17 Şubat 2009

Salı Mektupları-Okay Karacan

"Lamp, hobnail boots, tin hat, haversack packed with pliers, screwdrivers and spanners-these were my first tools. Before the white lights of the world's biggest stadiums shone on my endeavours, my working life began in darkness."

Boby Robson hala İngiliz futbolunun yaşayan en kariyerli teknik direktörü...
Dünyanın en başarılı futbol yayıncılığını açık ara ellerinde tutan İngilizler, Robson için bir belgesel film yapmıştı.
Gary Lineker'in sunduğu belgesel, FİFA'nın gol projesi kapsamında çektiği üçlemenin her birinden iyidir.
Aslında Hollywood'un beyazperdeye taşıması gerekir Robson'ı : Dünya Kupaları, Pele, Ronaldo, Romario, Gascoigne, Morinho, Lineker, Maradona, Barcelona, İngiltere milli takımı; 50'ler, 60'lar, 70'ler ve oyun tarihine tanıklık eden onlarca anıdan harika bir başyapıt çıkar, eminim..
18 Şubat günü 76 yaşına basıyor.
Gary Lineker ve Kevin Keegan'dan sonra ingiliz futbolunda hayranlık duyduğum futbol adamlarından biridir.Ne garip Keegan'ı milli takıma gelir gelmez göndermiş, Lineker ile çok özel bir ilişkisi olmuştu.Onun çalıştırdığı İngiltere milli takımına 2 kez 8-0, bir defada 5-0 yenilmiştik.
Maradona'nın eli olmasaydı 86'da İngiltere'yi Dünya şampiyonu yapabilirdi.
Kanseri 4 kez yendi. Şimdilerde yine kansere karşı savaşıyor.
2005 yılında yayınlanan otobiyografisi, bir futbol adamı tarafından kaleme alınan en iyi örneklerden biridir.
15-17 yaşları arasında hem kömür madeninde elektrik teknisyeni olarak çalışmış, hem futbol oynamış,
İlham veren bir hikayesi var.. Kitapta en çok etkilendiğim cümlesini ilk paragrafa koydum.

Futbol ve hayata dair bilmediğimiz, öğrenince yüzde tatlı bir tebessüm bırakan o kadar hoş şeyler yazmış ki üstad ."Ah ülkemin yüzyıllık futbol tarihine ışık tutacak yazılmamış mektuplar" diye dövünüyor insan. Siz hiç "...1958 yılının ilk baharıydı, Dolmabahçe'ye geçmek için; takım halinde Kadıköy iskelesinde vapur bekliyorduk. Aramızda maçı izlemeye giden Galatasaray'lı taraftarlar da vardı." benzeri bir cümle okudunuz mu?
Bize anlatılan 2-3 cılız anı ile kimin kimi kaç kez yendiği istatistikleri dışında hiçbir şey yok..
Peki gelecekte böyle bir umut varmı ?
Kimse yazmıyor.
o da yok.!
Özetle futbolumuzun yazılı bir kültürü (bence) yok.!
İnsanı karamsar yapan geçmişte olmadığından ziyade; gelecekte olacağına dair bir işaretin de görünmemesi..
Robson'ın kitabından milli takıma seçilme haberini aldığı günden naklettiklerini alıntılıyor ve bitiriyorum.
Mutlu yıllar Bay Robert Robson...
Okay Karacan

" On a trip to Wolverhampton racecorse in November 1957 I landed the biggest winner of my early professional life. No horses or bookmakers were involved. As I was leaving the track after a good day out with some West-Brom team-mates, I peeled away to buy the evening paper and scanned the stop-press column, where players looked in those days to find out who had been summoned for international duty. There I spotted an announcement: ' The England team to play France is as follows...' and there was my name- R.Robson "

13 yorum:

arnawut dedi ki...

söylemek bize düşmese de, mükemmel bir yazı olmuş. Aynen Türk futbol geçmişinde bize aktarılan istatistiklerden ibaret. Ancak ultrAslan forumunda,abilerimizin mazide yaşanmış olayları anlattığı bir bölüm var. O bile yetsede bana, gönül ister ki daha fazlası olsun...

azadbeg dedi ki...

futbolumuzun yazılı tarihi mi?
ilahi okay karacan...
"kim uzağa işer"in tarihi mi olur?

bonaventure dedi ki...

okay abi her işi ciddiyetle yaptığı gibi bu yazıyı da salı gününe geçildiği saatlerde yayınlatarak işine ne kadar sadık olduğunu belli ediyor. b. robsonun hayatı yaptıkları bir yana bu ülke topraklarından da sizin gibi insanlar çıkması beni biraz olsun teselli ediyor. belki biz (sizden yaşça küçükler) de bir şeyler yaparızda bizden sonra bir futbol tarihi olur.

öte yandan futbol (yazılı) tarihimizin ne kadar kısır olduğu 3 büyüklerin 100. yıl için yaptıkları belgesellerden ve derbi günleri yapılan programlardan da belli. ee böyle köksüz bir olguyada fanatikle fotomaçın en çok satan spor gazetemsiler olması yakışırdı zaten. fotogole hiç değinmiyorum bile...

erdemkursat dedi ki...

çarşamba günü izinliyim, o yüzden salı ları, yazınızı okumadan kopyalayıp çıkış alıyorum, çarşamba sabahı kahvaltıda o günün gazetesi gibi okuyorum, dolayısıyla henüz yazınızı okumadım, ama şimdiden ellerinize sağlık.

Azgard dedi ki...

polisler ve güvenlik görevlileri olmasa bizde maçı beraber izleriz,kışkırtan onlar belki de...

cisco dedi ki...

okay abi,
futbolumuzun yazili bir kulturu olmadigi cok dogru. kimsenin yazmadigi da. yazmak icin once okumak gerek. okumayan insan yazamaz. turkiye'de insanlarin okuma aliskanligi olmadigi bir gercek.

bu konuda kaynak bulmaya calistim. hurriyet'de cikan bir haber buldum, onlar da bagimsiz egitimciler sendikasi'nin bir raporundan almislar. sayi vermek gerekirse, ingiltere'de toplumun %21'i duzenli kitap okurken, turkiye'de bu sayi kac biliyor musunuz? %0,01 (on binde bir). bir fransiz senede ortalama 7 kitap okurken, bir turk on senede bir kitap okuyor.

futbolcularda da bu oranlarin degistigini sanmiyorum. okay abi, bul;ent abi ikiniz de spor gazetecisiniz bi konudaki gozleminiz nedir? ne kadar kitap okuyor turkiye'de futbolcular? ben teknik direktor olsam her turlu yolculukta (deplasmanlara gidip gelirken) kitap okumayi zorunlu tutarim.

en basitinde bulent korkmaz ingiliz olsaydi, su ana kadar biyografisinin cikmama ihtimali neydi?

Alper Öcal dedi ki...

Yazılı futbol kültürümüzün olmayışının en büyük sebebi futbolcular.

Bizim aktif olarak futbol oynamış, takımlarında efsane olmuş adamların neden yazmadığını kendime blogumda ara ara hep sorarım.

İş televizyonda makaraya gelince anlatırlar hep, ama ciddi ciddi oturup otobiyografilerini ya da anılarını yazmıyor bu adamlar.

Tembellikten mi yoksa başka bir sebep mi bilmiyorum ama yazmıyorlar. Oysa elin 20 yaşındaki İngilizi daha adamakıllı geçmişi yoken patlatıveriyor otobiyografiyi. Ticari micari.

Bizde illa Nebil Özgentürk filan gidip soracak... Fena mı olur Can Bartu, Turgay Şeren, Lefter gibi yaşayan efsaneler oturup yazsalar.

june.one dedi ki...

bizde sadece futbolu değil hiç bir şeyin yazılı kültürü yok.thomas mann-budenbrooks okurken dumura uğramıştım.buddenbrooks'ların doğumları ölümleri acı tatlı olayları yazdıkları(ailenin en yaşlı üyesi tarafından yazılan babadan oğula geçen) günlüğü vardı.Kaçımız yapıyoruz ki böyle bir şeyi.

varol döken dedi ki...

yazılı tarihi olmayan bir millet, yazılmış tarihleri okumaya mahkumdur!

varol döken dedi ki...

bir de soyağacı var buna örnek verilebilecek... ailesinde dedesinden öteye giden, dedesinin dedesini bulabilen var mı?

tarihe not düşmeyi bilmediğimiz için düşülen notları tarih olarak kabul etmek zorundayız... veya tarihi meb ortaokullar için osmanlı tarihi kitaplarından okuruz:

- anlı şanlı donanmasıyla barbaros hayrettin paşa andrea doria'yı sulara gömdü!

dugenci dedi ki...

Henüz okumasamda bildiğim bir Fatih Uraz'ın (Samsunspor'un ve Beşiktaş'ın kalecisi) "Kaleciyi Vurun" kitabı var anılarını anlattığı.
Başka örneği olan varsa belirtirse sevinirim..
Bir de Okay Abi sizin de yeterince anınız olduğunu düşünüyorum.
Siz de yazsanız keşke. Hele ki böyle güzel yazabiliyorken...

Sahan dedi ki...

Rıdvan Dilmen de bir kitap çıkarıyor yakın zamanda..

bjkmad dedi ki...

belgeselin tam ismini bilen varsa yazabilir mi.
nerden bulabiliriz.