yetenekli olduğuna inandığınız çocuğunuzun ileride büyük futbolcu olacaksa önündeki en büyük engelin şehrin delirten trafiği olduğunu biliyor musunuz? Gelin anlatayım. Ferhat, Etiler'de yaşayan bir ailenin sol ayağı düzgün oğlu. Evine en yakın büyük kulüp olan Beşiktaş'ın o tarihte hâlâ var olan Fulya Tesisleri'nde denenip de beğenilmediğinde bankacı babası onu kadroya alan Galatasaray'ın Florya Tesisleri'ne haftada üç gün arabasıyla götürüp getirmeseydi; Ferhat futbolcu olamayacaktı. Dünyanın en iyi sol beki olmadı elbette Ferhat Öztorun ama Galatasaray, Manisaspor, Trabzonspor, Orduspor formalarını giydi, şimdi Başakşehir'de oynuyor. Gurbet ellerde Türk çocukları yıldız futbolcu oluyor da biz neden bu topraklarda bir türlü yetenekli gençlerimizi vitrine çıkartamıyoruz'un cevabı işte bazen bu fedakarlıkta gizli. 

Fenerbahçe'nin altyapı tesisleri Dereağzı'nda. Çevresindeki Caddebostan, Feneryolu, Erenköy, Suadiye gibi yüksek gelir grubu ailelerin oturduğu semtlerden futbolcu çıkmaz, Fikirtepe bu yüzden fabrikadır. Çünkü futbolcu olmak önce hayal etmekle başlar. Ailenizin hali vakti yerindeyse hayal edemeyecek kadar çok şeyiniz vardır renkli odanızda. Özel futbol okullarında düz koşusu olmayan, 20 dakika pas, 10 dakika şut, 30 dakika çift kaleyle çocukların hevesi alınır en fazla. Hal böyle olunca da Fenerbahçe'ye Anadolu'nun dört bir tarafından yetenekli çocuklar getirilir. Kasabasında namı yürümüş yeni Rıdvanlar, Oğuzlar, Aykutlar... Mithat Yaşar da onlardan biriydi yıllar önce. Yıllar sonra Salih Uçan'ın olduğu gibi... 

 
Altyapı maçlarını izlemenin en keyifli tarafı, olmuşları, olacakları ya da olmazları birbirinden ayırabilmektir çok zaman. Birkaç yıl önce izleyip de futbol sohbetine katık ettiğin genç adam, gelip A takıma çıktığında futbol sevgisi okşanır insanın. Bunu elbette menajerlik oyunu vasıtasıyla ekran başında yapanlar da var ama kabul edelim ki, herkes bir altyapı maçının oynadığı sahaya yakın oturmuyor ve gündüz saatlerinde oynanan maçları izleyecek vakti yok. Fenerbahçe'nin Dereağzı Tesisleri'nde yıllar önce izlediğim bir Fenerbahçe-Galatasaray derbisini unutmam mesela, aklımda kalan maçın skoru değil, o genç Mithat... 

Yetenekli oyuncuyu sahada seçebilmek pek de öyle büyük bir marifet değil. Yıllar boyu binlerce maç izleyen bir adam; ayağına top yakışan, topu kırmayan, iftira değil pas atan, top ayağındayken kafası toprağa bakmayan ve sahada nerede duracağını bilen adam(lar)ı diğerlerinden ayırır. Mithat Yaşar da öyle bir gençti. Öyle bir yetenek ki; izlerken top hep onun ayağında olsun istiyorsun. Teknikse teknik, oyun zekası ise işte o dediklerinden. Fizik desen; o işte yok ama gelişime açık. Mithat'tan bir Emre Belözoğlu olur muydu? Üzerinden yedi-sekiz yıl geçmiş, bugün hâlâ "Olurdu" diyorum ben, ama Mithat, Emre de olamadı Oğuz Çetin de. Federasyon kayıtlarından izini sürdüm onun yıllarca... Çabuk vazgeçtiler Mithat'tan belki de Mithat vazgeçti büyük kulüpte kendinden. Mardinspor'a kiralık gitti 2005 yılında. Sonra Giresunspor, Diyarbakırspor. Say, say bitmez bir kariyer oldu Mithat'ınki: Çaykur Rizespor, Gaziantep Büyükşehir Belediye, sonra belki de aile özlemi çektiğinden yetiştiği Manisa'ya yakın İzmir'de Göztepe yetmedi ardından Altay ve bu sezon da 3. Lig'de Menemen Belediyespor... 

Mithat gibileri ziyan ettik, haksızlık ettik biz Türk futbolunda. Yetenekli çocukların fedakar aileleri -Arda Turan ne güzel anlatır bunu- varsa futbolcu olabildiler. Tut ki altyapıya girdiler, kimse bu çocukların eksik yönlerini geliştirmek için bireysel idman programı vermedi, futbol demek iki kale bir top bir de çim sahaydı bizim kulüp yöneticilerine göre. Salonda fizik gelişimine katkı yapacak fitness idmanlarına ne gerek vardı ki. Pedagoji nedir bilmeyen altyapı hocaları idmanlara üç vesait değiştirip gelince hırslarını gencecik çocuklardan çıkarttılar. A takımdaki yedek futbolcunun 500 bin euro'dan aşağı kazanmadığı düzende altyapı hocalarına 10 bin TL'yı bile çok gördük. Doğal çimin bakımı zor diye alt yapı tesislerindeki sahaları suni çim yaptırdık, onlarca çocuk daha profesyonelliğe adım atmadan kasık fıtığı oldu. 

Eğitim ile sporu yanyana getiremedik. O altyapısı dillere destan Borussia Dortmund yetenekli çocukları tesislerinde beş yıldızlı otel gibi lojmanlarda yatırıp yakındaki okula gönderirken ve karnesi kırık olanın futbol geleceği olmayacağını da o çocukların akıllarına kazırken, biz binlerce aileye "Ya oğlum derslerini ihmal ederse" dedirtip çocuklarını altyapıdan çektirdik. Askerdeki devreciliği, spor kulüplerinden silemedik. Gencecik çocuklar A takımla idmana çıktığında çalım attığı ağabeyinden bir dakika sonra tekme yiyip ağladığında sustuk. İki bacağının arasından top geçmesini yani beşlik yemesini namus meselesi yapan o ağabeylerin de bir zamanlar özgüveni paramparça edilen çocuklar olduğunu unuttuk. 

Altyapıda asgari ücret verdiğimiz o çocukların yüzbinlerce euro kazanmaya başladıklarında değişen hayatlarına bir dur diyecek kulübün efsanelerini ego savaşları yüzünden tesislere sokmadık... Bir rol modeli koyamadık önlerine... Sonra Mithat Yaşar neden büyük futbolcu olamadı, sonra Hakan Çalhanoğlu gibisi neden Türkiye'de yetişmiyor? Sonra biz neden Brezilya'dan 4 yedik? İnsaf... 

9 Kasım 2014

Babam Öldü
Sonra Yol Yokuştu

Futbol dünyasının vazgeçilmezidir, bir büyük yıldızın varisi aranır hep. Yeni Maradona, yeni Pele, yeni Zidane. Ne Aimar, Maradona olabildi, ne Robinho yeni Pele ne de Nasri, yeni Zidane. O da Ronaldo olacaktı. Ronaldo derken harbi Ronaldo'dan bahsediyorum, dünyanın gelmiş geçmiş en teknik ama bize de Dünya Kupası'nda kramponun burnuyla gol atan Brezilyalı futbolcu Ronaldo... Flamengo altyapısında yetişen her çocuk gibi Adriano Leite de Zico hayranıydı. Yolu bizim memlekete hiç düşmedi, bu saatten sonra da düşmez ama dünya küçük işte, onun büyük umutlarla başlayan ve kocaman hayal kırıklıklarıyla sona eren futbol kariyerinde karşısına çıkan birçok isim gün geldi Türkiye'de ya top koşturdu ya teknik adam olarak çalıştı.
Zico'nun Udinese'daki sezonunu yıllar sonra video kasetlerden izledi ama yeni yetmeliğinde idolü olan 10 numara, Flamengo'ya dönmüştü. Rio de Janeiro'nun favelalarında doğmuşsun, onun dediği gibi ya futbolcu olursun ya da serseri. O birinciyi seçti ama ikinciyi seçen arkadaşlarından hiç kopmadı.  Onu ilk kez 2003'ün Ocak'ında İspanya, Marbella'da devre arası kampı için gelen Parma'nın idmanında izledim. Kanat ortalarına gol vuruşu çalışıyordu. Dedim ya, yakınındaki çok isim bir gün Türkiye'ye gelecekti. Gol atmaya çalıştığı takım arkadaşı, Galatasaray'dan Parma'ya giden Taffarel'di. Takımın birinci kalecisi ise Bursaspor'da oynayan Sebastian Frey. İnanılmaz güçlüydü ve onu özel kılan sol ayaklı bir santrfor olmasıydı. İdmanı yöneten teknik adam da artık bize çok yabancı değil. Cesare Prandelli o sezon başında Parma'da işe başlamıştı ve takım iyi gidiyordu. Kadro da kadroydu ama; Mutu, Nakata, Lamouchi, Bresciano, Gilardino ve yıllar sonra Beşiktaş'a gelecek olan Matteo Ferrari. Yıkıp geçiyordu defansı Adriano. Inter onu Brezilya'dan transfer ettiğinde sadece 19 yaşındaydı. Hector Cuper, Real Madrid ile oynanan Santiago Bernabeu Kupası maçında onu son 10 dakikada sahaya sürmüş, Casillas'ı soluyla neredeyse kaleye sokan Adriano, Inter taraftarının gözünde yeni Ronaldo olmuştu. Ona o günden sonra İmparator lakabını taktılar. Vieri'li Inter, golcüsü Chiesa ağır sakatlık geçiren Fiorentina'ya yolladı genç santrforunu. Takımın en çok gol atan ismi oldu ama Fiorentina'nın küme düşmesini engelleyemedi.

Milli Takım'da 3R'nin gölgesinde kaldı uzun süre. Kabul edelim Ronaldinho, Rivaldo ve Ronaldo'dan formayı kapmak zordu. Vazgeçmediği günlerdi, "Rio'da Flamengo idmanlarına giderken öğrencilerin bedava bindiği otobüse param olmadığı için öğrenci üniforması giyer giderdim. Şimdi her şeyi alacak param var ama mutlu değilim, çünkü artık babam yok" dediğinde kariyerinin zirvesine çıkmıştı. 2004 yazıydı. Copa America'yı kazanan Brezilya milli takımında 5 golle kral oldu. Bir ay sonra ona anlatılan babasının kafasına bir kaza kurşununun isabet ettiğiydi. O gün işte film koptu. Gabriel Garcia Marquez'in dediği gibi: "Bir adam babasına benzediğini anladığı an yaşlanmaya başlar." "Babam gibiydim, onun gidişini hiç kabullenemedim ve kendimi alkole verdim" diyen Adriano sadece 22 yaşındaydı ve artık yaşlı bir adamdı. 

Bonservisini alan Inter, taraftarın gönlündeki İmparator için çok uğraştı, bir kez başarılı olabildiler. 2005'de kendini toparlayınca ona beş yıllık yeni kontrat veren Inter Başkanı Moratti yıllar sonra "Ne yapabilirdim ki. Oğlum gibiydi, psikolog değildim ama odama çağırır uzun uzun nasihat ederdim, o da söz verirdi ama sonra verdiği sözü çabuk unuturdu" demişti.
Sonun başlangıcı da yolu Türkiye'den geçen bir teknik adam zamanında oldu. Roberto Mancini, idmanlara geceden kalma gelen Adriano'yu takımda istemiyordu, onu Şampiyonlar Ligi kadrosundan sildi. Brezilyalı golcü için bu bile kafayı çekmek için bir sebepti. "Mancini ile aram hiç iyi olmadı. Sabah idmanlara geç kalıp azar yememek için gece uyumadan antrenmana çıkıyordum.

Mancini'nin yardımcıları beni salona çalışmaya yolluyor, gazetecilere de 'Adalesinden sakat' diyorlardı. Salonda çalışacak gücüm yoktu, yatıp uyuyordum" sözleri Inter onu göndermeden önce arşivlerde yerini aldı. Mourinho da onu geri çağırdı "Bana çok inanmıştı, yardım elini uzattı ama ona da ayıp ettim" dedi yıllar sonra Adriano. İtalya-Brezilya arasında yitip giden bol promilli kariyerine Roma'yı da sıkıştırdı. "İmparator geri döndü" manşetleri atan İtalyan spor gazeteleri, ağır siklet boksörü kıvamına gelen o solu süründüren Brezilyalıdan artık golcü olmayacağını bir iki maç sonra anladılar. Son kulübü Atletico Paranaense'ye imza attıktan sonra ortalıktan kayboldu, iki gün idmana gelmeyen Adriano'yu üçüncü gün kovdular.
Milano'nun diskoteklerinde bir zamanlar gecede 20 bin euro hesap veren Adriano bir battığı bir çıktığı kariyerinin son halkası için geçen hafta Fransa'ya geldi. Onu oyuna dönmeye ikna eden ikinci lig kulübü Le Havre'dı. Brezilya'da uyuşturucu karteline yataklık etmekten 15 yıla kadar hapsinin istendiği, yeterli delil bulunamadığı haberi düştü ajanslara. Bir adamı gettodan çıkartabilirsiniz ama içindeki gettoyu çıkartamazsınız. Adriano, çocukluk arkadaşlarına hiç sırtını dönmemişti. Onlardan biri motosiklet hediye ettiği uyuşturucu çetesinin lideri 'Mica' lakaplı Paulo Rogerio de Souza Paz'dı.