14 Mayıs 2019

Arjantinli Çiftçinin Oğlu

Tek kelime İngilizce bilmiyorsunuz, Arjantinlisiniz, kıtanın en güzel şehirlerinden birinde, Barselona'da çalışıyorsunuz ve Falkland'la, "Maradona'nın eli" ile büyüyen kuşakların sizi değil pasaportunuzu sevmeyen İngilizlerden bir teklif alıyorsunuz... Bunun için galiba biraz deli olmak lazım ya da sizi bu hayata iten deliyi bulmak lazım hayatınızda... Arjantin'de yakınlarında 3 bin nüfuslu Murphy kasabasında yaşayan Amelia-Hector çiftinin evinin kapısı 1985 yılının bir yaz gecesi çalındı. Saat 2'ydi ve kasabadan tanıdıkları Jorge Griffa'nın yanında bir 'deli' vardı: Arjantin'de 'El Loco' lakabıyla tanınan teknik direktör . Arkadaşı Griffa'dan "Yetenekli bir çocuk var" mesajını alan Bielsa, arabasına atlayıp hemen kasabaya gelmişti. O gece yatağında uyuyan 13 yaşındaki çocuğun ayaklarına bakıp "Bu çocuktan futbolcu olur" diyen Bielsa, çiftçi ailesinin yanında çalışan Mauricio'nun hayatını değiştirdi. Çocuk yaştan itibaren tarlalarda zor şartlarda çalışan Mauricio'nun  karakterini belirleyen de o kasaba günleri oldu. Önce Newell's Old Boys ardından dil problemi yaşamayacağı İspanya'da Espanyol... İki yıl Paris, bir yıl Bordeaux havası ve ardından da kürkçü dükkanı Espanyol'da kramponlarını astı Mauricio. Çok büyük yetenek değildi, çok hızlı değildi ama iyi futbolcuydu, tipik Arjantinli defans oyuncusuydu. 2002 'ndan Arjantin büyük hayal kırıklığıyla dönerken Mauricio, İngiliz Owen'ı düşürüp penaltıya sebep olan adam olarak kaldı ülkesi Arjantin'de...
Futbolu bıraktıktan sonra Barselona'da üniversitede okumaya karar verdi ve işletme diploması aldı, kadın futbol takımı çalıştırdı ve bir gün Espanyol ona "Sana ihtiyacımız var" dedi. 2009 yılında küme düşme hattında gezinen Espanyol'un başına geçtiğinde işi zordu ama imkansızı başardı. İlk galibiyetini derbide üstelik de 'da 'yı devirerek aldı. O sezonun  şampiyonu, tarihin en iyi kadrolarından birine sahip Barcelona'nın başındaki 'ya 10 yıl sonra bir ağır darbe daha vuracağından haberi yoktu elbette. Espanyol o sezon ligde kaldı, ertesi sezon çıkışa geçti. 2013'te işte o teklif geldi. İngiltere'den Southampton, Arjantinli hocaya "Gel" dedi. Eşi ve çocukları basit İngilizce kelimeleri bir kağıda yazıp uğurladılar onu. M. City, Liverpool, Chelsea, herkesi devirdi o sezon, Britanya basını ayağa kalktı. Ertesi sezon Tottenham projesi onu bekliyordu. Spurs onunla çıkışa geçti, önce beşincilik, ardından üçüncülük yetmezdi. Bir ikinciliğin ardından Spurs, geçen sezonu da üçüncü sırada bitirdi. Bu sezonun ligde en 'anlamlı' maçı ise Everton deplasmanıydı. Eşi Karina'ya 26. evlilik yıldönümünde çok özel bir hediye verdi. O gün Tottenham, Everton'ı deplasmanda 2-6 mağlup etti. Günde iki idman yaptıran, oyuncularından futbol endüstrisinde birer beyaz yakalı olmak yerine çocukluk günlerinin tutkusu olan topun peşinden koşmalarını isteyen, oyuncularının her antrenmandan sonra nefret ettiği, çalıştırdığı iki İngiliz takımından İngiliz 'na 14 futbolcu gönderen çiftçinin oğlu Mauricio, 10 yıl önce mat ettiği Guardiola'yı bir kez daha üzdü. M. City'yi eleyen Tottenham, gençlik fırtınası Ajax karşısında bir futbol mucizesine imza attı ve Şampiyonlar Ligi finaline yükseldi.
"İki yaşında ayağımın altında poz verdiğim top benim en büyük hazinemdi. Her şeyi onun sayesinde kazandım" diyen Maurico Pochettino 47 yaşında. Southampton'da spor bilimi mezunu olan oğlu Sebastiano 23 yaşında ve babasının yanında çalışıyor. Ufak oğlu Maurizio 18 yaşında ve Tottenham altyapısında. Eşi Karina ona hâlâ çok sevdiği tatlı olan Dulche de Leche (süt tatlısı) yapmaya devam ediyor. Şampiyonlar Ligi finalinde iki Arjantinli, Hector Cuper ve  ikişer kez kaybettiler. Bakalım bir delinin keşfi, çiftçinin oğlu Mauricio ne yapacak?

Kralı Gelse Dediniz Geldik

En büyük yayın geliri onlarda ama en tutkulu taraftar da onlarda. En yağmurlu ve puslu havalar onlarda ama en iyi zeminler de onlarda. Avrupa'nın iki kupasında final oynamak için iyi kadrolar yetmiyor. Çok iyi teknik direktörleriniz ve rekabetin yüksek olduğu 'futbol' oynanan bir liginiz de olmalı. Coğrafi olarak ayrı olduğu Avrupa kıtasından siyasi ve ekonomikolarak da ayrılık kararı alan İngilizler, Bakü (29 Mayıs) ve Madrid'deki (1 Haziran)finallerde 4 takımıyla 38 haftalık Premier Lig'in 39. haftasını (!) oynayacaklar. Peki ama nasıl?

KENDİLERİNİ BİTİRENLER...
Futbol 90 dakika ama tarihi 1-2 saniyelik sekanslarla yazılıyor. Gruplarından zor çıkan ve Tottenham finalde, Şampiyonlar Ligi'nin gediklisi Arsenal ve  kalite olarak fazla oldukları Avrupa Ligi finalinde ve elbette topun yuvarlaklığı. Evinde son dakikada 4-0 fırsatını kaçıran Barcelona ve Tottenham deplasmanında 1-0'dan daha fazlasını hak eden ve tek yenilgiyle evine dönen Ajax.. Zidane sonrası krize giren , Neymar ve Cavanisiz elenen , Ribery ve Robben'e vefanın dozunu kaçıran . Sizin ne kadar iyi olduğunuzu futbolda bazen rakiplerin kendi kendilerine attıkları çelmeler belirliyor.

LİVERPOOL

'de 30 yıldır şampiyonluğu yok, bu sezon 90+ puana çıkmasına rağmen yarışı büyük ihtimalle 'nin gerisinde bitirecek ama Liverpool, Avrupa'nın 1 numaralı kupasına aşık bir takım. Çok eskilere gitmeden, 2005'te İstanbul'da kazandıkları unutulmaz final, iki yıl sonra Atina'da Milan'a verdikleri rövanş ve geçen sezon Karius faciasıyla Real Madrid'e kaybettikleri final. Roma'da dünyaları kaçıran Salah'tan bir dünya yıldızı yaratan, Virgil Van Dijk'ın ligin en iyi oyuncusu olmasını sağlayan, 20 yaşındaki Alexander-Arnold'u sağ bekte uçuran elbette ki Alman teknik adam Kloop. Liverpool'a 4 sezonda iki Şampiyonlar Ligi finali oynatan Kloop için Guardiola'nın bir cümlesi yeterli: "Bu sezon Liverpool'dan daha iyi futbol oynayan takım yok."

TOTTENHAM

Yabancı sermayeye kapalı, yeni stadyumunun inşaat giderleri yüzünden transfer tahtası boş ama Londra'da her zaman Arsenal ve Chelsea'nin gölgesinde kalan Tottenham, tarihinin ilk Şampiyonlar Ligi Kupası için Madrid'e gidiyor. Tottenham kadrosuyla da 4 finalist arasında en İngiliz olanı. , Trippier, Dele Alli, Eric Dier, Danny Rose gibi yerlilerin yanında finali 3 golle getiren Brezilyal ı Maura ve Güney Kore'nin bir numarası Heung-Min Son. Uzun yıllar ideal hocasını bulamayan Londra ekibi, 5 yıldır görevde olan Arjantinli Pochettino'nun fark yaratan futbol aklıyla, Madrid'de bugüne kadar 8 final oynayıp 5'ini kazanan Liverpool karşısına tar-i hinin en büyük başarısı için çıkacak...

ARSENAL

1996'dan bu yana takımı çalıştıran Wenger ile Şampiyonlar Ligi takımı olan Arsenal, geçen sezon Fransız hoca ayrıldığında ligi şampiyon M. City'nin 37 puan gerisinde bitirip Avrupa Ligi biletini aldığında Kupa 2'nin doğal favorilerinden biri olmuştu. Takımın baş-ı na Sevilla ile bu kupayı 3 kez arka arkaya kazanan İspanyol Emery geldiğinde Londra kulübünün hayalleri elbette Avrupa Ligi'nden daha fazlasıydı. Son 16'da Rennes'e ilk maçta 3-1 kaybedip rövanşı 3-0 alan, ardından Napoli'yi eleyen Arsenal, yarı finalde Valencia'ya Aubameyang ve Lacazette ikilisiyle 'fazla' geldi. 2000'de bu kupayı G.Saray'a kaptıran, 2006'da Barça'ya Devler Ligi'ni kaybeden 'Topçular' Bakü'de kupayı kazanıp ligde alamadıkları Şampiyonlar Ligi biletini ceplerine koymayı istiyor

CHELSEA

Rus patronu Abramovic, transferlerden sorumlu demir leydisi Marina Granovskaia, kariyerinde kupası olmayan eski bir bankacı olan İtalyan teknik direktörü Sarri, bir yıldır her gün Real Madrid'e transfer olan süperstarı Hazard ve teknik direktör değirmeni olan soyunma odasıyla Chelsea, Avrupa'nın şüphesiz en renkli kulüplerinden biri. 2012'de geçici teknik adam İtalyan Di Matteo ile Bayern Münih'i penal - tılarla devirip Şampiyonlar Ligi'ni kazanan Londra kulübü, kendisine şampiyonluğu getiren bir başka İtalyan Conte ile yollarını ayırdıktan sonra Çizme sevdasından vazgeçmedi. Napoli'ye oynattığı futbolla 1. sınıf teknik adamlığa yükselen Sarri, çalkantılı geçen ve 'kovulacak' denildiği sezonda Chelsea'yi Bakü'ye finale götürüyor

PREMİER LİG GERÇEĞİ

Premier Lig'in yayın ihalesinden 20 kulübün aldığı toplam 5 milyar 960 milyon Euro, en iy i isimleri almak kadar elde tutma imkanı da sağlıyor. Real, Barça, PSG ve Juventus dışında Avrupa'da iyi teklife yıldızını satmayacak kulüp yokken İngilizler, kaleci ve stoper transferinde rakamı 70+ milyona taşıdılar. Ligin ilk 6 sırasındaki takımlar, Avrupa'nın en çok gelir elde eden ilk 14 kulübü arasında. İngiliz patronu olan Tottenham haricinde finallere gelen 3 İngiliz Liverpool, Arsenal ve Chelsea ise yabancı sermaye ortaklığıyla büyüdüler. Ada futbolunu ayağa kaldıran elbette ki birinci sınıf teknik adamlar. Kloop, Pochettino, Sarri, Emery, Tottenham'a elenen Guardiola ve Man. United'da hayal kırıklığı yaratsa da Ada'da son 15 yıla damga vuran Mourinho ve yakın geçmişte Conte ile Ancelotti. Bugünün futbolu eğer elinizde Messi yoksa teknik adam futbolu ve Premier Lig en iyilerin artık pasaportuna bakmıyor.

Xavi Satılırsa Seni Boşarım

Futbolda mevkilerin referans oyuncuları vardır, çok geçmişe gitmeyeceğim; tek başına maç alan kaleci Buffon, bir sol bekten fazlası , ön liberoların atası Guardiola, rakibi yiyip bitiren Makelele, al da at ortaların ustaları Beckham- Figo, üç direğin arasına 600'er gol atan Messi ve Ronaldo gibi.. Bir de oyunun taktiksel gelişimini anlatan kitaplarda fotoğrafı tam sayfa açılanlar.. "Oyunun iki tarafını oynamak" dendiğinde onlar gelir akla:  ve Iniesta...
İkisi de 'daki muhteşem kariyerlerinin ardından ilerleyen yaşlarında kulübede oturmak yerine uzak bir coğrafyada futbol oynamayı tercih ettiler. Önce Xavi, Katar'ın yolunu tuttu ardından Iniesta.. Ve Xavi üç maç daha forma giydikten sonra bu ay sonunda kramponlarını asacağını açıkladı.. Onu Barcelona efsanesi yapan elbette ki yeteneği ve döktüğü ter ama o kariyerini annesine borçlu!

BU ÇOCUK HEPİMİZİ EMEKLİ EDECEK
Futbolcu bir baba, oyundan koptuktan sonra ufak bir kulübün altyapısında çalışıyorsa, oğlu da genlerinden nasibini almışsa Xavi Hernandez gibi futbolcu olur. Büyük futbolcu olmak ise zaman, emek ve sabır ister. Dört yaşında Barselona yakınlarındaki Tarrasa'da topla buluşan Xavi, Barça'nın meşhur altyapısı La Masia'nın kapısından içeriye girdiğinde 11 yaşındaydı. Yıllar içinde fiziksel gelişimi ve 1.70'de kalan boyu onu bir orta saha oyuncusu yaptı. Altyapı maçlarını izleyen Guardiola'nın "Bu çocuk hepimizi emekli edecek" dediği Xavi, Barça'nın kaptanını haklı çıkardı.
1998'de 'ın ilk kez forma verdiği Xavi'nin çocukluk kahramanı, Guardiola'nın da idolü olan Bernd Schuster'di. Alman efsanenin Barça'da oynadığı yıllarda ilk kez tribünde onu izlerken, 50-60 metrelik uzun paslarına hayran kalan Xavi'nin, yıllar sonra kısa paslarla futbolda devrim yapacak ve tiki-taka'yı futbolun taktik tarihine yazacak olan Guardiola'nın en has adamı olacağından haberi yoktu elbette. Babasının emeği elbette büyük ama Xavi'nin kariyerinde annesinin bir cümlesi Katalanlara efsane bir yıldız kazandırdı. 1999'da Milan onu transfer etmek istediğinde babası kulübe "Satın" derken, annesi Maria Merce Creus, "Xavi satılırsa seni boşarım" dedi eşine ve Xavi Barcelona'da kaldı...

MÜLTECİLER İÇİN YATINI BAĞIŞLADI
Guardiola'nın sakatlığı ve ardından İtalya'ya transferi Xavi'nin Barça orta sahasındaki yerini 20'li yaşlarının başında garantilerken, kulüp ucunda ışığı göremediği bir tünelden geçiyordu. Figo'nun 'e transferi, Barça'da 19 yıllık Nunez döneminin ardından yaşanan kaos, finansal problemler derken takvimler 2004 yılını gösterdi. Önce Ronaldinho ardından Eto'o'yu transfer eden bir yıl sonra da altyapısından Messi'yi çıkartan Rijkaard yönetimindeki Barça, 2006'da  finaline koşuyordu. Koşunun baş aktörlerinden Xavi 2006 başında dizinden sakatlanınca Arsenal'i Paris'te devirdikleri oyunu yedek kulübesinden seyretmek zorunda kaldı..
Ne çok hızlıydı ne de çok güçlü ama ensesinde iki gözü daha olanlardandı Xavi. Ondan topu kapmak zordu, futbol tarihine "La Pelopina" deyimini armağan etti. La Pelopina, topla 360 derece dribling yapıp, rakibi peşine takarken takım arkadaşlarının pozisyon almasını sağlamaktı. Yıllar sonra aldığı mütevazı yata La Pelopina adını veren Xavi, Akdeniz'de mültecileri kurtarmak için çalışan bir sivil toplum kuruluşuna açık arttırma yapması için La Pelopina'yı bağışladı.
İspanya, 44 yıl sonra Avrupa Şampiyonu olurken turnuvanın en iyi futbolcusu oydu. 4 Şampiyonlar Ligi, 8 Lig şampiyonluğu kazandı. Barça'dan ayrıldığında 25 kupada imzası vardı. 767 maçta forma giymiş ve kariyerinde 40 maçın altına düşmemişti. 767 maçta 85 gol ve 185 asist. İspanyol Milli Takımı ile Euro 2008 ve Euro 2012 ve 2010 ... Şimdi hedefi teknik adam olmak. Oyunu rakibin yarım sahasında oynayan, topa sahip olan ve güzel futbolun peşinde koşan bir takımın hocası olacağı kesin... Bir de önerisi var: "Güzel futbol için oyun 11'e 11 değil, 10'a 10 oynanmalı..."

30 Nisan 2019

İdolünü İşinden Eden Adam

Çocukluğunuzda idolülünüz olan duvarınıza posterini astığınız bir ünlü futbolcuyla tanışmak istersiniz değil mi? Hayali büyütelim, onun gibi futbolcu olmak da istersiniz, kim bilir bir gün o futbolcu teknik adam olduğunda onun takımında oynamak ya da ona rakip olmayı da düşlersiniz ama çok sevdiğiniz futbolcunun sizin yüzünüzden işinden olmasını istemezsiniz. Guardiola, duvarına posterini astığı Schuster ile çalışamadı, belki onun kadar büyük bir futbolcu da olamadı ama 11 yıl önce Alman teknik adamı koltuğundan etti. Hatırlayalım; 'daki ilk sezonuydu Guardiola'nın. R. Madrid teknik direktörü Bernd Schuster, Barcelona maçının haftasında "Yenmemiz imkansız" dedi. Guardiola'nın karşısına çıkamadı Schuster, Madrid yönetimi bu açıklamanın ertesi günü görevine son verdi. 'yu da Barcelona 2-0 kazandı, Schuster haklı çıkmıştı! Geçen sezon rekor puanla M. City'i şampiyon yapan Guardiola bu sezon daha aralıkta lige havlu atabilir miydi? 2018'in bitimine dört gün kala , City deplasmanına geldiğinde yedi puan öndeydi. 30 yıldır şampiyon olamayan İngiliz futbolunun efsane kulübü için "O sene bu sene" diyenler sadece Liverpool taraftarı değildi. O gün puan farkı 10'a çıksaydı, Liverpool arkasına bakmazdı. City kazandı ve yarış soluksuz sürdü.

TİKİ TAKA'DAN OK GİBİ HÜCUMLARA
10 gün önce sezonun belki de en iyi 90 dakikasında dramatik bir finalle Şampiyonlar Ligi'ne veda eden M. City, kendisini kupa dışına iten Tottenham'ı devirdikten sonra erteleme maçında Manchester derbisinde deplasmana gitti. 'Düşler Tiyatrosu'nda Manchster United taraftarı lig tarihi boyunca en büyük rakipleri bildikleri Liverpool'un şampiyonluğunu mu isterdi yoksa takımlarının gelecek sezon Şampiyonlar Ligi'ne katılması için kazanmasını mı? Kafalar karışıktı. Sakin olan ise ikinci yarıda bir oyuncu değişikliğiyle rakibini dağıtan ve derbiden üç puanla çıkıp liderlik koltuğunu bitime üç hafta kala alan  idi. Katalan teknik adamın son 10 yılda modern futbolun gelişiminde bir numaralı aktör olduğunu herkes kabul ediyor. Barça B takımından, A takımına  olması,  için ilham kaynağı oldu ve Zidane, üç Şampiyonlar Ligi kazandı. Barça'dan ayrıldıktan sonra bir yıl çalışmayıp kendini dinleyen ve geliştiren Guardiola'nın bu tercihiyle de birçok teknik adama örnek olduğu ortada.. Tiki-taka'lı 1000 pas yapan takımlarından, rakibi ok gibi delen hücum varyasyonlarına geçen, gençleri star yapan, ustası Cruyff'tan el aldığı  vizyonunundan vazgeçmeyen Guardiola saha kenarındaki giyim tarzıyla da Türkiye'de birçok teknik adama ilham kaynağı oldu. "Messi'li takımı ben de şampiyon yaparım,  zaten her sezon şampiyon oluyor, 'deki transfer bütçesi kimde var" diyenlere elbette gülüp geçiyordur. Barcelona, B. Münih ve M. City'nin başında 10 sezonda 365 maça çıkan ve sadece 32 maçı kaybeden Guardiola, 282 galibiyet ve 51 beraberlikle bu hafta sonuna toplam 897 puanla girdi. Bugün Burnley deplasmanında kazanırsa şampiyonluk için iki hafta ve cebinde 900 puan olacak.

KUPALARDAN FAZLASI...
 Barcelona'nın sponsoru, teknik direktör ve futbolculara her sezon başında birer otomobil hediye ediyordu. Guardiola otomobili, teknik ekibindeki antrenörlere de verilmediği için kabul etmedi ve "Biz bir ekibiz" dedi.
 2008 Kasım'nda teknik ekibi içinde kaleci antrenörü olarak görev yapan Unzue'nin babası vefat etti. Barcelona'nın ertesi gün maçı olmasına rağmen Guardiola'nın sözüyle takım, tam kadro törene katıldı.
 Şampiyonlar Ligi finalinde Barcelona'nın rakibi 'dı. Guardiola, kulüpte 33 yıl boyunca masörlük yapan Angel Mur'un bileti olmadığını öğrendi ve çocukluğundan beri tanıdığı yaşlı masörü özel davetlisi olarak Roma'ya götürdü.

Ne Raporu Her Şey Aklımda

Eylül 2010'daki "Ajax bu değil" başlıklı makalenin ardından Ajax tarihine kadife devrimin mimarı olarak geçen , geride kalan bir ayda önce 'i Bernabeu'da perişan eden ardından 'a "Pes" dedirten yeni Ajax'ını göremedi ama yedi yıl önce ona inananlar  kulübünü yeniden Avrupa'nın vitrinine taşıdı. Neydi Cruyff'un manifestosu... Ajax'ta bütün yönetim katını değiştiren Hollandalı efsane kendisinden proje dosyasını isteyen patrona "Ne dosyası, her şey aklımda" demiş ve yardımcısı anlık notlar tutarak değişimin yardımcı aktörleri olmuştu. İşte Cruyff'un o notları:
 Futbolu futboldan gelenler yönetecek. Teknik direktörden, sportif direktöre, altyapı hocalarından CEO'ya kadar herkes eski Ajax'lı futbolcu olacak.
 Altyapı teknik direktörü maç kazanmak için değil oyuncuların bireysel gelişimi için orada çalıştığını bilecek. Çocukların ailesiyle görüşecek, okuluna gidecek, sorunlarını bilecek, çözecek ve  sahasında her çocuğun bireysel gelişiminin dosyası tutulacak.
 Ajax'ın altyapısında farklı sistemler oynatan, her seferinde ellerindeki en iyi oyuncuları oynatıp maç kazanmaya çalışan yetiştiricilere yer olmayacak. Altyapı bir sonuç değil; bir sonuca, A takıma hizmet eden bir araçtır.
 Oyuncuların bireysel gelişimi için Montessori eğitim metodu futbola adapte edilecek. Ajax, yetenekli çocukları bulduğunda onların karakterlerinin gelişimi için bireysel özgürlüklerine ve yaratıcılıklarına set çekmeyecek.
 Yaş gruplarındaki hocalar sekiz haftada bir rotasyonla farklı bir takımı çalıştıracak. Bir hocanın gözünde iyi olanı, diğeri eksik görebilir. Birinin önyargılı yaklaştığı çocuk, bir başka hocanın elinde değerlenebilir.
 Ajax'ın futbol felsefesi güzel futbol oynamak üzerine kuruludur. Biz oyunu rakip sahada ve basit oynarız. Her oyuncu pozisyon almayı, pas vermeyi, top sürmeyi, şut atmayı, pres yapmayı öğrenecek ve ezberleyecek.
 Altyapı tesislerinde bir okul açılacak ve eğitim orada sürecek. Örneğin İngilizce öğrenmeye hevesli olmayan çocukların önüne bu dilde bir  maçının raporu konulacak. Çocukların mental gelişimleri ve gelecekte iyi bir profesyonel olabilmeleri için iyi bir eğitim dönemine de ihtiyaçları var.
 A takımda yüksek ücretli oyuncu olmayacak. Yeni kontratında ayak direten hemen satılacak. Yıllık gelirinin yüzde 60-70'ini oyuncularına veren Avrupa kulüpleri var. Ajax'da bu oranı yüzde 20'yi geçmeyecek.
 15 yaşın altındaki çocuklar sadece futbol idmanı yapmayacak. Farklı spor dallarıyla farklı kas gruplarının gelişimi için antrenman programları yazılacak.

Johan Cruyff için mühim olan yetenekti. Her yetenekli çocuk onun gözünde bir elmastı. Narin taşları kesmek ve şekil vermek sabır gerektiriyordu. O pırlantaları altın yuvasına kakmak ve onlardan bir kolye bir takım yapmak ise A takım teknik direktörünün işiydi. Öyle bir kolye yapacaktınız ki karşınızdakinin gözü kamaşacaktı. Real Madrid'in ve Juventus'un gözünün kamaştığı gibi...

Oğlum Can Torunum Bartu


Her daim traşlı yüzü, minik bir servet niteliğindeki koleksiyonundan ceket ve gömleğiyle özenle kombinlenmiş kravatı, İngiliz el işçiliği ayakkabıları... Televizyon ekranında, bir davette, yemekte değil sadece 'nde, parkta, sokakta, her yerde... Sinyor olmak bunu gerektiriyordu çünkü. 80 milyonluk ülkede Sinyor denilince akla o geliyordu. Onun  günlerini anlatan, anlatacak çok meslek büyüğüm var ama kömür gibi kara yıllarında bir elmas gibi parladığı  günleri için kendimi 'çizme'nin arşivlerine attım. 60'ların etkili yayın organı Il Calcio Illustrato'nun iki sayfa ayırdığı portresinin başlığı "Futbolun dadaisti". Sinyor'un İtalya macerası aslında karşılıklı bir hayal kırıklığıyla başlar. İtalya yıllarında büyük saygı duyulan Şükrü Gülesin'in tavsiyesiyle Roma şehrine gelen Sinyor'un İstanbul günlerindeki lakabı Baron'dur.  çocuğudur Baron, son nefesine kadar da semtinden ayrılmamıştır. Moda, Kalamış, Dalyan... Aynı gün  formasıyla 'a iki gol attıktan sonra 'a parkede 32 sayı atan bir sporcunun gerçek olmayacak kadar büyülü gençlik yıllarına dair İtalyanlar şöyle yazar: "Biz ona Gian ya da Gianni diye sesleneceğiz. O İstanbul'un zengin ailelerinden birinin oğlu." Lazio ikinci ligdedir ve Serie A'ya çıkana kadar onu bir başka kulübe kiralamak ister. Hesaplar tutmaz, Sinyor'un memlekette bir de yapması gereken askerlik görevi vardır. Ertesi sezon  transferi bitirir. Şimdi 50 yıl sonra bakıyorum da takımlarını bile İtalya'nın en güzel şehirlerinden seçmiş Sinyor.

Önce Floransa ardından Venedik ve sonunda üç yıl kalacağı Roma'daki Lazio... 60'lar, İtalyanların dünya futboluna hediyesi ölümüne defansın, 'catenaccio'nun hüküm sürdüğü yıllar. Sinyor ise eşsiz yeteneğiyle dönemin en önemli yıldızlarından Suarez'den bile üstün görülen ve çizme futbolunun efsane ismi Sivori'yi hatırlattığı için Boğaz'ın Sivori'si diye anılan bir orta saha-forvet... Calcio, hem futbol hem de tekme demek İtalyanların dilinde... Bizim Sinyor da dönemin futbol tarzı için bir antikahraman. Çok koşmaz defansa yardım etmez, ileride topun kendisine gelmesini bekler ama top geldiğinde... O günlerde İtalya'da verdiği bir söyleşide şöyle anlatır kendini: "Futbol benim için bir eğlence, oynarken keyif almak isterim, gol attığımda aldığım hazzı bilemezsiniz ki, İki-üç rakibi çalımlamak nedir bilir misin, bowling'de strike yapmak gibidir. İp gibi dizer geçerim. Ben defans oynamıyorum, forvetim, herkesin bir görevi var, ben gol atarım, attırırım, diğerleri de yememek için çalışır, hem ben geri gelirsem, rakibin daha fazla oyuncusu üzerimize gelir..." Yıllar sonra Fenerbahçe'de bir bayramlaşma töreninde yanına gelip "Beni hatırladın mı ağabey?" diyen eski bir sporcuya "Hayır" yanıtını verince "Olur mu Sinyor, senin oynadığın dönemde sağ bektim ben Fenerbahçe'de" cevabına karşılık "Kardeşim o zamanlar siz ileri çıkmaz ben de geri gelmezdim" sözü ne güzel goldür bu hayatta. Floransa'nın şık butiklerinin en iyi müşterisi, Roma'da sadece meşhur Caraceni'den özel dikim takımlar giyen, Hemingway okuyan, Roma ve Floransa sokaklarında 30 yıl sonra bile yürüdüğünde onu stadyumda izleyenlerin "Gian" diye önünde saygıyla eğildiği Sinyor... Bir İstanbul beyefendisi, beğeni çıtası çok yüksek, yaptıklarının, kariyerinin ve aklının haklı özgüveniyle iyi ki de vasatı beğenmemiş bir futbol eleştirmeni ve elbette marşlarda adı geçen, ismi tesislere verilmiş bir Fenerbahçe efsanesi... Marştan da tesisten de daha mühim olan ise hayattaki Can'lar ve 'lar... Bu ülkede oğluna Can ismini veren ve Bartu adında torunu olan kaç baba vardır sizce? Grazie (teşekkür) Sinyor...

Devre Arasında Sushi Yer miyiz?

3 yıl önce nisan ayında bu köşede yeni stadyumların hikayesini anlatırken söz şurada kalmıştı: "Onca hazırlığımıza ve hak etmemize rağmen EURO 2016'nın ev sahipliğini elimizden Platini ve ülkesi 'nın lobisi almıştı." Geride kalan 36 ayda 18 yeni stadyum projesi ve 510 bin seyirci kapasitesi sözü tutuldu. Bugün 'Anadolu'da eski stadyum kalmayacak' projesinde artık sona yaklaşıyoruz. Biz bunu yaparken 2016- 2019 arasının Avrupa için bir X raporunu almanın vaktidir. En sıcak gelişmeyle başlayalım. Tottenham'ın açılışı yılan hikayesine dönen yeni stadyumu en sonunda geçen hafta taraftarlarla buluştu. Bir sponsor ismini verene kadar taraftar ve medyanın gözünde ismi Yeni White Hart Lane olan 62 bin kapasiteli stadyum, 'in en büyük stadyumu oldu. Şehrin öte tarafında 'da proje rafa kalktı. Yeni sezon stadında loca satın almayan Rus patron Abramoviç'in kulübü büyük ihtimalle sezon sonunda elden çıkaracağı haberleri daha büyük bir stadyum hayali kuran Chelsea taraftarını elbette hayal kırıklığına uğrattı. İki Manchester kulübünün büyük kapasiteli stadyumlarının yanında efsane stadı Anfield Road'dan vazgeçmeyen Liverpool da yıllardır maketlerle hayal kurmaya devam ediyor...

PROJE ÇOK KAZMA SESİ YOK
İspanyollar ise geride kalan üç yılda yine makete ve projeye doydu.  ve 'in yıllık 1 milyar euro'ya yaklaşan gelirlerine rağmen yeni stadyum inşa etmek yerine bütün tarihlerini yaşadıkları  ve 'yu yenileme projeleri mevcut. Fakat ikisinden de hala kazma sesi gelmiyor. Üç boyutlu nefis grafikler, heyecan veren tasarımlar var ama iki İspanyol devi de ekranlara taşıdıkları projeleri 2022'den önce taraftarlarıyla buluşturamayacaklar. Geçen yıl Santiago Bernabeu'nun yenilenme projesi için kulüp üyelerinden 550 milyon euro borçlanma yetkisi alan Real Madrid Başkanı geride kalan haftada medya karşısına çıktı ve sezon bittiğinde inşaatın başlayacağını müjdeledi. Barcelona'nın da dört yıllık vadede uzay üssü havası olan Camp Nou'nun yeni tasarımını bitirmesi bekliyor. 'nın kaba inşaatı 10 yıl önce biten ve çürümeye mahkum edilen 61 bin 500 kapasiteli Yeni Mestalla için  dışından sermaye bulduğu yine söyleniyor ama benzer haberler zaten 2011'den beri İspanyol medyasının manşetlerinden düşmüyor. Geride kalan 36 ayda gecikmeli de olsa İspanya'da yeni stadına kavuşan kulüp . Şehrin kalbindeki Vicente Calderon da yıkım için dozerleri bekliyor.

ROY KEANE'E SELAMLAR
'un 41 bin kapasiteli yeni stadının ardından Udinese'nin yeni evi 25 bin kapasiteli Friuli dışında yeni bir stadyumla tanışamayan İtalyanlar, Milano ve Roma kulüplerinin yeni projelerini dinlemekten usandı. San Siro yerine yeni bir stadyum yapmayı planlayan Milan ya da Roma Olimpiyat Stadı'ndan ayrılıp daha ufak ama kendine ait bir stada geçmeyi planlayan AS Roma'nın hayalleri her seferinde ülke ekonomisinin gerçekleri ve yabancı patronların işi ağırdan almasıyla çarpışıyor... Avrupa'da yakın geçmişte artık hiçbir kulüp 65 bin kapasitenin üzerine çıkmıyor, çıkamıyor. 'nın getirdiği güvenlik kriterleri gereği uzun yıllar önce teras olarak adlandırılan kale arkası tribünlerde ayakta maç izlemenin yasaklanması, yüksek gelir elde etmek için stadyumu tam tur dönen locaların bir kattan iki kata çıkartılması stadyum kapasitelerini sınırlıyor. Artık kimse rakip sahanın yarısının görünmediği bir koltukta maç izlemek istemediğinden mimarlar, tribünleri sahaya yakın tutmak ve stadyumlarda maksimum izlenebirlik için kafa patlatıyor. Pide, sosisli ile ayran günleri de, gişe önünde sabahlamalar, tribün kapmalar da geride kaldı. İlk yarısı golsüz biten bir maçın devre arasında "Bu maçı alacağız" hayaline artık sushi eşlik ediyor... "Karidesli sandviçini ısırıp bizi ıslıklıyorlar" diyerek yıllar önce taraftarını eleştiren M. United'ın eski kaptanı 'e de, size de iyi pazarlar...