Arjantin'de Açılış Ligi'nin gol kralı German Denis'in adı bizim spor sayfalarında önce Fenerbahçe sonra Trabzonspor ile anıldı. İtalya'dan da Torino, oyuncuyu Independiente kulübünden resmen istemişti. Bizim buralardan ne teklif gitti bilmiyorum ama Torino'nun 6 milyon dolar teklifine Independiente "10 milyon dolar isteriz" diye cevap vermiş. Trabzonspor'un teklifinin Torino'dan da düşük olduğunu yazıyor Arjantin basını. Avrupa için transfer yarın gece sona eriyor. Bizim federasyon bir hafta daha uzattı transferi, mümkün olsa bütün sezon transfer hakkı tanıyacaklar zaten. Sonuç; German Denis hala Independiente'nin golcüsü...
30 Ocak 2008
German Denis
Arjantin'de Açılış Ligi'nin gol kralı German Denis'in adı bizim spor sayfalarında önce Fenerbahçe sonra Trabzonspor ile anıldı. İtalya'dan da Torino, oyuncuyu Independiente kulübünden resmen istemişti. Bizim buralardan ne teklif gitti bilmiyorum ama Torino'nun 6 milyon dolar teklifine Independiente "10 milyon dolar isteriz" diye cevap vermiş. Trabzonspor'un teklifinin Torino'dan da düşük olduğunu yazıyor Arjantin basını. Avrupa için transfer yarın gece sona eriyor. Bizim federasyon bir hafta daha uzattı transferi, mümkün olsa bütün sezon transfer hakkı tanıyacaklar zaten. Sonuç; German Denis hala Independiente'nin golcüsü...
Barcelona'nın Etüd Abisi
Barcelona'da işler yolunda gitmiyor. Real Madrid'in 9 puan gerisinde kalınca kaptan Puyol almış sazı eline. Sezon başından beri Ronaldinho bela olmuş takımın başına. Messi desen o da ayrı telden çalıyor. Puyol teşhisi koymuş. Takım olmayı başaramıyorlarmış. Reçete nedir peki? Takım arkadaşlarına 2 kitap tavsiye etmiş. İlk Michael Jordan'ın "I Can't Accept Not Trying"i. Diğeriyse Secret. Hadi Jordan, takım olmak üzerine iyi laflar etmiştir de; Secret nedir be kardeşim. Puyol da kırdı kafayı en sonunda. Barcelona bu iki kitabı bitirene kadar Real Madrid şampiyonluk turunu atar...
29 Ocak 2008
Ikea'cılar Eksik Geliyor
Euro 2008 yolunda Milli Takım'ın ilk hazırlık maçı gelecek hafta çarşamba günü İsveç ile İstanbul'da. İsveç'de İbrahimovic var mı? Yok Sakat mı? Hayır. Teknik direktör Lars Lagerback; gençleri göreceğim demiş, bu da tam kadro gelmiyorlar demektir. Bu kadroda benim favori futbolcum Mikael Nilsson'dur.Kaleci: Andreas Isaksson (Manchester City), Rami Shaaban (Fredrikstad)
Defans: Petter Hansson (Rennes), Matias Concha (Bochum), Mikael Nilsson (Panathinaikos), Daniel Majstorovic (Basilea), Behrang Safari (Malmoe), Fredrik Stoor (Rosenborg), Peter Larsson (Halmstad)
Orta Saha: Dusan Djuric (Zurigo), Samuel Holmen (Elfsborg), Rasmus Lindgren (Ajax), Christian Wilhelmsson (Bolton), Anders Svensson (Elfsborg), Kennedy Bakircioglu (Ajax), Sebastian Larsson (Birmingham City), Kim Kallstrom (Lione)
Forvet: Marcus Berg (Groningen), Markus Rosenberg (Werder Brema), Johan Elmander (Tolosa)
11+50.000
İspanya'da haftanın açıklaması Rijkaard'dan geldi."Kabul ediyorum ligin en iyisi Real Madrid" dedi Hollandalı. Puan farkı 9'a çıkmış, "biz daha iyiyiz" diyecek hali yok elbette ama yorumsuz da kalabilirdi. "Real Madrid daha iyi" diyen Barça hocasını "sen ne işe yararsın o zaman" deyip o kulübün başında çok tutmazlar. Ya Kral Kupası'nda ya da Şampiyonlar Ligi'nden sonra kellesini alırlar Rijkaard'ın. Real Madrid'in elendiği Kral Kupası'nda Barça ile beraber göz koyan takım Atletico Madrid. Bu sezon acıların takımı olan Valencia ile yarın akşam Vicente Calderon'da 1-0'ın rövanşına çıkacaklar. Resmi sitelerinden taraftara gaza vermişler:11 +50.000 ile. Büyük kapışma olur. Yarın 21:45'de Kanal A naklen veriyor. Belki de Koeman'ın son maçıdır.
Referansı Sağlam
Didier Deschamps hala Juventus'un başında olsa; bence ne bu transfer olurdu ne de Liverpool 11 milyon euro gibi güzel bir rakamı kasasına koyardı. Sakatlıklar yüzünden defansı kör topal kalan Juve, Sissoko için 11 milyon euro ödedi Liverpool'a. Transferin kilidi de Ranieri. Juventus'un hocası Valencia döneminde beraber çalıştığı öğrencisine kefil olunca, İtalyanlara da bu dünya parayı ödemek düştü.
Kallon
İtalya'nın kuzeyi-güneyi her tarafını dolaştı bu adam. Bologna, Genoa, Caglierai, Vicenza ve Inter. Ronaldo'nun müzmin sakatlığı olmasa Inter'de zor forma yüzü görürdü ama o yıllarda kadroda ne İbra var ne Crespo. Martins atlıyor zıplıyordu San Siro'da. Olmadı, doping yapayım dedi, yakalandı, 8 ay ceza yedi. Inter'i Milanlıların diline düşürdü. San Siro'da "Dopo 15 anni finalmente qualcosa di positivo: Kallon" (15 yıl sonra pozitif birşey: Kallon) pankartı asıldı tribüne. Monaco'ya satıldı. Suudi Arabistan'a, Al-Hilal'a gittiğinde kıtaya geri dönebileceğine ihtimal vermiyordum. Kallon kısmetli adam. AEK sezon sonuna kadar kiraladı onu. Biten birkaç transferi daha not düşeyim. Samuel Kuffour Ajax'da. Tamudo sakatlanınca Espanyol, Ewerthon'u kadrosuna kattı. Gallardo'nun PSG macerası bitti. Yeni adresi Washington. Mellberg, gelecek sezon için Juventus'a imzayı attı.
28 Ocak 2008
Trabzonspor ve Kazanma Kültürü
Tamam belki de coğrafya bilgimiz kıttı ama Trabzon'u çok daha büyük bir şehir olarak kurgulamıştım kafamda. İlk kez ayak bastığımda ve çarşıyı gördüğümde "bu kadar mı?" demiştim. Sebebi Trabzonspor'du. Trabzon'u büyük gösteren şehrin futbol takımıydı. Kolay mı; 6 şampiyonluk, gelen çıkamamış Avni Aker'den, ligin en sert deplasmanı. 3 büyüklerin yıllar boyunca "beraberlik iyi sonuç" dediği şehir Trabzon. O gidişlerin sayısı arttıkça sevdim Trabzon'u. Çardak Pide'de İstanbul'un 3'de 1 fiyatına karın doyurmayı; ki bulamazsın o pideyi bizim buralarda. Maraş Caddesi ve Uzun sokak'ta yürümeyi. Yol üzerine futbolcuların fotoğraf kağıdına basılmış kartpostallarını satan işporta tezgahı, envai çeşit bordo mavi aksesuar. Meydanda çay bahçesinde süzgeç yüzü görmemiş demli çay. Anadolu'da çok şehirde o gün maç olduğunu bilmezsin, 3 büyükler şehire gelmiş hissetmezsin. Trabzon'da deplasmanda olduğunu sana hatırlatırlar. Zorlu Hotel'in iki cephesinde de birikir taraftar, maçın önemine göre sabaha kadar davul çaldıkları da olur kapı önünde. Rakip takım stada giderken 200 kişi otobüse tezahüratlarla gözdağı verir. Avni Aker alemdir, ilk 20 dakikada Trabzonspor atarsa o gün zor çıkarsın oradan, taraftarı şahlanır, dar eder sana sahayı. Formül, ilk golü atıp Trabzonsporlu futbolcuları taraftarın pençesine teslim etmektir. Sen aradan sıyrılıp, 3 puanla dönersin memleketine. Sabahtan akşama kadar Trabzonspor'u konuşurlar şehirde.Yiğiter Uluğ'un yıllar önceki bir yazısıdır derleme bir futbol kitabında yayınlanan," Fenerbahçe, Barcelona olabilir mi?" yi sorgulur Uluğ. Aidiyet duygusu, taraftar potansiyeli üzerinden. Son noktasında "Barcelona olacaksa Trabzonspor olur" demiştim kendi kendime. Trabzonlu başka takım tutmaz. Anadolu hiçbir şehrinde bu oranı yakalayamazsın. Biz Türkler; Türk filmlerinde kaybeden garibanı, Dünya Kupası'nda favori Brezilya'yı tutarız. Kendi ligine gelince de kestirme yol 3 büyükleri tutmaktan geçer işte. Trabzon öyle değildir. Türkiye'nin her deplasmanında o şehirde yaşayan Trabzonlu; illa ki doldurur tribünü takım geldiğinde...
Bu yazının sebebi geçen gün gelen bir e-posta. İki Brezilyalı ismi vermiş blogu takip eden arkadaş. "Bunlar iş yapar mı?" diye soruyor Trabzon'da. Ben demiyorum, Mehmet Demirkol diyor dedim; "Messi gelse nafile bu zamanda". Sorun da bu ya işte, Trabzonspor'a kimin geldiği, kimin gelemediği konuşuluyor. Ben, Trabzonspor'un "kazanma kültürünü" kaybettiğini en azından toprağa gömdüğünü düşünüyorum. Ligin 4. büyüğününün arkasına çok 5. büyük aradık. Kocaeli, Antep, Manisa, Kayseri eh bu sezon da Sivas. Tehlikeli olan artık bazı yorumların ligin 4. büyüğü olarak Trabzon'un adını anmaması, Kayseri'yi, Sivas'ı yakıştırması o siklete. Büyük takımların büyük kalmasını sağlayandır kazanma kültürü. Onu kaybeden Torino'dur; A. Bilbao'dur mesela. İkisi de ülkelerinin Trabzonspor kadar efsane kulüpleridir. Trabzon bu kadar kolay mağlup olmazdı, bugün olmadıkları kupada hadi Manisa'ya kaybetseler, Adana Demirspor'a kaybetmezlerdi. Fenerbahçe kaç yıldır kaybetmiyor Avni Aker'de. Ya da Galatasaray 11 yıl neden mağlubiyet görmedi o stadda. Yoksa Şimek gelir, Şota gelir, Yattara gelir, Marcelinho gelir, Tekke gider, o gider, bu gider değil hesap. Artık kimse Trabzon'a ayakları titreyerek gitmiyor. Uzun yıllar şampiyon olamayan Galatasaray, Beşiktaş, Liverpool, Inter, onca takım var Avrupa'da. Problem gelmeyen şampiyonluk da değil. Problem o kazanma alışkanlığına kimin mezar kazdığı. Trabzonspor'un resmi ürünleri satılmıyor. Trabzonspor yeni stad yapacak diye Avni Aker'de taş üstüne taş konulmuyor yıllardır. Trabzonspor yıllardır Avrupa Kupaları'ndan uzak kalıp UEFA'dan beş kuruş para kazanamıyor. Peki nasıl zirveye oynayacak Trabzonspor? Ne zaman şampiyon olacak? Şampiyonlar Ligi'nin gediklisi Deportivo La Coruna'nın 3-4 yıl o kupadan uzak kalınca düştüğü hale bakın bu sezon. Na farkı var La Coruna'nın Trabzon'dan. Ya da bir zamanların büyüğü Torino'nun. Onlar ne zaman şampiyon olacak peki(!) Yeni futbol düzeninde; ya Almanlar gibi stadınızı yeni baştan yapıp, - ki Kayseri 2 yıl önde- bacanızı kendiniz tüttürmeye başlayacaksınız; ya da bir Rus ya da Amerikan sermayesiyle kendinize serum bağlatacaksınız. Trabzonspor, Barcelona -aidiyet- olmayı başarabilseydi; bu ikisine de ihtiyaç duymazdı. Ne yazık ki artık çok geç. İstanbul takımlarıyla açılan fark, Trabzon şehri ekonomisinin ürettiğiyle kapanmayacak kadar büyük. "Trabzon 10 yıl daha geçse şampiyon olamaz" dediğimizde; gelmez biliyorum masaya o demli çay. Açılmadıysa da açılır Uzun sokak'ta Starbucks. Ne yapalım dandik Americano içeriz biz de...
Bir Bordo-mavi mağlubiyetin ardından pundunu bekleyen akbaba klavye işi değildir bu satırlar. Karadeniz derbisinde deplasmanda 4 atıp kazandığı bir maçtan sonra yazılmıştır; üstelik Ersun Yanal'sızdır. Mevzu o değil çünkü...
Rambo Santiago Bernabeu'da


Sylvester Stallone, Santiago Bernabeu'da. Rambo'nun tanıtım turunda boş stada getirmişler Stallone'u. Sene kaçsa artık hatırlamadım şimdi Rambo gelmiş, Şişili Site sinemasındayız. Baba kesiyordu, deşiyordu milleti, salonda alkış kopuyordu. Maç gibi film seyredilirdi o yıllarda. Bir ömüre kaç Rocky; kaç Rambo sığar ki!
Dennis Wise
Ak sakallı, nur yüzlü dede Ken Bates 2 kulüp batırdı. Chelsea ve Leeds United. Birini Abramovich kurtardı; diğeri için 2000'lı yılların takımı diyorlardı. Şimdi İngiltere'de 3. ligde. Leeds United'ın hazin sonu çok uzun bir hikayedir. Kısa olan teknik direktörünün istifası. Ada'nın büyük manyaklarından Denis Wise çalıştırıyordu Leeds'i,bıraktı görevi. Kevin Keegan gel Newcastle'da yardımcım ol deyince koşa koşa gitmiş Dennis Wise. Leeds-Newcastle demişken oyuncunun kariyeriyle bağlantılı bir pas atayım Jonathan Woodgate'e. Real Madrid'de patlayan-sakatlık- Woodgate, M. Brough'da idare ediyordu. Artık Tottenham forması giyecek.
Pasion en las gradas #4
Barselona'daki "Pasion en las Gradas" sergisinin en nadide parçalarından biri. Camp Nou'da Figo'yu karşılama töreninden...Pasion en las gradas #3
Pasion en las Gradas #2
Pasion en las Gradas #1
Smaç Gol
Boca'nın 2-0 kazandığı son derbide Martin Palermo'nun attığı gole ne demek lazım? Smaç gol mü? Riquelme sol kanattan frikiği bomba niyetine yolluyor kaleci Carrizo'nun üzerine. Zar zor çıkartıyor River Plate kalecisi. Yükselen topu Martin Palermo çizgide kafayla tamamlarken eliyle üst direğe asılıyor. Bu da oldu...Video: Boca. 2 River Plate:0 / Martin Palermo
Mıknatıs gibi
Angarya Kupası (Fortis Türkiye Kupası) anlam kazandı. Şampiyonlar Ligi ve UEFA Kupası maçları öncesinde Galatasaray-Fenerbahçe derbisi. Test niyetine. Çeyrek final ilk maçları bu haftasonu (3 Şubat). Rövanş maçları 27 Şubat'ta. İki maç arasına 24 gün. Federasyondan yine mükemmel bir sezon planlama örneği! Fenerbahçe - Galatasaray
Adana Demirspor - Gençlerbirliği
Çaykur Rizespor - Beşiktaş
G.Oftaş - Kayserispor
Pasion en las gradas #3
Barselona'daki "Pasion en las Gradas" sergisinde muhtemelen en çok ilgiyi gören "eserler"(!). Luis Figo'nun Real Madrid'e transferi sonrasında ilk kez çıktığı Camp Nou'da yediği inanılmaz protesto ve sahaya atılan domuz kafası.
Pasion en las Gradas #2Pasion en las Gradas #1
Tutun Şu Adamı
Maradona'yı adam adama savunmak mı? Doğrusu Peru'nun yaptığı! Kimse Peru'nun alan savunması yapmadığını iddia edemez(!) Soldan say.1-2-3-4-5-6 Perulu. Bu Peru formasını da oldum olası sevmişimdir, zevksizlik belirtisi midir; işte ona karar veremedim...
Mestella Çilehanesi
Valencia'yı kim kurtaracak? Bunun Koeman olmadığını Mestella tribünleri de çok iyi biliyor ki artık beyaz mendiller sallanıyor Hollandalı'ya. Almeria'ya kendi evinde 1-0 mağlup oldu Valencia. Tribünler artık git diyor Koeman'a. Nihat-Rossi-Nistelrooy-Raul düellosunu seyredemedim, Ankara deplasmanı yüzünden. 4'lüden silahını ateşleyen Rossi olmuş. Casillas'ın gol yememe inadına son noktayı Rossi koydu. Casillas 575 dakika sonra kalesinde gol gördü.
Barça, Eto'o olmadığı sürece gol problemini çözemiyor. Geçen sezon da böyleydi; Henry geldikten sonra da böyle. A.Bilbao deplasmanından 1-1 beraberlikle dönüyorlar ve Real Madrid ile puan farkı artık 9. Geçen sezon gibi son haftaya kadar nefeslerin tutulduğu bir lig olmayacak La Liga bu sezon. Deportivo La Coruna 133 gün sonra sahasında kazandı. Valeron diye bir adam vardı, unutmuştuk, 1 yıl aradan sonra sahalara döndü. Kaptan Tamudo 2 ay yok, Espanyol onsuz ilk maçında su koyverdi, Real Betis'e 3 puan verdiler.
27 Ocak 2008
Gurur
3 gün önce Kral Kupası'nda Villarreal Barcelona maçı sabahı İspanya'da manşetler ortaktı. Nihat Henry'e karşı. Okurken gel de keyiflenme. Bu gece Nihat Santiago Bernabeu'ya çıkıyor. Marca'nın manşeti 'Golcülerin düellosu'. Nihat-Rossi, Van Nistelrooy-Raul'a karşı. 4 forvetin ligde attığı gol sayısı 40. Bu manşeti görünce gel de Nihat ile gurur duyma. Tamam biliyorum ilk kez olmuyor ama seviyoruz bu Nihat'ı işte. Casillas'ın gol orucunu da bozarsa ne ala...
Barusso İçin Boş Konuşanlar
Resmiyet kazanmamış bir transfer için bunu tartışmak ne kadar doğru bilmiyorum ama "herşeyi bilenler" yine araştırmadan futbolseveri yanıltmaya devam ediyorlar. Dün bir spor programında yorumcu Ahmet Barusso'nun Galatasaray'a transfer olması halinde UEFA maçlarında oynayamayacağını söylemiş( seyretmedim, arkadaşımın notudur); bu sabah Akşam gazetesinde okudum; sadece ligde kalan 12 maçta oynar, UEFA'da oynayamaz notu düşülmüş haberde. UEFA'nın kurallar kitapçığına bakmayı akıl edemeyenler esmeye devam etsinler; ben ilgili kuralı not düşeyim buraya. Barusso, Roma ile Şampiyonlar Ligi'nde oynadı, UEFA Kupası'nda oynayabilir:17.17 For all matches from the start of the round of 32, a club may register a maximum of three new eligible players for the remaining matches in the current competition. Such registration must be completed by 1 February 2008 at the latest. This deadline cannot be extended.
17.18 One player from the above quota of three who has played UEFA club competition matches for another competing club in the current season may exceptionally be registered provided that the player has not been fielded:
− in the same competition for another club,
− for another club that is currently in the same competition. Furthermore, if the player’s new club is playing in the UEFA Cup, his former club must not have played in the UEFA Cup at any point in the current season.
Bir notum da hayatlarında Barusso'nun tek maçını seyretmemişlerin spor sayfalarında Wikipedia'dan apart "yorumlarla" (His powerful, physical and technical style of play has been compared to other Ghana-born players. In particular a more technical Desailly, a physical Muntari and a powerful Michael Essien) oyuncu hakkında görüş belirtmeleri. Bu kadar mı zor bu ülkede Serie B yayınlanmıyor, biz bu adamı hiç seyretmedik demek kardeşim.
Pasion en las Gradas #2
Barselona'daki "Pasion en las Gradas" sergisinden yine harika bir kare. 2006 yılında Vicente Calderon'da Atletico Madrid-Sevilla maçı. Sahaya atılan görüldüğü üzere bir şişe Ballantines. Hakeme "vakit geçiyor"u işaret eden Sevilla'lı Antonio Puerta ise artık zamanın olmadığı yerde...
Pasion en las Gradas #1
Barselona'da Nisan ayına kadar açık bir sergi var:"Pasion en las gradas" . Tribün kültürü üzerine 400 foto, obje, videonun bir araya geldiği ve ultras dünyasının sırlarını gözler önüne seren muhteşem bir organizasyon. Bizde futbol adına Yapı Kredi'de açılan Top Bir Dünyadır sergisi geldi aklıma, Barış Tut'un büyük emeği vardı. Bizim tribünlerden pankartlar, taraftar gruplarının atkıları sergilenmişti. Barselona'daki serginin en ilginç objelerinden biri bu Vespa. Daha önce hikayesini anlatmıştım. 2001 yılında San Siro tribünlerinden atılmıştı. Detayı burada.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

