BIY ADS

15 Mart 2015

Hayat Bazen Üstten Aut

Hayatın can kırıklarından sakatlanır mı sporcular, yoksa şov devam etmeli deyip ufak bir çocuk gibi "Acımadı ki, acımadı ki" deyip koşmaya devam mı ederler? Elbette ki hayır. Dünyanın en mükemmel profesyonellerinden biri olarak gösterilen, günde altı saat idman yapan, 10 saat uyuyan, alkol kullanmayan Cristiano Ronaldo bile, gün gelir melankolinin esiri olur. Portekizli yıldız beş yıldır beraber olduğu sevgilisinden ayrıldığından beri Real Madrid'de işler yolunda gitmiyor. Elbette ki bunu Isco ve Modric'in yokluğuna bağlamak doğru futbol teşhisi ama Ronaldo da uzun zamandır sahada ışıl ışıl parlamıyor. Portekizli ailede baskın karakter anne, Irina Shayk'in oğluna iyi bir eş olamayacağına karar vermiş, İber Yarımadası'nın magazin sayfalarına göre. En tepedeki bile aşkın tokadını yediğinden yuvarlanıyor yokuş aşağı. Nazım Hikmet ustanın dediği gibi "Bir anda unuttum seni, eminim. Kalbimde kalbine yok bile kinim. Bence artık sen de herkes gibisin" deyip çıkılmıyor futbol sahasına... Formula 1'in efsane pilotu Mike Hakkinen'nin oğlu Hugo doğduktan sonra tur başına bir saniye kaybetmesi, baba olmanın sorumluluğuydu. Çünkü baba (anne) olmak bir maçın ikinci yarısıdır ve hakemin son düdüğü çalmasını hiç istemezsin. Michael Jordan'ın babasının bir cinayete kurban gitmesinin ardından basketboldan kopması ve kısa süre sonra beyzbol sahasında görünüp dünyayı şoka uğratması ise bir evladın yası ve beyzbolcu olmasını isteyen babasına gecikmiş bir vefa tezahürü... Milano'da omuzlarda karşılanan Arjantinli stoper Burdisso'nun kısa süre sonra Inter başkanı Moratti'ye gidip "Kızıma lösemi teşhisi koydular. Arjantin'de yanında olmak istiyorum" demesi de hayatın acı bir gerçeği... 


Wesley Sneijder, İstanbul'u çok seven eşi olmasaydı belki de sezon başında Galatasaray'dan ayrılmıştı. Hayat bu bilinmez, 2008'de gittiği Real Madrid'de harika bir sezonun ardından düşüşe geçtiğinde, İspanyol medyası yıkılan ilk evliliği yüzünden dağıtan Hollandalı'nın yoldan çıktığını yazmıştı. Eros olmasa Sneijder, Madrid'de kalır, Inter'e imza atmazdı. Jardel, Galatasaray'dan gittiğinde eşi Karen ile yolun sonuna gelmişti, yıllar sonra bu dönemi uyuşturucuyla geçirdiğini itiraf etti. Kabul edelim Daniel Güiza ile herkes ocakbaşına gitmek ister. Kaçırdığı goller ardından en hüzünlü bakan adamdı İspanyol santrfor. Eşi Nuria'dan çektiği kadar kimseden çekmedi Güiza. Hep yokuş aşağı koştu, hep dizi kanadı, savruldu, dağıldı, bitti. Beckham da Real Madrid'den apar topar kopup gittiyse sebep "Los Angeles'ta yaşayalım" diyen eşi Victoria'dır. Milan'ın Ukraynalı golcüsü Şevçenko, San Siro'da tribünlerin taptığı adamdı. Gönül bu, ferman dinlemiyor. Evlendiği kadın, Milan'ın patronu Silvio Berlusconi'nin oğlunun eski nişanlısıydı. Kristen Pazik, Milano'dan sıkılmış, Londra'da yaşamak istiyordu. Milan'ın büyük golcüsü Chelsea'ye imza atarken patron Berlusconi arkasından "Şevçenko kılıbığın teki. Karısı çağırdığında koşup gelen minik bir köpek yavrusuymuş" dedi. Profesyonel futbol dünyası bu, sözler unutulur gider. Şevçenko, İngiltere'de yapamadı, Milan'a geri döndü ama bir daha hiç eskisi gibi olmadı. Ondan sonra Milan'a gelen ve Silvio Berlusconi'nin kızı Barbara'ya gönlünü kaptırdıktan sonra genç yaşta ülkesine dönmek zorunda kalan Brezilyalı Pato gibi... Kaçan her golün ardında belki de ikiye bölünmüş, yakılmış bir fotoğraf karesi vardır, kimbilir... Hayat bazen üsten aut değil midir zaten... 

14 Mart 2015

Hafta Sonu Naklen Yayınlar


14 Mart Cumartesi
13:30 Akhisar Belediyespor - Karabükspor (LigTV)
14:00 Adanaspor - Bucaspor (TRT Spor Web)
14:00 Albimo Alanyaspor - Giresunspor (TRT 1)
14:45 Crystal Palace - Queens Park Rangers (LigTV3)
16:00 Çaykur Rizespor - Sivasspor (LigTV)
16:30 Hertha Berlin - Schalke 04 (Tivibu)
16:30 Werder Bremen - Bayern München (TRT Spor)
17:00 Espanyol - Atletico Madrid (NTVSpor Smart HD)
17:00 Arsenal - West Ham United (LigTV3)
18:30 Elazığspor - Samsunspor (TRT Spor)
19:00 Galatasaray - İstanbul Başakşehir (LigTV)
19:00 Palermo - Juventus (Tivibu)
19:00 Benfica - Sporting Braga (Tivibu)
19:00 Eibar - Barcelona (NTVSpor Smart HD)
19:30 Borussia Dortmund - Köln (TRT Haber)
19:30 Burnley - Manchester City (LigTV3)
21:00 Nantes - Evian TG (A Spor)
21:00 Rayo Vallecano - Granada (NTVSpor Smart HD)
21:00 Corinthians - RB Brasil (LigTV2)
21:45 Cagliari - Empoli (Tivibu)
23:00 Celta Vigo - Athletic Bilbao (NTVSpor Smart HD)
23:30 Marilia - Santos (LigTV2)

15 Mart Pazar
12:30 Spartak Moscow - Dinamo Moscow (LigTV3)
13:00 Almeria - Villarreal (NTVSpor Smart HD)
13:30 Boluspor - Denizlispor (TRT Spor Web)
13:30 Kayserispor - Altınordu (TRT Spor)
14:00 Eskişehirspor - Mersin İdmanyurdu (LigTV)
15:00 Orduspor - Osmanlıspor FK (TRT Spor Web)
15:30 Westerlo - Club Brugge (NTVSpor)
15:30 PSV Eindhoven - Groningen (Tivibu)
15:30 Chelsea - Southampton (LigTV3)
16:00 Beşiktaş - Kayseri Erciyesspor (LigTV)
16:00 Atalanta - Udinese (A Spor)
16:00 Genoa - Chievo (Tivibu)
16:30 Wolfsburg - Freiburg (TRT Spor)
17:00 Dundee United - Celtic (Tivibu)
18:00 Bordeaux - Paris SG (Tivibu)
18:00 Malaga - Cordoba (NTVSpor Smart HD)
18:00 Manchester United - Tottenham (LigTV3)
18:30 Antalyaspor - Adana Demirspor (TRT Spor)
18:30 Mönchengladbach - Hannover 96 (TRT Haber)
19:00 Verona - Napoli (Tivibu)
19:00 Maritimo - Sporting Lisbon (A Spor)
20:00 Gençlerbirliği - Fenerbahçe (LigTV)
21:00 Ponte Preta - Sao Paulo (LigTV2)
21:15 Porto - Arouca (Tivibu)
21:45 Inter - Cesena (Tivibu)
22:00 Marseille - Lyon (Tivibu)
22:00 Real Madrid - Levante (NTVSpor Smart HD)
23:00 New York City FC - New England Revolution (Eurosport)

01:00 Portland Timbers - Los Angeles Galaxy (Eurosport)

11 Mart 2015

Fenerbahçe: 1 Galatasaray: 0



Volkan: İlk çeyrekte Selçuk’un ikinci yarıda Yasin’in toplarını nefis çıkartıp galibiyette Kuyt kadar pay sahibi oldu.
Gökhan Gönül: Önünde oynayanlar değişse de yardım da almasa 80 metrelik kulvarı nakış gibi işliyor.  İlk yarıda Telles-Olcan karşısında sallandı ama tecrübesiyle yıkılmadı.
Bruno Alves: Galatasaray’ın ilk 15 dakika dışında hücuma çıkamadığı oyunda tek forvet Burak’ı Egemen ile kolay etkisiz hale getirdi.  İlk yarıdaki derbinin sabıkalı ismiydi, dün görevini yaptı.
Egemen: Herkes yüreğini sahaya koyuyor ama Egemen bir başka türlü koyuyor.  Serbest vuruşlarda gol aradı, savaştı, sadece iki pozisyonda rakipleri arkasına sarkabildi.
Caner: Fenerbahçe ilk yarıda oyunu sağ kanadına yıkarken kalitesinden uzaktı ama ikinci yarıda Alper’in girişiyle birlikte sol önde pas üçgenlerini kuran futbol aklıydı.
Mehmet Topal: Türkiye’nin tartışmasız en iyi ön liberosu diyenleri hiç haksız çıkartmıyor. Her topa bastı, Sneider’in şut kanallarını tıkadı ve golün asistini yaparken nefis bir uzun top attı.
Emre: Yaratıcılığı forvet arkasında Diego’dan beklendiği onbirde sürekli sakatlıkların getirdi güçsüzlük vardı ama derbi motivasyonu ile ayakta kaldı. Frikiği direkten dönmese tabela önce çözülürdü.
Diego: İsmail Kartal ona güvendi o da 20-45 arasında Galatasaray’ı bunaltan takımının pas istasyonu oldu. Muslera bir şutunu çıkardı. İkinci yarının ortalarından itibaren oyundan düştü ve kenara geldi.
Kuyt: Ne yapacağını bildiği zaman ondan iyisi yok.  Bu yaşta bu kadar savaşırken bir zamanlar santrfor oynamanın tecrübesiyle Muslera’nın kapattığı köşeye topu nefis kapattı.
Sow: Ateş hattında olan Emenike ama Sow da ondan iyi futbol oynamıyor. Santrfor noktasında daha diri bir Sow işi erken çözerdi. Muslera nefis bir şutunu çıkardı.
Emenike: Üzerindeki büyük baskı bu derbide de sürdü. Kanatta iyi boğuştu ama taraftarı ondan son vuruşu bekliyor. Golü atabileceği pozisyonda da Olcan son adam olarak indirdi ve ıslıklarla kenara geldi.
İsmail Kartal: Diego hamlesi önemliydi. Kadıköy’deki doğal motivasyon ve 4 puan farkın etkisiyle takımı rakibi ablukaya aldı.  Beşiktaş’tan sonra Galatasaray’ı da devirmeyi başardı ve tartışılan ismini düzlüğe çıkardı.

Muslera:  Sadece Kuyt’un golünü izleyen bir kapattığı köşeden gol yiyen Muslera’yı suçlu ilan edebilir ama Uruguaylı kaleci bir derbide daha kalesinde devleşti. Bir kaleci bundan daha iyi Kadıköy’de oynayamaz.
Sabri: Önündeki Umut ile birlikte ilk görevi Caner’i durdurmak olunca işin hücum tarafında görünmedi.  İyi mücadele etti ve kısa boylu fiziğiyle soldan kim gelse sallandı.
Hakan Balta: Semih sakatlanınca tecrübesiz Koray’ın yerine görev yapıp ustalığını konuşturdu ama Hamit hatalı pasıyla Hakan Balta’nın sakatlandığı pozisyonu yarattı. Emenike’yi düşürdüğü pozisyonda son adamdı.
Chedjou: Yanındaki partneri sürekli değişiyor ve her seferinde farklı dil konuşmaktan Chedjou da sallanıyor. O olmasa Galatasaray defansı yıkılırdı. Bir pozisyonda Sow’u kaçırdı, imdadına Muslera yetişti.
Olcan: Galatasaray kalesinin abluka altına alındığı dakikalarda kanadında yaptığı top kayıplarıyla vasatın üzerine çıkamadı. Skora asistle katkı yapması beklenen oyun yapısından uzak olması Hamzaoğlu’nun hatasıydı.
Hamit: Bir Melo olmadığı kesin ama iki maçtır yükselen formunu iki hayati pas hatası dışında sürdürdü. Topu harmanlayıp çıktığı pozisyonlarda ne Sneijder ne Burak pas istasyonu olamayınca uzaktan bir şutu dışında etkili olamadı.
Selçuk: Maçın başında kaçırdığı değil Volkan’ın nefis kurtardığı pozisyon derbinin kader anlarından biri oldu. Fenerbahçe orta sahasından büyük baskı yedi. Yüzünü rakip kaleye döndürmediler, o da işin savunma tarafında tıkandı.
Umut Bulut: Santrfordan sağ açık yaratmak iyi fikir değil elbette. İri ve güçlü fiziği var ama rakibi karşılarken bile sahada yoktu. Hamzaoğlu, Dzemaili’yi onun yerine oynatmayarak kendi kendini yaktı.
Sneijder: İlk yarıdaki derbinin kahramanı ilk 15 dakikada yüklenen G.Saray’da bile en silik isimdi.  Her maç ortalama 8-10 şut atan Hollandalı, Mehmet Topal duvarına çarptı ve iki isabetsiz şutla adının ve kariyerinin uzağında kaldı.
Alex Telles:  Yasin’in yerine forma giymesi sürprizdi. İlk yarıda iyi çıkışlar yaptı ama bu fizikle Türk futbolunda her zaman dayak yersiniz. Bir kanadı Umut bir kanadı Telles olan bir takım nasıl hücuma çıkabilir ki?
Burak: İlk çeyrekte dışarı attığı aşırtma vuruşla takımının kader adamlarınan oldu. Sakatlık onu geri götürmüş. Alves-Egemen arasında ezildi, orta sahaya top almaya geldiğinde de hep ikili sıkıştırmalarda kaldı.
Hamza Hamzaoğlu: Diego’lu Fenerbahçe karşısına Melo yokken, Umut ile çıkmak 4 puan önde olmanın ve kahraman olmak istemenin tezahürü. Fenerbahçe’ye nasıl gol atacağını çalışmamış, 4 puan önde olunca cepten yedi.


7 Mart 2015

Hafta Sonu Naklen Yayınlar


07 Mart  Cumartesi
13:30 Kayseri Erciyesspor - Gençlerbirliği (LigTV)
13:30 Göztepe - Bugsaşspor (Kanal 35)
14:00 Denizlispor - Albimo Alanyaspor (TRT 1)
14:45 Bradford - Reading (Tivibu)
15:00 Terek Grozny - CSKA Moscow (LigTV3)
16:00 Balıkesirspor - Çaykur Rizespor (LigTV)
16:30 Orduspor - Şanlıurfaspor (TRT Spor)
16:30 Hamburg - Borussia Dortmund (Tivibu)
17:00 Deportivo La Coruna - Sevilla (NTVSpor Smart HD)
17:00 Queens Park Rangers - Tottenham (LigTV3)
18:00 Paris SG - Lens (Tivibu)
19:00 Eskişehirspor - Bursaspor (LigTV)
19:00 Athletic Bilbao - Real Madrid (NTVSpor Smart HD)
19:30 Mainz 05 - Mönchengladbach (TRT Haber)
19:30 Go Ahead Eagles - PSV Eindhoven (Tivibu)
19:30 Aston Villa - West Bromwich (Tivibu)
21:00 Caen - Bordeaux (A Spor)
21:00 Club Brugge - Sporting Charleroi (NTVSpor)
21:00 Elche - Almeria (NTVSpor Smart HD)
21:45 Milan - Verona (Tivibu)
23:00 Granada - Malaga (NTVSpor Smart HD)
23:30 Palmeiras - Bragantino (LigTV3)

1 Mart 2015

Son Pişmanlık Neye Yarar

Bir kurşunla Dünya Savaşı'nın başladığı, bir imzayla barışın sağlandığı tarihte pası futbol sahasına attığımızda değişen nedir ki? Son dakikada rakibe kaptırılmayan genç yetenek, kaçan balık büyük olur misali uçup giden yıldızlar, bir başka toprakta artık dal vermezken, yeni yuvasında ulu bir ağaç gibi yükselen yıldızlar. Beşiktaş, Trabzonspor ile giriştiği transfer yarışında Tolgay Arslan'a imzayı attırmasa, Slaven Biliç, üç gece önce onu Sosa'nın yerine oyuna almasa ve Tolgay topun gelişine vurup doksana takmasa... Gözümüzün önünden gitmeyen sahne bugünlerde budur da bir de hafızalardan silinmeyen ya da unutulup gidenler var... 

70'li yılların sonu. Trabzonspor fırtınasının estiği, yabancı futbolcu denildiğinde eski Yugoslavya'nın yetenekli ayaklarının yanında vasat topçularının da ligimizde forma giydiği yıllar. Toprağı bol olsun, sonraları Fenerbahçe Divan Kurulu Başkanlığı da yapacak olan Yüksel Günay o günlerde kulübün genel sekreteri. "Cevad'ın babası ile kesin anlaşmaya vardım. 19 yaşındaki bu şöhretli futbolcu en geç 10 gün içinde Fenerbahçe forması giyecektir" diyor muhabirlere. Gazetenin manşetinde "Fenerbahçe, Partizan'ın ünlü sol açığı Cevad Prekazi'yi transfer ediyor" yazıyor, 1976 yılında. Aslında manşet abartılı, Cevad ünlü falan değil daha, yolun çok başında. Ne oluyorsa, olmuyor o transfer. Belki Cevad'ın babası yan çiziyor belki de Partizan. Prekazi'nin yolu dokuz yıl sonra çıkıyor Türkiye'ye. Bugün üzerinde rezidans ve avm'nin yükseldiği, Galatasaray'ın eski başkanı Alp Yalman'ın şirketinin toprak sahasında testten geçmesi de belki şehir efsanesi. Prekazi muz ortaları yapıyor, "Koşsam Real Madrid'de oynardım" diyor, onun sayesinde Tanju Çolak Avrupa Gol Kralı oluyor, Mustafa Denizli ve futbol tarihimizin en umut veren mesajı "Yüzde 51" tarihe yazılıyor. Ya peki Cevad Prekazi 19 yaşında Fenerbahçe'ye imza atsaydı? 


Portekiz'in 25 yıl önce 70'lerin ilk yarısında doğan yeteneklerden yakaladığı jenerasyonun kesinlikle en yeteneklisi. Rui Costa, Joao Pinto da var ama o bir başka. Sporting Lizbon formasıyla parlıyor ve 23 yaşında iki İtalyan kulübü onun için kavgaya tutuşuyor. Juventus ve bugünlerde duşlarından sıcak su akmayan ve iflas eden Parma. Parmalat'ın sahibi Tanzi Ailesi, Angelli Ailesi'ne kafa tutuyor. İtalya'nın iki büyük patronunun Figo kavgasına son noktayı federasyon koyuyor. İki yıl boyunca iki kulüp de Figo transferinden men ediliyor. Sporting Lizbon da 23 yaşındaki yıldızını Barcelona'ya satıyor. Ya peki Figo, Serie A'ya gitseydi? 

Alfredo di Stefano'yu Franco mahiretiyle Barcelona'nın elinden alan Real Madrid, bugün müzesindeki 10 Şampiyonlar Ligi / Şampiyon Kulüpler Kupası'nın beşini alabilir miydi peki? Barcelona ülke futbol tarihinin bunu üzerinden anlatıyor ama onlar da 1987'de büyük bir yıldızı ellerinden kaçırdıklarından haberdar değiller. Boby Charlton futbol okulunda sivrilen 12 yaşındaki David Beckham ve arkadaşlarının ödülü, iki haftalık Barselona gezisi. Hayran oldukları Lineker ile fotoğraf çektiriyorlar, Schuster ile tanışıyorlar, kendisinden üç yaş büyük Pep Guardiola belki yanından geçiyor, idmana çıkıyorlar ama kimse Beckham'ı meşhur altyapı La Masia'ya almayı aklından geçirmiyor Barcelona kulübünde. Kaçan balık büyük olur derler, 16 yıl sonra Beckham bir kez daha Barcelona'nın kapısından dönüyor, Katalanlar, Ronaldinho'yu alırken, İngilizlerin en şık adamını Real Madrid kapıyor. Ya peki İngiliz teknik adam Tery Venables, Beckham'ı Ada'ya göndermeseydi? 
1978'de Arjantin'deki Dünya Kupası'nın ardından Inter, bir Fransız'ın peşine düşüyor. Nancy'yi sırtlayan 10 numara Michel Platini ile ön protokol yapıyorlar. O evrak tam 32 yıl sonra gün yüzüne çıkıyor. O günlerde yabancı yasağı maddesine takılan transfer, İtalya'nın futbol tarihini değiştiriyor. Bir yıl daha Nancy'de oynayan, üç yıl da Saint Etienne forması giyen Michel Platini, 1982 yılında Juventus'a imza atıyor. Ya peki bugünün UEFA Başkanı, o günlerde Inter'e imza atsaydı? 

Sene 2003. Barcelona, eski yıldızı Txiki Begiristain'ı Lizbon'a yolluyor. Sporting Lizbon'un Manchester United ile oynadığı hazırlık maçında genç yeteneği çok beğeniyor Begiristain. Ertesi gün İspanyol medyasının manşetlerinde Cristiano Ronaldo-Barcelona flörtü var ama Alex Ferguson elini çabuk tutuyor ve transferi bitiriyor. Barcelona da bir başka Portekizli yetenek Ricardo Quaresma'yı kadrosuna katıyor. Ya peki Katalanlar, o sezon Cristiano Ronaldo'yu alsa, altyapıdan gelen ve o günlerde sağ açıkta oynatılan Messi formayı kapar mıydı? 

Barcelona, Werder Bremen ile Mesut Özil için ön protokol imzalıyor. Bonservis bedeli de 10 milyon Euro'nun altında. Bir haftalık transfer opsiyonuna son noktayı koyan Guardiola oluyor. Ona göre Mesut bir yıl daha Almanya'da forma giyip, pişmeli. Barcelona orta sahasındaki oyuncularıyla rekabet edemeyeceğini düşünüyor Guardiola. Katalanlar, transferden çekildiklerini açıklıyorlar ve zamanında 2 milyona almadığı Pepe'ye 30 milyon ödeyen Real Madrid, iki katına çıkan bonservisi dert etmiyor ve Mesut, Santiago Bernabeu'nun yolunu tutuyor. Ya peki... 

28 Şubat 2015

Hafta Sonu Naklen Yayınlar


28 Şubat 2015, Cumartesi

13:30 Gençlerbirliği - Sivasspor (LigTV)
14:00 Antalyaspor - Manisaspor (TRT 1)
14:45 West Ham United - Crystal Palace (LigTV3)
16:00 Çaykur Rizespor - Eskişehirspor (LigTV)
16:30 Bayer Leverkusen - Freiburg (Tivibu)
16:30 Borussia Dortmund - Schalke 04 (TRT Spor)
17:00 Lille - Lyon (Tivibu)
17:00 Granada - Barcelona (NTVSpor Smart HD)
17:00 Manchester United - Sunderland (LigTV3)
17:00 Newcastle United - Aston Villa (LigTV3)
18:30 Kayserispor - Adana Demirspor (TRT Spor)
19:00 Torku Konyaspor - Fenerbahçe (LigTV)
19:00 Benfica - Estoril (Tivibu)
19:00 Rayo Vallecano - Levante (NTVSpor Smart HD)
19:30 Eintracht Frankfurt - Hamburg (TRT Haber)
21:00 Toulouse - Saint-Etienne (Tivibu)
21:00 Bordeaux - Reims (A Spor)
21:00 Almeria - Deportivo La Coruna (NTVSpor Smart HD)
21:45 Chievo - Milan (Tivibu)
23:00 Malaga - Getafe (NTVSpor Smart HD)
23:30 Palmeiras - Capivariano (LigTV3)

22 Şubat 2015

92 Kuşağı'ndan Hotel Football

Çok değil ya da çok; 20 yıl öncesi, kombinenin daha memlekete gelmediği günlerdi. Maça gitmek için sabah erken kalkılır eğer derbi ise uyku tutmaz, stadyum çevresinde sabahlanırdı. Kimi sırasına girer kimi kuyruğa kaynak yapar ve ufak gişe penceresinden bileti kaptığı gibi kendini içeriye atardı. Bir merdiven çıkar, o büyülü kapıdan geçer ve sahanın yeşiliyle göz göze geldiğinde savaş kazanmış bir asker gibi boş bulduğun yere otururdun. Maça daha saatler vardı ve acıktığında yiyebileceğin tek şey kötü ama lezzetli sosisli, jiletle kesilmiş kaşar ekmek ve ekürisi ayrandı. Derbilerde stoklar erken biter, rakip tribüne atılıyor diye ayran-su satışı yasaklanır, aç susuz kalırdın. Maç bittiğinde hele de tuttuğun takım kazanmışsa o sokakta köftenin tadına doyum olmazdı.

Şimdi nedense insanlar maça iki gün yemek yememiş gibi geliyor. Açık büfelerde ne ararsanız var, ayaküstü atıştırmalık da değil, beş yıldızlı bir otelin açık büfesindeki çeşit sayısıyla yarışıyorlar. Bilet kuyruğunun yerini açık büfe kuyruğu aldı ve ne gariptir ki birçok 'taraftar' maçı yemek yiyerek tribün yerine tribünlerdeki restoranlarda izliyor. Afiyet olsun tabii...
Futbol taraftarlarının geçirdiği bu evrime ilk isyan eden Manchester United'ın kaptanı Roy Keane olmuştu. 15 yıl önce Dinamo Kiev ile oynadıkları Şampiyonlar Ligi maçından sonra İrlandalı kendini tutamamış ve mikrofonlara "Tribünlerin büyük bir kısmı sahada olup bitenden haberdar değil, futboldan bile anlamıyorlar. Biz bu forma için sahada sakatlanırken bazıları tribünde karidesli sandviçlerini yiyor. Bunlar taraftar değil, benim için taraftar deplasmana gelen, 'hardcore' dediğim insanlar" demişti.


Roy Keane'nin endüstrileşen futbola bu isyanına o gün seslerini çıkartmayan takım arkadaşları 15 yıl sonra İrlandalı'yı çileden çıkartacak bir projeye imza attılar. Manchester United'ın filme (Class of 92) konu olan 92 kuşağının üyeleri artık kramponlarını astı ama elbette futboldan kopamadılar. Ryan Giggs, Neville kardeşler, Scholes ve Nicky Butt'un ortak olduğu ve 24 milyon sterlin harcadıkları Hotel Football, gelecek hafta hizmete giriyor. Beş oyuncunun yıllarca ter döktükleri Old Trafford Stadı'nın yanı başındaki 133 odalı otel adına yakışır şekilde dekore edilmiş elbette.

Her bir köşesinden futbol fışkırıyor otelin. Ryan Giggs ve Gary Neville, Salford Üniversitesi öğrencilerine "Futbol sizin için ne ifade ediyor?" diye sormuş ve bunu resmetmelerini istemişler. Bu tablolar şimdi odaların duvarlarını süslüyor. İnşaatta çalışan işçilerle futbol oynadıkları otelin çatı katı ise bir futbol sahası olarak dizayn edilmiş ve bu alanda maç günlerinde Old Trafford'a gelecek olan taraftarlar 40 sterlin karşılığında barbekü partisine katılabilecekler. Manchester United maçları öncesinde üç bin taraftarı gün boyunca otelde ağırlayacaklar ve sıkı durun 145 sterlin veren maç öncesinde Michelin yıldızlı şef Michael Wignall'ın hazırladığı menüyü yiyecek, ardından maça gidecek ve 90 dakikanın ardından Stadium Siute adı verilen restoranda Garry Neville, Giggs ya da Scholes'un yarım saat sürecek maç analizini şampanyasını yudumlayarak dinleyecek. Her maç günü eski bir futbolcunun imza ve fotoğraf vereceği bir içki ve açık büfenin olduğu 40 sterlinlik paket bu sezon için şimdiden tükenmiş durumda ve gelecek sezon için rezervasyon alıyorlar. Otel odaları maç günlerinde 240 sterline satılırken, yıl boyunca Football Hotel'de kalmak isteyenler ortalama 90 sterlin ödeyecek. Çatı katındaki terastaki futbol sahasında düğün için rezervasyon yapan çift sayısı ise şimdiden yedi oldu bile. Bir de Gary Neville'ın taraftara verdiği söz var. Otelde bira, Manchester publarındakinden (3.5 sterlin) daha pahalıya satılmayacak. Roy Keane bırakın kalmayı bu otelin kapısından geçer mi sizce? 

Le Ballon FC Bar / Paris






20 Şubat 2015

Hafta Sonu Naklen Yayınlar


20 Şubat Cuma
03:00 San Jose - River Plate (TRT Spor)
19:00 Orduspor - Elazığspor (TRT Spor)
20:00 Kayseri Erciyesspor - Torku Konyaspor (LigTV)
21:30 Stuttgart - Borussia Dortmund (TRT HD)
21:30 Nice - Monaco (Tivibu)
21:45 Juventus - Atalanta (Tivibu)
21:45 Getafe - Espanyol (NTVSpor Smart HD)

21 Şubat Cumartesi
13:30 İstanbul Başakşehir - Gaziantepspor (LigTV)
14:00 Samsunspor - Kayserispor (TRT 1)
16:00 Bursaspor - Çaykur Rizespor (LigTV)
16:30 Augsburg - Bayer Leverkusen (TRT Spor)
17:00 Barcelona - Malaga (NTVSpor Smart HD)
18:00 Paris SG - Toulouse (Tivibu)
18:30 Osmanlıspor FK - Denizlispor (TRT Spor)
19:00 Sivasspor - Galatasaray (LigTV)
19:00 Cordoba - Valencia (NTVSpor Smart HD)
21:00 Moreirense - Benfica (Tivibu)
21:00 Atletico Madrid - Almeria (NTVSpor Smart HD)
21:45 Sampdoria - Genoa (Tivibu)
23:00 Deportivo La Coruna - Celta Vigo (NTVSpor Smart HD)

22 Şubat Pazar
13:00 Mersin İdmanyurdu - Karabükspor (LigTV2)
13:00 Balıkesirspor - Gençlerbirliği (LigTV)
13:00 Real Sociedad - Sevilla (NTVSpor Smart HD)
13:30 Şanlıurfaspor - Karşıyaka (TRT Spor)
14:00 Tottenham - West Ham United (LigTV3)
15:30 PSV Eindhoven - Dordrecht (Tivibu)
16:00 Kasımpaşa - Trabzonspor (LigTV)
16:00 Verona - Roma (Tivibu)
16:00 Lazio - Palermo (Tivibu)
16:30 Hamburg - Mönchengladbach (TRT Spor)
17:45 Feyenoord - Excelsior (Tivibu)
18:00 Lyon - Nantes (Tivibu)
18:00 Athletic Bilbao - Rayo Vallecano (NTVSpor Smart HD)
18:15 Southampton - Liverpool (LigTV3)
18:30 Adana Demirspor - Boluspor (TRT Spor)
18:30 Wolfsburg - Hertha Berlin (TRT Haber)
19:00 Eskişehirspor - Beşiktaş (LigTV)
21:45 Fiorentina - Torino (Tivibu)
22:00 Saint-Etienne - Marseille (Tivibu)
22:00 Elche - Real Madrid (NTVSpor Smart HD)

23 Şubat Pazartesi
18:30 Altınordu - Giresunspor (TRT Spor)
20:00 Fenerbahçe - Akhisar Belediyespor (LigTV)
20:00 Napoli - Sassuolo (Tivibu)
21:45 Levante - Granada (NTVSpor Smart HD)
22:00 Cagliari - Inter (Tivibu)
22:00 Boavista - Porto (Tivibu)

16 Şubat 2015

Rentmeester-Nike-Jordan

Nike ve Adidas’ın amansız rekabetinde üç flaş transferin ABD’de mahkemeye uzanan öyküsünün mürekkebi kuramadan bir ilginç telif hakları davası daha ABD’da spor endüstrisini sallamaya başladı. Önce bir kısa hatırlatma. Nike’ın futbol departmanında tasarımcı olarak çalışan Hırvat Denis Dekoviç’in yanı sıra iki efsane ismini daha, Marc Dolce ve Mark Miner’ı ABD pazarında atak yapmak için transfer eden Adidas’ın bu hamlesi mahkeme salonuna taşınmıştı. Üç tasarımcı, gelecek yıllara ait eskizleri ve Nike’ın uzun vadeli planlarını Adidas’a taşımakla suçlanmış ve haklarında 10 milyon dolarlık bir tazminat davası açılmıştı. Bu hikayenin mağdur tarafı olduğunu iddia eden Nike bugünlerde 30 yıllık telifinin hakkını arayan bir fotoğrafçıyla davalık oldu. O zaman gelin davanın aktörlerini tanıyalım:
Jacobus Rentmeester, ABD’de  muteber bir gazeteci ve fotoğrafçı. Amsterdam’da doğan ve spor aşığı olan Rentmeester, 1960 Olimpiyatları’nda Hollanda adına kürek çekti ve ABD’ye göç etti. Los Angeles’ta sanat fakültesinde okuyan ve fotoğrafçılık bölümünden mezun olan Rentmeester, 1965 yılında Life dergisine dışardan iş yapmaya başladı. Dergi onu 1966 yılında Vietnam’a yolladı. Üç yıl Vietnam’da kalan ve 1967’de World Press Photo yarışmasında birinci olan Hollandalı, 70’li yıllarda Life’ın yanı sıra Sport Illustrated, People, Stern ve New York Times Magazine için de deklanşöre bastı. 1984’de ABD’de düzenlenen Olimpiyatlar öncesinde Life dergisi farklı dallarda yarış verecek sporcularla özel çekimler yapmasını istedi. Rentmeester, kendisine ayrılan 18 sayfada harikalar yarattı ve Leica’nın büyük ödülüne layık görüldü. Asıl ödülü için ise Hollandalı’dan topu kısa süreliğine Phil Knight’a atalım.
1971’de spor malzemeleri üreten ufak şirketinden elde ettiği gelir yeterli olmayan ve ek iş olarak Portland State Üniversitesi’nde muhasebe dersleri veren Phil Knight, Meksika’da imal ettirdiği spor ayakkabılarına bir logo tasarlaması için üniversitede eğitimine devam eden Carolyn Davidson ile anlaştı. Knight, Davidson’dan hareketi temsil eden bir logo istedi ve markalar tarihinin en unutulmaz logolarından biri Carolyn Davidson’un elinden çıktı. Ortalıkta daha Nike diye bir şirket yoktu ve Phill Knight, Blue Ribbon Sports adını taşıyan şirketinden genç tasarımcıya 35 dolarlık gider makbuzu kesti tasarımı için. Yunan mitolojisinde zafer tanrıçası olan Nike’ın adını alan şirket, “swosh” olarak bilinen logosuyla 70’lerde atağa kalktı ve 1984 Olimpiyatları sonrasında genç bir yıldızla yaptığı sponsorluk anlaşmasıyla global bir marka olmanın en büyük adımı attı. Logoyu tasarlayan Davidson, şirket büyüyüp reklam ajansıyla çalışmaya başlayınca Nike’dan uzaklaşmıştı. Patron Phil Knight onu 12 yıl sonra şirket merkezine davet etti ve Nike logosunun olduğu taşlarla bezenmiş bir altın yüzük ve miktarı ikili arasında gizli kalan şirket hisselerini hediye etti. 29 yıllık tasarım kariyerinin ardından Nike’ın merkezinin bulunduğu Portland, Oregon’da hayatını devam ettiren iki çocuk annesi Carolyn Davidson, Phil Knight’ın ona olan vefasını hiç unutmadı ama Hollandalı fotoğrafçı Jacobus Rentmeester öyle düşünmüyor.  Gelin o zaman 1984 yazına dönelim.

North Carolina Üniversitesi formasıyla şampiyon olduğu sezonun ardından 1984 Olimpiyatları’nda ABD Milli Takımı’na çağrılan genç bir basketbolcunun fotoğraflarını çekmek için kampüse geldiğinde Rentmeester’a Michael Jordan’ın 20 dakika sonra hazır olacağını söylediler. Evet, Hollandalı bir süperstarın doğuşunun ölümsüzleştiren kareleri çekmeye hazırlanıyordu. Çekimi salonda değil açık havada yapmak istediğini söyledi ve iki asistanıyla defalarca deneme yaptıktan sonra Michael Jordan’a istediği pozu, çektiği polaroidlerle anlattı. Rentmeester, açık havada güneşin yarattığı kontrastı kullanmak istemiş ve Michael Jordan’dan balede “Grand Jete” olarak bilinen sıçrayıp bacaklarını havada açmasını söylemişti. Bu Jordan’ın smaç stili değildi, fotoğraflar çekildi, çok beğenildi, sağ elini kullanan Jordan’ın fotoğraftaki smacı sol eliyle vurmasına da kimse takılmadı o günlerde. O yıl NBA Draft’ında Chicago Bulls tarafından seçilen Michael Jordan ile Nike 5 yıllık bir sponsorluk anlaşması imzaladı. 2.5 milyon dolarlık anlaşma abartılı bulundu ama Nike kısa zamanda haklı çıktı.  Şirketin baş tasarımcısı Peter Moore’un elinden çıkan Air Jordan basketbol ayakkabıları için bir logo arayışında olan Nike yönetimi, Life dergisinde gördükleri Michael Jordan fotoğraflarının iki yıl kullanmak için Rentmeester’a önce sadece 150 dolar ödediler ama fotoğraftan üretilen “Air Jordan” logosu bilboard’lara çıkınca Hollandalı fotoğrafçının hesabına 15 dolar daha havale ettiler. Michael Jordan, NBA’i sallamaya başlayınca her yıl farklı bir Air Jordan modeli tasarlayan ve logosunu ayakkabıdan kaldırıp ve kendi içinde “Jumpman” markasını yaratan Nike’ın patron katına 30 yıl sonra bir mahkeme tebligatı ulaştı.

Nike, Air Jordan logosunun patentini 1989 yılında almıştı. Hollandalı fotoğrafçı Rentmeester ise 1984’de çektiği Michael Jordan fotoğraflarının patentini almak için 2014 yılının sonunda başvuru yapmıştı. ABD’de federal telif yasasına göre telif ihlalinin başlangıcından itibaren hak iddia eden taraf 3 yıl içinde bunu mahkemeye taşımak zorunda. Rentmeester’ın 30 yıl sonra Nike’ın kapısını aşındırmasına sebep olan ise ABD Yüksek Mahkemesi’nin Mayıs 2014’te verdiği bir karar: Telif hakkının zararı için karşı taraf üründen kar ettiği sürece dava yolu açıktır. Nike, 30 yıl sonra Air Jordan modellerini yenileyerek piyasaya sürdüğü bugünlerde Jacobus Rentmeester’a hakimin vereceği cevap ne olur sizce? 

14 Şubat 2015

Hafta Sonu Naklen Yayınlar


14 Şubat Cumartesi
13:30 Karabükspor - Kasımpaşa (LigTV)
13:30 Göztepe - Hatayspor (Kanal 35)
14:00 Elazığspor - Şanlıurfaspor (TRT 1)
14:45 West Bromwich A. - West Ham United (Tivibu)
16:00 Akhisar Belediyespor - Kayseri Erciyesspor (LigTV)
16:30 Bayer Leverkusen - Wolfsburg (TRT Spor)
16:30 Bayern München - Hamburg (Tivibu)
17:00 Paris Saint Germain - Caen (Tivibu)
17:00 Sevilla - Cordoba (NTVSpor Smart HD)
18:30 Antalyaspor - Orduspor (TRT Spor)
19:00 Gaziantepspor - Fenerbahçe (LigTV)
19:00 Sassuolo - Fiorentina (Tivibu)
19:00 Real Madrid - Deportivo La Coruna (NTVSpor Smart HD)
19:30 Eintracht Frankfurt - Schalke 04 (TRT Haber)
19:30 Crystal Palace - Liverpool (Tivibu)
21:00 Lille - Nice (A Spor)
21:00 Monaco - Montpellier (Tivibu)
21:00 Granada - Athletic Bilbao (NTVSpor Smart HD)
21:00 Corinthians - Botafogo SP (LigTV3)
21:45 Palermo - Napoli (Tivibu)
22:15 Belenenses - Sporting Lisbon (Tivibu)
22:30 Bragantino - Sao Paulo (LigTV3)
23:00 Malaga - Espanyol (NTVSpor Smart HD)

15 Şubat Pazar 
13:00 Çaykur Rizespor - Mersin İdmanyurdu (LigTV2)
13:00 Valencia - Getafe (NTVSpor Smart HD)
13:30 Kayserispor - Manisaspor (TRT Spor)
13:30 Milan - Empoli (Tivibu)
14:30 Aston Villa - Leicester City (Tivibu)
15:00 Bordeaux - Saint-Etienne (Tivibu)
16:00 Beşiktaş - Bursaspor (LigTV)
16:00 Roma - Parma (Tivibu)
16:00 Atalanta - Inter (A Spor)
16:30 Hertha Berlin - Freiburg (TRT Spor)
17:45 Ajax - Twente (Tivibu)
18:00 Barcelona - Levante (NTVSpor Smart HD)
18:00 Arsenal - Middlesbrough (Tivibu)
18:30 Albimo Alanyaspor - Adana Demirspor (TRT Spor)
18:30 Hannover 96 - Paderborn (TRT Haber)
19:00 Trabzonspor - İstanbul Başakşehir (LigTV)
19:00 Club Brugge - Lokeren (NTVSpor)
19:00 Benfica - Vitoria Setubal (Tivibu)
20:00 Rayo Vallecano - Villarreal (NTVSpor Smart HD)
21:15 Sporting Braga - Arouca (A Spor)
21:45 Cesena - Juventus (Tivibu)

22:00 Lorient - Lyon (Tivibu)

8 Şubat 2015

Hayat bir tornadır
Ronaldo da bir makine


Real Madrid'in ona biçtiği değer bir milyar Euro. Menajeri Jorge Mendes ise kulübü satmaya yanaşsa 400 milyon euro bonservis ödemeye hazır kulüpler olduğunu söylüyor. İnsanın aklına da Manchester City ve Paris Saint Germain'den başka kulüp gelmiyor zaten. Takım arkadaşı Gareth Bale ile birlikte futbol tarihinde bonservisine (96 milyon) en çok para ödenen futbolcu. 5 Şubat'ta 30 yaşına giren sahadaki Cristiano Ronaldo'yu dünyada tanımayan yok. Peki saha dışındaki Ronaldo? İşte zor bir hayatın tornasından çıkmış bu mükemmel makinenin hayatından kesitler... 
 Madeira'da bahçıvanlık yapan Jose Dinis Aveiro ve Maria Dolores'in dört çocuğunun en ufağı. Adını babasının filmlerinden dolayı hayranı olduğu ABD eski Başkanı Ronald Reagan'dan aldı. Alkol bağımlısı olan babası Jose'yi kaybettiğinde 20 yaşındaydı. Ronaldo, amatör Andorinha takımında 8 yaşında forma giyerken ek iş olarak soyunma odalarını temizliyor, arkadaşları bu yüzden onunla dalga geçiyordu. 
 Annesi Maria Dolores, eşini kaybettikten sonra ailenin baskın figürü. 2008 yılında göğüs kanserine yakalandı ve ABD'deki tedavi sonrasında sağlığına kavuştu. Babasını alkole kurban veren Ronaldo, ağabeyi Hugo'yu alkol ve uyuşturucu batağından çıkardı. Ablaları, Ronaldo için ikinci birer anne. Sahnede Ronalda ismini kullanan ve tek hayali şarkıcı olmak olan ablası Katia için Lady Gaga'nın prodüktörüne büyük paralar döktü. Büyük ablası Elma ise, CR7 markasının ve butiklerinden sorumlu. 




 15 yaşında kalbinde çıkan rahatsızlık nedeniyle bırakın futbol oynamayı hayatının tehlikede olduğu söylendi. Geçirdiği operasyondan birkaç gün sonra futbol sahasında düz koşulara başlamıştı bile. 
 Hiçbir zaman iyi bir öğrenci olmadı. 14 yaşında Maderia aksanıyla dalga geçen öğretmenine sandalye fırlatınca ilk cezasını aldı. Yıllar sonra doğduğu yerde bir ceza daha yiyecekti. Milyon euroluk otombiliyle gaza fazla basmıştı, polis memuru önce cezayı kesti, arından hatıra fotoğrafı çektirip, imza aldı. 
 Hayatında ilk kazandığı para 5 euro. Sporting Lizbon alt yapısındayken A takım maçlarında kenarda top toplayıcı çocuktu. Genç takımda ayda 50 euro kazandı. A Takıma çıktığında ayda 2 bin euro verdiler. Ronaldo, çocuk yaşta gittiği Lizbon'dan bu parayı her ay ailesine yolladı. n Forbes'in 2014 raporuna göre Ronaldo bir yılda Real Madrid'den aldığı sezon başına ücret, bonuslar ve sponsorlardan 70 milyon dolar kazandı. En büyük sponsoru kramponlarını giydiği Nike. Coca-Cola, Castrol, Konami, Motorola, Jacob&Co, Herbalife, KFC, Fly Emirates ve Tah Heuer ile sponsorluk anlaşması var. 




 Lizbon'a geldiğinde zayıf ve çelimsizdi. Futbol sahasında topla geçirdiği zamanın çok daha fazlasını fitness salonunda geçirmeye başladı. O günlerde bir kural koydu kendine. Oynadığı takımlarda idmana en önce o gelecek ve tesislerden en son çıkacaktı. Hiç vazgeçmedi, 15 yıl sonra Real Madrid'de de bu kuralı uyguluyor. 
 Real Madrid tesislerinde günde dört saat idmanın ardından evinde havuzda ve ağırlık aletleriyle iki saat çalışıyor. Günde 10 saat uyuyor ve 365 gün idman yapıyor. 100 metre koşan atletlerden yılda 900 daha fazla sprint atıyor. Olduğu yerde zıpladığında 44 cm yükseğe, koşarak ise 77 cm sıçrıyor. Bu rakam NBA ortalamasının 7 cm üzerinde. Vücundaki yağ oranı yüzde 10. Frikiklerde ulaştığı maksimum hız 130 km. Bir günde idmanlarda kaldırdığı ağırlığın toplamı ise 23 bin kilo. 




 52 yaşında alkolden kaybettiği babası yüzünden ağzına içki sürmüyor, sigara içmiyor ve düzenli olarak kan bağışında bulunduğu için vücuduna dövme yapmıyor. 
 Çocukluğundan iki lakabı var. Mahalle maçlarında arkadaşları pas vermeyip ya da onun paslarıyla gol kaçırdığında ağladığından, "Ağlayan çocuk" ve çok hızlı olduğu için de "Küçük Arı." 
 Messi ile birlikte peşinde yüzlerce gazeteci olan iki büyük yıldızdan biri ama 2010 yılında dünyaya gelen ve kendi adını verdiği oğlunun annesini kimse tanımıyor. Cristiano Jr'un garson olduğu iddia edilen annesinin menajer Jorge Mendes'den aldığı bol sıfırlı bir çekle susmayı kabul ettiği söyleniyor. Rus model Irina Shayk ile ilişkisi İngiliz medyasının iddiasına göre, annesi ve iki kız kardeşinin baskısıyla geçen ay sona erdi. 
 Özel röportaj vermiyor. Son 10 yılda verdiği özel röportajlar bir elin parmaklarıyla sınırlı. Özel hayatı ve ailesi hakkındaki tüm soruları yanıtsız bırakıyor. Madrid merkezinde onu bugüne kadar görebilen çok az insan var. Gece hayatını sevmiyor ama özel partilere katıldığında mekan patronlarından tek isteği gizlilik. Bu kural bozulduğunda restoran ve gece kulübüne bir daha uğramıyor. 




 Ezeli rakibi Atletico Madrid'in 10 numarası Arda Turan ile Madrid'in dışında La Finca bölgesinde aynı sitede oturuyor. 5 milyon euro ödediği 950 metrekarelik villasının yanı sıra misafirlerini ağırladığı bir villası daha var. Arda Turan gibi en sık gittiği restoran Ten Con Ten. En sevdiği restoran evine yakın olan Urechu. Restoranın şefi her zaman kırmızı et yediğini ve meyve suyu içtiğini söylüyor. Bir Portekizli olarak deniz ürünlerinden elbette vazgeçmiyor, suşi için ise Madrid'in en popüler Japon restoranı Kabuki'ye gidiyor. 
 Real Madrid'de en yakın arkadaşları milli takımdan arkadaşları Coentrao ve Pepe. Evindeki partilere ise Sergio Ramos ve beraber oynadığı yıllarda Mesut Özil'i çağıran Ronaldo, bir Portekizli'nin işlettiği ve ucuz bir kafe olan Miranda'ya da sık sık uğruyor. 


 Casino'ya gittiğinde özel odada rulet oynayan Ronaldo'nun poker karesi ise futbol sahasındaki rakiplerinden oluşuyor. Barcelona'lı Pique ve eski Atletico Madrid'li Diego Costa poker arkadaşları. 
 Ronaldo'yu bugünlerde en çok rahatlatan ise evine kurduğu kritoterapi cihazı. -200 derecede gördüğü terapiyle 40 yaşına kadar futbol oynayacağına inanıyor ve hayali onu yıldız yapan Manchster United formasıyla yeşil sahalara veda etmek. 

Hafta Sonu Naklen Yayınlar


7 Şubat Cumartesi
13:30 Sivasspor - Akhisar Belediyespor (LigTV)
14:00 Orduspor - Adanaspor (TRT 1)
14:45 Tottenham - Arsenal (LigTV3)
16:00 Kayseri Erciyesspor - Gaziantepspor (LigTV2)
16:30 Stuttgart - Bayern München (TRT Spor)
16:30 Freiburg - Borussia Dortmund (Tivibu)
17:00 Rennes - Marseille (Tivibu)
17:00 Atletico Madrid - Real Madrid (NTVSpor Smart HD)
18:30 Karşıyaka - Elazığspor (TRT Spor)
19:00 Fenerbahçe - Trabzonspor (LigTV)
19:00 Verona - Torino (Tivibu)
19:00 Villarreal - Granada (NTVSpor Smart HD)
19:30 Hamburg - Hannover 96 (TRT Haber)
19:30 Everton - Liverpool (LigTV3)
21:00 Evian TG - Bordeaux (A Spor)
21:00 Levante - Malaga (NTVSpor Smart HD)
21:45 Juventus - Milan (Tivibu)
21:45 PSV Eindhoven - Utrecht (Tivibu)
23:00 Real Sociedad - Celta Vigo (NTVSpor Smart HD)
23:30 Sao Paulo - XV De Piracicaba (LigTV3)

8 Şubat  Pazar
13:00 Balıkesirspor - Torku Konyaspor (LigTV2)
13:00 Mersin İdmanyurdu - Kasımpaşa (LigTV)
13:00 Cordoba - Almeria (NTVSpor Smart HD)
13:30 Osmanlıspor FK - Altınordu (TRT Spor Web)
13:30 Gaziantep BBSK - Kayserispor (TRT Spor)
13:30 Fiorentina - Atalanta (Tivibu)
14:00 Burnley - West Bromwich (LigTV3)
15:00 Guingamp - Monaco (Tivibu)
15:30 Go Ahead Eagles - Ajax (Tivibu)
16:00 Bursaspor - Gençlerbirliği (LigTV)
16:00 Bucaspor - Denizlispor (TRT Spor Web)
16:00 Manisaspor - Boluspor (TRT Spor Web)
16:00 Cagliari - Roma (Tivibu)
16:00 Napoli - Udinese (Tivibu)
16:00 Sampdoria - Sassuolo (A Spor)
16:05 Newcastle United - Stoke City (LigTV2)
16:30 Werder Bremen - Bayer Leverkusen (TRT Spor)
18:00 Getafe - Sevilla (NTVSpor Smart HD)
18:15 West Ham United - Manchester United (LigTV2)
18:30 Adana Demirspor - Giresunspor (TRT Spor)
18:30 Augsburg - Eintracht Frankfurt (TRT Haber)
19:00 Çaykur Rizespor - Beşiktaş (LigTV)
19:00 Cercle Brugge - Anderlecht (NTVSpor)
20:00 Espanyol - Valencia (NTVSpor Smart HD)
21:00 Palmeiras - Corinthians (LigTV2)
21:00 Fildişi Sahili - Gana (Eurosport)
21:45 Inter - Palermo (Tivibu)
22:00 Lyon - Paris SG (Tivibu)
22:00 Sporting Lisbon - Benfica (Tivibu)
22:00 Athletic Bilbao - Barcelona (NTVSpor Smart HD)
23:30 Santos - RB Brasil (LigTV3)

4 Şubat 2015

Deniz Bitti Sonrası Taşlı Yol


Ara transfer dönemi de gösterdi ki Türk futbolunda deniz bitti! Taraftarın cebinden çıkan parayı yıllardır harp vurup harman savuran yöneticilerin saçtığı milyonların gelirler hanesinde karşılığı zaten yoktu ama UEFA'nın Finansal Fair Play kuralları bir gerçeği yüzlerine vurdu:
Gelirin kadar harca, yoksa Avrupa Kupaları'na katılma. Futbolcu yetiştirip ihraç eden bir ülke ne yazık ki değiliz. Gelir kalemleri ise belli: Yayın gelirleri, gişe gelirleri, sponsorluklar ve resmi ürün satışından kazanılan para. Gelin sırasıyla röntgenlerini çekelim. 

YAYIN GELİRLERİ: F.Bahçe'nin havuzdan çıktığı takdirde daha fazla kazanacağı iddiası var. Doğrudur, 17 iç saha maçından daha fazla gelir elde edebiliriz, peki 17 deplasmanda rakibe ödeyeceğiniz rakam? İspanyollar ve İtalyanlar en çok-en az kazanan arasındaki makası azaltmaya ve İngilizler'le Almanlar'ı örnek almaya çalışırken, bizde 3 Büyükler'in daha fazla pay istiyoruz çıkışı yersiz. Mesele Türkiye'deki abone sayısı. İspanya ve İtalya kadar nüfusa sahibiz ama onlar bizden 4-5 kat fazla aboneye sahip. Türkiye'de kahvehane ve restoranlarda toplu maç izleme geleneği de bu rakamın artmasını engelliyor. Abone sayısı 1.5 milyon. Bu rakam 4 milyon ve üzerine çıkmadan Türkiye'de hiçbir kulüp, Avrupalı rakipleri kadar gelir elde edemez.

GİŞE GELİRLERİ: 
İngiltere ile kombine fiyatları at başı gidiyor Türkiye'de. 500 milyon Euro değerindeki Manchester City'nin kombineleri Galatasaray ve Fenerbahçe'den çok daha ucuz. Barcelona ve Real Madrid de öyle. Alman kulüpleri de. Boş tribünleri Passolig uygulamasıyla açıklamak için yönetimler için bir kaçış yolu. Borç arttıkça kombine fiyatlarına zam yapan, taraftar yerine maç günü açık büfede saatler geçiren futbolu severmiş gibi yapan insanları tribüne çağıran yönetimlerin unuttuğu; bu insan grubu için futbolun bir tutku değil, sadece trend olan bir aktivite olduğudur. 42-43 bin kombine satan Galatasaray ve Fenerbahçe, açık büfeli maç aktivitesinden sıkılan insanlar kendilerine yeni eğlenceler bulduğu için 30 binin altına indi. 

SPONSORLAR: Bu kadar kavga, gürültünün olduğu, başkan ve yöneticilerin birbirlerine "zorunlu açıklama"larla bel altı vurduğu Türk futbolunda, kendi markalarının prestijini korumak için futboldan çekilen şirketlere kim "Haksızsınız" diyebilir ki? Fenerbahçe'nin göğüs reklamı yok, Galatasaray da piyasasını düşürüp, yok pahasını forma reklamı aldı. Global markalar Türkiye'den para kazanıyor ama sponsorluk deyince ortada yoklar. 

ÜRÜN SATIŞI: Son 15 yılda korsanı önleyip resmi ürün satışından iyi gelir elde eden kulüpler artık eskisi kadar para kazanamıyor. Neden? Çünkü taraftar doydu. Her sezon 3 yeni forma çıkartırım, satarım, armayı neyin üstüne koysam taraftar alır diyen profesyoneller, Türkiye'de taraftar profili nedir, buna hiç kafa yormadılar... Sonuç, binlerce forma internette "ucuz" sitelerine düştü...
Bizde İtalyan kulüplerinde olduğu gibi "patron" başkanlar yok ama maşallah bizimkiler onlardan çok daha büyük patron koltuklarında oturuyorlar. Kimisi yerinden kalkmayı bilmezken, kimi de oyuncak gibi gördüğü kulüp yönetiminden sıkılınca arkasına bakmadan kaçıyor. 
Ünal Aysal'ın çilekleri, Aziz Yıldırım'ın yıldız transferleri.... "Büyük başkan bize Drogba'yı al, Dzeko'yu getir" diye bağıranlar... En büyük halüsinasyon budur Türk futbolunda. Parayı veren düdüğü çalmıyor maalesef. Taraftar harcıyor, başkanlar kendi cebinden vermiş gibi havasını atıyor. 500 milyon TL üstü borcu olanlar için deniz bitmiştir, bundan sonrası taşlı yol... "Asla yalnız yürümeyeceksin" diyenler yalın ayak gelmesinler....

1 Şubat 2015

Super Bowl 49


İtalyanların, oyun karakterine de çok yakışan şekilde calcio (tekme) dedikleri bizim futbola, Amerikalılar 'soccer' diyor. Futbol deyince akıllarına da elbette Amerikan futbolu geliyor.
NBA'de bir maçta 100 sayı atan Wilt Chamberlain varken tarihte, Amerikan futbolunda bol skorlu karşılaşmalara alışmışken, yeni kıtanın insanlarına 90 dakika süren ve 0-0 bitme ihtimali olan bir oyunu sevdirebilmek pek kolay olmamıştı. Neyse ki onu da başardılar. ABD Milli Takımı'nın Brezilya'daki Dünya Kupası'nda yaptıkları hepimizin hafızasında, özellikle de Belçika maçında 16 net pozisyonu önleyen kaleci Tim Howard. Büyük porsiyonlar sayesinde obeziteye varan bedenlerin doldurduğu büyük otomobillerle gidilen dev stadyumlar, dev gökdelenler ve her spor müsabakasının bir Dünya Kupası finali ihtişamında oynanması, Amerikan rüyasının bir parçası. Bu rüyanın en renklisi de bizim saatimizle bu gece 01.30'da sahne alacak. 49. Super Bowl Finali'nde son şampiyon Seattle Seahawks, New England Patriots ile karşı karşıya gelecek. Amerikan futbol Ligi'nde Arizona Cardinals'in maçlarını oynadığı ve 2008 yılında da Super Bowl finaline ev sahipliği yapan Phoenix Üniversitesi Stadyumu'nda her şey hazır. 3 bin personel o gün finale gelecek olan 65 bin taraftara en iyi hizmeti vermek için yarışacak çünkü Super Bowl'dan Arizona'nın 24 saat içinde beklediği gelir 500 milyon dolar. Final günü Arizona'ya 100 bin futbol tutkunu akın edecek ve yabancı medyayla birlikte 6 bin gazeteci dünyanın en görkemli spor organizasyonunu sayfalarına ve ekranlarına yansıtacak.


Tarihin ilk Super Bowl finalinde Los Angeles'ta izleyiciler bir bilet için 6 dolar öderken, 49. finalde bu rakam ortalama bin 500 dolara çıktı. Maçı en iyi koltuklardan izlemek isteyenlerin cebinden çıkacak rakam ise tam 9 bin dolar. Super Bowl finali ABD'de reklam endüstrisi için en değerli saatler. Aklınıza gelebilecek tüm global markalar Super Bowl finali öncesi, devre arası ve sonrasındaki reklam kuşağında yer alabilmek için yayıncı kuruluş Fox Tv'nin istediği inanılmaz rakamları ödemek zorunda. 1967 yılında Super Bowl finalinde 30 saniyelik bir reklam için 40 bin dolar ödenirken, bu gece oynanacak finalde Fox'un 43 reklam rezervasyonu için istediği rakam reklam başına 4.5 milyon dolar. 30 saniyeden başlayan ve iki dakikaya kadar uzayan bu 43 reklam her yıl Super Bowl finali sonrasında internette en çok izlenen videolar arasına giriyor ve milyarlarca insana ulaşıyor.
Super Bowl elbette ki sadece bir futbol maçı değil, büyük bir şovun sadece ana sahnesi. Her yıl merakla beklenen ise devre arasında 15 dakikalığa sahne alacak şarkıcı ya da grubun kim olacağı. 2004'te Janet Jackson'un sahnede elbisesinin azizliğine uğradığı ve göğsünün açıldığı sahne için ABD'nin RTÜK'üne gelen şikayet sayısı 540 bin idi. Finalin tarihinde sahneye çıkan isimleri hatırlarsak eğer, Michaeal Jackson'dan, Madonna'ya, U2'dan Paul McCartney'e kadar tüm efsaneler Super Bowl'un devre arasında 15 dakikalığına da olsa şovun bir parçası oldu. Bu geceki finalde ABD milli marşını Idina Menzel seslendirecek. Devre arasında da sahne Katy Perry'nin olacak. Geçen yılki Red Hot Chili Peppers'dan sonra kötü bir tercih değil mi sizce de? 
170 ülkede naklen yayınlacak olan 49. Super Bowl Finali, 25 farklı dilde tüm dünyaya ulaşacak. Arizona'daki stadyumda ise spikerler dokuz farklı dilde dev finali kimi ülkede sabah kahvaltısında kiminde ise bizde olduğu gibi gecenin en karanlık saatinde izleyicilerle buluşacak. Geçen yıl Seattle Seahawks'ın Denver Broncos'u devirdiği 48. finali ABD'de 111.5 milyon kişi televizyondan izledi ve bu rakam ülke televizyon tarihine bir rekor olarak geçti. Bahislerde Seattle bir adım önde olsa da bu geceki finalin geçen yıldan çok daha çekişmeli geçeceğine ve rekorun bir kez daha kırılacağına kesin gözüyle bakılıyor.
Böyle görkemli bir finali izlerken elbette insanın eli ağzı boş durmaz. Super Bowl finalinin olduğu gün ABD'de Şükran Günü'nünden sonra en çok kalori alınan gün olarak biliniyor. Süpermarketlerin içecek reyonları boşalıyor, barbeküler saatler öncesinden yakılıyor ve maç saatinde ABD'liler ortalama 2 bin 400 kalori alıyor. Final günü 1.2 milyar adet tavuk kanadını mideye indiren Amerikalıların Dominos'tan sipariş ettikleri pizza dilimi sayısı 11 milyon, buna 11.2 milyon patates kızartması eşlik ediyor ve yanında da 325.5 milyon galon bira eşlik ediyor.
Kazananın Tiffany&Co tarafından hazırlanan The Vince Lombardi Trophy'yi kaldırdığı, NFL yönetiminin şampiyonluk yüzüklerinin tanesine 5 bin dolar ödediği Super Bowl finallerinde en çok sevinen takım Pittsburg Steelers. Sekiz finalin altısını kazanan Steelers iken en fazla final kaybeden takım altı kez ile geçen yıl da kaybeden Denver Broncos. Son şampiyon Seahawks'ın geçen yılki kadrosundan bu finale sadece beş oyuncu gelirken, New England Patriots'un 10 yıl önce kazandığı finalin kahramanlarından Tom Brady ve Vince Wilfork yine sahada olacak.



Amerikan futbolunun Cristiano Ronaldo'su, Tom Brady Super Bowl finaline sıkıntılı geliyor. Takımının yıllardır havası indirilmiş toplarla maç kazandığı suçlamalarına göğüs geren Tom Brady final haftasında bir de ağır griple savaş veriyor. Kimden bulaşmış dersiniz? Dünyanın en çok kazanan top modeli olan eşi Gisele Bündchen'den.