2010 Dünya Kupası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2010 Dünya Kupası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Temmuz 2020

Fransızların Büyük Sirki



10 yıl önce kulakları tırmalayan vuvuzelanın sesi stadyumlarda yankılanır, Afrika kıtası tarihte ilk kez Dünya Kupası’na ev sahipliği yaparken  spor medyası tarihine geçen bir birinci sayfa ve manşet gelmişti Fransız L’Equipe Gazetesi’nden. 1998 Dünya Kupası’nı kazanan ardından Euro 2000’i müzelerine götüren Fransızlar, 2002 Dünya Kupası’ndan gol atamadan grup aşamasında elenip dönmüş, 2006’da Zidane, Materazzi’ye kafa atarken Berlin’de İtalyanlar Dünya Kupası’nı kaldırmıştı. 2010’a gelen kadro şampiyonluk için iddialı olmasa da, yeni bir jenerasyon olsa da ülkede kimse yaşanacakları tahmin edemezdi. Afrika’nın güney ucunda Uruguay ile golsüz biten maçın ardından rakip Meksika idi. Grupta zayıf halka ise ev sahibi Güney Afrika idi. Meksika maçında Fransızlar sahada yürüdüler, devre arasında soyunma odasında kıyamet koptu ama maçın içinde elbette kimse olanlardan haberdar değildi. Teknik direktör Domenech kötü oynayan Anelka yerine ikinci yarıya Gignac ile başlamaya karar verdi. Yolu Fenerbahçe’den de geçen Anelka büyük yetenekti ama aynı zamanda menajeri olan ağabeyinin yoğurduğu kariyeri çalkantılarla doluydu, sorunlu adamdı Anelka. O gün 15 dakikada ipler koptu, Anelka açtı ağzını yumdu gözünü, hocasına çok ağır küfürler etti ve 90 dakika bittiğinde tabelada Meksika 2 Fransa 0 yazıyordu. Domenech yaşananları federasyona raporladı ama asıl kıyamet L’Equipe’in manşetiyle geldi. Dünya Kupası’nda milli takımı takip etmek için kalabalık bir kadroyla Güney Afrika’ya gelen gazete, soyunma odasında yaşanan kavganın tüm detaylarını, Anelka’nın galiz küfürlerini birinci sayfadan manşet yaptı. O manşetin ardından Fransa Milli Takım kampından valizini alıp çıkan Anelka oldu, takımdan kovulmuştu. Ribery ile birlikte takım üzerinde ağırlıkları vardı ve sahaya çıkacak 11’e karışıyorlardı.

Anelka’nın kovulmasıyla da bitmedi skandal. L’Equipe’in manşeti kampı karıştırdı, olayları medyaya teknik ekibin sızdırdığına inanan futbolcular Dünya Kupası oynanırken greve gittiler ve ertesi gün idmana çıkmadılar. L’Equip’in ertesi gün manşeti acımasızdı: Büyük Sirk” İngiliz bahis şirketleri böyle günlerde garip bahisler açmayı severdi. Fransızların, gruptaki son maçta Güney Afrika karşısına çıkmayacaklarına dair bire 100 veren bir bahis açtılar. Parayı yatıran kaybetti çünkü dağılmış Fransa o gün sahadaydı, ev sahibi de son tokadı vurdu Fransızlara, 2-1 kazandılar.. 23 Haziran günü Paris’e giden uçaktaki futbolcular ülkede vatan haini ilan edilmişti, kaç maç ceza alacaklarını öğrenmek için çok da beklemediler..

YOLU TÜRKİYE’DEN GEÇENLER
2010 Dünya Kupası’nda Fransa Milli Takımı kadrosunda olan 6 futbolcunun yolu Türkiye’den geçti. Anelka, bu finaller öncesinde Fenerbahçe’de 2005-2006 sezonunda oynamıştı. Frank Ribery’nin Galatasaray kariyeri kısa sürmüş ve bugün bile gizemini koruyan transfer hikayesinin sonunda Marsilya’ya imza atmıştı. Marsilya taraftarının sevgilisi Valbuena da 26 yaşındaydı ve Güney Afrika kadrosundaydı. 2010’daki skandalın ardından adı bir de Benzema ile skandala karıştı, Cezayir asıllı santrforun milli takım kariyeri sona erdi. Fransızların o kadrosundan Türkiye’ye gelen 4. isim ise o tarihte 24 yaşında olan ve Arsenal forması giyen Gael Clichy idi. Clichy de Başakşehir’e Valbuena ile aynı yılda (2017)’de geldi.  5. isim Trabzonspor forması giyen Malouda...2010 skandalına karışan kadrodan Türkiye’ye yolu düşen son isim ise 2017-2018 sezonunda G.Saray’a ikinci kaleci olarak gelen Cedric Carrasso… Carrasso’nun adı aday kadrodaydı ama yolculuğa iki gün kala sakatlanınca yerine Stephane Ruffier’i aldılar ve hikayenin sonunda o otobüste olmayan Carrasso ceza almaktan kurtuldu…

1 Temmuz 2018

Davulcu Manolo'nun Hikayesi



Yedi yıl önce tanıştım Manolo ile. Valencia’da Barcelona ile Real Madrid’in Kral Kupası finali öncesinde Mestella Stadyumu’nun karşısında tıklım tıklım kafesinde taraftarların sürekli hatıra fotoğrafı çektirdiği adamdı. “Manolo el del bombo” Davulcu Manolo, İspanya’nın en ünlü taraftarı. Ne Real Madrid’i ne de Barcelona’yı tutuyor, onun en büyük tutkusu İspanyol Milli Takımı. 40 yıldır davuluyla yollara düşüyor ve İspanya’nın oynadığı her maçta tribünde davuluyla mutlaka ekrana geliyor. Manuel Cacares Artesero, İspanya’nın kuzey batısında Aragon bölgesinde Huesca’da doğmuş. “Kasabada davul çalan çok insan vardı, çocukken onlardan etkilendim” diyen Manolo, kasaba takımlarının maçlarında davul çaldıktan sonra İspanyol Milli Takımı’nın peşine düşmüş. 1979’da Kıbrıs ilk deplasmanı.

Asıl hikaye ise ülkesinde düzenlenen 1982 Dünya Kupası. Otostopla maça giden, 16 bin kilometre yapan Manolo cebinde beş kuruş yokken bile bu tutkusundan vazgeçmemiş. Bir gün milli takımla gittiği deplasmandan döndüğünde eşinin çocuklarını alıp onu terk ettiğini öğrendiğinde bile vazgeçmemiş bu sevdasından. Valencia’daki kafesi futbol müzesi gibi. Davulcu Manolo’nun Kral Carlos ile hatıra fotoğrafından, İspanya’nın son 30 yılında milli formayı giymiş futbolcularla karelere, imzalı formalara ve eskiyip duvarlara asılmış davullara bakınıp bekliyor taraftarlar Mestella’daki maçları. Malum İspanya, 2008’e kadar bir başarı olan milli takım değil. Çileli yılların adamı aslında Davulcu Manolo. “İspanya tribününde 20 kişi olurduk en fazla, bazen tek başıma davul çalardım. Şimdi başarılar geldikten taraftar da milli takımın peşine düştü” diye anlatıyor o günleri. 2010 Dünya Kupası’na Güney Afrika’ya giden ve hastalanınca ülkeye dönmek zorunda olan Davulcu Manolo’yu tedavi ettiren de İspanyol Futbol Federasyonu. 40 yıllık serüvenin son döneminde zaten federasyon bütün masraflarını karşılar olmuş Manolo’nun. Milli takımın kamp tesislerine girişi serbest, takımla aynı uçakta yolculuk yapabiliyor ve resmi delegasyon listesinde adı yazılı. 

2010’da tedavinin ardından Madrid’den bir kez daha Güney Afrika’ya uçan ve final maçına yetişen Davulcu Manolo her İspanyol gibi 2014’de Brezilya’daki Dünya Kupası’nda büyük üzüntü yaşamıştı. Gruptan çıkamayan ve erken eve dönen milli takımın 2018’de Rusya’da yine şampiyon olacağına inan Manolo, 15 gün önce yine düştü yollara. Gruptaki ilk maçta, Portekiz-İspanya karşılaşmasında davuluyla birlikte tribündeydi Manolo. Ne olduysa o maçtan sonra oldu. 69 yaşındaki Manuel Cacares Artesero’ya Rus yetkililer davulunu tribüne sokamayacağını söylediler. Davulcu Manolo, davulu olmadan tribüne çıkarmaydı. İki İspanya maçında da Rus yetkililer geri adım atmadı. Manolo gözyaşları içinde televizyon kameraları karşısına geçti ve İspanya Başbakanı Pedro Sanchez’den Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i arayıp davulu için izin almasını istedi. 

Davulcu Manolo’nun İspanya’da seveni de çok, sevmeyeni de. Birçok İspanyol onun profesyonel bir taraftar olduğunu inanıyor, masraflarının futbol federasyonu tarafından ödendiği için de Davulcu Manolo onlara göre “profesyonel taraftar.” Sevenleri için ise, milli takımın peşinden 8 Dünya Kupası’nda koşturan ve bu uğurda ailesinin dağılmasına bile göz yuman Manolo tutkularından vazgeçmeyen, ülkenin en ünlü animatörü…

9 Temmuz 2014

Unutulmaz Gollerin Posterleri

Manchester'lı tasarımcı Rinks Hincks, unutulmaz gollerin posterlerini yapmış, sitesinde satıyor. Bu minalizm son dönemin modası oldu. 
Rincks Print Shop 

13 Temmuz 2010

Barcelona&Fabregas

Fabregas, Barcelona'da değil de, Barcelona forması Fabregas'ta. Dünya Kupası zaferinin kutlamalarının en çok konuşulan anı bu olacak yarın ve ertesinde. Barcelonalı futbolcular, kendi alt yapılarından yetişen Fabregas'ı yönetimden önce transfer ettiler. Arsenal 50 milyon üzerinde bir rakam istiyor. Bu kareler elbette ki Londra'da hoş karşılanmayacaktır. Lakin, yakın bir zamanda imza da gelecek gibi duruyor. Pique'den sonra arka kapıdan kaçan bir başka evlat daha geri dönüyor yuvaya.
Barcelona'da David Villa'nın arkasındaki Iniesta, Fabregas, Xavi ve Messi karşısında oynayacak olan tüm ön liberolara Allah bol nefes versin...

12 Temmuz 2010

Daha Mutlu Bir Ülke

Güzel reklam:" Daha Mutlu Bir Ülkeye Hoş Geldiniz. Teşekkürler."

Günün Filmi

Şampiyon İspanya. Günün Filmi: Los Lunes Al Sol (Güneşli Pazartesiler)
SANTA: Las ocho mil pesetas, por ejemplo. ¿Cuánto valen ocho mil
pesetas?
[Lino lo mira sin entender]
LINO: ¿En euros?
SANTA: En pesetas. ¿Cuánto valen ocho mil pesetas en pesetas?
LINO [Se encoge de hombros] Ocho mil pesetas
SANTA: Pues no. Pues no. ¿Lo ves? Para mí ahora, moralmente valen
mucho más
RICO [Duda] ¿Diez mil?
SANTA: Mucho más. Diez millones. Más. Cien mil.
LINO: Joder, Santa, qué chorradas dices, cómo van a valer ocho mil pesetas
cien mil millones

8 Temmuz 2010

Almanya Giderken


Puyol ve Babası ve Cruyff

"Barcelona'nın kaptanının babası dün öğleden sonra nerede olur? El Corte Ingles'de alışverişte? Marbella'da golf mü oynar? Dünya turundadır; Tokyo'ya az önce mi inmiştir? Lebiderya evinde, dizlerinde battaniye; kitap mı okur? Diagonal'de yürüyüşe mi çıkmıştır? Şehir kulübünde briç masasında ayakları mı uyuşmuştur? Barcelona kaptanının babası dün öğleden sonra nerede olur? Oğlu Deportivo La Coruna maçı için El Prat'dan takımla havalandığında bir iş makinesinin üzerinde de olurmuş. 56 yaşındaymış. İş kazası. Puyol, La Coruna'ya indiğinde "baban öldü" demişler. Barcelona'ya 200 km uzaklıkta Puyol ve kardeşi Putxi'nin doğup büyüdüğü yerde. Babalar hep ölür. Milyon dolarların da olsa ölür..." 4 yıl önce bunları yazmışım Puyol için. O, bugün İspanyolları tarihinde ilk kez finale çıkartan adam oldu. El Clasico'da Santiago Bernabeu tribünlerine kolundaki Katalan bayrağının sarı kırmızısını gösteren adam bu gece bir ulusu uyutmayacak. Hatta Pazar'a kadar da uyumayacak İspanyollar. Ve onların prensi ve kraliçesi. İspanyol prensi gruptaki ilk maça gelmişti. İsviçre kazandı. Kraliyet ailesi bu kez yarı final ve olası final için kraliçe Sofia'yı yolladı Güney Afrika'ya. Kaybetseler artık ne kralı kalırdı, ne kraliçesi! Portekizlilerin gazete kapaklarındaki boğa mizansenini taklit eden Almanlar da aynı yolun yolcusu oldular.Buraya kadar finali hakeden takım Almanya idi. Oynadıkları futbol ve İspanyolların bu turnuvadaki performansıyla da bu yarı finalin favorisi. Tedirgin başladı Almanlar. İki takım da kupada Şili ve Gana ile birlikte en genç kadrolara sahiptiler; aradaki fark İspanyolların 23 kişilik kadrosunun 32 takım içinde en çok kupa kazanan dolayısıyla görmüş geçirmiş taraf olmasıydı. Askerde üstünün karşısında esas duruşa geçersin de, rütbe arttıkça elin terler, nabızın yükselir. Yıldızlar fazlalaştıkça, esas duruş da bir başka esaslı olur. Almanların durumu da buydu işte. Karşı tarafta o kadar çok yıldız vardi ki, ilk çeyrekte kasıldılar. Löw'ün dediği gibi "İspanyollar'da birde fazla Messi vardı." Sürklase ettiği Arjantin maçından sonra takımının ayaklarını yere sağlam basması için söylenmiş diye de okunabilir bu elbette.
Onbirdeki 7 Barcelona'lı karşısında Almanların %60+2-3 topu rakibe vereceklerini ve hızlı çıkarak işi bitirmeye çalışacaklarını kurgulamıştım kafamda. İspanyollar iyi başlayınca bu orana %70'e kadar çıktı. Topu alamazsanız işiniz zor. Barcelona klasiği ufak defolarıyla sahadaydı. Del Bosque, "Torres'i oynayacatağım" diyerek kafa karıştırmıştı. Israrın sonu hüsran olabilirdi, Pedro tercihi (Lahm'ı çıkartmadı) bu yüzden anlamlı. Almanlar, 30 sonrası dengeyi buldular ama maç İspanyollara akıyordu. Mesut'un pozisyonunda Ramos büyük profesyonel; darbeyi kramponu ile değil diziyle vuruyor gördüğüm, her hakem atlar bunu. Müller'in yokluğunda Trochowski olmadı, ağır kaldı. Mesut da top gelmediğinde ön liberolar arasında kayboldu gitti. İsyankar adam Schweinsteiger de Khedira ile birlikte adam kovalayınca Almanların beynini kan gitmez oldu.Grup maçlarında motor ısıtan İspanyollar bağıra bağıra geldiler ve sol şeritte kapatmış giden Almanlara uzunları yaktılar. Maharet direksiyondaki adamlardaydı. Löw ikinci yarıda hamle üstünlüğünü aldı ama ilk değişiklik yolunda gitmeyen sol bek içindi. Jansen girdi, Boateng çıktı. Del Bosque susarken; Kroos ile orta ile forvet arasını bulmaya çalıştı. Kroos'un kaçırdığı gol olsa planı tutmuş olacaktı Löw'ün. İki maçı, sırasıyla Llorente ve Fabregas değişiklikleriyle çeviren "Yeniköy Kasabı"ımız bu kez yolunda giden takıma çomak sokmadı. Gereği de yok gibiydi. Tilki Löw'e karşılık Kurt Del Bosque olsun mu? "Gol geliyor" dakikalarında İspanyolların, uzun Almanlar karşısında golü kornerden bulması beklenen değildi gibi. Puyol ilk yarı kaçırdığını bu kez affetmedi. Hakan Şükür'ün Bologna'da asılı kaldığı gibi fotoğraf da çektirdi kafayı vurmadan önce.Bu Dünya Kupası'nda topun bir adaleti var. Öyle ya da böyle, maçların büyük bir çoğunluğunda iyi olan taraf sonunda güldü. Şimdi nefis bir final olacak. Bu İspanya'nın hamurunu yoğuran ustaların memleketi Hollanda sonuçta. Aklıyla ve ruhuyla 90'ların başına direkt; geride kalan 10 yılın yarısına endirekt damga vuran Cruyff'un çocukları olacak Soccer City'de.
İlk kez bir Avrupalı kıta dışında kupa kaldıracak. Bu eğer İspanya olursa; ilk kez bir takım gruptaki ilk maçını kaybettikten sonra şampiyon olmuş olacak. Son söz Löw'e olsun. Maçın ardından İspanyol milli takımına yağdırdığı övgüler ve kurduğu cümleler bizi şunu anlatıyor. Bu Almanya, 2012'de yine İspanya ile final oynar. Löw pes etmeyecek. Biz ise halimize yanalım. 2008'den sonra İspanya, 2010'dan sonra Almanya ile aynı eleme grubuna düştük.Maçın başında sahaya dalan ve acaba Jimmy Jump mı dedirten İtalyan. Mario Ferri. 23 yaşında. Sampdoria taraftarı. Geçen Kasım ayında İtalya-Hollanda maçında sahaya girip "Cassano Milli Takım'a" yazılı tişörtü giymişti. Sampdoria-Napoli maçında da sahaya dalmış. İtalya'da 2018 yılına kadar statlara girme yasağı var. Bu maçta sahaya gireceğini, biletinin numarasını vererek daha önce internette duyurmuş. Tişörtünde de bir önceki vukuatına gönderme var. "Lippi sana söylemiştim: Cassano milli takıma!" "Dünyada barış" diyen bu arkadaşı Güney Afrika polisi ne zaman bırakır? Memleketine ne zaman döner, bilinmez tabii.
ALMANYA (4-2-3-1): Neuer; Lahm, Mertesacker, Friedrich, Boateng (dal 7’ s.t. Jansen); Khedira (dal 35’ s.t. Gomez), Schweinsteiger; Trochowski (dal 17’ s.t. Kroos), Ozil, Podolski; Klose. (Wiese, Butt, Badstuber, Marin, Aogo, Tasci, Kiebling, Cacau). All. Loew.
İSPANYA (4-2-3-1): Casillas; Sergio Ramos, Piquè, Puyol, Capdevila; Busquets, Xabi Alonso (dal 47’ s.t. Marchena); Iniesta, Xavi, Pedro (dal 40’ s.t. Silva); Villa (dal 36’ s.t. Fernando Torres).(Reina, Valdes, Albiol, Arbeloa, Martinez, Navas, Fabregas, Llorente). All. Del Bosque.

7 Temmuz 2010

Maça Maça

Portekiz-İspanya maçı öncesinde de Portekizliler, Cristiano Ronaldo'yu kullanmıştı bu mizansen için. İspanyolların ağırına gitti tabii maç sabahı. Kazanınca da dalgalarını geçtiler. Almanlar da boş durmamış. Marca, Portekizlileri taklit etmişsiniz diyor. Belli ki kazandıkları takdirde verecekleri bir cevapları var. Maça bir saatten az kaldı. Del Bosque en sonunda Torres'den vazgeçti. Almanlar topu İspanyollar'a 60'a 40 bırakır, hızlı çıkarlar tahminim var. İki kadro da çok genç, temposu yüksek maç olacak. Favorim Almanlar ama gönlüm İspanyollardan yana. İlk kez bir Avrupa ülkesinin kıta dışında kupa kaldıracağı finalde favorim bu akşamki yarı finali kazanan ülkedir. Sneijder- Robben'in bir itirazı vardır elbette buna... Maç biter, yayın başlar Lig TV'de.

Xabi Alonso a.k.a Dexter

Xabi Alonso'nun İspanyol Milli Takımı'ndaki lakabı Dexter. Sergio Ramos ise Rambo:)

5 Temmuz 2010

Maradona Giderken

Maradona'nın Almanya maçının ardından yaptığı açıklamaları izledim. Takımıyla gurur duyduğu, kafasındaki futbolu oynattığını, finallerde başarılı olduklarından bahsediyordu. Çok değil yarım saat önce sahada sürklase olan takımın teknik direktörü sanki o değildi. Bardağın dolu tarafından bakmak da bir yere kadar!

Bir yakınını kaybettiğinde insan dört aşamadan geçer diye okumuştum bir zamanlar. Sonra bir gün pratik etme şansım da oldu. Kaybedilenin, gidenin ardından ilk gelen inkardır. Ölmedi dersin. Öldüğüne inanmazsın. İnkar yerini kabullenmeye bıraktığında isyan girer devreye. Neden sorusuyla baş başa kalırsın. Her ölüm erken der karşına oturanlar. Üçüncü devre matemdir. Bu dönemde işin eğitimini almış olanlar hayata sağlıklı devam edebilmek için dibine kadar yaşamayı tavsiye ederler hüznü. Oturur ağlarsın, içersin, ağlarsın. Dördüncüsü ve sonsuzu özlemdir. O, sen yaşadıkça peşinden gelir. Özlersin, hatırlarsın, rahmetlinin cebini ararsın, açmaz, yine özlersin...Maradona'yı izlediğimde bunlar geldi aklıma. Ortada tutun ki bir ölüm var. Maçın ardından ne söylediğinin farkında bile değildi. Bugün eve döndüğünde başka türlü konuşmuş bir televizyon kanalına. 2006'da Arjantin elenip eve döndüğünde 3 bin kişi karşılamış, Maradona da o tarihte "Neyi kutluyoruz?" demiş doğal olarak. Ole unutmamış, 4 yıl sonra yine bileti erken aldıklarında bu kez Maradona farkıyla havaalanına gelen insan sayısı 20 bin. Kupayı alsalar milyon insan gelecek demek ki karşılamaya. Maradona bırakacak mı? Arjantin Futbol Federasyonu'nun tepesindeki adamlar akıllı adamlar. Hiçbiri kalkıp da onu görevden almaz. Aldıkları takdirde halkın linç edeceğini iyi biliyorlar ve sessizliklerini koruyorlar. Maradona ne diyorsa o diyorlar. Maradona ne diyor peki? "Artık benim devrim kapandı. Elimden geleni yaptım. Artık ailemin yanına dönüyorum."

Televizyondaki bu konuşması basit bir kamuoyu yoklaması da olabilir. Zira "gitsin" diyenlerin yüzdesi şu anda daha fazla. Yakın arkadaşı Alejandro Mancuso ise devam edeceğini iddia ediyor. Benim tahminim bırakacağı yönünde. Maradona bir sistem adamı değil, sabırlı olamayacak kadar savruk bir 50 yılı geride bırakmış, tüm defolarıyla sevilen bir adam . Lakin bu defolar onun iyi bir hoca olmasını engelliyor. Üzerinde takım elbise bile sakil duruyordu Dünya Kupası'nda.

Onunla büyüyen kuşak ondan kokainden dibe vurduğunda vazgeçmedi, şimdi kulübede duvara toslayınca da vazgeçmez. Çünkü Maradona, mükemmel olmayan adamların en mükemmeli...

4 Temmuz 2010

Dünya Kupası Finalistleri?



Tabarez-Marwijk-Löw-Del Bosque

Dünya Kupası’nda finale çıkacak teknik adamlardan birinin Türkiye’den geçmiş olması çok da ilginç değil elbette. Çok değil 2 yıl önce Euro 2008’de final oynayanlardan biri de turnuva öncesinde Fenerbahçe’ye imzayı atmıştı. Löw, Del Bosque, Aragones, geçmişte yarı final gören, bugün Milli Takım’ın başında olan Hiddink… 10 tane hoca sayarız böyle…

Yarı finalin dört teknik adamının da ortak özelliği düşük profil çizmeleri. Bu adamların hiçbiri medya ile kavga etmiyor, rakiplere hoyratça saldırmıyor. Tutun ki bizim 3 Büyükler’in bugün teknik direktörü yok ve hepsi de yeni hocalarını arıyor. Del Bosque, Löw, Oscar Tabarez ve Bert Van Marwijk isimleri kim ortaya atsa, taraftardan pozitif bir geri dönüş almaz. Sadece bizim için de geçerli değil bu. Tabarez’in bayık geçen Serie A kariyeri, Del Bosque’nin içinden yetişmese asla akla gelmeyeceği Real Madrid teknik direktörlüğü, Marwijk’nin büyük takımların gündemine gelmemesi ve Löw’ün en olmuş zamanında bile yardımcılığı kabul etmesi ve asla kartvizit problemi yapması. ..Bu 4 teknik adam da büyük kulüplere yakıştırılmaz ama Dünya Kupası’nda milli takımlarını yarı finale getirdiler.Güney Amerika grubunda ilk 4 sırayı alan takımlar elenirken, sahasında Arjantin’e mağlup olup play-off oynamak zorunda kalan Tabarez’in Uruguay’ı kıtasını temsil ediyor. (Hollanda ve İspanya, Dünya Kupası'na gelirken eleme gruplarında tüm maçlarını kazandılar. Almanlar ise Finlandiya ile iki beraberlik dışında fire vermeden geldiler.) 4 yıldır takımın başında Oscar Tabarez. Kendi yaş grubundaki teknik adamların çoğu (Lippi, Capello ) evinin yolunu tuttu bu kupada. Uruguay "taş gibi takım "diyoruz ama orta sahada oynayanları şimdi "say" desek kaç futbolsever sayabilir ki?Feyenoord ile UEFA Kupası’nı kaldıran Bert Van Marwijk’in Hollanda’sında yanında oturan Frank de Boer ve Cocu’nun payını düşündük mü acaba? Evet, Hollanda elenip gittiği, heba olduğu turnuvalarda gözümüzü çok daha fazla okşamış, daha renkli bir futbol oynamıştı ama asıl şimdi defansta dengeyi bulmadılar mı? Brezilya karşısında skora isyan eden adamların motive eden işte bu üçlü. İki yardımcının da defans formasyonlu olması da elbette ki önemli. 1978’de final oynayan Hollanda milli takımında sırtındaki sakatlık yüzünden yer alamayan Marwick, şimdi teknik adam olarak o finale yürümenin peşinde.

Del Bosque bildiğiniz Yeniköy Kasabı(!) Köftesi de iyiydi, pirzolası da! Ne zaman verildi, ne sabır gösterildi. Tigana gibi! 2008’de final oynayan kadroyu değiştirmesine gerek yoktu, zaten yaş ortalaması düşük bir kadro vardı elinde. Bu kupada kanat adamlarını kenarda bıraktığı ve Torres’de ısrar ettiği için eleştiriliyor ama doğru ya da yanlış iki maçı yaptığı değişikler sonrasında kazandı. Yan yolda iyi ısıttı motoru, şimdi otobanda sol şeritte Löw'ü sollamanın peşinde... Ne zaman Bundesliga’dan bir maç izlesem, reji onu ekrana getirir. Löw karış karış Almanya’yı geziyor bütün sezon. 2008’de final oynattığı kadroyu hatırlayalım. Kimler yok bugün? Yaşlı ve çaptan düşmüş adamlar: Lehmann, Metzelder, Hitzlsperger, Frings ve sakat Ballack.. Yerlerine gelen Mesut, Khedira, Müller’den ikisi Dünya Kupası’nın en iyi onbirine girer şimdiden… Schweinsteiger'i de yazalım tabii o listeye...

Rijkaard geldi, "Sparta Rotterdam’ı küme düşürmüştü" dedik. Schuster kapıdan girdiği gün "bu adam Real Madrid’den kovuldu" dedik. Futbol kitapları ancak bir kitapçı rafını dolduran biz Türkler, bu oyunun kitabını yazmışız! Dünyanın haberi yok!

İspanya Gole Giderken

Dün gece İspanya-Paraguay maçında David Villa'nın golü öncesinde atak gelişirken, Telecinco kanalında maçı anlatan spiker ve yorumcu Jose Antonio Camacho'yu izleyin lütfen. Video: AS Gazetesi

Arjantin Eve Dönerken

3 Temmuz 2010

Brezilya'da Arjantin Manşeti

Dün Brezilya, elenince Arjantin medyası (foto 2: Ole) vakit kaybetmeden dalgasını geçmeye (Gidin televizyondan izleyin, (LCD alın) başladı. Ezeli rekabette Brezilya'nın cevabı gecikmedi. Bugün, Arjantin'in Almanya karşısında sürklase olduğu maçın ardından Brezilya'da Globeesporte yukarıdaki manşeti attı.

Sürpriz Yok!

Fransa ve İtalya, Güney Afrika'ya gelirken kötüydü, elenip gittiler. Dunga ve Maradona, Güney Amerika elemelerinde eleştiriliyordu, onlar da eve dönüş biletini aldılar. Maradona, Almanya maçı öncesinde 4 karşılaşmada takımı iyi motive etti ama hiçbirinde taktik zekasını ortaya koyacak, maç çevirecek bir hamlesini gerektirecek bir oyun olmadı. Bugün o sınava girdi ve çaktı. Hollanda, Almanya, Uruguay, bu sezon Avrupa Kupaları'nda finale yürüyen takımların yıldızlarıyla (Forlan, Sneijder, Robben, Müller, Schweinsteiger, Müller....... ) ayakta kalırken, Maradona, Inter'den Cambiasso, Zanetti'yi kadroya bile almayıp, Milito'yu da kulübede unutunca beklenen son geldi.

20 Yıl Sonra Napoli ve Maradona

"Bir gün yeniden San Paolo'yu doldurmak için Napoli'de çalışmak istiyorum." Bunu birkaç yıl önce söylese kimse ciddiye almazdı. Arjantin'i çeyrek finale getirdiğinde söyledi. Bugün özel bir gün. Napoli için. Maradona için. İtalya için. Almanya için. Tam 20 yıl önce bugün, 3 Temmuz 1990'da San Paolo Stadı'nda Maradona, İtalya'nın karşısına çıktı. İki ay önce 29 Nisan'da şampiyonluk sevincini yaşadığı stada, 259 maçta 115 gol attığı ligin milli takımının karşısına. Onun transfer olduğu 1984 yılında stada 70 bin taraftar gelmişti. 6 yıl sonra İtalya'yı değil Maradona'yı destekledi çokça Napolililer. O gün statta olup bu desteği abartmamak gerektiğini söyleyenler de var. Sahadaki zaten sevmiyorlardı Kuzey'de, o maçtan sonra nefret ettiler. Napoli'yi kurtaran adam şimdi 20 yıl sonra bir rövanşa çıkıyor. 1990'da yarı finalde İtalya'yı geçmişler ama finalde Almanya, Brehme'nin golüyle kazanmıştı. Bu kez rövanş çok uzaklarda ama Napoli halkı yine Maradona'nın yanında. Fotoğraflar da maça bir gün kala Napoli manzaraları...Maradona'nın Napoli kariyeri boyunca oturduğu ev.
"Llegar al area y no poder patear al arco es como bailar con tu hermana" Diego Armando Maradona
(Ceza sahasına girip kaleye şut atmamak kızkardeşinle dansetmeye benzer.)

2 Temmuz 2010

Brezilya kupaya veda ettikten sonra Ronaldo, twitter'da günün anlam ve önemini bir cümleyle özetlemiş: "Felipe mello nao deve passar as ferias no brasil..."
Felipe Melo tatilini Brezilya'da geçirmesin.
***
Juventus'u bitirdi, Brezilya'yı bitirdi. Brezilya'ya gidemeyen Torino'ya da dönemez.

Domenech&Lippi

2008'de Domenech, 2010'da Lippi. Kupaya veda bisiklete biniyor bu hayatta (!) Blanc ve Prandelli koltuğu teslim aldılar. Domenech ve Lippi'ye iyi tatiller. Dunga'ya da bir dağ bisikleti lazım. Brezilya'da şehirde tutmazlar artık onu (!)