19 Ağustos 2011

Hafta Sonu Futbol


20 Ağustos Cumartesi
14:00 Sunderland-Newcastle (Lig TV)
14:45 Arsenal-Liverpool (Spormax)
16:30 Bayern Münih-Hamburg (TRT Spor)
17:00 Aston Villa-Blackburn Rovers (Spormax)
19:30 Köln-Kaiserslautern (TRT Spor)
19:30 Chelsea-WBA (Spormax)

21 Ağustos Pazar
15:30 Norwich City-Stoke City (Lig TV)
16:00 Wolverhampton-Fulham (Spormax)
16:30 Mainz-Schalke 04(TRT Spor)
18:00 Bolton -Manchester City (Spormax)
18:30 Hannover 96-Hertha Berlin (TRT Spor)
20:00 Anzhi-Dinamo Moskova (Spormax)
21:00 Palermo-Fenerbahçe (Euro Futbol)
21:45 Milan-Juventus (A Haber)
22:00 Internacional-Flamengo (Spormax)

22 Ağustos Pazartesi
22:00 Manchester United-Tottehnam (Spormax)

18 Ağustos 2011

İki El Clasico Birden

Ağustos ayında Madrid'e gitmek akıl karı değil ama Arda Turan'ın Atletico Madrid'e transferi hakkında izlenimleri yazmak ve röportaj yapmak için düştüm yollara. Süper Kupa finalinin de işin biteceği pazar akşamı olması güzel bir tesadüf işte. Süper Kupa'nın iki maç üzerinden oynanması ve saha averajının olması işin rengini kaçırıyor. Valencia'da izlediğim Kral Kupası finali gibi bütün hesabın bir akşamda kapanacağı bir final çok daha keyifli olabilirdi. Madrid sıcak ama nemli değil. Şehir boş, İspanyollar gitmiş, meydanlar turistlere kalmış ama Pazar akşamı 7'den itibaren Santiago Bernabeu'ya giden metro hattının koridorları beyaza boyanıyor. Madrid'in orta yerinde bir binanın terasına Barcelona bayrağı dikmiş biri. Bizde olsa kıyamet kopar. Sokakta Barcelona formasıyla yürüyenler turist. Bernabeu'ya Barselona'tan taraftar grubu gelmiyor. 80 bin Madridli var stadyumda. İspanyol gazeteci arkadaşımla sohbet ediyorum. İkimiz de aynı şeyi söylüyoruz. İşlerin yoğunluğu, twitter, eskisi gibi blog yazamıyorum ortak cümleler. Basın tribününde su bile yok. Tribüne çıkıyorum. Sandviç kötü, 4 Euro. Cola 3 Euro. Real Madrid ideal onbiriyle çıkıyor maça Guardiola ikinci maça kafayı takmış, evimde işi bitiririm hesabı yapmış. Pique, Xavi kenarda. Alexis ayağının tozuyla El Clasico'ya çıkıyor. Maçın başlama saati 22:00 ama hava hala sıcak. Buna rağmen hızlı başlıyor oyun. Barça'nın ne savunma göbeği ne de orta sahanın ortası ideal onbirin yaptıklarını yarısını yapamıyor. İlk 30'da boğan Real Madrid sonucu da alıyor. Mesut'un son vuruşu nefis. Barça hazır değil, Barça rakip kaleye gidemiyor derken David Villa, Santiago Bernabeu'ya bir ampul daha takıyor. İyice aydınlanıyor Madrid akşamı. Messi'nin golünde Khedira'dan seken top, Pepe'nin ayağının kayması ve topun en son gelmesi gereken adama gelmesi: Messi. Santiago Bernabeu "Yine mi lan!" diye bakan binlerle dolu ilk yarının sonunda. İkinci yarı Barça biraz toparlıyor. Beklediğimden çok daha iyi maç oluyor. Xabi'nin golünden sonra gerilim artıyor. Mesut'u en önde rakibe pres yaptırtan Mourinho insafsız. Dalağı patlayacak adamın. Çok zorlanıyor Mesut. Son 10 dakika zaten bitiyor. Pepe'nin kasaplığı bir el clasico klasiği zaten. Real Madrid geride kalan 4 el clasico'dan çok daha iyi. Mourinho takımı iyi çalıştırmış diyorsun sahaya bakınca ama Nuri de bu Khedira'yı keser diye söyleniyorsun. Coentrao orta sahada ilginç bir tercih oluyor. Santiago Bernabeu, Camp Nou'dan daha iyi bir stadyum ve net olarak Real taraftarı çok daha iyi taraftar. Barça'da kale arkasındaki davullu apaçiler dışında oyunu tiyatro gibi izleyen 80 bin taraftar var. Bir penaltısını yiyorlar bence Real'in. Taraftar basın tribününe dönüp dünyanın her yerinde verilen tepkiyi veriyor bize. İ. basın yazın lan bunları diyorlar. Avrupa'da stadyumlar 10 dakikada boşalıyor diyenleri Madrid metrosuna almak lazım. Santiago Bernabeu metro istasyonunun koridorlarında nefes darlığın, kapalı alan fobin varsa ruhunu teslim edebilirsin. Ertesi sabah aynı metroyla Barajas havaalanı ve ver elini İstanbul...
Gündüz maçları iyidir de bu gece yarısı el clasico da hiç fena fikir değilmiş bizim saatimizle. 2-2 ile bu dünyada kim Camp Nou'ya gelmiş de sahaya ümitli çıkmış ki! Üstelik Messi'nin yılanıyla son vuruşu yapan İniesta maçı 1-0 yapmışken. Bu kez Pique ve Xavi sahada. Alexis ısınırken sakatlanmış bu da Barça'ya yaramış. Arsenal'i "satan" Fabregas da kulübüde. Mourinho bu kez durduran değil oyuna ortak olan aklıyla sahada. Yine de her seferinde bir eksik kalıyorlar çünkü önde basan dörtlüden en az ikisi Barça orta sahayı geçtiğinde topun arkasına geçmeyi beceremiyorlar. Messi sazı eline aldığında yaslanacaksın arkaya ve dinleyeceksin. İlk yarı iyi alan paylaşıp basan Real Madrid için maçtan önce "Ya dikta ya devrim" manşetleri atmışlar. Real Madrid devrimin ilk 45 dakikasını iyi koşuyor ama devir Messi'nin dikta devri...


İkinci yarıda oyun pisleşiyor, pisleşmek zorunda da. Çünkü sahada ve kenarda çirkef adamlar var. Messi-Marcelo pozisyonunda Messi de abartılı yatıyor. O dakikadan sonra futbol adına gazı kaçıyor maçın. Mourinho'nun "pis kokuyor" jestinde karede Messi ile birlikte Alves de var. Çirkef olabilirsiniz ama bu hareket deşilirse adamın başına çok iş açar! Kimyası değişiyor Portekizli'nin Camp Nou'da her seferinde. İntikam hırsı akıl bırakmıyor. Nuri ve Hamit sakat olmasa Xabi Alonso'nun yanında biri mutlaka onbir başlardı. Nuri geldiğinde Khedira kulübeyi boylar. Real Madrid, 2-2'yi bulduğunda saate bakıyorum, bizim hesapla maç uzadığında 02:30'da bitecek. Akşam yemeğine 23:00'de oturan bir millet için geç değil tabii. Messi işi uzatmıyor. Fabregas da daha ilk maçında işi bitirenler de biri oluyor. Marcelo'nun Fabregas'a dalışı hayvanca. Ardından Mourinho'nun Guardiola'nın yardımcısının gözünü çıkarmaya gittiğinde (!) arka planda duran amca maçın adamı. David Villa'nın Mesut'a tokat atıp kaçması kahpece. Barça rakibin sinirlerini altüst eden bir takım. Çok masum oldukları söylenemez ama Real Madrid zaten mimli. Hocası da sabıkalı. Ortalık karışıyor, Ramos sakin kalmasa olay daha da büyür..



Guardiola, 4. sezonuna başlarken 11. kupasını alıyor. Real Madrid geçen yıla bakarsak Barça karşısında farkı kapatmaya başladı. En azından bu son iki maçta rakibe mahkum oynamadılar. Grev sonrası yine iki takımlı bir lig olacağı kesin. Katalanlar ve bir numaralı halk düşmanları Mourinho'yu 38 hafta izleyelim ve görelim...

Sadece Futbol

Beşiktaş, Trabzonspor ve Bursaspor bu akşam Avrupa Ligi play-off'unda ilk maçlarına çıkıyorlar. TIM Cup da bu akşam Bari'de oynanacak. 3X45 dakika. Juventus, Milan ve Inter. A Haber naklen 21:45'de naklen yayınlıyor. İspanya Ligi bu sezon NTV Spor HD'de ancak ilk hafta maçları grev yüzünden ertelendi. İngiltere Ligi'nden 9 maç hafta sonunda Lig TV vs Spormax'de naklen. Pazar akşamı ise Berlusconi Kupası var: Milan-Juventus. 21:45'de A Haber'de. Ender Bilgin ile mikrofonda olacağız.

11 Ağustos 2011

6 Ligde Kim Şampiyon Olur?

Avrupa'nın 6 liginde kim şampiyon olur? Türkiye, İngiltere, İspanya, İtalya, Almanya ve Fransa sırasıyla tahminlerinizi kulüp adı yazarak yorum bölümüne bırakın. Altı ligin de şampiyonunu bilen ilk 3 kişiye sezon sonunda birer şişe Aceto Balsamico, birer Futbol t-shirtü ve istediği bir futbol kitabı.... Buyrun top sizde...

9 Ağustos 2011

Arda'lı Hikayenin Sonu


İyi yönetilen kulüplerde yıldız oyuncuların kontratları uzun vadeli tutulur. Sözleşmesinin son senesine giren oyuncuya kan kokusu almış gibi üşüşür rakipler. İki yıllık sözleşmesi varsa, sezon başlamadan onu 5 yıllık vadeye uzatman gerekir ki tek yıla düştüğünde oyuncunun değeri komik rakamlara düşmesin. Buna en sıcak örnek de Mesut Özil ve Nuri Şahin’dir herhalde. Arda da bir yıl daha kalsa aynı duruma düşecekti.

Bir yıllık bir hikayeye bu akşam son nokta konuldu. Geçen sezon Arda’yı bir türlü Avrupa’ya satmayı beceremeyen menajer Ahmet Bulut, Beşiktaş’ın transferlerinde aracılık ettiği Jorge Mendes’in himayesine girince hikayenin ilk cümlesi kuruldu. 30 Ağustos 2010’da Atletico Madrid’in geçtiği teklifte de Mendes’in parmağı vardı. Bu akşam atılan imzada da.

Nisan’da borsaya bildirilen görüşmeler neden bu kadar uzadı? Atletico Madrid, Agüero’yu satmayı düşünmüyordu. Arjantinli’nin isyanı, büyük ortak Gil’in babasından kalan tazminat davası için nakit arayışı, teknik adam değişimi derken iki ay kafalarını kaldıramadılar. Bu dönemde Malaga ve PSG’nin de piyasayı ne hale getirdiği ortada. Bir yıldır listelerinde olan, 2 kez teklif getirdikleri Arda için bir kez daha atak yaptılar ve işi bitirdiler.

Arda’nın yeni stat, yeni başkan ve Fatih Terim faktörüyle moral bulduğu kesindi ama bu çok zaman önce verdiği ayrılık kararından geri adım attırmadı. İnsan kafasına koyduğunu da yapmalı zaten. Bir yılı sakatlık yüzünden heba olan bir oyuncunun Avrupa’da da boy gösteremeyeceği bir sezonun ardından transfer ihtimali çok daha zayıf olacaktı. Üstelik Milli Takım için 2012 yolu taşlı iken. Arda’nın ayrılık kararında para birinci faktör değil. Takım içi dengelerden bahsedenlerin Avrupa’nın üst düzey kulüplerinde ödenen rakamlardan haberi yok ki yıllardır aynı hikayeleri anlatıp duruyorlar. Tabii, Galatasaray’ın yeni kurduğu kadroda en yüksek ücreti bugün itibariyle bir ön liberoya ödüyor olmasının da pek örneği yok!

Fatih Terim, Arda’nın kalmasını istedi. Ünal Aysal ise gitmek isteyen Arda’ya 'kal' demedi. Hatta ayrılmasının kulüp açısından daha hayırlı olacağı yorumlarına da kulak kabarttığı ortada. Galatasaray'ın son şampiyonluğunda da büyük payı olan Arda’nın geride kalan 3 sezonda kendisine biçilen yerli Beckham kostümü içinde daraldığı da bilinen bir gerçek. Özel hayatı beni ilgilendirmez. Sosyal hayatında ne kadar keyifli ve adam gibi adam olduğunu bilirim, bu da bana yeter.

Galatasaray taraftarı, Bülent Korkmaz sonrasında takımının bayrak adamını ne yazık ki pamuklara saramadı. En büyük yarayı onlar açtılar. Kalmasını istediklerini sanmıyorum. Gelen adamı havaalanında bin kişiyle karşılıyorsan, kalmasını istediğin kaptanın için de sezon açılışında 5 bin kişi gidersin Florya'ya... Adnan Polat da gereksiz makam atamalarıyla genç yaşta büyük sorumluluklar yükledi Arda’nın omuzlarına... Çok zamandır yüzü gülmeyen Arda’nın Calderon’da yüzünün gülmesini diliyorum. Bir fotoğraf yollayacak; arkasında sadece “Mutluyum” yazacak...

7 Ağustos 2011

Milan: 2 Inter: 1

Tüm İtalya, Ağustos ayında tatil yaparken Süper Kupa finalini ülke dışında oynatmak hiç fena fikir değil. ABD'de başlamıştı 20 yıl önce bu uygulama. Düzenli olmadı. Ardından, Kaddafi'nin fanatik Juventuslu oğlu bir finali ülkesine getirdi, parası neyse veririm diyerek. Verdiği para da 1 milyondu. O sezon Japonlar 2 milyon vermiş ama İtalyanlar, Libya'yı tercih etmişti. İki yıl önce de Lazio-Inter finaliyle Çin pazarına açıldılar. Inter zaten uzun yıllardır gözünü bu pazara dikmiş durumda. İngilizler, Uzak Doğu pazarında önde, İspanyollar da iki kıtayı birden sallarak ürün satışında hep en geride kalan İtalyanlar için dün 70 bin kişinin doldurduğu stadyumda orijinal ya da çakma binlerce Inter ve Milan formasını Pekinlilerin üzerinde görmek iyi gelmiştir.

Milan son Süper Kupa'yı aldığından beri her finale çıkan takım Inter'di. 7 final arka arkaya. Birinde Roma'ya, iki yıl önce de 2-1 ile Lazio'ya kaybetmişlerdi. Pekin, Inter'i sevmemiş olacak ki dün de Milan geriden gelip aynı skorla devirdi ezeli rakibini. İtalyan futbol tarihinde Süper Kupa çok genç bir kupa. Ancak seneye çeyrek asırı devirecek. İki Milanolu 5'er kupayla gelmişlerdi, Milan 6 yaptı gitti. Yapması da bekleniyordu zaten. Copa America'da forma giyenleri tatilden çağırmışlardı. Inter'de ise Zanetti ve kaleci Cesar dışında kalan Güney Amerikalılar hala plajdaydı. Gasperini'nin üçlü defansı çok tartışılacak. Bu formasyonla kendini kanıtlamış bir teknik adam ama Inter bu sisteme alışana kadar hocasının kellesini de alabilir. Dün beklenenden iyi başladılar, frikikle istediklerini de aldılar ama sonrası yok. Sneijder muhtemelen son maçında frikik dışında sahada yokları oynadı. Kalabalık orta saha ile oyun bozdular ama ayağına top yakışan adam sayısı üçü geçmeyince Milan savunmasını çok da terletemediler. Allegri ilk yarıda rakip kaleye uzak tuttuğu Seedorf'u ikinci yarı forvetin arkasına atınca Milan kendine geldi. İlk golde nefis çevirdi Seedorf. Ibrahimoviç bugüne kadar final maçlarında sadece bir gol atabilmiş bir adamdı. İkiyi buldu sonunda. İkinci golde İnter'in 3 stoperinin de refakat ettiği Pato'ya vurdurmaları yeterli bir intihar sebebiydi. Milan hala Kaka gibi bir adamı arıyor. Pastore en çok onların işine yarardı ama futbolun da ekseni kaydı. Inter'de ise Sneijder gidince yerini kim dolduracak, büyük soru işareti. Maicon, Cambiasso ile başka bir takım oldukları kesin ama Mourinho'lu günleri çok ararlar...

5 Ağustos 2011

Hafta Sonu Futbol

5 Ağustos Cuma
21:30 Borissia Dormund-Hamburg (TRT Spor)
6 Ağustos Cumartesi
14:45 Milan-İnter Milan / İtalya Süper Kupası (A Haber) (Yorum)
16:30 Stuttgart-Schalke 04 (TRT Spor)
17:45 CSKA Moskova-Zenit (Spormax)
19:30 Hertha Berlin-Nürnberg (TRT Spor)
20:00 Kuban Krasnodar-Dinamo Moskova (Spormax)

7 Ağustos Pazar
00:30 Palmerias-Gremio(Spormax)
16:30 Man. United-Man. City/ Community Shield (NTVSpor)
16:30 Mainz 05-Bayer Leverkusen (TRT Spor)
18:30 Bayern Münih-Borissia Mönchengladbach (TRT Spor)
22:00 Atletico Paranense-Corinthians (Spormax)

31 Temmuz 2011

Andrea Pazzagli

Milan'ın Sacchi yıllarında kalecisi. Sonra Fatih Terim'in Fiorentina ve Milan'daki teknik ekibinde kaleci antrenörü. Andrea Pazzagli hafta içinde İtalyan genç milli takımının kampına katılacaktı. Uzun zamandır milli takım alt yapılarında görev yapıyordu. Bu sabah 51 yaşında, kalp krizinden hayatını kaybetti. Di Gennaro ile birlikte Terim'i yalnız bırakmamış, Gori çıldırdığında toplu istifa etmişlerdi. Pazzagli amatör bir müzisyenmiş. Bilmiyordum. Bir şarkının adı ilginç. "Melekler vardır umarım."

Barça: 77 Madrid: 76

2011-2012 sezonuna girilirken El Clasico'da son durum. Real Madrid, bu sezon Kral Kupası'nı kazanmasa Barcelona kopup gidecekti. 2011, geriden gelip Real Madrid'i solladıkları sezon olarak geçecek tarihe... Hayat devam ediyor. İki ayaklı İspanya Süper Kupası Ağustos'ta. Ya berabere ya da iki fark...

...



30 Temmuz 2011

Agüero

"Bu filmin kötü adamı ben değilim." (Sergio Agüero'dan Atletico Madrid taraftarına...)

Fabregas Kadar....

Solda David Villa kesik yer, İniesta'nın oynamadığı yer değil; ondan boşalan yere de Fabregas gelir, Xavi ile al ver yaparlar. Sanchez de Pedro'yu keser, bir maç sonra Pedro gider Sanchez'i keser. Bir de alt yapıdan fışkıranlar var. Messi yokken esenler... Barcelona-Fabregas hikayesi artık mide bulandırıyor. Fabregas, Pique gibi umduğunu bulamayıp evine dönen bir adam değil. Zamanında inanmamış Barcelona'da onbir çıkacağına... Arka kapıdan kaçmış, Wenger adamı etmiş onu. Kaptanlığa kadar yükselmiş, "o yoksa Arsenal eksik, o yoksa Arsenal zorlanır" noktasına gelmiş. İki yıldır aynı yılan hikayesi... "Döneceksen dön lan artık" diyesi geliyor insanın. Arsenal taraftarının yerinde olsam "Defol git" derdim. Barcelona'nın son 10 yılda alt yapıya harcadığı paranın yarısı kadar bir rakamı firar eden Fabregas'a vermesi de, takım bu seviyeye gelmişken bu kadar kapısında yatması da ayrı bir saçmalık. Sanchez kağıt üzerinde Fabregas'tan daha ucuz bir transfer. Önce kolay olanı bitirler ama Agüero ve Pastore sezonun limitlerini yukarıya çekince Arsenal doğal olarak 50 milyon ister. Sonunda Barcelona kaybettiği eşeği buldu diye sevinecek de faturası ağır olacak...

Javier Pastore

Cazorla, 21 milyon eder mi? Pastore 43? Futbolun ürettiği parayla bu transfer yapılamazdı. İspanya'da iki büyük dışında kalanların hiçbiri Cazorla için bu kadar bonservis ödemezdi. Malaga ödüyor çünkü para dışarıdan geliyor. Aynı hesap geçmişte Chelsea, Manchester City için de geçerliydi. Şimdi Paris Saint Germain yarın Roma için de. Javier Pastore'yi 5 milyona almıştı Palermo. Arjantin'de oynadığı maç sayısı 30'du. Bu iki sezon oynadığı futbolla eski hesapla 20 milyon barajını aşmıştı ama 43 nedir? Leonardo, Milan'dan sonra Inter'i de satıp gitti. Sıfırdan takım kuruyorlar. Melo'yu da almak istediler ama Brezilyalı yeni bir projede yer almak istemediği için Galatasaray'ı tercih ettiğini söyledi. Aslında Galatasaray da yeni bir proje değil mi? Palermo Başkanı Maurizio Zamparini iyi pazarladı adamını. Copa America'da Brezilya gençleri vitrine çıkartıp, transfer için promosyon yaparken, Arjantin'deki takım içi hiyerarşisi Pastore'yi kenarda bıraktı. Fransa Ligi, yayın saatleri açısından her zaman feda ettiğim bir lig. İspanya ve İtalya varken, ancak büyük maçlarda kanalı değiştiriyorsun Fransa için. Pastore'nin Serie A'dan gitmesine üzüldüm. Palermo için 43 milyon büyük para. Cavani'den sonra bir starı daha kaybettiler. Başkanları ya artık nakite dönüyor ya da bu parayla 3-4 adam alacak. Bugün itibariyle 2011-2012 sezonu transfer döneminin top 10 listesi budur:

1. Sergio Aguero, 43 milyon, Atletico Madrid Manchester City
Javier Pastore 43 milyon Palermo Paris Saint Germain
2. Fabio Coentrao, 30 milyon, d Benfica Re Madrid
3. Alexis Sanchez, 26 milyon, 'Udinese Barcellona
4. Zlatan Ibrahimovic, 24 milyon, Barcellona Milan
5. Stewart Downing, 22,8 milyon, 'Aston Villa Liverpool
6. Manuel Neuer, 22 milyon, o Schke 04 Bayern Monaco
7. Santi Cazorla, 21 milyon, d Villarre Maga
8. David de Gea, 20 milyon, 'Atletico Madrid Manchester United
9. Phil Jones, 19,3 milyon, d Blackburn Manchester United
10. Jordan Henderson, 18 milyon, d Sunderland Liverpool
10. Ashley Young, 18 milyon, 'Aston Villa Manchester United

28 Temmuz 2011

Vespa'daki Başkan

Fikstür çekiminde sonra röportajda şu cevabı sinir bozucu bulurum. Teknik adamlar çok kullanır: "Her takımla iki kere oynayacağız. Fikstür avantajı diye bir şey olmaz." Vardır ama öyle bir avantaj... Dün İtalya'da fikstür çekildi. Napoli başkanı yıllardır dertli. Kuzeye karşı Don Kişot hissediyor kendini. Hakem hataları ona göre hep Napoli'yi yakıyor. Serie A fikstürü çekilirken tonla kural var. Aynı stadı kullananlar, ligin son haftasında evinde oynayanlar bir sonraki sezon son haftayı deplasmanda geçirmesi, hafta ortasında oynanan lig maçlarında büyüklerin birbirleriyle oynamaması, Milano ve Roma derbilerinin son hafta olmaması, aynı haftada oynanmaması.... Gider bu böyle. Neyse, Napoli Başkanı De Laurentiis fikstürü beğenmiyor. Şampiyonlar Ligi maçı sonrası fikstürde Inter deplasmanı var diye çıldırmış. "Futbolu da bırakacağım, film de çekmeyeceğim. İtalyan olduğum için utanıyorum" demiş, basmış kalayı, terketmiş stüdyoyu. Kapıda gazeteciler sıkıştırıyor tabii. Ondan sonrası film. De Laurentiis atlamış bir vespanın arkasına ve topuklamış...

26 Temmuz 2011

Dedem Babam ve Ben

Seba Veron, Estudiantes ile Copa Libertadores'i kazandığında babası da manşetlere çıkmıştı. Baba-oğul bu kupayı kazanan aile. Copa America'da Forlan kupayı kaldırdıktan sonra 3 kuşak bu kupayı kazandıklarından dolayı mutlu olduğunu söyledi. Dede-baba-oğul. Baba Pablo Forlan (üstte), Uruguay'ın tarihindeki en iyi defans oyuncularından.
Dede Juan Carlos ise anne tarafından. İki aile birleşmiş bir sonraki kuşakta mükemmel bir futbolcu yaratmış işte. Forlan'ın annesinin babası Juan Carlos ise orta saha oynamış ama zaferleri teknik adamlık döneminde. Aile, defans, orta saha, forvet çıkarmış. 4. kuşakta Forlan'ın oğlu kaleci olarak bu kupayı kaldırır artık...

Cruzeiro'dan İstanbul'a

Son 10 yılda Brezilya'da en iyi kadrolardan bir olarak kabul edilen 2003 Cruzeiro. Kaptan Alex de Souza. Onun referansıyla Fenerbahçe'ye gelen Edu, Nobre ve Maldanoda ve 20 yaşındaki Felipe Melo. Kaleci Gomes, Cris gibi isimler de bizim takımlara çok yazıldı. Biraz zorlasak fotoğraftakilerin alayı Süper Lig'de forma giyecekmiş...

25 Temmuz 2011

Maradona Arşivi

FootbaLLove 'dan Koray Berberoğlu haberdar etti, sağolsun. Paylaşmadan olmaz. Ben kısaca Maradona külliyatı diyeyim. Buyrun adres budur, gidin ve içinde kaybolun...
Archivo 10

24 Temmuz 2011

Fernando Muslera

Yarı finaldeki Peru maçının ikinci yarısında Guerrero topu aşırttığında üç metre önde yakalandı. Uzun boyunun avantajıyla şandeli yemekten kurtuldu, sektirdiği topu da biri tamamlayabilirdi ama rakip ceza sahasına içine zaten adam sokamıyordu. Yese kötü kaleci olmayacaktı. Arjantin maçında Carlos Tevez'in frikiğini çıkartıp ardından penaltısını kurtarınca da iyi kaleci olmadığı gibi. Copa America bu yazın vitrini. Fernando Muslera'yı Serie A gibi çok izlenen bilenen bir ligde üstelik 4 sezondur forma giyerken Arjantin'deki finallerdeki performansıyla ne omuzlara almak lazım ne de bir torba gol yeseydi, yerin dibine batırmak...Muslera iyi kaleci. Bunu Lazio taraftarının da öğrenmesi zaman aldı. Transfer olduğu gün Lazio taraftarının elinde tek referans vardı. Uruguaylı genci Arsenal de istiyordu. "Mus... ne" diye dalgalarını geçtiler. River Plate'den Carrizo çok daha bildik bir isimdi ama İtalyan pasaportu çıkmayınca, piyango Muslera'ya vurdu. Bir kalecinin performansı önündeki dörtlüyle değerlendirilir elbette. Tanımadıkları Muslera, son iki yılda Lazio kalesini teslim aldı ve bu sezon sonuna kadar birinci kaleci olmayı başardı. Roma derbilerinde son yıllarda gülmeyen Lazio'da faturanın ona kesildiği zamanlar da oldu. Her kalecinin bir açığı var. Onun da yan toplarda tereddüt yaşadığı ve çıkmadığı bazı pozisyonlarda rakibin fotoğraf çektirdiği ortada. Lazio yönetimi, adı bilinmeyen genç kaleciyi Buffon 2 olarak lanse etmişlerdi. Olmadığı ortada ama Buffon da eski Buffon değil. Lazio Başkanı, ücretine zam isteyen Muslera'ya yeni kontrat önermedi. Şartlarını kabul etse Muslera kalacaktı. Geçmişte Pandev'e çektirdikleri ortada. Lotito adamın hayatını karartır ve imzalamadığın sürece düz koşu yaparsın. Copa America öncesinde Galatasaray'ın bu transferi bitirmiş olması yönetiminin başarısı. Ortada bir imza olmasa bu kupa sonrasında transfer çok karışırdı. Mevcut haliyle de karışık zaten. Lazio, 5 milyon Euro değer biçtiği Lorik Cana'nın bonservisini aldı ve bir kenara çekildi. Lazio'da yılda 1.6 milyon Euro alan Muslera'nın Galatasaray'da 2 milyonu kabul etmesi ilginç, bu rakamın daha yüksek olmasını bekliyordum. Beklenmeyen, anlaşılamayan ise Uruguay'dan geldiği kulübün elinde tuttuğu federatif hakler. O ne be? diyesi geliyor insanın. Bedeli 6 milyon 750 bin Euro. Geçmişte Rentitas üzerinde Juan Figer de bu transfer modelini izledi ama hiç olmazsa imza bedeli dediğimiz bu rakamlarda oyuncunun kulübüyle sözleşmesi sona ermişti. Lazio ile bir yıllık sözleşmesi kalmış bir oyuncu için 11 milyon 750 bin Euro ciddi bir bonservis rakamı. Akla şu soru geliyor? Lazio'da 4 yıldır federatif hakları Uruguay'dayken forma giyen Muslera, Galatasaray'da da o haklar alınmadan 4 yıl forma giyseydi. Güney Amerika'da transfer işleri karışık, bonservisin ortağı çok demekle de pek net bir cevap verilemiyor buna. Lazio'nun Muslera'yı aldığı sezonda borsaya yolladığı hesap dökümlerinde adı geçen "federatif haklar" dair bir açıklama, dipnot yok. 2.8 milyon Euro'ya bonservisini almışlar.

Galatasaray, yerini dolduramadığı iki Güney Amerikalı kalecinin ardından iki Güney Amerikalı daha kullandı kalesinde. Leo Franco ve Zapata, Taffarel ve Mondragon'un tırnağı olamadılar. Muslera, bu transfer döneminde alınabilecek en iyi isimlerden biriydi. Önündeki defans dörtlüsü sezona iyi başlarsa, Muslera da Türkiye kariyerine iyi başlar.

23 Temmuz 2011

Formül

Kesim Mi Lan Topunuzu #2

Bizim meslekte tatilde fişi çekip dönüşte "Nerede kalmıştık?" demek imkansız ama en azından yazmak ve konuşmak yerine gölgede bir yerde kitap okumak bile insana iyi geliyor. Beceremedim, mümkün olmadı. Tatilin tamımında bütün gazeteleri okudum, fırsat buldukça spor kanallarında haber bültenlerini izledim. Bugün üzerinden 20 gün geçmiş. Yazmak istesen "İlk cümle ne olur?" diye düşünüyor insan... Neresinden tutmak lazım? Nereden başlamak lazım. Yazı dediğinin bir temel dayanağı olmalı. Bir hafta önce çıkan bir haber üzerinden yürüsen haber öznesi bir hafta sonra "O sözler bana ait değil" dediğinde yazı da çöp oluyor yazmanın manası ne? Gazeteciliğin görevi kefil olmak mı? Yapmıştır, yapmamıştır mıdır yani yorum? İş ilk günden spor medyasından çıktı. Doğal olarak adliye muhabirleri girdi devreye. Yorumlar da ön sayfalardaki köşe yazarlarına kaldı. Önemli bir Avrupa Kupası maçında deplasmana gidildiğinde de koltukları spor medyasından kapanlar, futbolun kenarından geçmezken işin uzmanı (!) kesildiler. İddianame ortaya çıkana ya da etik kurulu kendilerine gönderilen kanıtları inceleyip yönetim kuruluna sunana kadar üretilen her fikrin ömrü gün ya da saatlerle sınırlı. Bildiğim bu ortamda lig oynamaz. Bayram sonrasına ertelenmeli.

Asıl travma bundan sonra başlayacak. 2006 Calciopoli şike skandalı değildi! Bir tek futbolcu teknik adam ceza almadı. Moggi ve diğer kulüp yöneticilerinin hakem manipülasyonuydu orada yaşanan. Savcılığın kanıtları eğer federasyonun etik kurulunu ikna ederse; biz sporcu ahlakını konuşacağız bu ülkede ve bundan sonra da bu şüphecilik yıllarca kalkmayacak futbolumuzun üzerinden. Yarın bir gün lig başlayacak, X haftada Y takımının Z adlı futbolcusunun geri pası kısa düşecek, stoper topa kısa vuracak, bir kaleci uzaktan yumurtlayacak, birileri tüm bunların bu oyuna ait olmadığını iddia edecek. Türk futbolunda artık futbolcuların formsuz olma şansları yok, hata yapma şansları yok.

Unutmadan; yıllardır bu ülkenin futbolunda suçu bırakın hakkında delil olmayan onca futbolcuya, takıma, şike yaptı, maç satın aldı, şampiyonluğu kirli diye bağıranlar masumiyet karinesinin ne olduğunu bu yaz mı öğrendi?

21 Kasım 2008'de blogda yazdığım bir yazıyla bitireyim. Oralardan buraya geldik. Birileri "Kesim mi lan topunuzu" dedi ve kesti, o kadar...


Deivid döndü, Fenerbahçe'de hangi yabancı kesik yer? Delgado'nun deplasmanlarda derdi ne? Beşiktaş üçlü defansla intihar mı ediyor? Arda mı Kewell mı solda oynasın? Skibbe mi kuruyor takımı; Adnan Sezgin mi? Umut Bulut'a 10 numarayı kim verdi? 4-2-3-1 mi daha iyi; 4-1-3-2 mi? Bu hafta kimler cezalı, kimler sakat? Kimlerin hafta ortasında maçı var? Kimler yorgun?

Bütün bunların ne önemi var. Türkiye'de futbolu, futbolcular oynamıyor ki! Hakem açıklanmadan hakemi öğrenenler, hakemi cebinden arayanlar, diafondan diğer bir başkana görüşme dinletenler, evden aldıranlar, eve bırakanlar, saat soranlar, saati söyleyenler, teknik direktörün arkasında duranlar, teknik direktöre gider yapanlar...
Türkiye'de futbolu başkanlar, yöneticiler ve menajerler oynuyor. Hangi futbolcu sakat, cezalı? Bunun önemi yok. Hangi başkanın şekeri yükseldi, tansiyonu çıktı, grip oldu, midesi ağrıyor, romatizması azdı, ülseri çıktı. Bunların haber olması lazım. Onlar olmazsa takımlar ne yapsın(!)
Bizde iki gündür yaşananlara İtalyanlar 2 yıl önce futbol skandalı dedi. Hakemleri arayan Moggi'nin suçu neydi peki? Adriano-Crespo'ya ne gerek var ki? Luciano Moggi'yi transfer edeceksin, kafan rahat olacak...

Her mahallenin "kesim mi lan topunuzu amcası" vardı bir zamanlar. Kaldıysa eğer onlardan geriye; bir tane de Türk futbolunun başına lazım...