13 Ağustos 2019

Yıllar Geçiyor Anladın mı?

Dakika 103'tü... 'nın mahalle maçlarımıza özenip uzatmalara altın gol kuralını getirdiği yıllar. Atan galipti. Fatih Akyel sağ kanattan akıp ceza sahası içine orta mı yaptı yoksa kötü bir şut mu çekti, o topu Jardel filelere gönderdiği için artık ne önemi var o orta-şut karışımının. Jardel, bir Porto efsanesiydi, golü yiyen Casillas yıllar sonra 'den Porto'ya gideceğini ve kalbinin artık o eldivenlerini çıkar demesini nereden bilecekti ki?

19 yıl sonra o gün kaleyi koruyan Taffarel'in çalıştırdığı Arjantin doğumlu Uruguaylı kaleci (Muslera), Kolombiya'da doğmuş Arjantin'de yetişmiş bir golcüye Instagram'dan bize gel diyor. O golcü de (Falcao) , yerel 'yı kazanınca "Cimbombom" diyerek yılan hikayesine dönen transferinin sinyalini veriyor. O gün kupayı kaldıran Galatasaray kaptanı , 9 yıl sonra 'in golcüsünün  edilmesini istiyor. Kim mi o? Elbette ki Falcao!
***
Sonra herkes bir yere savruldu hayatta. Jardel bitirdi kendini, Popescu anlı şanlı kariyerini soğuk hapishane duvarlarına bakıp hatırladı. Tarihin en iyi sol beki 'un bir gün Fenerbahçe formasını giyeceğini, Sivasspor'u çalıştıracağını kim bilebilirdi ki? Emre Belözoğlu'nun Fenerbahçeli olduğunu doğal olarak açıklamadığı yıllardı. Guti, 'a gelmemiş, Arnavutköy'de ters yöne girip halk otobüsüyle kafa kafaya gelmemişti. 'un iyi teknik adam olacağını diyelim tahmin ediyorduk da 'nın neden olamayacağını kimse anlatamazdı o günlerde. Orta sahada kesici oynayana 6 numara denilmeyen yıllardı. Basketbola yakışan tonla istatistiğin futbolun yakasına yapışmadığı günlerdi. Kim kaç pas yapmış, kaç depar atmış, ısı haritası, daha delirmemiştik çok şükür. Bugün 6 numara denilen yerin kralı Claude Makelele o gün sahadaydı. O gitti, Real Madrid yıllarca iflah olmadı.
***
Galatasaray'a Süper Kupa'yı kazandığı Louis 2 Stadı'nın ev sahibine, 'de Kolombiya'ya attığı füzenin daha bir güdümlüsünü atan Hagi, 80'lerinin çocuklarının duvardaki posteriydi ama o Monaco'ya 38 numara ayağıyla yıkan Cevad Prekazi de o kuşağın ağabeylerinin efsanesiydi. Raul, Maldini ve Totti gibi tek bir formayı giyip futbolu bırakmak isterdi ama Mourinho'nun satırının kurbanı oldu, o şimdi Real Madrid B'nin hocası..  o gün oradaydılar şimdi 'in yanında oturuyorlar. Luis Figo'nun Barça'dan Real Madrid'e transfer olup çıktığı ilk resmi maçtı. 19 yıl sonra esame listesindeki 36 futbolcudan bugün futbolu bırakmayan tek isim Emre Belözoğlu... Kulübedeki Mircea Lucescu sonra Beşiktaş'ı şampiyon yaptı. Uzun zaman sonra döndüğü Türkiye'de milli takımın başındayken ayda bir kere bizi İtalyan medyasına şikayet edip gitti. Vicente del Bosque kendisine "Yeniköy Kasabı" denileceğini bilse gelir miydi Türkiye'ye...
***
Millet olarak bir daha da yaşayamadık bu heyecanı... Başkalarının heyecanına ev sahibi olduk, iyi de olduk ama. 2005  finalinden daha güzel bir final görmedi ki bu dünya. 'nda Milan'ın 3-0 öne geçip, vazgeçmeyen Liverpool'un 3-3 yapıp penaltılarla kazandığı kupa... O Liverpool şimdi 'a geliyor... 20 yıl önce Galatasaray'ın UEFA Kupası'na yürüdüğü sezonun sonbaharında İstanbul'da 5-0 kazanan Chelsea de geliyor İstanbul'a. İki İngiliz takımı tarihte ilk kez UEFA Süper Kupa finali oynayacaklar. Çarşamba akşamı 22:00'de Beşiktaş'ın evi Vodafone Park'ta... Ali Sami Yen artık yok. 15 yıl önce yolu çile olan Atatürk Olimpiyat Stadı'na artık metroyla gidiliyor ve 2020 Şampiyonlar Ligi finali yine bizde.. İnönü Stadı'nda gazhane tarafındaki kaleye penaltı atıp Hilton Oteli'nde balkonda oturan turisti vuran, deniz tarafındaki kaleye vurduğu şut Kabataş istikametine giden kamyonun kasasına gol atan Gökmen (Özdenak) Abi'nin dediği gibi: "Anladın mı?" Geçiyor yıllar...

Süper Lig Başlarken Sorular


1- İtalya  Federasyonu illegal yayınlara savaş açtı. 1.1 milyar Euro yayın geliri kaybı 200 milyon Euro vergi açığına sebep olan illegal yayınlar için hükümetin büyük desteğini aldılar. Bilinçlendirme kampanyası için medyaya verdikleri reklamlarla İtalyan halkını uyarıyorlar. Bizde yayıncı kurulusunun illegal yayınlardan yıllık kaybı 1.5 milyar TL. Devletin de çok büyük miktarda vergi kaybı var. Yazılı eserde, müzikte olan ve başarı ile uygulanan telif haklarının futbol yayınına gelince uygulanmamasının tek sorumlusu Futbol Federasyonu'dur. TFF, İllegal yayınlara karşı mücadeleyi ne zaman başlatacak?
2- Liglerin başlamasına bir haftadan az bir zaman kala 18 kulübün stadının zeminleri için bir rapor hazırlandı mı? Federasyonda stadyumlara tek tek gidilip, raporlayan bir komite var mı? Yüksek çözünürlükte yayın için gerekli olan kalitedeki ışıklandırma standartları kontrol edildi mi?
3- 'da lig yönetimi naklen yayınlarda ekranlara gelen boş tribünler yüzünden kulüplere para cezası kesiyor. Futbola gölge düşürecek bu ambiyansı bozan boş tribünler için bilet fiyatlarını düşürün uyarısı yapıyor. TFF, 18 kulübün kombine fiyatlarını ve sezon başlarken stadyum doluluk oranlarını kontrol etti mi?
4-  kulüplerinin taraftarlarına Anadolu deplasmanlarında fahiş fiyatla bilet satılma geleneği bu sezonda sürecek mi? Federasyon tüm kulüpler için bilet fiyatlarında 'benzer tribünde sattığın fiyattan deplasman takımına bilet satamazsın' kuralı getirecek mi?
5- Beraberliğe galibiyet priminin yarısı verildiği ligde kardeş payı son bulacak mı? Galibiyet başına verilen primin yarısını beraberliğe vermek yerine bunu dörtte bire düşürürsek takımların oyun planları da değişmeyecek mi? Üç haftalık dilimde bir galibiyet alan takım, aynı puanı toplamışken üç beraberlik alan takımdan neden daha az para kazanıyor.
6- 18 Kulüp yeni sezon için hazırladığı üç tip formayı federasyona gönderdi mi? Sırtta yazan isimlerin fontu için forma üzerinde ve kolundaki sponsor reklamları için boyut standardı kulüplere bildirildi mi? Bu sezon da sırtta isimleri okunmayan futbolcular görecek miyiz?
7- Süper Lig'in oynandığı stadyumlarda taraftarların yiyecek-içecek aldığı büfeler İl Sağlık Müdürlükleri'nden onay aldılar mı? Kulüpler, bu büfelerdeki hijyeni ocak, tüp, ızgara gibi patlayıcı maddelerin kontrolünü sağlıyor mu?
8- 40-50 bin kişinin maç izlediği tribünlerde kalp krizi vakalarında hayat kurtaran 'defibrilatör' cihazlarının ellişer metre koridorlara yerleştirilmesi konusunda bir çalışma yapıldı mı? Bu cihazları kullanmaya yetkin sağlık personelinin tribünlere akreditasyonu konusunda bir çalışma var mı?
9- Süper Lig'in neden Twitter ve  hesabı yok? Ligin adını her yıl bir futbol efsanemize vermekle iş bitiyor mu? Bu ligde forma giyen oyuncular, teknik adamlar haklarında bilgilendirme yapacak bu ülke futboluna emek vermiş efsaneleri, genç kuşaklara tanıtacak bir içerik hazırlamak ve sezon boyınca bu ligin heyecanını sosyal medyadan yaşatmak bu kadar mı zor? Twitter hesabından MHK kararları ve haftanın maç programı açıklamak dışındailetişim departmanında çalışanlar, ne iş yapmaktadır?
10-  6222 adlı yasanın getirdiği yükümlülükler konusunda stadyumlarda taraftarlara dağıtmak üzere bir kitapçık hazırladı mı? Federasyona ve hakemlere eleştirigetirildiğinde Disiplin Kurulu'na sevk edilen kulüp yöneticileri rakip takımlara hakaret ettiğinde de PFDK'lık olacak mı?

2 Ağustos 2019

Forma Sponsorları-Müzeler-Turnuvalar

Transferde milyonlar havada uçuşurken bir adım geriye çekilip kulüplerin gelirleri üzerine düşünelim. Bu oyunda 11 kişiyle sahaya çıkıyor, 25 futbolcuyla kadro kuruyorsunuz. Real Madrid de bunu yapıyor, Fenerbahçe de... Ve evet sıfırlar farklı... Transferde ödenenler için de, gelir kalemlerinde de. Kombine fiyatlarında maşallah tek rakibimiz İngilizler. İspanya ve İtalya'dan daha ucuza kombine satmıyoruz. Bizden 5-6 kat daha fazla abonesi olan ülkelere bakarsak yayın gelirlerimiz de ziyadesiyle iyi. Bir formanın 250 TL'ye satıldığı resmi mağazalarda taraftar cebinde ne varsa harcıyor. Avrupa kupalarında galibiyet, beraberlik primi  için de aynı  için de. Ancak bir gelir kalemi var ki, orada 8-10 kat fark atıyor bize Avrupa kulüpleri. 'ın son imzaladığı forma göğüs reklamı, Galatasaray için konuşulan rakam ve 'nin başkanı 'un şirketinden aldığı forma sponsorluğu... Kabaca hiçbir kulüp yıllık 4 milyon Euro'nun üzerine çıkamıyor. Real Madrid ve PSG'nin 70 milyon, Man. United'ın 64, Barcelona ve Chelsea'nin yılda 55 milyon Euro kazandığı forma reklamlarıelbette ki en uç örnekler ama en büyük farkı yediğimiz gelir kalemi budur. Malzeme sponsorluğu için spor markalarının ödediği çift haneli rakamlara girmiyorum bile. Sezonda 50 maçta 90 dakika görünürlük sağlayan markaların bize ödedikleri rakamlar rekabet olmayınca 5 milyon Euro'nun üzerine çıkamıyor. Avrupa'da birçok kulübün antrenman malzemelerinde farklı sponsor kullandığını da hatırlatayım. Sponsor sinerji ister, Beşiktaş yakın geçmişte bunu başardı. Çözüm basit, kapattığınız idmanları medyaya açacak, röportaj yasaklarınıkaldıracaksınız, futbolcular sponsorların organizasyonlarına katılacak. "Kulüp televizyonum var, her şeyi oradan yayınlanırım" fikrinin yıllar önce yayıncılık tarihine karıştığını kabul edeceksiniz. Aslında ettiniz de... Bir de soru: Bütün sezon forma reklamı için 3-4 milyon Euro alıp, "büyük" transferin yıllık ücretinin 3 milyonunu "bir" sponsor ödeyecek" cümlesindeki "bir sponsor" kimdir?
BARCELONA'NIN MÜZESİ 40 MİLYON EURO KAZANIRKEN
İSPANYA'YA giden bir turistin Madrid ve Barcelona'da kulüp müzelerini ziyaret etmesi için ateşli bir futbolsever olması gerekmiyor çünkü turizm politikası ve pazarlaması sizi o adreslere yönlendiriyor. İspanya'nın en çok ziyaret edilen müzesi binlerce tablo ve tarihi eserin yer aldığı Madrid'deki Prado ve Reina Sofia müzeleri. İki müze de günün belirli saatleri ve yılın bazı günlerinde giriş ücreti almadığından gelir sıralamasında bir kulübün müzesininarkasında. Barcelona'nın müze ve stat turunda bir yılda elde ettiği gelir 40 milyon Euro. Şimdi bunu ikiye katlamak için müzeyi büyütüyorlar. Giriş ücreti 26 Euro olan müze ve stat turunun son noktasının Barcelona'nın ürünlerinin satıldığı iki katlı dev mağazası olduğunu söylememe gerek yok elbette! Madrid ve Barcelona'da havaalanına indikten sonra her turizm bürosunda, gazete bayiinde, aklınıza gelebilecek her satış noktasında Real ve Barça'nın müze turlarının broşürleri var. BEŞIKTAŞ, Fenerbahçe ve Galatasaray son dönemde modern müzeler kurdular. Varsa özür dilerim ama ben bugüne kadar ne havaalanında ne de İstanbul'un birköşesinde bu müzeleri tanıtan ve ziyaret etmek isteyenleri bilgilendiren ne bir broşür nebir bilboard görmedim. Milyonlarca insan İstanbul'a geliyor, müze nerede, giriş kaç para, kaç kupa var, saat kaçta açılıyor-kapanıyor, bilen yok. İşe İstanbul Havalimanı'ndan başlasanız, birer tanıtım köşesi kursanız, öğrenciler için turlar düzenleseniz, kupalarınızı yalnızlığa terketmeseniz fena mı olur...
AMAN SEZON BAŞINDA TADIMIZ KAÇMASIN!
DÜNYA Kulüpler Şampiyonası adı altında ABD, Çin, Japonya'da Avrupa'nın devleri hazırlık maçları oynuyor, tamam bu seviyeye bir takımımızı sokmak zor. Avrupa'da sponsor desteğiyle oynanan dörtlü turnuvalar var. Birine Fenerbahçe katılacak. 3 takım arasında oynanan 45 dakikalık maçlarla bir akşamda futbol bayramı yaşatan organizasyonlar var. Bizde hiçbiri yok. TSYD Turnuvası vardı diye nostalji yapmayacağım çünkü bu iş TSYD'nin işi zaten değildi! Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş her yıl Ağustos başında 45 dakikalık 3 maçla sıraylaev sahipliği yapacakları bir turnuva yapabilir. Her yıl bir Avrupa devi davet edilip, 3 günde bitecek bir dörtlü turnuva organize edilebilir. Siz elinizi taşın altına koyun bakalım sponsor çıkacak mı? Sezon başında bir hazırlık maçında ezeli rakibinize yenilmekten korkuyorsanız, koskoca sezonda nasıl cesur olabilirsiniz ki!...

Çiçeğimi Kopardın Sen
Ellere Verdin

Barcelona altyapısının gözbebeği Xavi Simons... Gelecekte bir Xavi Hernandez olacak mı? Ya da 16'sına geldiğinde Fabregas'ın Arsenal'e bonservissiz gittiği gibi La Masia'nın arka kapısından menajer Raiola ile birlikte kaçıp bir İngiliz kulübüne imza mı atacak? Bunu bize zaman gösterecek." Eylül 2017'de bir çocuğun hikayesi bu satırlarla bitmişti bu köşede. Aradan iki yıl geçti ve Xavi Simons, Barcelona'dan firar etti. Bir İngiliz kulübüne değil ama, Paris Saint-Germain'e imza attı.
Operasyonu yöneten de menajer Mino Raiola'ydı. Filmi yine biraz geri saralım.
Türkiyemspor'da üç sezon geçiren Regillio Simons, kulüp 2009'da kapanınca ailesiyle tatil için gittiği İspanya'da kendi kaderini değil ama bilmeden oğlunun geleceğini inşa etti. Alicante'deki tatilde eşiyle birlikte İspanya'ya yerleşmeye karar veren Regillio Simons oğlunu Barcelona kulübünün altyapı seçmelerine götürdü. Barcelona'nın unutulmaz yıldızı Xavi Hernandez'e hayran oldukları için ikinci çocuklarına Xavi adını veren aile dokuz yaşında teslim ettikleri evlatlarının gelecekteki menajeriydi de.

Baba, oğlunu menajerlere kaptırmamakta kararlıydı ama daha 12 yaşında sosyal medyada binlerce takipçisi olan Xavi, yetenek avcılarının radarına girmişti bile. İki yıl önce ise kulübün kapısından Mino Raiola girdiğinde kıyamet koptu.
İtalyan asıllı Hollandalı menajer, Barcelona'nın kara listesindeydi ve altyapısından çok sayıda oyuncunun firarını önleyemeyen Katalan kulübü, profesyonel sözleşme yapamadığından eli kolu bağlı beklemeye başladı...


Barcelona altyapısı La Masia'yı kuran Cruyff ve onun gözbebeği Guardiola için 2009'da"İkisini de akıl hastanesine yatırsınlar" diyen Raiola'nın derdi neydi peki? O sezon 79 milyon euro'ya Barcelona'ya transfer olan Zlatan Ibrahimovic'in menajeri olan Raiola, İsveçli yıldız teknik direktör Guardiola ile sorun yaşayıp yedek kalınca kulübe savaş açmıştı. "Akıllı bir menajer büyük kulüpleri karşısına almaz ama 79 milyon ödedikleri futbolcuyu yedek bırakanlara karşı sessiz kalamam" diyen Raiola, Guardiola'nın ve Barça'nın kara listesine girdi. İbrahimovic bir sezon sonra Barça ile yollarını ayırırken, menajer Raiola bu kez Pogba transferinde ortaya çıktı. Eski başkan Joan Laporta'ya "Sen seçilirsen Pogba'yı getiririm" diyen Raiola baltayı yine taşa vurdu.
Laporta seçilmedi ve ilerleyen yıllarda yolsuzluk suçlaması sonrasında hapishanenin yolunu tuttu. PSG'den İtalyan Marco Verratti'nin transferini de yokuşa süren Raiola'nın zengin portföyündeki oyuncuların Barcelona'ya transferi imkansız hale geldi. Geçen sezon Şampiyonlar Ligi'ni kasıp kavuran Ajax'ın orta sahasından De Jong'u kadrosuna katan Barcelona, Matthjis de Ligt'e de talip oldu. Ajax'ın kaptanı için kulübüyle anlaşma sağladılar ama bir sorun vardı, De Ligt'in menajeri Raiola'ydı.
İtalyan asıllı menajer Barça'nın yaptığı teklifin aynısını Juventus'tan getirip masaya koyduğunda oyuncusunu çoktan İtalya'da oynamaya ikna etmişti bile...

***
10 yıldır Zlatan'ın intikamı peşinde koşan Raiola, son darbeyi Xavi Simons ile vurdu. Barcelona altyapısı son yıllarda büyük yıldız yetişmediği için eleştirilerin odağındaydı ve komitenin elindeki en büyük koz bir gün Camp Nou'nun çimlerine çıkacak olan Xavi Simons'du.
Messi'den bu yana en büyük yetenek...
16 yaşında ilk profesyonel kontratı için 130 bin euro teklif ettiler ama Xavi Simons imzalamadı. Acı son yakındı. La Masia'nın gözbebeği kendisine yetiştirenlere teşekkür etti ve ayrıldığını açıkladı.
Raiola oynayacağı kulübü çoktan bulmuştu bile. Simons, yıllık bir milyon Euro karşılığında PSG'ye imza attığında Barça tesislerinde çalması gereken şarkı Barış Manço'dan Dağlar Dağlar idi: "Ellerimle büyüttüğüm solarken dirilttiğim / Çiçeğimi kopardın sen ellere verdin."

20 Yıllık Dostuk
Artık Değiliz

Önce bir soru: "Gazetecisiniz ve 20 yıllık bir dostluğunuz olan şöhretli bir arkadaşınızın sağlığı hakkında olumsuz bir haber aldınız. Bu haberi yazar mısınız, yoksa arkadaşınızın kendisine saklaması ya da açıklama yapmasını mı beklersiniz?" Bu soru ve cevabı geçen hafta İtalya'yı salladı.

Olayın kahramanlarına gelmeden önce yine bu köşede hikayesini anlattığım Luis Enrique'yi hatırlatmalıyım. Mart ayında teknik direktörü olduğu İspanyol milli takımının kampını terk eden Luis Enrique, üç ay boyunca tek kelime konuşmadan, tek kare fotoğrafı çekilmeden yaşamış ve evinde inzivaya çekilmişti. Sonunda yazılı istifasını verdiği gün de dahil olmak üzere ailesinden bir bireyin ciddi sağlık problemleri yaşadığı, Enrique'nin bu özel ayrılık sebebi için İspanyol gazeteleri ve televizyonları tek satır haber yapmadılar. Kimse gidip evinin kapısında beklemedi, drone ile foto çekmedi ve röportaj talep etmedi. Luis Enrique çıkıp bu özelini paylaşacağı güne kadar da gerçeği bilen kim varsa susmaya devam edecek...
***
İspanyolların medya etik anlayışı bu, peki İtalyanlar benzer bir olaya nasıl yaklaştılar. Sinisa Mihajlovic, son çeyrek asırın en yetenekli futbolcularından biriydi. İtalya'da Roma, Sampdoria, Lazio ve Inter formalarını giydi, bir maçta frikikten üç gol atacak kadar özel bir adamdı. Kramponlarını astıktan sonra en iyi bildiği işe devam etmeye kadar verdi. O artık teknik direktör Sinisa Mihajlovic'ti. İki hafta önce çalıştırdığı Bologna ile hazırlık kampına gidecekti.
Seyahat öncesinde iki-üç gün düşmeyen ateşi onu endişelendirdi. Hayatında yüksek ateş sıkıntısı olmamıştı. Problemini eşiyle paylaştı ve bir klinikte kontrol yaptırdılar. Akşam saatlerinde telefonla sonucu öğrendiğinde Sinisa kendini iki gün eve kapattı, hayatı gözlerinin önünden geçti, ağladı ve o yalnızlıktan sabaha savaşçı adam çıktı. Futbol sahasında oyun karakteri de böyleydi, yeşil sahaların sert ağabeylerindendi. Bir plan yaptı, önce oyuncularına yüz yüze rahatsızlığını açıklayacak sonra basın toplantısı yapacaktı.

***
Ivan Zazzaroni 61 yaşında, İtalya'da Corriere dello Sport gazetesinin genel yayın yönetmeni. Ülkenin en tecrübeli spor gazetecilerinden. Kelime oyunlarıyla attığı manşetleri kendi başına ayrı bir haber olan, gazete yazıları ve televizyon ekranlarında yorumları çok konuşulan, kıvrak zekaya sahip bir yayın yönetmeni. Futbol dünyasından elbette ki çok arkadaşı var ve Mihajlovic de onun 20 yıllık dostu. Zazzaroni, bu yakınlığı sayesinde Mihajlovic'i teknik adamlıktan uzak bırakacak bu rahatsızlığı öğrendi ve basın toplantısından bir gün önce arkadaşına destek vermek için birinci sayfadan manşeti attı. Mihajlovic lösemiye yakalanmıştı ve hastalığını kendisi duyurmak istiyordu.
Zazzaroni'yi basın toplantısında isim vermeden "20 yıllık dostum 2-3 bin fazla gazete satabilmek için dostluğumuzun bitmesini göze aldı. Bu bana ihanettir" dedi. Zazzaroni, İtalyanların sosyal medyasında bir numaralı hedefti artık. Ertesi gün "20 yıllık dostuma bir gün gazetecilik yaptım, bir daha da yapmam. O gün bu hastalığı herkes konuşuyordu sosyal medyada. Ben bu gazeteyi hiç sosyal medya kullanmayanlar için de yapıyorum. Onların bu haberi öğrenme hakkı yok mu" diyen Zazzaroni, özür dilese de İtalyanlar onu affetmediler. Corriere dello Sport'un yayın yönetmeni tüm sosyal medya hesaplarını kapatmak zorunda kaldı.
Mihajlovic'in tedavi süreci ise geçen hafta başladı. "Hücum oynayacağım ve lösemiyi yeneceğim" diyor Sinisa... Bir maçta üç frikik golü atan adam mı yenemeyecek lösemiyi!...

Ne Vereyim Abime


Pini Zahavi eski bir spor gazetecisi, mesleğe Tel Aviv'de başladı. Jorge Mendes, ülkesi Portekiz'de önce DVD kiralayan bir dükkan açtı, işleri bozulunca bar sahibi oldu. Mino Raiola, Hollanda'ya göç eden İtalyan bir ailenin açtığı pizzacıda garsonluk yapıyordu.
Abdilgafar Ramadani, Arnavut asıllı ve Sırp pasaportu da var, Berlin'de yaşıyor ve restoran işletiyordu.
Bir gün yataklarından kalktılar ve artık futbolcu menajerliği yapmaya karar verdiler, farklı yaşlarda birbirlerini tanımayan bu dört adam bugün futbol dünyasını yöneten menajerler. Zahavi ağabeyleri sayılır, onun için oyunun bir numarası deniyor, hatta hakkında kitap yazan Fransız Romain Molina'nın dediği şekilde: "Ne bir numarası, Zahavi oyunun taa kendisidir... Önce Liverpool ardından Man United'a oyuncu pazarlayan, Chelsea'nin Roman Abramovic'e satışına aracılık eden Zahavi'nin kontrol ettiği bölge Güney Amerika ve oligarkların para saçtığı dönemde Rusya idi. Neymar'ın 222 milyonluk transferinde de aracı oydu, Rüştü'nün Barça'ya gidişinde de...
Menajerler etkili oldukları coğrafyalarda birbirlerinin pazarını kırmaz, uzak coğrafyalar için işbirliği yaparlar. Cristiano Ronaldo ve Jose Mourinho'nun menajeri olan Jorge Mendes'in Türkiye pazarında Ahmet Bulut ile çalışması gibi.

Bir numara Mendes'in en büyük rakibi Mino Raiola, Pogba, Ibrahimovic, Balotelli'yi defalarca satarak aldığı komisyonlarla servetine servet katarken, Kean, Kluivert, Donnarumma gibi geleceğin yıldızlarını da portföyüne katmayı ihmal etmez. Onun bölgesi Hollanda, İtalya ve İspanya'dır...
Listenin dördüncü sırasındaki isim Abdilgafar "Fali" Ramadani 55 yaşında.

Menajerlik şirketi Liam Sport'un sahibi eski Partizan kalecisi Nikola Damjanac görünse de işin başındaki adam o. Onun kontrol ettiği bölge ise futbolun bereketli toprakları Eski Yugoslavya, Romanya ve son zamanlarda Türkiye. Sırp yıldızları (Jovetic, Kalinic) Fiorentina'ya satarak İtalya'da adı geçmeye başladığı günlerden bu yana medyaya röportaj vermiyor, objektifler karşısına geçmiyor. Jorge Mendes, Mourinho ve Ronaldo ile foto prodüksiyon yaparken, Ramadani 15 yıldır medyadan uzak duruyor. Porföyündeki en değerli isim dünyanın en iyi beş stoperinden biri Napolili Koulibaly.

İtalyan teknik adam Sarri'yi bu yaz Juventus'a getiren de, Jovic'i Real Madrid'e 60 milyona satan da, Beşiktaşlı Adem Ljajic'in menajeri de Fali Ramadani. Liam Sport kadrosunda Mirsad Türkcan da var. Eski basketbol yıldızı, futbolcu transferi yapan şirketin Türkiye pazarındaki kilit ismi... Belçika ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi'nde Pini Zahavi ile ortak transfer operasyonları yapan Ramadani'nin İsrailli menajerle Romanya pazarında yakın oldukları isim adını taşıyan akademinin sahibi Hagi... Kolarov'un ağabeyi ile Fenerbahçe'nin İstanbul'da basketbol maçını izlerken spor servisindeki arkadaşlarımızın ender fotoğraflarından birini çektiği Ramadani, aynı zamanda kulüpler için transferde aracılık yapıyor. Kolarov'un menajeri ağabeyi, Eljif Elmas'ın ise babası... İki transferde de İtalyan medyasında adı geçen Ramadani, Roma'daki ilk sezonun ardından Türk menajerlerinden ayrılan Cengiz Ünder'i de Liam Sport bünyesine kattı...

Malta merkezli Liam Sport'un futbolcu portföyüne bakılınca Türkiye pazarına ısındıkları anlaşılıyor. Ozan Tufan'ın yeni menajeri onlar, Fenerbahçe'nin yeni transferi Allahyar Sayyadmanesh de Ramadani'nin oyuncusu.
Fenerbahçe'nin transfer listesinde olan Konoplyanka, Fejsa ve Kalinic de Liam Sport'un porfföyündeki oyuncular..
Bir villanız ve bol sıfırlı bir banka hesabınız var. Bu bir futbol takımı. Bir iç mimar ile anlaşıyorsunuz. Bu bir sportif direktör... İç mimar evin dekorasyonu için ev sahibinin işaret ettiği mağazalardan alışveriş yapmaz, kendi iş ortaklarıyla çalışır ve size toplam bir fatura çıkartır. Bu iş ortakları da menajerler..
Futbol dünyasının gerçeği şudur, x kulübün y futbolcusunu transfer listenize yazmazsınız. Menajerler size "Ne vereyim ağabeyime" derler... İşte Atletico Madrid de böyle kadro kuruyor, Fiorentina'da Roma da, Chelsea de...

8 Temmuz 2019

Portekiz'in Sardalya Konserveleri

Buenos Aires'in yoksul mahallelerinde toprak sahalarda top koşturan yetenekli çocuğu herkes tanıyordu ama 40 yıl önce bir Avrupalının bu elması keşfetmesi o kadar kolay değildi. 'nın iki büyük kulübü yerel yetenek avcılarıyla çalışırdı. 'yı da böyle buldu . 1982'de bonservisi için milyon pesatas'ların bugünkü karşılığı olan 7.2 milyon euro ödediler.

O dönemin  ekonomisinde çok büyük paraydı, Katalanlar 1973'te 'u Ajax'tan 361 bin euro karşılığında  etmişlerdi. Maradona, Barselona'da villasında 40 kişiyle yaşayıp, her gece sabahlara kadar parti yapınca sadece iki yıl kalabildi 'nun çimlerinde, üstelik Bilbao kasabının darbesiyle ağır bir sakatlık geçirmiş,  finalinde de meydan kavgasının uçan tekmeler atan adamı olmuştu. Barcelona, onu 1984'de 6.7 milyon euro karşılığında 'ye sattı...
***
35 yılda bonservis rakamları önce çift hanelere, son dört-beş yılda da üç haneli rakamlara çıktı. 90'larda yıldızları liglerinde toplayan İtalyanlar ekonomileri çökünce bayrağı İspanyollara devrettiler, onlar da astronomik yayın gelirleri ve müthiş pazarlama ağlarıyla Uzakdoğu pazarını keşfeden İngilizlere... Son 10 yılda İspanyollar futbolcu ithal eden bir ülkeden ihraç eden bir fabrikaya döndüler. Fransızlarla birlikte, İngiliz takımlarının yetenek tedarikçisi oldular.
Portekiz ise her zaman yerini bildi. Onlar fideyi diker, sular, mahsülü alır, parlatır, ambalajlar ve kimi zaman maliyetinin 100 katı fiyatına satarlar. Ülkenin üç büyük kulübü Sporting,  ve Porto'dan bugünlerde manşette olan kulüp Benfica. Altyapılarından yetişen Joao Felix'i 126 milyon euro'ya 'e sattılar...
***
Portekiz kulüplerinin dil avantajı nedeniyle Brezilyalı genç yetenekleri bulup ikna etmekte zorlanmadıkları ortada. , Quaresma ve Figo gibi eşsiz futbolcuları da son 20 yılda kendi içlerinden piyasaya sürdüler ama astronomik bonservis bedellerinin arkasındaki isim ne bir kulüp başkanı ne de bir sportif direktör... Futbol piyasasının bir numaralı menajeri  Portekizli ve onun son 20 yılda uçurduğu piyasada portföyündeki futbolcular kıtanın bütün liglerini domine ediyor. Bizim futbolcuların 30 milyon euro barajını aşamadığı transfer piyasasında nasıl oluyor da Portekiz kulüpleri 30'dan başlayıp 126 milyon rakamına ulaşabiliyorlar. Sardalya konservesinin hikayesi bir cevap olur mu acaba?
Lizbon'a gittiğinizde sizi sadece balık konservesi satan dükkanlar karşılar. Her birinin ambalajı duvara asılacak kadar güzel logo ve resimlerle bezenmiş yüzlerce çeşit konserve... Yetişkinler için bir oyuncak mağazası gibidir bu dükkanlar. Portekizliler, Avrupa'da ilk konserve fabrikasını 1853'de kurduklarında az nüfuslu ülkenin en büyük ihracat kalemlerinden birini ürettiklerinin belki de farkında değildiler. Geçen yüzyılın yarısında sayıları 150'yi bulan bu fabrikalar 70'li yıllarda yaşadıkları krizle kapandılar ve geriye 20 konserve fabrikası kaldı. Yeni teknolojileri uyguladılar, raf ömrünü uzattılar ve her ürün için sanatçılarla çalışıp ambalajları "Beni al" seviyesine çıkardılar...
Futbolda yaptıklarının sardalyayı işleyip konserve yapmalarından bir farkı yok. Sardalya bizde de var, çarşıda 20 TL. Portekizliler farklı tariflerle hazırladıkları sardalyaları bu konservelere koyup 100 gramını 4-20 euro arasında satıyorlar. Ürünler kaliteli, yetenekli futbolcular gibi, dükkanlar şık ve modern, stadyumları gibi, ambalajları harika, futbolları gibi, pazarlama taktikleri dahiyane, futboldaki menajerleri Jorge Mendes gibi..
Portekiz gibi mi olmak istiyoruz futbolda? O zaman 30 gol atan futbolcuya "Defol git" demememiz, gençlere güvenmemiz, menajerlerimizin yabancı dil öğrenmesi lazım. Yoksa sardalya bizde de var, en tazesi en güzeli, şimdi tam da mevsimi... Eminönü'deki balık-ekmek gibi mi satacağız futbolcuları, Lizbon'daki konserve dükkanları gibi mi...

Mehmet Topal


Attığı adım olay, söylediği bir cümle manşet olan futbolcular vardır, bir de ağzı var dili olmayanlar... Kolay kolay özel röportaj vermezler, maç sonunda sivri laf etmezler, ezeli rakiplerine laf atmazlar..  tatillerinin her anını paylaşmaz, gece hayatından ve paparazzilerden uzak dururlar. İşini iyi yapmaya çalışırlar.
Büyük bir takımda işini yapan ve böyle düşük profil çizen futbolcular gün gelir sanki haklarını savunamıyorlarmış gibi haksız eleştirilerin de hedefi olurlar. Böyle çok futbolcu var ama son 15 yılda kimse  kadar uymuyor bu tanıma. Eşiyle beraber sivil toplum kuruluşlarında yaptıkları çalışmalar, maddi ve manevi yardımlar çok daha fazla duyulmalıydı. 19 yaşındaki üniversite öğrencisi genç, Topal'ın ailesine küfür ettiğinde genci mahkum ettirmek yerine "Otizmli çocukların olduğu kafede üç ay boyunca hafta sonlarında servise yardım edeceksin" diyen Topal bu güzel insanlığını kendine saklamamalıydı..


'un 3 Büyükleri'nde yedi yıl forma giymek zordur. "Geçmişte çok daha uzun yıllar oynayanlar var" diyeceksiniz ben de "Twitter yoktu ki" diyeceğim. Bugünlerin acı gerçeği, tribüne gitmeyen ve hatta belki de maçları izlemeyen bir kitle, futbolcuları sosyal medyada linç ediyor, , Müjdat Yetkiner bugünlerin futbolcusu olsaydı çoktan gönderilmişti takımlarından... Mehmet Topal'ın yedi yıllık  kariyeri de kimsenin aklına gelmeyecek kadar kabus bir sezonun ardından son maçtaki ıslıklarla sona erdi.  bir endüstri, daha iyisini bulursanız oynatırsınız, Topal'dan daha iyisini bulsalardı oynatırlardı da bu yedi yılda.
Mehmet Topal tecrübesi ve aklıyla oynayan ve yüreğiyle yaşayan bir adam. 20 milyon TL daha kazanacağı kontratını yaktı çünkü,  ve Fenerbahçe'de kazandıklarının değerini bilen ama yokluk zamanlarındaki çocuk Mehmet'i de unutmamış bir memleket insanıydı...
***
Memleketi 'da seçmelere girdiğinde krampon alacak parası yoktu. Üç numara büyük emanet kramponların içine gazete kağıdı doldurup seçildi. 'ye gittiğinde ailesinden ilk kez ayrılmıştı, dayanamadı kendini otogara attı. O gün onu otogardan çeviren takım arkadaşı onun kadar büyük futbolcu olmadı ama Mehmet o arkadaşını unutmadı.
Galatasaray'da 'dan sağbek, Servet'ten ön libero yaratan, stoperler Song ve Tomas'ı ön libero oynatan "garip teknik adam" Feldkamp, Linderoth sakatlanmasa yüzüne bile bakmayacaktı onun. Tırnağıyla kazıyıp gelen futbolcular vardır ya, hazıra konmayan işte onlardan biri oldu Mehmet Topal. Rakipten top çalarken ya da saklarken ince fiziğini rakipten sakınıyordu. İşte bunun üstesinden gelip büyüdü "". Dişe diş oynamıyordu, saf ve temiz kalıyordu sahada. Rakibe nasıl top göstermez, vücut nasıl araya sokulur onu öğrendi. Omuzundan sakatlanmasa bir yıl önce gidecekti Valencia'ya... İki yıl kaldı ve 'da her zaman saygı gören bir futbolcu oldu. Geçen ay Valencia 100. yılı kutlamalarına davet edilen Topal, sokaklarda imza dağıtıyordu...
Malatya'da o büyük kramponların içine gazete kağıdı koyan çocuk büyüdü, Türk futbolunun son 15 yılında orta sahada bir marka oldu. Artık ayakları 46 numaraydı.. Biz ona burada "Örümcek" diyorduk, İspanyollar "Ahtapot" dedi... Bir zamanlar Galatasaray forması giymiş bir futbolcu olarak Fenerbahçe'de her zaman saygı gördü, ekmek yediği hiçbir kulüp için tek bir olumsuz cümle kurmadı Mehmet Topal. Geçen hafta "Bir daha ıslıklanmak istemiyorum" diyerek kendini yollara vurdu. O yollar nereye çıkar bilinmez ama Çanakkale Otogarı'na kaçarken vazgeçmiş çocuk yok artık... O 33 yaşında ve en az üç yıl daha futbol oynayacak ve bir gün alkışlarla kramponlarını asacak...

Futbolcu Esnafı Ailenin Üç Kuşağı


Doğduğu şehrin kulübünde oynamak her çocuğun hayalidir ve Madrid'in çocukları için takdir edersiniz ki bu kocaman bir hayal.. 100 yıldır dünya yıldızlarının, en iyilerin forma giydiği  ya da  formasını giymek... Size bir aile anlatacağım, onlar dede-baba-oğul hem Atletico Madrid hem de Real Madrid formasını giydiler. dünyasında Veron'lar, Maldini'ler, Hernandez'ler en bilinen üç kuşak futbolcular ama Llorente ailesi Madrid derbisinin iki yakasında forma giyme rekoru için torun Marcos'un Atletico Madrid'e imzasını beklediler ve o imza iki gün önce atıldı.


Filmi yine geriye sarıyoruz. , Real Madrid tarihinin en büyük futbolcularından biriydi. Di Stefano ve Puskas'lı kadroyla beş Şampiyon Kulüpler Kupası kazandı, futbolu bıraktığında kulüp tarihinin en çok gol atan üçüncü futbolcusuydu. 18 yıl Real Madrid forması giyen Paco Gente'nin iki kardeşi Julio ve Antonio da futbolcuydu. Yeğeni Francisco  ise Real Madrid'in bir başka meşhur jenerasyonun parçasıydı. Real Madrid altyapısında yetişti ama kendini Atletico Madrid'de buldu. İki yıl sonra bugünün parasıyla 300 bin euro karşılığında Real Madrid'e döndüğünde şehirde büyük gürültü koptu.
Akbaba Beşlisi'nin fırtına gibi estiği yıllardı. Butragueno ve Hugo Sanchez baş aktörlerdi forvet hattında. Amcası Paco Gente ile Real Madrid'de birlikte forma giyen 'nun kızı Maria Angela ile evlendi. Ramon Grosso da futbola Real Madrid altyapısında başlamış ve Atletico Madrid'in küme düşme tehlikesi geçirdiği sezonda Real Madrid'in ezeli rakibine kiraladığı genç bir futbolcuydu. Onun sayesinde Atletico Madrid o sezon kümede kaldı ve Ramon Grosso, Real Madrid'e döndü.
İlk milli maçına  Stadı'nda Türkiye karşısına çıktı. Real Madrid altyapılarında teknik adamlık yaptı ve aile 1995 yılında torun sevinci yaşadı, adını  koydular. 13 yaşında Real Madrid altyapısına gelen Marcos, altı yıl sonra bugün A takımı çalıştıran Zidane tarafından genç takım hocalığı yaptığı dönemde profesyonel sözleşmeye imza attı.
24 YAŞINDA SADECE 22 MAÇ
Dede efsane futbolcu, baba büyük yıldız, büyük amca Real Madrid'in unutulmaz isimlerinden biri.. Marcos Llorente'nin sırtındaki yük büyüktü ve 2014'te Lizbon'da Şampiyonlar Ligi Kupası'nı kazanan Real Madrid yeni sezonu açtığında İspanyol medyası A takıma çıkan Marcos'un futbolcu dolu soy ağacını manşetlere taşıdığında genç orta saha oyuncusu 19 yaşındaydı.
Marcos Llorente'nin babası Atletico Madrid'den Real Madrid'e firar etmişti. Üç amcasından ikisi Jose Luis ve Antonio birer basketbol yıldızıydı. Ufak amcası Julio Llorente aralarında Real Madrid'in de olduğu beş İspanyol kulübünde oynamış ve 400'den fazla maça çıkmıştı.
Kuşaklar boyu esnaflık yapan ailelerin hikayeleri hep güzeldir. Llorente Ailesi de futbol esnafıydı... Marcos Llorente, Real Madrid'in yıldızlarla dolu orta sahasında formayı kapamadı ve Alaves'e kiralandı. 24 yaşına gelmiş ve Real Madrid formasını sadece 22 kez giyebilmişti. Anne tarafından dedesi 'nda attığı gollerle Atletico Madrid'i küme düşmekten kurtarmıştı. Babası Santiago Bernabeu tribünlerini ayağa kaldıran adamdı ve Atletico'nun Vicente Calderon Stadı'nda iz bırakmıştı. Marcos Llorente, şimdi yeni Metropolitano Stadyumu'nda dedesi gibi Atletico Madrid forması giyecek, 2002 yılında hayatını kaybeden dede Ramon Grosso, yedi yaşındaki torununun da futbolcu olmasını istermiş....
Marcos Llorente bunu başardı ama köklerindeki büyük futbolcular gibi olmak için yürümesi gereken çok uzun bir yol var...