14 Ağustos 2020
9 Ağustos 2020
Yeni Posterler Hayallerimizin Fotoğrafıdır
Futbol tarihimizin
yakın geçmişinde şampiyonu belirleyen bir gol, bazen de kaçan bir pozisyon
oldu. Atamayana, attılar ya da çok atan arkasına bakmadı. 13 yıl öncesine
dönelim. Fenerbahçe tarihinin en iyi kadrolarından biri dağılırken, Appiah,
Tuncay, Anelka ve Rüştü başka formalar giymek üzere kulüpten ayrılırken,
Kalamış’taki kulüp binasına tarihin en iyi sol beki gelmişti: Roberto Carlos…
Diğer kanatta oynayacak isim ise Gençlerbirliği’nden 1.4 milyon Euro’ya alınan
Gökhan Gönül’dü… 4 yıl sonra bonservisi elinde olan Selçuk İnan, tercihini
Galatasaray’dan yana kullandı ve yakın geçmişteki ikinci kırılma yaşandı.
Fenerbahçe önce kadroyu koruyamamış sonra da oyunu orta sahalar kazanır
yıllarında Türk Pirlo’su Selçuk’u kadrosuna katamamıştı.
2013-2014
sezonunda Ersun Yanal, Fenerbahçe’yi Nisan ayında şampiyon yaparken, ön
liberoda oynayan Mehmet Topal iki stoperin arasına giriyor, dörtlü defans
oynayan takım, hücuma çıktığında iki beki Gökhan Gönül ve Caner Erkin ile
3-5-2’ye dönüyor ve uçuyordu… Inter’in Zanetti’si varsa Fenerbahçe’nin de
Gökhan Gönül’ü olabilirdi. Olmadı… Dünyanın herhangi bir yerinde ezeli rakibine
iki milli bekini kaptıran takım varsa da ben bilmiyorum. Gökhan ve kısa Inter
macerasından sonra Caner, şehir değil ama kıta değiştirdiler.
Fenerbahçe’nin
9 puan farkla şampiyon olduğu 2013-2014 sezonunda küme düşen takımlardan biri
Elazığspor’du. O gün kulübede üzelen iki isimden biri yıl sonra ligde
Başakşehir’i şampiyon yapacak olan Okan Buruk, yardımcısı ise dört gün önce
Fenerbahçe’nin yeni teknik direktörü olan Erol Bulut’tu… 13 yıl önce dağıtılan
kadro sonrasında çıkan fırtınayı dindirmek üzere Newcastle United’dan transfer
edilen Emre Belözoğlu ise Fenerbahçe’nin yeni sezondaki futbol direktörü…
Dağıtmak
kolay, toplamak zordur… İspanyol Milli Takımı’na 44 yıl sonra bir büyük kupa
kazandıran ve üçlemenin ilk halkasını kazanan Luis Aragones’i, La Liga’nın gol
kralı Güiza’yı da, son 20 yılın en büyük ama aynı zamanda en problemli
forvetlerinden biri olan Anelka’yı da, tarihin en iyi sol beki Roberto Carlos’u
Fenerbahçe’ye kazandıran Aziz Yıldırım’dı… Kuran da yıkan da kendisi oldu…
Tarihi “Eğer
öyle olmasaydı” diye yazmak, senaryolaştırmak pek revaçta… Tarihçi Emrah Safa
Gürkan’ın “Bunu Herkes Bilir” kitabı ya da 2. Dünya Savaşı’na Almanya
kazansaydı fikrinden yola çıkan dizisi gibi.. (The Man on the High Castle)
Futbol tarihi kaçan goller kadar elde tutulamayan yıldızların, arka kapıdan
firar eden gençlerin üzerinden de yazılabilir, okunabilir ama elbette
değiştirilemez. Fenerbahçe’nin yakın tarihini de belki de böyle okumak lazım.
13 yıl önce o sağlam kadro bozulmayıp, doğru takviyeler yapılsaydı,
Galatasaray-Beşiktaş-Bursaspor serisiyle devam eden şampiyonluklardan bir ya da
fazlasını kazanabilir miydi Aziz Yıldırım… Ya Selçuk İnan, Fenerbahçe forması
giyseydi? Ya da Gökhan Gönül ve Caner kesintisiz Fenerbahçe forması giyse,
Şenol Güneş, Beşiktaş’a iki şampiyonluk kazandırır mıydı? Oyun elbette 2-3
adamın üzerinden okunmaz ama yine de “Ya eğer” diye düşünmekte fayda var… Geçen
hafta bu köşede “Kaybedecek bir futbol aklınız var mı?” diye sormuş ve 10 yıl
önce dibe vuran Juventus’un Nedved ve sportif direktör Paratici’nın akıllarını
koydukları 9 seri şampiyonluğun öyküsünü anlatmıştım… O futbol aklını önce bir
İtalyan sportif direktörde (Giuliano Terraneo) arayan Fenerbahçe, Türk futbol
tarihinin en iyi orta sahalarından biri Emre Belözoğlu ile 4 yıl ayrılık
yaşadı. 2015-2019 yılları arasında Fenerbahçeli Emre’nin Başakşehir’de ne işi
vardı? Bir başka sportif direktör bu kez bir Fransız, Comelli gereğinden fazla
süslediği CV’siyle geldiği Kadıköy’den ardından bir transfer enkazı ve yüklü
bir borç bırakarak ayrıldı…
Evinin
işyerinin duvarına tuttuğun takımın posterini asan kaç kişi kaldı ki? Bir takım
posterinin ömrü eğer takım şampiyon olmamışsa bir yıldır. Ertesi sezon yeni
futbolcular ve yeni poster.. O posterlerde teknik adamlar ve sportif
direktörler değişmiyorsa dönüp zaten kim şampiyon olmuş diye bakmanıza gerek
yoktur… “Olaylar sağbekin lahana dolması yemesiyle başladı” diyen büyük usta
İslam Çupi elbette haklıdır ama bence “Yak bütün fotoğrafları, Ona ait bütün
eşyaları” diyen Tarkan da haklı çünkü Fenerbahçe’de Aziz Yıldırım dönemini
anlatıyor…
Yeni posterde Gökhan da olacak Caner de ve sportif direktör
Emre Belözoğlu da… 2016-2019 arasında neden yoktular diye sormak için çok geç.
Şimdi Kavafis’in “Yeni ülkeler bulamayacaksın, bulamayacaksın yeni
denizler.Hep peşinde, izleyecek durmadan seni kent. Dolaşacaksın aynı
sokaklarda” dizeleri karşılar mı bu adamların kürkçü dükkanına dönme
hikayelerini… Şehir mi değiştirdiler ki diye sorarsanız evet değiştirmediler.
Çok daha fazlasını yaptılar… Bir kıtadan ötekine gittiler…
6 Ağustos 2020
İrfan Can-Yaya Toure-Leo Messi-Marc
İRFAN CAN
KAHVECİ’NİN PEŞİNDEN KOŞANLAR
Sevilla’dan
Roma’ya giden sportif direktör Monchi’nin listesindeki Cengiz Ünder için
devreye o transfer döneminde Manchester City girince milli oyuncuya biçilen 8
milyon Euro değer katlanmıştı. Roma-City kapışınca kazanan Başakşehir oldu.
Şimdi benzer bir kapışma İrfan Can için bu kez 3 kulüp arasında yaşanabilir.
Bugün Avrupa Ligi’nde çeyrek final kapısını aralayacak maça çıkacak olan ve
gelecek sezon önce Şampiyonlar Ligi ardından Euro 2020 vitrinine çıkacak olan
İrfan Can’ı bu transfer döneminde satmak aslında doğru karar gibi görünmüyor.
Hem oyuncunun Avrupa arenasında fiyatını yükseltebilme ihtimali hem de Okan
Buruk için vazgeçilmez bir oyuncu olması, Başakşehir için zor bir seçimi
gerektiriyor. 25 yaşındaki İrfan Can modern futbolun aranan orta sahalarından
biri haline geldi. Sezon devamlılığı olmadığı yönünde takip raporları da var
hakkında ama bir gerçek var 3 kulüp onu istiyor. İngiltere’den Newcastle United
ve West Ham ve İspanya’dan Sevilla. Premier Lig için temposunu yükseltmek ve
güçlenmesi gerekiyor ama La Liga’daki futbol için hazır İrfan Can.. Roma’ya
Cengiz’i alan ve geçen sezonun başında Sevilla’ya dönen sportif direktör
Monchi’nin listesindeki ilk isim O. Marsilya forması giyen 23 yaşındaki Maxim
Lopez. Sevilla, Fransızların istediği rakamı düşüremezse Monchi’nin B planı
İrfan Can Kahveci… Transfer dönemi uzun ve yeni başladı, izleyip göreceğiz…
“ATİBA” YAYA
TOURE VE PEP GUARDIOLA
Pep Guardiola ile basamakları çıkan ve yıldız olan futbolcular da var Katalan teknik adam ile yolları kesiştiğinde keyfi kaçan ve bavulunu toplayan da. Ona Fildişi Sahilli Atiba diyelim: Yaya Toure.. Atiba ondan 3 ay büyük ve ikisi de 37 yaşında futbol kariyerlerine devam ediyorlar. Bugün Atiba, Beşiktaş formasıyla çok daha üst seviyede oynarken, Yaya Toure kariyerinin erken yıllarında Barça forması giymiş bir isimdi. Guardiola, Barça alt yapısından yetişen Sergio Busquets’i 2009 yılında orta sahaya monte ettiğinde Yaya Toure artık yedek stoper olarak yola devam ediyordu ve çareyi ayrılmakta buldu. Guardiola ile iyi ayrılmadıkları ortada ama 2010’da Manchester City’ye giden ve altın yıllarını (8 sezon) İngiliz kulübünde geçiren Yaya Toure bir kez daha karşısında Guardiola’yı buldu. İkili arasındaki soğuk rüzgarlar Yaya Toure’nin kulüpte sonunu hazırladı o da kürkçü dükkanına, Monaco öncesi çıkış yaptığı Olympikaos’a döndü. İki yıllık bir Çin macerası ve şimdi 37 yaşında kendine kulüp arayan Yaya Toure…
LEO
MESSİ’NİN TEK RAKİBİ MARC KİMDİR?
Oğluna
sevdiği futbolcunun ismini vermek dünyanın her yerinde futbolseverleri
eşleriyle karşı karşıya getirir. Leo Messi, 2000 yılında ailesiyle birlikte
Barselona’ şehrine geldiğinde, Katalunya bölgesinde o yıl doğan 4 çocuğun adı
Leo idi. 2004 yılında Messi, Barça formasıyla sahaya çıktığında ise bölgede
sadece 11 çocuğa Leo adı verilmişti ve erkek çocuklara verilen isimler
sıralamasında Leo, 262. sıradaydı… Yıllar içinde Barselona ve çevresinde Messi
sayesinde Leo ismi popüler oldu ve yeni doğan erkek çocuklarına Leo ismini
verenlerin sayısı 10 yıl önce 136’ya çıktı. Messi attıkça, Leo ismi da
çoğalmaya başladı. 2015 yılında 454 Leo ismi verilen çocuk dünyaya geldi. Leo
zirveye koşuyordu, 262. Sıradan ilk 10’a girdiği 2018 yılında 459 çocuk hayata
Leo olarak başladı ve 2019’un istatisikleri geldiğinde sıralamada Leo, 500
çocukla ikinci sıraya çıktı. Johan Cruyff’un oğluna verdiği isim Jordi, tarih
boyunca popüler bir isimdi Katalunya’da. Leo onu solladı ve artık önünde tek
bir isim var: Cristiano değil elbette! O isim Marc…
4 Ağustos 2020
Galatasaray'da 10 yılın Z Raporu
22 yıl önce Zidane, Dechamps, Inzaghi’li Juventus kaptanı Conte önderliğinde Ali Sami Yen zeminine çıktığında karşısında Terim yönetiminde Hagi’li Galatasaray vardı. Sarı kırmızılı takım Terim yönetiminde iki kez şampiyon olmuş, üçüncünün de net favorisiydi. Fazlasını yaptılar, 4 şampiyonluk ve UEFA Kupası.. O Juventus kadrosundan Igor Tudor gün gelecek Galatasaray’ın hocası olacak, Conte de 13 yıl sonra Terim’e büyük bir hediye verecekti. 2010-2011 sezonunda Juventus ve Galatasaray dibe vurdular liglerinde. G.Saray ligi 16 mağlubiyetle 8. sırada tamamlamış, Juventus ise 10 mağlubiyetle Serie A’yı 7. sırada bitirmişti.
İki takım da
hoca değişikliğine gittiler ve Juve’de göreve gelen Conte, ABD’deki hazırlık
kampına Felipe Melo’yu götürmedi. Terim çalıştırdığı ve çok yakından takip
ettiği Fiorentina yıllarından beğendiği Felipe Melo’yu kiralayarak 3. dönemini
başlattı Galatasaray’da… İki yıl arka arkaya şampiyon olan kadroda iki yaz
döneminde de çok önemli takviyeler yapılmış, kadro yenilenmiş ve zorda olan
Inter’den Sneijder alınmıştı. Conte’den önce iki sezonda toplam 25 mağlubiyet
alan Juve de Terim’in Galatasaray’ı gibi iki yıl arka arkaya şampiyon olurken
ilkinde 38 haftada yenilgi yüzü görmemişti.
Galatasaray’da
hiçbir başarı cezasız kalmaz. Dönemin başkanı Ünal Aysal, lige 1 galibiyet 3 beraberlikle
başlayan Fatih Terim’in görevine son verirken, Conte o sezon 3. şampiyonluğuna
koşuyordu. 19. Şampiyonluğu kazandıktan sonra Florya’daki ofisinde sırtını
verdiği tabloda yer alan 4 yıldızın beyaz olan bir köşesini boyayamadan ya da
tamamlayamadan ayrılan Terim elbette ki, Conte Juve ile 3 yapıp yeter deyip
İtalyan Milli Takımı’na gittiğinde koltuğu bırakan Prandelli’nin bir gün
Galatasaray’daki koltuğunda kısa da olsa oturacağından habersizdi.. Ya da onun
öncesinde İtalya Kupası’nda finale koşturduğu Fiorentina’da koltuğuna oturan
Roberto Mancini’nin Ünal Aysal tarafından yerine getirileceğini…
Bayern
Münih’in 8, Juventus’un 9 seri şampiyonluk kazandığı son 10 yılda PSG’nin uzun serisini
bozan Falcao’lu Monaco olmuştu. Galatasaray’da 2000 yılında Terim ayrıldığında
“Kalsa seri uzar mıydı?” sorusuna bir soru daha eklendi 2013 yılında. İki
soruya tarihin vereceği bir cevap yok elbette…
98’deki Juve
maçının kahramanlarından Tudor döneminde yapılan transferlerle yenilen kadroyu
Terim teslim aldığında, Beşiktaş, Gordon Milne dönemi gibi bir üçlemeyi Şenol
Güneş ile yapabilirdi ama Şampiyonlar Ligi mesaisi ama milli takım koltuğu;
olmadı… Hamza Hamzaoğlu ile 20. Şampiyonluğunu kazandıktan sonra zirveyi
Beşiktaş’a kaptıran Galatasaray, Terim’in 4. döneminde iki şampiyonluğu nefes
nefese finallerde kazanırken, hocasının aklında artık kırılacak bir rekor bir
de yıldız vardı…
Terim, 5 yıl
arka arkaya şampiyonluk ve 5. yıldızı armaya takıp ezeli rekabette rakiplerine
uzak ara yapmak niyetindeydi. Bu hedef tutarsa ezeli rakiplerinde mutlaka
yönetimler değişecekti, ki Beşiktaş’ta değişti… 2011 yılında olduğu gibi
transferde gelen-gidenlerin trafiği Florya yollarını tıkadı ama bu kez hesap
tutmadı. Bonservisi alınamayacak kadar pahalı ama yetenekleriyle ligi
süpürebilecek yıldız isimler kiralandı ve bonservisi elindeki marka golcü
Falcao kadroya katıldı. Geçen sezon 8 puan geriden gelen kadrodan sonra bu
sezon G.Saray’ın puan tablosunda hiç arkasına bakmaması gerekiyordu.
Son 25 yılda
yabancılardan en iyi performansı alan ve “havası başka” denilen Florya’da armayı
ve formayı benimseyen yabancılarla fark yaratan Galatasaray’ın bu sihri
bozuldu. Çünkü artık sosyal medya vardı ayağın tökezlese çukuru düştün eyyamı
yapan, daha dün gelen futbolcuya bugün “defol git” diyenlerle dolu bir sanal
dünya... Giderken itibarsızlaştırılan Sneijder’in yerine gelen Belhanda, asist
pası gibi detay istatistiklerle iteklenirken, Fransa Milli takım seviyesindeki
Nzonzi sosyal medyaya kurban verildi. Falcao sakatlanmış, müzmin sakat Lemina
bir var bir yokken, geniş tutulan kadroda Emre Mor, Jimmy Durmaz, Babel, Şener
safra olmaktan öteye gidemedi.
Elbette ki pandemi dönemi ve Muslera başta olmak üzere sakatlıklar, Mart ayındaki araya 3 puan geride giren Terim’in beş seri şampiyonluk hayallerine darbe vurdu ama Galatasaray ile aynı sezon dibe vurmuş Juventus, 9 yıl arka arkaya şampiyon olurken iki takım arasındaki fark bir adım geri çekilip baktığınızda futbola bakış açısıydı. Juventus’un bir sportif direktörü vardı Fabio Paratici.. Dünyaca ünlü yıldızları Juve markasıyla ikna edip bonservissiz transfer eden (aynı zamanda Ronaldo’ya, 100, direkt rakibi Napoli’nin golcüsü Higuain’e 94 milyon ödeyen, Pogba’yı da 100+’ya satan) adam…
Galatasaray’da özellikle Dursun Özbek döneminde olmayan futbol aklı işte budur… Yoksa kim gidip kontratının son yılına giren Belhanda’nın bonservisine 8+2 milyon Euro, Osmanlıspor’da 450 bin Euro kazanan Ndiaye’ye 2.75 milyon maaş verir, kim santrforsuz kalınca “Deli” Diagne’ye 13 milyon bonservis öder ya da kim Mancini’nin olduğu sezonun devre ortasında yangından mal kaçırır gibi 10 transfer (Alex Telles haricinde kimsenin G.Saray’da 11 çıkacağına inanmadığı Hajrovic, Salih Dursun, Ontivero, Veysel Sarı, Umut Gündoğan ve Endoğan Adili gibileri) birden yapar ki…
3 Ağustos 2020
Kaybedecek Futbol Aklın Oldu mu Hiç
On yıl önce yaz aylarında bir
İtalyan yaptığınız futbol sohbetinde Juventus, üç yıl arka arkaya şampiyon
olacak deseniz size bir espresso ısmarlar, “Senin ne güzel hayallerin varmış”
der, abartıp 5 derseniz “Gerçekten İtalya Serie A tarihini biliyor musun” diye
sorar, oldu ki 7 yıl arka arkaya dediniz tanıdık bir doktorun telefonunu verir,
masadan kalkarken 9 kez diye bağırırsanız polis çağırırdı… O gün karakolluk da
olsanız haklı çıkmanız için 40 mevsim geçmesi gerekiyordu. Ve haklı çıktınız
Juventus 9 yıl arka arkaya şampiyon oldu Çizme’de… Şimdi filmi 11 yıl öncesine
saralım:
Calciopoli şike skandalı
sonrasında düştüğü lige ertesi sezon dönen ve Inter’in şampiyonluklarına
refakat eden Juventus, 2009-2010 sezonunda ligi 7. sırada bitirdi. Şampiyon
Inter, Mourinho yönetiminde Şampiyonlar Ligi ve İtalya Kupası’nı da kazanmış ve
İtalya’nın kuzeyinde Milano ve Torino şehirleri arasındaki rekabette güç
dengesi Berlusconi yıllarında Milan’ın yaptığı gibi Milano’ya kaymıştı. Bir
şeyler ters gidiyordu ve değişim şarttı. Takım 15 mağlubiyet almış dibe
vurmuştu. Agnelli Ailesi’nin veliahtlarından Andrea Agnelli koltuğa oturmadan
operasyona başladı. Ferrari’de Jean Todt’un yaptıklarını yapacak bir futbol
aklı arıyordu Agnelli. Çok uzaklara gitmesine gerek yoktu. O sezonu 4. sırada
bitiren Sampdoria’da Giueppe Moratta futbol yönetiminde ülkenin yıldız ismiydi.
Adriano Galliani’nin Milan’daki ağırlığını hissettirmek için o da şampiyonluğa
oynayan bir takım arayışındaydı. Patronu Riccardo Garrone onun önünü açtı ama
asıl kıyamet bir başka ismin Marotta ile birlikte Juventus’a gitmesiydi. 2004
yılından beri Marotta ile çalışan ve kariyerini kimselerin hatırlamadığı eski
bir futbolcu onun transfer sihirbazıydı. Gözü iyi olan adam Fabio Paratici idi.
Teknik direktör seçiminde biraz duygusal davrandılar. Onların emeklerini sahada
hasata dönüştüren Luigi Delneri’yi Juventus’un başına getirdiler. İlk sezonları
büyük hayal kırıklığıydı. 15 mağlubiyetten sonra bu kez Juventus’un mağlubiyet
hanesinde 10 yazıyordu ve takım 38 maçta sadece 15 kez kazanabilmişti.
İngiltere’de başlayan yabancı
patron rüzgarı İtalya’da da esmeye başlamış ve Inter, Uzakdoğu sermayesinin
kontrolüne girmişti. Milan ve Roma da onu takip edecekti ve Agnelli Ailesi,
İtalyan bayrağını en tepede tutmaya kararlıydı. Teknik adamlık kariyerinde bir
başarısı olmayan adamı Juventus teknik direktörü yapar mısınız? İspanya’da
Guardiola ile başlayan evlat teknik adam modasının Conte tercihinde etkili
olduğunu söyleyebiliriz şimdi. Juventus’un 15 mağlubiyet aldığı sezonda
Atalanta ile küme düşmemek için çırpınan Antonio Conte 13 yıl Juventus forması
giymiş bir futbolcuydu. Atalanta tribünleri onu istifa zorladığında olayları
polis yatıştırmış, Conte istifasını vermek zorunda kalmış, kulüp de sezon
sonunda küme düşmüştü. Yıpranan Conte ertesi sezon bir alt ligden gelen teklifi
kabul etti ve geldiği sezon Siena’yı Serie A’a ya çıkardı. Marottta ve Paratici
ikilisi doğru adamı bulduklarına inandılar, Conte için tam zamanıydı…
Doğru zamanda doğru yerde
olmak için daha ne kadar iyi bir örnek olabilir ki? İki sezonda 25 mağlubiyet
alan Juventus, Conte ile ilk sezonunda tek bir yenilgi yüzü görmeden ve sadece
20 gol yiyerek şampiyon oldu. Rüzgar bu kez Torino’dan Milano’ya doğru esmeye
başlamıştı…
Fabio Paratici bugün futbol
dünyasında iki yıl Roma dışında hayatını Sevilla’ya adayan Monchi ile birlikte
en iyi sportif direktör ve transfer sihirbazı olarak kabul ediliyor. Paratici,
İtalyan kulübünün popülaritesini ve kazanma kültürünü de kullanıp çok sayıda
kontratı sona ermiş yetenekli futbolcuya Juventus formasını verdi..
Üç sezonun ardından Conte
milli takıma gittiğinde koltuğu Allegri’ye verdiklerinde Juventus tribünleri bu
kararı protesto ettiler. Onlar yine haklı çıktı, Allegri 5 şampiyonluk
kazandırdı ama Avrupa’da kupayı getiremedi. Sezon başında Serie A’da hiç
şampiyonluğu olmayan ama Napoli yıllarında kendilerini zorlayan Sarri’yi
seçen bu kez Paratici-Nedved ikilisiydi çünkü Inter, Juventus’un en
tepesinden Giuseppe Marotta’yı koparmış ve kulübün başına getirmişti. Conte
yuvaya dönmek yerine Juve’ye meydan okumak için Marotta’nın saflarına katıldı.
Bugün İtalya’da sezon finali var.. Juventus şampiyonluğunu kutladı ama asıl
merak edilen 11 yıl önce kovdukları Conte’nin çalıştırdığı Inter’in bu akşam
Atalanta deplasmanında ne yapacağı.. Atalanta kazanırsa, ligi Conte’li Inter’in
önünde kapatacak… Hiçbir futbolcunun adının geçmediği bir yazının sonunda,
sportif direktör, kulüp yönetimi, teknik direktör kelimelerinin bizde hafife
alındığını söylersem, 9 kez şampiyon olan Juventus kadar abartmış olabilir
miyim acaba…
26 Temmuz 2020
Selçuk İnan Bırakırken
19 Temmuz 2020
20 Yıl Önce 20 Yıl Sonra
12 Temmuz 2020
Bana Balık Tutmayı Öğret
Real Madrid'deki Değişim
5 Temmuz 2020
Hakimi'yi Satmanın Dayanılmaz Hafifliği
Fransızların Büyük Sirki
27 Haziran 2020
San Siro'daki Motosiklet
Davulcu Manolo'nun İflası
Heysel'e Bir Bilet
Milano'dan Firar Eden Sol Bek
Buenos Aires'te İki Baba ve Oğulları
Buenos Aires, uzaklara gidenlerin hikayelerinin biriktiği şehir... Angel Rambert de burada doğmuş, futbol onu Fransa yollarına düşürmüştü. Jorge Higuain sadece bir sezon kalmıştı Fransa'da ama Angel Rambert, ondan 27 yıl önce geldiği eski kıtada, Lyon'da çok sevilmiş ve 10 yıl forma giymiş bir santrfordu. Armut dibine düşermiş hikayesi. 1974 yılında dünyaya gelen oğlu Sebastian'nın da futbolcu olmasını istiyordu baba Angel. Sebastian başardı ama babası o günleri göremedi, 47 yaşında hayatını kaybeden Angel Rambert geride gözü yaşlı 9 yaşındaki oğlu Sebastian'ı bıraktı. 90'lar, futbolcuların video kasetlerden izlenip alındığı yıllar. 1995 yazında Inter Başkanı Massimo Moratti yine kesenin ağzını açmıştı. Arjantin'den yirmilerinin başında iki genci getirtti İtalya'ya. İmza töreninde Inter efsanesi Facchetti'nin iki yanına aldığı Arjantinli gençlerden Sebastian, İtalyan gazetecilerin gözdesiydi çünkü santrfordu, diğer genç ise defans oyuncusu... Sebastian Rambert, Inter'de bir tek lig maçına bile çıkamadı, ona formayı bir kez olsun vermediler, İspanya'ya Zaragoza'ya sonra da Boca Juniors'a kiraladılar. İmza gününde gölgede kalan defans oyuncusu ise Javier Zanetti idi.. 19 yıl Inter formasını giydi, efsane kaptan olarak futbola veda etti..
19 Haziran 2020
Emre ve Volkan
İlkokulun kapısından girip üniversiteden mezun olduğumuz güne kadar geçen 20 yıl sonunda fakülteyi birincilikle de bitirseniz iş hayatında birinci basamaktan başlıyoruz. Tıp mezunu hemen doçent olmuyor, iletişim mezununu yayın yönetmeni yapmıyorlar, genç mühendislere büyük projeler teslim edilmiyor, genç avukatlar ustaların yanında pişiyor, inşaatçılar diplomam var deyip gökdelen projelerinin başına geçmiyorlar. Aslında futbolda da böyle ama bizde değil. Eğitim hayatı gibi alt yapıdan futbolu bıraktığınız güne kadar geçen zaman da 20 yıl. “Yaşlı futbolcu” iken bir gün sonra “genç teknik adam” oluyorsunuz, çıktığınız merdivenlerden indiğiniz yok zirvedeydiniz ama teknik adamlığın yolu başka, ilk basamağı da kurslar ve 15-16 yaş takımlarıyla çalışmak...
Fenerbahçe'de Volkan futbola devam edip etmeyeceğini bilmezken, teknik kadroya alındı. Emre futbolu bırakıyor ve gelecek sezon ya sportif direktör olarak görev yapacak ya da teknik direktörün yanında ikinci adam olacak. İşte tam burada Avrupa'daki gelenekten ve hiyerarşiden ayrılıyoruz ve işte tam da bu yüzden bizim alt yapılarımız işlemiyor. Pep Guardiola, Barça efsanesi olmasa da alt yapısından yetişmiş futbolcuydu ona önce B takımı emanet ettiler. Zinedine Zidane, Real Madrid alt yapısında çalıştı, takım arkadaşı ve kulübün efsane golcüsü Raul iki yıl önce 15 yaş takımının başındaydı bir yıl sonra B takımının sorumluluğunu verdiler. Julen Lopetegui, İspanyol Milli Takım teknik direktörü olabilmek için yıllarca farklı yaş milli takımlarında hocalık yaptı.
Ticaret hayatında babanız size şirketi, dükkanı, atölyeyi teslim edebilir ama orada bile bir çıraklık-kalfalık günlerinden geçmişsinizdir. Kulüpler sonuçta kimsenin babasının malı değil. Emre ve Volkan burada son örnekler ama ilk olmadıklarını hepimiz biliyoruz. Antrenörlük tecrübesi A Takımla başlamaz. Futbolda her şey oyunu bilmekle, idmanda takımın başında durmakla ya da maça taktik hazırlamakla bitmiyor. 25 kişiden oluşan 18-40 yaş aralığında insanı yönetiyorsunuz. Yıllar boyunca sadece kendi performansından sorumlu olarak bir takım oyununda yer alanların futbolu bıraktıktan sonra 25 adamın sorumluluğunu ve dertlerini üstleneceklerinden habersiz olabilirler mi?
İşte bu yollardan geçilmediği zaman Trabzonspor maçındaki görüntüler ortaya çıkıyor. Sahada bir teknik adam, yanında konuşan ve kırmızı kart gören müstakbel sportif direktör/antrenör ve tribünde geçen yıl ellerinde eldiven olan ama şimdi telefonla taktik veren bir kaleci... Emre ve Volkan, Fenerbahçe camiası için çok önemli isimler, zor zamanda taşın altına da ellerini koymak istiyorlar ama gelecekteki kariyerlerini düşünüyorlarsa Raul, Guardiola'nın izinden gitsinler çünkü büyük futbolcuların küçük teknik adamlığının yarattığı hayal kırıklığınının karşılığı büyük yalnızlık olarak dönüyor bazılarına...
23 Mayıs 2020
Düşersen Tut Elimden
Craig Hodges
Camp Nou'ya Bakan Pencerede
Manchester United'daki Terry Cooke gibi hayallerini gerçekleştirememiş çok futbolcu var dünyada. Fotoğrafta Andres Iniesta'nın yanındaki Jorge Troitero gibi. İki çocuğun pencelerinden bir gün oynamayı hayal ettikleri Camp Nou Stadı görünüyor. Bulundukları yer ise yıllar sonra Barça'nın terk ettiği La Masia tesisleri. 1700'lerde bir çiftlik evi olarak inşa edilen ve Camp Nou Stadyumu'nun inşaatı süresince mühendislerin lojman olarak kullandığı bina 1979 yılında Barcelona'nın alt yapı öğrencilerine ev sahipliği yapmaya başladı. Iniesta ve Jorge Troitero 1984 doğumlu iki çocuk kader birliği yaptılar ama Jorge hayallerini gerçekleştiremedi. Barça'da kalmak, Barça alt yapısına girmekten zordu. 17 yaşında şansını Atletico Madrid alt yapısında denedi ama La Liga oyuncusu olmayı hiçbir zaman başaramasa da hayatını futboldan kazandı. 19 yaşında Merida ile başlayan alt ligler macerası 15 yıl sürdü... Camp Nou'da 100 bin taraftar Iniesta'yı son maçında uğurlarken Jorge, 4. Lig'de CD Azuaga forması giyiyordu.
























