4 Temmuz 2010

Tabarez-Marwijk-Löw-Del Bosque

Dünya Kupası’nda finale çıkacak teknik adamlardan birinin Türkiye’den geçmiş olması çok da ilginç değil elbette. Çok değil 2 yıl önce Euro 2008’de final oynayanlardan biri de turnuva öncesinde Fenerbahçe’ye imzayı atmıştı. Löw, Del Bosque, Aragones, geçmişte yarı final gören, bugün Milli Takım’ın başında olan Hiddink… 10 tane hoca sayarız böyle…

Yarı finalin dört teknik adamının da ortak özelliği düşük profil çizmeleri. Bu adamların hiçbiri medya ile kavga etmiyor, rakiplere hoyratça saldırmıyor. Tutun ki bizim 3 Büyükler’in bugün teknik direktörü yok ve hepsi de yeni hocalarını arıyor. Del Bosque, Löw, Oscar Tabarez ve Bert Van Marwijk isimleri kim ortaya atsa, taraftardan pozitif bir geri dönüş almaz. Sadece bizim için de geçerli değil bu. Tabarez’in bayık geçen Serie A kariyeri, Del Bosque’nin içinden yetişmese asla akla gelmeyeceği Real Madrid teknik direktörlüğü, Marwijk’nin büyük takımların gündemine gelmemesi ve Löw’ün en olmuş zamanında bile yardımcılığı kabul etmesi ve asla kartvizit problemi yapması. ..Bu 4 teknik adam da büyük kulüplere yakıştırılmaz ama Dünya Kupası’nda milli takımlarını yarı finale getirdiler.Güney Amerika grubunda ilk 4 sırayı alan takımlar elenirken, sahasında Arjantin’e mağlup olup play-off oynamak zorunda kalan Tabarez’in Uruguay’ı kıtasını temsil ediyor. (Hollanda ve İspanya, Dünya Kupası'na gelirken eleme gruplarında tüm maçlarını kazandılar. Almanlar ise Finlandiya ile iki beraberlik dışında fire vermeden geldiler.) 4 yıldır takımın başında Oscar Tabarez. Kendi yaş grubundaki teknik adamların çoğu (Lippi, Capello ) evinin yolunu tuttu bu kupada. Uruguay "taş gibi takım "diyoruz ama orta sahada oynayanları şimdi "say" desek kaç futbolsever sayabilir ki?Feyenoord ile UEFA Kupası’nı kaldıran Bert Van Marwijk’in Hollanda’sında yanında oturan Frank de Boer ve Cocu’nun payını düşündük mü acaba? Evet, Hollanda elenip gittiği, heba olduğu turnuvalarda gözümüzü çok daha fazla okşamış, daha renkli bir futbol oynamıştı ama asıl şimdi defansta dengeyi bulmadılar mı? Brezilya karşısında skora isyan eden adamların motive eden işte bu üçlü. İki yardımcının da defans formasyonlu olması da elbette ki önemli. 1978’de final oynayan Hollanda milli takımında sırtındaki sakatlık yüzünden yer alamayan Marwick, şimdi teknik adam olarak o finale yürümenin peşinde.

Del Bosque bildiğiniz Yeniköy Kasabı(!) Köftesi de iyiydi, pirzolası da! Ne zaman verildi, ne sabır gösterildi. Tigana gibi! 2008’de final oynayan kadroyu değiştirmesine gerek yoktu, zaten yaş ortalaması düşük bir kadro vardı elinde. Bu kupada kanat adamlarını kenarda bıraktığı ve Torres’de ısrar ettiği için eleştiriliyor ama doğru ya da yanlış iki maçı yaptığı değişikler sonrasında kazandı. Yan yolda iyi ısıttı motoru, şimdi otobanda sol şeritte Löw'ü sollamanın peşinde... Ne zaman Bundesliga’dan bir maç izlesem, reji onu ekrana getirir. Löw karış karış Almanya’yı geziyor bütün sezon. 2008’de final oynattığı kadroyu hatırlayalım. Kimler yok bugün? Yaşlı ve çaptan düşmüş adamlar: Lehmann, Metzelder, Hitzlsperger, Frings ve sakat Ballack.. Yerlerine gelen Mesut, Khedira, Müller’den ikisi Dünya Kupası’nın en iyi onbirine girer şimdiden… Schweinsteiger'i de yazalım tabii o listeye...

Rijkaard geldi, "Sparta Rotterdam’ı küme düşürmüştü" dedik. Schuster kapıdan girdiği gün "bu adam Real Madrid’den kovuldu" dedik. Futbol kitapları ancak bir kitapçı rafını dolduran biz Türkler, bu oyunun kitabını yazmışız! Dünyanın haberi yok!

15 yorum:

vakilinchuk dedi ki...

Arjantin elendiği için üzgün olsamda, kalan 4 takımdan sadece birinin pozitif futbol oynamıyor olmasından ötürü mutlu sayılırım. O tek takımda ilginç bir şekilde Hollanda, onlar kupayı bu şekilde bile alsa kabulum, minnet var neticede.

Kim alsa üzülmem artık bu kupayı. Kötü başladı ama hem sonuç hem oyun olarak iyi bitiyor 2010 dünya kupası...

hebenneka dedi ki...

Rıdvan'ın Sergen'e, Sergen'in Rıdvan'a; Sinan'ın Ahmet'e, Ahmet'in Sinan'a "sen olsan sen de Barcelona'yı ilk ikiye sokarsın" demesinin moda olduğu şu günlerde bir tanesine "Rijkaard Barcelona'yı kulüp tarihinin en kötü sezonundan sonra aldı, biliyor musun?" diye sorsak tepkileri ne olurdu acaba? Yine pişkinliğe mi vururlardı?

Sözleşmesinin yenileneceği açıklanan Löw de bir basın toplantısı düzenleyip Fenerbahçe'nin oyunu ve kendisi hakkında yazılanları masanın üzerine koyup sabırla hepsine ayarını verdikten, hatta bazılarını tabiri caizse "itin bir yerlerine sokup çıkardıktan" sonra "bu adamların futbola olan mesafesi Türkiye'nin Avustralya'ya olan uzaklığından daha fazla" deyince gönderilmişti bu memleketten. Ki o Löw takımı şampiyon yapamadığı halde taraftardan destek alıyordu.

Simon Templar dedi ki...

del bosque'nin gerçekten yeniköy kasabı olduğuna emin oldum ben bu turnuva boyunca. hiç bir teknik direktör bu kadar saçımı başımı yoldurmadı. kenarda envai forvetin var, doldurmuşsun sahaya ülkenin bütün defansif orta sahalarını, atak yapamıyorsun. isviçre maçında dersini almış olman gerek, navas girmiş oyunu değiştirmiş, sonraki tüm maçlarda aynı sürekli aynı hatalar. busquets, xavi, xabi alonso, iniesta orta alanda top çeviriyor, gol pozisyonu için boşa kaçan yok. almanya'ya bak da ilham al. paraguay maçında "bari bir de fabregas'ı al da tam olsun" dedim, onu da yaptı kasap. korkaklığın bu kadarı. paraguay'ı balla elediler.

Simon Templar dedi ki...

@vakilinchuk, pozitif futbol değerlendirmenin neye göre olduğunu hiç anlamadım. almanya hariç 3 takımın ofansif olanı hollanda. birçok sayısal temele göre kanıtı da bulunabilir bunun. tüm felsefesi gol yememek üzere olan uruguay mı pozitif, xavi, xabi alonso, iniesta varken bir de ofansif tarafı olmayan busquets'i oynatan (ve bu yüzden navas'ı, pedro'yu, fabregas'ı oynatmayan) ispanya mı, yoksa brezilya'ya öndeyken bile çok kişiyle 3. gol için hücum yapan, hatta bu uğurda savunmasında açıklar veren hollanda mı?

benden bu kadar dedi ki...

"Yan yolda iyi ısıttı motoru, şimdi otobanda sol şeritte Löw'ü sollamanın peşinde.."

aceto'nun postlarında böyle kendine has derinliği olan bir kaç cümle bulunur hep. çoğunu aradan seçip alamam ben, bu sefer bunu yakalamışken söyleyelim.

löw evvelde ingiltere'yi, şimdi de arjantin'i eledi ve gelip ispanya ile eşleşti.. hep büyük takımlarla yaptığı için otobanda gidiyor demek oluyor bu. ötekisi de tam tersi.

o değil de biraz abarttım sanki. neyse, sonuçta anlamayan bir kişiye bile yardımcı olmuşsan yeter bana, bu yorum dursun böyle kenarda.

(oha baya zormuş, anlarken zorlandın mı filan gibi ironik laf sokmalar gelmezse sevinirim:)

BT dedi ki...

@benden bu kadar
Otoyol-otoban hikayesini dün gece maçtan sonra Lig TV'de anlattım. Löw elbette otobanda ilk maçtan beri sol şeritte kapatıp gidiyorlar.

vakilinchuk dedi ki...

@Simon Templar,

Önce Uruguay konusunda haklı sayılırsın diyeyim. Uruguay'ın tüm feslefesinin gol yememek üzerine olması yorumunu biraz abartılı bulsamda, ben o yorumu yaparken Uruguay'ı pek düşünmemiş, daha İspanya-Hollanda-Almanya üçlüsü çerçevesinde yazmıştım, zira kupayı bu üçlüden biri alacak. Ama "yarı finale kalan takımlar" dediğim için sende haklısın.

Futbolu "İlk 11'de hücum oyuncusu sayısı çok, o zaman pozitif futbol oynanıyor." şeklinde yorumlayamayız. Doğrudur, İspanya orta sahayı kalabalık tutuyor ama savunmayı önde kuruyor, hücumu düşünüyor, kapanmıyor. Öte tarafta benim bu kupada izlediğim Hollanda sağlamcı, atmaktan çok yememeyi düşünen, atıp yatan bir takım. Brezilya maçını bende izledim, 10 kişi rakip arka tarafı açınca orta sahada topu kaptıklarında heyecan yapıp saldırmış olabilirler, ama turnuva başından beri izliyoruz takım olarak oynadıkları oyunu... Bu takım 2008'deki, yada 98'deki 2000'deki takımların oynadığı oyunu oynuyormu sence?

Victory Is Ours dedi ki...

selam. harika bir blog bu. çok teşekkürler. zevkle okuyorum. daha çok olsa daha çok okusak. dünya kupasında belki de finalde olacak iki takımın hocası da türkiye de çalışmış olacak. garip bir durum. bu bizim biraz sabırsız olduğumuzu gözler önüne seriyor.

almanya bu oyunuyla herkesin birinci şampiyon adayıdır heralde. rakiplerini çok iyi analiz edip ona göre hucum organizasyonları geliştiriyorlar. stabil bir taktikleri yok ve 2li orta sahanın önünde oynayan 3 oyuncu fazlasıyla kreatif olmasa da verilen görevleri tam kapasite ile yerine getiriyor. almanya eğer ki ispanya karşısına yine 2 ortasaha ile çıkarsa bu sefer zorlanabileceklerini düşünüyorum.

dün gördüğümüz kadarıyla ispanyanın müthiş hücüm varyasyonları yok. villa genelde kendini sol tarafa atıyor. akıllı bir hamle. tahmin ediyorum ki barca da da bu pozisyonda oynayacak. fakat d.villa nın orta da daha verimli olduğunu düşünenlerin sayısı daha fazla. almanya nın yavaş stoperlerini düşündüğümüzde d.villa nın ortada oynaması gerektiğini düşünenlerden oluyorum bende.

hollanda uruguay maçında uruguay sürpriz yapabiliriz. iki takım da buraya gelene kadar bence harika futbol oynamadılar. uruguay forvet hattında suarez den yoksun sahaya cıkacak. bu bir eksi fakat suarez in alternatifi olan futbolcu abreu garip bir forvet. hem forlan hem suazo hem de cavani den daha değişik özelliklere sahip. eğer ki taktiği değiştirmeyip abreu yu oynatırsa hollanda savunmasını bozabilir. hollandanın en büyük artısı tabi ki yıldızları. robben sanırım hala sakat. fakat robben eğer %60 %70 ile oynarsa uruguay ın onu tutması bir hayli zor. ayrıca hollanda da oynayan van persie ye tam anlamda uyuz oluyorum. kim bu oğlana bu kadar gaz veriyor anlamıyorum. arsenale transfer olmasaydı şuanda ikinci sınıf bir avrupa klübünde oynuyor olurdu. vasıfsız bir futbolcu ve cok savruk. fakat hollandanın yedeklerinde oturan elia çok kreatif bir futbolcu. umarım son iki maçta izleyebiliriz. sevgiler.

Büyük Kaptan dedi ki...

elemelerden bu yana bakacak olursak almanya, ispanya ve hollanda'nın buralara gelmesi süpriz değil. acetonun dediği gibi elemelerde kaybetmedi bu takımlar.

almanya 2006'dan bu yana yükselen bir grafik çiziyor ve en az yarı final oynadılar turnuvalarda. klinsmann'dan takımı devralan löw sistemi bozmadan daha hücumcu bir takım oluşturmayı başardı. tabi bunda mesut ve müller gibi futbolcuların takıma katılmasının etkisi de var. yabancı oyuncuların ligde sınırsız olması alman milli takımını etkilememiş. üstelik kadro tamamen bundesliga'dan kurulu. tabi boateng, mesut, khedira gibi devşirmelerin olması bir nebze açığı kapatıyor. tabi devşirme derken bunlar küçüklükten itibaren almanyada yetiştiklerinden ve kültürlerini benimsediklerinden zaten devşirme gibi hissetmiyorlar kendilerini. ama bir yandan da müller, kroos, neuer, kiesling, marin gibi yeni alman neslini de yetiştiriyorlar. öyle ki ballack, trasch, adler, gibi önemli sakatların olması bile takımı fazla etkilemedi. sistem, sistem ve sistem..

ispanyanın dinamosu ise kesinlikle barcelona, ve biraz da onunla rekabet edebilmek için çıtayı yükselten real. kulüp bazında tarih yazan barcelona buralara cruyff'un ruhuyla gelmedi elbet. günlük değil belki 10 yıllık düşünen ve hedeflerinden vazgeçmeyen bir zihniyetin ürünü. ispanya milli takımı oyun mentalitesi olarak barcelona'dan çok farklı değil. bu yüzden ne aragones ne de del bosque'nin takıma çok bir şey katmasına gerek kalmadı. tek hayal kırıklığı milli takımda çok kötü bir sezon geçiren torres. artı ise busquets'in beklenenden iyi oynaması.

hollanda hiç bir zaman genç nesil sıkıntısı çekmeyen bir takım. nispeten düşük profil çizseler de bunu avantaja dönüştürmeyi başardılar. oyun olarak çok fazla abartılacak bir tarafları yok, robben ve sneijder'den biri olmasa bile takım için çok büyük sıkıntı. elemelerde en dişli rakipleri norveç ve iskoçya eski güçlerinin çok uzağındaydılar.

ve uruguay, oyun olarak hollanda'nın seviyesindeler. buraya kadar gelmeleri biraz da ev sahibinin grubundan çıkma avantajıyla oldu diyebiliriz. dişlerine göre rakiplerle oynadılar. yine de forlan ve suarez'in formu maç sonuçlarında belirleyici oldu. arkada sağlam ileride büyük ölçüde forlana bağlı bir takım. yarı finalde suarez ve fucile yok. hollanda'nın eksikleri daha önemsiz. yine de başabaş bir maç olacak. ibre tabi brezilya'yı elemesiyle biraz hollanda'dan yana..

teknik direktörlük biraz da takımınla bütünleşebilme işidir. löw ve del bosque türkiyede belki bunu yapamadılar.

Simon Templar dedi ki...

@vakilinchuk,
haklı bir tarafın var. ispanya savunma yapmıyor. ama fazla garantici davranıyor. aragones'in ispanya'sında 2 fovet ve 2 kanat oyuncusu vardı. şimdi bir forvet ve bir kanat oyuncusu ile oynuyor gibiler. sağ açık pozisyonunda genelde kimse olmuyor.

ince bir ayrım ve tabi, haklısın, bu hollanda diğerlerine göre daha sağlamcı. ama atınca üzerine yatmıyorlar bence brezilya gibi. ama onları anlıyorum, 2008'de rusya'ya sonsuz pozisyon vererek elendiler. ispanya'nınsa kenarda o kadar forvet ve forvete dönük adam dururken busquets'i oynatmasını hiç anlamıyorum.

neyse, iyi maçlar dileğiyle...

sembolist dedi ki...

Bu memlekette yabancı hoca olmak çok zor.(gerçi yabancı olmak başlı başına bir ön yargı bilinçaltlarda).
Sergen-Sinan-Rıdvan-Ahmet çakarları değil de,Murat Kosovaları,Okay Karacanları,Mert aydınları,ali eceleri referans almalyıyız.
Her pazar akşamı Telegolün reytingleri tavanlarda olduğu müddetçe daha çok hoca gelir,'tukaka' ilan edlip gider..

AFO dedi ki...

@Simon Templar,
Abi ne içtiysen aynısından istiyorum. :)) İspanya, Paraguay maçı genel olarak ortada gitse de İspanya'nın turnuva başından beri sergilediği oyundan da görülebileceği üzere bir gol bulup, sonrasında topu hakimiyetleri altında tutup bol bol pas alışverişleriyle rakibe kaleyi görme fırsatı bile tanımıyorlar. Nasıl balla elediklerini söyleyebilirsin? Casillas'ın penaltı kurtarması mı bal, Villa'nın son derece organize gelişen atağın sonunda topu ağlara göndermesi mi?

İspanya, istediği gibi oynadı ve hiçbir anında zorlanmadığı maçı almasını da bildi. Ayrıca Fabregas oyuna girdikten sonra İspanya'nın hücumda ne kadar etkinleştiğini de hep beraber gördük. Turnuvanın başından beri yokları oynayan Torres'in çıkması doğru bir karardı. Yerine belki Llorente düşünülebilirdi, fakat Fabregas maç boyunca bekleneni yerine getirdi zaten.

gokhan dedi ki...

Ya arkadaşlar dünya kupası başlamadan önce trt2 ya da yeni ismiyle trt haber diyelim dünya kupası klasikler programı vardı.Onun Secret garden çalan arka fonda bir klip vardı hatta 2002 ilhan ı falaln gösteriyordu.O klibi bir türlü internette bulamadım.Bulursanız link atabilir misiniz?

goleador dedi ki...

argümanınız için benim yorumum da güzel bir araba ama motoru yok olur. 90da beckenbauer, 94de parreira, 98de aime jacquet, 2002de scolari 2006da lippi... son şampiyonu saymazsak bu adamların kulüp kariyerlerinin çok parlak olduğunu kimse iddia edemez.ülkelerin futbol gelişmişliği teknik direktörlere gösterilen saygı/hürmet vs gibi kavramlarla da açıklanamaz. dünyanın her yerinde ne kadar şöhretli olrusa olsun bir teknik adam gittiği kulüpte sendelerse hırpalanır. biz neyiz ki gelen adamları eleştiriyoruz perspektifinden bakarsak ohoooo neyi tartışıyoruz o zaman. futbolun herkesin üzerine yorum yapabildiği kadar basit olduğu için güzel. aynı yaklaşımı rijkard konusunda da gösterdi spor medyasının beyaz türkleri sonuç ortada. adamı o kadar kutsallara boğdultan sonra sezon değerlendirmesini adamakıllı yapan tek kişi çıkamadı. sonuç olarak bu sadece futbol.. beyaz türklerin dünyaya karşı olan aşağılık kompleksilerini bu alan üzerinden sürdürmesi saçma. rahat olun biraz. sadece futbol bu...

pushkin dedi ki...

Branko Stankovic , Kalman Mezsöly , Jupp Derwall Türk Futbolcusuna futbol öğrettiler. Saha içi dizilişi , kademeyi bilmeyen takımlarımız avrupada 5'er , 6 şar yiyip dururken aval aval nasıl oluyor da bu kadar basit goller yiyoruz diye herkes birbirine soruyordu. Aynı şimdiki afrika takımları gibiydi milli takımımız. Son 10 yıldır yerli hocaların domine ettiği ligimizin kalitesi ortada. Bütün takımlar 5-4-1 ya da 4-5-1 dizilişiyle oynuyor pratikde. Sorarsan 4-3-3 diyorlar. Hikmet Karaman , Giray Bulak , Güvenç Kurtar gibilerinin yerine Multescu , Jarabinsky gibi işlerine saygılı adamları getirsinler lige artık. 1989 -90 da Altay teknik direktörlüğüne Franz Smuda getirilmişti adam ilk 7-8 maçta hiç yenilmemiş üstelik de Fenerbahçeyi yenmişti basın hep berabere kalırsan ligde kalamazsın diye bir kulp takıp adamı ilk mağlubiyetinde kovdurmuştu. Yerli hocayla devam edilmişti tabii ki.Normalde Altay'ın yüzüne bakmayan İstanbul basını haftalarca bu adamla uğraşmıştı. Federasyon - medya - Yerli Antrenör Lobisi mafyası biter de ekol olmaya çalışan takımlar görebiliriz inşallah.