22 Mart 2017

19 Mart 2017

Leonardo Jardim


Beşiktaş’ın 10 kişiyle Vodafone Arena’nın çimlerine serdiği Olympiakos, 21 yıl sonra ilk kez 3 mağlubiyet aldı diye ilk maçtan önce teknik direktörünün görevine son vermişti. Acele etmişler demeyin çünkü aynı kulüp dört yıl önce ligde 10 puan farkla lider olan teknik direktörüne “Valizlerini topla” demişti. Olympiakos, İstanbul’da Beşiktaş’a teslim olmadan 24 saat önce o adam Monaco’nun başında son 10 yılın en başarılı teknik direktörü Pep Guardiola yönetiminindeki Manchester City’yi Şampiyonlar Ligi dışına itti. Yine Portekizli yine futbolculuk kariyeri olmayan biri var karşımızda. Leonardo Jardim, 15 yıl önce Portekiz’in Madeira Adası’nda ismini kimslerin bilmediğii Camacha’da yardımcı hoca olarak başladığı kariyerinde basamakları üçer beşer değil birer birer çıktı. 2009’da Beira-Mar’ı Portekiz Süper Ligi’ne çıkarttığında ülkede artık herkes tanıyordu onu. Teknik adamlar kıyma makinesi Olympiakos ile olan altı aylık hikayesinin ardından Sporting Lizbon’da gençlerle takımı zirve yarışına sokunca ülke dışından da taliplileri çıkmaya başladı. Monaco’ya gelen Rus sermayesinin, PSG gibi bir dev karşısında ezileceğine inananlar çoktu ama Jardim, Fransa’da bütün futbol ezberlerini bozan adam oldu. 2003-2004 sezonunda vatandaşı Mourinho’nun çalıştırdığı Porto’ya Şampiyonlar Ligi finalinde kaybeden ve 13 yıl tek bir kupa bile kazanamayan Monaco bu sezon şampiyonluğa koşarken, Avrupa’nın en çok gol atan takımı da olmayı başardı. Kulübün Rus patronu Dmitri Rybolovlev, Ranieri döneminde akıttığı milyonları Leonardo Jardim döneminde kısmış olmasına rağmen 42 yaşındaki Portekizli teknik adamın cımbızla seçilmiş gibi duran prensleri, Monaco’yu zirveye taşıdı. 18 yaşındaki “Yeni Thierry Henry” denilen Kylian Mbappe, Caen’den sadece 4 milyon Euro’ya alınan, orta sahanın canavarı 21 yaşındaki Thomas Lemar’a menajer Jorge Mendes’in Benfica’dan 16 milyon Euro’ya getirdiği 22 taşındaki Bernard Silva’yı da ekleyelim. Sağ bekten ortaya saha devşirme 23 yaşındaki Brezilyalı Fabinho, solda harikalar yaratan 22 yaşındaki Benjamin Mendy ve yine 22 yaşındaki Timoue Bakayoko’yu aynı kadroda buluşturan futbol aklının, kendisini 10 puan öndeyken kovan Olympiakos kulübüne bir selamı olmalı elbette. Leonard Jardim adını ilerleyen yıllarda çok daha fazla duyacağız, bugüne kadar Mourinho gibi kendine “Special One” (Özel biri) demediğini bu Pazar not düşelim… 

Yerli mi Yabancı mı?


Lig şampiyonluğu için yerli teknik adam mı, yoksa kulübe yeni bir vizyon kazandıracağı söylenen yabancı teknik adamlar mı? Bu soruyu Avrupa’da soran ve cevap arayan tek ülke biz değiliz. Türk futbolunda yabancı bir teknik adamın (Zico/Fenerbahçe) şampiyonluk yaşadığı sezondan bu yana 10 koca yıl geçti. Bu sezon da 18 takımın sadece 5’inde yabancı teknik direktör yapıyor ve bunlardan ikisi şampiyonluk yarışına ilkbaharı görmeden havlu atan Fenerbahçe ve Galatasaray. Soruyu yüksek sesle seslendiren Fransızları sona bırakayım. İngiltere’de 20 kulübün 15’inde yabancı hoca var. İspanyollarda 7 yabancı teknik adam görev yapıyor. Alman kulüplerinden altısı kendini yabancı teknik direkrtörlere teslim etmiş. Bu konuda her zaman tutucu olan İtalyanlar 4 ile yetinirken Fransızlarda 6 yabancı teknik adam var ve bunlardan 3’ü, Portekizli Jose Mourinho modasının rüzgarına kapılıp ufaktan marka olmayı başarmış isimler. Fransızların sorusuna gelelim şimdi: 2013’te İtalyan Carlo Ancelotti’nin şampiyonluğundan önce mutlu sona ulaşan son yabancı teknik adam yine Paris Saint Germain ile, 23 yıl önce Artur Jorge ise gerçekten Fransız futbolunun yabancı teknik adamlara ihtiyacı var mı? İlk maçı 4-0 kazanıp, Barcelona karşısında futbol tarihinin en büyük geri dönüşüne seyirci kalan Paris Saint Germain’in İspanyol teknik direktörü Unai Emery’in basiretsizliği mi bu sorunun cevabı yoksa Manchester City gibi bir devi kupa dışına iten Monaco’nun hocası Leonardo Jardim’in şovu mu?  Fransızların hep bardağın dolu tarafına baktıklarını düşünürsek… 

17 Mart 2017

Xabi Alonso


Miguel Angel Periko Alonso Oyarbide ismi günümüzde futbolseverlere bir şey ifade etmeyebilir. Ancak 40 yaşın üzerindeki İspanyollar, Real Sociedad ve Barcelona formasıyla iki yüzden fazla maça çıkan bu orta saha oyuncusunun yeteneğinden bahsedebilir. Ama Mikel özellikle de Xabi Alonso deyince bugün 10 yaşındaki çocuğun bile hakkında kuracak çok cümlesi vardır.
Periko Alonso'nun iki oğlundan Xabi, yetiştiği Real Sociedad'da zirve yapıp Liverpool'a gitti. 2005'te İstanbul'daki unutulmaz Şampiyonlar Ligi finalinin kahramanlarından biriydi. 2014'te Lizbon'da bir Şampiyonlar Ligi Kupası daha. Kazanılan maçların ardından stadyumu terk etmeden tribünde bir koltuğa oturup ayaklarını uzatıp çektirdiği hatıra fotoğrafları hiç unutulmayacak. Real Madrid'i tüm ısrarlara rağmen bırakıp Bayern Münih'e gitmek de kendisine bir meydan okumaydı.
36 yaşında, zirvede bırakmaya karar verdi. Kramponları elinde bir siyah-beyaz fotoğraf karesinin altına "Yaşadım sevdim. Elveda güzel oyun" yazdı. Son 20 yılın özlenecekler adamlar 11'inin orta sahasına yazdım ben de adını.

Floransa ve Terim


İtalya'da Fiorentina'nın müzesinde Juventus, Milan ve Inter'inki kadar kupa yok ama ülkenin belki de en güzel şehri Floransa'nın takımı, Çizme'nin futbol tarihinde her zaman bir kült olmayı başardı.
Son şampiyonluklarını 1968-69 sezonunda kazandılar, 1982 yılından beri ikinci de olamadılar. Kazandıkları son kupa ise İtalya Kupası, onun üzerinden de 16 yıl geçti.
O kupayı Mancini kazandı diye yazar kariyer istatistiklerinde ama takımı bahar ayına kadar tur atlatıp yarı finale getiren isim Fatih Terim'dir. Floransa halkı 'Grande Terim'i (Büyük Terim) hiç unutmadı. Şimdi 90. yıl kutlamaları var Floransa'da. Mor Menekşeler, İmparator'u bugün oynanacak Cagliari maçına davet ettiler. Bu hafta sonunda Fiorentina'nın 1990-2001 yıllarına damga vurmuş isimleri ağırlıyorlar.
Terim ile birlikte geçen yıl Leicester'e o mucize şampiyonluğu kazandıran Claudio Ranieri de olacak stadyumda. Fiorentina'nın son 30 yılına baktığınızda onlarca İtalyan teknik adam görürsünüz.
İsveçli Sven Göran Eriksson, Brezilyalı Lazaroni, Fatih Terim, Sırp Mihajlovic ve bu sezon takımı çalıştıran Portekizli Paulo Sousa ise bu uzun dönemde görev yapmış teknik adamlar.
Fatih Terim, Fiorentina'ya büyük futbol oynatarak taraftarın kalbini kazanmıştı.
Bugün 90. yıl kutlamalarında özellikle efsane kale arkası Terim'i tribüne çağıracak. İnsanın aklına şu soru geliyor elbette: Fiorentina, kendisini 17 yıl önce çalıştırmış Türk teknik direktörü unutmuyor, 2 bin kilometre uzaktan davetiye yolluyor. Galatasaray kendisine 20 şampiyonluğun 6'sını kazandıran efsane hocası Terim'i iki yıl önce 4. yıldızın takıldığı şampiyonluk törenine davet bile etmiyor. Vefa'nın İstanbul'da bir semt adı olduğu, Floransa'da böyle bir semtin olmadığı da doğrudur...

5 Mart 2017

Ben Yoruldum Hayat
Gelme Üstüme




Paris Saint Germain karşısında yaşadıkları hezimet gözlerinin önünden gitmiyordu. Aslında sezon başında almıştı ayrılık kararını ama artık açıklama vaktiydi. Üstelik işler tam da yolunu girmişken. Şampiyonluk artık çok zor denilen günlerde Real Madrid, erteleme maçında Valencia’ya kaybetmiş, onun takımı Atletico Madrid’i deplasmanda devirmişti. Doğduğu şehrin, alt yapısında yetiştiği kulübü farklı mağlup ettikleri bir maçın ardından “Gidiyorum” demek tesadüf müydü? O ne Cruyff gibi Katalanlaşmış bir Hollandalı ne de Barcelona alt yapısından çıkmış Guardiola idi. Austrias bölgesinde Gijon’da doğmuş üstelik bir zamanlar El Clasico’larda Real Madrid formasıyla Barcelonalı futbolcuların üzerine yürüyen Luis Enrique idi. Barcelona ona B takımını teslim ettiğinde bir geleneğin parçası olduğun söylediler. Futbolu bıraktığı kulübün taraftarı için o artık “Bizim Luis Enrique” idi. Guardiola da futbolculuk günlerinde kulüpte kalbini kırdıklarında soluğu İtalya’da almıştı. Luis Enrique de baktı kendine sıra gelmeyecek Roma’ya evet dedi. Gereksiz cesurdu. Bugün belki evet ama altı yıl önce Totti’yi kulübeye mahkum etmek Roma hukukuna (!) bile aykırıydı o şehirde. Ertesi yıl memleket dönüp Celta Vigo’da yeniden doğduğunda, Real Madrid’i şampiyonluktan eden galibiyeti almış, Barcelona için doğru zamanda doğru insan olmayı başarmıştı. Onu öneren eski arkadaşı Andoni Zubizarreta artık Barcelona’da değil ve O.Marsilya için çalışıyor. Sonun başlangıcı da onun gidişiydi zaten. “Mezarlıkta yatan en zengin adam olmak istemiyorum” diyordu Luis Enrique. Arda Turan transferi için yönetimin karşısına tek başına dikilen, bin günde 8 kupa kazanan ama üç yılda 10 yaş yaşlanan Luis Enrique, Katalan medyasının büyük baskısı karşısında pes etmeyi tercih etti. Önünde kazanabileceği bir şampiyonluk, oynayacağı bir Kral Kupası finali varken. “Gelecek sezon yokum” diyen Guardiola gibi o da kulübün önünü açtı. Pep Guardiola, Barça’daki 4 yılın ardından New York’ta bir yıl kendini dinlemiş ve futboldan uzak kalmıştı. Luis Enrique de kendini nadasa çekip iç hesaplaşmasını yapacak mı, zaman gösterecek. Şimdi Barcelona’nın yeni hocası için fallar açılıyor. En büyük hayali Barcelona’yı çalıştırmak olan ve bu yüzden Avrupa’da ilk teknik adamlık tecrübesini İspanya’da yaşamak isteyen Jorge Sampaoli, belki de Barcelona için doğru zamanda doğru insandır… 

GUARDIOLA'NIN BARÇA'DAKİ DÖRT YILI
Dünyanın en büyük kulüplerinde çalışmanın kariyere yazdırdığı kupalar, banka hesaplarına getirdikleri kadar insan hayatından da götürdükleri de var. Luis Enrique bu fiziksel çöküşü yaşayan ilk teknik adam değil. 37 yaşında, alt yapıda takım çalıştırmaktan başka bir tecrübesi olmayan Pep Guardiola’nın Barcelona’nın başına geçip, dört yıl sonra ayrıldığında yüzünde oluşan çizgiler, kazandığı onca kupadan daha fazlaydı. Süper starlarla dolu bir soyunma odasını yönetmek, sürekli kazanma baskısı altında olmak, her dakikanı her kelimeni takip eden bir medyanın gölgesinde yaşamak. Bayern Münih yılları ve bu sezon Manchester City’deki Pep Guardiola ile 10 yıl önceki adam arasında dağlar kadar fark var. Değişen sadece futbol değil, insanlar da. Daha öfkeli, daha kibirli, daha az uzlaşmacı ve daha az tolerans sahibi yapıyor insanı baskı altında geçen yıllar. 



MOURINHO'NUN REAL MADRİD'DE ÜÇ YILI 
Yılların acımazsızca davrandığı bir diğer isim de Jose Mourinho. Porto’dan Chelsea’ye geldiğinde “Özel biri” diye kendini tanıtan adamdan mütevazi olmasını kimse beklemiyordu elbette. Inter ile üç kupa kazanıp geldiği Real Madrid’de Guti ve Raul gibi iki ikon ismin ipini çeken Mourinho üç yıl kaldığı Real Madrid’de, Guardiola ve Luis Enrique gibi çöktü. Sergio Ramos ve Casillas’ı karşısına almanın bedeli sadece koltuğunu kaybettirmedi, saçları beyazlayan Portekizli, Madrid medyasının keskin kılıçları karşısında gün geldi kendini kaybetti. Muteber bir adam kabul edildiği Londra’ya dönüşü de orada kazandığı şampiyonluğun ardından bir sezon sonra oyuncuları tarafından dışlanmış olması ve koltuğunu kaybetmesi de yüzündeki çizgilerin romanı... Bir şarkının nakaratı Luis Enrique’nin, Pep Guardiola’nın ve Jose Mourinho’nun ortak hikayesi: Ben yoruldum hayat / Gelme üstüme… 

27 Şubat 2017

Sergio Asenjo


11 yıl önce İspanya 17 yaş altı milli takımının kalesini koruduğu günlerde ona “İşte yeni Casillas” diyorlardı. Milli takım hocaları gençliğinde hiç vazgeçmediler ondan. Sergio Asenjo, 19, 20, 21 yaş kategorilerinde tecrübe kazandığında Valladolid’den Atletico Madrid’e gitme zamanı gelmişti. İlk diz sakatlığını Madrid’e gelmeden yaşamıştı, bu sakatlıkların onun kariyerini çizecekti ama elbette ki Asenjo’nun haberi yok. Bir kaleci yeni takımında iyi başlamalı ki tribünün gözünde kredisi olsun. Asenjo’nun talihsiz adamdı. Atletico savunması onu da yaktı ve kaleyi genç David de Gea’ya kaptırdı. 2010’da sağ diz bağları koptu. Zorlu tedavinin ardından sahalara döndüğünde sırtında Malaga forması vardı. Bir yıl geçmişti ki aradan sağ dizi onu yine gözyaşları içinde bıraktı. Yılmadı, geri döndü çok çalıştı ve Villarreal kalesini teslim aldı. O kabus günler geride kaldı derken 2015 yılında yine sağ diz onu yarı yolda bıraktı. Asenjo 3 kez sakatlandığı sağ dizine inat bu sezon La Liga’nın en iyi kalecisi olmayı başardı. Takımı, ligin en gol yiyen kalecisiydi. Real Madrid maçında sol dizinden gelen ses ona o kabus günleri hatırlattı. Bağların kopan sesi kulaklarında yankılandı. Doktor, sezonu kapattığını ve 6 ay futboldan uzak kalacağını söyledi. Sergio Asenjo, 28 yaşında. Geçmişi bizi pes etmeyeceğini söylüyor. Zaten yenildiğinde değil vazgeçtiğinde kaybedersin. Asenjo futbolseverlere vazgeçmediğini çok zaman önce öğretti.

Hayalleri Gerçeklere Kırdıranlar


Eğer adınız Alex Ferguson (24 yıl) ya da Guy Roux (44 yıl) değilse ve mesleğiniz teknik direktörlük ise göreve geldiğiniz takımda işler yolunda gitmeyince, ilk kapının önüne konulan olursunuz. 25 futbolcuyu gönderemeyen başkanlar, teknik adamların biletini keser.
Oyunun kaderini çizen bu adamlar artık kendi kaderlerini kendileri çiziyorlar ve bir kulüpte başarılı olmak onları kesmiyor. Başka coğrafyalarda, başka futbol iklimlerinde kendilerini kanıtlamak için ülke değiştiriyorlar. Guardiola'dan, Ancelotti'ye, Mourinho'dan Antonio Conte'ye bütün kalburüstü teknik adamların kariyer yönetimlerindeki ortak nokta: "Seni başarılı hatırlamaları için önce başarılı ol ve git."
Kloop'un Liverpool'a gidip yapmaya çalıştığı, Diego Simeone'nin yapmaya hazırlandığı, Zinedine Zidane'ın bir gün mutlaka İtalya Ligi'ne teknik adam olarak döneceği gibi... Otto Bariç ile başlayan Advocaat ile devam eden Aziz Yıldırım ve teknik adamları listesini tam kadro buraya yazıp gözlerinizi bozmak istemem. Atletico Madrid'de 17 yılda 39 teknik adam değiştiren, 141 futbolcu transfer eden Jesus Gil'in başaramadığı her şeyi oğlu Miguel Angel Gil başardı İspanya'da.
Yaptığı çok basitti. Doğru teknik adamı buldu. Diego Simeone'ye yıldız transferler hediye etmediler mi, ettiler ama Arjantinli teknik adam geride kalan altı yılda her seferinde bir "takım" yapmayı başardı.
Olympiakos'ta Socratis Kokkalis 17 yılda 20 teknik direktörle çalıştı. Yunanistan'dan zaten başka şampiyon çıkmazken Kokkalis, kaşını gözünü bir zaman sonra beğenmediği teknik adamları kapının önüne koydu. Guus Hiddink'in Türk Milli Takımı'nın başındayken bizlere kurduğu didaktik cümlelerin benzerini şimdi Fenerbahçe'de Advocaat kuruyor. Hollandalılara özgü, o kimi zaman sinir bozucu olan gerçekçilikle, hayalperest olmakla suçlanıyor Türkiye'de futbolsever. Ayaklarımız yere bassın isteniyor. Oysaki taraftar dediğin sürekli hayal kurar. Her maçı kafasında oynar. Biz, iki Hollandalı teknik adam Hiddink ve Advocaat'tan Milli Takım ve Fenerbahçe için "Hasta olmuşsunuz" teşhisini duyduk. Oysa ki biz bu teknik adamlara milyonlarca euro'yu hastalığın teşhisi kadar tedavisi için de ödüyorduk, ödüyoruz. Başarılı teknik adam, taraftarın hayalini gerçek kılandır. Hayalleri, gerçeklere kırdıran, paramparça eden değil...

Gai Assulin Yıldız Olacaktı

Barcelona altyapısında 10 yıl önce Messi'nin ardından hücum hattında iki yıldız adayı çıkmıştı 89-90'lılardan. 17 yaşında fırtınalar estirecek kadar iyiydiler ama kariyer basamaklarında fırtınalara yenik düştüler. Bojan Krkic, Roma, Milan, Ajax formalarını giydi ama Barça için oynamayanlar listesinde kaldı. Giovanni Dos Santos'un yolu Galatasaray'a düştü. İspanya'dan 26 yaşında neden ABD'ye gittiğini kimse anlamadı. 1991'li Thiago Alcantara ise Guardiola'nın prenslerinden biriydi. Hocasıyla 22 yaşında Bayern Münih'e gittiğinde Almanlar onun için 25 milyon euro ödedi. Thiago'nun Barcelona altyapısında en yakın arkadaşı Gai Assulin için işler o kadar yolunda gitmedi. Katalan kulübünün altyapısı La Masia'da 16 yaşında üzerine titrenen Assulin büyük forvet olacaktı. Olmadı. Assulin bu sezon İspanya 3. Ligi'nde Sabadell forması giyiyor. Ligin lideri ise bir zamanlar formasını giydiği Barcelona B takımı...

19 Şubat 2017

Cruyff-Adidas-İki Bant


Johan Cruyff'un 30 yıl sır gibi sakladığı 1978 Dünya Kupası'na gitmeme sebebini futbol dünyası hep Arjantin'deki dikta rejimini protesto etti diye bilmişti. Sarı Fare ailesinin Dünya Kupası'ndan bir yıl önce tehdit edildiğini açıklamak için çok bekledi.
1974'te Hollanda Milli Takımı, Dünya Kupası'na giderken verdiği bir karar ise bir o kadar ilginçti. Futbol tarihinin bugün en kült formalarından biri kabul edilen düz turuncu milli takım forması için Hollanda ile anlaşma yapan Adidas'tı.
Markanın kollardaki üç çizgili formasına itiraz eder Cruyff çünkü o Adolf Dassler'in kurduğu Adidas'ın değil onun kardeşi Rudolph'un kurucusu olduğu Puma ile anlaşma yapmış ve onun kramponlarını giyiyordu. Hollanda Milli Takımı, 1974 Dünya Kupası'na kollarında üç bant olan formalarla çıktı.
Takım kaptanı Johan Cruyff da elbette o formayla sahadaydı, belki gözden kaçan ya da unutulan ise onun formasının kollarında üç değil iki bant olmasıydı. Kazanan Cruyff olmuştu. Dört yıl sonra Arjantin'de Cruyff yokken Rene ve Willy Van de Kerkhof kardeşler de iki şeritli forma giymek istedi. Federasyon izin vermedi çünkü Hollanda'da bir Cruyff vardı...

13 Şubat 2017

15 Bin Dolara Harbi Ronaldo


Cristiano Ronaldo ile Brezilyalı efsane golcü Ronaldo'yu ayırabilmek için ikincisine "harbi" ön eki getiriyorum uzun zamandır. Hikayenin öznesi de Harbi Ronaldo. 24 yıl öncesine gidelim. Ronaldo 17 yaşında genç bir yetenek. Sao Paulo Başkanı'na bir teklif mektubu geliyor. Mektupta kısaca yazan "Rio'lu çok yetenekli bir genç var. Santrfor oynuyor. Bonservisinin yüzde 50'sine 15 bin dolar verin."
Sao Paulo Başkanı Jose Eduardo Pimenta Mezquita teklifi yüksek buluyor, cevabı da kısa oluyor: "7 bin 500 dolar veririm". Anlaşma olmuyor, 15 bin dolarlık Ronaldo, Cruzeiro'nun yolunu tutuyor, 14 maçta 13 gol atıp 3 de asist yapınca Hollanda'ya PSV'ye gidiyor. Sonrasını biliyorsunuz...


Spagetti Alla Ranieri


Alt ligden gelip en üst ligde ilk sezonunda şampiyon olmak mı daha zor ihtimal yoksa şampiyon olduğu üst ligde ertesi sezon küme düşmek mi? İkincisi demek daha akla yatkın geliyor ama söz konusu takım Leicester olunca geçen yıl kazandıkları şampiyonlukta fazla mantık aramamak, zaten mucizeydi demekte fayda var. Şampiyonluğa yürürken 40 puan barajını aştıklarında "Tamam ligde kalmayı garantiledik. Takımın üzerindeki baskı kalktı" derken gayet ciddi olan İtalyan teknik adam Ranieri için bu sezon durum iyi gitmiyor.
Bu düşüşü sadece orta sahalarının dinamosu Kante'yi Chelsea'ye satmış olmalarıyla da açıklayabilmek mümkün değil. Leicester, Premier Lig'de son 14 haftaya girilirken 21 puanla küme düşme hattının sadece bir puan üzerinde ve son dört maçını da kaybetti. Hal böyle olunca "Şampiyon olduğu sezondan bir sonraki sezon küme düşen takım var mı?" sorusu akıllara geliyor.
Futbol tarihinde 1927 yılından bu yana 44 ülkede 68 takım şampiyonluk sevincini yaşattığı taraftarını bir sezon sonra küme düşüp ağlatmış. Bizde böyle bir örnek yok ama Almanya'da Nürnberg (1969), Avusturya'da Tirol (2002), Brezilya'da Fluminense (2013), İngiltere'de Manchester City (1938) bir yıl içinde sevinci de hüznü de yaşayan takımlardı.
Peki mucize şampiyonluğun mimarı Ranieri'nin kurtuluş reçetesi var mı? İtalyan hoca, çok hamburger yiyen futbolcularına yasak getirdi ve "Makarna yiyeceksiniz" emrini verdi. Bakalım, makarna, Liecester City'i kurtaracak mı?

5 Şubat 2017

Gigi Datome ve Mekatronik Mühendisi


Önce eski zamanlarda aynı şehrin farklı insanları sonra  ve İstanbul... Barselona'nın geniş caddelerinden birinde o çok şubeli kahve dükkanının kaldırıma attığı masalarında dört genç oturuyor. Şehrin en pahalı restoranlarında da yemek yiyecek kadar para kazanıyorlar ama ucuz kahvelerini almışlar, kahkahalı bir sohbetin içine düşmüşler. Kaldırımda yürüyenler için çok tanıdık yüzler onlar çünkü hepsi de Barcelona forması giyiyor ya da giyiyorlardı.
Sergio Roberto, şimdi Borussia Dortmund için ter döken Bartra, Valencia'nın yolunu tutan Munir El-Haddadi ve onları ziyarete gelen Bojan Krkic. Ertesi gün Barcelona'nın maçı var, ortalıkta bir imza organizasyonu olmadığından tanısalar da kimse masalarına uğramıyor.
İkinci sahne yine Barselona'nın açık havada masaları olan bir restoranından. Oturanlar bu kez biraz da ağır ağabeyler. Eski kaptan Puyol, bugünlerde pazubantı takan Pique, Busquets... Ertesi gün El Clasico var şehirde. Uzun oturuyorlar ancak masadan kalkarken iki genç çekinerek hatıra fotoğrafı çektiriyor. Kimse "El Clasico ne olur, ne işiniz var burada, ne olacak bu savunmanın hali, yeni transfer var mı?" diye sormuyor...


Gigi Datome, NBA kariyeri de düşünüldüğünde son yıllarda İtalyan basketbolunun en muteber adamlarından biri. İki yıldır  forması giyiyor, neler yaptığı basketbol yorumcularına kalsın; Datome özel bir adam.
Türk kahvesine yerine hala espresso içiyor ama Türkçe'yi de öğreniyor. Sanat tutkusu onu Balat, Karaköy ve Tünel sokaklarına götürüyor. Caferağa'da bir kafenin köşesine ilişip sakin sakin kitabını okuyan, İstanbul'u çok seven ve yaşarken de hakkını veren bir adam Datome. Peki ne oluyor? Bu şehrin güzelliğine ve güvenliğine söz edenlere inat kendini Beyoğlu'nun el ürünlerinin satıldığı bir dükkanına atan ve orada çektiği fotoğraf karesini Instagram hesabında paylaşan Gigi Datome'ye bir taraftar şu mesajı yazıyor: "CSKA maçına odaklan."
İlk iki hikayenin takımı Barcelona "bir kulüpten ötesi" ise, Gigi Datome'nin verdiği cevap da bir üçlükten ötesi oluyor. Mesajı yazan Fenerbahçe taraftarının infosunda mekatronik mühendisliği öğrencisi olduğunu gören Gigi'nin yanıtı bir Final Four finalinin son çeyreği kadar güzel: "Mekatronik mühendisliği hakkındaki tavsiyelerimi dinlemek ister misin?" Burada hayatın denklemi basit aslında. Mühendislik okuyan genç derslerine çalışacak, Gigi idmanlarını yapacak, maçta ter dökecek. Mühendis adayı, Gigi'nin attığı basketlere sevinecek. Gigi de emeklerinin alkışlandığını görünce gidip Balat'ta bir keyif kahvesi içecek.
Fenerbahçe, CSKA Moskova'yı 77-71 mağlup etti. 10 sayı, bir asist, 6 ribaund ile oynayan Gigi Datome galibiyetin kilit adamlarından biri oldu.


3-30 Pique


Bazı futbolcuların çocukluğunda o çok duyduğumuz "zor yıllar" hikayesi yoktur. Babası avukat, annesi sağlık sektöründe üst düzey yönetici olan, yetmedi dedesi şehrin dünyaca ünlü kulübüne ömrünü vermiş eski yöneticisiyse o çocuk hayata da futbola da bir adım önde başlar. Fotoğraftaki sevimli ufaklık Camp Nou'nun çimlerinde babası bu fotoğrafı çektiğinde sene 1990'dı. Onun yıllar sonra formasını giyeceği ve ilk golünü de bize atacağı İspanyol Milli Takımı, İtalya'daki Dünya Kupası'nda gruptan çıktıktan sonra daha ilk turda uzatmalarda Yugoslavya'ya yenilmiş ve evine dönmüştü. Çocuk büyüdü, sıkı futbolcu oldu. Hatta dünyanın en iyi stoperi...
Gerard Pique üç gün önce 30 yaşına girdi. Bir zamanlar kırmızı montuyla poz verdiği Camp Nou'nun çimlerine çocukları Milan ve Sasha ile çıkan bir baba ve Shakira'nın da eşi. "Bir gün Barcelona'ya başkan olacağım" diyor. Üçünde bu pozu veren çocuk bu hayali için 53'ünü beklemez gibi duruyor.


1 Şubat 2017

Gol Çizgisi Teknolojisi



Gol çizgisi teknolojisi (Hawk Eye /Sony... Goal Control /Almanya) kullananlar
PL ve Bundesliga için sezonluk maliyeti 2.5 milyon Euro.

Ocak 2017 Top 10 Transfer


Oscar (SIPG): 60 Milyon Euro
Draxler (PSG): 40 Milyon Euro
Gabriel Jesus (City): 32 Milyon  Euro
Gues (PSG): 30 Milyon  Euro
Payet (Marsilya): 29,3 Milyon  Euro
Ighalo (Yatai): 23,3 Milyon  Euro
Schneirlin (Everton): 22,9 Milyon  Euro
Zhang (HB CFFC): 20,44 Milyon  Euro
Witsel (TJ Quanjian): 20 Milyon  Euro
Pato (TJ Quanjian): 18 Milyon  Euro

29 Ocak 2017

Bir Milan-Terim Hikayesi


Tribünlerin çok sevdiği ve hatta taptığı teknik direktörü yönetimler sever mi? Taraftarın sonsuz güvenini kazanan hocalar bu duyguyla koltuklarını sağlama mı alır, yoksa bu sevgi çok mu göze batar?
Yıllar önce Fatih Terim'in Milan macerasının bitiş nedenleri hakkında çok şey yazıldı çizildi. Inzaghi'nin kaçırdığı penaltı, Beyefendiler Masası'nın lideri kaptan Paulo Maldini...
Yeni olan ne var peki? Bambaşka bir konuda araştırma yaparken Mauro Sumo imzalı bir makale okudum. Mauro Suma 51 yaşında, gazeteci ve 1999 yılında Milan'ın televizyon kanalının başına geçmiş. Yani Milan'ın içinden biri. Bu kartviziti sayesinde de yazdıkları daha da önem kazanıyor...
Tarih 21 Ekim 2001... Fatih Terim yönetimindeki Milan, derbiye çıkıyor. Takım, sezona iyi başlamış, derbi öncesi teklemiş durumda. Fiorentina, Udinese deplasmanı ve Lazio maçlarından 9 puan. Ardından Perugia deplasmanında 3-1 kaybedilen maç. İplerin gerildiği San Siro'daki 1-1 berabere biten Venezia maçı... Milan derbide Inter'i süpürüyor, 4-2 kazanıyor.
Galibiyeti tribünle kutlamak için Fatih Terim, Curva Sud'ün önüne gidiyor. Gitmiyor da aslında çağırıyorlar. İmparator diye yıkılıyor ortalık. Milan'ın taraftar grupları da kulüp üzerinde çok etkili o yıllarda. Mauro Suma, 11 yıl sonra yazdığı bir makalede teknik adam tribün ilişkilerine dair örnek verirken o derbiyi hatırlatıyor.
Suma ertesi gün Milanello'da rastladığı Cesare Maldini'ye "Gördün mü Terim'i? Curva'yı nasıl peşine taktı. Taraftar çok seviyor onu. Ne güzel değil mi?" diyor. Baba Maldini'nin suratının asıldığı verdiği cevaptan belli: "Milan'da böyle işler olmaz. Bize ters" diyor ve tribünlerin Terim'e olan sevgisinden dolayı rahatsız olduğunu ifade ediyor.
Mauro Suma, 11 yıl sonra yazdığı makalede "Ben Cesare ile konuştuktan 15 gün sonra Fatih Terim ile Milan'ın yolları ayrıldı" diyerek çok şey söylüyor zaten...
Suma ve Cesare Maldini arasında geçen konuşma ve bunun sonuçları aslında futbol dünyasında coğrafya gözetmeksizin yönetimlerin teknik adamlara bakışına da ayna tutuyor. Futbolcular da teknik adamların tribünlerin sevgilisi olmalarından rahatsız... Kaybedilen maçların ardından tepkinin kendileri üzerinde yoğunlaşacağının farkındalar. Yönetimler de istifaya çağrılırken, suçu o çok sevilen teknik adamda arıyorlar... Bu hikayenin aktörlerini Ünal Aysal ve Fatih Terim olarak okursanız, Terim'in Galatasaray'daki üçüncü döneminin neden ve nasıl sona erdiğini de anlarsınız...
Hikayenin sonunda ne mi oldu? O sezon Juventus şampiyon oldu. Inter, Lazio deplasmanındaki derbideki skor gibi, 4-2 ile dağıldı ve son hafta şampiyonluğu kaybetti.
Yedi yıl sonra Maldini futbolu bıraktığında Curva Sud, "Sadece Franco Baresi" tezahüratıyla bayrak adamlarını uğurladılar! Maldini ağladı, Curva iki yıl önce kendilerine paralı askerler diyen Paolo Maldini'ye "Paralı asker dediğin tribünden alkış mı bekliyorsun" pankartı açtı, Maldini de "Onlardan biri olmadığım için gurur duyuyorum" diye cevap verdi.

26 Ocak 2017

Bir Fotoğrafın Hikayesi


15 yıl önce Koke ve alt yapıdan 3 arkadaşı Atletico Madrid kaptanı Fernando Torres ile bir fotoğraf çektirir. Sonra.

22 Ocak 2017

Garibanlar Bielsa'sı:
Jorge Sampaoli


Tarihinde ilk kez Güney Amerika Kupası’nı finalde Uruguay’ı devirerek alan Şili’yi zafere taşıyan adamdı o. Kısa bir zaman sonra Uruguay, kupayı kaptırdığı Şili’yi 3-0 mağlup ettiğinde istatistikler maçta yüzde 73 topa sahip olan tarafın Şili olduğunu gösteriyordu. Vardı bu futbolda ve ona sordular. “Topa yüzde 73 sahip olup nasıl 3-0 mağlup oldunuz?” sorusuna Jorge Sampaoli gülümseyerek bir yanıt verdi: “Bakın size bir hikaye anlatayım. Bir akşam çok güzel bir kadınla bir bara gittim. Her şeyden konuştuk, yeni tanışmıştık ama sohbetimiz flört doluydu. Birbirimizi anladık, bütün gece sohbet ettik. Sonra gecenin vakti, barın kapısından giren bir adam o hiç tanımadığı yanımdaki kadını alıp gitti. Üzülmedim çünkü benim için mühim olan o akşamın büyük bir bölümünde benimle beraberdi.”


Çok özel bir adam Jorge Sampaoli. Arjantin futbolunun efsanesi Jorge Valdano onu şöyle anlatır: “Bir gün kardeşim Arjantin’de bizim doğduğumuz kasabaya yakın yerde yaşayan bir adamın benimle görüşmek için çok çabaladığını ve yardımcı olmamı istedim. Tanıdığım biri değildi, evime geldi ve tam yedi saat bana futbol hakkında sorular sordu. Bir iki yıl sonra gazetede fotoğrafını gördüğümde adını unuttuğum adamı hatırladım. Jorge Sampaoli’ydi o adam.”

“Keşke hayatta tutkuyla bağlı olabileceğim ikinci bir spor dalı olsaydı” diyecek kadar çok seviyor futbolu Sampaoli. Bazı teknik adamları diğerlerinden ayıran da budur. Sahaya takım elbiseyle değil, eşofmanla çıkan, 90 dakika boyunca kulübede oturmayan, sürekli maçı yaşayan, hakemle uğraşan, yeri geldiğinde rakip kulübüyle ve tribünlerle gerginlik yaşayan, tutkusuyla çalıştırdığı takımın taraftarının sevgilisi olan, kazanmaktan öte maçın ruhunu yaşayan, kendini kaptırıp giden teknik adamlar... Ne Mourinho, ne de Pep Guardiola uyuyor bu tarife. Ne Zidane ne de Ancelotti... Fakat aklınıza gelen ilk ismin kim olduğunu biliyorum. Elbette ki Marcelo Bielsa. Arjantin’in dünya futboluna hediye ettiği tarihin en iyi teknik adamlarından biri, o çok yakışan “Deli” (El Loco) lakabıyla bilinen Bielsa. 19 yaşında ayağı kırıldığı için futbol kariyeri başlamadan biten Jorge Sampaoli’nin idolü elbette ki Bielsa... Ona Güney Amerika’nın Mourinho’su da diyenler var ama daha güzeli Garibanların Bielsa’sı. 


Çünkü günümüzün en büyük futbol filozoflarından biri olan Bielsa hayatında hiç maddi sıkıntı çekmemiş aristokrat bir aileden geliyor. Dedesi, ülkenin önemli düşünürlerinden, babası baro başkanı bir avukat, annesi tarih profesörü olan Bielsa, Sampaoli için bir rol modeli. Bugüne kadar bir kez olsun idolü için “Deli” lakabını kullanmamış olması ona olan büyük saygısından dolayı elbette. River Plate maçlarını izlemek için Buenos Aires’e hafta sonlarında 12 saat yol yaparak gelen, Bielsa’nın bütün basın toplantılarını kasetlere kaydeden, cüzdanında kaybettiği babasının fotoğrafını taşıyan bir başka “deli”den bahsediyorum size…


Onun kaderini değiştiren maç 1996 yılında oynandı. Genç takımın hocası Sampaoli’yi hakem itiraz ettiği için saha dışına gönderdi. Bir semt sahasından hallice yerde takımından ayrı kalmayı kendisine yediremeyen Sampaoli bir ağaca tırmandı ve oradan direktifler vermeye başladı. La Capital Gazetesi’nden bir muhabirin çektiği fotoğrafı yayın yönetmeni ertesi gün birinci sayfada kullandı. Ağaca çıkmış bir teknik adam! “Bekler hücuma çıkmaz. Kanat oyuncusu yok. Arjantin’deki futbolu izlerken baygınlık geçiriyorum” diyen Jorge Sampaoli, ülkesinde Newell’s Old Boys alt yapısı dışında hiçbir takımı çalıştırmadı. O, onun vizyonuna ve futbol felsefesine inanan takımların peşine düştü. Ona futbol dünyasının “kel Che’si” de dediler. Peru, Şili ve Ekvador Ligleri’ne oynattığı futbolla imza attı. Oyun felsefesi elbette ki usta kabul ettiği Bielsa’dan emanetti. Üçlü defansın önüne koyduğu dörtlü orta rakibin forvet hattını da orta sahasını da imha ediyordu. Çok koşmak lazımdı onun takımında. Gün geldi Şili’de bayrağı Bielsa’dan teslim aldı. Kimse şaşırmadı elbette. İnsan ilişkilerinde zor adam olan Bielsa biraz da aristokrat kimliğiyle geçinilmez kartvizitiyle dolanırken, halk adamı Jorge Sampaoli Şili’de hayal edilenden de fazlasını yaptı. Güney Amerika Kupası’nı kazanan milli takıma veda ederken adı Bielsa gibi Lazio ile anıldı ama İtalyanların futbolunu da sevmiyordu.

Bielsa, futbola büyük bir tutkuyla bağlı A.Bilbao ve Marsilya taraftarının gönlünü fethetmiş ama ayrılıklarıyla da biraz pas tadı bırakmıştı memleketine dönüp inzavaya çekilirken. Sampaoli, kendisi kadar tutkulu bir kulüp ve tribünler arıyordu. Aklınıza Fenerbahçe ve Galatasaray gelmesin. Bielsa, Sampaoli gibi adamların futbolu çok bildiklerini sanan ama zerre anlamayan kulüp yöneticileriyle ilişkisi bir ay bile sürmez bizim futbol iklimimizde. Sampaoli kendine yakışanı yaptı. İspanya’da Endülüs bölgesinin bütün genlerini üzerinde toplayan Sevilla’nın teknik direktörü oldu. Geçen hafta Real Madrid, 40 maçlık yenilmezlik rekoruna son verdi Jorge Sampaoli. 85. dakikada Ramon Sanchez-Pizjuan Stadyumu’nda taraftarı önünde 1-0 gerideydi Sevilla. Yedi dakikada çevirdiler maçı ve kazandılar. Bir zamanlar futbol tutkusunun ağaca çıkardığı Jorge Sampaoli bir dakikasında oturmadığı maçın ardından bir çocuk masumiyetiyle seviniyordu çimlerde… Onun çalıştırdığı takımları karşı maç kazanabilirsiniz ama Sampaoli’yi pes dedirtemez, onu yenemezsiniz…  

Marcelo Bielsa: El Loco