15 Eylül 2009

Tarihe Geçecek Bir Gece

Maç bitti, kucaklaştık...
Masadaki arkadaşlarımdan Oğuz Bulut (ki futboldan atletizme, tenisten voleybola gerçek bir spor tutkunudur kendisi. Bu yıl ülkemizde yapılan Avrupa Seyircisiz Voleybol Şampiyonası maçlarına bile bilet alıp, kızıyla beraber gitmiş bir insandır!) “Yahu” dedi, “Koskoca uzatmada adamlara sayı attırmadık, Avrupa Şampiyonası tarihinde böyle bir maç var mıdır acaba?”
Kayıtlara bakmadan, hemen söyleyeyim: Yoktur!
Çok araştırırsak belki uzatmada takımlardan birinin hiç skor üretemediği bir maç buluruz. Ama dün geceki bir gece… Sanmıyorum.
Skorda birinci opsiyonunuz olan NBA yıldızı, 1/16 ile oynayacak…
Takımın pivotu, serbest atış çizgisine en çok giden oyuncunuz, oradan sadece 1/10 isabet bulacak…
Serbest atışlarda siz takım halinde % 58’de kalırken, rakip % 85 atacak…
Sırbistan gibi köklü bir basketbol ekolüne karşı, maçın en kritik bölümlerinde uzun süre alan savunması yapacaksınız ve rakip, son topta 24 saniye hücum süresini doldurup, şut bile bulamayacak…
Ve kazanacaksınız.
Bu kadarla da kalmıyor: Bu Sırp takımının omurgasını oluşturan ve çoğu Partizan altyapısından yetişmiş oyuncular (Tepiç, Tripkoviç, Velickoviç, Teodosiç, Pauniç) bizim belalımızdır aslında... Altyapı turnuvalarında, aynı yaş grubunda Türkiye’yi genelde Ersan, Oğuz, Semih, Ömer Aşık temsil etti (Cenk Akyol ve Hakan Demirel de vardı, ama onlar buralara gelemedi) ve hiç kazanamadık. Gelip gelip hep Sırplara tosladık.
Dün gece bu açıdan da bir ilkti.
Ayrıca hiçbir büyük turnuvada 5’te 5 yapamamıştık. En son 2006 Dünya Şampiyonası’nda ilk dört maçı kazandıktan sonra, beşinci randevuda Yunanistan’a boyun eğmiştik.
İlk turda rakiplerin zayıf ya da eksikli olması, Türk Milli Takımı’nın gerçek gücü hakkında soru işaretlerinin doğmasına neden olmuştu. Açıkçası, ben de temkinli olmayı tercih ettim. Bu yazıların aboneleri bilir; ikinci turda 3 maçta 2 galibiyet şansımız olduğunu söylemiş ve İspanya ile Slovenya maçlarını işaret etmiştim. Yanılmış olmaktan ötürü çok mutluyum.
Oyununu, özellikle de savunmasını her gün biraz daha ileriye taşıyan 12 Dev Adam, herkesle dans edebileceğini gösterdi. Hani eski bir cumhurbaşkanımız gibi “Böyyük” demesini de biliyorlar, yerine göre “büyük” demesini de…
Şimdi rakip Slovenya… Dizinde ağrılar olan Hidayet’i dinlendirmeli miyiz? En skorer ve en ribaundcu oyuncumuz Ersan da bir hayli yıprandı. Daha önce yazdığım gibi, çeyrek finale namağlup çıkmak değil, yüzde 75 madalya anlamına gelen o maçı kazanmak önemli. Slovenya önünde Engin ve Bekir’e şans vererek, Sinan’ı biraz daha fazla kullanmak, bize çeyrek finalde önemli fizik artılar getirebilir.
YİĞİTER ULUĞ

8 yorum:

Her Yol Roma dedi ki...

Süper bir galibiyetti. Ersan'ın double-double yapması kadar, Kerem'in 7 asisti de unutulmamalı..

http://heryolroma.blogspot.com/2009/09/turkiye-srbistan-ilk-5.html

lembo dedi ki...

bu jenerasyon, izmir'de ümit milli takımlar düzeyinde bizi altın madalyadan etmişti.. cenk akyol'un "çok korkuyorum, ibrahim kutluay gelsin" demesi sonucu ibo , izmir'e gitmişti moral-motivasyon amaçlı..ama cenk akyol'a pek işlemedi tabi..

taner dedi ki...

Ah! bir de hido sakat olmasaydı, çok önce koparırdık maçı.

yanpaslar dedi ki...

Kerem Tunçeri mükemmel oynadı.Ayrıca Ersanıda kutlamak gerek.Çeyrek finalde Yunanistanın gelmesini istemem açıkcası.Hadi bakalım inşallah Slovenyayı da yeneriz.

turkuaz0707 dedi ki...

bence madalyaya giden yol slovenya maçından geçiyor. Zira, yenildiğimiz anda rakip ya rusya ya yunanistan. kazandığımız anda ise ya hırvatistan ya da almanya. diri kalma adına 2. olup çeyrek final maçını yunanistan (Rusya) ile mi oynamak istersin yoksa biraz zorlanıp ama aynı maçı hırvatistan(Almanya) ile mi yapmak istersin diye sorsalar cevabım yüz kere ne olursa olsun 1.olup dördüncüyle oynamak isterim şeklindedir.slovenya maçında dinlenmenin bedeli bu kadar iyi gittiğimiz bir turnuvada bir anda ilk dört dışında kalmamız olabilir aman dikkat.

AFO dedi ki...

Hücumda çok zorlandığımız maçta, yine enfes bir savunma kurgusuyla maçı aldık. Hidayet, her ne kadar hücumda, istatistiksel anlamda hayatının en kötü maçlarından birini çıkarmış olsa da oyunda olmadığı dakikalarda, kendisinin saha içindeki rolü ve önemi daha net anlaşıldı.

Turnuvadaki her takımın en az 2 maçını seyretmiş biri olarak Fransa ile birlikte en iyi oynayan 2 takımdan biri olduğumuzu düşünüyorum. 6'lı gruplar başlamadan önce İspanya, Yunanistan ve Fransa'nın ardından turnuvanın 4. favorisi olarak görülüyorduk. Sanıyorum Slovenya'yı da yenersek, bu bahis oranlarını da darmadağın edeceğiz.

DenizEr dedi ki...

Haha, iyi olsan bi dert, kotu olsan bi dert. Simdi de oyuncu dinlendirsek mi, dinlendirmesek mi sorunu cikti onumuze. Hic de alisik olmadigimiz bi durum. En kotu turnuvamiz boyle olsun :)

thesaint dedi ki...

bence gereksiz bir galibiyetti, hatta almasak daha iyi olurdu. yiğiter bey'in önceki yazısının sonunda belirttiği gibi 3.lük garantiydi zaten ve oyuncuları dinlendirmek çok daha akıllıcaydı. hem böylece eşleşmelerde önce rusya, onu geçersek slovenya-hırvatistan galibiyle oynayıp son maçlara dek fransa ve yunanistan'dan sakınacaktık. teknik ekip ilk ikiye girip bir gün fazla dinlenmek için kazanmayı seçti. oysa gruptaki son iki maçta yatsak toplam 4 gün fazla dinlenmiş olacaktık.

şimdiyse gruptaki son maçı kazanmamız gerek, kimseyi dinlenmesi mümkün değil, çünkü kaybedersek çeyrek finalde yunanistan'la oynuyoruz. umarız kazanırız da onlar yerine hırvatlarla oynarız. ama o durumda bile o maça dinlenmiş değil, fazlasıyla yorgun çıkacağız.

sırp maçının son devresi ve uzatma oyuncuların artık hem savunma hem hücumluk güçlerinin kalmadığını göstermesi açısından durumun vehametini de gösterdi. açıkça dendiği gibi, 5 veya 6 maçı kazanmanın hiç anlamı yok. çeyrek finale sağlıklı çıkmadıkça yerimiz 7-8 de olabilir kolayca.