21 Kasım 2010

Schuster ve 1960'larda Futbol (!)

Benzer bir transfer politikasının, teknik adam tercihinin kurbanı Galatasaray'dan sonra Beşiktaş oldu. Geçen sezon Galatasaray'ın başına gelenler bu sezon Beşiktaş için geçerli. Kilit adamların sakatlığı, tutmayan oyun sistemi vs... Evet Schuster başarısız, evet derbiyi de kaybederse gidebilir de ama konu bu değil...
Ben Schuster'i severim. Teknik adamlığından değil futbolculuğundan. Yaşım tutar da kaç maçını izlemişimdir ki? Futbol tarihinin sayfalarında gezerken, yazı yazarken yaptığım araştırmalarda, bir türlü bitmeyen İspanyol futbol tarihi kitabı için arşiv taramasında rastlarım ona... Schuster özel adamdır. Rijkaard gittikten sonra yazdığım yazının başlığı "Susma sustukça sıra sana gelecek" idi. Schuster konuşuyor, hiçbir zaman lafını sakınmayan adamdır, işler yolunda gitmeyince söylediklerinden "küstah bu adam" yorumları da çıkartanlar yok değil ama dün onun basın toplantısında söylediklerine dair yazılan bir haberdeki cümle "vay be" dedirtti! Akreditasyon kartı meselesi komiktir. Berbat bir dizayna sahip o kartları teknik adamların boynuna astıran federasyonu eleştireceğimize, Schuster'i yargılıyoruz. Schuster olsam; ben de takmam arkadaşı o neredeyse A5 boyutundaki kartı...
***
Evet gelelim dün akşam Schuster'in dediğine "Buraya geldiğimde 1960’ların futbolunu beklemiyordum. 2010’da böyle oynanması beni şaşırtıyor.” Mutlak kazanılması gereken, üstelik de ilk yarısını önde bitirdiği bir maçtan beraberlikle ayrılan bir ev sahibi takım hocasının, imkanları kısıtlı rakibini "Çanakkale geçilmez" oynattı diye eleştirdiğine ilk kez şahit olmuyoruz. Schuster'in uslubu elbette ki yaralıyıcı... Evet, Konya ve Ziya Doğan'ı zaten başka türlü tarif etmek mümkün değil ama Beşiktaş'ın sezon başından beri maçlarını izleyen ve İnönü'den puan(lar) ile çıkmak isteyen her teknik adam da bunu uygulamak zorunda. Schuster rekabetin daha yüksek olduğu bir lig hayal etmiş olabilir, hoş geldiği İspanya'da da bu durum tersine işlemekte. Ziya Doğan'ın oyun anlayışını, 60'ların catenaccio'suna benzetmiş olabilir Schuster. Peki bunu sayfasına aktaran gazetecinin şu "muhteşem" yorumuna ne diyeceğiz?"1959’da doğan ve 1960’da sadece 1 yaşında olan teknik adamın bu sözleri şaşkınlıkla karşılandı."
Evet görüldüğü üzere Schuster, 1959 doğumlu olduğunu göre 1960'ların futbolu hakkında konuşma ehliyetine sahip değilmiş. 30-35 yıldır bu oyunun içinde olan adamın 45 yıl önce oynanan futbol hakkında hiçbir fikri yoktur yani (!) Schuster, futbolculuğunda ve teknik adamlığında topa vurmak dışında okey masalarından kalkmadığından, futbol tarihinden de habersizdir! Arkadaş mesela sizin gazetenizde 44 yaşındaki Soner Yalçın, 100-150 yıl önce yaşananları yazmıyor mu her pazar (!)
Madem Schuster'in bu sözleri şaşkınlıkla karşılanıyor; peki o zaman bu ülkede 20, 30 yaşındaki adamlar nasıl yazıyor o sayfalarda total futbolu (!) Nasıl astık Aragones'i! Konuş Schuster konuş, müstahakız biz!

33 yorum:

selçuk dedi ki...

katılmıyorum, kibirli açıklamalar bunlar.

oryantalizm kokan td'ler gelmesin artık.

Burak Kereci dedi ki...

Kaybetmeye karşı bir hazımsızlıktır bu açıklamalar.Öyle ya da böyle gelip senden puan veya puanlar alıyorlarsa senin modern(!) futbolun buna karşı çaresiz kalıyorsa söyleyeceklerin bunlar olmamalı Schuster!

gumgumok dedi ki...

@Burak Kerecei, sana katılıyorum. Modern futbol eğer 1960'ların futboluna kaybediyorsa, görsel şov mov dinlemezler, o demode olan futbol gelir senin futbolunun yerini alır. Bu konu çok derin gerçi. Bülent abiden endüstriyel futbolun maddi boyutuyla, futbolun güzelliğinin ilişkisi üzerine daha geniş bir yazıyı okumak hoş olabilir.

Okan dedi ki...

Schuster bunu Türk futboluyla ilgili fikrinin sorulduğu bir röportaj da sorulan bir soruya cevaben söyleseydi mazur görülebilirdi. Lakin hiç bir özelliği olmayan bir takıma karşı evinde puan kaybedip, bu puan kaybının üzerine bunu söylersen -söylediğin doğru dahi olsa- emeğe ve rakibe saygısızlık olur.

Dobra olmak her zaman doğru olmak demek değildir

jacques dedi ki...

Şuna benzemiş Schuster'in şikayeti;

- Ben de 2011 model Ferrari var, adam gelmiş 1960 model araba ile bana kafa tutuyor.

Önce arabayı tanımak lazım.

dr feelgood dedi ki...

katılmıyorum ben Schuster'e. Ziya Doğan 4-6-0'ın dünyadaki en iyi temsilcidir. Tamam belki 6 tane ön libero ile oynuyor olabilir ama son derece modern bir taktik 4-6-0.
/sarcasm

kahvecekirdei dedi ki...

Schuster 60'ların futbolu derken elindeki 60'ların futbolcularına da dokundurmuş olabilir bence:) topu kaleye ya da arkadaşının ayağına nişanlamayı bilmeyen ama 90 dakika boyunca çim piste çıkmış ingiliz tayı gibi koşturup duran oyuncularıyla kendisinin sistemi uyuşmuyor bir kere. mücadeleciliğini, muhteşem çalımlarını ve driplinglerini çıkarın bu takımın en sevilen oyuncusu Quaresma'nın sezon başından beri ilk kez sol ayağını bu maçta kullanabildiğini hatırlayın yeter. çok teknik futbolcu olan Guti'nin kaleye tek şutunun dışarı giderken rakibe çarpıp kaleye anca gidebildiğini ya da. Schuster'in sisteminde sorun yok, sorun Türkiye'den bu sistemi oynayacak futbolcuları toplayabilmenin imkansızlığı. işte bu yüzden zaten anadolu devrimini Ziya Doğan futbolunun az daha cilalı versiyonunu oynayarak Ertuğrul Sağlam'ın Bursasporu yapabiliyor. Schusterin 2010'ların futbolu dediğini oynayanlar da CL'de o takıma 2. viteste oynarken bile 3'er 4'er sallıyor. Schuster'in bir kabahati yok, adam net bir şekilde söyledi "ben bu sistemi ya oturturum ya da başkası gelir değiştirir" bir BJK'li olarak takımı ilk 5e bile sokamasa bu sezon kızmam bu adama. 2 sezonluk kredisi var bende. tamam vatan millet sakarya oyunu sonuç alıyor da, bırakın biraz da futbol izleyelim beyler..

erins dedi ki...

Schuster akıllı adam, türk medyasının ne kadar polemik sevdigini çabuk anlamış olacak ki her basın toplantısında maglubiyetin şiddetini azaltan gündem değiştiren basın açıklamaları yapıyor, bizim spor medyamızda gerekli donanımı olmadıgı için sazan gibi bu polemiklerin üzerine gidiyor. Gerçekten bir sporsever olarak şu sorunun cevabını çok merak ediyorum. çok kariyerli hocaların türkiye'de başarısız olma nedeni nedir ? birisi de bunu "haber" yapsın. Ona "araştırmacı gazeteci" diyelim.

şükrü dedi ki...

street fighter gibi ateri oyunlarında bazen hiç bilmeyen bi' arkadaşınıza karşı devamlı kaybedersiniz.çünkü o basit bir oyun oynuyordur.sadece sizi karşılıyordur.genelde süreyle kazanırlar.siz bütün comboları denesenizde eline geri tuşundan çekmeyen bi' rakip her zaman zorludur.AMA ASLA ETİK VE ŞIK DEĞİLDİR.bir de konsantrasyonunuz kaybolmuşsa o gün hiç şansınız yok.buyrun size yerini alıverir dediğiniz demode futbol.sabaha kadar izleyin.

BT dedi ki...

Arkadaşlar çok yararlı bir tartışma oluyor. teşekkürler.

Ekrem M.Sc dedi ki...

Su Turk/yabanci kompleksini birakin artik. Adam dogru bildigini soyluyor iste, helal olsun.

Bu adam bizi asagiliyor diye aglamak, ezikliktir, komplekstir. Az bile yapiyor.

Burak Kereci dedi ki...

@kahvecekirdei Kariyerli hocaların başarısız olma sebebi gayet basit.Yönetimler topu hoca ve futbolculara yıkmak için ne yapıp edip kariyerli hocalarla birlikte 2-3 tane bilinen oyuncu getiriyor.Durum böyle olunca taraftar en az 2 sene yönetime laf söyleyemiyor.Ancak yönetimler hocanın yapacağı devrimi sözde desteklerken kadro anlamında hocaya imkan sunulmuyor.Rijkaard bunun en güncel örneğidir.Barış-Sarp-Ayhan'lı kadroyla adamdan 2 sene total futbol beklediler.Schuster'in sonu da FR gibi olacak sanırım.

jeankier dedi ki...

schuster in sonuna kadar desteklenmesi tarafındayım, bu sebeple muhtemelen yanlışlarını diğer taraftakilerden daha az göreceğim. bununla birlikte rakip takımın oyun tarzını, hele ki sizi sahanızda neredeyse yenecek bir takımın tarzını eleştirmek çok da zekice bir iş değil. gel gör ki beşiktaş ın oynadığı oyunun göze hoş gelen, izleyene zevk veren bir tarafı olduğunu da düşünmüyorum. geçen senelerde havadan bindirme! taktiği ile oynayan takım şimdi de şuursuzca ileri topu taşımaya çalışan bir kimlik içerisinde. italyan liginde en baba savunmayı yaptıran mourinho, ispanya liginde en baba atak topunu oynatıyor. insan evladı neden binlerce senedir bu coğrafyada yaşayabiliyor? cevap adaptasyon! darısı schuster imizin başına.

tornacı dedi ki...

Merhaba,
bence rijkaard'ın röportaj veremiyor olması ile schuster'in türk futboluna ilkel yakıştırması yapması arasında bir bağlantı yok. rijkaard tff'ye uzunca bir röportaj vermiş, çok doğru ve seviyeli tespitler yapmıştı. çok duygusal oynuyorsunuz, bu bazen taktiğin önüne geçebiliyor gibi yapıcı eleştiriler yapmıştı. rijkaard'ı gstv de mert çetin'in tercümesine mahkum eden yönetimi tabi ki eleştirelim, ama bu bizim schuster'i eleştirme hakkımızı elimizden almasın.

zira herr schuster'in yaptığı tespit sonuna kadar yanlış ve ifade şekli çok küstah. premier ligde kalenin önüne otobüs park etmekle suçlanan martin jol(bu suçlamayı yapanda şaka gibi, mourinho), ajax ile geçen 100+ gol attı. maç gelir kapanırsın, kontra oynarsın..bu gayet normal..öyle ilkel bi olay falan değil.

konyaspor için kapanıp 1 puan almak mantıklı olandı, beşiktaş 2 tane gol atmasına rağmen konyaspor gene istediğini aldı..sadece buradan bakınca bile schusterin söyledikleri çok rahatsız edici geliyor.

selamlar.

AFO dedi ki...

@jacques,

Benzetmen çok alakasız olmuş. Senin benzetmende hangisinin üstün olduğu belli. Schuster'in burada vurgulamak istediği ise Beşiktaş'ın Konyaspor'dan çok daha üstün olduğu değil, Beşiktaş!ın futbol oynamak isterken Konyaspor'un bozan bir futbol anlayışıyla oynadığıdır.

Koyu bir Beşiktaşlı olarak maalesef Schuster'e katıl(a)mıyorum. Ziya Doğan elindeki malzemeyle en iyi şekilde, Beşiktaş'a karşı İnönü'de oynanması gerektiği gibi oynattı takımını. Analojim çok sağlıklı olmayabilir ama Mourinho da geçen yıl belki 60'ların Catenaccio'sunu değil ama modernize edilmiş bir Catenaccio oynatmadı mı? Peki Real!de böyle mi oynatıyor? İyi teknik direktör budur işte. Elindeki malzemeden son raddede verim alabilen, her kadro için en uygun oyun planını bulabilen vs.

Modern futbol, Ziya Doğan'ın Konyaspor'unu yenemiyorsa tebrik etmek düşer sadece.

Justice dedi ki...

@kahvecekirdei

söylediklerine katılmamak elde değil.

ASY dedi ki...

@kahvecekirdei

Haklisin. Ust duzey futbol orta seviyede futbolcularla oynanmaz. Ust duzey hocalar degismeyecek, ne Hiddink, ne Schuster, ne Low, ne de Rijkaard dogru bildiginden sasmayacak, veya "the special one" bile gelse fayda etmeyecek. Degismesi gereken Turkiye'deki futbol anlayisi butunu ile; seyircisi, yazari, futbolcusu, malzemecisine kadar...

Turk futbolu bir sanci yasiyor; Galatasaray'in ve Milli takimin son 10 senedeki bazi basarilari ile futbolda "ust" seviyeye gelindi hulyasi bitti, balon sondu. Cunku futbol durmuyor, sadece teknik, atletik yetenek ve "gaz" dolu futbolumuz artik iki adim one kacan Avrupa futbolunu yakalayamiyor. Olmuyor. Milli takim, GS ve BJK bu sanciyi ilk yasamaya baslayanlar. FB'de Alex gittigi anda ayni girdaba girecek. Yeni omurgayi eski dusunce uzerine oturtmaya kalkarlarsa el-fatiha. GS desen 8-10 senedir bir omurga kuramadi...

Turk futbolcusu ve seyircisi futbolun sadece kaslar, duyu organlari veya "kalp" ile oynanmadigini, gri maddeyi kullanmalari gerektigini, futbolun bir takim oyunu oldugunu ve takimdaki herkesin herseyi degil sadece kendilerine verilen gorevi aksatmadan yapmasini ogrenmek zorunda. Nasil ki 70'lerden, serefli 8-0'lardan buraya geldindi, simdi de "kalbinle" oynadan, "tekmeye kafadan" gecip, "akilli ve bilincli" de oynamayi becermek zorunda. Baska sansi yok.

Amac Konyaspor'u yenmek degil, amac salt TSL'de sampiyonluk da olmamali. Amac Turkiye sampiyonunun, ikincisinin, ucuncusunun Avrupa'ya her ciktiginda en az birinin ceyrek final gormesi olmali. Sifir cekmemeleri olmali. Turkiye futbolunun bir ekolu, bir karakteri olmasi. Bu karakterin bir parcasininda hakemin her kararina suursuzca itiraz etmemek olmasi. :o)

Kolay gelsin...

berkd dedi ki...

@şükrü

etik kelimesinin anlamını biliyor musun arkadaşım? belliki hayır bu sorunun cevabı. ziya doğan nasıl bir ahlaksızlık yapmıştır ki oynattığı futbolu etik olmamakla itham ediyorsun? ziya doğanın görevi televizyonu başındaki insanları eğlendirmek midir yoksa konyasporun puan almasını sağlamak mıdır? verin konyaspor kulübüne 3 büyüklere denk bir bütçe ondan sonra oynadıkları futbolu eleştirin eleştirecekseniz. transfere dünyalar kadar para harcayan bir teknik direktörün o bütçenin 20de1ine sahip olmayan rakibinden atak futbolu oynatmadığı için laf etmesi büyük terbiyesizliktir. isterse 1920lerin futbolunu oynatsın adamın elindeki malzeme belli

kahvecekirdei dedi ki...

Selamlar

Öncelikle birkaç noktaya dikkat çekmek lazım. İlk olarak şunu görmek gerekir, Türkiye’de futbolcular ve teknik adamlar yönetimlerden izin almadan basınla konuşamaz. Schuster’in ropörtajlarını ana dili olan almanca yerine İspanyolca vermesinin sebebi ise yönetimin bu yöndeki isteğidir. Çünkü İspanyolca konuştuğunda söylediklerinin tercüman tarafından daha rahat ve fark ettirmeden törpülenebileceğinin bilincindeler.

Bir diğer noktayı kısa geçeceğim, Hollanda liginde 100 gol atmayanı dövüyorlar. Her hafta bir 10’luk maç oluyor zaten.

Ben Konya’nın oyun tarzına hiç sallamadım bu maç ve konuşulanlar özelinde. Ellerindeki imkan dahilinde BJK’den puan almanın yolunun bu olduğunu biliyorlar ve yetenekleri bu kadarına el veriyor. Ama şimdi “BJK’de o zaman Konya gibi oynasın” demek sizce de biraz aşırı düz mantık olmuyor mu? Özellikle yazdım, tekrar etmekte fayda var “vatan millet Sakarya oyunu sonuç alıyor da, bırakın biraz da futbol izleyelim beyler.”

TR liginde her sene adıyla şampiyonluğa oynayan takımların da bırakalım futbol olarak her sene düşmemeye oynayan Konya’dan bir farkı olsun. Ha derseniz ki TR’nin futbol ekolü bu olsun, o zaman zaten konuyu tartışacak pozisyonda bile değiliz demektir.

Muhtemelen Rijkaard’ın başına gelenler Schuster’in de başına gelebilir evet. Hiç memnun olmadığım ve bugün Schuster kalsın onlar gitsin dediğim BJK yönetiminden yana tek umudum Demirören’in Del Bosque pişmanlığını her fırsatta dile getirmesidir. Belki bu onu biraz frenler de, doğru oyuncu takviyeleri yapılabilirse Schuster sistemini daha iyi uygulatabileceği en azından 5-6 futbolcuya kavuşur kovulmadan.

Benim görüşüm, bugün BJK kadrosunda Schuster’in sistemine uyan futbolu oynayabilecek Ernst ve Guti dışında futbolcu olmadığıdır.(yaşları ve verebilecekleri de ortada) Belki sol ayağını da Sağ kadar kullanabilen Q7 ve koşmak dışında topa vurmak için de ayaklarını kullanması gerektiğini bilen bir Hilbert olsa tadından yenmez. Buradan diğer futbolcuları beğenmediğim, çemkirdiğim anlamı çıkmasın, ama malzemeniz un ve şekerse sadece helva yapabilirsiniz. Sizler adamdan öyle bir tatlı bekliyorsunuz ki, saray mutfaklarına layık, yemez.

Koşullara uyup sistemi değiştirmeye gelince, yine aynı kapıya çıkıyoruz. Be kardeşim sormazlar mı adama o zaman; “niye Schuster’i getirdin madem” diye?

not: Bülent Abi biraz sert oldu sanki, eğer öyle olduğunu düşünüyorsan ve yayınlamazsan kırılmam.

Ace Ace dedi ki...

ASY yanlış anlamazsan son paragrafına bir şey eklemek istiyorum.

Amaç, futbolu oynayanların ve medyadaki spor yazarlarının ve yorumcuların gelen teknik direktörle aynı kapasiteye gelmesi olmalı.

Bunun için öncelikle futbol seyircisinin "değişmesi" gerek. Geçen sene Daum'un kovulması tamamen şampiyon olunamaması ile alakalı. Eğer Daum şampiyon olsaydı da kovulacak mıydı? Eğer cevabımız evet değilse zaten futbol seyircisi en azından kısa vadede değişmeyecek demektir.

Justice dedi ki...

@ Asy

Çok doğru. Amaç yurt dışındaki başarı. Orada kalıcı olursan adın geçiyor. Farklı farklı ülkeden takımla her sene iyi sonuçlar alıyorsanız futbolunuz tescillenir. Yurt dışı istikrarınız yoksa, yoksunuz demektir. Türk futbolunun içinde bulunduğu durum kısacası şudur aslında; sanat için sanat mı yoksa halk için sanat mı?

Taraftarını susturabilmek maksatlı politika uygulandı 3büyüklerde ve uygulanmaya devam ediyorlar. Yani halk için futbol/sanat. İsim yapmış yabancı transfer (oyuncu&teknik adam), alt yapıdan çıkan adamları takasta kullanmak yada çıkanlara hala genç demek (endüstriyel futbolu yanlış anlamak oluyor bu). Alt yapıyı önemsememek, büyük hata!

Yurt dışında eğitim görmüş nice yöneticiler var o koltuklarda. Masterlar yapmışlar filan. Boşuna okumuşlar işte! Oradaki sistemi/istikrarı/devamlılığı gerektiği gibi görememişler/anlamamışlar ki halk için yapıyorlar transferleri, futbol için değil.

Schusterin rijkaardın bosquenin suçu yok. Onlar altyapısı ile as takımının sistemi aynı olan takımlardan geliyorlar. O sisteme sadık kalmayı seçerek takım yönetmişler. İşler kötüyse yada lige göre ya da kadroya göre sistem seçecek adamlar değiller. Kariyeri böyle olan teknik adamlardan, bir anda sistem değişikliği beklemek ahmaklık değil midir?

Bugün Barcelona’nın alt yapısı ile as takımı 4-3-3e göre ayarlı. Bojan Krikic reserveden as takıma çıkardığınızda sorun yaşamıyor ki adam. Ajax? Oynayan takıma alt yapıda o sistemin eğitimini görmüş adamı koyunca olacak şeyi görmedik mi yıllarca. Başarı!

Sürekli değişen sistemler/alt yapıdan alınamayan mental eksiklik ile nereye gideceğimiz belli işte. Saçma sapan bir lig. İtalya ligi çok daha heyecanlı. Almanya daha heyecanlı. Bunların yanına yaklaşamıyor bizim lig. Alt yapıdan görev adamları yetiştirmeyi öğrenecek miyiz acaba? Türkiye’de villas boasta, morinhoda başarısız olurlar. Çünkü altyapıdan gelen adam mental olarak eksik, as takımdaki sistemle alakasız yetişiyor. Sorun ne schuster ne de bir başkası, sorun bizde. O yüzden schusterin söylediği çok doğru! Saçma sapan bir lig bizimkisi.

Schuster, "kayseriye teknik adam olsaydım keşke" cümlesini kurmuştur eminim. Çünkü kayseri vb diğer anadolu kulüpleri bulunduğu takımdan daha istikrarlı! Futbol için futbol diyorlar, halk için değil!

Justice dedi ki...

Sürekli değişen sistemler/alt yapıdan alınamayan mental eksiklik ile nereye gideceğimiz belli işte. Saçma sapan bir lig. İtalya ligi çok daha heyecanlı. Almanya daha heyecanlı. Bunların yanına yaklaşamıyor bizim lig. Alt yapıdan görev adamları yetiştirmeyi öğrenecek miyiz acaba? Türkiye’de villas boasta, morinhoda başarısız olurlar. Çünkü altyapıdan gelen adam mental olarak eksik, as takımdaki sistemle alakasız yetişiyor. Sorun ne schuster ne de bir başkası, sorun bizde. O yüzden schusterin söylediği çok doğru! Saçma sapan bir lig bizimkisi.

Schuster, "kayseriye teknik adam olsaydım keşke" cümlesini kurmuştur eminim. Çünkü kayseri vb diğer anadolu kulüpleri bulunduğu takımdan daha istikrarlı! Futbol için futbol diyorlar, halk için değil!

Hani istikrarlı dönem derken, genç oyuncu, altyapı derken, bu ligde altyapının/istikrarın ucundan azcıkta olsa tutan bir takım vardı hatırlarsanız. Az buçuk tuttu ucundan. 18 temmuz 1984te Jupp Derwall’in çamurlu antrenman sahasına adım atışından 2002ye geçen dönemden bahsediyorum.

Galatasaray’ın Galatasaray olduğu dönem..

Her şampiyonlar ligi girizgahını duyduğunda aklıma gelen dönemdir o dönem. O müzik başlayınca dersin, şimdi bi milan gelecek, Inzaghi’nin çocuk olduğu zamanlar, onu da perişan edeceğiz. Yada herhangi bir alman rakip gelecek, tribünlerin 4te 3ü Türk olacak, her yer siyah beyaz kırmızı sarı lacivert göreceksin tribünleri. "almanlar şaşkın" diyince spiker sevineceksin, sanki Almanya’yı feth etmiş deliler gibi. Ya da bir İngiliz takımı topu göremeyecek sahada, kontradan hakan basacak deparı boyuna bakmadan. Yada bir İspanyol boğası kevgire dönecek. Veya başka bir liginin lokomotifi gelecek ama o kocaman statlarda hep ama hep "rerere rarara gassaray gassaray cimbombom" tezahüratı duyulacak ekranlardan. Hani şu meşhur 2000 kişinin sesi.
..sonra şampiyonlar ligi maçı başlar ve göremezsin cimbombomu. Hüzünlenirsin. Top aynı toptur (yıldızlı), rakip Milan belki ama karşısında adı sanı bilinmeyen takımlar vardır..

Hiç mi ders almadık kendi memleketimizde olandan?

Ahmet dedi ki...

ya o değil de, hakikaten bu olayın gazeteye yansıması, türk spor medyasının ne kadar içler acısı bir durumda olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiş.

gazeteciliğin -spor ya da siyaset gazeteciliği- en kalitesizi ve pespayesi maalesef hürriyet-milliyet gibi anaakım, yerleşik gazetelerde yapılıyor. milyonlarca vatandaş fikir diye bu kalitesiz adamların yazdıklarını okuyor. insanların bunların yaptığı dışında bir gazetecilik/fikir adamlığı/köşe yazarlığı/spor yorumculuğu yapılabileceğinden haberi yok.

insanların futbol yorumu deyince ahmet çakar, hıncal, adnan aybaba, erman toroğlu filan anladığı bir ortamda sokaktaki adamdan kaliteli bir futbol anlayışı beklemek hayal. ya da tam tersi. ortalıkta dolanan insanların futbol yorumculuğundan anladıkları ve talep ettikleri bu oldukça, bizde seviye zor yükselir.

bu haberde son iki paragraftaki yorumunuz, aslında gayet geniş bir alanda tüm türk zihniyetine yöneltilebilir. doğru, yerinde tespitler yapmışsınız. ellerinize sağlık.

hebenneka dedi ki...

Bir nokta var, altını çizeyim istedim:

Bu sözlere yanıtını okuduğumuzda görüyoruz ki Ziya Doğan bu eleştiriye karşı çıkmıyor. Yanıtında, Anadolu kulüplerinin içinde bulunduğu koşullardan, dolayısıyla kendi koşullarından bahsediyor ve Schuster'e Anadolu kulüplerinin durumunu araştırması önerisinde bulunuyor. Yani bir nevi, Şener Şen'in Banker Bilo'daki "yaptım ama niye bir sor" durumu söz konusu.

Ama bu Schuster'i linç direğine asmak için fırsat kollayanlara engel olmaz.

Bir de bana çok batan, yanlış gelen bir akım var özellikle yorumcular tarafından pompalanan. Bu "yabancı hoca da bize uysun" ne demek oluyor çok anlamıyorum. Sana uymasını istiyorsan adamı niye getirdin zaten piyasanda bir sürü senden olan varken diye sormazlar mı adama? Rijkaard bu ülkeye Rijkaard futbolunu oynatması için getirildi, sonra da Rijkaard futbolunu oynatma çabasında ısrar ettiği için kötü adam oldu. "Ama koşullar bunu gerektiriyor, sen niye böyle oynatıyorsun" eleştirileri yükseldi her taraftan. E kardeşim niye geldi ki o zaman bu adam?

Bu ülkeye vakt-i zamanında bize uymakta sakınca görmeyen bir sürü adam geldi ve gitti. Sonra bir gün bir Alman geldi. O, mevcut hataları ısrarla vurguladı ve bunların değişmesi gerektiğini söyledi. Adı da Derwall'di.

Sonuçta Schuster'in söylemi sert olsa da, ifadesini yakışıksız ya da aşağılayıcı bulsak da üzerinde düşünmek gerek bence. Ben söylediğinin temelde yanlış olduğunu düşünmüyorum. Meşhur "donan kuş" hikayesini unutmamak gerek: Her üzerine pisleyen düşmanın, seni her boktan kurtaran da dostun değildir.

Bir de bu Mourinho işinde bence gözden kaçmaması gereken şöyle bir nokta var: Mourinho, İnter'deki oyunu oynatırsa; Capello'yu, şampiyonluk kazandırdığı halde takımı defansif oynattığı gerekçesiyle gönderenlerin kendisini de o koltukta oturtmayacağını bilecek kadar akıllı adamdır. Önünde Capello örneği varken aynı hataya en azından söylem olarak düşmez.

EZLN dedi ki...

Murat Bardakci'nin reenkarnasyon ürünü oldugu kanitlanmis oldu böylelikle.

Ah ah yaninda Tayfur "hoca" olacakti 15 farkla liderdi simdi Besiktas.Sinan Engin'in de genel menejer oldugunu düsününce lig simdiden bitmis Lig Tv'ye de yazik olmustu diyesim geliyor.

kozniku dedi ki...

Konu gazetecinin garabeti ama yorum yapan hemen herkes Schuster hakli/haksiz acisindan yaklasmis olaya...
Sanki mikrofonu bulmusken su konuya da deginmek istiyorum diyenler gibi olmus.
Dolayisiyla sevgili BT; boyle basa boyle tarak diyorum. Bu memlekette polemigin kadar ratingin var.

Ghetto Ultras Tribune Group dedi ki...

Schuster'e söylemek lazım bu hafta Chelsea vatan millet oynayan Birmingham'a 1-0 yenildi PL TV'de baktım yorumlarda defans futbolu vs muhabbeti dönüyor. Peki 4-6-0 ile Barça'yı İnter yenince bu blogda tebrik edilenlerin aksine 5 milyon avrolu Konya 4-6-0 ile puan alınca kaka mı oldu?

BArça 6 atıyor real 5 hemde konyadan çok dah mali gücü yüksek takımlara hemde kırılma anına kadar bence barça ve real in rakipleri 4-6-0 ın BABASINI yapıyorlar ama orada elin oğlu kapalı defansı açıyor defans güvenliğini bırakmıyor.

1960lara dönerken 1957-1962 yılı Brezilya milli takımının dünyanın en efsanevi 11 lerinden biri olduğunu da unutmayalım: ha ekleyeyim 1962 Brezilyası ve oyun düzeni için maradona bir yerlerde 80'lerde eğer 60lar gibi defanslar olsaydı attığımın 2 katını atardım demiştir. yani 1960lar daha az defansın olduğu yıllar!! Inter gibi Barçaya 4-6-0 yapılan yıllar 80lerden sonra Schuster reis..

cem dedi ki...

Bence su an tartisilmasi gereken Schuster'in üslubu veya yabanci hoca mi yerli hoca mi sorusu degil, taraftar olarak kulüplerimizden ne bekledigimiz olmali? Basari mi istiyoruz keyif almak mi? Bugüne kadar hemen herkes basari istedi. Bunun sebeplerinden biri de Türkiye'de cogu insanin futbol izleyememesi. Sadece mac skoruna bakip küfür eden ya da mutlu olan bir toplum takiminin iyi oynamisligindan, zevk vermisliginden bihaber oluyor haliyle. Takimin 1-0 yenildigini ögrenip "iyi ki izlememisim, zamanima yazik olacakti" diyorsak orda bir sorun var demektir. Tüm takim taraftarlarin basari istedigi bir ligde kimse mutlu olamaz. Istikrarsizligin da, anadolu takimlarinin taraftar bulamamasinin da sebebi budur kanaatimce. Futbolu sevmek yerine ondan bir sey beklemek.

Musty dedi ki...

60ların futbolunu 2010'un futbolu ile yenemiyor..
Demek 60ların oyun stili daha iyi.Bundan sonra Galatasaray'da 60ların futbolunu oynasın.

NorthCyprus dedi ki...

bülent uygunlu esesi seyrettikten sonra ziya doğan total futbol oynatıyormuş gibi geliyor insana !!!

Ekâbir dedi ki...

Neden "yurt dışı" diye vurgu yapılıyor?..

Diye bozulan olursa bozulmasın.
Yurt dışında başarı = konvertibilite.

Kazakistan takımları da kendi ülkelerinde başarılı oluyor. Konyaspor da Ziya Doğan ile şampiyon olabilir.

Ancak Şampiyonlar Ligi'ne girdiğinde 0 çekiyorsan o zaman senin futbolun sadece kendi memleketinde geçerlidir, fiyakalıdır demektir.

Bu iyi bir şey değil elbette :)

Oneiric dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Mert dedi ki...

Schuster Türkiye'de 60'lı yılların futbolu oynanıyor dedi. Ziya Doğan oynuyor demedi, öncelikle bunu ayırt edelim. Gel gelelim Schuster BJK'de her yenildiği maçtan sonra bahaneleri ile ünlenmiş ve Teknik Direktör olarak oldukça başarısız biridir. BJK 100 milyon dolara kurulmuş, Konya ise 5 milyon dolara, Bence burada Ziya Hoca'yı elindeki bu kadar kısıtlı kadroya ragmen elde ettiği başarılardan dolayı tebrik etmek gerekir. Tamam Ziya Hoca defansif oynamış olabilir, ancak İnönü stadina gelen bütün takımlar bu taktik anlayış ile oynamak zorunda ve oynuyorlarda. Lafın kısası kanım hiç ısınmayan, ve üstü kapalı Türkiye'yi ve Türk insanını aşağılayan Schuster'den kurtulduk buna sevinmeliyiz.