BIY ADS

24 Ocak 2015

Hafta Sonu Naklen Yayınlar


24 Ocak Cumartesi
13:30 İstanbul Başakşehir - Mersin İdmanyurdu (LigTV)
14:00 Denizlispor - Samsunspor (TRT Spor Web)
14:00 Bucaspor - Osmanlıspor FK (TRT 1)
16:00 Gaziantepspor - Balıkesirspor (LigTV)
17:00 Cordoba - Real Madrid (NTVSpor Smart HD)
17:00 Manchester City - Middlesbrough (Tivibu)
18:00 Fildişi Sahili - Mali (Eurosport)
18:30 Altınordu - Adana Demirspor (TRT Spor)
19:00 Akhisar Belediyespor - Eskişehirspor (LigTV2)
19:00 Kasımpaşa - Fenerbahçe (LigTV)
19:00 Elche - Barcelona (NTVSpor Smart HD)
19:30 Cambuur - PSV Eindhoven (Tivibu)
19:30 Liverpool - Bolton Wanderers (Tivibu)
21:00 Bastia - Bordeaux (A Spor)
21:00 Atletico Madrid - Rayo Vallecano (NTVSpor Smart HD)
21:00 Kamerun - Gine (Eurosport)
21:45 Lazio - Milan (Tivibu)
23:00 Villarreal - Levante (Tivibu)

22 Ocak 2015

Futbol Filmleri Festivalleri

 12-15 Mart-Barselona
9-14 Şubat Bilbao 

Deloitte Money League 2015


Deloitte Money League 2015

17 Ocak 2015

Hafta Sonu Naklen Yayınlar


17 Ocak Cumartesi
17:00 Real Sociedad - Rayo Vallecano (NTVSpor Smart HD)
17:00 Swansea City - Chelsea (LigTV3)
18:00 Lens - Lyon (Tivibu)
18:00 Ekvator Ginesi - Kongo (Eurosport2)
19:00 Empoli - Inter (Tivibu)
19:00 Valencia - Almeria (NTVSpor Smart HD)
19:30 Newcastle United - Southampton (LigTV3)
20:00 Galatasaray - River Plate (Smart Spor)
21:00 Monaco - Nantes (Tivibu)
21:00 Metz - Montpellier (A Spor)
21:00 Villarreal - Athletic Bilbao (NTVSpor Smart HD)
21:00 Burkina Faso - Gabon (Eurosport2)
21:45 Palermo - Roma (Tivibu)
21:45 Vitesse - PSV Eindhoven (Tivibu)
23:00 Espanyol - Celta Vigo (NTVSpor Smart HD)

18 Ocak Pazar
13:00 Gümüşhanespor - Nazilli Belediyespor (Mavi Karadeniz)
13:00 Getafe - Real Madrid (NTVSpor Smart HD)
13:30 Göztepe - Gölbaşıspor (Kanal 35)
13:30 Lazio - Napoli (Tivibu)
15:00 Paris SG - Evian TG (Tivibu)
15:30 Feyenoord - Twente (Tivibu)
15:30 West Ham United - Hull City (LigTV2)
16:00 Parma - Sampdoria (A Spor)
18:00 Rennes - Saint-Etienne (Tivibu)
18:00 Manchester City - Arsenal (LigTV2)
20:00 Maritimo - Benfica (Tivibu)
20:00 Deportivo La Coruna - Barcelona (NTVSpor Smart HD)
21:45 Juventus - Verona (Tivibu)
22:00 Marseille - Guingamp (Tivibu)
22:00 Sevilla - Malaga (NTVSpor Smart HD)

13 Ocak 2015

Messi'ye Çıkan Yokuşlu Yollar

Onun büyük bir yetenek olduğunu kulübe rapor eden Buenos Aires'de yaşayan bir Barcelona taraftarıydı. Camp Nou'ndaki ilk sezonunda anlaşıldı ki büyük kelimesi kifayetsiz kalıyor. Katalanlar, Real Madrid'i yıkacak adamı bulmuşlardı, 82 Dünya Kupası sonrasında. Bilbao Kasabı'nın sahadan kazıyan darbesi olmasa daha uzun yıllar kalır mıydı? Arjantin'den gelen eş-dost-akrabadan oluşan 30 kişilik kolonisiyle yaşayan Maradona'yı 58 maçta attığı 38 golün yarım kalan sevinciyle Napoli'ye sattı Barcelona başkanı. Arjantinli yoldan çıkmıştı ve o yoldan çıkanın Barcelona'da geleceği olmazdı. Sonrasını biliyorsunuz. Bakmayın İngilizlerin şimdilerde büyük golcüler yetiştirmediğine. Bugünün usta yorumcusu Gary Lineker, gol kralı olduğu Dünya Kupası'ndan sonra Barcelona'da iki sezon oynadı, 20 ve 16 golle tamamladı o iki sezonu ama Cruyff geldiğinde Juventus'un Henry'yi kanatta heba ettiği gibi Hollandalı hoca da İngiliz golcüyü ceza sahasından uzaklaştırdı. Lineker, koptu gitti Barcelona'dan, Tottenham forması giydi. Ezeli rakibi Real Madrid, futbol endüstrisinin adının anılmadığı yıllarda çok daha vefalı çok daha az adam harcayan bir kulüp müydü? Barcelona'nın harcadığı, kovaladığı ya da kaçan yıldızlara baktığımızda sorunun cevabı evet. PSV'den 1996'da genç bir Brezilyalı almışlardı. Teknik direktör Bobby Robson, tercümanı da Jose Mourinho. Genç golcü Compestela maçında topu kendi yarı sahasından almış, çalımlamadığı adam kalmamış ve golü atınca Robson iki elini başına götürüp yarım asırlık kariyerimde böyle gol görmedim demeye getirmişti. 49 maçta 50 gol atan o Brezilyalı genç çocuğu sezon sonunda Inter'e sattılar. Ronaldo yıllar sonra Real Madrid formasıyla, Barcelona'nın karşısına dikildi. 


Juventus'ta döktüren Michael Laudrup, Kuzey'in yetiştirdiği en yetenekli futbolcuydu, bugün oynasa 100 milyon euro ödenebilecek futbolculardan işte. Cruyff'un patronu olduğu takım Laudrup'u Real Madrid'e kaptırdı. Barcelona hiç akıllanmamıştı. Orta sahada 80'lerin efsane ismi Bernd Schuster'i de ezeli rakiplerine kaptırmışlar, Alman yıldız, Akbaba Beşlisi'ne orkestra şefliği yapmıştı. Popescu ile birlikte almışlardı Luis Figo'yu. Takım kaptanlığına kadar yükselen Portekizli, Camp Nou'da taraftarın gözünde en muteber adamdı. Kaçan balık büyük olur. Real Madrid Başkanı Florentino Perez, serbest kalma rakamını kimsenin ödemeyeceğine inanan Barcelona'nın banka hesabına parayı yatırınca, Figo, beyaz formayı giymiş, yıllar sürecek nefret dolu El Clasico'ların startı verilmişti. Romario'nun değerini bilemediler, yıllarca takımı sırtlayan Rivaldo'yu kalbi kırık vaziyette Milan'a yolladılar. Alt yapıdan yetişen Fabregas, La Masia'nın arka kapısından kaçıp Arsenal'e gittiğinde 16 yaşındaydı. Dönmesi için 40 milyon euro ödediler yıllar sonra. Genç yaşta Manchester United'a giden ve dönmesi için milyonlar ödenen stoper Pique gibi. 2003 yılında Cristiano Ronaldo'yu alabilirlerdi, Quaresma'ya imza attırdılar. Forması daha çok satar diye Real Madrid Beckham'ı alıp Ronaldinho'dan vazgeçince, Barcelona'ya imza atan Brezilyalı her şeyi kazandıktan sonra büyüyen göbeğiyle Milan'ın yolunu tuttu. Gidene, kal diyen yoktu Barcelona'da. Son çeyrek asırda iki efsane kadroyu yapan Cruyff'u, Başkan Nunez kulüpten kovdu, dört yıl arka arkaya şampiyon yaptığı kadroda büyüyen Guardiola, futbolculuk döneminde açık açık söylenmese de kapının önüne kondu. O Guardiola yıllar sonra oturduğu teknik adam koltuğunda her şeyi kazandı ve New York'a bir yıl kafasını dinlemeye giderken herkes onun Barcelona yönetimine kırgın olduğunu biliyordu. Şimdi hocası Luis Enrique ile arası açılan Messi'nin babasının Mourinho ile görüşüp Chelsea transferini tartıştığı söyleniyor. Serbest kalma bedeli 250 milyon euro. Abramoviç, kaç milyon verir bilinmez ama bildiğim, gerçekten de bir kulüpten öte olan Barcelona'nın aynı zamanda bir cadı kazanı olduğu. Biri yanacak ya da biri yanmamak için gidecek, hep olduğu gibi... 

5 Ocak 2015

Beşiktaş: 0 Galatasaray: 2


Tolga 6
İlk yarıda kalesinde tehlike yaşamayan Tolga, ikinci yarıda Melo'nun golünde defansının kurbanı oldu. Veli atıldıktan sonra Galatasaray ataklarında ayakta kaldı, Selçuk İnan'ın nefis aşırtmasını tokatlayarak takımını oyunda tuttu.
Muslera 6
Büyük kaleci, iyi yer tutan ve kalesinde güven veren kalecidir. Muslera'nın kalesine dün çıkmayacak top gelmedi ama Uruguaylı kaleci hep doğru yerdeydi. Yüksek topları sektirmedi, Sosa'nın önüne zamanında yattı.
Serdar 6
Siz kendi iş yerinizde dört ay boyunca yerinize adam arandığını bilseniz her sabah nasıl kalkar da o işe gidersiniz. Serdar'ın yerine Beşiktaş 4 aydır adam arıyor ama Serdar defansif görevini yerine getiriyor.
Sabri 7
Sabri, son haftalarda yaptığı asistlere bir yenisini ekledi ve Melo'nun golünün pasını verdi. Pas hatası yapıyor, bazen saç baş yolduruyor ama 90 dakika savaşıyor. 20. kez çıktığı Beşiktaş derbisinde oyunun kader adamlarındandı.
Ersan 5
Beşiktaş defansının göbeğinde saatli bomba! Sivok'tan sonra bu bölgede Beşiktaş onun rakibi durdururken yaptığı faullerden çok çekti. Dün Umut Bulut karşısında fazla zorlanmadı ancak oyuna katkısı yoktu.
Semih 7
Geçen hafta G.Birliği maçında Stancu'nun golünde hatalı olan ve haftalardır sallanan Semih dün bir pas hatası dışında eski günlerindeki gibiydi. Derbiye iyi hazırlanmış, bu kez ikili mücadelelerde daha cesurdu.
Franco 6
Atiba'nın yokluğunda orta saha göbeği sallanırken, kanatlar yerine ortadan geleceği belli olan Galatasaray karşısında ayakta kalmaya çalışan isimlerden biriydi. Melo'nun golünde o topu tehlikeli bölgeye indirmemeliydi.
Chedjou 7
İlk yarıda Selçuk ve Sneijder'in top almadığı dakikalarda geriden oyun kurarken fazla risk aldı ama her pozisyonda rakiplerini ekarte etmeyi başardı. Futbol zekası ve fiziğiyle sahadaki dört stoperin en kalitelisiydi.
Motta 4
Bilic, formayı ona verip İsmail'i yedek oturttu ama Brezilyalı bir derbide daha vasat bir yabancı olduğunu kanıtladı. Büyük maçlarda yabancı oyunculardan bek bile olsa bir fark yaratmasını beklersiniz. Lakin Motta bu kadar.
Telles 5
Mersin maçında hızlı kanat oyuncuları karşısında dağıldığını görenler Gökhan Töre karşısında ona şans tanımıyordu ama maçın ilk 20 dakikasında sallandıktan sonra herkesi şaşırtmayı başardı. Kademelere iyi girdi.
Oğuzhan 5
Beşiktaş adına derbinin kader adamı oldu. Veli'yi yalnız bırakıp göbekten sızıp gol aradı ama Galatasaray'ın golü sonrasında yakaladığı müsait pozisyonda topu auta attı. Tabelayı değiştirse derbi başka olurdu.
Melo 6
Fenerbahçe derbisinde de dün akşam ilk 45 dakikada da derbilerin adamı Melo görüntüsünden uzaktı. Geçen hafta cezalı olması maç eksiği yaratmış, eski temposundan uzaktı ama Beşiktaş'ı yine affetmedi.
Veli 2
Atiba'nın yokluğunda yanındaki Oğuzhan, içgüdüsel olarak hücumu zorlayınca kalabalık Galatasaray orta sahası karşısında tek başına kaldı. İkinci yarıda Sneijder ile tartışmasında eline-koluna hakim olamadı ve atıldı.
Selçuk 5
Ceza sahası dışından aşırtmasını Tolga nefis çıkartmasa, gol olsa yılın en iyi 10 golü arasına şimdiden adını yazdırırdı. Tecrübesiyle orta sahanın pas istasyonu ama ağır kalıyor. Pas tercihleri ikinci golü son dakikaya bıraktırdı.
Gökhan 5
Karşısındaki Alex Telles'in hızlı forvetler karşısında döküldüğünü elbette ki Gökhan da biliyordu. İyi de başladı, iki pozisyonda Brezilyalı'yı yıktı geçti ancak sonrası tam bir Töre klasiği. Oyun içinde kayboldu gitti.
Emre 4
Maçın ilk yarısında Galatasaray'ın en çok koşan ismiydi ama bu koşunun takımına ne fayda sağladığı soru işareti. İyi oynadığı bir maçın ardından bir sonrakinde ne oynacağı hep soru işareti. Vasatı aşamadı.
Olcay 3
Beşiktaş'ın gizli santrforu, gizli 10 numarası ama dün sahada bunları yapmak yerine 66 dakika boyunca gizlendi durdu. Sabri'nin bindirdiği kanatta rakibinin bıraktığı boşluklara sızamadı. Derbinin havasına giremedi.
Sneijder 5
Geçen hafta sakattı, 3 gündür özel şut idmanı yapıyor dendi ama Fenerbahçe derbisinde 9 şut atan Hollandalı dün 2 kez kaleyi yokladı. Juventus'a gideceği söylentileriyle geçen derbi haftasında oyuna aklını koyamadı.
Sosa 5
Son haftaların kurtarıcısı da Galatasaray orta sahasının karşısında zor anlar yaşadı. İlk yarıda bir ara pasına sızdığı pozisyonda yavaş kaldı. Takımı gününde olmayınca Sosa da vasatı aşamadı.
Burak 7
Hamzaoğlu'nun kendisine verdiği görevi yerine getirmek için iki kişilik oynuyor. Rakip kaleye 30-40 metre uzaklıkta pas istasyonu olacaksınız ve sonra ceza sahası içine koşacaksınız. Yazması kolay ama o dün yine başardı.
Demba Ba 3
Ayak parmağındaki kırık tam iyileşmeden idmanlara başladı. Bunun adı özveri ama profesyonel futboldaki karşılığı hazır olmadan forma giymek. En önemli artısı kuvvetini kaybedince sıradanlaştı.
Umut 4
İyi profesyonel, sahaya yüreğini koyan adam, yaptığı presle rakip tandemi çıkartamayan forvet ama buraya kadar. Umut'un ayaklarındaki kısıtlı yetenek Galatasaray'ın birçok atağının başlamadan bitmesine sebep oldu.
Kerim Frei 5

Dün sahada yokları oynayan Olcay'ın yerine 66'da oyuna girdi. Bilic, onunla başlasa ve Sosa'yı Veli'nin yanında kullansa başka bir derbi oynar mıydı Beşiktaş, bu bilinmez ama Kerim'in fazla yapabileceği bir şey yoktu.
Hamit 4
Kabul edelim, maçlardan sonra harika konuşuyor ama bu haliyle Türkiye'nin en çok kazanan yorumcusu gibi. Hamit Altıntop geçmişiyle büyük futbolcu ama futbol onu terk etmiş gibi. Ağırlaşan Hamit , dün fark yaratmadı.
Cenk 5
Demba Ba'nın sakat olduğu maçlarda görevini yaptı, gollerini attı ve kulübeye döndü. Demba Ba'nın hazır olmadığı bir maçta Bilic, onu Burak- Umut örneğinde olduğu gibi ikinci forvet olarak kullanabilir miydi?
Bruma 5
Çalım atmayı bilmiyor, 10 kere denese bir kez başarılı oluyor. Pas tercihlerinde sıkıntı var, topu kaptırıyor ama hızlı. Bruma sadece hızlı olduğu için büyük yıldız ise Jamaika Milli Takımı'nın müzesinde üç Dünya Kupası olurdu.
İsmail ?
Jose Sosa kenara sakatlık işareti yapmadı. Bilic, İsmail'den neyi değiştirmesini istedi uzatmalar dahil 10 dakikada, bunu anlamadık. Motta gibi vasat bir yabancıdan formayı alacak kadar çok çalışmalı artık.
Olcan ?
Umut Bulut-Hamit değişikliği Hamzaoğlu'nun kalabalık orta saha ve tek forvet Burak, manevrasıydı ama Olcan, Melo sakatlandığında girmeliydi aslında. Takımı 10 dakika risk aldı ve Olcan, Sneijder'in yerine şans buldu.
Hamza Hamzaoğlu 7
Teknik adamlık kariyerinin ilk derbisine öğrencilerini iyi hazırlamıştı. Maçtan önce Beşiktaş kadar koşmalarını istediği takımından kazanacak verimi aldı. Geçen hafta oyuna neşter atmakta geç kalmış ve hatasını kabul etmişti, dün iyi bitirdi.
Slaven Bilic 4
Fenerbahçe ve Galatasaray'ın kadrolarının kendi takımından daha kaliteli olduğuna inanan bir oyun felsefesi var derbilerde ve her seferinde bu oyuncularına da sirayet ediyor. Futbol sahası dışında biriktirdiği karizmasını büyük maçlarda paramparça ediyor.

4 Ocak 2015

Ayrılıklar da Sevdaya Dahil


Bir futbol takımının kaptanı olmak için o iki renk altında uzun yıllar ter dökmek gerekli mi, değil. Büyük bir yıldızsanız, kariyerinize olan saygıdan dolayı kolunuza o pazubandını takabilirler, yakışır da. Takımda eski olmak, düzenli oynamak, yaşça da takımın ağabeyi olacağı yıllara gelmek, soyunma odasında saygı duyulan bir isim olmak... Bütün bunlar birer kriter ama sonuçta her takımda kaptanı belirleyen kulüp yönetimleri ve vahşi maç trafiğinde her oyuncunun bir yedeği olduğu gibi her kaptanın da birden fazla dublörü var. Bayrak adam olmayı, takım kaptanı olmaktan ayıran da bu. Bir takımda tek bayrak adam vardır ve o artık derisi haline gelmiş formayı çıkartana kadar da taraftarın gözünde, kalbinde bir başkası bayrak adam olmaz. İtalyanlar bayrak manasına gelen 'bandiera' kelimesini futbol dünyasında takımın ikonlaşmış futbolcuları için kullanırlar. Yıllar önce bu kalıba giren futbolcuların hikayesini kaleme aldığımda 'bandiera'lar için ilk kez bayrak adamlar tabirini kullanmıştım. 

Nedir peki bayrak adam? Bir kulübün altyapısından yetişen, yetişmediyse de genç yaşta o takıma gelen, mutlaka ve mutlaka büyük yetenek olan ve kendisine gelen yüklü transfer tekliflerini sol elinin tersiyle itip sağ elini her seferinde armanın altında kalbinin üzerine götüren, kariyeri boyunca gemiyi terk etmeyen ve kendi jenerasyonu içinde bir takımda birden fazla olmayan oyuncular, futbol dünyasında bayrak adam olarak kabul görürler. Tarifi uzun olduğundan kimin bayrak adam, kimin efsane futbolcu olduğu da sabahlara kadar sürecek bir tartışmanın konusudur. Cihat Arman, Lefter, Metin Oktay, Baba Gündüz, Baba Hakkı'lardan, Şenol Güneş'e, Rıza Çalımbay'a, Bülent Korkmaz'a uzanan yolda Türk futbolu da Avrupalılar gibi eski bayrak adamlarını arıyor. Galatasaray'da Arda Turan bayrak adamken Madrid'in yolunu tuttu, Beşiktaş'ta Necip, Fenerbahçe'den Roma'ya giden Salih Uçan potansiyel adaylardı. Trabzonspor'da Onur Kıvrak ise bu tanıma bugünlerde en çok yakışan isim. Galatasaray'da Semih Kaya ise bu yolun daha başında... 

Futbol kültürüne bu tabiri hediye eden İtalyanlardan başlayalım. Inter'de Fachetti, Bergomi ve Mazzola gibi efsanelerden bayrak adamlığı teslim alan bir Arjantinliydi. 22 yıllık kariyerinin 20 yılını Inter'de geçiren Zanetti, büyük kaptan olarak çağrıldı ve son çeyrek asırda, Milano'nun öteki yakasındaki Milan'da Baresi'den bayrak adamlığı teslim alan Paolo Maldini'ye ancak o rakip olabilirdi. Juventus, 2006'da küme düştüğünde yabancı yıldızlar kaçarcasına giderken Çek yıldız Nedved ile dümeni tutan Alessandro Del Piero, 1993'te giymeye başladığı siyah-beyazlı formadan vazgeçmedi. Real Madrid, Manchester United yıllarca peşinden koştu ama gün geldi Juventus ondan vazgeçtiğinde bırakın İtalya'yı kıtayı terk edip gitti Avustralya'ya, futbol sevdasının peşinden. Francesco Totti, 20 yıldır Roma'nın merkezine inemediğini söylüyor, haklı da çünkü duvarlarına resimleri yapılan sokaklarda yürüyebilmesi imkansız. O Roma'nın son imparatoru. Real Madrid'e hayır diyen adam. Çocukluğundan beri giydiği sarı-kırmızı formayla bir şampiyonluk kazanabildi ve 38'inde bu sezon hâlâ ikincisini kovalıyor. Antonio di Natale, Serie A tarihinin en önemli golcülerinden biri ama 11 yıldır bütün transfer tekliflerini geri çevirip Udinese forması giymeye devam ediyor. Paolo Cannavro, Parma'da, Nesta ise Lazio'da bir zamanlar bayrak adamlardı, ama onlar kupalar kazanabilecekleri takımları, bayrak adamlığa tercih ettiler. 

İspanya'da bayrak adam denilince akla gelen ilk isim Real Madrid'li Raul elbette. Maldini ya da Totti gibi kariyerini tek forma altında tamamlayamadı ama kapatılan Atletico Madrid altyapısından Real Madrid'e gelen Raul, sadece kaptan ve büyük bir golcü olmadığını yıllar boyunca dünyaya kanıtladı. Barcelona cephesinde La Masia'dan yetişenler arasında kimine göre Carles Puyol kimine göre ise Xavi, Katalanların bayrak adamıdır. Atletico Madrid'de 21 yaşında kaptan olan ve Raul'un karşısında bayrak adam olarak dikilen Fernando Torres ise yedi buçuk sezonluk İngiltere ve İtalya macerasının ardından kürkçü dükkanına döndü. Bayern Münih'te Franz Beckenbauer, Dinamo Moskova'da Lev Yaşin kariyerlerini tek bir kulübe adadılar ve bugün hâlâ birden fazla kuşağın duvarlarından inmeyen posterlerinde yaşıyorlar.

 Son durağımız ise futbolun doğduğu topraklar. Chelsea, Rus milyarder patronu Abramoviç ile milyar euro'nun üzerinde para harcadı transfere ama bir adam ne formasından vazgeçti ne de tribünler ondan. John Terry, Londra kulübünün bayrak adamı ve görünen o ki öyle kalmaya da devam edecek iki-üç sezon daha. Manchester United'da işler karışık, Alex Ferguson'un yetiştirdiği jenerasyon bol bayrak adam verdi! Beckham bu unvanı Real Madrid'e giderek üzerinden attı. Scholes mu Ryan Giggs mi, artık tercih sizin... Ve hikayenin sonundaki adam. İtalya'da Francesco Totti, bayrak adamların kalesini ayakta tutarken o da Liverpool formasıyla yıllardır bize selam çakıyordu. Real Madrid'e iki farklı dönemde hayır diyen, Chelsea'ye gitmeyen ve kırmızıdan vazgeçmeyen Steven Gerrard, dokuz yaşında geldiği Liverpool'dan 35 yaşında, bu sezon sonunda ayrılacağını açıkladı. Büyük bir ihtimalle de Los Angeles Galaxy forması giyecek. 

Kariyerinde Premier Lig şampiyonluğu olmayan bu adam, o kupaya en çok yaklaştığı geçen sezonun sonunda Chelsea maçında ayağı kayıp topu kaptırınca Liverpool tribünleri topu filelerinde görmüştü. O unutulmaz golü atan Demba Ba, bu akşam Steven Gerrard'ın Liverpool ile kazandığı -finallerin en erken golüne bir başka bayrak adam Paolo Maldini'nin attığı- en büyük kupa olan Şampiyonlar Ligi'ni kazandığı Atatürk Olimpiyat Stadı'nda Galatasaray derbisine çıkacak. Dünya küçük, bir formaya bir ömrü verenlerin kalbi ise çok büyük... (SABAH Pazar)

3 Ocak 2015

Hafta Sonu Naklen Yayınlar



3 Ocak Cumartesi

13:30 Çaykur Rizespor - Torku Konyaspor @Lig TV
14:00 Şanlıurfaspor - Boluspor @TRT 1
16:00 Bursaspor - Akhisar Bld. @Lig TV
17:00 Atletico Madrid - Levante @NTV Spor Smart
18:30 Osmanlıspor FK - Antalyaspor @TRT Spor
19:00 Sevilla - Celta Vigo @NTV Spor Smart
19:00 Fenerbahçe - İstanbul Başakşehir @Lig TV
20:00 Sporting Lisbon - Estoril @Tivibu Spor 1
21:00 Elche - Villarreal @NTV Spor Smart
22:15 Gil Vicente - Porto @Tivibu Spor 1
23:00 Deportivo La Coruna - Athletic Bilbao @NTV Spor Smart

4 Ocak Pazar

13:00 Samsunspor - Altınordu @TRT Web
13:00 Getafe - Rayo Vallecano @NTV Spor Smart
13:30 Kayseri Erciyesspor - Kasımpaşa @Lig TV
13:30 Sivasspor - Karabükspor @Lig TV 2
13:30 Adana Demirspor - Bucaspor @TRT Spor
13:30 Gaziantep BBSK - Giresunspor @TRT Web
13:30 Orduspor - Albimo Alanyaspor @TRT Web
15:00 Dover Athletic - Crystal Palace @Tivibu Spor 1
16:00 Eskişehirspor - Gaziantepspor @Lig TV 2
16:00 Karşıyaka - Kayserispor @TRT Spor
17:00 Manchester City - Sheffield Wednesday @Tivibu Spor 1
17:30 Yeovil - Manchester United @Tivibu Spor 2
18:00 Valencia - Real Madrid @NTV Spor Smart
19:00 Beşiktaş - Galatasaray @Lig TV
19:30 Arsenal - Hull City @Tivibu Spor 1
21:15 Penafiel - Benfica @Tivibu Spor 2
22:00 Real Sociedad - Barcelona @NTV Spor Smart

5 Ocak Pazartesi

19:00 Elazığspor - Adanaspor @TRT Spor
19:00 Manisaspor - Denizlispor @TRT Web
20:00 Balıkesirspor - Trabzonspor @Lig TV
20:00 Mersin İdmanyurdu - Gençlerbirliği @Lig TV 2
21:45 Lazio - Sampdoria @Tivibu Spor 2
21:45 Cordoba - Granada @NTV Spor Smart

28 Aralık 2014

2014'ün Z Raporu


Şampiyonlar Ligi finalini Madrid derbisine çeviren İspanyolların, Dünya Kupası'nda gruptan bile çıkamadığı bir yılı geride bıraktık. Almanların, Brezilya'ya yedi gol attığı maçı izlerken rüyamızda görsek inanmayız dedik. James Rodriguez'i Hames diye aklımıza kazıdık. Almanya'da Bayern Münih, Türkiye'de Fenerbahçe şampiyonluğun ilanı için mayıs ayını beklemezken, İspanya'da Atletico Madrid, 18 yıl sonra lig maratonunu final gibi son haftada Barcelona deplasmanında önde göğüsledi. Ligimiz Demba Ba gibi harika bir golcüyle tanıştı, İtalyan teknik adamların Türkiye'de iş yapmadığını Galatasaray iki tercihiyle bize öğretti. Mesut Özil sahneden düşerken Hakan Çalhanoğlu'nun frikiklerini sever olduk, Ozan Tufan gibi genç bir oyuncunun basamakları birer birer çıkışına şahitlik ettik. Dünya sahnesinin assolistleri yine Messi ile Ronaldo idi ama Aguero ve Diego Costa'nın üvertürden solistliğe yükselişine şahit olduk.
Bir de sahneyi bırakıp gidenler oldu her yıl olduğu gibi. 2014, muhteşem kariyerlerine ekranlardan şahit olduğumuz birçok yıldızı aldı götürdü bizden. 2015'in getirdiği genç yıldızları yılın ilk haftasına bırakalım ve gidenlere bir el sallayalım müsadenizle. 

Juan Sebastian Veron: 

Arjantin futbol tarihinin en iyi maestrolarından biriydi Veron. Sampdoria, Parma ve Lazio formalarıyla İtalya'yı fethettikten sonra gittiği Manchester United'da kulüp tarihinin en kötü transferleri listesine yazdırdı adını. Olmadı mı olmuyor, Chelsea'de de denedi ve en iyi bildiği lige, Serie A'ya döndü, Inter'de iki sezonun ardından bu kez kürkçü dükkanına, yetiştiği Estudiantes'e döndü. Babası Juan Ramon Veron, Copa Libertadores'i 68-69 ve 70 yıllarında kazanmıştı. Oğlu da 39 yıl sonra aynı kupayı kaldırdı. 39 yaşında sahneden inen Veron, toplamda bonservisine en çok para ödenen beş yıldızdan biri olmayı başardı. 

Carles Puyol: 

Barcelona'da ilk maçında sahaya adım attığında oyundan çıkan isim, yıllar sonra Beşiktaş forması giyecek olan Simao idi. Kariyerinin ilk günlerini de sonunu da hep sakatlıklar belirledi bu aslan yürekli adamın. Futbola kaleci olarak başlamıştı, sakatlanınca forvet oldu ve Barcelona altyapısı La Masia'da onu bek ve stoper olarak yetiştirdiler. Barcelona için geç bir yaşta, 21 yaşında ilk maçına çıktı ve bir daha formayı bırakmadı. Tekmeye kafa uzatan adam arıyorsanuz o Puyol'du. 2006'da takımla birlikte La Coruna deplasmanına gittiği uçaktan indiğinde "Baban öldü" dediler. Barselona'nın 200 km uzağında doğduğu kasabada bir iş makinesinde hayatını kazanırken kaza geçiren baba, oğlunun kazandığı milyon euro'lara rağmen kendi ayakları üzerinde durmaya çalışıyordu. Roma'da imparator kabul edilen Francesco Totti'nin eşinin annesinin Roma'da bir trafik polisi olarak hayatını sürdürdüğü gibi! Barcelona, yaşadığı tüm sakatlıklara rağmen ondan vazgeçmedi, yeri geldi stoper transferi yapmayıp zora düştü ama bir kaptandan fazlası olan Puyol, artık takıma zarar verdiğini düşünüp geçen sezonun sonunda kramponlarını astı. Sabah kazandıklarını saymaya başlasa akşam olmadan bitiremeyeceği yılları geride bırakarak. 

Eric Abidal: 

2000'lerin ortasında yakışıklı Lyon kadrosunun sivrilen isimlerindedi. Barcelona'nın sol bekini teslim aldı ama 2009'da Guardiola ile tüm kupaları kazanan kadroda kart cezaları yüzünden ne Şampiyonlar Ligi finaline ne de Kral Kupası finaline çıkabildi. Takıma geldikten sonra dört yıl sonra ilk golünü attığında, her yıl 50 gol atan Messi, en çok o gole sevindi. Karaciğerindeki tümör onun için tecrübesiz bir sağ açığı durdurmak kadar kolaydı. Büyük bir savaş verdi ve futbola geri döndü. Monaco'da bir sezonun ardından futbolu bırakan Abidal artık Barcelona altyapısında çalışacak. 

Ryan Giggs : 

Babası Danny Wilson annesini ve onu terk etmese belki de futbolcu olamayacaktı. Rugby oyuncusu babasının soyadından vazgeçip annesinin soyadını aldı. Alex Ferguson kendisine rapor edilen bu genç yeteneği kız istemeye gider gibi evine kadar gidip annesinden transfer için imza aldı ve futbol dünyası tarihin en iyi sol ayaklarından biriyle tanıştı. Premier Lig'in kuruluşundan itibaren her sezonda forma giydi, her sezon gol attı, kulüpte dört farklı jenerasyonla sahaya çıktı ve en sonunda futbolcu-menajer olup kendi kendini oyuna soktu. O şimdi 41 yaşında ve Louis Van Gaal'ın Manhester United'da sağ kolu. 

Faryd Mondragon: 

Galatasaray, 2001 yılında onu transfer ettiğinde Fransa'da sezonun en iyi kalecisiydi. Metz forması giyerken yaşadığı pasaport problemi yüzünden Türkiye'nin yolunu tuttu. Taffarel'den sonra Mondragon, yerli kaleci yetiştiremeyen Galatasaray'a ilaç oldu. Anfield Road'da Liverpool karşısında performansı unutulmazdır. Fenerbahçe derbilerinde hep çaresiz kaldı ama altı yıl kaldığı Galatasaray'dan gittiğinde akıllara Brad Friedel (Galatasaray'da bir sezon kalan ve sıradan kaleci diye yollanan, İngiltere Ligi'nde 18 yıl aralıksız oynayan ABD'li file bekçisi) geldi. 36 yaşındaki Mondragon yaşlı diye gözden çıkarılmıştı ama 43 yaşına kadar forma giydi ve haziran ayında Dünya Kupası'nda Kolombiya kadrosundaydı.
22 yıllık kariyerinin 20 yılını Inter'de geçiren Javier Zanetti'nin vedasını Mayıs ayında bu sayfalarda okumuştunuz (http://tinyurl.com/py4h4or).Geçen hafta da Thierry Henry'nin ardından el sallamıştık. (http://tinyurl.com/k6t66md) Son selamı kariyerine son noktayı koyan Alex de Souza'ya ve onun vatandaşı bir futbolcuya vereyim. Şampiyonlar Ligi'ne gidebilmek için mutlak kazanmaları gereken maçta Valencia'ya iki golü ceza sahası dışından atıp, galibiyeti getiren üçüncü golü röveşata ile yine ceza sahası dışından atan Barcelona'nın bir ayağı aksak, bugün 42 yaşında olan Brezilyalı yıldızını hatırlıyor musunuz? Yıllar çabuk geçiyor. Rivaldo'ya ve sizlere mutlu yıllar...  (SABAH Pazar)

21 Aralık 2014

Yetenekli Bay Henry

Sahadaki duruşu ve gol sevinçlerinden kibir taşardı izlediğim ekranda ya da ben öyle sanırdım. Biliyorsunuz önyargı kötü şey. Onunla geçen yıl Barselona'da bir araya geldik, her büyük yıldız gibi kaçırmaması gereken bir uçağı vardı ve New York'a dönecekti. Vaktimiz dardı, üstelik ona 14 yıl önce kaybettiği bir final hakkında sorular soracaktım. "Tanısan seversin" derler ya işte öyle bir adammış Thierry Henry. İngiltere Premier Lig'in 2000'li yıllarını anlatan bir kitabın kapağında ondan başkası olamazdı ya da bütün belgeseller onun Manchester United'a attığı o efsane golle bitmeliydi demek başka; "Ben eski kafalı adamım. İnternete uzağım. Sohbet ettiğimde konuştuğum insanın gözüne bakmalıyım, onu da o şekilde dinlemeliyim. Şimdi seninle yaptığımız gibi" diyen adamla konuşmak başka... 

Paris'in varoşlarında doğduğunu, babasının Antiller kökenli olduğunu, Fransız yemeklerinden 

hoşlanmadığını, Kevin Spacey'i çok sevdiğini ve onun kült film Olağan Şüpheliler'i defalarca izlediğini, milli takımdan arkadaşları Anelka ve Ribery, Müslamanlığı seçerken, kendisi hakkında da çıkan haberlere önce sessiz kaldığını ama sonra bir gün "İslamiyet'in kalbimde çok ayrı bir yeri var" dediğini, rap müzik sevdiğini ve kalabalıklarla arasına koyduğu kalkanın sadece bir kulaklık olduğunu, futbol kariyeri boyunca çok sevdiği NBA maçlarını izleyebilmek için uykusuz kaldığını biliyordum. Fransa Milli Takımı'nın en fazla gol atan forvetine Zinedine Zidane'ın tek bir asist bile yapamadığını hatırlattığımda kahkaha attı, "kader" dedi. Kaderin ne olduğunu iyi biliyordu. Çünkü kariyerini yeteneği kadar kaderi de belirlemişti ve profesyonel futbol dünyasında ne kadar iyi olursanız olun kaderinizi kendinizin çizemediğini bildiğiniz gibi.

Zidane için "Futbolun Bolşoy balesine cevabıdır" derler. Henry'nin de ondan aşağı kalır yanı yoktu futbol sahasında. Onun golcülüğünü en çok zerafet kelimesi açıklar galiba. İri yarı İngiliz defans oyuncularının yanından bazen de içinden geçen zarif bir kuğu gibiydi. 'Henry plasesi' diye bir şey var hayatta, uzak direğe ayak içiyle giden. 20 yıllık kariyerinde 917 maça çıkmış, 411 gol atmış, 51 golle Fransız Milli Takımı'nın en golcü ismi olan, 175 golle Premier Lig tarihinin en golcü yabancısı unvanına sahip, 228 kez gol sevinci yaşattığı Arsenal'ın Emirates Stadı'nın önüne bronz heykelini diktiği bu adamın, kendi ülkesinden çıkmış Altın Top ödülünü, 10 yıl boyunca aday listeye girmiş olmasına rağmen bir kez olsun alamamış olması elbette ki kader değil, haksızlık... Fransa Milli Takımı'nın 2010 Dünya Kupası'na götüren maçta İrlanda'ya Gallas'ın attığı gole karışan el ise Henry'nin mi yoksa Michel Platini'nin mi, işte o da büyük bir muamma.... 

13 yaşında Monaco'ya gelen ve 1994'de 17 yaşında Nice karşısında ilk maçına çıkan Henry, iki yıl sonra Real Madrid'de Guti ve Raul ile birlikte forma giyebilirdi. Transfere aracılık eden menajerin FIFA'ya kayıtlı olmaması onun Fransa'da kalmasını sağladı. Gitse belki genç yaşta o kadronun içinde kaybolup gidecek, 1998 Dünya Kupası'nda olmayacaktı. O finallerde altı maçta oynayıp 3 gol atan, Fransa'nın 3-0 kazandığı finali ise yedek kulübesinden izleyen Henry, Fransızların futbol fabrikası Clairefontaine'den dönem arkadaşı Trezeguet ile birlikte oynamak için 99'un ocak ayında Juventus'un teklifini kabul etti. Kariyerinin en büyük hatası buydu. Ancelotti yarım sezonda onu kanata hapsetti ve kulübün menajeri Moggi'nin ağır hakaretleri Henry'yi çileden çıkardı. Sezon sonunda Paris'e giden uçakta ona rastlamasa kimbilir ne olurdu? Arsene Wenger uçaktaydı ve Arsenal'de oynama fikrine o gün evet dedi. 

İlk sezonunda Kopenhag'da kaybettileri UEFA Kupası'nı sordum Henry'ye. "Kazandıklarım kadar kaybettiklerim de benim için çok önemli. Galatasaraylılar Taffarel'in çok zor bir pozisyonu kurtardığını düşünmüştür hâlâ da öyle düşünüyordur ama bana göre Taffarel için çok kolay bir toptu. O pozisyonda benim vuruş açım yoktu, zor olan benim içindi ama emin olun Taffarel çok daha zor pozisyonları kurtarmıştır kariyerinde. Kopenhag'da asıl iyi olan Hagi idi. Çok büyük oynadı. O gün bütün Galatasaray takımı bizden iyi oynadı ve kupayı hakettiler" dedi. 


Goller, goller, goller... Bir sezonda (2002-2003) 20 asist yapabilen bir golcüydü Henry. Asistlerine de attığı goller kadar sevinen... Arsenal'in namağlup şampiyonluğunda aslan payı olan adam. 2005 yazında Frank Rijkaard onu Barcelona'ya istedi. Bir yıl önce isteyip alamadığı Harry Kewell, Liverpool ile o sezon İstanbul'da Şampiyonlar Ligi'ni kazanırken, Arsenal'in bırakmadığı Henry, doğduğu şehir Paris'teki 2006 finalinde Rijkaard'ın karşısına çıktı. Kazanan Barcelona oldu ve bir yıl sonra Henry "Bir gün Arsenal'i bırakırsam Barcelona'da oynayacağım" sözünü tutup La Liga defterini açtı. 


Messi, Eto'o ve Ronaldinho'nun yanında sinek ası oldu ilk sezonunda Fransız forvet, gol sayısı düşmüş ve doğrusu geldiğine pişmandı. Eto'o ve Ronaldinho, Barcelona'da Rijkaard'ı koltuğundan ettiler, o Rijkaard, Barcelona'ya alamadığı Harry Kewell ile Galatasaray'da buluştu. Henry de Guardiola ile 2009 yılında kazanılabilecek tüm kupaları kazandı Barcelona'da. Sonra dört yıl New York Red Bulls macerası ve yolun sonunda yine Arsenal'e mi dönecek, Çin'e mi gidecek, Monaco'da bir sezon oynayıp mı bırakacak derken Henry kramponlarını astığını ilan etti. İngiliz yayıncı kuruluş, oynadığı yıllarda Premier Lig'in posteri olan adamı elbette kaçırmadı. 5 milyon euro yıllık ücret karşılığında Sky'ın yorumcusu oldu şimdi Henry. 

Gün gelir illa ki bir Türk takımını da yorumlar ama bir yıl önce daha topun peşinde koşturduğu günlerde kendisine sorduğumda "Futbolcuların üzerindeki baskı her yerde var. Sizde bir şeyin ortası yok. Ya sevinç ya üzüntü. Hep uç noktalarda yaşıyorsunuz" demişti Henry... Ne dersiniz Henry'den iyi yorumcu olur, öyle değil mi? 

20 Aralık 2014

Hafta Sonu Naklen Yayınlar



20 Aralık Cumartesi

13:30 Gençlerbirliği - Torku Konyaspor @LigTV2
13:30 Sivasspor - İstanbul Başakşehir @LigTV
14:00 Gaziantep BBSK - Altınordu @TRT Spor Web
16:00 Eskişehirspor - Karabükspor @LigTV
16:00 Antalyaspor - Kayserispor @TRT Spor
16:30 Schalke 04 - Hamburg @TRT HD
17:00 Barcelona - Cordoba @NTVSpor Smart HD
17:00 Aston Villa - Manchester United @LigTV3
18:00 Paris SG - Montpellier @Tivibu
18:30 Cruz Azul - Auckland City @TRT Spor
19:00 Galatasaray - Mersin İdmanyurdu @LigTV
19:00 Sassuolo - Cesena @Tivibu
19:00 Levante - Real Sociedad @NTVSpor Smart HD
19:30 Wolfsburg - Köln @TRT Haber
20:45 PSV Eindhoven - Go Ahead Eagles @Tivibu
21:00 Metz - Monaco @A Haber
21:00 Eibar - Valencia @NTVSpor Smart HD
21:30 Real Madrid - San Lorenzo @TRT Spor
21:45 Roma - Milan @Tivibu
23:00 Rayo Vallecano - Espanyol @NTVSpor Smart HD

21 Aralık Pazar

13:00 Villarreal - Deportivo La Coruna @NTVSpor Smart HD
13:30 Bursaspor - Trabzonspor @BSTV / U21 Süper Ligi
13:30 Balıkesirspor - Kasımpaşa @LigTV
13:30 Verona - Chievo @Tivibu
15:00 Marseille - Lille @Tivibu
15:30 Excelsior - Ajax @Tivibu
15:30 Newcastle United - Sunderland @LigTV3
16:00 Bursaspor - Trabzonspor @LigTV
16:00 Fiorentina - Empoli @A Spor
16:00 Sampdoria - Udinese @Tivibu
16:30 Hertha Berlin - Hoffenheim @TRT Spor
18:00 Saint-Etienne - Evian TG @Tivibu
18:00 Granada - Getafe @NTVSpor Smart HD
18:00 Liverpool - Arsenal @LigTV3
18:30 Samsunspor - Adana Demirspor @TRT Spor
18:30 Freiburg - Hannover 96 @TRT Haber
19:00 Beşiktaş - Akhisar Belediyespor @LigTV
19:00 Benfica - Gil Vicente @Tivibu
20:00 Elche - Malaga @NTVSpor Smart HD
21:45 Inter - Lazio @Tivibu
22:00 Bordeaux - Lyon @Tivibu
22:00 Athletic Bilbao - Atletico Madrid @NTVSpor Smart HD

22 Aralık Pazartesi
19:00 Çaykur Rizespor - Gaziantepspor @LigTV
22:00 Stoke City - Chelsea @LigTV3

17 Aralık 2014

3 Kardeş
3 Hayalperest
3 Bant




Her Dünya Kupası, dev spor markalarının rekabetine de sahne olur. Bu yaz Brezilya'da olduğu gibi. 32 takımın katıldığı Brezilya'daki finallerde forma sponsorluğunda lider olan Nike'ın, Adidas ile amansız rekabetinde Maracana Stadı'nın çimlerine iki Adidas formalı takım çıkmıştı: Arjantin ve Almanya. Büyük favori ev sahibi Brezilya'nın vedasıyla yara alan Nike, Ronaldo'lu Portekiz de ileriye gidemeyince hayal kırıklığına uğramıştı ama son sözü Mario Götze söyledi. Adidas marka forma giyen Alman Milli Takımı, Götze'nin Nike marka kramponlarıyla Arjantin'i devirdi ve Dünya Kupası'nı müzesine götürdü. Nike ve Adidas, 5.5 milyar dolara yükselen krampon satışlarında pazarın yüzde 70'ini ellerinde tutuyor. Alman devi, futbol malzemeleriyle başladığı yolda, son 20 yılda sporun her alanına el atarken, koşu ayakkabılarıyla pazara giren ve müthiş reklam kampanyaları ve iletişim tarihine geçen unutulmaz sloganlarıyla Nike, 2000'li yılların başından beri futbolda da en güçlü oyuncu olmayı başardı. ABD'de 22 milyar dolarlık spor ayakkabı pazarında her gün yeni bir tasarımla birbirlerini alt etmeye çalışan iki dünya devi, şimdi bir davayla karşı karşıya geldi. Geçmişte de birbirlerinin yeni teknolojilerini kullandıkları için davalık olan Nike ve Adidas'ı karşı karşıya getiren ise üç efsane tasarımcı... Aslında her şey merkezi Bavyera olan ve ABD'de Portland'da bin çalışanıyla, dev pazarda ev sahibi Nike'ın karşısına dikilen Adidas'ın, New York Brooklyn'de bir tasarım stüdyosu açacağı haberleriyle başladı. Son 1.5 yılda yeni tasarım ve şirketin uzun vadeli projelerinin sızmaması için "Keep it Tight" programına 1.5 milyon dolar harcayan ve 8 bin çalışanının önüne elektronik duvarlar ören Nike, kendi tasarım stüdyolarını açmak için istifa eden üç ismin peşine düştü. 

Hırvat Denis Dekoviç, spor ayakkabı pazarında bir dahi olarak kabul ediliyordu ve Mercurial 9, Hypervenom gibi çok satan krampon modellerinin ardından radikal bir tasarım olan ve futbolcunun ayağını bir bot gibi saran Magista modeliyle, Nike'ın futbol pazarında sol şeride geçmesini sağlamıştı. 20 yıl önce Hırvatistan'a Nike'ın merkezine yolladığı spor ayakkabı tasarımı için, yönetim dışarıdan tasarım kabul etmiyoruz demiş ama genç Denis Dekoviç pes etmemişti. İstifa kararını aldığında Nike'ın futbol bölümünün global direktörüydü. Marc Dolce, üniversitede endüstriyel tasarım okuduktan sonra 1994'te spor markası Fila'da işe başlamış ve iki yıllık çalışmanın ardından 2010 yılına kadar serbest tasarımcı olarak dışarıdan spor markalarına yeni ürünler geliştirmişti. Nike, onu basketbol ayakkabılarını tasarlamak üzere 2010 yılında transfer etti. LeBron James, Kobe Bryant ve Kevin Durant'ın ayakkabılarını tasarlayan Dolce, global pazarın en iyi spor ayakkabı tasarımcılarından biri olarak kabul ediliyordu. Ekibin üçüncü adamı ise Mark Miner'dı. Kennetth Cole ve Michael Kors'a ayakkabı tasarladıktan sonra 2006 yılında Adidas'a geçti ve basketbol ayakkabılarının sorumlusu oldu. Nike onu 2008 yılında transfer etti ve kadın modellerinin sorumluluğunu verdi. AirMax gibi efsane modelleri yeniden dizayn ederek pazara sunan Mark Miner da, tasarım dünyasında büyük ustalar arasında. Dekoviç-Dolce-Miner ortalıklığında Nike, dünya pazarında Adidas'ın önünde yer alırken, geçen yaz Denis Dekoviç'in Alman şirketiyle görüştüğü ve ardından Brooklyn'de Adidas'ın açacağı tasarım stüdyosunun planları üzerinde görüş belirttiği yazılıp çizilince ortalık karıştı. Nike'dan yılda 400 bin dolar yıllık ücret alan üç tasarımcı, şirketin piyasaya sürülmemiş yeni modellerini ve gelecek yıllardaki pazar stratejilerini yanlarında götürmekle suçlandı. Dekoviç'in dizüstü bilgisayarına el kondu. Nike mahkemeye başvurdu ve üç çalışanının Adidas ile anlaştığını, e-postaları delil sunarak 10 milyon dolar tazminat istediğini açıkladı. Bir Nike çalışanı istifa ederse bir yıl boyunca Adidas'ta çalışamazdı. Dekoviç-Dolce-Miner, yeni yılın ilk ayında Adidas'ta işbaşı yapacaklar. Bunu Twitter'ından duyuran ve "Üç kardeş, üç hayalperest ve üç bant" diyerek yeni şirketinin logosuna selam çakan Dekoviç "Nike'a her şeyimizi verdik ve şimdi Adidas için çalışacağız" diyor. Son sözü ise ABD'de mahkeme söyleyecek. 

13 Aralık 2014

Hafta Sonu Naklen Yayınlar


13 Aralık Cumartesi
13:00 Beşiktaş - Fenerbahçe @BJKTV / Dostluk maçı - Altyapı
13:30 İstanbul Başakşehir - Balıkesirspor @LigTV
14:00 Osmanlıspor FK - Samsunspor @TRT 1
16:00 Akhisar Belediyespor - Gençlerbirliği @LigTV
16:00 Kayserispor - Adanaspor @TRT Spor
16:30 Hertha Berlin - Borussia Dortmund @Tivibu
16:30 Augsburg - Bayern München @TRT HD
17:00 Getafe - Barcelona @NTVSpor Smart HD
17:00 Chelsea - Hull City @LigTV3
18:00 Nantes - Bordeaux @Tivibu
18:00 ES Setif - Auckland City @TRT Spor
19:00 Kasımpaşa - Eskişehirspor @LigTV2
19:00 Torku Konyaspor - Galatasaray @LigTV
19:00 Palermo - Sassuolo @Tivibu
19:00 Valencia - Rayo Vallecano @NTVSpor Smart HD
19:30 Mainz 05 - Stuttgart @TRT Haber
19:30 Arsenal - Newcastle United @LigTV3
21:00 Montpellier - Lens @A Spor
21:00 Cordoba - Levante @NTVSpor Smart HD
21:30 Cruz Azul - West Sydney @TRT Spor
21:45 Lazio - Atalanta @Tivibu
23:00 Malaga - Celta Vigo @NTVSpor Smart HD

14 Aralık Pazar
13:00 Espanyol - Granada @NTVSpor Smart HD
13:30 Karabükspor - Bursaspor @LigTV
13:30 Giresunspor - Karşıyaka @TRT Spor Web
13:30 Boluspor - Antalyaspor @TRT Spor
13:30 Juventus - Sampdoria @Tivibu
13:30 Ajax - Utrecht @Tivibu
15:30 Standard Liege - Club Brugge @NTVSpor
15:30 PSV Eindhoven - Twente @Tivibu
15:30 Manchester United - Liverpool @LigTV2
16:00 Mersin İdmanyurdu - Kayseri Erciyesspor @LigTV
16:00 Genoa - Roma @Tivibu
16:00 Udinese - Verona @A Spor
16:30 Bayer Leverkusen - Mönchengladbach @TRT HD
17:45 Feyenoord - AZ Alkmaar @Tivibu
18:00 Guingamp - Paris SG @Tivibu
18:00 Vitoria Guimaraes - Rio Ave @A Spor
18:00 Sevilla - Eibar @NTVSpor Smart HD
18:00 Swansea City - Tottenham @LigTV2
18:30 Wolfsburg - Paderborn @TRT Haber
19:00 Gaziantepspor - Beşiktaş @LigTV
19:00 Cesena - Fiorentina @Tivibu
20:00 Atletico Madrid - Villarreal @NTVSpor Smart HD
21:45 Milan - Napoli @Tivibu
22:00 Monaco - Marseille @Tivibu
22:00 Porto - Benfica @Tivibu
22:00 Real Sociedad - Athletic Bilbao @NTVSpor Smart HD

15 Aralık Pazartesi
13:00 Şampiyonlar Ligi Kura Çekimi @Eurosport
14:00 UEFA Avrupa Ligi Kura Çekimi @Eurosport
19:00 Denizlispor - Şanlıurfaspor @TRT Spor
20:00 Trabzonspor - Çaykur Rizespor @LigTV
20:00 Empoli - Torino @Tivibu
21:45 Deportivo La Coruna - Elche @NTVSpor Smart HD
22:00 Chievo - Inter @Tivibu
22:00 Everton - Queens Park Rangers @LigTV3

7 Aralık 2014

Manzanares Nehri'ndeki Kan


Akşam yemeğini 22.00'den önce yemeyen bir ülkede futbol maçlarının da gece yarısına yakın başlamasına şaşırmamak lazım değil mi? İspanya böyle bir ülke, saat farkının değil hayat farkının saatlere yansıdığı, ne desen "Yarın yaparız" denilen, her şeyin ertelendiği bir ülke. Bu topraklarda elbette ki futbol maçları da gece yarısına yakın saatte başlar.
Haftanın en yüksek reyting getirecek maçı mutlaka cumartesi akşamları 22.00'de oynanır. 

Peki ya dünyaya açılmaya karar verdiysen? Real Madrid-Barcelona rekabeti ile global pazarda kendine fazlasıyla yer bulan İspanya La Liga, Uzakdoğu'daki İspanyol futbolu fanatikleri için geçen sezondan beri haftada bir maçı yerel saatle pazar günleri 12.30'da oynatıyor. İspanyol taraftarların "Bu saatte maç mı olur, kahvaltı etmeden stada mı gideceğiz" dediği saatte başlayan maçlarda amaç hem Uzakdoğu'nun primetime'ını yakalamak hem de çocukları annebabalarıyla gündüz maçlarına çekebilmek... 

Real Madrid ve Barcelona bu fikre sıcak bakmasa da İspanya, pazar sabahı maçlarına alıştı. İtalyanlar da pazar 15.00 maçları klasiğinden ödün verip bir maçı öğle saatlerine çektiler. Buraya kadar harika ama geçen pazar günü Madrid'de yaşananlar mutlu mesut tabloya kan sıçrayınca, İspanya acı gerçekle yüzleşti. Ülkede yüzde 25'i aşan işsizlikle paralel yükselişe geçen aşırı milliyetçilik, uyuduğu tribünlerde yeniden hortladı. İspanya herkesin birbirinden nefret ettiği ülke aslında. Katalanlar, Basklar, Endülüs bölgesinin insanları, Galiçyalılar ve merkezi Madrid olan İspanyol milliyetçileri. Otonom yapının getirdiği özerklik, bitmek bilmeyen bağımsızlık mücadeleleri ve hangi bölgenin İspanyol ekonomisini ayakta tuttuğu kavgalarının sokağa taşanı Madrid'den geçen Manzanares Nehri'nin kenarında yaşandı. 


Galiçya bölgesinin takımı Deportivo La Coruna, Atletico Madrid deplasmanına gelirken, taraftarları da peşini bırakmadı. Otobüslerle sabah saatlerinde rakibin stadı Vicente Calderon yakınlarına geldiler. La Coruna taraftar grubu Riazor Blues, İspanya'nın sol eğilimli gruplarındandı ve Madrid'de pazar sabahından itibaren aşırı sağcılardan oluşan Atletico Madrid'in Frente Atletico grubu WhatsApp'tan adam topluyordu. WhatsApp mesaj gruplarında Riazor Blues grubunun Manzanares nehri kıyısında toplandığı bilgisini alan Frente Atletico üyeleri, 'evlerini' korumak için yataklarından fırladılar. 200 kişinin karıştığı, 11 kişinin yaralandığı kavgada, 30 kişi tutuklandı. Bu kadarla kalsa yine kulağının üstüne yatacaktı İspanya ama Manzanares Nehri'ne darp edildikten sonra atılan 43 yaşındaki Romero Taboada'nın donmak üzere olan bedeni üç saat sonra hastanede iflas edince ülke karıştı.


Atletico Madrid, Arda'nın da gol attığı maçı 2-0 kazandı ama skor kimin umurundaydı ki! Aynı akşam ilk misilleme ülkenin güneyinde Sevilla'da Madrid kökenlilerinin uğrak yeri olan bir kafenin basılmasıyla gerçekleşti. Ülkenin en tehlikeli taraftar grubu kabul edilen Sevilla'nın Biris Norte grubu, sol kardeşliği adına Riazor Bleus grubunun arkasında olduğunu açıkladı. Madrid'in Vallecas bölgesinde işçi sınıfının yaşadığı mahallelerin takımı Rayo Vallecano'nun anti-faşist grubu Bukaneros üyelerinin de La Coruna taraftarına destek vermek için o pazar Calderon yakınlarında olduğu ortaya çıkınca İspanya'da eski defterler yeniden açıldı.


Franco rejiminde 40 yıl kendini dünyaya kapatan İspanya'da tribünler, Ultras ve holiganlarla, ev sahipliğini yaptıkları 1982 Dünya Kupası'nda tanışmışlardı. Forma giymeden maça gelen, atkı takan, davul eşliğinde tezahürat yapan İtalyan 'tifosi'lerin (taraftar) Ultras gruplarından etkilenen İspanyol taraftar gruplarından Real Madrid'in Ultras Sur ve Atletico Madrid'in Frente Atletico'su en ses getirenler oldular. Barcelona cephesinde ise Katalan milliyetçiliğini Camp Nou'nun kale arkasına taşıyan Boixos Nois grubu sol görüşlü gençlerden oluşuyordu. Onlar karşılarında neo-nazilerden oluşan Espanyol taraftar grubu Brigadas Blanquiazules'i buldular. Kuzeyde Bask milliyetçiliğinin kalesi olan A. Bilbao tribünlerinde Herri Norte, Real Sociedad tribünlerinde ise Pena Mujika liderliği ele aldı. 

90'larda yol ayrımına girildi. Ultras felsefesi Avrupa'da aşırı sağın kalesiydi ve sol tandaslı gruplar isimlerinden birer birer Ultras takısını atmaya başladılar. İspanyolca taraftar manasına gelen 'Hinchas' grupları kurulmaya başlandı. Onların tek amacı vardı, tribüne siyaseti sokmadan, takım sevgisini ön plana çıkartmak. Apolitik taraftar gruplarına tepki çok sert oldu. Tarafı belli olmayan bu taraftar derneklerinin üyeleri gittikleri her deplasmanda karşılarında sağı solu belli grupların hedefi oldular. Sol görüşlü İspanyol taraftar grupları, İngiliz tribün kültürüne yakınlaşırken, Ultras Sur gibi aşırı faşist gruplar, İtalya'da Lazio ile dostluk kurar oldular.

Bildik hikayedir, Ultras grupları kulüp yönetimlerinden, futbolculardan maddi destek alır, atkı mont satışından gelir elde eder, deplasmana otobüs kaldırırken de seyahat acentalığına soyunurlar. Bu düzene ilk baş kaldıran Barcelona'nın eski başkanı Laporta oldu. Evinin duvarlarına "Öleceksin" yazan Boixos Nois grubunu, Camp Nou Stadı'dan attı. Real Madrid de geçen yıl Ultras Sur grubunu 30 yıldır maçları izlediği Santiago Bernabeu'nun kale arkasından stadın üçücü katına sürdü. İki grubun başına gelenlerden sonra Atletico Madrid'in Frente Atletico grubu için son mohikan diyorlardı İspanya'da. Madrid kulübü, grubun artık Vicente Calderon Stadı'na alınmayacağını açıkladı.
Şimdi İspanya'da herkes aynı soruyu soruyor: Bittiler mi? 'Evet' diyen kimse yok oralarda... 


Duygusal Zeka


BİR gün futbolu robotlar oynarsa sahada işler yolunda gitmeyince işlemcileri değiştirip, iki maç arasında tesislerde yağına, gevşeyen vidalarına bakabilirler ama bu oyun insanın egosuyla, korkularıyla ve yüreğiyle güzel. Türk futbolcusunun malum duygusal zekası her zaman ağır basar bu oyunun taktik tahtasında. Biz de buna kaos futbolu deriz, ülke olarak da hiç fena oynamayız hani bu kaos futbolunu. Yeter ki moraller yerinde olsun, yeter ki çalıştığımız teknik adamı sevelim, yeter ki inanalım. Galatasaray'ın Prandelli döneminde özellikle yerli futbolcuların hocalarıyla yaşadığı iletişim problemi önce beyinleri sonra da kalpleri esir alınca ayrılık kaçınılmaz olmuştu. Hamza Hamzaoğlu'nun iki maçta ilk başardığı budur. Bir teknik adamın 25 futbolcuyu sevmesini bekleyemezsiniz ama 25 futbolcu hocasını severse zaten Atletico Madrid gibi takım olursunuz. Arda Turan'ın dediği gibi "Rakibin bizi yenmesi için önce sahada canımızı alması lazım" türünden takım... Kupa maçına 7 as oyuncusuyla çıkan Hamzaoğlu, dün Burak, Sneijder'i monte ettiği kadroda yaptığı radikal değişiklikle büyük takımda cesur olmak için çok fazla beklemeyeceğini de gösterdi. Burak'ın ofsayt derdine harika bir çare buldu Hamzaoğlu. Pres gücü yüksek ama Burak kadar ayakları ince olmayan Umut'u en uca koydu ve Burak ikinci forvet olarak Sneijder-Selçuk-
Bruma üçlüsüne pas istasyonu olan ve rakibin markajından kurtulan forvete dönüştü. Takdir edersiniz ki bu pozisyon çok efor gerektirir. Bu dizilişe uyum sağlamak için de Galatasaray'ın zamana ihtiyacı var. Sabri iyi niyetli, iyi profesyonel ama kariyerindeki isabetli orta sayısı sezonda iki elin parmaklarını geçmiyor. Hamit'in köprüden önce son çıkışta denenmesi gereken yer sağ bek. Selçuk'un çaldığı toplar ve ikinci golü hazırlayan frikiğiyle "Geri döndüm" mesajını 4 günde ikinci kez verdiği maçta Bilal'i arayan Akhisar, Mehmet'in topu direkten dönmese o çok yürekli ve iştahlı G.Saray'dan beraberliği kopartabilirdi. Hamzaoğlu'nun çözmesi gereken ilk problem budur: Sıfır averaj!.. (Sabah Spor) 

6 Aralık 2014

Hafta Sonu Naklen Yayınlar


6 Aralık Cumartesi

13:30 Torku Konyaspor - Mersin İdmanyurdu @Lig TV
14:00 Adanaspor - Boluspor @TRT 1
14:45 Newcastle United - Chelsea @Lig TV 3
15:30 Karşıyaka - Denizlispor @TRT Web
16:00 Gençlerbirliği - Gaziantepspor @Lig TV
16:30 Mönchengladbach - Hertha Berlin @TRT HD
16:30 Stuttgart Schalke 04 @Tivibu Spor 1
17:00 Liverpool Sunderland @Lig TV 3
17:00 Elche - Atletico Madrid @NTV Spor Smart
18:00 Paris Saint Germain - Nantes @Tivibu Spor 2
18:00 Kuban Krasnodar - CSKA Moskova @Lig TV 2
18:45 Balıkesirspor - Fenerbahçe @Lig TV
19:00 Mouscron-Peruwelz - Anderlecht @NTV Spor
19:00 Roma - Sassuolo @Tivibu Spor 1
19:00 Benfica - Belenenses @Tivibu Spor 3
19:00 Athletic Bilbao - Cordoba @NTV Spor Smart
19:30 Manchester City - Everton @Lig TV 3
19:30 Bayern Münih - Bayer Leverkusen @TRT Haber
19:30 Antalyaspor - Albimo Alanyaspor @TRT Spor
21:00 Bordeaux - Lorient @Tivibu Spor 1
21:00 Saint-Etienne - Bastia @A Spor
21:00 Real Madrid - Celta Vigo @NTV Spor Smart
21:45 Ajax - Willem II @Tivibu Spor 2
21:45 Torino - Palermo @Tivibu Spor 3
21:45 Galatasaray - Akhisar Belediyespor @Lig TV
23:00 Deportivo La Coruna - Malaga @NTV Spor Smart

7 Aralık Pazar

13:00 Rayo Vallecano - Sevilla @NTV Spor Smart
13:00 Elazığspor - Giresunspor @TRT Spor
13:30 Bursaspor - Kasımpaşa @Lig TV
13:30 Çaykur Rizespor - Karabükspor @Lig TV 2
13:30 Manisaspor - Samsunspor @TRT Web
13:30 Orduspor - Bucaspor @TRT Web
13:30 Şanlıurfaspor - Altınordu @TRT Web
15:00 Evian TG - Lyon @Tivibu Spor 2
15:30 Club Brugge - Zulte Waregem @NTV Spor
15:30 Kayserispor - Osmanlıspor FK @TRT Spor
16:00 Genoa - Milan @Tivibu Spor 1
16:00 Parma - Lazio @A Spor
16:00 Eskişehirspor - İstanbul Başakşehir @Lig TV
16:30 Hamburg - Mainz 05 @TRT HD
18:00 Aston Villa - Leicester City @Lig TV 3
18:00 Barcelona - Espanyol @NTV Spor Smart
18:30 Eintracht Frankfurt - Werder Bremen @TRT Haber
19:00 Beşiktaş - Trabzonspor @Lig TV
20:00 Villarreal - Real Sociedad @NTV Spor Smart
21:00 Coritiba - Bahia @Lig TV 2
21:00 Cruzeiro - Fluminense @Lig TV 3
21:45 Inter - Udinese @Tivibu Spor 2
22:00 Marsilya - Metz @Tivibu Spor 1
22:00 Los Angeles Galaxy - New England Revolution @Sports TV
22:00 Granada - Valencia @NTV Spor Smart
22:15 Braga - Vitoria Guimaraes @Tivibu Spor 3

8 Aralık Pazartesi

18:00 Eibar - Almeria @NTV Spor Smart
19:00 Sivasspor - Kayseri Erciyesspor @Lig TV
19:00 Gaziantep BBSK - Adana Demirspor @TRT Spor
20:00 Cagliari - Chievo @Tivibu Spor 1
20:00 Levante - Getafe @NTV Spor Smart
22:00 Southampton - Manchester United @Lig TV 3
22:00 Verona - Sampdoria @Tivibu Spor 1

30 Kasım 2014

Cesare Prandelli'nin Karnesi


Brezilya'ya Dünya Kupası'na giderken sekiz yıl önce Berlin'de kupayı kaldırmış ülkenin 2010 yılında teknik direktörü olmuştu. Ama elindeki kadro ile 2006'da şampiyon olan kadro arasında dağlar kadar fark vardı. İtalya, eski İtalya değildi ama iki yıl önce Euro 2012'de bu takıma final oynatmıştı. Gruptan çıkamayınca, futbol federasyonu başkanıyla birlikte istifa etmek için Roma'ya dönmeyi bile beklemedi. Rio'da ayrılık kararını açıkladılar ve ülkesinin medyasına göre bu futbol mateminin acısını bile yaşamadan Galatasaray'a imza attı Cesare Prandelli. O artık Galatasaray'ın teknik direktörü değil ve bir aydan beri de Prandelli'nin tazminatı, Prandelli'nin aklından önde koşar oldu memlekette. O bu topraklarda bozguna uğrayan ilk marka teknik adam değil. Kariyerinde kupası olmadığı doğru ama son 15 yılda kendi ülkesinde fubol devrimini yapmaksa mesele Luciano Spalletti ile birlikte onun adı yazılırdı kara tahtaya. Şampiyonlar Ligi Kupası kazanmış iki hoca, Del Bosque ve Rijkaard'ın, Euro 2008'i kazanmış bugün hayatta olmayan Luis Aragones'in de "teknik adam değil" ile uğurlandığı Türkiye'den o da kabusu bol sabahlarla ayrılıyor. Peki bu hayat okulunda yüreği hep önde giden, yaşamının keskin virajlarında acılarına rağmen ayakta kalmayı başarmış İtalyan hangi derslerden ikmale kaldı? 
KİMYA: Taffarel'in iki ay önce La Gazzetta dello Sport'a verdiği röportajda dediği gibi Fatih Terim'den sonra Galatasaray'da yabancı teknik adamların işi zordur. Tribün mesafeli davranır, baş tacı etmez. Mancini de bu yoldan geçti, aynı duvara çarptı. Gariptir Galatasasaray'dan ayrıldıktan sonra Mancini sosyal medyayı akıllıca kullandı ve takıma her maç öncesi başarı dileyip 'geç sevilen Sinyor' haline geldi. Prandelli ise bu konuda muhafazakar kaldı. Bir tek televizyon programına katılmadı, bir tek gazeteye özel röportaj vermedi. Kuru, tatsız basın toplantılarında "Daha agresif olmalıyız"dan öteye gidemedi. Kısaca kendini anlatamadı. 

MATEMATİK: 
Annesinin 'futbol boş, meslek edin' sözüne kulak verip matematik okuyup mimar olmayı hedeflemişti Prandelli ama futbol yine sonunda galip gelmişti gençliğinde. Oysa ki bu oyun da rakamların oyunuydu. Ne eline verilen kadroyu anlayabildi ne sahaya sürdüğü 11'leri. Her maça başka bir kadroyla çıktı, dizilişlerden diziliş beğendi, göndermesi gerekeni gönderemedi, alınmasını istediği futbolcuları alamadı ve belki de hepsinden önemlisi tanımadığı bir ligin takımlarını doğru analiz edemedi. Eğer etseydi Trabzonspor maçına, 11. sıradaki takımla oynuyorum diye değil, derbiye çıkıyorum diye bakar ve üç önemli silahını yanında kulübede oturtmazdı. 
SOSYAL BİLGİLER: Önce Turgan Ece, ardından mesai arkadaşımız Erkan Koyuncu'nun cenaze törenlerinde saf tuttu. Mülayim adamdı, herkesin sevebileceği türden iyi adam. Bir de yaşadığı ağır hayattan dolayı ona duyulan saygı daha baştan kazandı derken, Florya'da bu dersten sınıfta kaldı. Takım içindeki gruplaşmalara set çekemedi. Kariyeri boyunca etik değerler peşinde koşan ve bu yüzden çok futbolcuyu defterden silen Prandelli, kangren haline dönen meselelere bıçak atmak yerine merhem süren merhametli adam rolünü tercih etti. Türk futbolcusuna Hulusi Kentmen değil, Erol Taş lazımdır, bilemedi. 



TARİH: Ünal Aysal, geçen sezon da dördüncü yıldızı alabilecek takımında teknik adam değişikliğine gitmiş ve yıl boyunca dördüncü yıldız hedefinden bahsetmemişti. Galatasaray camiasının genlerinden habersiz, tarihini ve geleneklerini bilmeyen Aysal, Prandelli'nin deyimiyle hocasının gözlerinin içine baktı ve dördüncü yıldızı istedi. İtalyanın talihsizliği Aysal'ın kötü bir tarih hocası olmasıydı. Kurucusu Ali Sami Yen'in bir asır önce işaret ettiği Avrupa takımlarıyla boy ölçüşmek Galatasaray'ın kuruluş sebebiydi. Her Şampiyonlar Ligi hezimeti sonrasında "Hedefimiz lig şampiyonluğu, dördüncü yıldız" diyen Prandelli, çalıştığı kulübün geçmişine ihanet etti ve Aziz Yıldırım ile kişisel rekabete giren Ünal Aysal'ın şişkin egosuna kendini teslim etti. 

YABANCI DİL: 
Teknik adamlığı boyunca ülkesi sınırları içinde kalan ve ayağını ilk kez dışarı atan Prandelli, acı bir gerçekle yüzleşti. Entelektüel kapasitesi yüksek adamdı. Anadilinde kurduğu cümlelerin bir derinliği vardı, futbolcuyu karşısına aldığı zaman ikna edebilecek yol gösterebilecek monologlarını bir başka dilde söyleme şansı yoktu. Çünkü Prandelli, anadili İtalyanca dışında bir dil bilmiyordu. Absürd olan İtalya'da yanında görev yapan iletişim danışmanı Silvia Berti'yi İstanbul'a getirmesiydi. Çünkü Berti'nin de yöneticileri, profesyonelleri ve Türk medyasını anlayabilmek için bir tercümana ihtiyacı vardı. Fenerbahçe'de Zico başta olmak üzere Alex ve diğer Brezilyalılar başarısında tercüman Samet Güzel'in payını bir kenara koyun, bugün Slaven Biliç'in kendini doğru ifade etmesinde aslan payına sahip olan Halil Yazıcıoğlu'nu da onun yanına. Prandelli, anadili İtalyanca olan lakin Türkçesi kıt genç tercümanla beş ay boyunca "Daha agresif olmalıyız" demekten öteye gidemedi. Kendini, 25 futbolcusuna anlatamayan adam, o 25 futbolcuyu tek tek -İtalyanca bilenler hariç- nasıl anlayacaktı ki? 


Bol kırıklı bir karneyle uğurluyoruz onu. Belki de dünya hiç de o kadar küçük değil, belki de biz öyle denildiği gibi İtalyanlara benzemiyoruz. Belki de hala her horoz kendi çöplüğünde ötüyor, belki de başka topraklarda pilavı lezzetli bulmak insana çocukluğunun makarnalarını unutturamıyor. Belki de o iyi, biz kötüyüz. Belki de o yetersiz, biz çok zoruz. Belki de hayat önce kaybedenleri, düşenleri, dizi kanayanları sevmekle başlıyor. Kazananı herkes sever... Güle güle Sinyor Prandelli... 
Prandelli'nin İki Hayatı (Temmuz 2014)