BIY ADS

30 Ağustos 2015

İlhan Cavcav'ın Değirmeni

Stuart Baxter, 10 yıllık futbol kariyerinde dokuz takımın formasını giymiş. Memleketi İskoçya'dan Avustralya'ya, İsveç'ten ABD'ye uzanan miş'li bir kariyer çünkü futbolculuğunda olduğu gibi teknik adamlığında da Baxter ismi futbol dünyamızda bize birşeyler hatırlatmıyor. İskandinav ülkelerinden Japonya'ya, oradan Güney Afrika'ya uzanan hocalık kariyerinin son durağı Gençlerbirliği oldu Baxter'ın. Onu haziran ayı sonunda Gençlerbirliği Başkanı İlhan Cavcav'ın yanında gördük. Yetenekli yabancı futbolcuları keşfetme yeteneğiyle Türk futbolunda ayrı bir yeri olan Cavcav yeni hocası için "Uzun süre araştırıp takımın başına getirdik. Çok teknik adam değiştirdiğimi söylüyorlar. Takımımın menfaatleri doğrultusunda gerekirse değil yedi, 17 teknik adam değiştiririm. Hocamız, çalıştığı yerlerde şampiyonluklar ve kupalar kazanmış bir isim" dedi. Biz de "Hadi hayırlısı" dedik... Sonrası ise gerçekten fıkra gibi... Memlekette bütün kulüpler borç batağında yüzerken, kasasında 50 milyon var denilen Gençlerbirliği, lige iki mağlubiyetle başladı. Olabilir, futbol bu... Sonuçta üç kupalı Galatasaray'da o iki haftada bir puan alabilmiş. Baxter'ı uzun süre araştırmış Cavcav, İskoç teknik adamı iki hafta sonunda kapının önüne koydu. Aslında nasıl gittiği değil, nasıl bu lige geldiği merak konusu olan Stuart Baxter da açtı ağzını yumdu gözünü: "Kulüp başkanı beni yanına çağırıp, bağırıp çağırmaya başladı, küfür etti. Sonra 'Eşyalarını toplayıp, gidebilirsin' dedi. Onun gibi birisini daha önce görmedim. Hiçbir zaman ismimi hatırlayamadı. O kafadan kontak, acayip biri. Benimle her gün toplantılar yapıyor, sakat futbolcuları günde dört kez özel antrenörlerle çalıştırıyordu." Baxter futbola yıllarını vermiş bir emekçi olabilir ama bir yerde yanlış yapmıştı. İlhan Cavcav onu uzun süre araştırıp bulmuştu ama Baxter, Cavcav'ın kim olduğunu bilmiyordu. 34 yıldır Gençlerbirliği'nin başında olan Cavcav 51 kez teknik direktör değiştirmişti. Baxter iki maçta görev yaparken şanslıydı aslında 1987'de Hüsnü Macurni'nin biletini ilk maçın ardından kesmişti Cavcav. Zaten geçen sezon da Kemal Özdeş takımı yaz döneminde hazırlamış ama lige başlamak ona kısmet olmamıştı. Bütün bunların Baxter'ın umrunda olmadığı da ortada. Tazminatı neyse banka hesabına yatacak olan İskoç teknik adam "Gidip dünya rugby şampiyonasını izleyeceğim. Cape Town'daki tanıdıklarımı ziyaret edeceğim" diyerek kestirip attı. Anlayacağınız bir yabancı hocanın daha servetine katkıda bulunduk ülke olarak... Gençlerbirliği şimdi yeni teknik direktörünü arıyor. "Bulunduğumuz durumdan son derece rahatsızım" diyen İlhan Cavcav hepimize bir çağrı yaptı: "Yıllardır futbolun içerisindeyim. Ancak takımın başına getirecek çalıştırıcı bulamıyorum. Herkes bize bu konuda yardımcı olsun." Güler misin ağlar mısın vardır ya hayatta; buyrun tercih sizin... 

Kahveni iç ve kampı terk et
İlhan Cavcav ile futbol dünyasında yarışacak başkanlar var(dı) elbette. Atletico Madrid'e 17 yılda 141 futbolcu transfer eden Jesus Gil, 39 teknik direktörün işine son vermişti. İtalya'da Inter kulübü, Marcelo Lippi'yi daha ligin ikinci haftasında kovduğunda "Pes!" denmişti ama Jesus Gil daha iyisini yapmıştı bile. Daha resmi maç oynamadan, sezon başında çekilen takım posteri masasına geldiğinde Joaquin Pero'yu "Tipin kayık çıkmış" deyip kapının önüne koymuştu. Olympiakos'un efsane başkanı Socratis Kokkalis, Gil'in performansını yakalayamasa da istatistiğiyle göz doldurdu. Kokkalis, 17 yılda 20 kez hoca değiştirdi. Peru'da sezon başı hazırlık kampını bitiren ve ligin ilk hafta maçı için kampa giren Coronel Bolognesi'de teknik direktör Raul Marcovich'in hedefi üç puandı. Sabah takımla birlikte kahvaltı ederken, telefonu çaldı. Başkan "Kahveni iç ve kampı terk et," dedi. Beterin beteri var mı? Var! 2010'da İngiltere'de yerel ligde (Sussex County Ligi) Chichester City'nin rakibi Redhill'di. 1873'te kurulan kulüp, maça iyi başlamış, ikinci yarıda da oyunu 2-1 önde götürüyordu. Gözü sahadaki oyunda olan teknik direktör Mark Poulton'ın yedek kulübesinde otururken cep telefonu çaldı. Ekranda kulüp yönetici Gary Walker'ın ismi yazıyordu. Poulton telefonu açtı ve... Walker kısa kesti: "Mark, rahatsız ediyorum ama kovuldun!"

29 Ağustos 2015

Hafta Sonu Naklen Yayınlar


29 Ağustos Cumartesi
14:45 Newcastle United - Arsenal @LigTV3
16:30 Köln - Hamburg @Eurosport2
17:00 Liverpool - West Ham United @LigTV3
17:00 Zenit St. Petersburg - Krylya Sovetov @Tivibu
18:00 Caen - Lyon @Digiturk
19:00 Gençlerbirliği - Kasımpaşa @LigTV2
19:00 Medipol Başakşehir - Bursaspor @LigTV
19:00 Giresunspor - Adanaspor @TRT Spor
19:30 Bayern München - Bayer Leverkusen @Eurosport2
19:30 Tottenham - Everton @LigTV3
20:30 Porto - Estoril @Tivibu
21:00 Karşıyaka - Samsunspor @TRT Spor
21:00 Balıkesirspor - Karabükspor @TRT HD
21:15 Torku Konyaspor - Galatasaray @LigTV
21:15 Mersin İdmanyurdu - Kayserispor @LigTV2
21:30 Barcelona - Malaga @LigTV3
21:45 Milan - Empoli @Digiturk
22:45 Benfica - Moreirense @Tivibu
23:00 Toronto FC - Montreal Impact @Eurosport2
23:30 Real Madrid - Real Betis @LigTV3

30 Ağustos Pazar
00:30 Vasco da Gama - Figueirense @LigTV2
13:30 Ajax - ADO Den Haag @Tivibu
13:30 Lokomotiv Moscow - Krasnodar @Tivibu
15:30 Southampton - Norwich City @LigTV3
16:30 Borussia Dortmund - Hertha Berlin @Eurosport2
17:45 PSV Eindhoven - Feyenoord @Tivibu
18:00 Swansea City - Manchester United @Digiturk
18:30 Werder Bremen - Mönchengladbach @Eurosport2
19:00 Kayseri Erciyesspor - Gaziantep B.Ş BLD.Spor @Trt Spor
19:00 Eskişehirspor - Çaykur Rizespor @LigTV2
19:00 Trabzonspor - Akhisar Belediyespor @LigTV
19:00 Westerlo - Anderlecht @NTVSpor
21:00 Şanlıurfaspor - Göztepe @Trtspor
21:00 Adana Demirspor - Boluspor @Trt HD
21:15 Fenerbahçe - Antalyaspor @LigTV
21:15 Sivasspor - Osmanlıspor FK @LigTV2
21:30 Sevilla - Atletico Madrid @Digiturk
21:45 Napoli - Sampdoria @Digiturk
22:00 Monaco - Paris SG @LigTV3
23:30 Seattle Sounders - Portland Timbers @Eurosport

23 Ağustos 2015

La Liga için 7 Neden


1- Real Madrid'in onursal başkanı Alfredo Stefano "Real Madrid'in ezeli rakibi kim?" diye sorulduğunda her ne kadar "Real'in derbisi Atletico Madrid ile. Maçın ertesi sabahı kalktığında rakibi tutan arkadaşına, komşuna takılırsın. 600 km ötedeki takımın taraftarını nereden bulacaksın?" dese de tribünlerin gözünde Barcelona en büyük rakip. La Liga'da sezonda 380 maç var ama iki El Clasico'nun tarihi tüm dünyanın aklına kazılıyor. Santiago Bernabeu ve Camp Nou'nun muhteşem bir futbol sahnesi olması kadar her daim büyük yıldızların kapışması da El Clasico'yu dünyanın bir numaralı kapışması yapmaya yetiyor.

2- Pele mi Maradona mı, Platini mi Zidane mı tartışmalarında herkesin bir favorisi vardır da farklı dönemlerin efsanelerini karşılaştırmak sonunda gelir bir gerçekle yüzleşir. Pele hiç Avrupa'da oynamadı. Maradona'nın yanında 2-3 yetenekli adam vardı. Platini, Zidane kadar pres görüyor muydu? Messi ve Ronaldo'nun kapışması için ise hiçbiri geçerli değil. Futbol tarihi iki eşsiz yeteneği aynı dönemde aynı ligde bir araya getirdi ve Arjantinli ile Portekizli'nin müthiş düellosu La Liga'nın adeta film afişi gibi. Bu öyle bir rekabet ki Messi de Ronaldo da sakat olmadıkları sürece rotasyon nedir bilmiyor, ufak büyük rakip tanımıyor ve tüm maçlarda forma giyiyorlar. Sonra gelsin 40 gol, 50 gol...

3- Barcelona, tek pas futbolu "tiki taka"yı artık kült haline gelen alt yapı tesisleri La Masia'da genç futbolcuların beynine kazıyor ama herkes o gençler kadar şanslı değil. Bazıları da Bayrampaşa'nın dar sokağında iki taştan kaleye gol atabilmek için dar alanda tiki taka yapmak zorundaymış ki Arda Turan bugün Barcelona'da. Tayfun Korkut ile başlayan, Nihat ile zirve yapan, Mehmet Topal ile prestij kazanan Türk futbolcuların İspanya filminde Arda Turan artık Al Pacino gücünde. Dört yıllık Atletico Madrid kariyeri onu hayallerinin takımına taşıdı. İzlemek için Ocak ayını bekleyeceğiz ama onu Messi ile aynı takımda görmek var ya...

4- İtalyanlara yapışmış defansif futbol ve 0-0 biten maçlar etiketi, Fransızların hep bir adım geride kalan lig heyecanı, İngilizlerin ihtişamlı futbol sahnelerinde tenis maçına dönen bir bu kalede bir o kalede futbolu bir kenara İspanya La Liga bir kenara. Yetenekli bir futbolcunun yeteneklerini gösterebilmesi için her zaman işaret edilen lig İspanya. "İspanya'da oynasa" yorumları yapılır ya kadife ayaklara. Söyleyenler haklı. Her ne kadar David Silva, Mata, Navas başta olmak bir çok inceci futbolcuyu İngiltere'ye ihraç etse de İspanya La Liga hala gözümüzün pasını silen futbolun oynandığı ülke.

5- "La Liga, Barcelona ve Real Madrid'in kapışmasıdır" diyenlerin gözden kaçırdığı ise İspanya'daki bölgesel rekabetin lige kattığı heyecan. Her bölge kendi derbilerinin heyecanını yaşarken, tarihin futbol sahası dışında biriktirdikleri bölgeler arası rekabeti de körüklüyor. Doğrusu kimse kimseyi de pek sevmiyor. Madrid ve çevresi takımları, Katalan takımları, Bask takımları, Galiçya bölgesinin takımları, Valensiya bölgesi takımları, Endülüs bölgesi takımları derken 380 maçlık lig takvimi her hafta ayrı bir hikaye üretiyor. Bazı sezonlarda Real Madrid, Endülüs bölgesinde tek bir maç kazanamazken, bazen de Barcelona için "Bask bölgesinden çıkış yok" filmleri çekiliyor La Liga'da.

6- Bizim memleketin futbolseveri için en iyi lig bazen kendi ligiyle saatleri çakışmayan da ligdir çünkü taraftar için önce kendi takımının maçı gelir sonra El Clasico. İngilizler ve Almanlar, Cumartesi öğleden sonra oynuyor, İtalyanlar ise Pazar öğleden sonra. İspanyollar Cumartesi ve Pazar akşamlarına koydukları dört maçla futbolseverlerin favori ligi. Geç saatlerde başlayan maçlara bir de Pazartesi maçları eklenince La Liga sadece Türkiye'de değil Avrupa'nın bir çok ülkesinde akşamların favori ligi haline geldi. Bazıları için bir Cumartesi gecesi 23:00'de Barcelona ya da Real Madrid maçı izlemekten daha iyi bir aktivite yoktur değil mi?

7- En klas spor medyası Fransızlarda olabilir, İtalyanlar yıldızların mumla arandığı ligleri için harika sayfalar yapabilirler ama Madrid ve Barselona'da çıkan dört spor gazetesi Türkiye de dahil tüm Avrupa'nın lokomotifi. Sadece saha içinden değil, futbolun magazini de La Liga'yı hep merak edilen lig haline getiriyor. Televizyondan İspanyol futbolunu izleyen gün geliyor soluğu bu ülkede alıyor. Arda Turan sayesinde artan futbol turları bu sezon Madrid'den Barcelona'ya taşınacak. Maçtan önce iki tapas yiyip, La Sagrada Familia'nın ihtişamına şahitlik edip Camp Nou'da maç izlemeyi; Madrid'in eski sokaklarından Santiago Bernabeu'ya giden geniş caddelere kim çıkmak istemez ki?

GEÇEN SEZON NE OLDU?
Bir önceki sezon Atletico Madrid'in 18 yıl aradan sonra gelen şampiyonluk sevincini izlemek zorunda kalan Barcelona ve Real Madrid'in, Jose Mourinho'nun Atletico'dan üç futbolcu transfer etmesiyle kolaylaşan zirve rekabetinde gülen taraf Barcelona oldu. Atletico Madrid'e evi Camp Nou'da şampiyonluk izni veren Katalanlar bir yıl sonra bu kez Atletico'nun kalesi Vicente Calderon'da 23. şampiyonluklarını lig tarihine yazdırdılar. Bu final Real Madrid'de bir kez daha teknik adam değişimini getirdi ve 10 yılda 7 hoca değiştiren Real Madrid, Carlo Ancelotti'ye de "güle güle" dedi. Barcelona maçları için tribüne 1 milyon 475 bin taraftar gelirken, Real Madrid'in 90 dakikaları için Santiago Bernabeu'nun kapılarından 1milyon 395 bin taraftar geçti. Cristiano Ronaldo, 48 golle gol kralı olurken, Messi 43 gol attı. 37 maçta kalesinde 17 gol gören Barcelona kalecisi Claudio Bravo in iyi kaleci ödülü olan Zamoro Trophy'i alırken, Cordoba, Almeria ve Eibar küme düştüler. Mali durumu yetersiz olan Elche'yi federasyon küme düşürünce, ligde kalan Eibar'ın taraftarları şampiyon olmuş kadar sevindiler. Las Palmas, Sporting Gijon ve Real Betis ise 2015-2016 sezonunda birinci ligde oynamaya hak kazandılar.

BU SEZON NE OLUR?
Xavi'yi Katar'a uğurlayan, Arda Turan'ı ise transfer yasağı nedeniyle Ocak ayına kadar oynatamayacak olan Barcelona, dünyanın en iyi forvet üçlüsünü elinde tutuyor. Neymar- Luis Suarez- Messi tabelayı değiştiren adamlar ama Barça'nın kalbi maestro Iniesta. Yarışta yine en büyük favori onlar. Real Madrid'de 16 yıl sonra kalede Casillas yok. Bale hala soru işareti ve gözler yine Cristiano Ronaldo'da olacak. Yeni hoca İspanyol Benitez, Portekizli ve İtalyan teknik adamlardan sonra Madrid medyasının gözdesi ama takım kötü giderse bedelini ödeyecek olan da kendisi. Sağ bekte yeni transfer Danilo, orta sahaya takviye Inter'den Kovaciç. Real Madrid ihtişamıyla yine en büyük iki favoriden biri. Yine büyük bir kadro değişimi yaşayan ama çok daha dengeli bir takım olan Atletico Madrid, bu sezon nokta transferlere imza atan Sevilla ve zirvenin her zaman takipçisi olan Valencia, El Clasico'nun iki cephesinin hatalarını kollayacak. Bir de unutmadan; Türkiye'de yayıncı kuruluşu değişen İspanya La Liga artık Lig Tv kanallarında naklen ekrana gelecek.

22 Ağustos 2015

Hafta Sonu Naklen Yayınlar


22 Ağustos Cumartesi
14:45 Manchester United - Newcastle United @LigTV3
16:30 Hoffenheim - Bayern München @Eurosport2
17:00 Leicester City - Tottenham @LigTV3
18:00 Lyon - Rennes @LigTV2
18:00 CSKA Moscow - Rostov @Tivibu
19:30 Kayserispor - Torku Konyaspor @LigTV2
19:30 Hamburg - Stuttgart @Eurosport2
19:30 Deportivo La Coruna - Real Sociedad @LigTV3
20:30 Sporting Lisbon - Pacos Ferreira @Tivibu
20:45 Heerenveen - PSV Eindhoven @Tivibu
21:00 1461 Trabzon - Kayseri Erciyesspor @TRT HD
21:30 Atletico Madrid - Las Palmas @LigTV3
21:45 Beşiktaş - Trabzonspor @LigTV
21:45 Akhisar Belediyespor - Mersin İdmanyurdu @LigTV2
22:00 Alanyaspor - Balıkesirspor @TRT Spor Web
22:00 Elazığspor - Giresunspor @TRT Spor
22:45 Maritimo - Porto @Tivibu
23:00 Toronto FC - Orlando City @Eurosport2
23:30 Rayo Vallecano - Valencia @LigTV3

23 Ağustos Pazar
00:30 Goias - Vasco da Gama @LigTV2
15:30 West Bromwich - Chelsea @LigTV3
16:30 Ingolstadt - Borussia Dortmund @Eurosport2
17:45 Feyenoord - Vitesse @Tivibu
18:00 Everton - Manchester City @Digiturk
18:30 Mönchengladbach - Mainz 05 @Eurosport2
19:00 Standard Liege - KV Oostende @NTVSpor
19:30 Eskişehirspor - Sivasspor @LigTV2
19:30 Bursaspor - Gaziantepspor @LigTV
19:30 Athletic Bilbao - Barcelona @LigTV3
21:00 Boluspor - Altınordu @TRT Avaz
21:00 Samsunspor - Adana Demirspor @TRT HD
21:15 Arouca - Benfica @Tivibu
21:30 Sporting Gijon - Real Madrid @LigTV3
21:45 Çaykur Rizespor - Fenerbahçe @LigTV
21:45 Antalyaspor - Gençlerbirliği @LigTV2
22:00 Karşıyaka - Şanlıurfaspor @TRT Spor Web
22:00 Adanaspor - Göztepe @TRT Spor
22:00 Los Angeles Galaxy - New York City FC @Eurosport
23:30 Real Betis - Villarreal @LigTV3

24 Ağustos Pazartesi
19:00 Gornik Zabrze - Zaglebie Lubin @Eurosport2
21:15 Kaiserslautern - Paderborn @Eurosport2
21:30 Granada - Eibar @LigTV2
21:45 Galatasaray - Osmanlıspor FK @LigTV
22:00 Gaziantep BBSK - Yeni Malatyaspor @TRT Spor
22:00 Arsenal - Liverpool @LigTV3

16 Ağustos 2015

Süper Lig 2015-2016


Kıran kırana geçen bir sezon aslında çok da uzun zaman önce sona ermedi. Galatasaray'ın önce şampiyonluk sonra Türkiye Kupası'nın kaldırmasıyla kapanan sezonun ardından yine Galatasaray'ın aldığı Süper Kupa ile yeni sezona merhaba dedik. İkisinin arası ise yıldızların uçuştuğu yaz gecelerinde taraftarın yaşadığı "Kimi transfer ediyoruz?" heyecanıydı. Futbolda dün yoktur, kupaları alan da uzaktan bakan için de amaç yeni sezona en iyi ve güçlü kadroyu kurmaktı. Acar muhabirlerin transfer haberleri, kulüplere yakın olduğunu iddia eden duyumcuların sosyal medyadaki spekülasyonları derken yıldızlar yağmaya başladı Türk futboluna. Tamam kabul, bu bir ilk değil, geçmişte bu ülkeden Hagi, Taffarel, Roberto Carlos, Anelka, Guti gibi biyografileri 300 sayfalık efsane isimler geçti ama bu yaz başka bir yazdı işte. Beş yıl önce bu köşede bir gün Süper Lig'de van Persie, Mario Gomez, Nani, Podolski forma giyecek desem, yazının geri kalanını ciddiye almaz, okumazdınız ama geldiler işte. Üstelik Galatasaray ve Beşiktaş'ın UEFA'nın Finansal Fair Play kurallarını ihlal ettikleri için gözaltında oldukları transfer sezonunda... İngiltere, yayın ihalesi ve sponsorluklardan dolayı bir başka hikaye. Kıtanın, Ada ile ekonomik verilerde aşık atabilmesi mümkün değil. İspanya'da Real Madrid ve Barcelona gerçeğinin arkasında ise ülkenin vurgun yemiş ekonomisi altında ezilmiş takımlar var. İtalyanlar, tribünleri boşalan eski stadyumlarına taraftarı çekebilmek için çabalıyor ama ülkenin endüstri devi Agnelli Ailesi'ni arkasına alan Juventus'un dört sezondur arka arkaya şampiyon olduğu Serie A'da Milano ekipleri, Uzakdoğulu yeni patronların sıcak parası olmasa bu sezona da umutsuz gireceklerdi. Fransa'da Katar sermayesiyle kulüp tarihini yeni baştan yazan Paris Saint Germain, Almanya'da kendini tehdit eden tüm balıkları bir bir yutan ligin köpekbalığı Bayern Münih gerçeği de ortada. İspanya ve İtalya'nın yüzde 25 işsizlikle boğuştuğu, Yunanistan'ın var olma mücadelesi verdiği hayatın futbol sahasına bakan tarafında kabul edelim bu transfer döneminde 'çok olduk' biz. Bir adım geriye çekilip bakıldığında İspanyol bir gazetecinin dediği gibi bizim ligimiz 'fil mezarlığı'na da dönmüş olabilir. Avrupa'nın beş büyük ligindeki hikayelerine son noktayı koyan ve 30'unu geçtikten sonra Türkiye'ye gelen kariyerleri heybetli isimler. Bir tarafta Çin ve Katar'ın Avrupa'da ücretlerin üç katını verdiği, diğer tarafta rüya gibi hayatıyla ABD'nın büyüttüğü futbol sevgisini aşıladığı yıldızların yanında Van Persie, Podolski, Mario Gomez gibi isimler neden Türkiye'yi tercih etti? Bunu sadece Avrupa'ya göre düşük vergi oranları ve yüksek ücretlerle açıklayabilmek mümkün değil. Payı var mı var ama Türkiye, tribünleri, sokaktaki futbol sevgisi, medyası ve köklü kulüpleriyle bu yıldızların doğdukları evlerinden 2-3 saatlik uçak yolculuğu uzaklığında bir futbol cenneti. Boğaz'a nazır bir villada oturup, Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi maçlarına kim 50 bin kişilik ateşli taraftar karşısında oynamak istemez ki? Yabancı yasağının kalktığı ama geçen sezona göre de yabancı sayısının, transferin bitimine iki hafta kala düştüğü, yaş ortalamasının 26, en değerli takımın bu sezon itibariyle Galatasaray değil Fenerbahçe'nin, en değerli oyuncunun Muslera olduğu, toplam oyuncu değerinin 1 milyar euro'yu, futbolun yarattığı ekonominin 5 milyar euro'yu aştığı bir ligimiz var. Spor servisinden Taner Karaman'ın istatistiklerine baktığınızda bol bol rakam göreceksiniz ama bu oyunda son sözü ne rakamlar ne euro'lar, ne de istatistikler söyler. Futbol çokça yürek işidir, takım olma meselesidir ve bazen direkte patlayan bir top sezonun özetidir. Oynayan, yöneten, anlatan, izleyen ve akıldışı bu tutkunun peşinden koşan herkese selam olsun. 

14 Ağustos 2015

Hafta Sonu Naklen Yayınlar


14 Ağustos Cuma
21:30 Bayern München - Hamburg @Eurosport
21:30 Club Brugge - Kortrijk @NTVSpor
21:30 Spartak Moskova - CSKA Moskova @Tivibu
21:45 Aston Villa - Manchester United @LigTV3
22:00 Fenerbahçe - Eskişehirspor @LigTV
23:00 A.Bilbao-Barcelona@LigTV2

15 Ağustos Cumartesi
14:45 Southampton - Everton @LigTV3
16:30 Werder Bremen - Schalke 04 @Eurosport
16:30 Zenit St. Petersburg - Krasnodar @Tivibu
17:00 Tottenham - Stoke City @LigTV3
19:30 Borussia Dortmund - Mönchengladbach @Eurosport2
20:45 Ajax - Willem II @Tivibu
21:00 Trabzonspor - Bursaspor @LigTV2
21:00 Denizlispor - Alanyaspor @TRT HD
22:00 Sivasspor - Galatasaray @LigTV
22:00 Medipol Başakşehir - Antalyaspor @LigTV3

16 Ağustos Pazar
00:30 Atletico Paranaense - Santos @LigTV3
13:30 PSV Eindhoven - Groningen @Tivibu
15:30 Cambuur - Feyenoord @Tivibu
15:30 Crystal Palace - Arsenal @LigTV3
16:30 Wolfsburg - Eintracht Frankfurt @Eurosport2
18:00 Manchester City - Chelsea @LigTV3
21:00 Osmanlıspor FK - Kayserispor @LigTV3
21:00 Giresunspor - Karabükspor @TRT HD
21:00 Altınordu - Samsunspor @TRT Avaz
22:00 Mersin İdmanyurdu - Beşiktaş @LigTV
22:00 Gaziantepspor - Kasımpaşa @LigTV2
22:30 Benfica - Estoril @Tivibu

17 Ağustos  Pazartesi
00:00 Seattle Sounders - Orlando City @Eurosport
22:00 Gençlerbirliği - Çaykur Rizespor @LigTV
22:00 Yeni Malatyaspor - 1461 Trabzon @TRT Spor
22:00 Liverpool - Bournemouth @LigTV3
23:00 Barcelona - Athletic Bilbao @LigTV2

9 Ağustos 2015

Premier Lig Neden En İyi Lig?

Dünyanın en iyi üç futbolcusundan ikisi (Messi- İbrahimoviç) liglerinde forma giymedi, Cristiano Ronaldo'yu en verimli zamanında İspanya'ya yolladılar. Milli takımlarının kupa kazanabilme ihtimali hepimizin Ferrari sahibi olması kadar! 1992'den beri bir tek İngiliz teknik adam şampiyonluk kazanamadı. İngiliz futbolcular ligde azınlıkta. Bütün Avrupa gece maçları oynarken onlar cumartesi öğleden sonra geleneğini devam ettiriyorlar. Avrupa Ligi'ni hafife alıyor, Şampiyonlar Ligi'nde son yıllarda hep sert rakiplere çatıyorlar. Kıtanın en büyük stadyumları onlarda değil ve birçoğu tarihi eser. İspanyollar, İtalyanlar ve Almanların kombineleri onlarınkinin yanında sudan ucuz, birçok kulübün sahibi artık İngiliz değil. Üstelik Frank Lampard ve Steven Gerrard gibi iki sembol oyuncu da artık yok. Fakat İngiltere Premier Ligi, hala dünyanın en popüler, en çok izlenen, en çok konuşulan ve Almanya ile birlikte en dolu tribünlere sahip ligi. Neden?
***
Futbolun anavatanında 1992'den beri Premier Lig adını alan ve şirket yapısıyla idare edilen lig, mükemmel bir organizasyon yapısıyla yönetiliyor. Finanstan etiğe her şeyin kağıt üstünde bir karşılığı var. Kurallar belli, ihlal eden adı kim olursa olsun cezası kesiliyor. Yayın gelirlerinde diğer Avrupa ülkeleri gibi şampiyonluğa oynayan takımlar ile kümede kalmaya çalışanlar arasında büyük makas yok. İspanya'da Real Madrid-Barcelona'nın alt sıralardaki takımların 15 katı geliri varken, İngiltere'de küme düşen takım, bir önceki yılın İspanya şampiyonu Atletico Madrid kadar yayın geliri elde ediyor. Londra takımlarının köklü tarihi ve aralarındaki derbilere, Manchster ve Liverpool şehri takımlarının derbileri ve büyük ezeli rekabetler ligdeki "büyük maç" sayısını tavana vurduruyor. İspanyollar El Clasico ve Madrid derbisi, İtalyanlar, Milano, Roma derbileri ve Milano-Torino şehri rekabetiyle yetinirken İngilizlerde derbiler ve üç şehir arasındaki rekabet dünyada bu oyunu seven kim varsa ekran başına çekiyor. 212 ülkede, 643 milyon eve ulaşan Premier Lig'i tribünlerden takip etmek için yılda bir milyon turist Ada'ya geliyor. 
***
Ronaldo ve Messi, La Liga'da olabilir ama İspanyolların en yetenekli adamlarını Premier Lig'e getiren İngiliz kulüpleri, Eden Hazard gibi büyük bir yeteneği ve Arsene Wenger sayesinde de Fransa'nın yetenek havuzunu elinde tutuyor. Kendi milli takımının son iki yılda oynadığı resmi maçların yüzde 75'inde forma giymeyen futbolcuya İngiltere'de çalışma izni verilmediğinden, lisans çıkartabilmesi de mümkün değil. 
***
Arsenal'in Emirates Stadı ligin en yeni stadı ama eski stadyumların hepsi birer futbol mabedi. Sahaya sıfır tribünler, maçın her saniyesini yaşayan taraftarlar, kaçan her pozisyona verilen o eşi olmayan tepkiler, atılan her gole hayatının en mutlu anı gibiymiş sevinen yediden yetmişe futbolseverler. Her Premier Lig maçı bir Hollywood prodükisyonu tadında. Her maç bir film, her maç bir öykü ve sonunda her sezon kalın bir roman. Deplasman yasağı nedir bilmediklerinden konuk oldukları stadyumlarda hatırı sayılır büyüklükte bir tribünde takımlarını destekliyorlar. Bizde ya da İspanya ya da İtalya'da olduğu gibi deplasman taraftarı stadın bir köşesine, en üst tribüne hapsedilmiyor. 

ABD'de spor yayıncılığı kendi başına bir efsane ama Avrupa'ya televizyonculuğu öğreten İngilizler için futbol maçı çekmek kendi başına bir sanat. Her lig 15-20 kamera kullanıyor ama İngilizler bir başka kullanıyor. Ağır çekimler, uzak kale arkasından diğer kaledeki pozisyonların tekrarı, efekt mikrofonları ve teknolojiyi sonuna kadar kullanan, oyun analizlerini ve datalarını ekrana bindiren reji. Futbol izlendiği kadar okunan da bir oyun İngiltere'de. Futbol kitapları, oyuncuların biyografileri bir kitapçının iki rafını değil kendi başına bir futbol kitapçısı açacak kadar çok. Premier Lig izlemek, üzerine düşünmek, kafa patlatmayı da gerektiriyor. 
***
Kötü zemin, boş tribün, iç bayıltan futbol nedir bilmeyen İngiltere Premier Lig pes etmeyen takımların ligi... Evet, bu sezon da şampiyon adayları değişmeyecek. Chelsea, Manchester City favoriler, Arsenal yine deneyecek, belki yine olmayacak, Manchester United, Ferguson sonrası dizlerinin üzerine çöktüğü yerden doğrulmaya çalışacak, Gerrard'sız Liverpool yine hayal kuracak ama geriye kalan 15 takımın da bir hedefi var. Bir önceki sezon ligi kaçıncı sırada bitirdilerse; bu sezon en azından bir üst sırada bitirmek. Premier Lig son haftaya, son düdüğe kadar "Bitmedi" diyenlerin ligi... Dün başladı, güzel oyunu seven peşine düşsün... 

Süper Kupa 2015

Ligin tarihinde şampiyonluk sevinci yaşamış beş takım arasında teknik direktörünü değiştirmeyen, kadro devrimi yapmadan, Melo dışarı Podolski-Bilal içeri yapan, sezonu da iki kupayla kapatan takım G.Saray... Bu rakiplerinden bir adım önde başlamasını sağlar Hamzaoğlu'nun. Fakat gelin görün ki, sarı-kırmızılılar ilk iki sezonunda izleyiciyi ekran başına bağlayan, ardından senaristlerin beyin yorgunluğuna kurban gidip, uzadıkça keyif vermeyen ve sonu hayal kırıklığı olan dizi filmler gibi. Bildiğiniz Lost'un finali işte...Muslera kurtaracak, Sneijder şut atacak dışında taraftarı heyecanlandıracak bir aksiyon yok, sınıf atlayan tek adam Telles. Kaldığı yerden devam eden de kupayı getiren Yasin... 
Bu kadro göz ezberinin kurbanı. Sabri sağdan bindirecek, ortası boşa gidecek, geri dönemeyecek, Burak ofsayta düşecek, Selçuk defansın arkasına top atacak ve stoperler yüksek toplarda azap çekecek. Bütün bunlar dizinin eski sezonundan kalanlar. Değişen bir şey de yok. Bursaspor dün kafa toplarıyla G.Saray'a Şampiyonlar Ligi için net bir röntgen çekti. Bu defansla Avrupa'da olmaz dedirtti. Geçen sezon ligin ilk haftasında G.Saray, Şenol Güneş'in ellerinde daha yoğrulmamış Bursaspor'u deplasmanda 2-0 ile geçerken de dün akşama benzer bir oyun vardı sahada. Muslera iki net pozisyonu çıkarmış, hazır olmayan Bursa boyun eğmişti. Dün Süper Kupa'da da oyun farklı değildi. 3 Haziran'daki Türkiye Kupası finalini kaybederken G.Saray'a kök söktüren Bursa yoktu sahada. Olamazdı da... Sağ beki, ön liberosu, gol kralı santrforu ve takımı kanattan uçuran kaptanı yokken nasıl olsun ki? 
İkinci yarıda G.Saray'dan değişikleri Ertuğrul Sağlam yapsa; "Burak, Sneijder, Podolski çıksın" derdi. Hamzaoğlu da tek farklı galip olmasına rağmen bu üç ismi çıkardı. Bursa golü bulsa geçen sezonun özürlerinden biri bu sezon başında da gelebilirdi. Üç ayda üç kupa kazanan G.Saray taraftarları dün geceden mutlu ayrıldılar ama bu sabaha umutlu uyandılar mı? Mesele budur...

6 Ağustos 2015

Melo Meselesi


Galatasaray'da son üç sezon başında "Melo"dram yaşanıyor. Kiralık Melo... Bonservisi alınan Melo... Şimdi de "Misyonumu tamamladım" diyen Melo. Inter'den istediği 3 milyon Euro yıllık ücret için "Bonservisini al gel" şartı koşulan Melo devreye menajerini sokmuştu. Deportivo La Coruno'da kiralık oynayan Jose Rodriguez'e kulüp arayan menajer, G.Saray'a "Bedava alın, oynatın" dedi. FFP kıskacındaki Galatasaray için bedava sirke baldan tatlı. Genç İspanyol da Galatasaray'dan daha iyi yer mi bulacak! Bu jestin karşılığında "Melo'yu bırakın" diyen menajere de söz verildi. Peki Melo neden elini kolunu sallayarak Inter'e gidemiyor. Çünkü Galatasaray kendisi gibi UEFA'nın kıskacında olan Inter'in orta sahasında fazlalık olduğunu biliyor ve Medel'e bu yüzden talip oldu. Mesajları açık: "Oynatmayacağınız oyuncunun yıllık ücretini ödemeyin. Biz, bize lazım olanı bedava alıp ücretini üstlenelim." "Bu ne koparırsam kardır" hikayesinden başka bir şey değil. Inter de "Nagatomo" diyor, Medel de zaten gelmek; Melo da kalmak istemiyor. 20 gündür Zlatan İbrahimoviç transferi için ağzını açmayıp, İstanbul'da Inter maçında protestodan çekinip; ertesi gün "İbrahimoviç ile görüşmedik" diyen G.Saray Başkanı Dursun Özbek'in iki ayda taraftarına yaşattıkları da ayrı bir melodram...(6 Ağustos 2015 / SABAH)

3 Ağustos 2015

Egolarınızı Tokuşturdunuz...
Ya Sonra...

Trabzonspor 30 yıldır lig fikstürü çekildiğinde hangi hafta hangi takımla oynadığına bakıp geçiyor, pek de önemi yok, çünkü Trabzonspor'un en büyük rakibi yine Trabzonspor... Kendi içinde birlik beraberliği sağlayamadan, yetiştirdiği futbol değerlerine sahip çıkmadan, özeleştiri yapacağım derken kendini delik deşik eden, kanatan, yaralayan bir camia... Ortada bir fırtına var ama o fırtına hep kendini yıkıp, yakıyor. Halilhodzic gibi eski bir dosttan büyük bir transfer(ler) kazığı yiyen ve onca adamı kadrosuna katıp tek ayağı bir çukura düşen takım, Ersun Yanal ile bu sezon düzlüğe çıkmaya çalışacakken, yaz aylarında kendini güneşten daha fazla yaktı.Süleyman Hurma geldi, Ersun Yanal gitti, Şota geldi, Onur gidecekken taraftar kolundan tuttu, bırakmadı. Şimdi seçime kadar bir sonraki arıza nereden çıkacak diye endişe ediyor taraftar.Mezarlık ziyaretinde minibüse binmeyi reddeden Onur ya da yürüyüşüne dikkat etmeyen Onur! Sıkıntının büyüklüğüne bakar mısınız! Süleyman Hurma o çok bilinen formülü uygulayarak icraata girişti. Takım içinde düzeni değiştirmek istiyorsan eski düzenin başındaki adamın kellesini al ve kendi düzenini kur. Kabul edelim büyük bir sevgi duvarına çarptı. Kamptan uçağa atlayıp gelen Onur, ardından bir sonraki uçağa binen Süleyman Hurma... Sonunda ne oldu? Ayakları titreyen genç bir kaleciye emanet edilen Trabzonspor, adını kimselerin bilmediği bir takıma mağlup oldu. Rövanşı inşallah farklı kazanır, turu da geçer ama mesele bu değil...
Recep Onur Kıvrak sakatlığı öncesinde bu ülkenin en iyi yerli kalecisiydi. Bugün istese yine en iyisi olur. Onur, Trabzonspor'un sadece kaptanı değil, bayrak adamı, Totti gibi Maldini gibi topçusu. Taraftarın da sevmekten öte taptığı adam. Gelin görün ki insanoğlu gün gelir o sevgiyi istismar edebilir de. Her ihtimamın sonunda bir hoyratlık yok mudur zaten bu hayatta!.. Onur, Trabzonspor'un hem kalecisi, hem kaptanı, hem sportif direktörü, hem teknik direktörü olmak istiyor sanki... Bunu forma aşkıyla açıklayamazsınız. Şota'nın teknik adamlık başarısını tartışabiliriz ama "Dönecekse kaleci olarak dönsün" diye ince göndermede bulunan zekasını asla! 
25 yıldır futbol dünyasında olduğunu ve tecrübesinin altını çizen Süleyman Hurma'nın bilmediği değil unuttuğu ya da hatırlamak istemediği şudur: Trabzonspor, Kayserispor değil. Trabzon farklı dinamikleri, heyecanları olan bir camia. Bu kulüpte bir şeyleri değiştirmek istiyorsanız sadece akılla değil yürekle de hareket edeceksiniz. Takımın beş gruba bölündüğünü söyleyen Süleyman Hurma madem ki bu işin pahalı vizite ücreti alan doktoru, madem ki teşhisi koymuş... Neden bu teşhisi kamuoyuyla paylaşır ki? Siz doktorunuzdan teşhis ve tedavi mi isterseniz yoksa hasta haklarını ihlal edip rahatsızlığınızı çevrenizle paylaşmasını mı? Trabzonspor yönetimi, sportif direktör koltuğuna oturttuğu Süleyman Hurma'dan tedavi isterken, Hurma yüksek ego denilen virüsü Trabzonspor'a bulaştırdı. Onur Kıvrak ve Süleyman Hurma arasında yaşanan bir ego tokuşturma seansından başka bir şey değildir. 


Onur'un kampta idmanlardaki performansından memnun değilseniz, çeker bir odaya uyarıda bulunursunuz. Bunu da eğer Şota sizden rica ettiyse yaparsınız. Bir disiplin problemi varsa, kafasını dinleyeceği yerin yine takımın içi olduğunu kendisine söyler, olmadı bir para cezası keserseniz, o da olmadı sakat olmayan futbolcuya "Senin adalen çekmiş" diye nazikçe bir uyarıda bulunur, maç kadrosuna almazsınız. Takım kaptanı, kamptan gönderilmez, gönderildiyse "Özel uçak yolladık, atla gel" denmez... 

Süleyman Hurma, Trabzonspor'daki görev tanımını gözden geçirmeli. Yıllardır Türk futbolunda kulübüne para kazandıran, bire alan beşe satan kartvizitiyle Trabzonspor'da tutunabilmesi mümkün değil. Bu camia teknik kadrosundan, futbolcusundan, sportif direktöründen kupalar bekliyor. Şota'nın yanında kulübede oturmak yerine, yedek kaleci, stoper ve daha ne lazımsa bunun peşine düşmeli Hurma. Karşılarındaki rakipler Van Persie, Mario Gomez, Podolski ile sezona girerken; Trabzonspor'da sadece Onur Kıvrak değil sezon boyunca herkes 'yürüyüşüne' dikkat etmeli. Kendi kendine yıllardır çelme takarak, nereye kadar!..
Trabzonspor ve Kazanma Kültürü (28 Ocak 2008)

Cruzeiro - Stuttgart

Mario Gomez'e hoş geldin, Felipe Melo'ya güle güle dediğimiz günlerin gölgesinde gelenler gidenler bir şarkı sözü mırıldatıyor insana: "Dünya küçük aşkın büyük." Alman santrforun 10 yıl, Brezilyalı orta sahanın ise 12 yıl önce formasını giyip şampiyonluk yaşadıkları takımlardan İstanbul'a gelen isimlerin hikayesi bu. 2003 yılına dönelim ve Brezilya'ya gidelim... Lig zorlu, 24 takım arasında oynanıyor, 46 maçlık maratonda bir takım diğerlerinden farkı. 100 puanla şampiyon olan Bele Horizonte şehri takımı Cruziero en yakın rakibi Santos'a 13 puan fark atıyor. Dimba'yı Avrupa'da kimse bilmez çünkü Brezilya dışına çıkmayan santrforun 31 gol attığı ligde, sonraki yıllarda İspanya'yı kavuracak olan Luis Fabiano 29 gol atıyor. Ardından gelen bir adam var ki yaptıklarıyla gün geliyor Kadıköy'e heykelini diktiriyor. Parma'daki hayal kırıklığının ardından Brezilya'ya dönen ve Cruziero'yu şampiyon yapan Alex de Souza. Alex'in İstanbul'u gurbet bilip kendi yerleştikten sonra çağırdığı vatandaşlarıyla Cruzeiro- Fenerbahçe hattı işlemeye başlıyor. Stoper Edu hiç de fena topçu değildi. Ya peki Inter filelerine yolladığı voleyle unutulmazlar arasına giren Deivid. Devre arasında geldiği ligin kaderini değiştirip uzun yıllar Süper Lig'den ekmek yiyen, Türk vatandaşı da olan Mert Nobre. Galatasaray'da klas stoper Ujfalusi sakatlanınca apar topar transfer edilen ama taraftara çile çektiren Cris de o şampiyon kadronun 11'inde. Alex'in kefil olduğu "Gördüğüm en iyi ön libero" deyip şaşırttığı Şilili Maldonado o sezon Kolombiyalı Arisatizabal ile birlikte Cruzeiro'nun iki yabancısından biri. Kadronun yolu İstanbul'dan geçen son ismi ise Felipe Melo. 20 yaşındaki genç oyuncu iki yıl sonra ilk kez İspanya'ya gelecek, oradan İtalya'ya geçecek ve dört yıl formasını giydiği Galatasaray öncesinde hiçbir takımda iki sezondan fazla oynamayacaktı. 2003'ün şampiyonu Cruzeiro, Luisao gibi şahane bir stoper ve Maicon gibi sıra dışı bir bek, Gomes gibi yıllarca Premier Lig'de forma giyen bir kaleci de yetiştirdi. 

Dünya küçük hikayesinin ikinci kulübü Almanya'dan. Bu sezon bir kez daha Bundesliga'dan herkes düşer Stuttgart düşmez dedirten kulüp. Bu kez 2006-2007 sezonuna gidiyoruz. Ligin her daim favorisi Bayern Münih'in dördüncü olduğu ve şampiyondan 10 puan fark yediği sezon. Stuttgart ve Schalke 04'ün ligin son haftasına kalan ve nefesleri kesen şampiyonluk yarışı sonrasında genç bir golcünün sürüklediği Stuttgart'ın mutlu sona ulaştığı sezon. O sezon 14 gol atan Mario Gomez artık Beşiktaş'ta. Sttugart-İstanbul hattını açan ilk isim o değil ama. Galatasaray'a gelip saç baş yolduran Portekizli stoper Fernando Meira o şampiyon kadronun kaptanı. Sttugart'ın beş yıl önce Beşiktaş'a sattığı ve üç yıl forma giydikten sonra gittiğinde neden gittiği anlaşılamayan ve ardından bitmek bilmeyen bir sağ bek arayışı bırakan Hilbert de o kadroda. Mario Gomez'den önce Beşiktaş'a imza atan ve sağ beke yerleşecek olan Andreas Beck de Sttutgart'ın 2006-2007 şampiyon kadrosundan. Bugün Rusya'da kariyerine devam eden, Alman Milli Takımı'nı seçmiş gurbetçi Serdar Taşçı da o şampiyon takımın posterinde. Son isim Gomez ile birlikte o Sttutgart'tan ayrıldıktan sonra Real Madrid'de beş sezon forma giyen ve bu yaz bedelsiz olarak Juventus'a imza atan Sami Khedira... Peki Bundesliga'da Mario Gomez'li Sttutgart şampiyon olduğunda gol krallığı koltuğunda oturan isim kim? Üç yıldır Türkiye'de golcülük resitali veren ve o sezon 20 gol atıp Almaya'da kral olan Theofanis Gekas... 

19 Temmuz 2015

Binlerce Iker Var
Sadece o Casillas


Madrid'de onun için sıradan bir gündü. Uyandı ve okulun yolunu tuttu. Real Madrid alt yapısında oynuyordu ve kulüp, eğitimine önem vermesini istiyordu. Eğitim bakanlığında memur olarak çalışan babası, kuaför annesi, o ve kendisinden yedi yaş küçük kardeşi Unai'nin geleceği için Bask bölgesindeki kasabalarından Madrid'e gelmişlerdi. Zaten Iker bu şehirde doğmuştu. 25 Kasım 1997 günü öğle saatlerinde okul müdürünün telefonu çaldı. Real Madrid kulübünün sportif direktörü arıyordu ve kısa sürede durumu özetledi. Müdür odasından çıktı ve Iker'in olduğu sınıfın kapısını çaldı. "Iker, Real Madrid ile bugün Norveç'e uçuyorsun. Kulübün sana ihtiyacı var. Çabuk çantanı topla ve kulübe git." Iker, dersteyken son idmanda birinci kaleci Canizares sakatlanmış, Bodo Illgner ise UEFA kadrosunda yok. Takım, Contreras'ı hazır tutsa da bir kaleciye daha ihtiyacı vardı. O gün 16 yaşındaki Iker için Real Madrid'in A takım 25 numaralı formasının sırtına alelacele ismini yazdılar: Casillas. Kaburgalarından sakat olan Canizares iğneyle maça çıktı, Real Madrid, Rosenborg deplasmanında 2-0 kaybetti ama Casillas'ın "San Iker" olmaya giden macerası da o gün başladı. 

 2000 yılında Real Madrid, Valencia'yı Şampiyonlar Ligi finalinde 3-0 ile geçerken kupa tarihinin en genç kalecisi oydu. İki yıl sonra kaleyi Cesar Sanchez'e kaptırdığı Şampiyonlar Ligi finalinde, son dakikalarda Sanchez sakatlanınca oyuna girmiş ve 2-1 ile kazandıkları kupada pay sahibi olmuştu. 10 yıllık dilimde Buffon ve Cech ile birlikte dünyanın en iyi üç kalecisinden biri olarak kabul edildi. Kariyerin başlarında Florentino Perez, Galacticos 1 projesiyle Real Madrid'e yıldızlar kazandırırken, takımın ağabeylerini de birer birer yollamaya başlamıştı. Redondo, Hiero, Helguera'nın gittiği soyunma odasına Zidane, Ronaldo, Figo gelmiş ve Casillas, ağabeyleri Raul ve Guti ile birlikte hareket etmişti. Real Madrid'de yabancılar, İspanyol ağabeylerin sözünü dinlemek zorundaydı. Darbeyi yıllar sonra vuran Jose Mourinho oldu. Guti ve Raul'u takımdan yolladı. Casillas artık kaptandı ama sırtını dayayabileceği tek adam Sergio Ramos kalmıştı. 
Jose Mourinho, arkasına Madrid medyasını alan Casillas'ı hiç sevmedi. Ocak 2013'te elinden ağır bir sakatlık geçiren Casillas, Mourinho'nun işini kolaylaştırdı, kale artık Diego Lopez'indi. Lakin kılıçla gelen kılıçla gider. "Aziz Iker"i kulübeye göndermek Mourinho'nun sonunu hazırladı. İpler artık yine Casillas ve Sergio Ramos ikilisine geçti. Biri tuttu biri attı. Geçen yıl Lizbon'da Atletico Madrid'i devirip 10. Şampiyonlar Ligi Kupası'nı Real Madrid'e getirdiler. Bir kupa ancak bir yıl daha kredi sağlayabildi ona. Florentino Perez, Real Madrid'i Real Madrid'lilerden temizlemek için bir kez daha sahneye çıktı. Tıpkı efsane kaptan Raul gibi Atletico Madrid'de yetişen De Gea'yı transfer etmek isteyen Başkan Perez, nazik bir dille Iker Casillas'a kapıyı gösterdi. Fenerbahçe'nin de teklifi vardı ama Casillas, komşu ülke Portekiz'de Porto'yu Madrid'e yakınlığından dolayı tercih etti. 25 yıl önce Real Madrid alt yapısına gelen, 16 yıldır da kaleyi koruyan Iker Casillas, efsane kaleciliğiyle, biz de nasıl bir zamanlar Metin, Can, Rıdvan isimleri patlama yaşamışsa, İspanya'da yeni kuşakların çocukları için favori isim oldu. Iker, Basklı ailelerin çocuklarına verdiği bir isimdi ve 1930'dan 1980'lere gelindiğinde İspanya'da adı Iker olan üç bin 90 kişi vardı. 2000'li yıllardan sonra Real Madrid kalesine Iker Casillas varken, senede 2 bin aile çocuklarına Iker adını verdi. 2014 nüfus sayımına göre İspanya'da 39 bin 290 Iker var ve Casillas'ın kalede olduğu yıllarda Iker'lerin toplamının yüzde 73'ü dünyaya geldi. Kimilerine göre Mourinho'yu koltuğundan ettiği için bugün aynı şey başına geldi. Kimine göre 34 yaşına gelmiş Casillas için Real Madrid kalesi artık fazlaydı. Kimine göre o olmasa, Barcelona'nın tüm yetenekli adamlarına rağmen İspanya, bir Dünya Kupası, iki Avrupa Şampiyonası'nı kazanamazdı. Kimine göre olmayan ise... Yıllar önce yeni yetmeliğinde babasının yatırması için verdiği toto kuponunu yatırmayı unutmuş, 14 maçı da bilen babasının bugünün parasıyla bir milyon euro'ya yakın paradan etmişti. Baba Casillas'ın futbolu bildiği kesindi, Iker de oynayarak öğrendi ve gün geldi o bir milyonu bir reklamdan kazandı. 

12 Temmuz 2015

Bastım Çalımı
Vurdum Hayallerimin
Uzak Köşesine

Londra güzel şehir, Chelsea-Arsenal olabilirdi; Premier Lig dünyanın en büyük ligi, Manchster United'ın Old Trafford'u her futbolcunun ev sahibi olmak istediği stadyumlardan. Paris büyülü şehir, Paris Saint Germain'de kontratların sıfırı say say bitmez. Bir başka ülkeye gidebilir, bir başka kültürün içinde hayat tecrübesi edinebilir, kariyer defterinde beyaz bir sayfa açabilirdi. Ya da 10 numarası, en iyi ve taraftarın en sevdiği futbolcusu olduğu Atletico Madrid'de "Herkes gider biz kalırız" der oynamaya devam edebilirdi. Hiçbirini tercih etmedi, Barcelona'ya gitti çünkü insanı büyüten hayalleri; yüzünü güldüren ise o hayallerin gerçek olduğu andır. "Koca kafa"nın aklına da, diline de, gönlüne de Barcelona çocuk yaşta düşmüştü. Barcelona kısa paslarla, adam eksiltmelerle oynayan takımdı. Bayrampaşa'nın dar sokağında iki taştan kaleye gol atmak için rakibinin belini kırıp geçmen gerekirdi. İstanbul'un yoklukları onu var etti. O imza attığı basın toplantısında yeni hocası Luis Enrique'nin kendisi kenarda top toplayıcıyken Ali Sami Yen'de Galatasaray'a attığı gole büyük bir rahatlıkla "Ofsayttı" dediği için bugün Barcelona'da ve oyunun da hayatın içinde ve tepesinde. Peki neden Barcelona? 
Atletico Madrid'e imza attığında bizim memlekette "Küçük takım"a gitti diyenlere cevap vermeye bile gerek duymadı ama daha ilk gün Real Madrid ve Barcelona'ya kafa tutup "Onlar iki büyük kulüp ama onlarda da insanlar oynuyor, biz de insanız, çok çalışırsak onları geçebiliriz" dediğinde İspanyol medyasını bıyık altından güldürdü. Demek başka, yapmak başka şey... İki Avrupa Ligi, ezeli rakip Real Madrid'in stadı Santiago Bernabeu'da kalkan Kral Kupası, Şampiyonlar Ligi finali ve bugün formasını giydiği Barcelona'nın stadında kazanılan şampiyonluk... Dört yılda Atletico Madrid'de ancak bu kadarı yapılabilirdi, arkasından "Teşekkür" edip yolladı onu kulübü, kasasına da 41 milyon Avro koydu... 
Barcelona'nın eski hocası Rijkaard, Galatasaray'a geldiğinde İspanyol yardımcıları idmanda adam geçtiğinde "Iniesta, Xavi, Messi" diye bağıran bir genç adamla karşılaştılar. Her profesyonel futbolcu iyi bir taraftar ya da ekranda maç kaçırmayan bir futbolsever olmak zorunda değil. Batistuta, maç izlemez, milli takıma gelen arkadaşlarını tanımazdı. Arda Turan, önce futbola aşık oldu sonra Galatasaray'a ve Barcelona'ya. Top toplarken Galatasaray'da oynamayı hayal etti, Atletico ile Camp Nou'ya çıktığında da Messi ile birlikte oynamayı...
İngiltere ve Fransa'da da iyi para kazanabilirdi ama Atletico Madrid'de ilk iki sezon Türkiye'deki yıldızların altında kazanan, Galatasaray'da kalsa bir milyon fazlasına oynayacak olan Arda, Barcelona'ya Madrid'deki kontratından elbette ki daha iyi şartlarda gitti ama gelir kapısı bu kulüpte sadece kontratta yazan rakam değil. Arda için düzenlenen imza töreni de gösterdi ki Barcelona vitrin düzenlemesinde dünyanın bir numaralı kulübü. Yeni sponsorluklar, yeni reklam anlaşmaları, adına yeni kramponlar ve Messi-Neymar-Luis Suarez üçlüsünün vereceği sinerji ne kadar çok kazansa da her seferinde en mutlu yer olduğu Bayrampaşa'daki sokağına dönen Arda'yı maddi manevi bir dünya yıldızı yapacak...
İyi futbol iyi futbolcularla oynanır. Sana pas değil iftira gibi top atan, uzun koşuna meşin yuvarlığı taca yollayan takım arkadaşınlarınla nereye kadar? Galatasaray'da orta sahada Barış Özbek ve Mustafa Sarp işkencesi saçlarını dökmedi ama Atletico Madrid'de kalsa o sakalları iki yıla ağarırdı. Şimdi topu Busquets'den alacak, Pique uzun vuracak, Neymar ile ikiye bir yapacak, Messi'ye ters kanata 40 metre top atacak, Luis Suarez ile verkaça girip topu ortalayacak, senede 60 maça çıkan Barcelona'da transferini bizzat ve ısrarla isteyen Luis Enrique'nin yönetiminde bazen onbirde çıkacak, bazen kulübeden gelip oyuna girecek ama bir şey değişmeyecek. Bayrampaşalı Arda'nın hayalini kurduğu Barcelona forması ve eşofmanı maçta da idmanda da üzerinde olacak...
Atletico Madrid formasını giyen futbolcunun kalpten bağlı olduğu kulüptür. Barcelona taraftarı tiyatro izler gibi maç izler ama Atletico Madrid taraftarı futbolcusundan ciğerini sahaya bırakmasını ister. Gün gelir bütün yıldızlar daha fazla kupa için bir başka kulübün yolunu tutarlar. Torres, Agüero, Falcao, Diego Costa ve şimdi Arda Turan gibi. Şampiyon oldukları Barcelona maçında sakatlanıp bir hafta sonra Lizbon'da Şampiyonlar Ligi finalinde forma giyemeyen Arda'nın şimdi iki büyük hayali var. Bu kupayı kazanmak ve Ballon d'or'a aday olan futbolcular arasında son üçe kalmak. Birinci hayaline artık kimsenin itirazı olmaz, Barcelona bu, bozar herkesi. İkincisi için şimdi gülenlere de bir bakarsanız üç yıl içinde Arda Turan güler. O hep güler zaten... 

Madrid güzel şehir, Vicente Calderon ruhu olan stadyum ama Barselona ve Camp Nou başka. Rakipleri, hakemleri, stadyumları kısaca İspanya'yı ezberleyen "El Turco" için doğduğu İstanbul gibi iki adımda denizi görebileceği Barselona yaşamak için bir cennet. Madrid La Finca'da olduğu gibi Barselona'da yine merkezde oturmayacak ve gözlerden uzak bir yerde inzivada yaşacak. Giden bilir, gitmeyene uzun uzun anlatır o şehri. Barselona'da yaşayıp, Camp Nou'da futbol oynamak gibisi yoktur. Artık Arda da bize uzun uzun anlatır bir de gülümseyen fotoğrafının arkasına sadece "Mutluyum" yazıp yollar, dört yıldır yaptığı gibi... 

Iker Casillas Giderken

4 Temmuz 2015

Frikik

İsmail ve Malika'nın oğlu, Cemal, Ferit, Nurettin ve Lilla'nın ufak kardeşi, Veronique'nin eşi ve Enzo, Luca, Theo ve Elyaz'ın babası: Zeyneddin Zeyan ya da Zinedine Zidane. 23 Haziran'da 43 yaşına bastı. Babası İsmail, 1953 yılında Fransa'ya çalışmaya gelmiş, 10 yıl sonra Cezayir bağımsızlığını ilan edince doğduğu topraklara dönmeye karar vermişti, dönse, dönebilse bu hikaye burada bitecekti. Marsilya limanından bir gemiye binmek üzere geldiği şehirde Malika ile tanıştı ve kendisi gibi Kabiliyeli olan Malika ile evlendi. İsmail o gemiye binse, Fransa, 1998'de evinde Dünya Kupası'nı, iki yıl sonra Euro 2000'i kazanamayacak, Juventus ve Real Madrid formasıyla futbol tarihinin en kadife ayaklarından birini izleyemeyecektik. Materazzi'ye Berlin'de kafa attığından bu yana dokuz yıl geçmiş, iki yıl önce So Foot dergisine başarısız olmaktan korktuğu için teknik adamlık tekliflerini geri çevirdiğini söyleyen Zidane, iki gün önce yaş günü şerefineFrance Football'a verdiği röportajda "Ancelotti'den sonra Real Madrid'in başına ben geçmek isterdim ama teklif etmediler" dedi. İspanyol medyası, 2000'li yılların ilk yarısında Real Madrid formasıyla resital üstüne resital veren Zidane'ı elbette unutmadılar yaş gününde. İşte bu fotoğraf karesi de Zidane'lı yıllardan kalan bir hatıra. Real Madrid Başkanı Florentino Perez'in Figo ile başlattığı ilk Los Galacticos projesinin doruk noktası olan kadro. O yıllarda Real Madrid 11'i benzer kadrajlar verdi ama bu kare bir başkaydı. Kaptan Raul, Figo, Beckham, Ronaldo, Zidane, Helguera, Guti ve Roberto Carlos'tan oluşan sekiz kişilik barajda ortak nokta tedirgin bakışlardı. Talih işte, fotoğrafın kadrajında topa vuran belli değildi. Hikaye de orada başladı işte. 
İlk akla gelen isimler o yıllardan Ronaldinho, Deco idi. Barcelona'nın böyle bir forması yoktu. Kollarda Şampiyonlar Ligi logosu olmadığına göre maç İspanya'da bir lig maçıydı. Tribün görüntüsünden stadyumun Santiago Bernabeu olduğunu çıkartabilmek kolay değildi, iki taraftar da mor renkli atkılar vardı ve bu Real Madrid'in evi Bernabeu olma ihtimalini güçlendiriyordu. Forma numarası, 7, 17, 27 olabilirdi. İspanyollar 1-25 arasını A takım oyuncularına, 25-50 arasını genç oyunculara verilmesini şart koşmuştu. 57, 67, 77... ihtimali yoktu yani. Futbolcunun ismi belli değildi ama adının son iki harfi "-do" ile bitiyordu. Real Madrid'in barajındaki bu sekiz süperstarın gözlerine korku salan futbolcu kimdi? Bu frikiği kim atmıştı? Sosyal medya böyle zamanlarda bunun için vardı. Binlerce futbolsever arasından belki biri çıkar, bize topa kimin vurduğunu söylerdi. Sordum ve cevaplar yağmaya başladı. Ronaldinho, Deco'nun yanında o yılların süper frikikçisi Juninho'nun da ismi tahminler arasındaydı. Sonra bir takipçi en mantıklı cevabı verdi. Forma Real Sociedad formasıydı ve topun başındaki adamın forma numarasına bakarsak 17-Igor Gabilondo idi. İlk yapılması gereken maçın tarihini ve kadrolarını bulmaktı, zor olmadı elbette bu çağda. 5 Ocak 2005 tarihinde muhtemelen buz kesen bir Madrid öğleden sonrasında Real Madrid, Santiago Bernabeu'da Real Sociedad'ı ağırlamıştı. Kalede Casillas, barajda olmayanlar ise sağ bek Michel Salgado ve Arjantinli stoper Walter Samuel. Real Madrid, 42. Dakikada Ronaldo'nun golüyle öne geçmiş, iki sezon önce Ronaldo ile gol krallığında Makaay'ın ardında ikinci olan ve şampiyonluğu Real Madrid'e kaptıran Real Sociedad'ın golcüsü Nihat Kahveci, 73'te skoru 1-1'e getirmişti. Hikayenin başındaki kahraman Zidane 88'de attığı penaltıyla Real Madrid'e üç puanı getirmişti. Bu fotoğraftaki frikik kaçıncı dakikada olmuştu. Soruya benimle birlikte cevap arayan bir futbolsever Twitter'da önce Guti'ye, yetmedi arkasından barajda olup sosyal medyayı kullanan eski Real Madrid'li yıldızlara sordu: "Bu frikikte topa kim vurdu?" Madem takım Real Sociedad, "Bir bilene sormak lazım" dedim ve sosyal medyayı aktif kullanan Nihat Kahveci'ye sordum: "Bu frikikte topa vuran sen misin?" Fotoğrafta tek Real Sociedad'lı vardı ama Nihat vurmuşsa, sağ plase vurmuştur dedik. İki dakika sürmedi, Nihat'ın cevabı geldi: "Büyük ihtimal ben kullanıyordum, barajdakiler biraz kötü değil mi?" Nihat da haklıydı, maçın üzerinde 10.5 yıl geçmişti, "büyük ihtimal" detayını da ortadan kaldırmalıydık. 


İnternet bu, aramaya inanmak lazım. Bu kez bir başka futbolsever, maçın görüntülerinin olduğu linki yolladı. İlk görüntü, soruya cevap arayan yüzlerce insanı yanılttı. Nihat frikiği kullanıyordu ama barajdaki Real Madrid'li sayısı sadece dörttü. Yetmezdi. Yetmedi de. İki dakika sonra Nihat Kahveci bir kez daha topun başında. Fotoğraftaki Gabilondo, onun sağında. Nihat geliyor, sert vuruyor, Casillas'ın ellerinde eriyecek bir top değil, avuç içleriyle çeliyor ve barajda olmayan Samuel topu kornere atıyor. Raul, Figo, Beckham, Ronaldo, Zidane, Helguera, Guti ve Roberto Carlos'tan oluşan bir barajın karşısında topa vurmak için bekleyen Nihat Kahveci'ye, "Bu frikiği kim attı?" sorusuna cevap arayan tüm futbolseverlere selam olsun, Hıncal Uluç usta her zaman hatırlatır: "Fotoğraf altı metinler önemlidir." Nihat Kahveci'siz karenin fotoğraf altında Nihat Kahveci olmalıydı değil mi!... 

22 Haziran 2015

Çelik Blek mi Rodi mi?

Bir zamanlar lig maçlarının oynandığı stadyuma erken gelen taraftarlar, şimdi A2 geçmişte PAF takımı dediğimiz genç oyuncuların maçlarını izler, altyapıdan A takıma yükselmesi muhtemel isimleri gözlerine kestirirlerdi. İki güzel çalım atan, uzak köşeye ağabeyleri gibi plase yapanlar alkışı alır, hafta ortasının futbol sohbetlerinde "Genç takımda bir çocuk var, 10 yıl formayı bırakmaz" cümlesinin öznesi olurlardı. Sabri Sarıoğlu da Ali Sami Yen Stadı tribünlerinde daha A takıma yükselmeden bir şehir efsanesiydi. Çocuk çok iyi, sağ kanatta geçemeyeceği adam yok, çok hızlı, çok çevik, çok, çok... Altyapısından Bülent Korkmaz, Tugay Kerimoğlu, Okan Buruk'u çıkarmış, son pırlantısı Emre Belözoğlu'nu avans istediği başkan odasında "Seni kim alır ki" sözünü duyunca Inter'e gittiğini öğrenen Galatasaray camiası için Sabri "Yeni Emre" idi. Gittiği günden bugüne yolu gözlenen Mircea Lucescu onu A takımla kampa götürdüğünde 17 yaşındaydı ve genç milli takımlarda 71 kez forma giyen Sabri için kampın ilk gününde "İşte yeni Emre" manşeti atıldı. Sabri her mevkide oynayabiliyordu ve Lucescu da onun için "Gelecekte gerçekten müthiş bir yıldız olacak" yorumunu yapmıştı. Sabri ile bir zaman sonra Galatasaray forması giyecek olan Berkant Göktan için de Alman futbolunun bir numarası Franz Beckenbauer "Yüzyılın yeteneği" demişti ama bir zaman sonra Berkant'tan olmayınca "Bayern Münih'te atlaması gereken bir basamak vardı, onu atlayamadı" diyerek bir gerçeğin altını çizmişti. Genç takımlarda parlayan her futbolcu, şaşalı bir kariyere sahip olamaz. Sabri de olamadı aslında. Sağ açık Sabri, Fatih Terim'in Galatasaray'daki ikinci döneminde formayı kaptı, bir zaman sonra sağ bek oldu. Hagi ertesi sezon Florya'da genç takım günlerinden bildiği Sabri'yi oynattı ama Erik Gerets'in tercihi Cihan Haspolatlı oldu. 
2006'da son hafta, 2008'de teknik direktörsüz kazanılan iki şampiyonlukla geçen yıllardan bugüne Galatasaray'dan çok teknik adam geldi geçti, Şampiyonlar Ligi kazanmış Rijkaard, İstanbul'da kariyerinin dibini gördü bir daha kendine gelemedi, Karl Heinz Feldkamp, Galatasaray'a tarihinin en iyi futbolunu oynatan iki teknik adamdan (Fatih Terim) biriydi, yapamadı. Lincoln, helikopter alacaktı, Misimoviç sahada sakız çiğniyordu, Jo, Gürpınar'da garsoniyer tutmuştu hikayelerinin karşı tarafında ise Sabri vardı. Uykusuna, içtiğine yediğine dikkat eden, idmanlarda iyi çalışan ve Galatasaray'ın çocuğu günlerinden Galatasaray'ın kaptanlığına uzanan Sabri... 
Futbol yeteneklerinin farkında olduğunda yararlı bir adamdı aslında. Gökhan Gönül olmasa A Milli Takım'ın son 10 yılında sağ bek onun olurdu, doğrusu bu onun değil; memleketin tüm sağ beklerinin problemiydi. Topu alıp 70 metre sürüp gol attığı da oldu, sol ayağıyla gol atıp mucizelere inananları oturdukları yerden ayağa kaldırdığı da. Kaleci çalıştıran ortalar da yaptı, adrese teslim gol pasları da verdi. Ona kim uzaktan iyi vuruyorsun demişse kariyerine en büyük darbeyi vurmuştu zamanında. Uzaktan hep iyi vurduğuna inandı, tribüne giden toplar onu bir zaman sonra taraftarın gözünde karikatür adam haline getirdi. O bundan rahatsız değildi, kısıtlı yeteneklerinin espri konusu olmasından bile para kazandı, reklamlarda oynadı. Her futbolcudan Hagi, Sneijder, Alex olmasını bekleyemezsiniz. Sabri bir zamanların dört ciğerlisi denilen Rıza Çalımbay'ı andırıyordu. "Atom Karınca" Rıza da orta yapmadan önce topla bir duraklar, kafasını kaldırır ama hiç olmazsa adrese teslim atardı. Hayat bu, yıllar yerinde durmuyor, biyonik Sabri de 30'unu geçince taylıktan terfi etmiş genç kanat oyuncuları karşısında sallanmaya, yetmemeye, ileri gitti mi geri dönmemeye başladı. Formasının arkasına Villarreal maçında "Sarbi" yazılmıştı... "Sarbi" gibi maçlar da oynadı Sabri, eli, ayağı birbirine dolandı. Galatasaray taraftarına üçlü çektiren, şampiyonluk kutlamalarının saha içindeki amigosu, Fenerbahçe derbilerinde Emre, Volkan ile kavga eden sarı-kırmızılı formanın delikanlısı... Bir zaman sonra o karikatür kimliği ona "Sabri Reyiz" lakabını getirdi. O da bunu sevdi ki gitti formanın üzerine ceketi omuzlarına atıp külhanbeyi pozları verdi. Bir takımda altyapıdan yetişmek, uzun yıllar forma giymek kaptan olmak için iyi bir sebeptir ama yeterli neden midir? O kaptanlığa kıdemmiş, askerlikte alt-üst devre, dede-torun hiyerarşisi gibi baktı. Selçuk İnan'ın, Sneijder'in kaptan olmasına bozuldu. İki sezon arka arkaya Melo ile saha içinde kavga etti, Aslında ona sorsanız yıllar boyunca hakkında çıkan tüm olumsuz haberler yalan, eleştiriler haksızdı. Bu "En beyazım" bakışı bile onun özeleştiri eksikliğidir. Diyelim ki Mancini onu izlediği ilk idmanda "İtalya'da ancak 3. ligde oynar" demedi. Diyelim ki, Ünal Aysal, forma üzerine o ceketli pozunu görüp biletini kesmedi. Diyelim ki Prandelli, topu kendisine atıp "Sabri'yi teknik direktör kadro dışı bıraktı" diyen başkanı Ünal Aysal'ı o gün değil de, aylar sonra yalanladı. Diyelim ki kaptanlık pazubandı alınan Sabri, Florya'da hiç sorun çıkartmadı. Diyelim ki Şampiyonlar Ligi maçı kadrosunda olmadığını öğrenince topu hocasına doğru vurmadı. Diyelim; çünkü Sabri böyle mutlu oluyor. Ne kazandığı Galatasaray yönetimini bağlar, kazandığını neye harcadığıysa Sabri'yi... Onu 15 yıl önce genç takımda izleyenler ondan Çelik Blek olacak sanmıştı. O Rodi oldu... 

14 Haziran 2015

Copa America 2015


Tekli yılların yaz aylarında futbola hasret kalır, doğrusu biraz da güzel oyunu özlerdik. Artık ne mümkün. FIFA Konfederasyon Kupası, Avrupa Şampiyonası ve Dünya Kupası arasında bir yılı doldururken, uzun yıllar sadece sonuçlarıyla yetindiğimiz Copa America da naklen ekranlara gelince, boş yazımız kalmadı. İki Arjantinli Messi ve Carlos Tevez'in kozlarını paylaştığı Şampiyonlar Ligi finalinden çok değil bir hafta sonra Şili'de Copa America start aldı. Messi bu kez Carlos Tevez ile aynı forma altında Barcelona'dan takım arkadaşı Neymar'a rakip olacak. Geçen yıl düzenlediği Dünya Kupası'nın yarı finalinde akıllara ziyan bir skorla Almanya'ya 7-1 mağlup olan Brezilya ve finalde uzatmalarda Panzerler'e boyun eğen Arjantin, 44. Kez düzenlenen Copa America'nın favorisi ama son şampiyon Uruguay ve 2010 Dünya Kupası'ndan beri iyi bir jenerasyon yakalayan Şili de gözünü kupaya dikmiş durumda. Cuma günü başlayan Copa America, 4 Temmuz gecesi oynanacak finalle son bulacak ve bir soru cevabını 
bulacak: Barcelona ile her şeyi kazanan bu sezon da üç kupayı birden kaldıran Lionel Messi, Arjantin Milli Takımı ile ilk kupasını kazanacak mı? 
Kısa satırlarla Copa America turuna çıkalım isterseniz: Güney Amerika ülkelerinin alfabetik sırayla düzenlediği Copa America'ya 2011'de Arjantin ev sahipliği yapmış ve Uruguay kupayı kazanmıştı. Ev sahipliği sırası Brezilya'da idi ancak 2013 Konfederasyon Kupası, 2014 Dünya Kupası ve 2016 Olimpiyatları'na adını yazdıran Sambacılar bu haklarını Şili'ye devredip, 2019 Copa America'yı aldılar. Güney Amerika'da Ekvador ve Venezuela ile birlikte kupayı kazanamayan üç takımdan biri olan Şili, Copa America'ya 7. Kez ev sahipliği yapıyor. Başkent Santiago iki stadyumla ev sahipliği yaparken, turnuvaya toplam sekiz şehir ev sahipliği yapacak. Her turnuvada 10 Güney Amerika takımının yanı sıra iki milli takımın davet aldığı Copa America'da bu turnuvada Meksika ve ilk kez katılan Jamaika'yı izleyeceğiz. Japonya ve Çin'in geri çevirdiği davete son olarak İspanya da olumsuz yanıt vermişti. İki yıl sonra Rusya'da düzenlenecek olan FIFA Konfederasyon Kupası'na ev sahibi Rusya, Dünya Kupası'nın son sahibi Almanya ve Asya Kupası'nın sahibi Avustralya'dan sonra Güney Amerika'yı temsil edecek takım da bu turnuvanın şampiyonu olacak. Dünya Kupaları'nın doğal favorisi Brezilya, kendi kıtasının en büyük organizasyonunda Uruguay ve Arjantin'in gölgesinde kalmış durumda. Sambacılar sekiz kez kupayı kaldırırken, kıtanın efendisi son kupayı kazanan ve müzesinde 15 Copa America olan Uruguay. Messi'li Arjantin, Şili'de kupayı kazanıp kupa sayısını Uruguay ile eşitleme peşinde. Şili dilinde çalım olan Cachana, Nike'nın Copa America 2015 için tasarladığı top. Topun üzerindeki kırmızı renk, Şili halkını, mavi, Şili'nin gökyüzünü ve beyaz ise And Dağları'nı simgeliyor. Copa America'nın tarihinde ilk galibiyeti Uruguay, bu turnuvaya ev sahipliği yapan Şili'yi 4-0 mağlup ederek almıştı. Turnuvanın en farklı galibiyetine ise Arjantin, 1942'de Ekvador'u 12-0 mağlup ederek adını yazdırmıştı. Peki 12 takımın yedisini Arjantinli teknik adamların çalıştırdığı Copa America 2015'te hikaye nasıl yazılır? A Grubu'nda ev sahibi Şili ile Meksika gruptan rahat çıkar görünüyor. Bolivya ve Ekvador ise zor olanı yapmaya çalışacak. Her turnuvanın bir ölüm grubu vardır, Copa America'da da B Grubu'nda Arjantin, Uruguay, Paraguay ve zayıf halka Jamaika var. Dünya Kupası'ndaki ısırık vakası nedeniyle bu turnuvada forma giyemeyecek olan Luis Suarez'i çok arayacak olan Uruguay, sert savunmacı Paraguay'a takılmazsa yola devam eder. Arjantin'in gözü ise zaten finalde. C Grubu'nda favori Brezilya ile birlikte Kolombiya,, Peru ve Venezuela yer alıyor. Brezilya'da herkes geçen yıl Dünya Kupası'nda sakatlanıp yarı finalde oynamayan Neymar'ın eline bakıyor elbette. Copa America'nın bütün maçları Tivibu platformundan naklen yayınlacak. Gecenin bir vakti bütün maçları takip edemem diyorsanız benim bu hafta için tavsiyelerim: Bu gece Arjantin Paraguay (00:30), Salı 02:30'da Şili- Meksika, Çarşamba 02:30'da Arjantin- Uruguay ve Perşembe 03:00'de Brezilya- Kolombiya... "Messi, herkese karşı" turnuvasında iyi seyirler. 

10 Haziran 2015

Copa America Naklen Yayınlar


Tüm maçlar Tivibu'da
12 Haziran Cuma
Şili – Ekvador, 02.30
13 Haziran Cumartesi
Meksika – Bolivya, 02.30
Uruguay – Jamaika, 22.00
14 Haziran Pazar
Arjantin – Paraguay, 00.30
Kolombiya – Venezuela, 22.00
15 Haziran Pazartesi
Brezilya – Peru, 00.30
16 Haziran Salı
Ekvador – Bolivya, 00.00
Şili – Meksika, 02.30
17 Haziran Çarşamba
Paraguay – Jamaika, 00.00
Arjantin – Uruguay, 02.30
18 Haziran Perşembe
Brezilya – Kolombiya, 03.00
19 Haziran Cuma
Peru – Venezuela, 02.30
20 Haziran Cumartesi
Meksika, Ekvador, 00.00
Şili  - Bolivya, 02.30
Uruguay – Paraguay, 22.00
21 Haziran Pazar
Arjantin – Jamaika, 00.30
Kolombiya – Peru, 22.00
22 Haziran Pazartesi
Brezilya – Venezüela, 00.30
25 Haziran Perşembe
Çeyrek Final 1. Maçı, 02.30
26 Haziran Cuma
Çeyrek Final 2. Maçı, 02.30
27 Haziran Cumartesi
Çeyrek Final 3. Maçı, 02.30
28 Haziran Pazar
Çeyrek Final 4. Maçı, 00.30
30 Haziran Salı
Yarı Final 1. Maçı, 02.30
1 Temmuz Çarşamba
Yarı Final 2. Maçı, 02.30
4 Temmuz Cumartesi
Üçüncülük Maçı, 02.30
4 Temmuz Pazar
Final Maçı, 23.00