23 Ağustos 2010

Jose Mourinho Röportajı

Jose Mourinho'nun hafta sonunda El Pais Gazetesi'ne verdiği röportajı çeviren Ali Ateş'e çok teşekkür ediyorum. Emeğine saygı olarak hızlı bir edit yaptım sadece. RSS'den takip edenler için röportajın çevirisini farklı bir postta yayınlıyorum.
*****************************
“Futbolda her şeyi riske ederim. Özelimde hiçbir şeyi.” Jose Mourinho

Real Madridin yeni hocası, dünyanın en iyi takımı Barça ya karşı, önümüzdeki hafta başlayacak dünyanın en tutkulu liginde meydan okumasına başlıyor. Bu sıralar insanlar 47 yaşındaki Mourinhonun ağzından ne çıksa okuyorlar. İnsanlar ondan olay yaratacak , karşı tarafı çileden çıkaracak veya kendi metodları ve amaçları hakkında ukala demeçler vermesini bekliyor. Aslında böyle bir imaj çizse de, bu tarif ettikleri Jose Mourinho nun çok az bir kısmı bile değil: bu Real Madridin yeni hocasının kendisine uygun gördüğü görünüm. Bunu kendisi hazırladı ve tamamen gerçek fakat kendisi bununla sınırlı degil. Bu kıyafet futbolcularındansa kendine düşmesini istediği eleştiri oklarının önüne koyacağı bir şemsiye sanki.
Ama bunun yanında başka bir kıyafeti de var ve bu da gerçek. Bu röportajda da bazen gösterdiği gibi kendi anlatımındaki görüntüsünü sorgulayan notlar aldım: Mourinho sırf kızgınlığıyla öne çıkan bir adam degil. Aynı zamanda nazik, mesafesini koruyan, zaman dolduğunda sandalyesinden kalkıp gitmeyen (20 dakika, bu röportaj için söz verdiği süre aslında 45 dakikadan da fazla sürdü) bir adam. Karşımda duruyor, gülümsüyor ve kahkaha atıyor. Her zaman bıraktığı kirli sakalıyla dalga geçiyor. Bu sakal kendisine biraz daha yaş katıyor. Ve kendisini 1996 da Barça ya getiren hocası Bobby Robson un dediği gibi “ gördüğüm en sıra dışı gözler”e sahip. Tercüman. Sonraları kendisine bir hakaret gibi bağırılmıştı bu şekilde Nou Camp’ta. “Bu tercümanlara hakaretti.” İnsanların Mourinhonun kibirliliğine söylediklerinden daha çok ilgi gösterdikleri kesin. Kapıdan giriyor, elini uzatıyor, soru işaretlerini siliyor, tek kelime etmeden, kağıtların nasıl olduğunu önemsemeden, soru sorulmayı bekliyor. Fakat söylediklerinde kibirden iz yok. Yedek kulübesindeki adam, tamamen amaçına kilitlenmiş, bunu böyle belirtmese de, babasını mutlu etmek istiyor. Babası Jose Manuel Felix Mourinho, Vitoria de Setubal takımının kaleciliğini yapmıştı, onun için her şeyi yapar.Onun için şimdi de daha önce nasıl Chelsea ve Inter’de kazanmak istediği gibi Real Madrid’de de kazanmak istiyor. Büyük bir oyuncu olamadı ama en iyi ve en başarılı hoca olmak istiyor. Michael Robinson, Canal+ ın yorumcusu eski futbolcu, kendisiyle bir ay boyunca Yugoslavya da bulundu. Ve bu zamanı şöyle betimliyor: Onunla beraber olduğum zaman benim için çok faydalı oldu: ondan bana sıcak kanlı, şevkatli ve harika bir insan izlenimi kaldı. Bu özellikleri kendisinde evrimleşmiş ve kişiliğine yerleşmişti ve şimdi sadece büyük bir hoca değil aynı zamanda çok güçlü referansları olan bir insanoğlu. Görüntüsü ölçülü ama bir iletişim dehası , futbolcularla çok cömert, onlara kazananın onlar kaybetme zamanında ise kaybedenin kendisi olduğunu olduğunu bildiren biri, bu nedenle ona hayran kalıyorlar. Futbolcularına sevgi ve saygı iletiyor, tatlı sert biri. İletişim savaşları anlık. Özel bir şevkat gösteren bir hayatın kısa anlarında ortaya çıkıyorlar.

Onu arayıp teşekkür etmek lazım. Beni iyi tanıyor. Bu analiz çok zeki bir insanın tespiti veya beni çok iyi tanıyan birinin olsa gerek. Belki de hem gazeteci hem de eski bir topçu olması dolayısıyla oyunu anlayacak hassasiyet kendisinde mevcut.
Sana Asturyalı şair Angel Gonzalez yoluyla hitap etmeme izin ver: Onun deyişiyle: “Ben neden Angel Gonzalez’im, neden benim bünyem yere basıyor..” “ Sizin Jose Mourinho olmanız için ne yapmış olmanız gerekti, bugün tanıdığımız adam olarak?” Çocukluğunuz nasıl geçti, arkadaşlarınız, ebeveyinleriniz? Sizi futbola aşık eden yaşam nasıl gelişti?
Her şey çok doğal oldu. Bir futbolcunun ailesinde dünyaya geldim, bir antrenörün çocuğu olarak büyüdüm. Bu benim doğal yaşam alanım oldu. Çok yıllar sonra futbol hala hayatımın çözünemez bir maddesi olarak kalmaya devam ediyor, kızım doğduğunda, maçım oluyor, başka bir gün oğlum doğuyor, ertesi gün yine bir maçım olduğu oluyor.
Peki çocuklar doğarken iki maça da gittiniz mi?
Tabiî ki, Bu benim hayatım. Babam bir Portekizce öğretmeniyle evlendi. Bu karışım beni futbola bir yönden aşık etti ama aynı zamanda annemin varlığı beni bu tutkuyu kontrol etmeye yol gösterdi ve bu yolda kültürel ve akademik bir motivasyonda tutmamı sağladı. Gençliğimde, 17 yaşındayken, bir sevgilim oldu,15- 16 yaşlarında ki şu an kendisi eşim olur. Ben beden eğitimi okudum. Sonuç olarak benim düşünce yapımın oluşması bazılarına alakasız gelen bu iki kavramın birleşmesiyle oluştu. Üniversite ve futbol. Üniversiteye girdiğimde işleri iyi yapmak, eğitimi tamamlamak gibi o kadar çok zorunluluğum vardı ki; bu benim oluş tarzımı değiştirdi: ben artık o üst düzey futbol oynamak isteyen çocuk değildim.. Ben eskiden hayaller kuran bir futbol dehası değilim ve futbolcu olarak hiçbir zaman olmadım. Futbolculuğumda hiçbir zaman üst seviye olmayacaktı. İşte o zaman hayatı, liderlik yapabilecek, okuyabilecek ve olayların daha çok bilimsel yönlerini anlayabilecek birinin bakış açısından görebileceğimi idrak ettim.Ondan sonra yavaş yavaş fırsatlar gelmeye başladı. Robson’la çalışma şansını yakaladım, beni Barça ya dünyaca ünlü bir kulübe götürdü. Ondan sonra Luis Van Gaal ile çalışma şansına sahip oldum. Bobby’den çok farklı olarak, çok metodcu, çok organize biri. Büyük oyuncularla çalışma şansına eriştim. Ve asıl gerçek zaman geldi, Porteki’de teknik direktör olarak göreve başladım 2000 senesinde. Geride kalan 10 yl çok çabuk geçti. Çok uzun bir koşturmacadan geldim buraya.
Çok büyük bir özgüven, hiç kuşku yok. Elleri bile oynamıyor. Bir eli sol dizinin üstünde sabit ve diğerini indiriyor kaldırıyor sanki. Hayatının anlattığı sırada sanki Mourinho kibirinden uzaklaşıyor ve sanki ziyaretine gelmiş eski bir arkadaşına konuşuyormuş gibi davranıyordu.
***********
Bize gelen bilginin kalitesi bizim görüş kalitemizden daha önemlidir. Bunu benimle çalışan insanlara öğretmeye çalışıyorum. Okumalısınız ama aynı zamanda sizin okuduğunuzu başkalarının da tamamen anlamasını sağlamalısınız. Tecrübelerime göre birinci antrenör değilseniz gözlem yapma kapasitesi ve analiz yapma olanağına sahip olabilirsiniz. Ama en sorumlu kişi olduğunuzda, önemli olan okuyabilme, analiz yapabilme ve baskı altında karar verebilmeye devam edebilmenizdir. Bu şu an bilimsel olarak duygusal zeka olarak adlandırılıyor. Maçı tribünden veya kasetten defalarca izlemek başka bir şey; maçı sahada durduramayacağınız 90 dakikayı yaşayarak müthiş baskı altında “ Bir dakika durun düşünmem gerek. Geri sarın tekrar izlemem gerek” diyememek başka bir şey. Bu baskı altında bir konuşma yapma kabiliyeti antrenörler için çok önemli bir kuram. Maç ortamı tamamen değişiktir, her şeyden ötedir.
İlk gördüğünüz babanızın yönetimiydi. Ondan ne öğrendiniz?
Dürüstlük. Bir antrenörde belki de bir insanda olması gereken en önemli şey. Çünkü babam bunu bana çocukken öğretirken, kendisi benim futbol antrenörü olacağımın hayalini bile kurmuyordu. Bir insan olmak için ve bunu futbola geçirmek için, bir lider olmak için… Çünkü bir hoca bir liderdir, bence dürüstlük en mühim şeydir. Babam benim için bir örnek. Kararlarımda hatalarım olacaktır, analizlerimde de, ama oyuncularımla aramda en üst seviye dürüstlüğü sağlayacağım. Benim hiçbir eleştirim onlara başkalarının ağzından gitmeyecektir. Bunu bana tecrübe söylüyor. Her zaman için çalıştığım oyuncu grubuyla müthiş bir ilişkim oldu ve bu mükemmel ilişkinin “suçlusu” benim maksimal dürüstlüğümdür onlara karşı. Size özellikle açıklamak istediğim şeylerden bir tanesi de budur, ben seninle çok yakın, çok dürüst ve karşılıklı bir ilişki istiyorum. Aracı istemiyorum. Bir oyuncunun neden oynamadığını basın aracılığıyla sormasını istemiyorum, bunu elbette ki bana sorabilir. O oyuncunun neden oynamadığını basın aracılığıyla söylemeyi de sevmiyorum, bunu bizzat kendisine söylerim. Benim için bu direk, dürüst, gözlerimizin içine bakabileceğimiz bir ilişki. Negatif( tatsız) zamanlarımız olacaktır, ki bu çok normal, çünkü oyuncu çok özel bir ruh, bunu tüm şevkatimle ve eleştirmek için söylemiyorum, ve bu ruhun en önemli özelliklerinden biri oynamazsa mutsuz olmasıdır. Bu nedenle her zaman zor anlar karşımıza gelir ama bu zorluk eğer arada sıcak ve dürüst bir ilişki varsa azalır. Tüm kararlarını her gün oyuncularına açıklayan bir hoca değilim. Bunu yapmıyorum ama her zaman için bir ya da birden fazla nedenim oluyor bir karar alırken. Bunun açıklamasını istiyorlarsa, çok kolay bir yolu var, ofisimin kapısı her zaman açık.

10 yılı aşkın süredir sizin bir amacınız var: büyük takımların lideri olmak. Buralar çok egonun olduğu yerler. Bunu nasıl idare ediyorsunuz? Futbol adamlarında ego çok değişkenlik gösterdi mi?
Çok inanılmaz bir biçimde değişti. 40 yıl önceki babamın bununla ilgili konuşmasını hatırlıyorum, bir oyuncuyu kampta elinde bir kitapla görmek çok sıradışı bir olaydı. O zamanlarda iskambil oynanırdı. Dünya değişti ve şu an futbolcu çok daha fazla talimat alıyor.40 yıl önce iki parmaklık entellekütelliğiyle ve iki parmaklık kültürüyle futbolcuların üstündeydi. Futbolcular ne iş için, nasıl çalıştıklarının, ihtiyaçlarının bile farkına varacak düzeyde değildi... Futbol üzerine muhabbet ediyorlardı, hepsi bu. Bugün futbolcu toplumda tamamen değişik bir konumda. Eskiden çok fazla sosyal ortamlara giremiyorlardı. Şimdilerde herkes istiyor ki futbolcu değişik çevrelerde gözüksün. Futbolcu artık çok daha bilge, zeki ve mükemmeliyetçi. Bu yüzden artık hocalar da eskiye göre çok daha donanımlı olmalılar. Sadece futboldan anlayan bir hoca bitiktir. Bu ortamda barınamaz, hayatta kalamaz. Ve klasik antrenör, eski bir futbolcu veya futboldan çok anlayan biri eğer bahsettiğim konularda yeterince donanımlı değilse, hoca olduktan iki gün sonra başarılı olma ihtimali çok yoktur. Sadece iyi antrenman yatırmak, iyi oynamak degil ,karar vermek ve kazanmak. Çok dahası var: ego yönetimini üzerine almak, duyguları idare etmek gibi şeyler şu an bizim işimizi çok daha karmaşık, çok daha güzel ve aynı zamanda çok daha zor yapıyor.

Futbolcuların artık daha kült olmaları sizi daha çok özeleştiri yapar hale mi getirdi?
Her meslekte olduğu gibi her türlüsüyle karşılaşıyorsun. Bence bugün futbolcu dediğin çok gururlu bir kişilik, kelimenin tam olumlu anlamıyla. Ne zaman belirli bir seviyeye vardığında artık geleceğini yani demek istediğim ekonomik geleceğini bir yana bırakıyor. Bugünün futbolcusu yani oynamak ve iyi oynamak isteyen, ilk 11 oynamak isteyen, daha çok kontrat yapmak isteyen,kazanmak ve her zaman kazanmak isteyen bunu bizzat gururu için yapıyor yada hiç yapmıyor. Burada mühim olan bir eksik bir fazla euro değil, kişisel gurur. Ve kendim için de bunu söyleyebilirim. Neden çalışıyorum? Neden kazanmak istiyorum? Neden devam etmek istiyorum? Çalışıyorum çünkü hoşuma gidiyor, çünkü gururluyum, çünkü insanlar benden kazanmamı bekliyor. Ben de bunu kendimle iyi olmak için yapmaya devam etmek istiyorum. Bu seviye geldiğimizde, bu bir kişisel gurur meselesi oluyor. Ben tarih yazmak istiyorum, Ronaldo, Messi, Zanetti de istiyorlar…Büyük oyuncular Porto’nun Inter’in Chelsea’nin tarihini yazmak isterler.Biz yani futbolcular ve hocalar , bu seviye geldiğimizde, mesele doğal gururdur, doğuştan olan bir gurur. Bu neden de olmasaydı eğer, bir gün yataktan kalkar ve derdin ki: Yeter!. Hiçbir zaman “yeter” demeyeceğim.
Oynamak yeterli değil yani…Önemli olan kazanmak. Peki kaybedince?
Nedenini bilmek lazım. Neyi geliştirmek, iyileşmek lazım bunu bilmek gerek. Bizim hatamız mı yoksa karşı tarafın mı? Eğer bizim hatamızsa bu büyük sorun demektir. Eğer karşı tarafın yüzünden ise demek ki bizden iyilerdi, tamam, kabul ediyoruz, çünkü karşımızdakinden iyi olmayı istemek kendimizi geliştirmek için bir uyarıcı olacaktır. Kendi hatanızdan kaybettiğinizde, ne yapmanız gerektiğini çok iyi düşünmeniz lazım.
Günün futbolunu yönlendiren sistemleri nasıl görüyorsunuz? Kazanmak istediğiniz rakibe göre bir sistem mi empoze ediyorsunuz?
Kültürel bakış açısı çok önemli. Bir keresinde farkında olmadan bir laf ettim ve belki de futbol hakkında söylediğim en doğru laflardan biri oldu. Chelsea Barcelona ile oynuyordu ve yöneltilen sorular hep aynıydı: Kim daha iyi? Chelsea çok güçlüydü, İngiltere şampiyonu olmuştu, Barça İspanya şampiyonuydu ve Şampiyonlar Ligi yarı finali oynuyorduk. Şöyle dedim: İngiltere şampiyonu Chelsea, La Liga’da oynasa kupayı kazanamazdı. Barça da İspanya şampiyonu ama Premier Lig’de oynasaydı şampiyon olamazdı. Takımların yapılanmaları kültürle ve kazanmak için sahip olduğunuz özelliklere göre yapılmalı. 4-5 sene önceki oyunuyla Barça, Premier Lig’i kazanamazdı. Belki şimdi kazanabilir. Bu yüzden bir hocanın bir ülkeye gelip “ Bu benim sistemim ve oyun anlayışım” demesi mümkün değil. Eğer bir gün Pep Guardiola İngiltere’ye veya İtalya’ya giderse takımının Barça gibi oynayıp oynamayacağını görmek isterim. İnter de yapabildiklerimin aynısını Madrid’de bu oyun seviyesinde yapabilecek miyim acaba? İmkansız. Kültürel yaklaşım çok önemli.
Yani bir takımın ve hocanın kişiliği zamanla yerleşen bir olgu öyle mi?
Kesinlikle. Yaradılış çok mühim. Oyun prensipleriniz olabilir, bunları geri çekemeyebilirsiniz, ama takımın ve ligin bizzat kendinin yaradılışı, yapısı çok önemli. Eğer bu prensiplere karşı oynamaya çalışırsan, kendine karşı oynuyorsun demektir. Real Madrid’de benim muhafaza etmek istediğim şeyler var.
Mesela?
Mesela, çekici ve hücum futbolu oynama takıntısı…Herkes bana Real Madrid taraftarının kazanmak istediğini, ofansif ve güzel oyun görmek istediğini söylüyor. Ben de öyle. Ama 5 kişi ile geri gelen, 5 kişiyle hücuma çıkan bir Real Madrid istemiyorum. Takımın yarısının rakip sahada, kalanının kendi sahasında olduğu çok maçlarını gördüm.Top kaybedildiğinde arkadaki 5 kişi koşturmaya öndeki 5 kişi dinlenmeye başlıyordu. Bunu istemiyorum. Bırakamayacağım bazı prensiplerim var. Genel olarak söylersek: kazanmak, iyi oynamak, hücum oynamak. Tabiî ki bu hikayeyi değiştirmek istemiyorum.
Guardiola da bunu söylüyor kendi takımıyla ilgili olarak. Sizden Barça yıllarınızda bir şey öğrenmiş midir?
Hayır, Guardiola benden öğrenmedi. Guardiola tüm hayatı boyunca süre gelmiş bir kulüp kültürünün eğitimini almış biri. Bir sene Brescia da ve bir sene de Katar’da bulundu ki orada eminim daha çok golf oynamıştır, golfü çok seviyor ama hayatı Barcelona. Bana bir ara bunu sorduklarında hep demişimdir, Pep Barça için mükemmel bir hoca. Katalan, doğduğu yer La Masia, Cruyff un arkadaşı, ona ve kulübe sevgi gösteren çok taraftar var. Orayı her şeyiyle özümsüyor ve oraya ait. Bence Barça için mükemmel teknik direktör. Yeni başkan göreve geldiğinde kendisine 6 yıllık sözleşme önerdi, ben olsam 10 yıllık teklif ederdim.

Merak ediyorum, İnter’in Barça yı şampiyonlar liginden elediği maçın sonunda ne konuştunuz Guardiola ile… Robson ile siz beraber çalışırken, Pep ile aranız iyiydi…
Aramız iyiydi, hala iyi ve iyi olacak. Futbol konusunda bir problemimiz olursa, bu Mourinho ve
Pep arasında bir problem olmaz. Bu Real Madrid ve Barcelona hocaları arasında bir problem olur. Bu tamamen ayrı. Bana gösterdiği saygı kadar ben de ona saygı duyuyorum ve kişisel hiçbir sorunumuz yok. Şu an ona şans dileyemiyorum çünkü aynı amaç için oynuyoruz ama bunu dışında bir sorun yok.
Birkaç yıl önce geleceğinizi çizdiniz: Ingiltere’de bunu, Italya’da bunu, İspanya’da bunu kazanacağım…
Her yapılandırmada olduğu gibi esnek olmalısınız ve duruma adapte olmalısınız. Analiz etmeli ve günden güne her seviyede tespitlerde bulunmalısınız. Benim profesyonel yaşamımda bu yapılanmanın otomatik olarak gerçekleşmesi çok zor, kesin sapmalar olmuştur. Antrenörlüğe başladığımda 3 büyük amacım vardı. İkisini nerdeyse gerçekleştirdim. Biri 3 farklı takımla şampiyonlar ligi kupasını kazanmak.Ernst Happel, Ottmar Hitzfeld ve ben iki ayrı kulüpte toplam 2 kere bu kupayı kazandık. Happel rahmetli oldu. Hitzfeld emekli olmak üzere ve benim daha çok çalışacak yıllarım var önümde. Diğer hedefim dünyanın en önemli 3 ligini , İspanyol, İngiliz, İtalyan Ligleri’ni kazanan tek antrenör olmak. Fabio Capello İtalya ve İspanya liglerini kazandı. Carlo Ancelotti, İtalyan ve İngiliz liglerini kazandı. Ben de Premier Lig ve Serie A’yı kazandım. Capello bir kulüp takımına dönmezse söylediğine göre bunu başaramayacak. Sadece ben ve Carlo kaldık ve bilmem Carlo’nun hedefleri arasında var mıdır böyle birşey. Ben üçünü de kazanmak istiyorum.
Ve üçüncü hedef....
Üçüncüsü ülkeme kimsenin veremediğini vermek: dünya şampiyonu ve Avrupa şampiyonu ünvanı. Bu daha zor, çünkü milli takım çalıştırmak hoşuma gitmiyor. Bu benim hayalim. Bence küçük bir ülke olan, 10 milyonluk nüfusa sahip, ekonomik bir gücü olmayan, büyük altyapılardan yoksun Portekiz önemli şeyleri hak eden bir futbola sahip. 3 Altın Top ödülü kazandı bu ülke; Eusebio, Ronaldo ve Figo ile. Tarihe damga vurmuş bir Benfica’sı ve Şampiyonlar Ligi şampiyonu bir Porto’su olan Portekiz iki şeyi hak ediyor: büyük bir kupa kaldırmak ve İspanya’nın da yardımıyla bir dünya kupası ev sahipliği. Bu adaylığı kazanmalıyız.

Bütün konuşmamızda Portekizden bahsettiğiniz sıradaki gözlerinizin ışıltısını başka hiçbir anda göremedim…
Çok atipik bir Portekizliyim. çünkü Portekizli genelde Portekiz’i özler ama ben özlemiyorum. Belki de şahane bir ailem olduğu için ve yaptığım şeye aşık oluşumdan dolayı. Özlemiyorum çünkü çok tutkuluyum. Geri dönmek istemeyen bir Portekizliyim, Portekiz’de bir kulüp çalıştırmak istemiyorum, Portekiz’de yaşamak istemiyorum, ama ülkesi için önemli şeyler yapmak isteyen bir Portekizliyim.
Başta Robinson’un sizin hakkınızda dediklerini okudum. Sizin yakınınızda olanlar size sıcak kanlı ve insancıl diyor. Ama çok yerde sizin için zor, ulaşılmaz, rahatsızlık verici bir insan diyorlar. Hakkında böyle dendiğinde nasıl tepki veriyorsunuz?
Öncelikle hakkımda söylenenleri okumuyorum. Real Madrid’in basın sorumlusundan her gün basın özetini sms olarak istiyorum çünkü gazete okumuyorum televizyon seyretmiyorum, sadece izlemek istediğim maçlar için televizyonu kullanıyorum. Kişisel istikrarım için bir koruma bu. Eğer yakınım biri benim hakkımda kötü konuşuyorsa bu benim için bir sorun arz eder çünkü bende veya o kişide bir şeylerin kötü olduğunu gösterir. Beni tanımayan biri benim hakkımda kötü konuştuğunda ise benim için hiçbir problem teşkil etmiyor. Futbol bana o kadar iyi şey verdi ki birkaç kötü şeyi vermek hakkıdır.
Kötü olan nedir?
Kötü olan; özel hayatımı tamamen kaybettim. Herkes beni tanıyor , herkes benim hakkımda konuşuyor, sokağa rahat bir şekilde çıkamıyorum, çocuklarımı gezdiremiyorum, karımla ailemle rahatça seyahat edemiyorum. Ve kendim hakkında çok fazla yalan okumak zorunda kalıyorum.
Sizi en çok rahatsız eden şey ne oldu?
Yalanlar. Futbol dışında futbolda olduğumdan çok farklı bir insanım. Evet, futbolda her şeyi göze alırım ama liderlikte, iletişimde, basınla olan ilişkimi idare etmede risk alırım. Takımla çok riske girerim, bunu göreceksiniz…Ancak özel hayatımda tamamen tersiyim: sıfır risk, mütevazı, sıfır ekonomik yatırım. Paramla aldığım risk sıfır. Mütevazı bir kişiliğim, sosyal hayat hiç beni çekmiyor. Ve yalan en sevmediğim şey. Kenya tatilimde bir cadı tuttuğumu söylediler. Amma salladılar yani!
Aynı zamanda okumayı sevdiğinizi, müzikten hoşlandığınızı söylüyorlar…
Bakın, insanlar Mourinho’yu 90 dakika boyunca görüyorlar, sahada, maç öncesi ve sonrası, basın toplantılarında. O Mourinho maçı oynuyor. Maç dışındakli Mourinho’yu algılamak zor. Maçta 90 dakika ayaktayım, futbolcularımla, rakiple, hakemle konuşuyorum. Maçımı oynuyorum, tiyatro oynamaya çıkmıyorum, çalışıyorum. Basın toplantıları da iş alanına giriyor. İnsanlar beni çalışırken tanıyorlar. Sizinle yaptığım bu röportajın bir yenisi olur mu bilemiyorum, sezon öncesi çok az röportaj veriyorum, televizyona asla çıkmıyorum, benim evimi açmam mümkün degil, taraftarlarla sokakta görünmem çok ender…Kulübümün bir derneğini ziyaret etmek isterdim ama dediklerine göre o kadar çok var ki hepsine gitmem gerekeceğinden hiçbirine gitmiyorum…
Yani Mourinho’yu kimse tanımıyor. Onu gerçekten tanıyanlar, ailesi, arkadaşları…
Hangi kitapları okuyorsunuz?

Gabriel Garcia Marquez hoşuma gidiyor ama okuyacak zamanım da yok. Çok çalışıyorum ve eve geldiğimde benimkilerle olmak istiyorum. Kendime bir alan isteyecek kadar bencil olamam. Onların hoşuna giden şeyleri yapmam lazım: karım film izlemeyi seviyor, sinemaya gidip çocuklarımın istediği bir filmi izlemek…Geçen gün Madrid deydim, yorgunluktan ölmek üzere ama çocuklarım eğlence parkına gitmek istiyordu. E madem öyle, istikamet eğlence parkı!
Sizi ne güldürür?
Evde çok gülüyorum, çalışma ortamımda da. Kazanmak da beni çok güldürür.
Başka bir şairle kapanışı yapalım, Rudyard Kipling, şiirinde derki: ‘If’ iki düzenbaza karşı: zafer ve yenilgi. Siz de aynı şekilde mi düşünüyorsunuz, iki tarafı keskin bıçaklar mı bunlar?
Bazen düşünmüşümdür, yenilgiden sonra ki neyseki sayıları az baya, üzülmeme gerek yok çünkü diğer soyunma odasında çok mutlu insanlar var. Ama böyle düşünmem için çok kaybetmem gerek .

36 yorum:

BLaCKFiSH dedi ki...

Çeviren arkadaşın ellerine ve yüreğine sağlık.

Çok teşekkürler.

Oziaslan dedi ki...

Çeviren arkadaşa teşekkürler
Bir solukta okudum :)

La Liga başlasın artık

ramon sanchez pizjuan dedi ki...

....Bu yüzden bir hocanın bir ülkeye gelip “ Bu benim sistemim ve oyun anlayışım” demesi mümkün değil....İmkansız. Kültürel yaklaşım çok önemli.


bu kısmı rijkaard ve schuster'in masasının üzerine bırakmalı.

varol döken dedi ki...

mourinho belki en büyük hoca olmayabilir ama ondan daha büyüğü yok...

RMC dedi ki...

harika bir röp. yapanlara ve çevirenenin eline sağlık.

şu takımı izleyelim artık!

berserk dedi ki...

teşekkürler çeviri için.

real madrid ile de cl'yi alırsa artık adı sadece "the one" olur.
ve bence alabilir.

--------------


rijkaard'ın sistemde ısrar etmesinin eleştirilmesi garip. sistem oluştursun diye gelmedi mi zaten?

mehmet dedi ki...

çeviren arkadasa cok teşekkür ederim..Mourinhoyu kendi agzından tanımış olduk şimdi la liga izleme zamanı

mehmet dedi ki...

bunun üzerine bülent abinin "guardiola ile hayat bilgisi" yazısı okunur ki tadından yenmez:)

alextro dedi ki...

bu yazıyı okumamızı sağlayan herkese çok teşekkürler

huskary dedi ki...

çeviri için çok teşekkürler

Dante Kun dedi ki...

ceviren kisiye cok tesekkurler uzun zamandir tek bi seferde okudugum tek roportajdi_ yukarida @ramon sanchez'in de dedigi gibi o noktaya takildim ben de. belki de su anda galatasaray'in icinde bulundugu durum dan dolayi.

Son soz; Mourinho'nun cok iyi oldugunu biliyorduk ama boyle super oldugunu bi de kendinden bu sekilde duymamistik, mukemmel.

M. Alper dedi ki...

Ceviriyi yapan arkadasa cok tesekkurler.
Jose'den nefret ederdim ama bu roportajla adam hakkindaki goruslerim tamamen degisti.
10 numara bir karakter.

ramon sanchez pizjuan dedi ki...

şimdi tekrar okudum, satır araları inanılmaz mesajlarla dolu..

"zafer ve yenilgi. Siz de aynı şekilde mi düşünüyorsunuz, iki tarafı keskin bıçaklar mı bunlar?

Bazen düşünmüşümdür, yenilgiden sonra ki neyseki sayıları az baya, üzülmeme gerek yok ÇÜNKÜ DİĞER SOYUNMA ODASINDA ÇOK MUTLU İNSANLAR VAR. Ama böyle düşünmem için çok kaybetmem gerek."

hayat felsefesi bu olan insan, asla mutsuz ve başarısız olamaz.

çeviriyi yapıp bizlere mourinho'yu daha çok sevdiren ali ateş'e de sevgiler,saygılar.

çimento dedi ki...

çeviri için teşekkürler.

jose çok büyük adam.

Gadno Kopele dedi ki...

bunu biz okuyoruz iyi hoşta esas okuması gerekenler teknik direktörüm profesyonelim diye ortada gezinip miyonları cebine indirenler. en başta sinyor fatih terim.

ASVALTTAICENLER dedi ki...

tesekkurler.

mst dedi ki...

çeviriyi yapan ali ateş arkadaşa çok teşekkürler ellerine sağlık.."mourinho belki en büyük hoca olmayabilir ama ondan daha büyüğü yok..."varol döken çok güzel soylemiş bence:)mourinho gercekten çok sevdigim saygi duydugum bi adamdi ki biliyordum daha oncede bu kadar detayli olmasada okumuştum mourinho yu özel hayatinda böle güzel bi adam oldugunu...

hellguard dedi ki...

Ali Ateş'e çok teşekkürler, sayesinde görüş açımız birkaç derece artmıştır sanıyorum.

bostanciogludevran dedi ki...

Adam Mourinho beyler.. Yine müthiş konuşmuş..

darkhorse dedi ki...

Harika bir röportaj gerçekten.Ali Ateş kardeşimize çok teşekkürler

seer dedi ki...

Ali Ateş genç tercümanlarımızdan gelecek vaat edenler kalsmanından, genel kültürüyle ve eğitimiyle ve terbiyesiyle GALATASARAY'da görmek istediğimiz biri. tıpkı Samet ve Tuğkan gibi o da AFS kökenli..

occasion dedi ki...

okuduğum en güzel röporatjlardan biri. satır aralarında çok şey gizli. bu adam bir fenomen. başka bir şey.

ozdal aydemir dedi ki...

çeviri kadın gibidir, güzel olursa sadık olmaz, sadık olursa güzel olmaz derler ama Ali Ateş hem sadık hem de güzel bir çeviri yapmış. Tek kelimeyle kusursuz.

alperensaylar dedi ki...

çok güzel bir çeviri. reklam olabilir belki ama patrick barclayın 5 sene önce yazdığı mourinho kitabını okuyunca bu yazılanları daha iyi anlayabilirsiniz.

JJunior dedi ki...

Röportaj ayrı, çeviri ayrı güzel.. Jose zaten güzel, kendisini sevmeyip teknik direktörlüğüne hayran olanlardandım, şimdi kendisini sevmeme kısmı zayıfladı bir hayli :)

Böyle bir röportajın bize ulaşmasını sağlayan herkese çok teşekkürler...

tayfun dedi ki...

'' Maçı tribünden veya kasetten defalarca izlemek başka bir şey; maçı sahada durduramayacağınız 90 dakikayı yaşayarak müthiş baskı altında “ Bir dakika durun düşünmem gerek. Geri sarın tekrar izlemem gerek” diyememek başka bir şey.''

Sevemediğim Reali seyredeceğim
emeği geçenlere tşkler

TA dedi ki...

....Bu yüzden bir hocanın bir ülkeye gelip “ Bu benim sistemim ve oyun anlayışım” demesi mümkün değil....İmkansız. Kültürel yaklaşım çok önemli.

büyük hoca olmak başka birşey.rijkaardı barcadan sonra kimler istedi?yok.keza schusteri real madridden sonra kimler istedi.yok? ama mourinhoyu portodan sonra kimler istedi.

işte ülkelerin futbol kültürlerini bilmeden(umursamadan) kendi sistemlerini uygulamaya koyan rijkaard ve schusterin durumları ortada.keza aykut kocamanda aynı yolda maalesef.aykut bu futbol kültürünü karekterini bildiği halde kendini ispanyada sanıp barca taklidi yapmaya çalışıyor.mou usta ne diyor.ispanyada real madridi italyada intere oynattığım oyunu oynatmayacağım diyor.fark var abi.

batu dedi ki...

çeviren arkadaşın eline koluna sağlık, çok teşekkürler.

metehan dedi ki...

Oyun prensipleriniz olabilir, bunları geri çekemeyebilirsiniz, ama takımın ve ligin bizzat kendinin yaradılışı, yapısı çok önemli. Eğer bu prensiplere karşı oynamaya çalışırsan, kendine karşı oynuyorsun demektir.

şu cümle gerçekten çok önemli.adamımsın mourınho...

AnAvArzA dedi ki...

işte bu
"Okumalısınız ama aynı zamanda sizin okuduğunuzu başkalarının da tamamen anlamasını sağlamalısınız" jm

Zlatan Muratanovic dedi ki...

Adam hakkatten special one..
bu yil La Liga daha da guzel olacak..

tolgman dedi ki...

'En büyük yıldız futbolculara, en iyi stadyuma, en iyi tesislere, en ateşli taraftara, en iyi projelere ve daha nice en iyiye sahip olabilirsiniz ama sahada kazanamazsanız, tüm bunları kimse hatırlamaz.'
J.M.

Kendisinin de dediği gibi..Dünyanın en büyük t.d. olmayabilirim ama benden daha büyüğü yok..

Seni seviyorum Fenomen

Dt dedi ki...

"futbol sadece futbol değildir" demek için bu adamı iyice ezberlemek yeterli.

orochiearth dedi ki...

En büyükmüsün bilmiyorum ama, çok büyüksün hoca

Celal Abbas dedi ki...

morunhioyu itici yapan şey tuttuğum takıma yada kazanmasını istediğim takıma rakip olması ve bazen hoş olmayan sözler sarfetmesi. o zaman büyük hoca olsada sevmezsin. tersi duurmda da seversin.

Celal Abbas dedi ki...

güzel bir roportaj. içeriği dolu ve insana bişiler veriyor.