2008'de Domenech, 2010'da Lippi. Kupaya veda bisiklete biniyor bu hayatta (!) Blanc ve Prandelli koltuğu teslim aldılar. Domenech ve Lippi'ye iyi tatiller. Dunga'ya da bir dağ bisikleti lazım. Brezilya'da şehirde tutmazlar artık onu (!)
Euro 2008'deki 16 teknik direktörün büyük bir çoğunluğu formsuz, renksiz ve sıradandı. Başarısız kabul ettiklerimi iki gruba ayırıyorum. İlk grup ellerindeki çok kaliteli ve derin kadrolara rağmen sınıfta kalanlar. İkinci grup ise imkanlar dahilinde turnuvaya hiçbir şey katmadan evine dönenler. Fransa'yı sıradan, gri bir takım haline getiren Domenech, 2006 finaline rağmen bu takıma keyif veren futbolu oynatamadı yıllardır. Onunla yarışan ise İtalya'da Donadoni oldu. Toni'nin üzerine kurulu oyun düzeni dışında hiçbir alternatifi olmayan Donadoni eve döner dönmez yazlığına yollandı zaten. Sezonun en iyi oyuncusu Cristiano Ronaldo'lu kadroyu ileri uçta Nuno Gomes'e mahkum eden ve savunmayı oturtamayan Scolari de elindeki potansiyeli değerlendiremeyen ve Chelsea ile anlaşmasını turnuva içinde açıklayarak takımın havasını bozan isim oldu. Grup maçlarında kupayı alır dedirten futbolu oynatan Van Basten, iyi teknik adamlar savunmacılardan çıkar diyenleri haklı çıkardı. 3 hat arasındaki kalite farkı ve ofsayt taktiğini bile uygulamayan tandemiyle yere serildi. Ajax'da işi hazır olduğundan pek de umurunda değildi ya.
2004'de kurduğu sistemin temelini yeni jenerasyona aktaramayan ve yaşlı kadroyla idare etme tembelliğine kaçan Otto Rehagel de kötüler arasındaydı. Son şampiyonun suratına 3 mağlubiyet çarptılar ki bu bile gitmesi için yeterdi Lakin komşu daha iyisini bulamayız deyip sözleşmesini yeniledi. İmkanları dahilinde vasat takılanların başında Karel Bruckner ve İsveçre'in hocası Kobi Kuhn var. Geçmişte iyi işler yapmışlardı ama turnuva sonunda işi bırakacaklarından mıdır nedir takımlarına hiç katkı yapamadan eve döndüler. İsveç'in hocası Lagerbach de İbrahimovic atarsa kazanırız taktiğinden öteye gidemedi turnuvada. Elemelerdeki Polonya ile finallerinde Polonya arasındaki fark dağlar kadar. Leo Beenhakker de ismi var kendisi yoku oynadı Euro 2008'de. Romanya'da Piturca da 3 maçta da oyunu değiştirebilecek tek hamle yapmadı. 16 takım arasında fasulye kabul edilen Avusturya grupta son maçına çeyrek final ümidiyle çıktıysa takımı iyi motive erden Josef Hickersberger'i iyiler arasına yazmak lazım. Grup maçlarında Gomez'de ısrar edip Hırvatlardan tokat yiyen Löw çeyrek finalde hatasından döndü ama şansı kötü bir Portekiz ile oynamasıydı. Finale kadar çıkmasına rağmen Löw hiç de öyle büyük bir kulüp çalıştıracak çapta görünmedi.
Yılmaz Vural'ın kenarda ne yapsa kendine yakıştırıyor modeli Bilic takımına iyi futbol oynattı. Bizi gözünde fazla büyütmüştü, korkak oynayınca futbol tanrıları affetmedi. 3 numarada benim adayım Fatih Terim. 23 kişilik kadroyu eleştirdim, ilk onbirlere çoğu zaman anlam veremedim ama biz bu turnuvada iz bıraktıysak hakkını teslim etmek lazım. 2 numarada Guus Hiddink, elinde kendi memleketinin takımı olsaydı bence finale çıkardı. Rusya'nın yarısı vasat onbirine 2 maçta oynattığı futbolla fark yaratan hoca olduğunu bir kez daha kanıtladı. 1 numarada Aragones var. Bu orta saha kimde olsa başarılı olur da denilebilir ama önemli olan elindeki 23 kişilik kadroyu 6 maçlık trafikte maksimum performansla kullanabilmek. Aragones, iki Rusya maçında "rakip nasıl kilitlenir"in dersini verdi. Finalde de herkese "hak eden kazandı" dedirtti. Ben teknik adamlar adına bu turnuvada maalesef "hücum futbolu kazandı" sonucu çıkartamadım. Soyunma odasında takım olmayı başaran, kaleciden forvetine kadar 4 hattında da dengeli olan, rakibin hücum silahlarını bloke edebilecek kadar taktik çalışan, rotasyonu iyi uygulayan ve şuursuzca saldırmak yerine rakibi nakavt eden hamleyi düşünebilen teknik adamlık kazandı bu turnuvada. Hücum futbolu ne ola ki!...
Bazı futbolcuların kişisel tercihidir, medya karşısında düşük profil çizerler. Reklamları yoktur, az röportaj verirler, takımın başarısında büyük pay sahibidirler ama hep başkaları konuşulur. İşler kötü gittiğinde işe yarar bu düşük profil tercihi. Kılıçlar hep parlak yıldızlara saplanır. Xavi işte; kim derdi ki Euro 2008'in en iyisi o olacak diye? Barça'da yıllardır oynadığını oynadı bu turnuvada. Düşük profil deyince aklıma Aurelio ve Mehmet Topal gelir, topu onlar oynadı medya Emre ve Tümer'i yazdı çizdi... Kulüplerinde de milli takımda da...
Euro 2008'de -gözden kaçmadıydsa eğer- tek ceza alan ülke Hırvatistan. Bizimle oynadıkları bir maçta açtıkları pankart ve ırkçı tezahürat yüzünden. UEFA 12 bin euro ceza vermiş. Ne pankarttan haberim var ne de tezahürattan. Almanya'da yanyana mahallelerde oturan, fabrikalarda aynı tezgahta çalışan iki ülkenin insanlarıyız; en azından öyle diyorlardı ekranlarda. İki dirhem sempatim vardı bu takıma o da yok oldu gitti... Müsadenizle siz kimsiniz lan deyip kapatıyorum postu...
UEFA'nın seçtiği en iyi 23. İki Alman bence haketmiyor bu kadroda yer almayı. Ballack ve Lahm. Biri çirkefti, Portekiz maçında rakibi itti, penaltı aldı, diğeri savunmada dağıldı. Arda yok kadroda, Semih de, Ramos da, Corluka da... Xavi turnuvanın en iyi oyuncusu seçilmiş. Benim oyum İspanya'nın iki stoperine turnuva boyunca plaja gönderen Marcos Senna'ya...
En iyi 11? Zordur bunu yapmak. Stoperlerde zorlandım. Tereddüt etmediklerim Casillas, Sergio Ramos, Zhirkov ve Senna-Xavi-Iniesta oldu. Hamit yerine belki Modric olabilirdi. David Villa iyi başladı, sonuna getiremedi. Arshavin'i koyacak yer bulamadım(!). Sneijder, o güzel başlayan Hollanda'yı temsilen orada. Bu 11 şampiyon olur muydu? Sanmıyorum (!) 11 olurlar da takım olamazlardı galiba... Yorumlarda gelecek en iyi 11'leri merak ediyorum...
88 dakikada geldi ekrana elinde davulu. Manolo İspanyol milli takımının ve Valencia'nın amigosu: El bombo de Espana. Taraftar dedin mi bunu gösterirler İspanya'da. 30 yıldır milli takımın peşinde koşan ve bir kupa hayal eden adam. İspanya ilk kupasını aldığında 15 yaşındaymış Manolo. 2. kupayı gördüğünde ise 59. Sonlardan başladık oradan devam edelim. Kupa töreninde Puerta'yı unutmayan Sergio Ramos. Yaşasaydı belki de Puerta oynayacaktı sol kanatta. Madalyasını alırken Platini'yi herkesten fazla lafa tutan Palop. Gökmen aradı, "1984'de Platini'ye karşı İspanyol kalesinde oynayan Arconada'nın yeşil kazağını giymişti, onu hatırlatıyor diyor telefonda. "Nerden hatırlıyorsun kardeşim Arconada'nın yeşil kazağını?" dedim. Bu blogun tek yabancı müdavimi neden bir İspanyol? Hiç olmayabilirdi, ne bileyim Fransız, İtalyan hatta haberlerden dolayı bir Arjantinli de olabilirdi. Ramon çıktı geldi, ilk günden itibaren kupayı alacağız dedi. Onların diliyle "podemos". Aldılar da...
Milli marşlarına söz yazmışlardı İspanyollar. Bu yıl başında çok da tartışıldı demek ki benimsemediler. Ne ruhsuz adamlar, biri bile marşlarını söylemiyor denmiştir illa ki. Almanların Ballack sakat oynamayabilir haberi taktik gibiydi 2 gündür. İspanya, Rusya'yı orta sahasıyla silmiş, "beni yeneceksen orta sahamı çökertmen lazım" diyordu Almanlara. Turnuvanın başında Gomez takıntısıyla Hırvatistan'a kaybeden Löw, bence finalde de iki büyük yanlış yaptı. Sakatlıktan çıkan Frings'i ve 3 gündür antrenman yapmayan Ballack'ı koydu finallerin en iyi orta sahasının karşısına. Aragones kaç maçtır orta sahada rotasyona gidiyor ve Xavi ile Iniesta'yı bitirmeden oyundan alıyordu. Hesaplar hep final içinmiş. Bu ikili bugün tam mesai yaptılar işte. Polonya maçı gösterge midir tartışılır ama Almanlar iki maça iyi başlayıp kazandılar, geriden gelip yendikleri ise kaderimizde yazdığı üzere bizdik. Polonya ve Portekiz maçlarına iyi başlayan Almanlar yine iyi başladı ama görüldü ki alınacakları gazları varmış. Öyle de yaptı İspanyollar, 10 dakikada aldılar gazını rakibin. İlk yarının kalan 35 dakikası Rusya ile oynayan ilk maçın taktiği. Orta sahadan at kulvarına, Fernando Torres uzasın. David Villa'nın yokluğunda Fabregas da iyice orta sahaya gömülünce; karşıda da Podolski kanatta takılı kalınca iki 4-5-1'in göbekte meydan savaşına döndü oyun. Ama nereye kadar? Ayağına top yakışanların karşısında, Almanlar topal Frings ve Ballack ile hayalet gibiydiler.
Kötü Fabregas yerine David Villa olsaydı çok önce kopardı bence bu maç. Torres'e atılan bütün uzun topları ilk kesmesi gereken Frings rezalet olunca gol kaçınılmaz oldu. Öncesinde Torres, çizgide Metzelder'e 5 metre geriden gelip topa hakim olduğunda ilk sinyal gelmişti zaten. Lahm 2006'daki Lahm değil. Hırvatistan maçında da dağılmıştı, bu finalde de. Teorikte savunmanın en seri adamına yine 7-8 metre avans verip attı golü Torres. Üstelik disiplin falan da hak getire Almanlarda. Metzelder ilk yarı 3 kez topla çıkıp kaybettiğinde Mertesacker tek başına yakalandı. Bu takımda sol stoper oynayanın vay haline. Lahm gidip gelmeyince -ligde Volkan'dan çeken Servet gibi- Metzelder de kanadı kapatmadan helak oldu. İspanyollarda işler tıkırındaydı. Rakibin en güçlü hücum aksiyonu soldan gelen Lahm-Podolski-Ballack üçlüsüydü kaç maçtır. Onların savunmada en iyi olduğu bölge de işte tam orası. Senna ve arkasında Sergio Ramos ve Puyol. Arshavin nasıl eriyip gittiyse o üçgende Podolski de yok oldu gitti. Sağa yıkabilir, Capdevilla'nın üzerine oynayabilirlerdi ama orada da Friedrich kazması olunca çaresiz kaldılar.
İspanyolların kaçırdığı her golden sonra her skoru bilen Ramon'un "1-1 biter, uzatmalarda alırız" demesi geldi aklıma. İkinci yarıda Aragones bu turnuvanın en iyi hocası olduğunu bir kez daha kanıtladı. Fabregas sahada yoktu, Cazorla zaten cengaver. Löw o dakika iflas etti. Kuranyi'yi oyuna alıp hesapta iki uzuna dönmüştü ama İspanyol tandemi Ramos destekliydi, kafa topu falan vermediler. Zaten atacak adam da yoktu. Torres'in çıkması bence Aragones'in uğuru. Adam takıntı yapmış, illa oyundan alacak. Senna, Iniesta ve Xavi hiç düşünmeden Euro 2008'in en iyi onbirine koyacağım 3 adam. 10 yıldır bu ülkede kafamızı pivot santrforla ütüleyenler kupayı orta sahaların kazandığı ne zaman idrak edecek? Almanların pozisyonu varsa da; benim aklıma gelmiyor. Çirkef Ballack'ın takımına çok daha fazlasını atmaları gerekiyordu İspanyolların. 2008'i hakeden kazandı. Bir hattı çok yakışıklı iken; örneğin Hollanda gibi savunması bitik, Rusya gibi orta sahası sıradan; ya da bizim gibi motivasyon-şans-inanç takılan değil; 4 hattında da dengeli olan olan aldı kupayı...


Son düdüğün ardından İspanya çıldırırken ülkenin 3 büyük spor gazetesinin manşeti: As-Marca-El Mundo Deportivo
24 saatlik anketin sonucu. İspanya %71; Almanya %29. Ramon maç skorlarını bildi bugüne kadar. 1-1 berabere biter uzatmada biz alırız diyor. Ben de nasıl alacaksa alsın İspanya alsın kupayı diyorum. Oyunu keyifli kılmak iki teknik adamın elinde. O yüzden başlıkta onlar var. Aragones oyunu kuralına göre uygulayan bir hoca. Donadoni baygın bir oyun istediğinde hiç itirazı olmamıştı. Maçın adamı için tahminim: Fabregas...
Transferleri yazarken mümkün olduğu kadar oyuncuların yıllık ücretlerini de belirtir bizim ligle karşılaştırma yaparım. Ne kadar sağlıklıdır bilemem. Adebayor 1.750'ye oynarken; Fenerbahçe'de yedek kaleci Serdar, "bana 1.7 verin yoksa giderim"-ki gitti- diyorsa anlayın halimizi. Milli Takım'ın aldığı primi de diğer takımlarla karşılaştırmak açısından iki rakam vereyim. Çeyrek finale çıktığımızda ya da Hirvatistan'ı geçtiğimizde adam başı 300 bin YTL verildiği söylendi. Güle güle harcasınlar; milli takımın sponsorlerinden, UEFA'dan akıyor bu para. Almanlar kupayı alırsa adam başı 250 bin euro alacaklar; kaybederlerse ise 150 bin. İspanyollarda rakam turnuva öncesinde açıklanmıştı: 214 bin euro. Ne çıkar bu karşılaştırmadan? İki ülkenin oyuncularının yıllık kazançları/prim oranı bir kenara; İspanya ve Almanya'nın sponsor gelirlerinin bizden kat kat fazla olduğunu düşünürsek; Hasan Doğan ve yönetiminin eli çok açıkmış. Adamlar kupayı alırsa bu parayı alacaklar; biz kupayı alsaydık demek ki Boğaz'da birer yalı verecektik(!)
Dün akşamki travmadan sonra insan biraz öfkeyle bakıyor ekrandaki futbola. İyi alışmıştık, bir maçımızın daha olmadığı gerçeği, turnuvanın sonuna gelinmesi. Hani 7 gece 8 gün tatile gidersin de 5. günden sonra tatil bitiyor stresi başlar, işte öyle... Grupların en iyi futbol oynayan takımı Hollanda idi. Rusya, İsveç maçı ve Arshavin'in dönüşüyle orta şeritten selektör yaptı sola. Çeyrek finalde de gaza basıp, uzayıp gittiler. İspanyollar arabada çocuk var diyen aile babası ehemmiyetinde geçtiler İtalya'yı. Oyunu kuralına göre oynadılar. Her davete kot-tişörtle gidilmiyor ya; Aragones bol bol kostüm değiştirdi bu turnuvada. Hiddink ilk maçta yediği 4 golün dersini almış ancak bu takıma amiyane tabiriyle tırsmak olarak geri dönmüş. Gruptaki 90 dakikada olduğu gibi tüm mahalle hücuma gitmeyi yasaklamıştı Hiddink. İki bekte çıkmaz oldu ilk yarıda...
Aragones aynı taktikle Hiddink'i vuramayacağını elbette biliyordu. Rusya'nın son 2 maçında artı olduğu bütün noktaları imha eden bir oyun planıyla başladı. İtalya maçında olduğu gibi Xavi ve Iniesta'nın adam kovalayıp helak olmalarına gerek yoktu. İkili en az 4 kez rakip ceza sahasına sızdılar, bir gol böyle geldi. Rusların en büyük hücum silahı sol kanattan bindiren Zhirkov ve sol içe bindiren Arshavin'di bu maça kadar. Aragones, o kanattan fedai Sergio Ramos'u yollayıp kademesine stoperleri koyunca Rusya'nın hücum varyasyonu falan kalmadı. Hollanda'ya İspanya'nın savunmasını emanet etseler; bugün yarı finalde Hollanda olur kuşkusuz. Pavlyuckenko'u her seferinde tandem ikili sıkıştırdı. Arshavin'in alacağı bütün toplar da Senna'da eridi bitti. Bir ön libero ancak bu kadar oynar. Ramos'un sağdan bindirip vurduğu şutta kırılan objektif kafadan 3000 euro'dur bu arada. David Villa'nın sakatlığını (finalde yok) ekranda anlatanlar sezemedi, frikikte çok netti oysa ki sakatlandığı. Giren Fabregas için yorum da komik. David Villa sırtı dönük alırmış, Fabregas kulağıyla alır, kaşıyla düzeltir yahu. Oyunun İQ'su arttı Fabregas ile. Xavi ve Iniesta zaten oralı, tut ki Messi; David Silva; Fabregas da Ronaldinho, üstelik arkalarında Barça'da olmayan bir Senna. İyi bir Barcelona gibi oynadı İspanya...
67'de iki değişiklik birden garipti elbette. Aragones'in Torres takıntısı belli, illa ki oyundan alacak ama 25 dakika varken; oyun da 1-0 iken büyük kumardı. 29 ve komşuları geldi sıkı ruletçi Aragones kazandı. Ruslar'da Zhirkov Hollanda maçı sonrası votkayı fazla kaçırmış galiba, ruh gibiydi. O oynamadığında Senna ve tandem üçgeni arasına sıkışan Arshavin sağ kanada kaçtı ama orada da top alamadı. Kolodin olmayınca Ruslar orta sahada kaybettiler maçı. Ömer Üründül büyüğümüz Aragones Fenerbahçe'ye geldiğinde hiç anlaşamayacak gibi. İki maçtır Aragones'e sallayıp duruyor. Bu maç öncesinde benim için turnuvanın en iyi 2 hocası Hiddink ve Aragones'di. İspanyol; Hiddink gibi adama aynı şarkıyı bir daha dinlettirdi. Fabregas 2 asist, Xavi bir gol. İşi yine Katalanlar bitirdi. Ramon şimdi gelir finalin de skorunu verir. Pazar akşamı hepimiz Ramon'uz...
Euro 2008 öncesinde başarısız olursam kafama sıkar giderim diyordu Donadoni. Dediğini yapmadı. İstifaya zorladılar, en sonunda Lippi geliyor kenara çekil deyip ipini çektiler. İki yılımı bir penaltıya mahkum ettiler deyip gitti Donadoni. İyi bir teknik adam değildir zaten. 2 sene önce Berlin'de Dünya Kupası'nı kaldıran Lippi geri döndü. Oğlunun karıştığı calciopoli skandalı yüzünden görevi bırakmak zorunda kalmıştı. Zaman herşeyin ilacı, unutuldu gitti skandal. İtalyan mili takımının başında Lippi 29 maçta 17 galibiyet, 10 beraberlik ve 2 mağlubiyet almıştı.
Scolari'nin Chelsea'ye transferi haberi açığa çıkmıştı ilk maçlar oynanırken. Aragones-Fenerbahçe haberini Marca 17 Haziran'da patlattı. 8 gün sonra Fenerbahehçe turnuva bitmeden resmi sitesinde Aragones ile ön sözleşme imzaladıklarını açıkladı. Peki Aragones finale koşarken ne dedi? Aragones çıldırmış. Kontrat imzalamadım, ortada birşey yok, pazarlığın birinci aşamasındayız, Türklerin bunu resmi sitelerinde haber yapmalarına kızdım. Bu benim hoşuma gitmedi. Son 25 yılın en büyük finaline gidiyoruz." Aragones haber açığa çıkınca istemem yan cebime koy yapıyor da İspanya yarın Rusya'ya kaybederse ne olur sizce?