
Santiago Bernabeu'nin atmosferiyle başlamak lazım. Harem'den dokuza iki tertipleri uğurlayanlar bu kadar gürültü çıkarmıyor kardeşim. Bu mudur yani takım desteklemek! Maça gelen kornayı kapmış, benim hala kafam uğulduyor. Bu stattan daha fazla rakibin üzerine çöken stadları var demiştim, bu yüzden mağlubiyette faktör bile değildir Madrid seyircisi. Oyuna gelelim. İki teknik adamdan Terim 24 saat önce onbirini açıklamış, İspanya onbiri de medyaya sızmıştı. Iniesta'nın yokluğunda orta sahadaki üçgenleri 20 metre geride kurmaları forvete top atmada onları çok sıkıntıya soktu. Senna'nın önünde oynayan Xavi ve Iniesta yerine sahada olan Xabi Alanso karakteri gereği oyunu geride alınca forvete atacakları topların mesafesi uzadı ve kesmek için bize fırsat tanıdılar. Cazorla'ya 1. dakikadan forma bir numara büyük geldi. Savunmada Puyol'u aramadılar elbette. Lakin kanatta adam eksilten David Silva da olmayınca işi göbekten delmeye ve Ramos'un kamikazelerine bıraktılar. Volkan dahil defans beşlisi, gol haricinde harika bir maç çıkardılar. Emre ve Hakan ilk toplara iyi bastı, Torres ve Villa'ya iyi yapıştı. İbrahim ve Gökhan'ın da kademelerini kaybetmedikleri gibi özellikle Gönül'ün ters kademeye girdiği 3 pozisyon var. Orta sahada işlemeyen sol içteki üçgendi. İbrahim-Emre-Arda top yapamadılar. İlk 30 dakikada yakaladığımız iki net pozisyon da; Arda'ya Tuncay'ın attığı uzun top da; sağ kanattan geldi. Bunda Aurelio ve Gökhan'ın payı büyük ama Tuncay'ın o artık klasikleşen sarsak futbolu bugün gününde değildi. Bu gece rakibin içinden geçemedi. Semih ilk yarı harika top oynadı. Top dağıtırken rakip stoperleri de çekti ama arkaya bir kez adam kaçırabildik. Nihat'ı kaçırdığı pozisyon ve ilk 20 dakika dışında görmedim. Bütün sezonu sakat geçiren bir adamdan daha fazlasını beklemek insafsızlık olur. Oyunun savunma tarafında Emre ve Aurelio'nun alan savunmasıyla Xavi'yi sildikleri, dolayısıyla Torres ve Villa'ya top gitmeyen bir ilk yarıydı. Arda'ya verilen serbestlik, hücuma zenginlik getirmediği gibi kademisini kaybettiğinden cengaver Ramos karşısında Üzülmez'i de gereksiz yere salladı durdu. Tuncay ve Arda'nın kanat değiştirmemesi hatadır bu dakikalarda. İspanya istediğimiz gibi bir rakipti. Tempoyu yükseltmediler, kondisyon problemimiz vardı ve ilk yarının temposu; herhangi bir maç olsa kanal değiştirecek kadar yavandı.
İkinci yarıda düşeceğimiz aşikardı, gol o dakikada gelmese de kapanacaktık zaten. Nihat, Arda ve Tuncay ile top tutamazsan; elbette ki rakibi kovalamak zorunda kalırsın. Golü duran toptan bulmaları klasik hatamızdır. İki uzundan; Ramos'u tutacak olan stoper altıpasta, rakibin diğer uzunu Pique markajdan kurtulmuş. O dakikaya kadar Terim'in taktiğini iyi uygulayan takım ilk kez fire verdi. Semih sakatlanmadıysa; neden çıktı anlamadım. Direkt soyunma odasına gitti. Ayhan'ı oyuna alıp- o-o da çok erkendi- tek forvete dönmek, ancak 1-0 öndeyken yapılacak bir değişikliktir benim kafamda. Ayhan ile artı bir olan orta saha, İspanyollar topu Mata'nın oyuna girişi ve -Arda'nın çıkışı sonrası- iyice kopup gelen Ramos ile kanatlara taşıyınca; Del Bosque adına şah ve mat yazdı. Göbekte fazlaydık ama kanatlarda oyundan düşmüştük. Gökhan Ünal değişikliğini ise hiç tartışmıyorum bile... Kötü bir İspanya'ya, karakterli bir oyun oynayıp kaybettik. Klişedir ama; orta sahamız oyunu tek taraflı oynadı! Bizim 3 puan kaybımızdan öte; önemli olan Bosna'nın Belçika deplasmanında 4-2 kazanmış olması. Bu da Ali Sami Yen'de kazanmamızı gerektiriyor. Bugün sahadaki İspanya'yı kontrollü bir oyunla, Torres'e kontratak şansı vermeyen bir alan savunmasıyla devirecek kapasitemiz var. Şansımız olur mu, onu Çarşamba gecesi göreceğiz. Maçın adamı elbette ki Yeniköy Kasabı'nın(!) delişmen oğlu Sergio Ramos'dur... Saatlerinizi bir, umutlarınızı 4 gün ileri almayı unutmayın...