19 Eylül 2009

Hadi onlar “Fransız”…
Bize ne oldu?

Yazık… Tek kelimeyle yazık oldu… 2001 Avrupa Şampiyonası’ndan bu yana madalyaya ilk kez bu kadar yakındık. Hak etmiştik… Karakterimizle, takım kimyamızla, mücadele gücümüzle, rakiplere çemberi yasak eden savunmamızla, her şeyimizle…
Pardon, her şeyimizle değil… Bir ince detay var atladığımız… Stratejimiz yok. Ki böylesi bir turnuvada stratejiyi doğru çizmek, gücünü efektif kullanmak, eksilerini gizlerken, artılarını öne çıkarmak bazen her şeyden daha önemli olabilir.
Futbolda da, basketbolda da, voleybolda da… Durum hep aynı.
Aceto’nun mekanında ukalalık etmiş gibi olmayayım ama, galiba bu işin zirvesini 1982 Dünya Kupası’nda ilk tur grubundan 3 maçta 3 beraberlikle zar zor sıyrılabilen ama sonra oynadıkça açılarak, şampiyonluğa koşan Azzuri oluşturuyor. Teknik direktör Bearzot komutasındaki İtalyanlar, okullarda ders olarak okutulabilecek bir efsaneye imza atmışlardı.
Basketbolda benzer bir öyküyü 2002’de Yugoslavya yazdı. İlk turda süründüler, ikinci turda birbirlerine düştüler, kader maçında bizi yenerek çeyrek final trenine son anda tutundular ve sonra… Bir anda kendilerini finalde buldular. Finalde de biraz şans (Arjantin’de takımın yıldızı ve yarısı Ginobili sakattı), biraz da hakem yardımıyla kazanmayı becerdiler.
Niye anlatıyorum bunları?
Diyelim, Türkiye’yi ziyaret eden bir yabancı olsanız ve basketbolla da pek fazla alâkanız olmasa… Bu sabah gazeteleri gördüğünüzde, “Yahu daha geçen hafta İspanya ve Sırbistan gibi iki güçlü takımı yendik diye seviniyordunuz. Şimdi o takımlar yarı finalde, siz yoksunuz. Ne oldu böyle?” sorusunu sormaz mısınız?
Statü böyle işte… Bu turnuvalarda en kritik maç çeyrek finalde oynanıyor. İlk iki tura benzemiyor bu karşılaşma; telafisi mümkün değil. Daha önemlisi, bu maçın bir takımı dört sıra yukarı ya da aşağı atabilmesi… Sıralamayı dört sıra değiştirebilen bir başka maç yok.
Böyle hayati bir randevudan, uzatmanın son saniyesinde kaçırdığımız üçlükle yenik ayrıldık. Dövünülmeyecek gibi değil.
Oysa düne gelene kadar oynadığımız 6 maçtan 5.5’unu kazanmıştık. Slovenya maçının ikinci yarısında nasıl ve ne kadar üstün olduğumuzu herkes gördü, bir önceki yazıda ben de vurgulamıştım. Bir de Fransa vardı bizim gibi… İlk iki turu 6’da 6 galibiyetle geçen, strateji nedir, turnuva takımı olmak nasıl bir şeydir bilmeyen ve çeyrek finalde İspanya önünde toz şeker gibi dağılıp giden…
Haydi onlar “Fransız”… Bize ne oluyor?
Hidayet’in ağrıları her gün biraz daha artarken, İspanya maçını kazanıp, daha ikinci turun ilk ayağında çeyrek finali garantilemişken, onu neden ortalama 30-35 dakika sahada tuttuk? Neden biraz dinlendirmeyi göze alamadık?
Elinde Hidayet’in tecrübesinde, onun yeteneklerinde (ball handling, şut, bire bir oynayabilme) bir hücumcu bulunduran bir takım kader anlarında bu çok yönlü adamına bir tane top kullandıramaz mı?
İspanya maçında son hücumumuzu Ender’le kullandık, Slovenya maçında bir önceki maçta hiç oynamamış ve o gün de 30 dakika bankta kurumaya bırakılmış Engin’le… Dün yine Ender sahne aldı; kader toplarından ilkinde turnikesiyle maçı uzatmaya taşıdı ama el yakan üçlüğü yine onun kullanması ne kadar doğruydu acaba?
Hidayet saydığım toplardan bir tekiyle neden buluşturulamadı, niçin ona hazırlanmış bir oyun çizilemedi? Yoksa çizildi de onun dizleri mi izin vermedi?
Turnuvadaki en istikrarlı ve en verimli oyuncumuz, Ersan’ın tam da kader gününde beklenenin altında kalmasında (4/13 şut isabeti) yorgunluğunun payı ne kadardı?
Dereleri geçerken, bu iki yetenekli oyuncunun sırtına bindik binmesine de, okyanusa gelince bizi kıyıya götürecek kimse kalmadı.
İspanya galibiyetinden sonra biraz daha geniş bir rotasyonla, biraz daha rölantide oynayabilirdik. Çeyrek finale daha diri çıkabilirdik. Yunanistan’a ribaundlarda böyle (47-28) ezilmezdik o zaman…
Slovenya maçının 15. dakikasından son saniyesine kadar verdiğimiz onur mücadelesi gerçekten alkışa değerdi. Ben de heyecanlanıp, yazıma “Yenildik Ama Kaybetmedik” başlığını attım. Ama kaybetmişiz meğer… En can alıcı noktada bize lazım olan ekstra eforun bir damlasını, patlayıcı kuvvetin bir parçasını, savunma gayretinin bir nebzesini, serbest atış çizgisinde müthiş ihtiyaç duyduğumuz sükunetin hatırı sayılır bir bölümünü, yolda bir yerlerde döküp saçmışız besbelli…
Yazık… Böyle bir fırsat önümüzdeki on yılda gelmeyebilir.
YİĞİTER ULUĞ

19 yorum:

juan dedi ki...

Sevgili Yiğiter Abi'ye katılmamak elde değil.Dünün hikayesi aslında Slovenya maçından belli olmuştu.Oyunculardan kısa sürede çok maç yapmanın yorgunluğunun acısı çıkmaya başlamıştı.Eğer Tanjevic turnuvayı kazanmayı düşünseydi;bana göre böylesi uygun bir turnuvayı da yine 2010 provası mahiyetinde gördü,takıma sadece deli gibi savunma yaptırarak değil organize hücumlarla da kazanmayı düşünürdü.İlk maçlarda canavar gibi savunma yapıp (hepsini tebrik ediyorum,müthişlerdi) çeyrek finalde takatten düşmezdik.Tanjevic ile olmaz,kendisinden de,hikayelerinden de bıktık.

JANiTSCHAR dedi ki...

38 dakika oyunda kaldı.
13 sayı attı.
Savunmada eşleştiği Spanoulisi çoşturdu.
Maçı kaybetiren adamdı.
Takımın dengesini bozdu.
Maça iyi başlayan Murat Can oyuna bir daha girmedi.
El üstünden şutları,İbrahim kutluayvari saçmalaıkları maçı bize kaybettirdi.
Tanyeviç'in Fatih'in yerine Semih tercihi bizi evimize yolladı.
Teşşekürler 12 dew adam gibi Boş muhabettler de ezikliktir.
Ömer Onan son maçta hiç parkeye ayağını basmasaydı biz bu maçı alırdık.

JANiTSCHAR dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
JANiTSCHAR dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
shepherd dedi ki...

bu kadar üzüldüğüm sayılıdır.hep beraber inanmıştık en azından madalya diye.ispanyayı da yenince üstüne şampiyonluk göz kırpmıştı bize.ama olmadı.müthiş mücadele ama basit hatalar işte.elde kaldı sıfır.tamam tanyeviç şöyle hakemler böyle ama oyuncular da o ilk maçlardaki oyuna yakışmayacak şekilde zorlandılar.tabi bunda yıpranmamızın payı yüksekti.neyse artık gönlümde şampiyon bu takım benim.inanmıştık ama olmadı yıkıcı olmaya gerek yok.bi seneye 2010 var.böyle bi fırsat gelir mi peki.şöyle birşey kimse bizden 2001 de bir hareket beklemiyordu.2. olduk.seyircimiz çok önemli bir ateşleyici.ve sahada yapmamız gereken de mücadele olduğu için seyircinin etkisinin en fazla olacağı alan bu olduğu için.neden olmasın.inanırlarsa biz şimdiden inandık

mustafa sami dedi ki...

yiğiter abi haklı,böyle bir fırsat 1o yılda bir gelir(hatta 2o1o yılda ).birde 2oo1 de gelmişti o fırsat ama o zaman yugoslavyayı yenmemiz imkansızdı.bu turnuvada ise ilk defa şampiyonluğa bu kadar yaklaşmıştık.

aslında sırbistan ve ispanyayı nasıl yendiysek son iki maçıda öyle kaybettik-ki hay yenmez olaydık demeden duramıyor insan.

arkadaşlar ben barış hersek'ten hiçbirşey anlamadım.hersek bu kadar mı kötü bir basketbolcu?hakkında yorum bile yapılmadı bu kadar rotasyon yapılan bu turnuvada.acaba neden milli takıma alındı? ve neden bu kadar etkisiz?

burak dedi ki...

ben kabullenemiyorum bu yenilgiyi, butun suç hakemindi demek istiyorum.

Arkhe dedi ki...

Hidayet'e o son topları kullandırmamak doğru karardı. O kullansaydı ve kaçırsaydı bu sefer de "Son iki maçın en kötüsü, son maçı da 4-5 kez elimize gelmesine rağmen hep rakibe veren Hidayet'e top mu kullandırılır" diye eleştiri olacaktı, eminim.

Post altı yorumlar ise beni şaşırtmadı. Bir basket, sadece bir basket farkla maç kaybedilince Tanjevic'e saydırmalar, takıma teşekkür edeni ezik saymalar. Kazansaydık ki çok yakındık, neler yazılacaktı biliyoruz.

Komik ve üzücü ama şaşırtıcı değil. Neticede Türküz, tabelacıyız ve konu spor olunca çok nankörüz.

Ghetto Ultras Tribune Group dedi ki...

Bence tek sebep Hidayet 'in bu maçtaki kötü performansıdır.Tanjeviç keşke futbol bilse de A Milli Futbol takımının başına da geçse Ömer Aşık ve Oğuz'dan NBA starları çıakrdı.SOn 3 hücumuda HEdo harcadı harcattı.BAzen olur böyle işte.Yunan takımının da size farkı her dönen pota altı topu onlara verdirdi.Bu ne uzunluk ve irilik :(

Doğan Kelleci dedi ki...

@Arkhe, çok güzel bir noktaya değinmişsin fikrine sağlık. İmzamı attım.

Evet belki turnuvayı böyle bitirmemeliydik, en azından ilk dördü hak etmiştik ancak bu maçı kazanmayı hak etmedik burası da gayet açık. Ribaundlarda hiç bu kadar ezilmemiştik. Neredeyse adamlar her defasında 2-3 hücum arka arkaya yaptılar.

Sebep şu,bu,o... ama bir şey ya da bir kişi değil, şimdi hiç değil.

Luscus dedi ki...

Yazıya katılmadığım tek nokta Hidayet'in son topları kullanmasıyla ilgili.E abi rakipte bilmiyor mu topu Hidayet'in kullanacağını ? Onlar onla boğuşurken biz Ender'le Engin'le boş pozisyonlar bulduk.Bence doğru olan yapıldı.Hadi Ender oynasa pozisyon bulamasa haklısınız diyeceğimde...

Karamurat dedi ki...

Eurobasket finallerinin sistemi rezalet.

Zaten ilk dörtlü gruplarda ilk ikiye kalanlara çeyrek final anlatmak varken anlamsız bir şekilde yan grupla birleştirilip 3 tane daha maç yaptırılıyor. Pratikte anlamının ne olduğuna baktığımızda ise kaza sonucu ilk gruplarda üçüncü sırada kalan İspanya gibi dev takımların kendini toparlama faslına dönüşmekten başka bir şey değil. Zaten bakınca ilk tur gruplarında ilk ikiye kalan toplam sekiz takımdan sadece Polonya’nın yerine İspanya’nın çeyrek finale kaldığını görüyoruz. Çeyrek finali ilk sekiz takıma oynatacağına hele biraz daha maç yapın daha da netleşsin gibi turnuva mantığına aykırı bir format.

Kısaca belirtmek gerekirse 16 takımın katıldığı bir turnuvada ilk sekize kalmak için tam 5 tane grup maçının oynanması gerekiyor. İlk iki maçtan sonra çeyrek finale kalacağı hemen hemen belli olan takımlara bile gereksiz üç maç fazla oynatınca “hızlı koşan atın boku seyrek düşer” mantığınca hem fiziken hem zihnen yorulan ilk iki turun başarılı takımları (Fransa, Türkiye çok iyi iki örnek) 5 yorucu maçın ardından turnuvanın asıl maçı olan çeyrek finali oynuyor geri dönüşü olmayacak bir şekilde. Orada da grup yap o zaman kardeşim madem maç yaptırmaktan bıkmıyorsunuz.

Gerçi basketbolun kendisinde neredeyse antrenman olsun diye oynanan bir lig, sonra da asıl eşleşmeler oynanıyor ama orada bir süreç söz konusu. O kadar önceki maçtan sonra tek maça sıkışmıyor her şey.

Boşu boşuna yapılan üç tane maçtan sonra elimizde ümitler yalın ayak kalıyoruz ortalıkta işte böyle. Fransa’nın durumu daha da kötü. Kısaca sistem “bok gibi” ve dangalakça afedersiniz.

AFO dedi ki...

Hidayet konusu hakkında: Slovenya maçında Tanjeviç'in de maç sonunda belirttiği üzere planlanan oyun kurgusu, Ender'in Hidayet ile ikili oynamasıymış, fakat pozisyon icabı boşta olan Engin'i fark eden Ender topu dışarı çıkarmış. Bu sadece basına yansıyan kısmı. Bahsedilen diğer toplarda da benzer şeyler olmuş olabilir. Birkaç yorum üstte de belirtildiği gibi rakip de biliyor son topun Hidayet'e kullandırılma ihtimalinin üst düzeyde olduğunu.

aris dedi ki...

hersey tamam baya üzüldük de hala anlayamıyorum son topun ender in 3lüğüne kalmasını.. tanjevic in kenardaki halini goren var mı bilmiyorum ama 15sn kala hidayet o topu kaçırdıgında kafasında bitirmişti sanki maçı sinirinden yerinde duramayarak.. neden 10 sn kala düzgün bir set çizilmez ki..

aksoyy10 dedi ki...

Barış Hersek'in olduğu milli takım madalya falan alamaz...Sanki elinde üst düzey çok oyuncun varmış gibi sen Mehmet Okur'u harcarsan böyle olur. Tanjevic daha ne kadar bu halkı sömürecek meral ediyorum. bir federasyon başkanının istifa etmesi daha kaç başarısız organizasyon lazım. evet destination Turkey 2010

Murat Karaduman dedi ki...

ben de tam tersini düşünüyorum. slovenya maçında dinlendiğimiz mi, asıldığımız mı belli değildi. o maça çıkarken önümüzdeki yollar belliydi ve biz o maçı kazanmak için çıkmalıydık daha en baştan. herkes yunan maçına çok üzülmüş ama son top girseydi bugün ispanya'yı ikinci kez yenebileceğimize gerçekten inanan var mı? slovenya'yı yenecektik. zaten moral-motivasyon takımıyız, yorgun da olsak o gazla hırvatlar'ı geçerdik. halbuki bir mağlubiyet ritmimizi bozdu ve aslında çok uzak olmayan finalin yanına bile yaklaşamadık.

Arkhe dedi ki...

Gerçekten yorumlara inanamıyorum. Bu kadarını da beklemiyordum.

thesaint dedi ki...

yiğiter bey, aynı şeyleri ispanya maçından sonra da yazmıştı. ben de tamamen aynı şeyi düşünüyordum. bu turnuvalar üstüste maç oynanan ve çok saçma bir şekilde fazladan oyuncu götüremediğin, tamamen zinde kalmaya yönelik turnuvalar. biz 4 maçı da kazanıp grupta ilk üçü garantilemiştik. bu durumda böyle bir avantajı bulmuşken o iki maçı güle oynaya, kazansak kaybetsek farketmeyecek şekilde oynasaydık yarın rahat finaldeydik. üstelik, iki maçı da kaybedince en kaçınmamız gereken yunanistan'la eşleşmeyeceğimiz de kesindi.

oysa, sırbistan maçından önce teknik kadronun ne dediğini çok iyi hatırlıyorum: "hido'nun sakatlığı var ama kendisini bu maçta dinlendirmemiz mümkün değil". niye? biz yendik sırbistan'ı ittire ittire. şimdi onlar finalde, biz 7.lik-8.lik maçı yapıyoruz. hatta "ilk ikiye girip bir gün fazla dinlenmek istiyoruz" bile dendi. e be anacım, o iki maçı salsan fazladan dört gün dinleneceksin.

Mert dedi ki...

enteresan bir fikstürümüz vardı.
ispanya ve sırbistan maçlarından hemen sonra slovenya ile oynama şanssızlığı ile karşılaştık. Neden şanssızlık dersek. Sırbistan maçını son derece yorucu bir savunma temposu ile yaşadık.Slovenya ise aynı gün bizden önce biten maçında neredeyse yürüye yürüye polonyayı geçti.

Sonrasına bakacak olursak yunanistan yine bizden bir gün fazla dinlenerek karşımıza çıktı.

Herşeyi yorgunluğa veya hakemlere bağlamak en azından gelecek için düzeltebileceğimiz kısımları gözardı etmemize yol açar.Bizimle oynadıkları maça kadar turnuvanın en iyi üçlük yüzdesine sahip olan takımı yunanistana inanılmaz pozisyonlar verdik.Yarı sahadan bile üçlük atabileceğini gösteren spanoulisi en az iki pozisyonda hidayetin eli ile; "dört saniye kıyak" pozisyonunda ise bomboş bırakarak durdurmaya çalıştık!.

Yunanistan maçının uzatma bölümüne başladığımızda Schortsanitis 4 faullü devam ediyorken, Bourousis ise 5 faulle dısarıdaydı.Harika bir avantajı yakalamışken tanjevic uzatmaya 5 kısa ile çıktı. Bize avantaj sağlayacak pota altı hücümlarına Ömer Aşık,Oğuz Savaş ı katmak yerine Hidayet ve Ersan İlyasova üzerinden 4-5 pozisyonlarında birşeyler yapmaya çalıştık.

Şimdi birisi kalkıp Ömer Aşık'ın faul yüzdesi nedeni ile uzatmalarda oyunda tutulmadığını söyleyebilir ama benim görüşüm şudur ki pota altı bu derece zayıf olan(uzatma anlarından söz ediyorum,yoksa verdiğimiz hücum ribaundlarına baktıgımızda yunan pota altı bizim çok ötemizde idi) yunanistana hiç bir faul şansı tanımadan direkt potaya yönelebilirdi.

Vel hasılı kelam.Görünen köy kılavuz istemiyor.Destination 2010 Turkey deniyorsa önümüzdeki bir sene içerisinde gerçek bir revizyondan geçip oyun sahasına sokmayacağımız oyuncuları benchte tutmamak en hayırlısı olacaktır.12 rotasyon değilse de büyük maçlarda 10 rotasyon ile oynar hale gelirsek ben dunya şampiyonasından ümitsiz değilim (ömer aşık'ın bir sene boyunca eşşek sudan gelinceye kadar faul çalıştırılması şartı ile!)