17 Şubat 2011

Biz Manchester United'dık

Şehrin daha eski mahalleleri var elbet ama bizimki de fena sayılmazdı. Elinde arasına şokella sürülmüş iki bisküviyle Can yanımıza geldiğinde, evde annesi hazırladı sanmıştık. Paketini gösterdi: Çokoprens'miş. Koştuk mahallenin bakkalına... Nike yok ortalıkta, Adidas var ama pahalı. Almanya'da akrabası olan Adidas, Puma giyiyor işte. Esemsport var çokça. Sahamız çoktu. Apartmanın aralığı, Japon kale oynamak için idealdi. Beş kişiye kadar kaldırırdı o duvarlar.

Cadde tenhaydı o zamanlar, bırak trafiğin tıkanmasını, bir saat araba geçmediği olurdu öğleden sonra. Kale taşlarını apartmanın bahçesinde saklardık. Standart getirmiştik işte, hep aynı çocuk adımlarıyla ölçer, yerleştirirdi taşları... Sonra çocuk da büyüdü adımları da tabii... Çayır dediğimiz yer güzeldi ama eğimliydi. Orta sahadan topu aldın mı, hafif bayır aşağı kaptırır giderdin. İlk yarı bayır aşağı oynayan avantalı olurdu. Bir de yukarıdaki mahallede bir saha vardı. Toprak ama nizami... Eski bir Beşiktaşlı futbolcu yaptırmıştı o sahayı. Yok; öyle halı saha işleten, para kazanan bir akıl değil onunki... Kaleleri cebinden almış, file bile taktırmıştı. Önemli maçlarda kireç dökülürdü. Boş bulmak zordu o sahayı, sahanın çevresindeki apartmanlarda oturan çocuklar kollardı. Yabancı gelip oynayamazdı...

Ya o mahallede doğmuş, ya da ufak yaşta mahalleye taşınmıştık. Ağabeyler, Aykut Kocaman ile bir semt kulübünün genç takımında forma giyerdi. Biz mahallede alt yapıydık. Onlarla oynamak hayaldi, iyi olanları seçer, ufaktan ufaktan takıma katarlardı. Öyle pat diye golcü olamazdın... Defanstan başlardın. Solak olan her zaman şanslıydı, ağabeylerden biri vasat da olsan "Geç bakalım sen sola" derdi. Hiyerarşi vardı, büyükler, ağabeyimiz; küçükler kardeşimizdi. Mahalle yeni taşınan çocuklar öyle hemen takıma giremezlerdi. Aydın da ilk kez biz caddede oynarken gelmişti yanımıza. "Yok" demiştik; "Ben de oynayabilir miyim?" diye sorduğunda. Gidip kaldırıma oturdu, bütün maçı izledi. Sonra Aydın'ı da aldık mahalle maçlarına...

Kaleden başlarsın ama bizim mahallede büyüyünce "Kaleci olacağım" diye tutturan bir çocuk vardı. Babası kaleci eldivenleri almıştı ona, büyük geliyordu ellerine ama olsun fiyakalıydı. O kaleyi kimseye bırakmadığından yeni gelen ortaya geçerdi. Aydın hepimizden iyiydi, çelimsizdi ama tekniğiyle işi bitiriyordu. O zaman "Platini Aydın" derdik. Alır, verir, adam geçer, şutu burunla vurmaz, plase bırakırdı. "Ben de oynayabilir miyim Aydın" bizim takımın kralı oldu. O büyük sahanın sahibi mahallenin çocuklarını fena madara eder olduk. "Oğlum Aydın var lan onlarda" diyorlardı. Maç biter, köşedeki bakkalda gazoz içer, eve dönerdik. O bakkalın oğlu bizim mahallede oturur, ama bakkalın olduğu mahallenin takımında oynardı. Sevmezdik... O zamanlar maçtan dönünce annelerimiz terli sırtımıza tülbent koyardı... Biz Manchester United'dık... Alt yapımız da vardı, sonradan mahalleye taşınan Aydın'ımız da...
Bizim çayırda gün geldi inşaat başladı... Lükse bir site yapacaklardı. "Ulan zaten eğimliydi" dedi biri... Büyümüştük biraz. Olmadı otobüse atlar; başka sahaya da giderdik çok istersek... Bizim çayır elden gitti. Havuzlu bir site yaptılar, gittik, dolandık, hayret bayır da kaybolmuştu. Biz "Mahalle" diyorduk; oraya taşınan çocuklar ise "Site". Hani şimdi şehrin dört bir tarafında yapılan, acayip isimli siteler var ya; havuzlu, güvenlikli vs. işte ondan... O siteye çocukların hepsi aynı zamanda taşındığından daha takım olamamışlardı. Hem zaten ağabey yaştakiler de sitede takılmıyorlardı. Ağabey-kardeş ilişki yoktu o sitede...

Biz Beşiktaş'ta mahalle takımına forma yaptırmıştık, krampon desen o da var. Bu çocukların kramponu yoktu ama teneke Bixi kola içiyorlardı. Kimse kimsenin ufak halini bilmediğinden de hepsi birbirleriyle dalaşıyor, kavga ediyorlardı habire.. Onların sitedeki sokaklar maç yapmaya müsait değildi, en fazla Japon kale oynardın, çok dardı. Bizim caddeden ise artık çok araba geçer olmuştu. Tam akmışsın rakip kaleye, çekeceksin şutu, biri "Araba geliyor" diye bağırırdı. Hani araba geldiğinde tamam da; bazen defansta eksik yakalanan yalandan "Araba" diye bağırırdı. Oyun durunca da "Nerede lan araba!" diye kavga kopardı. Biz bu yeni sitenin çocuklarıyla yukarı mahallenin sahasında oynamak için sözleştik. Bunlar aynı renk tişört giyip gelmişler, biz de formaları çekmişiz. Bunlar havalı; ama aldık havalarını. Mahalle pardon takım olamamışlar ki! Nasıl olacaklar; şunun şurası en fazla 6-7 aydır oturuyorlardı o sitede. Onlar Manchester City idi. Biz o toprak sahada bunları çok benzettik...Sonra Aydın taşındı mahalleden... O arkadaş kaleci olamadı... Cadde korna sesleriyle doldu, bizim top oynadığımız yaştaki çocuğu tek başına ekmek almaya göndermez oldular... Biz aşık olduk, top yerine kızların peşinde koştuk... Yusuf ağabey vardı, onu bıçakladılar, öldü... Aykut Kocaman, Fenerbahçe'de önce kral sonra hoca oldu... O toprak saha hala yerinde duruyor ama orada da artık çocuklar futbol oynamıyor...

68 yorum:

murcasa dedi ki...

yapma bunu Bulent abi, yapma. arabalarin kusattigi evin onunda kendince kocaman asfalt sahada arif erdem olup yalanciktan yere yapistigimiz gunleri hatirlama insana.
bizim mahallde onur abimiz vardi, mersin idman yrdundaydi o zamanlar. eger bos bi gunu vrsa ona karsi oynamak zevkti. cunku, ona calim atabilirsek buuk futbolcu olurduk, hos, daha hic clim atamadik ama ona karsi oynamak bizim deyisimizle "kandana" ederdi insani.
gozlerim doldu abi, yapma boyle...

kiku dedi ki...

Birileri bugün "kentsel dönüşüm" projeleri sürdüredursun, alayına inat, ben ağabeylerimle-kardeşlerimle-toprak sahada-mahallemle-yamalı futbol topumla dönüşmeden kalacam.

4numara dedi ki...

"vay be" demekten başka bişey gelmiyor insanın içinden...zaman akıp gidiyor...elimde ekmek arası süzme yoğurt, şortumun cebinde evimizin anahtarı, çıplak ayakla top peşinde koştuğum günler dün gibi...

nejdet dedi ki...

n'apmışsın bülent abi ya, tüylerimiz diken diken oldu, o günlere döndük sayende sağol...

umidim dedi ki...

Kaleye geçersek Schumacher olurduk. Şut çekerken Prekazi, çalım atacaksak Rıdvan plaseyi yapıyorsak Tanju idik. Repçiç, Pesiç, Kovaçeviç görmüş bir neslin çocuklarıydık biz.

Toptan hiç anlamazdım ama mutlaka her gün evimin eğimli sokağında araba geçmediğinde gol atmaya çalışır sokağın üst yanındaki tarlada oynanan Zetina maçlarını izlerdim.

Umut dedi ki...

Bülent abi evimizin önü asfalt çevre binalarla dolu da olsa hastane bahçesindeki toprak sahayı yıkamadılar daha. Biz oradayız ara ara da olsa.Eski günlerin hatrına.. Bekleriz her zaman.(Buca)

Ahmet dedi ki...

bu blogda bugüne kadar okuduğum en güzel yazı olabilir, ellerinize sağlık

markojaric dedi ki...

Abi ne yaptın ya;

"Çayır dediğimiz yer güzeldi ama eğimliydi. Orta sahadan topu aldın mı hafif bayır aşağı kaptırır giderdin, ilk yarı bayır aşağı oynayan avantalı olurdu."

"Biri "Araba geliyor" diye bağırırdı. Hani araba geldiğinde tamam da, bazen defansta eksik yakalanan yalandan "Araba" diye bağırırdı. Oyun durunca da "Nerede lan araba" diye kavga kopardı."

Şu cümlelerde anlatılanı yaşamamış mahalle çocuğu! var mıdır acaba?Resmen hemen hemen her erkeğin çocukluğunu getirdin kesinlikle akla. Bence eksik kalan tek cümle;

"Futbol topu herkesde olmazdı, olanlarda çok iyi oynayamazdı. Ama top sahibi olmaları kontenjanından her maç banko yerleri vardı..."

Kalemine sağlık abi, hakkaten büyüksün...

Kivanc dedi ki...

Yılı tam hatırlayamıyorum ama 80'lerin ortasıydı.Bornova daha bugünkü gibi kalabalık değil.Manavkuyu'da hala tarlalar var ve küçükparkta kafeler,barlar değil gerçekten küçük bir çocuk parkının olduğu zamanlar.Bizim mahallede saha yaptıracak topçu yok ama babam belediyede müdür.Bir yaz günü mahallemizin stabilize yollarına asfalt dökmeye iş makinaları geldi.Babamda köy,üniversite,askerde oynadığı takımlarda 7 numaralı formayı sırtından çıkartmamış bir futbol aşığı. Babam diye söylemiyorum,iyi de oynardı,birlikte aynı sahada maç yapmışlığımız çoktur.Uzun lafın kısası haftasonları civardaki apartmanların sakinleri ve ege üniversitesinde okuyan öğrenci gençlerle maç yapabilmek için eskiden patates tarlası olan engebeli araziyi,asfaltlama işleri için gelen greyder ile düzleştirmiş,sonra da sahaya 2 direk diktirmişti.Böylece haftasonu büyüklere,haftaiçi biz mahalle küçüklerine ait bir top sahamız olmuştu.Yaz tatillerinde İzmir'in yakıcı güneşi etkisini yitirmeye başlayınca apartman bahçesindeki minik sahadan gerçek boyutlardaki top sahamıza çıkar,havanın karardığı geç saatlere kadar top peşinde koşar,komşu mahallelerin takımlarıyla kıran kırana maçlar yapardık.Kalemizde sonradan bornova belediye ie çıktığı ilk antremanda füze gibi bir şut çıkarıp hocanın gözüne giren ve orta saha oyuncusu olan Murat vardı.Gördüğüm en iyi kaleciydi.Defansta ben sabit oynar,total futbol oynayan takımımızın gerideki emniyeti olurdum.Maçın ehemmiyetine ve gidişatına göre yanımdaki partnerim değişirdi.Bazen Serkanla bazen Kemalle geri 2 liyi oluştururduk.Orta sahamız en alternatifli bölgemizdi.Yıldıray ve Özgür yaşlarına göre çok cılız ama çok tekniklerdi.Özcan forvete yönelik ortasaha oynardı,tek başına maçı bize kazandırdığı günleri hatırlarım.Mustafa ise birlikte oynadığım en teknik futbolcuydu,Göztepe altyapısında oynardı,kuzenimdi.Topu rakibin bacak arasından geçirir,kaleciyi ya ters köşeye yatırır yada onu da üçlük yapardı.Gollerini hep plase ile atardı,hiçbir maçta pisburun vurduğunu yada abandığını görmedim.O çocuk yaşta oynadığımız maçlardan aldığım keyfi 90 ların başında açılan halı sahalarda alamadım,hala da alamıyorum.Çocukluğumun en güzel anılarını hatırlatan yazın için çok teşekkür ederim Bülent Abi.

esen dedi ki...

Bu sahane yaziyi okuyup da benim gibi gozleri dolanlar, biz sansli insanlariz esasinda. Bir de hali sahalarda buyuyup, cakil kapli otoparklarda top pesinde kosmamis olanlar ne yapsin... onlarin durumu daha da aci, cunku onlarin boyle guzel anilari yok.

Gökhan AKSOY dedi ki...

Ekmek arası domates, topu olanın istediği hareketi yaptığı, topu uzağa atanın gidip geri getirmesi gerektiği, araba gelince topu eline alanın araba geçtikten sonra ileriden başladığı ve diğer arkadaşlarının "bu kadar ilerde değildin lan, az geri git" dediği, akşam olunca herkesin terli terli eve gittiği, olağanüstü günler, aylar, yıllardı.

ah ah, niye yazdın abi bu postu ya.

EsEs dedi ki...

Bülent abi, yazıyı okumadan önceki halimle şu anki halim arasında dağlar kadar fark var.
İnan bana, şu an halı sahalarımı,eşofmanlarımı giydim, taş sahama çıkıyorum.Ne olursa olsun orada çocukları toplayıp maç yapacam bugün.

Justice dedi ki...

Krampon Yoksa Taş Var! ulan!!

bizde kaldırım sonrasında hemen takıma giremezdin abi. önce "taç atıcısı" olurdun. iyi oyuna sokabiliyo musun ona bakılırdı. sonra takıma girerdin.

2000-2002 civarına kadar hep, ben ingiltere olucam ben almanya olucam ben brezilya, arcantin olucamlar vardı. söz konusu aralık itibariyle çocukların ben hasan şaş/davala/hakan şükürüm demeye başlaması gibisi var mıydı acaba?

chnas dedi ki...

çok güzel bi yazı, elinize sağlık. çocukluğumdaki üst mahalle - alt mahalle maçlarını hatırlatan bi yazı oldu benim için. bizim mahalle de eğimliydi, bizde de topu alan bayır aşağı kaptırıp giderdi. güzel günlerdi...

Emilo Santos dedi ki...

ağlattın be Bülent ağabey

ERKUT dedi ki...

Biz 80'li yılların sonu ile 890'lı yılların başında çocukluk ile gençlik arası dönemi yaşayanlatr gerçekten şanslıymışız Bülent abi.Şimdiki nesil plastik top ile meşin topun ,toprak ve asfalt ile halı sahanın , varlık ile yokluğun ve en önemlisi kendi yıldızlarımızın anlamını bilmiyorlar. Şimdi ne o eski top aşkı olan çocuklar , ne top aşkını sürükleyecek oyun alanları nede takımlarımızda yerli yıldızlar var. Nesil play station nesli ,futbol pespaye bir makine , dünya ayaklarının altında ama keyfi yok.

Beynelmilel Münasebetler dedi ki...

bülent abi, sadece saygıyla eğiliyorum! şu ana kadar okuduğum en güzel blog yazısı olabilir!
"...Sonra çocuk da büyüdü adımları da tabii...."

biggins dedi ki...

Eline, yüreğine sağlık abi..
Bu sefer gözümüzden yaş gelmesine de sebep oldun ya helal olsun sana :)
80'lerde çocuk olmanın güzelliğini ve çocukluğumu bir kez daha yaşattı bu yazı bana.. Tekrardan yüreğine sağlık..

AbSurDMaN dedi ki...

Çok özledim bu günlerimi be... Karşı takım atağa çıkmışken "araba!" çakallığını da az yapmadım hani. Hey gidi.

tofi dedi ki...

çok guzel olmus abi, simdi top oynayan veletleri görünce güluyorum, nerdeyse topu bomba sanıp karakola götürücekler, hepsi hamburger çocugu olmus, göbekli, hımbıl; hayatından PES ten ibaret oldugnu sanıyorlar, okurken gözlerim yaşardı, sizi bilmem ama annem sırtıma bi de tülbent koyardı, şimdi bu şeyler kaldı mı bilmiyorum:) eline sağlık

BarFly dedi ki...

Solaktım. Hagi de solaktı. Benim kanka da Illie olurdu Hagi-Illie şov yapardık.

Peki park halindeki arabanın altına kaçan topu çıkarmak. Çıkaran kimse onun olurdu top.

yiğit yılmaz dedi ki...

Hepimizi duygulandırdın, hepimizi ağlattın, hepimizi eskiye götürdün abi... Ellerine sağlık yine mükemmel bir yazı.

el_turco dedi ki...

buyukada yasıyorum cocukluk gunlerimde yasadıklarımın bir benzerini suan gorev yaptıgım okulun bahcesinde ortalama hafta da 2 gun ogrencilerimle yasıyorum, ada ya bekleriz eski gunleri ozleyenleri, biz de araba da yok;=)

C. dedi ki...

ne de güzel mususi olurduk, elektrik direğinden güzel direk mi var hem şu alemde :)

cerkez1905 dedi ki...

90'ların başı ilk defa maça gittik inegölspor maçına..sıraya girdik adamların gözünün içine baka baka bizi de önüne alıp içeri soksunlar diye girdik maça ilk defa formalı maç izledik çok hoşumuza gitti mahalleye gidince alalım dedik.haliyle paramız yok kola kutularını topladık sigaraların içinden çıkan jiletinleri toplayıp sattık forma almaya yetmedi paramız..o zamanlar 3 gol 1 penaltı vardı lunaparklarda o geldi aklımıza dedik bir top alalım kaleye de bizim Schumacher'ı koyarız mahalleden geçen gol atamayacagıza inandığımız adamlara çektirir atamayınca parayı alıp formaları alırız dedik..3 taşla kaleyi yapıp kalenin önüne de rahat uçsun diye çim serpiştirdik..45-50 yaşlarında çelimsiz kambur adamın biri geldi dedik bu atamaz anlattık olayı yarım saat dil döktük tamam lan dedi aldı topu 3 ünü de attı topumuzu aldı gitti..

bi o akşam eve gidince ağladım bide babamı kaybedince...

steven_stiffler dedi ki...

Daha geçen gün bizim mahalle takımının sağ ayaklı sol beki Hayri'yle benzer bir muhabbet yapmıştık, hemen hemen aynı şeyler.

Bizim mahallede küçükler değil, koşamayan ve hafif iri olanlar kaleye geçerdi. Benim de bir zamanlar Emmanuel Tetteh olmuşluğum var. O zamanlar çok sempatik gelirdi o adam bana. Frikikleri atarken Mihajlovic, defans yaparken Nesta, gol attığımızda ise Crespo'yduk hepimiz.

smokie dedi ki...

Bulent bey ustadim,her yazinizdan sonra " cok guzel olmus elinize saglik" demekten gina geldi artik ama demeden de olmuyor iste.
Ayni yaslarda olmaliyiz,anlattiklariniz hepsini birebir yasadim bende ama cokoprens mevzuu tuy dikti inanin.Sevgiyle.

tilmac dedi ki...

Hepimiz buralardayız şimdi, klavyenin başında. Ben bir polis çocuğu olarak söylüyorum. Adın Aydın, ben de oynayabilir miyim?

hayatvefutbol dedi ki...

anlattığınız olayları gerçekten yaşadınız mı?

Erdal Güngör dedi ki...

bir şarkı vardı, I migliori anni della nostra vita...

Anıl dedi ki...

Mahalle maçlarına yetişen son neslin içinde bulunduğum için kendimi çok şanslı sayıyorum ve günümüz çocukları için ciddi anlamda üzülüyorum.

A p o dedi ki...

Klavyene sağlık Bülent abi, okurken o günlere gittim tüylerim diken diken oldu.
"Topu arabanın altına kaçıran alır" kuralı sayesinde yaktığım dizimi gördükçe de hatırlardım hep o günleri ama bu yazı bambaşka etkiledi gerçekten...

D.A dedi ki...

eline sağlık abi.
topu arabanın altından ayakla vura vura almanın zorluğu..yeni park eden bir arabaysa egzosun sıcaklığıyla eriyen kauçuk toplar ve o sıcakta pişen ayaklar..

mavibenim dedi ki...

abi n'aptın, bu nasıl bir yazı böyle!.. 33 yaşındayım. 6 yaşında abimin arkadaşlarıyla oynardım, benden 4-5 yaş büyük idiler.. sene 1984, o zamalar rumenige, kempes idik.. toprak sahalar, patlatılan toplar, eskiyen spor ayakkabılar.. sayısını hatırlamıyorum.. hele yaz günleri, su öğlen sıcağı geçsin maça başlayalım diye beklerken saatler bir türlü geçmezdi.. ilkokul, ortaokul, lise ve üniversite yılları.. toprak saha maçları halı sahaya döndü ama futbol aşkı bitmedi..
futbol, senin de yazının ruhunda yansıttığın gibi, sadece bir oyun değildi bizim için, o toprak sahadaki mahalle maçları her türlü şeyi barındırıyordu: abi-kardeş, büyük-küçük ilişkisi, mahalleli olmak, futbolla kurulan bağlar..
geçmişe götürdün getirdin be abi bizleri.. kalemine, yüreğine sağlık..

Anıl GÜNDÜZ dedi ki...

Vayy be. Çok kaliteli olmuş abi. Aynen benim çocukluğumu anlatmışsın. Şimdiki nesil daha bi özenle yetiştiriliyor biz zamanımızda sabah evden çıkardık kaç kere maç yapardık sayamazdık. ter kan içinde gece yarısı eve gelirdik bu yazıda aynen o biçim olmuş.

Fart Maul dedi ki...

Bu yazıyı okurken gözyaşlarını silmeyen ademoğlu; bizden değildir... Bu kadeh senin şerefine Aceto..

yorkut dedi ki...

karpuzcu babasının yanında çalışan esmer tenli arkadaşa galatasarayın yeni transferi mapeza deyip hemen takıma almıştık, güzel hikaye elinize sağlık.

engin.mats dedi ki...

harika yazı tşkler :D

yavuzz dedi ki...

10 numara yazı olmuş. daha birşey söylemeye gerek yok.

mtaylan.evren dedi ki...

İşyerimde gözlerimi yaşarttınız. Ellerinize sağlık.

yavuzz dedi ki...

ronaldo'nun futbolu bıraktığı hafta için mi beklettiniz bu yazıyı nedir? hepten melankoliye bağladık hafta sonu öncesi.

3 dedi ki...

içim bir kötü oldu gerçekten. çocukluğumu hatırlattınız, hüzünlendim sabah sabah. mahalle maçı yapan son nesildenim ben de ve bu yüzden o kadar şanslı sayıyorum ki kendimi anlatamam. ellerinize sağlık mükemmel bir yazı.

kadir361 dedi ki...

büyüksün bülent abi

toolgun dedi ki...

Bu anlatılan neslin sonuncularından olarak -euro 96'yla futbol oynamaya başlayan nesil- , sol ayakla vururken suker ya da fowler, sağ ayakla vururken bergkamp olduğumuz zamanları hatırlattı bana. daha bir kaç ay önce çocukların arasına karışıp nostalji yapalım dedik, sarışın ve sütünde turuncu tişört olan çocuğa -sen benim van basten'im olacaksın- dediğim o kim? dedi.

bu acı anlatılmaz yaşanır Bülent abi, kalemine sağlık

clandestino dedi ki...

Eyvallah bülent abi.belki yaşlarımız farklı ama aynen yaşadık anlattıklarını.O günler kare kare aklıma geliyor, yavaş yavaş.Asla patlamaz dedimiz kames toplar,Topun kaçtığı gidip getirmenin üç buçuk attırdığı tehlikeli bölgeler-ki bizde eski tamamlanmamış bir inşaattı bu- "At lan bir şut çekiyim" diyen mahallenin serseri abisine içinden küfrederek mecburen topu atmak.maçı bırakıp dakikalarca goldü değildi diye tartışmak.mahalle macının heyecanını kardeşle dönüşümlü oynayarak o zevki paylaşmak,para toplayıp yeni bir top alırken yamuk mu diye bakmak için topu havaya atmak,pencere demirine top gelen huysuz teyzeyle kavga etmek,onun kalecinin kafaya su boşaltması,gece karanlığında topu zor görmemize rağmen inatla maça devam etmek.neler neler daha."En güzel günlerimiz henüz yaşamadıklarımız" der şair ama o günlerde güzeldi be abi.

Büyük Kaptan dedi ki...

I know we've come a long way
We're changing day to day
But tell me, where do the children play?

tomates dedi ki...

16 yaşındaydım. Bağcılarda yaşayan. özel lisede burslu okuyan yegane şanslı çocuklardan birisiydim.

Kilometrelerce boş arazi vardı.Şimdi oralarda 35 metre ötesini göremezsin.

Her mahallenin kahvehanesinin kapısındaki maç günü ve saatinin yazıldığı duyuru panosunu bana yazdırırlardı. Büyükler benimle gurur duyar, her hatamı düzeltirlerdi.

Minik takımın (12-14) hocasıydım, ağabeyiydim herşeyiydim. Onlara çocuğun nasıl doğduğundan tutunda,ne zaman küfür edileceğine kadar her şeyi ben öğrettim.

İşletme bitirdim ve şimdi küçük bir şirket yönetiyorum. Ama üniversite öğrendiklerin değil o takımı yönetirken ve oynarken edeindiğim tecrübelerim daha fazla işime yarıyor şimdi...

"Dar alanda kısa paslaşmalar"dan sonraki en güzel şeydi bu yazı...

u.k. dedi ki...

Bizim Kemalettin Tuğcu'larımız vardı...
Bir de camların buğusuna yazı yazma imkanı...

gökmavi dedi ki...

Vay be ! Durum memleketimin her yerinde ayniymis; bizim tasrada da, koca Istanbulda da.
Insaatlardan caldigimiz kalas ve cimentolarla sabit kale direkleri dikerdik top oynadigimiz arsaya. Ama üst direk olmazdi, sadece yanlar. Sonra bir gece asagi mahallenin picleri operasyon yapar, direkleri yikardi. Eee. sonra biz de onlarinkini!
Bahar geldiginde arsanin kenarlarinda cimenler yeserirdi. Cimde oynama güzelligini tatmak icin habire topu oralara tasirdik.
Almanci arkadaslarimizin babalarinin getirdigi toplara gözümüz gibi bakardik, bakardik ama toplari zimpara gibi zeminde oynamaktan iki ayda bagirsaklari cikardi. Sonra elde cuvaldiz, pörtleyen derilerini dikerdik ha babam. Top sizlere ömür olunca, bakkaldan alinan plastik toplara dönüs. Bir de Sportac marka kramponlular vardi ki, onlara kavusmamiz taaa lisede olmustu.
Generation X'iz biz
Generation X blog camiasi olarak, hep beraber otursak, herhalde cok zorlanmadan, "80lerde mahalle futbolu" temali bir hikaye kitabi cikaririz.

lacivert dedi ki...

ne denir ki, muhteşem bir yazı olmuş. Ellerinize sağlık. Her yer bina, site olacak di mi illa, küçük siteler, caddeler, binalar. Herşeyi standartlaştırma. Komuşuluk ilişkiler, mahalle duygusu vs. Çoğunun giderek azalması, yok olması. Utanmasalar herkesi tek tip yapacaklar. Hisler, duygular herşey standart...

FASLI dedi ki...

Ben de Rıdvan olmuştum. Esemsportlarım vardı ama şimdilerde esemsport dediğimde millet yüzüme bakıyor. Sağol abi :))

izzet celebi dedi ki...

bizim mahalle takımı biraz tikiceydi aslında. mahalle maçı var, adamı çağırırsın evden, biri bisiklet sürcem der, biri tenis maçı izliyom der. Döve döve zorla üstünü başını giydirip maça çıkardığımızı bilirim. Biz yukarı mahalleydik, aşşağı mahallede ikizler vardı, takım ağası gibi takılır ona buna laf ederlerdi. Biz bunları her maç tokatlardık.
Sonra bir gün maça çıktık, bi baktık bi tane "yeni çocuk" var. Kim lan bu dedik, yeni transferimiz dediler. Bahattin, yeni yapılan siteye taşınmış ama oradaki takımı beğenmemiş, bizim aşşağı mahalle transfer etmiş bu Bahattin'i. Lan dedik bu sefer kaybedecez herhalde. Ama daha farklı yendik o maçı. Bülent Abi'nin dediği gibi biz 2 yıldır beraber top oyanamışız tozun içinde. İstediğin kadar transfer yap, bizim yusuf, alp, balta.. gol yemiyoduk ki. Benim dizimden kabul hiç düşmezdi, hırpalardık kendimizi. Bizim ki çocuklukmuş, şimdilerde profesyonellik var, biz öğrenemedik. Yenilince biz hava kararmadan eve dönemezdik, utancımızdan mahallenin kızları görmesin karanlıkta gidelim diye. Şimdi adam beğenmiyen varsa stada gelmesi diyor. ne desen boş.

Chevic dedi ki...

Abicim... fena aglattin. ne guzel seymis bir yaziyi okurken onda insanin kendi kucuklugunu ve anilarini gormesi...yazacak cok seyim varsa da yazamiyorum, eline saglik...

sadiakgul dedi ki...

Guzel yazilara yapilan yorumlarda guzel oluyor farkettinizmi? Artik coluk cocuga karismis bir yigin okurunuzu bu yastan sonra amator yazarliga ozendireceksiniz haberiniz olsun. Sevgiyle..

BT dedi ki...

Teşekkür ediyorum herkese. Bu yazıyı geçmiş anılar kadar Manchester derbisi sonrasında mahalle vs. site karşılaştırılması; United ve City arasında yapılabilsin diye yazdım.
Katkıda bulunan anılarını paylaşan herkese tekrar teşekkür ediyorum. Yazı yazan insanın mutluluğu budur.

BT dedi ki...

@hayatvefutbol
Merak ettim. Sana "gerçek" gelmeyen nedir? "Gerçekten yaşadınız mı?" diye sorarken..

sago dedi ki...

dejavu nun kralını yaşıyorum şu anda.teşekkürler bülent abi,yazı müthiş.

Ordinarius dedi ki...

unutulan bir şey var ki o oyunların gündemini ziyadesiyle meşgul ederdi. direk yerine taşların kale olarak kullanıldığı durumlarda
gol, taş üstü, aut tartışması ve bununla birlikte yine direk olmaması hasebiyle üstten giden toplarda yaşanan tartışmalar:)

bu müthiş etkileyici yazı için teşekkürler..

Anıl GÜNDÜZ dedi ki...

Bülent abi benden yaşça büyüksün. 90'ların başında doğum ve 80 lerin sonunda doğanlarda bu anlattığın yazıdaki gibi büyüdüler. Kendimden biliyorum amatör olarak futbola devam etsemde mahalle maçlarını bırakılı yıllar oldu. Şimdi seninde yazında bahsettiğin gibi bizimde burası asfalt.. Benim zamanımdada asfalttı bayır aşşağıydı. İlk yarı oynayan hep avantalı olurdu :) Bizim sahamızda yerinde duruyor ama kimse maç yapmıyor artık.

felix mourinho dedi ki...

abi taşlar bir yana, bizim sokakta elektrik direkleri kaldırıma sıfırdı, bir direğimiz taş, diğer direğimiz de elektrik direği olurdu, her seferinde de elektrik direğine doğru vururduk topu, top direğe çarparsa gol daha şekilli olsun diye.

topu oynardık, oynadıktan sonra da kendi kendimize "bizden sonra bir jenerasyon gelmiyor gençler, kimse top mop oynamayacak sokakta, kim var lan" der hayıflanırdık, o sırada da kale taşını sokakta unuturduk, arabalara zarar verir mi vermez mi umursamazdık.

şu yazıdan sonra ciddi ciddi o günlere dönüp üzüldüm. biz büyükler top oynarken takıma girmek için en fazla kaleye geçerdik, hasbelkader 1 tane de attıysak oohooo. defanstan çıkamazdık en iyi kaleci olmazsak da. kendi aramızda oynarken efsaneydik de, büyüklere karşı şampiyonlar ligine katılmış gibiydik. bir duvarın üstünden izlerdik önceleri onları. sonra bir kişi eksik, gelene kadar gel kalede dur, daha sonra kalede dur daha sonra oyuna girersin şeklinde gelişen futbolculuk kariyeri. onlarla top oynuyorsan, arkadaşlarınla oynadığınız zaman güçlü oluyordun sen. bir kişi eksik veriyorlardı sana veya güçsüz adamı iteliyorlardı sana. büyükler de hep oynamazdı zaten. 2 haftada 1 olursa ne mutlu bize.

ara sıra sokağın başından girince o kale direği olan elektrik direğine bakarım boş mu etrafı diye. ne o direğin etrafı arabadan boş kalıyor, ne de sokakta oynayacağımız alan. dahası top oynadığımız arkadaşların aileleri hemen hemen hepsi de evlerini müteahhit'e verdi, üniversiteye şehir dışına gitti, askere gitti vs. vs. topa vursak ya yeni bir apartmana ya da bir inşaata kaçacak. eskiden en fazla "bahçeye giden topu kim alacak" ve "araba geliyor lan"dı.

hiç bir şey de adam başı 500000 lira toplayıp alınan o çakma futbol toplarının yerini, arabanın altına topu atanın almasını, "olm ben 2 gollüğüne geçmiştim, yedim 2 tane" laflarını, 1 kişi eksik takımın, kaleci-oyuncusunun olması kuralının yerini de tutamadı...

son not: mahalle maçlarında kafayla gol atmak mutluluğunu 1 kere yaşayabildim ben çok şükür. ama öyle "kaleciyi geçtim, yerdeki topa eğilerek vurdum" olayı değil, taçtan direkt olarak, direğin dibindeki adamın kafasına atılan topla da değil. bildiğin nasıl olduğu anlaşılmayan ama bir şekilde açılmış bir ortaya kafa vurmak şeklinde. o an hakan şükür'lük ne demek anlıyorsunuz işte.

adl dedi ki...

bir maçda onlarca maradona olurdu o yılların döneminden dolayı..daha maç başlamadan isim savaşı maçı başilardı..önce maradonadan ihale açılır sonra kademe düşülürerek isimler paylaşılırdı..ben kariyerime kalecilikle başladım..;
(http://adektlimited.blogspot.com/2011/01/o-bir-apatman-degil-o-bir-saha.html)
sonra forvete kadar yükseldim tamam tamam öğle sıcağında maç yapmayan ağır abilerin yokluğunda:)
biz de mahhelle ile birlikte ayrı yerler vardı:
hamam yolu ve saray..yazıyı herhalde beşkez okudum..daha da okurum içim sıkılıp bir kaçış aradığım anlarda..eline sağlık..

alextro dedi ki...

ağbi baktım 61 yorum ama ben de yazmazsam olmaz.ellerine sağlık abi...

sMAnia dedi ki...

uzun zamandir okudugum en iyi yazi. tebrik etmek gerekir.

AsA dedi ki...

Aahh beah Bulent Abi Benim hatirladigimda o plastik toplarla aslaftta o meshur Araba gelemden, ruzgarin esisini ve yonunu hesaplayarak rakip takimin kalesine kosusumdur. Ellerine saglik arsivime gidecek olan bi yazidir..

Devil dedi ki...

kaynak göstermek şartıyla arkadaşlarıma okutmak için kopyalabilirmiyim abi :))

erhann dedi ki...

abi gerçekten süper olmuş yazın ya..küçüklüğüm aklıma geldi yeni taşındığımız mahallede takıma girebilmek için yaptıklarımız..maçlardaki kavgalarımız filan çok güzel ya resmen gözlerim doldu..teşekkürler o güzel günleri tekrar hatırlattığın için..

caveksk dedi ki...

Sağım solum diken diken oldu

scar dedi ki...

Ne zaman denkgelse açıp okuyorum bu yazıyı.Abi senin x,y,z raporları ve bu yazı gerçekten mükemmel yazılar.İnsanı alıp götürüyor.

Biz o zamanlar sokakta her şeyden önce babamızın gözüne girmek için oynardık.Akşam eve geldiğinde anlatalım diye oynardık.

Forma savaşı efsaneydi.Zaten yaşın ufak,büyükler doldurmuş kadroyu.Topun da yok,kalede kendimizi göstermeye çalışırdık.Olmadı defans,olmadı ben liberoyum abi aslında yalanları.İyi kötü forma şansı bulunca da dizler,dirsekler yara bere içinde kalana kadar koş.sırf bi dahaki maç "küçük hakanı alalım lan iyiydi" desin diye recep abiler,hamdi abiler.

Biz çok önemsedik bu oyunu be abi.Belki de gereğinden fazla önemsedik.Her gece yatağa yattığımızda del piero,zidane,raul,baggio,davids olduk.dedemizin eski gözlüklerini lastikle arkadan bağlayıp davids style yaptık.Harbi fazla önemsedik biz bu oyunu,o yüzden şimdi ekranlarda ve sahalarda fazla önemsemeyenleri sevmiyoruz.onları kıskanıyoruz içten içten.hepimiz demiyor muyuz bir an gelince:

-ben olsaydım orda diye??