7 Eylül 2010

Güiza'nın Vigo Günlüğü

Yetenekli olmak yetmiyor bu oyunda, iyi profesyonel de olacaksın. Mesela Recoba. Büyük yetenekti ama gamsızdı. Bir de kısıtlı yeteneğini, profesyonel yaşantısındaki disipliniyle dengeleyenler. Mesela Bülent Korkmaz.
Güiza uzun zamandır futbol esprilerinin aktörü. Kötü futbolcu desen kimse itiraz etmiyor. Lakin ben diyemiyorum. Güiza kötü, çok kötü profesyonel. Futbolculuğunu tartışmam bile. İspanya gibi bir ülkede milli takım düzeyine gelmiş bir oyuncunun yeteneklerini masaya yatırmak komik.

Güiza'nın geçen sezonun ortasından beri bir sakatlığı var. Aşil tendonunda bursit. İlerleyen vakalarda operasyon şart ama ilaç tedavisiyle de düzelme şansı var bu rahatsızlıkta. Güiza uzun zaman kesik kramponlarla oynadı, idmanlara çıktı, ağrı kesiciler çaresiz kalınca da idmanlardan kaçtı ve güçsüz kaldı. Ortada iki iddia var. Birincisi Daum'un operasyon isteğine hayır cevabı verdiği. İkinci ise İspanyol Milli Takımı ile Dünya Kupası'na gitme hayali kuran Güiza'nın o tarihte "Ameliyat olursam kadroya giremem" endişesi yüzünden bıçak altına yatmaktan kaçtığı ve bursitin ilerlediği...

Fenerbahçe ile sözleşmesi sürerken, Dünya Kupası'na da gitmemişken, neden ameliyat olmadığını kimse bilmiyor. Mantıklı açıklaması, ameliyat olursam transfer teklifi alamam endişesi. Bugün Güiza nerede? Vigo'da... Celta Vigo ve İspanyol Milli Takımı'nın doktoru Juan Jose Garcia Cota tarafından kesilmeyi bekliyor. Ne zaman sahalara döneceği meçhul. Fenerbahçe'de nasıl olsa maaşı bankaya yatıyor. Sezon sonunda bir yıllık sözleşmesi kalacak. 31 yaşında olduğundan ve 3 sezonu doldurduğundan onu almak isteyen kulüp, maksimum yıllık ücreti kadar teklif edecek Fenerbahçe'ye. Cevabı olmayan soru ise; Rubin Kazan kulübünün yetkilisi İstanbul'a kadar gelmişken Güiza'nın neden Ruslara satılmadığı?

Ahmet Bulut-Gil Marin-Jorge Mendes-Arda Turan& A. Madrid

Sıcağı sıcağına yazmak iyidir bazen de beklemek lazım. Bir adım geri çekilip, olayın aktörlerinin hepsi konuşana kadar bir köşede dinlemek lazım. Arda'ya Atletico Madrid'den gelen teklif ve olayın aktörleri için bugün birşeyler karalamak belki de gündem dışı ama bir geri dönüp bakalım:

Galatasaray Kulübü, Arda'ya Atletico Madrid'den faks yoluyla gelen teklife kadar geçmişte oyuncusuna resmi bir teklif yapıldığı yönünde bir duyuru yapmamıştı. Kabul edilmeyen, prensip olarak transferi düşünülmeyen oyunculara gelen tekliflerin kulüp sitelerinden duyurulması futbol dünyasında pek kullanılan bir yöntem değil.

Safiyane bakalım önce: Arda'nın menajeri Ahmet Bulut. Her menajer gibi oyuncularının yaptığı yeni sözleşmeden ya da bir başka kulübe imza atmasından hayatını kazanan bir zat. Faksın ortaya çıkmasından bir hafta önce Madrid'de olduğunu Vatan gazetesine verdiği demeçten biliyoruz. Atletico Madrid, Schalke 04'e Jurado'yu satmak üzereydi o günlerde. Pazarlıklar bittiğinde ortaya çıkan rakam 13 milyon Euro idi. Avrupa Ligi'ni ve Süper Kupa'yı aldıktan sonra Agüero ve Forlan'ı takımda tutabilmek bile Atletico Madrid için transferdi. Diyelim ki, Jurado gitti, 13 milyon geldi, Atletico Madrid yönetimi de transferin bitimine iki gün kala Avrupa Kupaları'nda oynatamayacağı Arda Turan için 11 milyon Euro teklif etti. Galatasaray-Atletico Madrid eşleşmesinin İstanbul ayağında Adnan Polat'ın Galatasaray Ada'sında ağırladığı kulüp başkanı Enrico Cerezo bu transfer teklifinde ortalıkta yok, faksta imzası da yok. Tanış olduğu bi kulüp başkanına resmi yazılı teklif öncesinde çok kolay ulaşabilir Cerezo. Faksın geldiği tarihte, Jurado'nun gidişi sonrası teknik direktör Flores'in "Hayır takviye yapmayacağız" açıklaması var medyaya. Transfer spekülasyonlarının kokusunu bizden çok daha iyi alan Madrid medyası da bu teklifi Galatasaray'ın yayınladığı fakstan öğrendi. Bu da ilginç!
Gelelim akla yatkın olana. Ahmet Bulut'u Galatasaray taraftarı Okan ve Emre'nin Inter'e transferinden iyi hatırlar. Beşiktaşlı İbrahim Kaş'ı da bedelsiz Getafe'yi götüren menajerdir. Ahmet Bulut, son olarak Quaresma transferinde ortaya çıkmıştı. Oyuncu Inter'in, menajeri Jorge Mendes. Peki Ahmet Bulut hangi sıfatla bu transferin içindeydi. Süper menajer denilen adamlar var bu futbol dünyasında. Rüştü'yü de Barça'ya götüren Pini Zahavi mesela. Onun da Türkiye temsilcisi vardı. Mourinho, Ronaldo ve Quaresma'nın menajeri Jorge Mendes de Ahmet Bulut'u adamı bellemiştir yüksek ihtimalle. Menajer marifetiyle büyük kulüpleri dolanan çok futbolcu var. Ahmet Bulut'un da bu türden sıkı ilişkileri olmadığından Arda için Jorge Mendes'i devreye soktuğu ortada. Peki ne oluyor? Atletico Madrid faksı Miguel Angel Gil Marin imzasıyla yolluyor. Marin, Jorge Mendes'in yakın arkadaşı. Atletico Madrid'in antetli kağıdıyla sağlanan ciddiyet, iki satırlık garip teklif olarak ulaşıyor Galatasaray'a. Rivayet odur ki Marin'den bu faksı geçmesini isteyen Jorge Mendes. Portekizli menajerden de isteyen Ahmet Bulut. İşin İspanya ayağında iki iddia var. Birincisi, Atletico Madrid'de Marin'in yaptığı bu usulsüzlüğün büyütülmemesi için Madrid merkezli medyanın haberin üzerine gitmemesi (Marca ayrı haber olarak gördüğü Arda'yı ertesi sabah gazetesinde Jurado haberinin dibinde iki satır olarak geçmişti ). İkincisi ise, olayı öğrenen Atletico Madrid başkanının hemen büyük bir röportaj verip, gündemi değiştirdiği. Jorge Mendes konuştu mu? Bilmiyoruz? Ahmet Bulut'un ise detaylı bir açıklamasını göremedik bu teklif vakası için...Son olarak Arda Turan'ın federasyon kayıtlarına göre sözleşmesi Haziran 2012'de bitiyor. Yine resmiyeti kanıtlanmamış bir durum var ki ortada, Arda'nın sözleşmesinin 2014 yılına kadar uzatıldığı ancak federasyona bildirilmediği. Bildirildiğinde federasyon da 2012'yi 2014 olarak değiştirir. Biz ortadaki 2012 gerçeğiyle bakalım. Bu sezon geride kaldığında Arda'nın düşeceği pozisyon Mesut Özil ile aynı olacaktır. Bir yıl sözleşmesi kalan futbolcuya ödenen paranın ne olduğunu ne olacağını, Toure; Barça'dan Manchestes City'e 30 milyona giderken, 15 milyon bonservis ödenen ve 5 milyon gibi yüksek ücretle tavlanan Mesut Özil örneğinde gördük...

5 Eylül 2010

Neeskens ve Floid


70'li yıllarda Johan Neeskens'in Barcelona'da oynadığı yıllardan bir reklam.Ürün Floid. Nedir bu Floid dedim tabii? 1930'dan beri üretilen bir traş sonrası losyonu. İspanya ve İtalya'da farklı versiyonları varmış. İspanyollar daha alkollü, daha sert olanını tercih ediyorlarmış. Hala da satılıyor. Fiyatı 17 Euro.

4 Eylül 2010

27 Yıl Önce Barça'nın Deplasmanı

Bizde yakın tarihe kadar takımların deplasmana gittiği uçağa taraftar da alınırdı. Önce taraftarlar dışarıda kaldı, sonra da gazeteciler. Şimdi özel seferlerle uçuluyor. Yönetime yakın insanlar dışında da kimse o uçaklara binemiyor. Bir yazı için arşiv çalışması yaparken bu ilana rastladım. 1983 senesinden. Barcelona, 2 Ekim'de Real Murcia deplasmanına gidiyor. İki günlük tur için ilan verilmiş. Takımla birlikte uçuyorsun, deplasman tribününe bilet de garanti hani... Şimdi yanına yaklaşamıyorsun adamların... Alttaki fotolar Barça'nın THY uçağıyla gittiği Uzak Doğu turnesinden...

Yokuz!

Bu adamları hasret gidersinler, kahve içsinler diye çağırmıyor UEFA'ya Nyon'a. Organizasyonun adı UEFA Elite Club Coaches Forum. Katılanlar için UEFA'nın haberinde kullanığı ifade "Europe's top club coaches". Evet, hepsi de birbirinden değerli teknik adamlar. Peki neden Türkiye'den kimse yok? Schuster? Rijkaard? Şenol Güneş? Bu listedeki teknik adamların hepsi Şampiyonlar Ligi'nde değil. O zaman kriter nedir? Ertuğrul Sağlam,  Şampiyonlar Ligi'nde takım yönetecek. O neden yok. Bu forumda teknik direktörler UEFA yönetimiyle sıkıntılarını, önerilerini paylaşıyorlar. Maç takviminden, beş hakem uygulamasına kadar her konuda bu teknik direktörler görüş bildiriyor. Avrupa'nın 5. büyük ligiyiz ya da olacağız demekle olmuyor işte!

Massimiliano Allegri (AC Milan), Carlo Ancelotti (Chelsea FC), Didier Deschamps (Olympique de Marseille),  Alex Ferguson (Manchester United FC), Jean Fernandez (AJ Auxerre), Jesualdo Ferreira (Malaga CF), Thorsten Fink (FC Basel 1893), Josep Guardiola (FC Barcelona), Roy Hodgson (Liverpool FC), Jorge Jesus (SL Benfica), Martin Jol (AFC Ajax), Felix Magath (FC Schalke 04), Jose Mourinho (Real Madrid CF), Nikos Nioplias (Panathinaikos FC), Claude Puel (Olympique Lyonnais), Claudio Ranieri (AS Roma),Thomas Schaaf (SV Werder Bremen)

3 Eylül 2010

Berlusconi-Schröder-Gazprom

İçinden Berlusconi geçen üç hikaye var. İlkini, hafta sonuna gazeteye yazdım. Berlusconi iktidarında ne zaman sallansa Milan’a oyuncu alır temalı. Son günlerde İtalya’da sıkı bir tartışma konusu bu. İkinci ve üçüncü hikayede ortak bir isim daha var. Almanya’nın eski başbakanı Gerhard Schröder.
Önce eski hikaye. 2002-2003 sezonunda Şampiyonlar Ligi’nde ikinci tur gruplarda 5. Maçlar sonunda Milan, turu geçmeyi garantilemişti 12 puanla. Son maçı evinde Borussia Dortmund’la. Dortmund’un puanı 7, Lokomotif Moskova deplasmanına gidecek olan Real Madrid’in ise 8 puanı var. İddia edilen ise, Alman başbakanı ile yakın dost olan Berlusconi’nin son maçta “Yatın” dediği. Gerhard Schröder, B. Dortmund taraftarı, Berlusconi de jest yapacak. Sonuç, B. Dortmund , San Siro’dan 1-0 galibiyetle çıktı. Moskova’da Real Madrid kazanınca da Berlusconi’nin satışı işe yaramadı. O sezon, Milan, yarı finalde ezeli rakibi Inter’i, Juventus da Milan’ın batırmaya çalıştığı Real Madrid’i geçti ve finali Old Trafford’da penaltılarla Milan kazandı.Son hikaye bugüne ait. Milan için 2 yıldır satılıyor söylentileri var. Araplar, Ruslar klasik müşteri ama bir taraftan kendini siyasete adayan diğer tarafta özellikle medya yatırımlarında eskisi kadar gelir elde edemeyen Silvio Berlusconi, Milan’ı elden çıkartmak istemiyor. Bwin’den ayrıldıktan sonra Emirates ile yeni sponsorluk anlaşmasından 4 yıllığına 60 milyon Euro alacak olan Milan, Şampiyonlar Ligi’nde finale uzak kalınca doğal olarak gelirleri düştü. Peki proje nedir? Rus doğalgazını İtalya’ya taşıyan Gazprom’un Milan’ın %30’unu satın alma ihtimalinden bahsediyorlar. Berlusconi ve Gerhard Schröder yakın arkadaş ya, Alman eski başbakanın başını en çok ağrıtan da bu Gazprom. Rusların, 150 ile 200 milyon arasında bir rakamı 2011 yılında Milan’ın kasasına koyacağını iddia ediyorlar. Inter’de Moratti döneminde 1 milyar para harcandığını hatırlarsak, Milan’ın yaşlı kadrosunun yenilenmesi için Berlusconi’nin Gerhard Schröder’den çok bugünlerde Putin’in dostluğuna ihtiyacı var.
Kızıl Samba

2 Eylül 2010

Hayat


Gitsin de Kim Gelirse Gelsin!

Takımında eksik gördüğün bir mevkiye kafanda 2-3 yıldız belirlersin de; bir tribünde "O kadar kötü ki. Gitsin, yerine kim gelirse gelsin" diye adamı zıvanadan çıkartan futbolcular vardır. O oynamayacaksa, o gidecekse, gelecek adamın kalitesi, geçmişi için de beklenti düşük tutulur. Bu sezon istinası kesinlikle Güiza-Niang. İspanyol o kadar kötüydü ki, Fenerbahçe Niang'dan iki gömlek düşük bir santrfor alsa, taraftar yine memnun olurdu-olmazdı galiba(!)-. Niang bu yüzden "Kim gelirse gelsin" tanımına uymayan bir golcü.
3 Büyükler'de yukarıdaki tanıma uygun transferler var. Bilica, saha içindeki garip tavırları, çukur kazması, bireysel hataları ve oyuncunun kumaşından anlayan tribünler için "Bu adam büyük takım topçusu değil" kestirmesiyle aslında kendi sonunu hazırlamıştı. Daha iyisini bulmak için Aykut Kocaman transfer sezonunun sonunu beklemeyebilirdi ama bunu her takım, her hoca yapıyor. Kafandaki adam çağırdığında hemen valizi toplayıp, kampın ilk gününde hazır duruşa geçmiyor. Sağlam Premier Lig tecrübesiyle Yobo da Bilica sonrası ilaç gibi.
Bir diğeri Fatih Tekke... Beşiktaş ile imza öncesinde Galatasaray ile de görüşüp anlaşamadığı söyleniyor. Mehmet Batdal'ın sakat olduğu takımda Baros dışında alternatifi olmayan Rijkaard için iyi bir transfer olurdu. Aynı şekilde Beşiktaş için de. Schuster'in aradığı adam gol yüzdesi yüksek, tecrübeli, gevelemeden topu kaleye sokan bir adam. En azından imza attıktan sonra ilk verdiği röportajlarda gol sorununa dikkat çektiği satırlarda böyle bir adam tarif etmişti. Fatih Tekke ismi tek başına Beşiktaş tribünlerini memnun etmeyebilirdi. Lakin Nobre gibi attığı gollerden çok; oldu ki adam geçtiğinde "Bak Nobre çalım attı" diye tribünde anlatılan bir adama forma yüzü göstermeyecekse, Fatih Tekke de elbette ki mükemmel transfer. Uzun zamandır izlemiyoruz, Nihat'ın çektiği sıkıntıyı görünce Tekke'ye zaman vermek lazım elbette. Bu transfer çokça Denizli'nin Yusuf transferine de benziyor.
Galatasaray'da da "yılların sağ açığı" Aydın var. Lviv'de tur geçilse muhtemelen 5 yıllık sözleşmeye imza atacaktı. Aydın o kadar umutsuz vaka ki Pino (veya Serdar Özkan) geldiğinde, Keita'dan boşalan yeri doldursun değil de taraftar aman Aydın'ın yerine oynar havasında karşıladı Kolombiyalı'yı. Taraftarlık çokça Pollyannacılıktır zaten...
Tuncay Yavuz dostumun katkısıyla bitireyim: Bir de " O kadar kötü ki" transferlerinde yeninin eskiden kesik yemesi var ki! Bkz: Maldonado-Selçuk...

1 Eylül 2010

Mourinho-Mesut-Khedira

Jose Mourinho
Mallorca deplasmanındaki golsüz beraberliğin ardından Jose Mourinho, AS gazetesine uzun bir röportaj vermiş. Bu kadar kısa zamanda kafasındaki takımı yaratabilmesinin mümkün olmadığını da "Ben teknik direktörüm, Harry Potter değil" diyerek özetlemiş. Röportajın tamamı burada. Ben Mesut hakkında söyledikerine takıldım. Khedira ile birlikte Mallorca'da yedek başlayan Mesut'a hem selam yollamış hem de sahip çıkmış Mourinho. İlgili bölüm şudur: "Almanlar"ın burada hayatı kolay değil. İspanyolca bilmiyorlar ve merhaba, iyi günler'den öteye gidemediler. Mesut, Khedira ile, Khedira, Mesut ile yaşıyor. İngilizceleri de iyi değil. Onlara biraz zaman tanımamız lazım." Mourinho sinyali vermiş. Mesut da Khedira da İspanyolca kursuna yazılırlar artık. İkisinin de onbirde sıkı rakipleri var. Medya fazlasıyla milliyetçi ve Mesut'u kapıdan içeriye gelene kadar göklere çıkardılar, imzayı attığından beri de Canales aşağı Canales yukarı...
Jose Mourinho: El Pais Röportajı / Çeviri: Ali Ateş