28 Mart 2011

Takım Elbiseye Sığmayan Efsaneler

Takım elbiseyle karanlık basmak üzereyken saha kenarına gelir ve bağırırlardı: "Basit oyna, kademeye gir, uzun at." Her şehrin, her mahallesinde bir zamanlar yıldız futbolcuydular, sonra ağabeyliğe, babalığa terfi ettiler. Aralarında bazıları hızını alamaz, ceketi çıkarır, sabah boyattığı ayakkabısıyla kaledeki ufaklığa beş penaltı atardı. Onlar futbolu iyi bilirdi ve mahalledeki çocukların doğal teknik direktörüydüler. Pro lisansa ihtiyaçları yoktu, sistemci değildiler, sabah kalkıp gitmeleri gereken bir işleri vardı... Hikayemizin asıl kahramanları ise stadyumlarda 10 binleri, ekran başında milyonları ayağa kaldırmış, futbol tarihine adlarını kazımış, kramponları astıkları gün sevenlerini ağlatmış sonra hızını alamayıp teknik direktörlüğe soyunan isimler... Futbol onların hayat boyu işi oldu. Başka iş denedilerse de başarısız oldular çokça... Lakin bu güzel ama huysuz oyun sahadaki her efsaneyi yedek kulübesinde efsane bırakmıyor ne yazık ki! O büyük futbolcular gün geliyor, tribündeki taraftara "Bu adam futboldan anlamıyor (!)" dedirtiyor. Evet, Hagi'den ilham olan ancak onunla sınırlı olmayan bir hayal kırıklığı hikayesi bu. Büyük futbolcudan büyük teknik adam olmaz derneği üyesi onlar. Cruyff gibi (hem efsane futbolcu hem de efsane teknik adam) antitezler üretse de bu oyun, futbolun birçok efsanesi, iş hoca olmaya gelince üzdüler, üzüldüler... Hagi, Maradona, Gullit, Matthaus, Jean Pierre Papin, Stoichkov, Ronald Koeman, Passarella, Boniek ve hatta kimilerine göre Arthur Zico! Hepsinin hikayesi ayrı ama ortak yönlerini bulmaya çalışalım.
1 Soyunma odasında verdikleri taktikle yetinmezler. Saha kenarında 90 dakika oturmaz ve sürekli oyuncularını uyarırlar. Taç atan futbolcuya bile hangi yöne atacağına söyler, serbest vuruşlarda takım savunmasını yerleştirirler. Basketboldan sonra futbolda da tartışılan 'overcoaching' (kenardan aşırı taktik) sahadaki futbolcuların kimyasını değiştirir, kimlik kaybı yaratır. Saha kenarından fırça yiyeceğini bilen futbolcu korkudan üç metreye pas atamaz hale gelir!


2 Kramponlarını çıkarmış, jübilelerini yapmış ancak futbolu hiçbir zaman bırakmamışlardır. Teknik adamlık tercihi biraz da eşofman sevdasıdır. Takım elbiseyle maçlara çıkarlar ama antrenmanlardaki çift kale maçlarda yeleği giyer oyuna dahil olurlar. Zaten onlara kalsa 11'i yazarken tahtaya ilk kendi isimlerini yazarlar. Yönetilenden yönetene geçişteki sancı hiç çıkmaz karınlarından...

3 Uzun yıllar üst düzey futbol oynayıp, pek çok yönetici tanıdıklarından teknik adamlıklarında kulüp yönetimleriyle geçinemezler. İşlerine karışılmasını istemezler. Kulüp başkanı ile kavga eder, son yılların icadı futbol profesyonellerini takıma yaklaştırmazlar. Transfer mutlaka onların listesinden yapılmalıdır. Disiplin kurallarını da kendileri belirler, kapıdan girdiklerinde takıma ketçap, mayonez yemeyi yasaklarlar mesela! Bir de hepsi illa ki sponsor organizasyonlarından nefret eder...


4 Efsane oldukları dönemdeki futbol sistemlerine sadık kalan muhafazakar kafaya sahiptirler. Futboldaki gelişime gözlerine kapatırlar. Yeni antrenman teknikleri, kondisyon antrenmanları fazla bilimseldir! Futbolun en yetenekli adamları için başarının bir numaralı sırrı yine yetenektir. Yeni bir diziliş toplu intihardır. Guardiola (Barcelona), Villas Boas (Porto), Jürgen Klopp (B.Dortmund), Ertuğrul Sağlam (Bursaspor), gibi başarılı teknik adamların sırrı da belki de budur. Genç hocalar için futbolcularıyla kuşak farkı yok denecek kadar azdır ve yeniliklere açıktırlar. Efsaneler eleştirilmeyi sevmez. Bulutların üzerinde geçen futbol kariyerinin şişirdiği egoları o kadar büyüktür ki soyunma odasına sığmaz. Bu yüzden yorumcularla kavga eder, medyayla soğuk savaş yaşar ve yazan çizeni kendilerine düşman bellerler.


5 Büyük futbolcu olup 'zor adam' olmayanı azdır. Efsane oldukları günlerde pamuklara sarılan, bir dedikleri iki edilmeyen, takımda en çok parayı kazanan ustalar teknik direktörlüklerinde kendilerine benzeyen yıldızlara kafayı takarlar. Maradona'nın Riquelme ile, Hagi'nin Misimoviç ile, Koeman'ın Valencia'da takımın yıllanmış isimleriyle geçinememesi gibi... Sahadayken özgür olan, pres yapmayan, "Her top bana," diyen efsaneler; teknik adam olduklarında takımın 10 numarasından çok koşmasını, pres yapmasını ister, futbolun bir takım oyunu olduğundan bahsederler.


Maradona'nın 2010 Dünya Kupası öncesinde Arjantin Milli Takımı'nda 80 futbolcu denemesi ve finallerde yaşadığı hüsran; Hagi'nin Galatasaray'a ikinci gelişinde takımın yarısını üç ayda kafasından sildikten sonra yarıştığı iki kulvarda da havlu atması; Matthaus gibi bir ustanın dokuz yılda yedi takım değiştirmesi; Gullit gibi bir markanın bugün Avrupa arenasından çok uzakta Çeçen takımı Terek Grozny'i çalıştırması, Hristo Stoickov gibi 90'larda dünyayı sallayan bir büyük yeteneğin geçen sezonu Güney Afrika'da ufak bir kulüpte geçirmesi, Fransızların medarı iftiharı Jean Pierre Papin'in ülkesinde yaşadığı hayal kırıklıkları, Ronald Koeman'ın Valencia'dan sonra AZ Alkmaar'ı da imha etmesi; büyük ustalardan Boniek'in hiçbir zaman üst arenaya çıkamaması ve en büyük başarısını Fenerbahçe ile Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final oynayarak yaşayan tüm zamanların en iyi 10 numaralarından biri olan Arthur Zico'nun Rusya ve Yunanistan'da tutunamayıp, Avrupa'da kendine takım bulamaması.... Uzar gider liste ama durmak lazım... Duvarlarımıza posterlerine astığımız bu adamların takım elbise giydiklerinde bize yaşattıkları hüsran; sadece topun yuvarlaklığıyla açıklanabilir mi sizce? (6 Mart 2011/SABAH)

4 yorum:

Necdet dedi ki...

süper bi analiz,özellikle 2. ve 5. madde harikulade.hagi'nin ilk dönemindeki durumu buydu,sanki az sonra sahaya çıkacak gibiydi.maradona ise apayrı bir alem.yıldızlar, öncelikle dünyanın güneşin değil kendileri etrafında döndüğüne inandırılırlar, sonra da hemen herkesin kendisi gibi oynayabileceği saçmalığına inanmak isterler, her ikisini olabilmesi ise eşyanın doğasına aykırıdır.bence sergen gibi yorumcu olsunlar, bi beş yıl sallaya sallaya paraları cebe indirip sonrasında süpermarket ya da gayrimenkul işine girseler daha iyi ederler.

Celal Abbas dedi ki...

Tamam Hagi Maradona Yeterli Değiller analizlere Katılıyorum Benimde Hoşuma Gitti. ancak Haginin Yetersizliği bilindiği halde bizler futbol seyricisi tarafından hala neden Hagi seçilmiştir. Kurbanmı seçilmiştir süreçte yoksa saflıkmıdır yoksa .....

Sanki birileride Hagiden daha beter durumda futbolu nasıl yöenteceğini bilmiyor gibiler. Hadi birincisi hataydı hadi ikincisi hataydı ama hep hata hep hata. birileri bişileri fazla bilmiyor sanki.

Justice dedi ki...

gider gene gelir hagi. bu yönetim olduktan sonra.

artık gs şu geçiş dönemini atlatsa iyi olacak. türk futbolundan soğudum adnan polat yüzünden.

insivible dedi ki...

hakkaten olaganustu bi analiz olmus, benim de dusundugum ama bir araya koyamadigim fikirler buyuk berraklikla siralanmis. bulent abi senden cok iyi bi sportif direktor olur bi gun teknik direktor olursam direk goreve seni alicam yanina da alt yapi sorumlusu la masia dan bi adam getiricem.