BIY ADS

19 Ekim 2014

Taraftar Olmanın Bedeli


Bir futbol maçını izlemenin bedelini 'harçlığımdan arttırdığımla' diye tarif ettiğimiz yıllar çok geride kaldı. Nereden baksanız 15 yıl işte. Sevmek basit olandı, sevdiğin iki renkle 90 dakika beraber olmak da... Baba, ağabey, amcanın elinden tutar ilk maçına gider sonra kendi başına gidecek kadar büyüdüğünde mahalle ya da okul arkadaşlarınla kale arkasının yolunu tutardın. Bilet gişeden alınır, derbilerde sabahlanır, kapılar açılıp kendini içeriye attığında yedi-sekiz saat beklemeyi göze alır, elinde seni oyalayacak akıllı telefonlar da olmadığından çekirdek çitler, jiletle kesilmiş ekmek arası kaşar peynirle ya da beş saat kaynamaktan kendinden geçmiş sosisliyle karnını doyururdun. 

Derbilerde yarı yarıya tribünler, kombinelerle tarihe gömüldü. Artık herkesin bir koltuğu vardı, ister git ister gitme, koca bir sezon boyunca o koltuk senindi. Bir zaman sonra deplasman yasağıyla sevgilinin peşinden gitmek de hayal oldu. Gittiği maçın biletini yıllarca saklayanlar da koleksiyonlarının son nefesini e-biletle birlikte verdiler. Futbolu sevmenin, bir takımın peşinden koşmanın bedeli artık harçlıktan biriktirilen değil, bütün hafta harçlığa dokunmamaktan geçiyor, çalışanlar ise neredeyse iki aylık maaşlarını sezonluk kombineye yatırıyor. 
Bizde böyle. Peki Avrupa'da da böyle mi, takdir sizin. Gelin Türkiye'den başlayan bir Avrupa turuna çıkalım. Fenerbahçe'de kale arkası tribünlerde kombine fiyatı 850 TL. En pahalı koltuk ise 8 bin 200 TL'den satıldı. Forma almak istiyorsanız ödemeniz gereken rakam 130 TL. Karnınız acıktı, bir sosisli 16 TL, kahve ise 5 TL. Galatasaray, TT Arena'da en ucuz kombineyi bu sezon 915 TL'den sattı. En pahalı koltuk ise Doğu tribününde 5 bin 500 TL. Kale arkası tribünde köfte-ekmek için 10 TL ödüyorsunuz ve bir soğuk içecek 5 TL. Forma fiyatları da ezeli rakibi Fenerbahçe ile aynı düzeyde. Yeni stadının bitmesini dört gözle bekleyen Beşiktaş taraftarı, Atatürk Olimpiyat Stadı çilesinden şimdilik kurtuldu. Kombine fiyatları bakalım, kale arkası 800 TL, en pahalı koltuk 4 bin TL. Trabzonspor'un vedaya hazırlanan stadı Hüseyin Avni Aker'de en düşük kombine fiyatı 600 TL, loca olmadığından numaralı tribündeki özel koltukların fiyatı ise 50 bin TL. Forma fiyatlarının tüm kulüpler için 100-130 TL arasında değiştiğini ve maç günü stadyum içinde 15 TL'den aşağıya karın doyuramayacağınızı ekleyeyim ve Kapıkule'den dışarıya çıkalım. İngiltere Premier Lig, dünyanın en popüler ligi, evet; Londra hiçbir zaman ucuz bir şehir olmadı ama bilet fiyatlarının son 10 yılda neredeyse 10 kat arttığı Ada'da artık taraftar da 'yeter' diyor. Arsenal, en ucuzu 3 bin 500 TL, en pahalısı 7 bin TL'lik kombinelerle taraftarının cebini en çok delen kulüp ama bu rakamlar bile İstanbul'un üç büyükleri ile aynı seviyede. 


Emirates Stadı'na girerken maç günü dergisine 12 TL ödüyorsunuz, 10 TL'ye sandviç alıyor, 6 TL'ye çay içiyorsunuz. Forma fiyatları ise İngiltere'de Türkiye'den yüksek ancak Avrupa'nın diğer ülkelerinin altında. 20 kulüp de 150-180 TL arasında değişen rakamlara forma satıyorlar. Bu formaların sahadaki futbolcuların giydiği orijinal formalar olmadığını da unutmayalım elbette. Londra'da Chelsea ve Tottenham'ın en ucuz kombinesi 2 bin 400 TL. Manchester şehrinde ise Kırmızılar, Mavilerden daha fazla ödemek zorunda. Manchester United, en düşük kombineyi 1 bin 750 TL'ye satarken, en pahalı koltuk 3 bin 600 TL'yi geçmiyor. Yıldızlara milyar avro yatıran Manchester City ise ligde taraftarını en çok seven yönetime sahip bir kulüp. Bin TL'ye sattıkları kombine, ligin en ucuz kombinesi, üstelik en ucuz çay da onların stadında. 
İspanya'da Barcelona her sezon 70 binin üzerinde kombine satıyor çünkü rakamlar şaka gibi... Camp Nou'da Messi-Neymar-Suarez üçlüsünü izlemek isteyenler bu sezon kale arkası kombinesine sadece 350 TL ödediler. El Clasico vakti turistlere bir maçlığına kombinelerini 500 TL'ya kiralayan üyelerin kombineyi bedavaya getirip üstüne kâr etmesi de bir İspanya gerçeği. İngiltere'deki maç günü dergisi geleneği Avrupa'nın diğer ülkelerinde yok ve büfe fiyatları da Türkiye ile aynı düzeyde. Forma fiyatları ise İspanya, İtalya ve Fransa'da 200 TL'den başlıyor. Real Madrid, Santiago Bernabeu'da kale arkası tribünde üçüncü katın kombinelerini 550 TL'den satarken, en pahalı koltuk 5 bin TL'den fazla değil. 


Milano'da 80 bin kapasiteli San Siro'yu ortak kullanan Inter ve Milan'ın kale arkası tribünlerinde bir sezon boyunca maç izlemenin faturası yine bizim rakamların altında. İki kulüp de 600 TL'nin altında kombine satıyor, Berlusconi'ye yakın oturmak isteyen Milanlı iş adamları ise Avrupa'nın en pahalı koltuklar için 13 bin TL ödüyorlar. Fransa'da İbrahimoviç'i bir sezon boyunca seyretmenin bedeli bin 300 TL'den başlıyor. Paris Saint Germain'in en pahalı kombinesi ise 7 bin 500 TL. Almanya ise taraftarlar için bir cennet. Bayern Münih, kale arkası için kombineleri 380 TL'den satarken, Allianz Arena'da en pahalı koltuk iki bin TL'den fazla değil. Borussia Dortmund'un artık kült olan 'sarı duvar' lakaplı 25 bin kapasiteli ayakta maç seyredilen kale arkası tribününde maç izlemek isteyenler bir bilete 40 TL ödüyorlar ki; işte o da Alman gençlerin harçlığından arttırdığı paraya tekabül ediyor! Maça gittiğinde kuyruğa kaynak yapmayı hatırlayanlara selam olsun... 

Galatasaray-Fenerbahçe Notları


Muslera 7
Süper Kupa'da 120 dakika takımını ayakta tutan Muslera, dün çerçeveyi bulan toplarda fazla zorlanmadı. G.Saray savunmasının öne çıktığı anlarda kendisine atılan geri paslarda ayaklarını iyi kullandı.

Volkan 4
Belindeki sakatlık olmasa Sneijder'in iki golünü çıkartabilir miydi diye soranlar olabilir ama Hollandalının füzeleri acımasızdı. Tecrübesiyle oyunu götürdü ama 2. yarıda degaj bile yapamayacak acılar içinde derbiyi tamamladı.

Veysel 4
Prandelli eğer Sabri'yi affederse bunun sebebi Veysel'in yetersizliği olacak. İlk yarıda Alper karşısında ayakta kalamadı ve hücumlara destek vermekten uzaktı. Orta yapacak özgüvene bile sahip değil.

Gökhan 4 
Milli takım performasıyla F.Bahçe, F.Bahçe'deki performansıyla milli takım forması giyemez. Kağıt üzerinde ülkenin en iyi sağ beki ama sezona iyi başlamadı. Güçsüz ve ikili mücadelelerde inatçı değil. Derbide silindi gitti.

Semih 6
Emenike'nin yorduğu Galatasaray tandeminde rakip çoğalamadığından fazla zorlanmadı ama topla çıkarken yaptığı hatalarını yine sürdürdü. Derbi için yeterli fizik kapasitesiyle sırıtmadı.

Alves 0
Yıllar sonra bir futbolcu takımına nasıl ihanet eder diye sorulsa F.Bahçeliler onun adını verecek. Dzemaili'ye attığı uçan tekmenin açıklaması yok. Gördüğü saçmasapan kırmızıyla, takımın üç taşı birden oynadı.

Chedjou 7
Sezon başından defansın en iyisi olan Kamerunlu stoper, ilk yarı Emenike'yi Muslera ile karşı karşıya bırakacak net pozisyonu önledi. Fenerbahçe'nin golünde hatalı olan o değil, taca çıkan topu görmeyen yardımcı hakemdi.

Kadlec 6
Görev adamı, belli bir standartı var. Rakibin kenar ortalarıyla geldiği anlarda hata yapmadı ama hücum adına kader adamı oldu. Oyun 0-0 iken boş kafayı dışarı atmasa 10 kişilik F.Bahçe, Arena'dan 3 puanla çıkabilirdi.

Tarık 6

Telles'ten farkı yerli oyuncu olması ve Hakan Balta'dan genç. Bu iki artı sahaya yansıyor mu? Hayır. Sağ kanattaki Veysel'den daha fazla hücuma çıktı ama bu fizikteki bir oyuncunun yere daha sağlam basması lazım.

Caner 5
Milli takımdaki iki maçında da 90 dakikalık kondisyona sahip olmadığını göstermişti. Önündeki Alper ile iyi anlaşamadı ve ölümcül ortalarını bu derbide yapamadı. Taşların çok oynadığı takımda maçı sol açıkta tamamladı.

Dzemaili 4
Süper Kupa'da F.Bahçe karşısında ezilen orta sahaya Prandelli'nin ilaç niyetine koyduğu oyuncu, gölge presiyle derbide kırık not aldı. İki iyi top attı ama sorumluluk almadığı oyundan çıkması doğru karardı.

Emre 5

Derbide oynamak için günlerce tedavi gördü ama onu yıllardır üzen adaleleri bir kez daha iflas etti. F.Bahçe'nin beyniydi ama 33'de baldırını tutup kenara gelmek zorunda kaldı. Sağlıklı olmazsan yetenek hiçbir şeydir dedirtti.

Melo 7
Derbilerin olay adamı, orta sahanın en iyisiydi. İkili mücadelelerde 19 kez top kazandı. Bölgesinden dikine isabetli dikine top atan tek adam olan Brezilyalı, sakatlığını işaret etti ve 87'de yerini Hamit'e bıraktı.

Mehmet 6

Türkiye'nin en iyi ön liberosunun kaderinde stoper oynamak varmış. Alves'in kırmızısı sonrasında defansa geçmek zorunda kaldı. Soru şu olmalı: Yerinde olsa Sneijder bu kadar kolay vurabilir miydi?

Selçuk İnan 4

G.Saray'ın kaptanı ve formsuzluk artık ayrılmaz ikili. İlk iki sezonda derbi kazandıran Selçuk, Milli Takım'daki silik futbolunu bu maça da taşıdı. Her topta Olcan ve Burak'ı ararken sahada kayboldu gitti.

Meireles 6
İyi mücadele ediyor, savaşıyor ama Topal'lı orta sahada oyunun sadece savunma tarafını yapıp hücumda yaratacılık gösteremeyen her isim gibi o da F.Bahçe için lüks. Skoru tutabilecek oyuncu, değiştirebilecek olan değil.

Sneijder 10
10 kişi kalan F.Bahçe, Arena'dan puanla çıksa Prandelli valizini toplamaya başlardı. Hollandalı, star değil süperstar olduğunu gösterdi ve iki muhteşem golle geçen sezon olduğu gibi bu sezon da Volkan'ı avladı.

Alper 7
Sow'un yokluğunda geçen sezon Ersun Yanal'ın şans tanıdığı sol kanatta maça iyi başladı. İlk yarıda Veysel'in hayatını zorlaştırdı, bitirici vuruşu olmadığından ilk 45'te net fırsatı harcadı ve 2. yarıyı sağ kanatta tamamladı.

Olcan 6
Hücumda ilk yarıda en istekli adamdı ama işi bitirmesi gereken noktalarda amatörce hatalar yaptı. İlk yarının sonunda ceza sahasında ortaya yapamadı, ikinci yarıda topu direkten döndü. Trabzon'daki Olcan'ın yarısı bile değil.

Kuyt 6
Fenerbahçe'nin en iyi niyetli oyuncusu. Yaşına bakmadan koşuyor ama her şeyi yapmak isterken hiçbir şeyi yapamamak da var bu oyunda. Gökhan'a yardım ederken çıkan nabzını oyunda gizlenerek düşürdü.

Burak 5
Sakatlığı sonrasında yaptığı fedakarlık sahada sırıttı. Prandelli'nin Pandev ve Umut'a güvenmemesi nedeniyle sahaya çıkan Burak, ofsaytlardan yine kaçamadı. Kaleye şut atamadan maçı tamamladı.

Emenike 6
Rakip stoperlerin keyfini kaçırmak istiyorsanız ideal santrfor ama net bir golcü değil. Süper Kupa'da da net fırsatları harcadı, penaltılar çare oldu. Dün kırmızı sonrasında oyundan çıkana kadar "Webo olsa birini atardı" dedirtti.

Umut 5
Prandeli'nin çift santrfora dönmesiyle şans buldu ama Emre'nin ortasında müsait pozisyonda topu kafayla dışarı attı. Milli maçlar da gösterdi ki Umut, umut olmaktan artık uzak.

Emre Çolak 6
Derbide sonradan oyuna girip maçın havasına girmek zordur. A2 Milli takımıyla İngiltere'ye 2 gol atan Emre, Umut'a nefis bir orta kesti, daha fazlasını beklemek insafsızlık olurdu.

Selçuk Şahin 6
Önce belini tutan Topal'ın yerine gireceği sanıldı ama Emre baldırını tutunca iş yine Selçuk'a düştü. Maç eksiğiyle ne kadar iyi oynanırsa o kadar iyi oynadı. Tecrübesiyle idare etti.

Hamit ?
Dzeamili ve Selçuk İnan'ın ilk yarıda döküldüğü anlarda gözler Hamit'e çevrildi ama Prandelli, Melo kenara sakatlığını işaret etmese milli oyuncuyu hatırlamayacaktı bile.

Hasan Ali 6
Taktik idmanlarda Caner'in arkasında oynadı, son dakikada forma Alper'e gidince kulübede başladı. Golde peşini bırakmadığı topun taca çıktığını görmemek yardımcı hakemin problemiydi

18 Ekim 2014

Hafta Sonu Naklen Yayınlar

18 Ekim Cumartesi
12.30 CSKA Moskova - K.Krasnodar @LigTv 2
13.30 T.Konyaspor - İ.Başakşehir @LigTv
13:45 Şanlıurfaspor - Orduspor @TRT 1
14.45 Man.City - Tottenham @LigTv 3
15:45 Antalyaspor - Samsunspor @TRT 3-Spor
16.00 Gaziantepspor - K.Karabükspor @LigTv 2
16:25 FC Köln - Borussia Dortmund @TRT HD
17:00 Levante - Real Madrid @NTVSpor Smart HD
17:00 Crystal Palace - Chelsea @TV 8
19.00 Galatasaray - Fenerbahçe @LigTv    
19:00 A.Bilbao - Celta Vigo @NTVSpor Smart HD   
19:30 Schalke 04 - Hertha Berlin @TRT Haber
21:00 Barcelona - Eibar    @NTVSpor Smart HD
21:00 Mets - Rennes  @A Spor
23:00 Cordoba - Malaga @NTVSpor Smart HD

19 Ekim Pazar
00.30 Sao Paolo - Bahia @LigTv 3
13:00 A.Madrid - Espanyol @NTVSpor Smart HD
13.30 Bursaspor - Eskişehirspor @LigTv
13:45 Kayserispor - Bucaspor @TRT 3-Spor
15:30 QPR - Liverpool @TV 8
16.00 Trabzonspor - Mersin İY @LigTv
16:25 Hamburger SV - Hoffenheim @TRT HD
18.00 Stoke City - Swansea @LigTv 3
18:00 Deportivo - Valencia @NTVSpor Smart HD
18:15 Adanaspor - Adana Demirspor @TRT 3-Spor
18:30 Paderborn - E.Frankfurt @TRT Haber
19.00 Beşiktaş - Sivasspor @LigTv
19.00 Akhisar Bld - Kasımpaşa @LigTv 2
19:00 Lokeren - Club Brugge @NTVSpor
20:00 Elche - Sevilla @NTVSpor Smart HD
21.00 Internacional - Corinthians @LigTv 3
22:00 Villareal - Almeria @NTVSpor Smart HD

20 Ekim Pazartesi
19.00 Ç.Rizespor - Balıkesirspor @LigTv
19.00 Gençlerbirliği - SAİ K.Erciyesspor @LigTv 2
19:15 Giresunspor - Osmanlıspor @TRT 3-Spor
21:45 R.Sociedad - Getafe @NTVSpor Smart HD
22.00 West Bromwich - Man.Utd @LigTv 2


Program için teşekkürler Erman Teke 

13 Ekim 2014

Sevmiyorsan Artık
Arkasından Konuşma


O akşam o maçı kazanabilirdik. Kazanabileceğimiz ve sonunda kaybettiğimiz birçok maç gibi... Bizim onu sevdiğimiz kadar futbolun bizi sevmediği akşamlardan biriydi. Rakip, komşu Yunanistan. Euro 2008'in eleme grupları...

Hiç olmadığı kadar iyi başlamışız. Fikstür de müsait, önce Malta galibiyeti, ardındanMacaristan deplasmanında Tuncay'ın üç puanı getiren golü ve sonra beş kez havalananMoldova fileleri... Finallere gitmek için iki dişli rakibimiz vardı, biri 'komşu', diğeri Norveç. 2007'in Mart'ında Atina'da Karaiskakis Stadyumu'nda dört attığımız Yunanistan, Ali Sami Yen'in çimlerine adım attı. Emre Belözoğlu'nun yerine Arda Turan'ın 71'de oyuna girdiği maç. 79'da Samaras'ın ara pasına sızan Amantidis, topu Volkan Demirel'in üzerinden eski açık tarafındaki kaleye aşırttı. Önce bir sessizlik, ardından ''milli takım taraftarları''ndan o eşi benzeri olmayan tezahürat yükseldi kapalı tribünden: ''Fatih istifa.''

Evet, teknik direktör Fatih Terim idi, ama onu istifaya çağırırken ''Fatih'' demeyi tercih edenin tribüne ilk kez geldiğini anlamak için bin defa maça gitmeye gerek yoktu. ''Terim istifa'' ile''Fatih istifa'' arasındaki fark işte bizde ''milli takım taraftarlığı''dır. Sponsor biletleriyle maça gelen beyaz yakalıların gün içinde beyin fırtınası yarattıkları bitmek bilmeyen toplantılarının ardından ''Ya kazan ya da öl'' çığlığıydı o ''Fatih istifa'' tezahüratı. Unutuldu gitti çünkü Terim, önce Norveç'i deplasmanda, ardından yine Ali Sami Yen'de Bosna-Hersek'i devirdi öğrencileriyle ve biz sonra o unutulmaz Euro 2008 finallerini izledik. 2002'den sonra bir kez daha milli takımla barıştık.

Peki milli takım başarısız olduğunda küseceksek neden kulüp takımımızın maçlarında''Yenilsen de yensen de'' diye tezahürat yapıyoruz ki. Euro 2016'da önceki turnuvalardan farklı olarak, 24 ülke yer alacak. Bu neredeyse UEFA'ya üye ülke sayısının yarısı demek. Gider miyiz, gidemez miyiz, analizi spor sayfalarında ama bu sayfada sorulması gereken bir soru var: Bu memlekette neden Brezilya Milli Takımı çok sevilir? Göze hoş gelen futbol oynadıkları için mi? Yoksa bizim şerefli mağlubiyetler aldığımız yıllarda hep kazandığı, Avrupa'da bizi üzenleri dize getirdikleri için mi? Tamam, Fenerbahçe'ye gelen Didi'nin hakkını yemeyeyim ama biz bu oyunda hep kazananın yanında değil miyiz? Öyle olmasa 25 milyon Fenerbahçeli, 25 milyon Galatasaraylı, 25 milyon Beşiktaşlı nasıl olabilir ki? 

Futbolda güçlü takımı tutan, Türk filmlerinde ise zengin kızını seven fakir oğlanın yanında olduk hep. Rambo'nun indirdiği her asker, Rocky'nin devirdiği her rakipte sinemalarda alkış koptu. Bir şeyin farkına varamadık. Ne Rocky bizimdi, ne de Rambo. ''Türkiye yoksa Brezilya'yı tutarım. Dayım Münih'ten geldiğinde çikolata getirirdi, o yüzden Almanya kazansın. Platini büyük topçu, Fransa kupayı alsın'' ile geçti yıllar... Hep başkalarının aşklarına sevdalandık. Bir adam gibi sevemedik gitti bizim milli takımı. Sarı-kırmızının, siyah-beyazın, sarı lacivertin, bordo-mavinin hesabını kırmızı-beyaz üzerinden görmeye çalıştık. Vurduk, kırdık, yaraladık.

Şenol Güneş'in saçına başına, Ersun Yanal'ın bilgisayarına, Fatih Terim'in İngilizcesi'ne kafayı taktık. Ligdeki rakip takımın futbolcusunu kendi stadımıza milli maça çıktığında yuhaladık, sonra da ''Haydi Türkiye'' diye samimiyetsiz manşetler attık...

İtalyanlar için milli marş, bayrak ve milli takım kutsaldır. Bayrağında mavi olmayan cumhuriyet, tarihini, krallık dönemini vurgulamak için ''Gök Mavililer'' diye çıkar sahaya. Almanlar, kulüp düzeyinde Avrupa'da final oynarken, milli takımları dara düştüğünde ''Böyle gitmez'' dediler ve Euro 2000 sonrasında futbolda bir devrime imza attılar, sonuç ortada. Fransızların, topraklarında yaşayan göçmenlere bakış açısı Zinedine Zidane ile değişti. Ribery ile dalga geçen mahalledeki Fransız arkadaşları onun neden bir Cezayirli kadınla evlendiğini idrak ettiklerinde Ribery, mavi-beyaz-kırmızı'yı finale taşıyordu. 1966'dan bu yana hiçbir şey kazanamayan İngilizler'in milli takımı 'asla yalnız yürümüyor.' 1964'ten 2008'e kadar ortalıkta görünmeyen İspanya, arka arkaya üç kupa kazandıysa bunu 'Kırmızı' kampanyasına borçlu. Onlar her zaman yetenekli futbolcular yetiştirdi ama Raul'un dediği gibi 2008'e kadar İspanyol Milli Takımı'nın hiçbir maçı Real Madrid-Barcelona rekabetinden daha önemli olmamıştı. Sonra sadece sahada değil, sokakta da bir takım olmayı başardılar.

Biz ne yapıyoruz peki? Fatih Terim'in dediği gibi, ''Sakatlıkları olan Mehmet Topal, Burak Yılmaz, Emre Belözoğlu, Gökhan Gönül için milli maç haftasında 'Gelecek hafta Galatasaray- Fenerbahçe derbisinde oynar mı?' diye soruyoruz. Ben size söyleyeyim. Oynarlar. 'Derbi bu, tahmini zordur, üç ihtimalli maç' klişesini de ekleyeyim hatta, ama şunu da sorayım: Bir insanın doğduğu toprakların milli takımını sevebilmesi kaç ihtimallidir? Hayatta olduğu gibi... Seviyorsan git konuş. Sevmiyorsan artık arkasından konuşma...

5 Ekim 2014

Marcelo Bielsa: El Loco

Delilik ile dahilik arasındaki ince çizgiyi sildiğinizde futbolda Marcelo Bielsa çıkar karşınıza. Arjantinli bir burjuva, Rosariolu bir entelektüel, Bir Delinin Hatıra Defteri Gogol'un olabilir ama onun delilikleri bir cilte zaten sığmaz.


Rafael&Marcelo Bielsa

Yedek kulübesinden Aimar, Lopez, Crespo'yu sahaya sürdü ama Veron, Ortega, Zanetti, Simeone, Batistuta'lı Arjantin o gün Beckham'ın penaltısıyla öne geçen İngilizlere gol atamadı. Dünya Kupası'nda grubun ikinci maçıydı ve soyunma odasına giden teknik adam çılgına dönmüştü. Son maçta İsveç'i mağlup etmek zorundaydılar, favoriydiler de; olmadı. İsveç ve İngiltere gruptan çıkarken, bizim milli takımın yarı finale yürüdüğü 2002 Dünya Kupası'nda Arjantin eve dönüş biletlerini erken aldı. Dört yıl önce Espanyol'un başına geçtiğinde onu "Milli takımın sana ihtiyacı var" diye çağırmışlar, o da İspanyol kulübüne "Gidiyorum" deyip soluğu Buenos Aires'te almıştı. Kupayı kazanan Brezilya'nın teknik direktörü Scolari, Arjantin'nin hocasının ardından "Onun için üzgünüm çünkü ondan kopya çektim. Biz Arjantin gibi oynadık. Onun milli takımının eleme grubundaki bütün maçlarını izledim ve finallere gelirken kendi sistemimi çöpe attım. Sonunda kazanan biz olduk" dedi. 10 yıl sonra Barcelona ile her şeyi kazanmış Pep Guardiola da onu dünyanın en iyi teknik adamı ilan edecek ve "Ondan çok şey öğrendim" diyecekti... 
Maria Eugenia Bielsa


Delilik ile dahilik arasında ince bir çizgi vardır ve siz eğer o ince çizgiyi silebilirseniz karşınızda onu göreceksiniz: Marcelo Bielsa, namıdiğer El Loco (Deli). İster her riski aldığı hücum futbolu takıntısı yüzünden deyin, ister saha dışında yaşadıklarıyla... Arjantin'in futbol dünyasına sunduğu bu sıra dışı adamı, paranın kudretiyle kandırabilecek ve takımının başına geçirebilecek bir kulüp başkanı daha görülmedi, bundan sonra da görülmez zaten. Buenos Aires'ten 300 km uzakta, ülkenin üçüncü büyük şehri Rosario'da binlerce kitabın olduğu bir evde dünyaya gelen bu adamın yıllar sonra dünyanın en büyük spor kitapları arşivine sahip olmasına şaşırmamak lazım. Marcelo Bielsa'nın dedesi ülkenin en önemli düşünürlerinden biriydi, babası Rafael Pedro ise ölümüne kadar baro başkanlığını üstlenen bir avukat. Tarih profesörü anne, üç çocuğunu da şehrin entelektüellerinin doldurduğu evde büyüttü. Ama evin iki erkek çocuğu Marcelo ve Rafael piyano çalmaları gereken saatlerde piyanonun başına kardeşleri Maria Eugenia'yı oturtuyor ve futbol topunu alıp, yan salonda piyanonun sesine kulak veren annelerine çaktırmadan kendilerini bahçeye atıyorlardı. Büyük oğlan Rafael, Marcelo'dan iki yaş büyüktü ve yoğun bir akademik kariyerin ardından ülkenin en parlak politikacılarından biri oldu. Nestor Kirchner kabinesinde dışişleri bakanlığı yapan Rafael, kardeşi Marcelo gibi sıkı Newell's Old Boys taraftarı ve bugün Fransa'yı Marsilya ile sallayan "Deli Marcelo" onun sayesinde antrenörlüğe adım attı. Kız kardeşleri Maria, ülkenin sayılı mimarlarından biri oldu ve Santa Fe eyaletinin yönetiminde ikinci isim olarak politikada büyük ağabeyinin izinde gitti. "Çok kitap okurdum ama öyle bir aile ki; düşünün en vasatları bendim" diyen Marcelo, tutkusunun peşinden gitti. Newell's Old Boys çocukluk aşkıydı. Önce bir üniversite takımı çalıştırdı, kendini Arjantin'in uzun yollarına verdi ve eski Fiat'ıyla şehir şehir gezdi. Her kasabada durdu, genç yetenekleri sordu, aradı ve buldu. Bir gün ona Santa Fe'de 13 yaşında bir çocuktan bahsettiler. Gece yarısı ailenin kapısını çaldı, çocuğun ayaklarını görmek istediğini söyledi. O çocuk, Mauricio Pochettino idi ve ondan öğrendikleriyle bugün Tottenham'ın başında. Gün gelecek İtalya'yı gollerle sallayacak olan Gabiral Batistuta'yı ve onlarcasını da o yollarda keşfetti Bielsa. 25 yaşında sıradan bir defans oyuncusu olarak kariyerine son verip spor akademisinde okumaya karar verdiğinde ona kampüste 'emekli' lakabını taktılar. 

35 yaşında Newell's Old Boys'u kendi yetiştirdiği genç oyuncularla daha ilk sezonunda şampiyon yaptığında ise Arjantin, delisiyle tanıştı. Oyuncularını askeri lisede kampa alıp "Hamile karıma 'Bir ağrın olursa aileni ara, ben kamptayım' dedim. Sizin bundan daha önemli bir meseleniz olursa buradaki telefonu kullanabilirsiniz" dediğinde, daha San Lorenzo'ya 6-0 kaybettikten sonra kapısının önüne dayanan taraftarlara elindeki el bombasını gösterip "Dağılmazsanız hepiniz ölürsünüz" dememişti. Rosario Central ile oynayacakları bir derbi öncesinde defansın kilit adamı Gamboa'nın odasına giden ve "Derbiyi kazanmamız için ne yaparsın?" diye soran ve "Tekmeye kafa uzatırım" diyen öğrencisine, "Yetmez, bir parmağımı feda ederim diyeceksin" diyen de "Deli" Bielsa'ydı. Velez Sarsfield'i çalıştırdığı dönemde idman sahasının çiminden memnun olmadığı için görevlinin boğazına sarılan, futbolcuların kalacağı tesisin planlarını bile bizzat çizen Marcelo Bielsa hiç değişmedi. 20 yıl sonra Athletic Bilbao'ya Avrupa Ligi ve Kral Kupası'nda final oynattığı sezonun ardından kulübün idman tesislerinin inşaatındaki gecikme yüzünden kavga çıkardı. Bask kulübü, Arjantinli dahiyi zor ikna etti. Yolu Meksika'dan da geçti ama imzasını Şili'de bıraktı. 3-6-1 dizilişiyle 2010 Dünya Kupası'nda herkese kafa tuttu ve onun Şili'si en az final oynayan takımlar kadar ses getirdi. 



O şimdi Avrupa'nın en tutkulu taraftara sahip kulüplerinden biri olan Marsilya'nın başında. Yabancı sermaye sayesinde şampiyonluğun favorisi olan Paris Saint Germain'e kafa tutuyor ve geride kalan haftalar gösterdi ki, bu ikili delilik sezon sonuna kadar sürecek. Son sözü Marcelo Bielsa söylesin: "Arjantin Milli Takımı'ndan ayrıldığımda tek başıma bir eve kapandım. Ne telefon ne televizyon vardı. Futbol hakkında ne kadar kitap varsa okudum. Üç ay sonra kendi kendime konuşuyordum ve gerçekten delirdiğimi düşündüm." Her dahinin de en büyük korkusu bu değil midir zaten: Delirmek... 

4 Ekim 2014

Hafta Sonu Naklen Yayınlar


4 Ekim Cumartesi
14:00 Altınordu - Albimo Alanyaspor @TRT 1
14:30 Kasımpaşa - Gaziantepspor @LigTV
16:00 Sivasspor - Gençlerbirliği @LigTV2
16:30 Dortmund - Hamburg @Tivibu
16:30 Bayern München - Hannover 96 @TRT Spor
17:00 Valencia - Atletico Madrid @NTVSpor Smart HD
17:00 Liverpool - West Bromwich @TV8
18:00 Caen - Marseille @Tivibu
18:30 Kayseri Erciyesspor - Galatasaray @LigTV
19:00 Gaziantep BBSK - Elazığspor @TRT Spor
19:00 Rayo Vallecano - Barcelona @NTVSpor Smart HD
19:30 Eintracht Frankfurt - Köln @TRT Haber
19:30 Aston Villa - Manchester City @LigTV3
21:00 Fenerbahçe - Torku Konyaspor @LigTV
21:00 Eibar - Levante @NTVSpor Smart HD
21:45 Milan - Chievo @Tivibu
22:15 Penafiel - Sporting Lisbon @Tivibu
22:20 Gremio - Sao Paulo @LigTV3
23:00 Malaga - Granada @NTVSpor Smart HD

5 Ekim Pazar
00:30 Cruzeiro - Internacional @LigTV3
13:00 Sevilla - Deportivo La Coruna @NTVSpor Smart HD
13:30 İstanbul Başakşehir - Akhisar Belediyespor @LigTV
14:00 Bucaspor - Boluspor @TRT Spor
14:00 Manchester United - Everton @TV8
16:00 Karabükspor - Trabzonspor @LigTV
16:00 Eskişehirspor - Çaykur Rizespor @LigTV2
16:00 Lazio - Sassuolo @A Spor
16:05 Tottenham - Southampton @LigTV2
16:05 Chelsea - Arsenal @LigTV3
16:30 Wolfsburg - Augsburg @TRT Spor
18:00 Lyon - Lille @Tivibu
18:00 Celta Vigo - Villarreal @NTVSpor Smart HD
18:15 West Ham United - Queens Park Rangers @LigTV2
18:30 Osmanlıspor FK - Şanlıurfaspor @TRT Spor
18:30 Mönchengladbach - Mainz 05 @TRT Haber
19:00 Balıkesirspor - Beşiktaş @LigTV
19:00 Juventus - Roma @Tivibu
20:00 Porto - Sporting Braga @Tivibu
20:00 Espanyol - Real Sociedad @NTVSpor Smart HD
21:45 Napoli - Torino @Tivibu
21:45 Fiorentina - Inter @Tivibu
22:00 Paris SG - Monaco @Tivibu
22:00 Real Madrid - Athletic Bilbao @NTVSpor Smart HD
22:00 Colorado Rapids - Seattle Sounders @Sports TV

28 Eylül 2014

Namaste Futbol


Erol Yasin'i tanır mısınız? 70'li yıllarda Pele, Neeskens, Carlos Alberto ve Giorgio Chinaglia gibi süperstarlarla birlikte aynı formayı giymiş Türk futbolcusunu. O yıllarda ABD'de yaşayan Türkler için gurur kaynağıydı Erol Yasin. Türkiye'de Galatasaray formasıyla daha 28 yaşındayken jübilesini yapan ve 1976 yılında New York'un yolunu tutan Erol Yasin. Hâlâ hatırlamadıysanız haklısınız çünkü Erol Yasin'in gerçek adı Yasin Özdenak. İnönü'de attığı penaltıyla "Hilton Oteli'nin balkonunda oturan turisti vurdum" diyen, dönemin en iyi golcülerinden, kafa toplarının efendisi Gökmen Özdenak'ın ağabeyi; dokuz yıl Galatasaray kalesini koruyan; 50 yıllık futbol anılarını damıtanlar için Türkiye'nin gelmiş geçmiş en iyi beş kalecisinden biri kabul edilen Yasin Özdenak. Genç kuşaklar, Ahmet Ertegün'ü Tarkan'a İngilizce albüm çıkartacağım sözü veren ama sonunu getiremeyen ABD'deki ünlü Türk müzik prodüktörü olarak hatırlarlar ki, bu haksızlıktır. ABD'de eğlence sektöründe ikon olmuş iki kardeştir Ahmet ve Nasuhi Ertegün. Warner Brothers'ın patronu Steve Ross, 70'lerin başında futbolu ABD'de nasıl popüler bir spor haline getiririz projesinin baş aktörlerinden biriydi. Her dalda star oyuncular üzerine kurulu Amerikan spor endüstrisi de futbolu sevdirebilmek için 70'lerde dünya futbolunun en iyilerini -yaşı geçmiş de olsa- ülkeye getirmeyi başarmıştı. Erol Yasin ya da bizim için Yasin Özdenak da onlardan biriydi. Cosmos dönemin efsane kulübüydü ve bugün ABD, son Dünya Kupası'nda ortaya koyduğu oyunla bu gezegenin dişli milli takımlarından biri kabul ediliyorsa bunu 70'lerde Ertegün kardeşlerin temelini attığı Cosmos projesine borçludur. Yasin Özdenak bugünlerde kıta değiştirdi, Türk ve Avustralyalıların ortak kurduğu Hume City kulübünün futbol aklı olarak Melbourne'da yaşıyor. Ertegün kardeşler artık hayatta yok. Pele'nin futbolu bırakmasından sonra düşüşe geçen futbol, Cosmos'un da sonunu getirdi ama revize edilen ABD futbol ligi son 10 yılda yaptığı transferlerle ülkede futbol heyecanını yine en üst seviyeye taşıdı. Beckham ve Thierry Henry'nin başını çektiği, bu sezon da David Villa'nın katıldığı ligde artık stadyumlar tıklım tıklım dolu. "90 dakika süren bir oyun nasıl 0-0 sonuçlanabilir" diyerek onlarca yıl futboldan uzak duran ABD halkı artık gerçekten de bu oyunu seviyor. Avrupa'nın dev kulüpleri için en ideal turne adresi ABD. Manchester United ve Real Madrid'in ağustos ayında Michigan'da oynadığı hazırlık maçını 109 bin taraftar izledi. 



Yeni kıtada 40 yıl önce yapılan futbol devriminin bir benzerini dünyanın en kalabalık nüfusuna sahip iki ülkesinde yapmak uzun yıllardır spor endüstrisi için kafa patlatan beyinlerin hayaliydi. Bir milyarın üzerinde nüfusa sahip Çin ve Hindistan'da futbol hiçbir zaman en popüler spor olmayı başaramamıştı. 150 yıl boyunca bunu başaramamış bir spor dalının bugünden sonra aşı tutturabilmesi mümkün müdür? Bunu ancak esaslı bir doktora tezi açıklayabilir ama biz bu projelerin en yenisine; Hindistan Ligi'ne bir göz atalım. Anelka ve Drogba'nın gidişiyle "Orada ne oluyor?" dedirten, Marcelo Lippi gibi kalburüstü bir teknik adamın halen çalıştığı Çin'de futbol bir adım öteye gitmiş olabilir ama başta Drogba olmak üzere gidenlerin Avrupa'daki tadın yüzde birini alamadıkları ve tribünleri oyundan çok kopuk buldukları arşivlerde saklı. Peki Hindistan'da ne olacak? Kriket, Hindistan'da en popüler spor dalı ve öyle de kalacak ama bir milyarın üzerindeki nüfusa futbolu sevdirebilmek için, FIFA sıralamasında 140. sıranın altına düşmeyen milli takım elbette ki yeterli değil. IMG, spor endüstrisinin dev şirketlerinden biri ve Hindistan'da motosiklet üreten Hero'nun sponsor olduğu Kolkata, Chennai, Mumbai, Delhi, Pune, Goa, Guwahati, ve Kochi şehirlerinden sekiz takımın katılacağı ligin startını ekim ayında veriyor. Öyle uzun bir sezon beklemeyin. Ekim ayında başlayacak ve aralık ayında sona erecek. Sekiz takımlı ligde her takım iki kez karşılaştıktan sonra ilk dört sırayı alan takımlar yarı final ve final ile şampiyonu belirleyecek. Her takımda 14 Hindistan doğumlu futbolcunun yer alması şartı var ve yabancı sayısı yedi ile kısıtlı. En önemlisi her takımın bir marka oyuncusu transfer etme zorunluluğu. İşte tam da bu yüzden bir zamanlar Avrupa'yı kasıp kavuran yıldız isimler astıkları kramponlarını giyer oldular ve kariyerlerinin sonbahardan kışa dönen günlerini geçirmek için mevsimlik pamuk işçisi gibi Hindistan'ın yolunu tuttular. Kimler yok ki? Avustralya'ya futbol elçisi olarak giden ve oradan bu lige transfer olan Del Piero, Galatasaray'da tutanamayan Elano, Fenerbahçe'nin eski hocası Zico, Zidane'ın kafa attığı ve futbolcu-teknik adam olarak görev yapacak olan Materazzi, 44 yaşındaki kaleci David James; iki yıl sonra futbola dönen Fredrik Ljunberg, İspanyol Luis Garcia ve Joan Capdevila uçağı bir türlü İstanbul'a inmeyen ama sonunda Delhi'de ayağı toprağa basan Robert Pires... Hindistan Süper Lig'inde sezon 12 Ekim'de başlıyor. Sekiz takımın adından -şimdilik- bahsetmedim, hiçbirimizin aklında kalacağını da zannetmiyorum. İlk hafta "Atletico de Kolkata-Mumbai City FC. maçı ne olur?" diye sual ederseniz; İddaa diliyle "Karşılıklı hayal kırıklığı olur" derim. 

26 Eylül 2014

Hafta Sonu Naklen Yayınlar

26 Eylül Cuma
20:00 Galatasaray - Sivasspor @LigTV
21:30 Mainz 05 - Hoffenheim @TRT HD
22:00 Elche - Celta Vigo @NTVSpor Smart HD
22:30 Sporting Lisbon - Porto @Tivibu

27 Eylül Cumartesi
14:00 Denizlispor - Osmanlıspor FK @TRT 1
14:45 Liverpool - Everton @LigTV3
15:00 Monaco - Nice @Tivibu
16:30 Schalke 04 - Dortmund @TRT Spor
17:00 Villarreal - Real Madrid @NTVSpor Smart HD
17:00 Chelsea - Aston Villa @TV8
17:30 Trabzonspor - Kasımpaşa @LigTV
18:00 Toulouse - Paris SG @Tivibu
19:00 Adanaspor - Manisaspor @TRT Spor
19:00 Roma - Verona @Tivibu
19:00 Barcelona - Granada @NTVSpor Smart HD
19:30 Wolfsburg - Werder Bremen @TRT Haber
19:30 Arsenal - Tottenham @LigTV3
20:00 Beşiktaş - Eskişehirspor @LigTV
20:30 Estoril - Benfica @Tivibu
21:00 Lille - Bastia @A Spor
21:00 Atletico Madrid - Sevilla @NTVSpor Smart HD
21:45 Atalanta - Juventus @Tivibu
23:00 Athletic Bilbao - Eibar @NTVSpor
23:00 Levante - Rayo Vallecano @NTVSpor Smart HD

28 Eylül Pazar
13:30 Çaykur Rizespor - Bursaspor @LigTV
13:30 Sassuolo - Napoli @Tivibu
14:00 Boluspor - Adana Demirspor @TRT Spor
15:00 Bordeaux - Rennes @Tivibu
16:00 Torku Konyaspor - Kayseri Erciyesspor @LigTV
16:00 Gençlerbirliği - Balıkesirspor @LigTV2
16:00 Inter - Cagliari @Tivibu
16:00 Cesena - Milan @A Spor
16:30 Augsburg - Hertha Berlin @TRT HD
18:00 Maritimo - Vitoria Guimaraes @A Spor
18:00 Deportivo La Coruna - Almeria @NTVSpor Smart HD
18:30 Kayserispor - Samsunspor @TRT Spor
18:30 Hamburg - Eintracht Frankfurt @TRT Haber
19:00 Akhisar Belediyespor - Fenerbahçe @LigTV
20:00 Real Sociedad - Valencia @NTVSpor Smart HD
21:45 Genoa - Sampdoria @Tivibu
22:00 Marseille - Saint-Etienne @Tivibu
22:00 Cordoba - Espanyol @NTVSpor Smart HD

29 Eylül Pazartesi
18:00 Karabükspor - Mersin İdmanyurdu @LigTV
20:00 Udinese - Parma @Tivibu
20:30 Gaziantepspor - İstanbul Başakşehir @LigTV
22:00 Palermo - Lazio @Tivibu
22:00 Stoke City - Newcastle United @LigTV2

21 Eylül 2014

Herkes Öldürebilir Sevdiğini


Bizim memlekete gelen en iyi golcülerden biriydi, giderken ''İyi golcü ama futbolcu değil'' dediler. Deriz biz, böyleyiz. ''Gelirse 40 gol atar'' diye tarif edilir iyi santrforlar, Mario Jardel de klas golcüydü, bir golü Galatasaray'a Süper Kupa'yı, bir başkası efsane bir Real Madrid galibiyetini getirdi. Yedi yıla 200 gol sığdıran Jardel, 11 yıl önce 30 yaşındayken durdu, artık atamıyordu. Yaşadığı ağır sakatlık futbol sahasında değildi, hayatın sakatladığı futbolculardan biri oldu o. Büyük aşkı eşiyle yol ayrıma gelmiş, ardından çareyi alkolde, uyuşturucuda aramıştı. Ekmek parası niyetine dolandı durdu o ülkeden bu ülkeye. Jardel markasını satabildiği kadar sattı ve yıllar sonra o çöküş günlerini itiraf ettiğinde gözleri yaşlıydı. Tıpkı Fenerbahçe'ye İspanya Ligi'nin gol kralı kartvizitiyle gelip, özel hayatıyla çıktığı kafa topunda göğsünün sol tarafına dirsek yiyen ve acıların çocuğuna dönen Guiza gibi... 

Burdisso kardeşlerden ufak olanı ağabey kontenjanından geldiği İtalya'da tutunamamıştı. Geçen sezon da altı aylığına geldiği Galatasaray'dan da gönderildi. Guillermo sıradan stoperdi ama ağabeyiNicolas klas topçuydu. Boca Juniors'tan Inter'e geldiğinde İtalyan medyası Milano Kulübü'nün büyük bir transfere imza attığını yazdı. Bugün geriye dönüp kariyer istatistiklerine baktığınız zaman Nicolas Burdisso'nun Inter'de ilk sezonunda forma giymediğini görür, teknik adamın planları arasında yer almadığını ya da ağır bir sakatlık yaşadığını düşünebilirsiniz. Ağır sakatlık yine saha dışındaydı. Burdisso sezon başında yeni kulübünün başkanının kapısını çaldı ve''Kızım Angelina lösemi, tedavisi için Buenos Aires'e dönmem lazım. Kontratımı fesh edebilirsiniz'' dedi. Moratti, İtalyan futbolunun büyük yürekli başkanıydı. Arjantinli stopere''Yanındayız'' dedi ve bir yıl süren tedavinin ardından sağlığına kavuşan Angelina'sını yanına alan Nicolas Burdisso, Milano'ya geri döndü ve 10 yıldır Serie A'da forma giyiyor.
Cesare Prandelli'nin hikayesini biliyorsunuz, Uli Stielike de hayatın sakatlığı futbol adamlarından biriydi. 2006 Dünya Kupası'nda hayal kırıklığı yaşayan Fildişi Sahili'nin başına geçmişti, zamanının büyük topçusu Alman teknik adam. Oğlunun ani rahatsızlığı onu futboldan kopardı, 23 yaşındaki Michael'i hayatta tutabilmek için çırpındı ama çok geçti, bir ay içinde Uli Stielike, 10 yaş birden yaşlandı. Sahada diz bağlarının kopmasına benzemezdi, evladını kaybetmek. Acısını dindirebilmek için tekrar oyunun içinde kaldı. Manolo Preciado gibi... 10 yıl önceydi, eşini kaybeden Preciado, oğlunun motor kazasında öldüğü haberini aldığında yıkıldı. 15 yaşındaki Raul artık yoktu. Bir zaman sonra ''Eşimi ve oğlumu kaybetmiştim. O gün ya intihar edecektim ya da kendimi futbola verecektim'' dedi. Verdi de... Sekiz yıl daha... Hayat iki yıl önce onu kalbinden vurdu ve Manolo, çok sevdiği eşi ve oğluna kavuştu. 
Kaladze, Gürcistan'dan çıkan en yetenekli futbolcuydu. Ülke tarihinin en pahalı futbolcusu da olmayı başardı. 2001 yılında Milan onu 16 milyon avro'ya Dinamo Kiev'den transfer etti. Aynı yıl kardeşi tıp fakültesi öğrencisi Levan'ı ülkesinde kaçırdılar ve Kaladze'den 600 bin dolar fidye istediler. Levan'dan yıllarca haber alınamadı. Kaladze acı gerçekle tam beş yıl sonra yüzleşti. Kardeşinin cesedi teşhis edilmişti. Gürcistan vatandaşlığından ayrılmak isteyecek kadar küskündü doğduğu topraklara. Yapamadı. Yıllar sonra futbolu bıraktığında politikaya atıldı ve bugün ülkesinin enerji bakanı...
Daniela altı; Enzo beş yaşında. Babaları Roberto ile birlikte geçen yıl Valencia'dan Londra'ya taşındılar. Roberto Soldado için Tottenham Kulübü 30 milyon avro bonservis ödedi. İspanya'da üç sezonda 60 gol atan Soldado, iyi başladığı sezonun ortasında kendi kendine fişi çekti. Sahada geziniyor, pozisyona bile giremiyordu. İngilizler iyi gazeteciliğin örneğini verdiler. Soldado'nun bir derdi vardı ama neydi? İspanyol futbolcunun hamile eşi düşük yapmıştı ve çift ağır depresyon geçiriyordu. İkinci dereceden adale yırtığı değildir elbet hayalini kurduğun üçüncü çocuğunu kaybetmek...
Bu eylül gününde futbolun sonbahar hikayelerini arka arkaya sıralamak değil amacım. ''Futbol asla sadece futbol değildir'' demek ise hiç değil. O bayatlamış, içi boşaltılmış, sömürülmüş bir klişe. Bir oyun var, 90 dakika sürüyor, sevmeyeni için 22 adam bir topun peşinden koşturuyor, seveni için ise tutkuların en büyüğü. Gol oluyor seviniyoruz ya da yıkılıyoruz, kazanıyoruz, kaybediyoruz ama o stadın dışında bir hayat devam ediyor. Ve çok zamandır bizim memlekette hayattaki mağlubiyetlerin rövanşını almak isteyenler tribünlerde o çok sevdikleri takımlarının formasını giyen futbolcuları yuhalıyor, ıslıklıyor, o çok nefret ettikleri rakiplerinin futbolcularını küfüre boğuyor, eline geleni sahaya atıyor...
Çok zamandır pahalı kombine koltukların bir karşılığını görmek istiyor kimileri, o pahalı restoranlarda etini az pişmiş, sebzesini haşlanmış istediği gibi... Sosyal medyanın deforme ettiği beyinler ve yürekler artık linç kültürünü getirip tribünün orta yerine artık olmayan davulların, bayrakların yerine koyuyor. Dün başka başka futbolcular, bugünlerde Selçuk İnan mesela o lincin kurbanı. Selçuk İnan evet bir yıldır kendisi gibi oynamıyor, ağır bir sakatlık yaşamadı lakin eskisi gibi değil. Sahada vücut dili ''Bir derdim var'' diye bağırıyor ve kimse ona bunu sormuyor, o da susuyor. Oscar Wilde'ın Reading Zindanı Baladı'nı beynimize kazıyan Tuncel Kurtiz'in o muhteşem sesiyle hatırlayın o zaman bu satırları; hayatın sakatladığı adamlar sahada daha fazla ''ölmesin'' diye:
Kulak verin sözlerime iyice
Herkes öldürebilir sevdiğini
Kimi bir bakışıyla yapar bunu
Kimi dalkavukça sözlerle
Korkaklar öpücük ile öldürür
Yürekliler kılıç darbeleriyle
...
Kimi aşk kısadır, kimi uzundur
Kimi satar kimi de satın alır
Kimi gözyaşı döker öldürürken
Kimi kılı kıpırdamadan öldürür
Herkes öldürebilir sevdiğini
Ama herkes öldürdü diye ölmez. 

19 Eylül 2014

Hafta Sonu Naklen Yayınlar


19 Eylül Cuma
19:00 Gaziantep BŞB - Adanaspor @TRT Spor
20:00 Eskişehirspor - Gençlerbirliği @LigTV
21:30 Freiburg - Hertha Berlin @TRT HD
21:30 Bordeaux - Evian TG @Tivibu
22:00 Elche - Eibar @NTVSpor Smart HD
22:30 Guimaraes - Pacos Ferreira @Tivibu

20 Eylül Cumartesi
14:45 Queens Park Rangers - Stoke City @LigTV3
16:30 Hamburg - Bayern München @TRT Spor
17:00 Kayseri Erciyesspor - Akhisar Belediyespor @LigTV
17:00 Osmanlıspor FK - Karşıyaka @TRT 1
17:00 Deportivo La Coruna - Real Madrid @NTVSpor
17:00 Aston Villa - Arsenal @LigTV3
19:00 Cesena - Empoli @Tivibu
19:30 Mainz 05 - Dortmund @TRT Haber
19:30 West Ham United - Liverpool @LigTV3
20:00 Balıkesirspor - Galatasaray @LigTV
20:00 Mersin İdmanyurdu - Çaykur Rizespor @LigTV2
20:00 Athletic Bilbao - Granada @NTVSpor Smart HD
21:00 Atletico Madrid - Celta Vigo @NTVSpor Smart HD
21:45 Milan - Juventus @Tivibu

21 Eylül Pazar
00:30 Atletico Paranaense - Internacional @LigTV3
02:30 New York Red Bulls - Seattle Sounders @Sports TV
12:30 CSKA Moscow - Lokomotiv Moscow @LigTV3
13:00 Real Sociedad - Almeria @NTVSpor Smart HD
13:30 Chievo - Parma @Tivibu
14:30 Kasımpaşa - Karabükspor @LigTV
15:30 Leicester City - Manchester United @LigTV3
16:00 Roma - Cagliari @Tivibu
16:00 Genoa - Lazio @Tivibu
16:30 Wolfsburg - Leverkusen @TRT HD
17:00 Sivasspor - Torku Konyaspor @LigTV
17:00 Şanlıurfaspor - Elazığspor @TRT Spor
18:00 Monaco - Guingamp @Tivibu
18:00 Villarreal - Rayo Vallecano @NTVSpor Smart HD
18:00 Manchester City - Chelsea @LigTV3
18:30 Köln - Mönchengladbach @TRT Haber
19:00 Adana Demirspor - Albimo Alanyaspor @TRT Spor
19:00 Udinese - Napoli @Tivibu
19:00 Benfica - Moreirense @Tivibu
20:00 Fenerbahçe - Gaziantepspor @LigTV
20:00 Cordoba - Sevilla @NTVSpor Smart HD
21:45 Palermo - Inter @Tivibu
22:00 Paris SG - Lyon @Tivibu
22:00 Levante - Barcelona @NTVSpor Smart HD
22:00 Flamengo - Fluminense @LigTV3
22:00 Toronto FC - Chivas USA @Sports TV
22:15 Porto - Boavista @Tivibu

22 Eylül 2014, Pazartesi
19:00 İstanbul Başakşehir - Trabzonspor @LigTV
21:30 Bursaspor - Beşiktaş @LigTV
21:45 Getafe - Valencia @NTVSpor Smart HD

14 Eylül 2014

İstanbul'da Bir Gece


Ezeli rakibinin stadında Şampiyonlar Ligi finaline çıkmak ve kupayı kaldırabilme ihtimali her taraftarın hayalidir. Real Madrid için de öyleydi. 1989 Şampiyon Kulüpler Kupası'nda yarı final, Hagi'nin liderliğinde Steaua Bükreş; Neuchatel'i İstanbul'da beşleyip, Monaco'yu 40 metreden vuran Prekazi'li Galatasaray ile eşleşirken, Barcelona'nın stadı Camp Nou'da final hayali kuran Real Madrid'in rakibi Milan'dı. Steaua Bükreş, Hagi'nin penaltısı, sonraları Galatasaray'da onun yardımcılığını yapacak Balint'in son noktayı koyduğu 4-0'lık maçla işi rövanşa bırakmamıştı. Taklacı Hugo Sanchez'in golüyle Santiago Bernabeu'da yer yerinde oynamış ama Van Basten, beraberlik golüyle 100 bin taraftarı sessizliğe gömmüştü Madrid'de. Rövanş ise bir İspanyol dramıydı. Rijkaard, Gullit, Van Basten en güzel üçlüydü, sektirmediler, 5-0'lık hezimete iki adam daha katkı yaptı: Donadoni ve 16 yıl sonra Milan'ın başında Şampiyonlar Ligi finaline teknik adam olarak ikinci kez çıkacak olan Carlo Ancelotti. Milan finalde iki Gullit, iki Van Basten golüyle Hagi'nin takımı Steaua Bükreş'i finalde sahadan sildi. 10 yıl sonra Barcelona, kuruluşunun 100. yılında bir kez daha Kupa 1'in finaline ev sahipliği yaptı. Şampiyon Kulüpler Kupası artık tarih olmuş sahne Şampiyonlar Ligi'nindi. Bu oyunda bazı maçlar bittiğinde tekrar tekrar okunası bir romandır. Tribünü terkedip evine doğru giderken, televizyonu kapatıp kafanı yastığına koyarken, ilk dakikasından son dakikasına kadar zihninde bir kez daha banttan izlediğin, unutamadığın ve film gibiydi dediğin 90 dakikalar ya da daha fazlası... 

Seneş Erzik'in de aralarında bulunduğu UEFA yetkilileri, kupayı Bayern Münih'e vermek üzere sahaya inmek için Camp Nou'nun dördüncü katında asansöre bindiklerinde dakika 89 ya da 90'dı. Bayern Münih, 6. dakikada Basler'in golüyle öne geçmiş ve son dakikaları öldürüyordu. UEFA Başkanı ve Erzik saha kenarına geldiklerinde Manchester United, 90+1 ve 90+3'te attığı iki golle Almanları yere sermişti. Barselona'daki o geceye en unutulmaz final dediler. Ama gelecek, hayatın bütün en'lerini değiştirmek için var zaten! Futbol tarihinin en unutulmaz finallerinden birini yaşabilmek için sadece altı yıla ihtiyaç vardı. Üstelik de İstanbul'da... Türk futbol tarihinde ilk kez bir Avrupa Kupası finaline ev sahipliği yapıyorduk. Memlekette kimsenin sevemediği, gidemediği, gitse dönemediği, futbolcuyu rüzgarıyla bezdiren Atatürk Olimpiyat Stadı, Şampiyonlar Ligi'nin en, en unutulmaz finaline sahne oldu 25 Mayıs 2005'te. 80 bin kapasiteli stadyumda Liverpool ve Milan taraftarlarına 20'şer bin bilet ayrılmıştı. Tarihinde bu kupayı dört kez kazanan Liverpool 50 bin taraftarıyla geldi İstanbul'a. Ev sahibi sıfatıyla Türk taraftarlara ayrılan biletleri karaborsada alabilmek için Sultanahmet ve Taksim sokaklarını arşınladılar. Milan ise taraftar gruplarını saymazsan, Milano sosyetesiydi. Sonuç, yarı yarıya oynanması planlanan bir finalde İstanbulluları da arkasına alan Liverpool, Olimpiyat Stadı'nın neredeyse yüzde 80'ini ele geçirmişti. Gelin görün ki finalin favorisi Milan'dı. İki takım da çeyrek finalde bir İtalyan'ı kupa dışına itmişti. Juventus'u geçen Liverpool yetmemiş bir de kendi toprağından Chelsea'yi elemiş ve sen otur İstanbul'a ben gidiyorum demişti. Ezeli rakibi Inter'i hayallerini ortak stadları San Siro'ya gömen Milan da yarı finalde PSV Eindhoven'ı geçerken hiç zorlanmadı. 

İlk düdük öncesindeki gösteriler rüya gibiydi ve 90 dakika da Milan cephesi için tatlı bir rüyayla başladı. Sonu kabus olacak tatlı bir rüya... Daha ilk dakikada Maldini ile öne geçtiler, bakmayın bugünkü Milan'ın haline, kadro esaslı kadro. Nesta, Maldini göbekte, bekler Maldini, Cafu önlerinde Pirlo, Seedorf, Gattuso, forvette Crespo-Shevchenko'nun arkasında Kaka! Ne Milan ama... Crespo 39 ve 44'te attığı gollerle tabelayı 3-0 getirdiğinde, Dudek'in koruduğu kalenin arkasındaki Milanlılar zafer şarkıları söylüyor ama bir taraftan da pankartlarını kaldırıyordu. Tribün grupları arasındaki iç hesaplaşmanın başladığı akşamdı ve birbirlerine girdiler... Liverpool tribünleri takım ikinci yarı için sahaya döndüğünde bu oyunun tarihinde tüyleri en fazla ürperten tezahüratı "You will never walk alone"u söylemeye başladılar. "Asla yalnız yürümeyeceksin" tezahüratına katılmayan ve stadı terk edip Taksim'in yolunu tutan Liverpool taraftarı yok muydu? Vardı ve onlar penaltıları İstiklal Caddesi'nin kafelerinde izledi ve kendileri hiç affetmediler! Liverpool, altı evet sadece altı dakikada geri döndü. Önce Gerrard, iki dakika sonra Smicer ve 3 dakika sonra Xabi Alonso. Bir zaman sonra İstanbul'un havasını Galatasaray formasıyla koklayacak olan Harry Kewell ve Milan Baros'lu Liverpool, imkansız kelimesinin harflerini tek tek söktü attı, Olimpiyat Stadı'nda. Penatılarlarda kaybetseler, bu hafta İngiltere'de vizyona giren One Night in İstanbul(İstanbul'da Bir Gece) adlı film çekilir miydi acaba? İki Liverpool'lu taksicinin 25 Mayıs 2005'teki İstanbul maceralarını anlatan filmin galasına, o gece maçın adamı seçilen kaptan Steven Gerrard en önde girdi. "Bir maçta 3-0 öne geçtiğimizde kazanmış olmadığımı ben İstanbul'da öğrendim" diyen Milan'ın hocası Carlo Ancelotti'ye yıllar boyunca "İstanbul'daki o gece"yi sordular. "Hatırlamıyorum, unuttum" dedi her seferinde... Bu filmi izler mi? Hiç sanmıyorum.... 

13 Eylül 2014

Hafta Sonu Naklen Yayınlar


13 Eylül Cumartesi
14:45 Arsenal - Manchester City @Lig Tv3
16:30 Bayern München - Stuttgart @TRT HD
17:00 Gençlerbirliği - Bursaspor @Lig Tv
17:00 Karabükspor - İstanbul Başakşehir @Lig Tv2
17:00 Boluspor - Manisaspor @TRT 1
17:00 Chelsea - Swansea City @Lig Tv3
18:00 Rennes - Paris SG @Tivibu
19:00 Lierse - Anderlecht @NTVSpor
19:00 Empoli - Roma @Tivibu
19:00 Malaga - Levante @NTVSpor Smart HD
19:30 Altınordu - Osmanlıspor FK @TRT Spor
19:30 Mönchengladbach - Schalke 04 @TRT Haber
19:30 Liverpool - Aston Villa @Lig Tv3
20:00 Galatasaray - Eskişehirspor @Lig Tv
20:00 Konyaspor - Balıkesirspor @Lig Tv2
21:00 Real Madrid - Atletico Madrid @NTVSpor Smart HD
21:45 Juventus - Udinese @Tivibu
22:00 Philadelphia Union - New York Red Bulls @Sports TV
22:15 Sporting Lisbon - Belenenses @Tivibu
23:00 Celta Vigo - Real Sociedad @NTVSpor Smart HD

14 Eylül Pazar
00:30 Fluminense - Palmeiras @Lig Tv3
03:30 Chicago Fire - Toronto FC @Sports TV
12:30 Spartak Moscow - Torpedo Moscow @Lig Tv3
13:30 Sampdoria - Torino @Tivibu
15:00 Lille - Nantes @Tivibu
16:00 Fiorentina - Genoa @Tivibu
16:00 Inter - Sassuolo @Tivibu
16:30 Eintracht Frankfurt - Augsburg @TRT HD
17:00 Kasımpaşa - Mersin İdmanyurdu @Lig Tv
17:00 Giresunspor - Adana Demirspor @TRT Spor
18:00 Manchester United - Queens Park Rangers @Lig Tv3
18:30 Hannover 96 - Hamburg @TRT Haber
19:30 Adanaspor - Orduspor @TRT Spor
20:00 Gaziantepspor - Kayseri Erciyesspor @Lig Tv2
20:00 Trabzonspor - Fenerbahçe @Lig Tv
20:00 Sevilla - Getafe @NTVSpor Smart HD
21:45 Parma - Milan @Tivibu
22:00 Evian TG - Marseille @Tivibu
22:00 Granada - Villarreal @NTVSpor Smart HD
22:00 Sao Paulo - Cruzeiro @Lig Tv3

15 Eylül Pazartesi
19:30Alanyaspor - Samsunspor @TRT Spor
20:00 Beşiktaş - Çaykur Rizespor @Lig Tv
20:00 Akhisar Belediyespor - Sivasspor @Lig Tv2
21:45 Verona - Palermo @Tivibu
22:00 Hull City - West Ham United @Lig Tv3

8 Eylül 2014

Serie A 2014-2015 Yıllık Ücretler



Yıllık ücretler net rakamlardır. İkinci kolon, kontrat bitim tarihi. 

31 Ağustos 2014

Salaş ve Lezzetliydin Serie A


Atasözleri bir coğrafyada doğar, bazıları tüm dünyada kabul görür. "Roma bir günde inşa edilmedi" (Roma die uno non aedificata est) gibi... Tezcanlılara bir projenin kısa sürede tamamlanmayacağını ve sabır gerektirdiğini anlatır. İtalya'da futbol sezonu bugün başlıyor, biz Süper Lig onlar Serie A diyorlar ve bir günde inşa edilmeyen, 1929 yılından beri oynanan lig, bir zamanlar dünyanın en popüler ligiydi. 10 yıldır da sürekli kan kaybediyor. Tersine bir dünya Serie A'nınki atasözünün yanında. Futbolu icat etmenin kibriyle yıllarca kendi liglerinden başka ligi önemsemeyen İngilizler, Premier Lig'i kurana kadar, Almanlar, 90'ların sonunda dibe vurunca Bundesliga'yı yeniden dizayn edene kadar, İspanyollar Franco sonrası kapalı rejimin pencerelerini ardına kadar açana kadar ve Fransızlar 1998 Dünya Kupası'nı kazanıp futbolla barışına kadar, İtalya Serie A, Avrupa'nın bir numaralı ligiydi. 

Çok değil 20 yıl önce İngilizler bir Manchester United-Chelsea maçı için ekran başına geçtiğinde izleyici sayısı bir milyon iken o hafta İtalya'dan yayınlanan haftanın maçı Britanya'da 3 milyon izleyiciye ulaşıyordu. Maradona'nın Platini'ye çalımı bastığı, Gullit'in Van Basten'a ara pası attığı, Baggio'nun frikiği köşeye astığı, Maldini'nin soldan bindirdiği, Zidane'in topla bale yaptığı, Ronaldo'nun tribünleri ayağa kaldırdığı, Batistuta'nın füzeleri, Del Piero ve Totti'nin forma aşkıyla şenlik yeri olan, tribünleri tıklım tıklım dolu, Avrupa'da tüm takımların korkulu rüyası kadrolara sahip Serie A'ya ne oldu peki? 

 
Şampiyonlar Ligi'nde 1989 ile 1998 arasında bir final haricinde hep bir takımı bulunan İtalya, nasıl oldu da dört takım kontenjanını Almanya'ya kaptırdı? Bu sezon şampiyonu Juventus ikinci torbadan, lig ikincisi Roma dördüncü torbadan Şampiyonlar Ligi kurasına girerken, A.Bilbao gibi yabancısı olmayan bir takıma elenen Napoli ve Avrupa Ligi'ne bile gidemeyen 'efsane' Milan ya da dört yıl önce en büyük kupayı Mourinho ile kazanan ardından yıldızlarını bir bir satan ve kuruyup giden Inter... Çöküşün nedenleri bunlar olabilir mi acaba? 


Calciopoli: Calcio, futbol aynı zamanda tekme demek İtalyanca'da. Calciopoli ise 2006'da ortaya çıkan şike skandalı. Geçmişinde iki büyük şike skandalı olan İtalyanlar, milli takımları Berlin'de Dünya Kupası'nı kaldırırken, ülke sınırları içinde patlayan skandalla boğuşuyorlardı. İnfaz için ellerini çabuk tuttular ve şampiyon Juventus'u ikinci lige yolladılar. Zirveye oynayan her takımın kadrosu dağıldı, Juventus ancak üç yıl sonra kendine gelebildi ve iletişimin internetle tavan yaptığı dünyada bu kirlilik, Serie A'yı tüm futbolseverlerin gözünde görünmez kadar güvenilmez de kıldı. Sonucuna müdahele edilen bir futbol maçını kim izlemek ister ki! 


Yayın ihalesi: 80 ve 90'larda dünyanın en fazla izlenen ligi olan Serie A'yı uçurumun kenarına getiren yeni binyılın başındaki yayın ihalesi oldu. İki dijital platformun amansız rekabetinde almaları gerekenin üç katını kasalarına koyan kulüpler, platformlardan biri batıp, balon patlayınca borç batağına girdiler. Ligin yüzü kabul edilen Zidane ve Ronaldo'nun Real Madrid'e satışı, Parma, Lazio, Roma, Fiorentina'nın da aralarında bulunduğu Juventus, Milan, Inter ile tamamlanan ve "7 Kızkardeş" olarak anılan şampiyonluğa oynayan takımlar ya el değiştirdi, ya yıldızlarını sattı, ya da küçülmeyi tercih etti. Bugün Serie A, Premier Lig'in ardından yayın ihalesinde yine ikinci sırada ama bunun sebebi de ülkede hali hazırda 6 milyona varan decoder sahibinin bulunması. 

Eski stadyumlar: İtalya'nın son 50 yılda efsane mertebesine ulaşmış, tarih kokan stadları, futbol endüstrisine yenik düştü. Loca kavramıyla Juventus'un yeni stadıyla tanışan İtalyanlar için stadyum demek iki kale arkası (curva) bir kapalı tribün, çokça da bir maraton tribündü. Son Şampiyonlar Ligi finalini 13 yıl önce düzenleyen ülke, Milano'daki San Siro ile 2016 finaline büyük ihtimalle ev sahipliği yapacak ama Euro 2016'yı bizim gibi kaçıran İtalyanlar bizden farklı olarak yeni stadyum inşaatı için proje bile çizdirmiyorlar. 

İtalyan ekonomisi: Alitalia'nın satışı, FIAT'ın Chrysler'in çatısına girme planı, yıllarca Kappa ve Diadora gibi ülkenin markalarını giyen kulüplerin Adidas, Nike ve Puma ile anlaşması, Çin'deki ucuz iş gücüne yenik düşen tekstil sektörü, Avrupa Birliği'ne giren her Akdeniz ülkesinin insanın yaşadığı tembellik ve Sensi'den Moratti'ye, Cragnotti'den Berlusconi'ye çöken milyarlık patronlar. Hayatın zorlaştığı İtalya'da her avro artık çok değerli. Bir zamanlar en büyük yıldızların forma giyme hayalini kurduğu Serie A son üç gol kralını ülke dışına sattı. Bu sezon ligin yüzü kabul edilen Balotelli ise artık Liverpool'da. 


Tribün terörü ve ırkçılık: Artan işsizlik, Kuzey ve Güney İtalya arasında bitmek bilmeyen "Gerçek İtalyan biziz" polemiği, 40 yıl önce manifestosu yayınlanan ve futbol endüstrisine direnen Ultras kültürü, deplasman yasakları, yollarda vurulan taraftarlar derken İtalya bir darbeyi de tribün teröründen aldı. Irkçılık ise ülkenin kanayan yarası. Serie A'da forma giyen siyahi oyunculara yapılan ırkçı tacizlerin listesi artık bir dosya kalınlığında. İspanya gibi İtalya da sert önlemler alsa da ırkçılık belasının önünü alamıyor.

Çizme'nin alt yapılarından artık bir Del Piero, Maldini, Totti gibi bayrak adamlar çıkmıyor, kenarından geçenler de soluğu bugünün büyüğü liglerde alıyorlar. İngiltere Premier Lig yüksek bilet fiyatlarıyla şimdinin moda burger dükkanları gibi. İspanyollar yerel mutfağı Michelin yıldızlı restoranlarda satmayı tercih ediyorlar futbol sahasında da. Almanlar ise ucuz biletleri, dolu stadyumlarıyla global 'fast food' markaları gibiler. İtalya Serie A ise her zaman salaş ama lezzetiyle meşhur bir lokantaydı. Söylesenize kim tadı tuzu olmayan, sterilden uzak bir yemeği salaş bir dükkanda yemek ister ki...