2014 Dünya Kupası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2014 Dünya Kupası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Temmuz 2018

Davulcu Manolo'nun Hikayesi



Yedi yıl önce tanıştım Manolo ile. Valencia’da Barcelona ile Real Madrid’in Kral Kupası finali öncesinde Mestella Stadyumu’nun karşısında tıklım tıklım kafesinde taraftarların sürekli hatıra fotoğrafı çektirdiği adamdı. “Manolo el del bombo” Davulcu Manolo, İspanya’nın en ünlü taraftarı. Ne Real Madrid’i ne de Barcelona’yı tutuyor, onun en büyük tutkusu İspanyol Milli Takımı. 40 yıldır davuluyla yollara düşüyor ve İspanya’nın oynadığı her maçta tribünde davuluyla mutlaka ekrana geliyor. Manuel Cacares Artesero, İspanya’nın kuzey batısında Aragon bölgesinde Huesca’da doğmuş. “Kasabada davul çalan çok insan vardı, çocukken onlardan etkilendim” diyen Manolo, kasaba takımlarının maçlarında davul çaldıktan sonra İspanyol Milli Takımı’nın peşine düşmüş. 1979’da Kıbrıs ilk deplasmanı.

Asıl hikaye ise ülkesinde düzenlenen 1982 Dünya Kupası. Otostopla maça giden, 16 bin kilometre yapan Manolo cebinde beş kuruş yokken bile bu tutkusundan vazgeçmemiş. Bir gün milli takımla gittiği deplasmandan döndüğünde eşinin çocuklarını alıp onu terk ettiğini öğrendiğinde bile vazgeçmemiş bu sevdasından. Valencia’daki kafesi futbol müzesi gibi. Davulcu Manolo’nun Kral Carlos ile hatıra fotoğrafından, İspanya’nın son 30 yılında milli formayı giymiş futbolcularla karelere, imzalı formalara ve eskiyip duvarlara asılmış davullara bakınıp bekliyor taraftarlar Mestella’daki maçları. Malum İspanya, 2008’e kadar bir başarı olan milli takım değil. Çileli yılların adamı aslında Davulcu Manolo. “İspanya tribününde 20 kişi olurduk en fazla, bazen tek başıma davul çalardım. Şimdi başarılar geldikten taraftar da milli takımın peşine düştü” diye anlatıyor o günleri. 2010 Dünya Kupası’na Güney Afrika’ya giden ve hastalanınca ülkeye dönmek zorunda olan Davulcu Manolo’yu tedavi ettiren de İspanyol Futbol Federasyonu. 40 yıllık serüvenin son döneminde zaten federasyon bütün masraflarını karşılar olmuş Manolo’nun. Milli takımın kamp tesislerine girişi serbest, takımla aynı uçakta yolculuk yapabiliyor ve resmi delegasyon listesinde adı yazılı. 

2010’da tedavinin ardından Madrid’den bir kez daha Güney Afrika’ya uçan ve final maçına yetişen Davulcu Manolo her İspanyol gibi 2014’de Brezilya’daki Dünya Kupası’nda büyük üzüntü yaşamıştı. Gruptan çıkamayan ve erken eve dönen milli takımın 2018’de Rusya’da yine şampiyon olacağına inan Manolo, 15 gün önce yine düştü yollara. Gruptaki ilk maçta, Portekiz-İspanya karşılaşmasında davuluyla birlikte tribündeydi Manolo. Ne olduysa o maçtan sonra oldu. 69 yaşındaki Manuel Cacares Artesero’ya Rus yetkililer davulunu tribüne sokamayacağını söylediler. Davulcu Manolo, davulu olmadan tribüne çıkarmaydı. İki İspanya maçında da Rus yetkililer geri adım atmadı. Manolo gözyaşları içinde televizyon kameraları karşısına geçti ve İspanya Başbakanı Pedro Sanchez’den Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i arayıp davulu için izin almasını istedi. 

Davulcu Manolo’nun İspanya’da seveni de çok, sevmeyeni de. Birçok İspanyol onun profesyonel bir taraftar olduğunu inanıyor, masraflarının futbol federasyonu tarafından ödendiği için de Davulcu Manolo onlara göre “profesyonel taraftar.” Sevenleri için ise, milli takımın peşinden 8 Dünya Kupası’nda koşturan ve bu uğurda ailesinin dağılmasına bile göz yuman Manolo tutkularından vazgeçmeyen, ülkenin en ünlü animatörü…

13 Temmuz 2014

Brezilya 2014'ten Geriye Kalan


 Son dünya kupasının ve iki Avrupa şampiyonasının sahibi İspanya favori geldiği Brezilya'da grubundan çıkamayarak erken tatile gitti. 98 şampiyonu Fransa ve 2006 şampiyonu İtalya gibi bir sonraki kupada hüsrana uğradılar. 
 Doğan Babacan'dan 44 yıl sonra dünya kupasında düdük çalmayı başaran Cüneyt Çakır, fahiş hakem hatalarının olduğu turnuvada yüzümüzü kara çıkartmadı. Yönettiği iki maç berabere bitti. Yarı finalde de değişen olmadı, Arjantin-Hollanda maçı penaltılara gitti, Çakır'ı tüm dünya alkışladı. 
 "Arjantin'in Messi'si varsa bizim de Neymar'ımız var" diyordu ev sahibi Brezilya. İlk dört maç onları haklı çıkardı. Sambacıların süperstarı her maç döktürdü, yürümeyen takımını sırtladı ama sırtına gelen bir tekme az daha futbol hayatını bitiriyordu. Neymar'ı kaybeden Brezilya, Almanya karşısında dağıldı. 
 "Kupayı kazanamazsak Kuveyt'e kaçarım" diyen Scolari elini çabul tutsa iyi olur. Kupa hayalini kuran Brezilya'ya Almanya tarihinin en büyük kabusunu yaşattı. Sambacılar'a 7 gol atan Panzerler, finale çıkarken, bir topun peşinde koşan Brezilya'da halk neredeyse futboldan nefret etti. 
 Hollanda'nın teknik direktörü Louis Van Gaal, futbol tarihinde görülmemişe imza attı. Çeyrek finalde Kosta Rika ile oynadıkları maç penaltılara giderken, 120. dakikada oyuna aldığı kaleci Krul, iki penaltı kurtarıp takımı yarı finale taşıdı ama aynı Krul, Arjantin ile maç penaltılara gittiğinde kulübede kaldı çünkü Hollanda üç değişiklik hakkını kullanmıştı. 
 Luis Suarez uslanmadığını bu dünya kupasında da gösterdi. Hollanda ve İngiltere'de rakiplerini ısıran Uruguay'ın süper santrforu, İtalyan stoper Chiellini'nin omzunda dişleriyle hatıra bırakınca FIFA, oyuncuya dokuz maç ceza verdi, yetmedi, dört ay da stadyumlara girişini yasakladı. 
 2014 Brezilya, panter kalecilerin turnuvası oldu. Neuer, Ochao, M'Bolhi, Benaglio, Navas, Bravo, Ospina ve Belçika maçında 19 pozisyonu kurtaran ABD'li Howard, ayakta alkışlandı. Rusların tecrübeli kalecisi Igor Akinfeev ve Muslera ise sınıfta kaldı. 
 Almanların yaşlı kurdu Miroslav Klose hayalini gerçekleştirdi ve dünya kupası tarihinde en fazla gol atan futbolcu unvanını 16. gole ulaşarak 15 gole sahip Ronaldo'dan aldı. 
 Dünya kupasının en çok kazanan teknik direktörü Capello'nun Rusya'sı, iki Uzakdoğulu Japonya ve Güney Kore, Eto'o ve Drogba önderliğindeki Kamerun ve Fildişi Sahili, turnuvada hayal kırıklığı yaşattı. 
 Brezilya'da sürprizi yapan takım Kosta Rika oldu. Şili, Kolombiya elenirken "Yazık oldu", Cezayir ise oynadığı yürekli futbolla "Helal olsun" dedirtti. Fransa genç jenerasyonuyla "Gelecek bizim" derken, sakat Ronaldo iş yapmayınca Portekiz ve Balotelli'nin eline bakan İtalya için 2014 unutulması gereken bir Dünya Kupası oldu. 
 Brezilya'yı çeyrek asırdır dünya kupalarında yalnız bırakmayan Clovis Acosta Fernandes, ev sahibi oldukları finallerde yarı finalde hezimete uğrayınca tribünde yaşadığı hüzünle milyonların aklına kazındı ve yürek burktu. 
 İngiltere'de geçen sezon kullanılan gol çizgisi teknolojisi ilk kez 2014 Dünya Kupası'nda kullanıldı ve sevildi de. Uzun yıllardır Güney Amerika liglerinde kullanılan serbest vuruşlarda baraj mesafesini sağlayan sprey de önümüzdeki sezon Avrupa liglerinde hakemlerin değişmez aksesuvarı olacak. 
 İsmi "Ceyms" mi okunuyor "Hames" mi ile hayatımıza girdi. Oysa ki bir sezon başında 40 milyona Monaco'ya gittiğinde de Kolombiya'nın gözbebeğiydi. James Rodriguez, Brezilya'da döktürdü. "10 numaralar öldü" diyenlere bol bol tekzip yolladı, muhteşem bir gole imza attı ve elenince de gözyaşlarına boğuldu. 



Uzaktan Kumanda







9 Temmuz 2014

Brezilyalı Amca



Bu Dünya Kupası'nda Brezilya'nın hüznünü bu amcadan güzel anlatabilen yok. 

Brezilya 1 Almanya 7


Arjantin-Hollanda


Arjantinson çeyrek asırda İngilizlerin 50 yıldır yaptığı gibi her finale şampiyon olmak için gelip yarı final bile göremeden evine dönmüştü. 1990'dan sonra ilk kez bunu başardılar. "Maradona'dan büyüksen Dünya Kupası'nı kazan, o zaman görüşelim" cümlesi yıllardır kulaklarında çınlayan Messi, gruptaki 3 maçta da, İsviçre ve Belçika engellerinde de takımı tek başına sırtladı. Vasat bir kalecileri, parlak olmayan bir tandemleri, iş yapmayan bir orta saha göbekleri var ama Messi takımı Angel di Maria ile birlikte yarı finale getirdi. Di Maria yokken yükü daha ağır olacak, son maçta en sonunda sahne alan Higuain ve sakatlığı geçen Agüero'nun Messi'nin yüküne ortak olması lazım. 
2010 finalini kaybettiği İspanya'ya 5 atıp Dünya Kupası'na en fiyakalı başlangıcı yapan Hollanda da Arjantin'den farklı değil. Takım Sneijder-Robben ikilisinin eline bakıyor. Onlar da Van Gaal'ın yüzünü kara çıkarmadılar. Bu kupada futbol şansı da yanlarında. Meksika maçını son 5 dakikada çevirdiler ve penaltılara giden Kosta Rika maçında Van Gaal'ın 30 yıllık tecrübesini ve beynini ortaya koyarak 120'de oyuna aldığı kaleci Krul, takımı yarı finale taşıdı. 
İki takımın da ortak özelliği topa sahip olma istatistiğine fazla kafa yormamaları. Arjantin hocasının da deyimiyle kaos futbolu oynuyor. Hızlı hücumlarla çıkmaya çalışıyorlar ve Messi'nin eşsiz yeteneği onları taşıyor. Hollanda'nın oyunu da ülkeden çıkan Total Futbol'a çok uzak. Van Gaal da rakibe ani baskınlar ve dikine giden oyuncularla arıza çıkartmayı seven bir taraftan da savunmayı asla ikinci plana atmayan bir teknik adam. Dünya Kupası tarihi Güney Amerika kıtasında Avrupalı bir şampiyon görmedi. Hollanda, Güney Afrika'dan sonra bir kez daha final istiyor ama tarihinde oynadığı 3 finali de kaybeden ülke önce bu fikri Messi'ye kabul ettirmeli. 
Cüneyt Çakır, iki grup maçının ardından son 16 ve çeyrek finallerde maç yönetmedi. Hakem komitesi Çakır'ı yıpratmadan yarı finale sakladı. İlk Dünya Kupası'nda yarı final yönetmek Çakır için büyük başarı.

29 Haziran 2014

Mathieu Valbuena

Fransızlar, 2010 Dünya Kupası'nı hatırlamak bile istemiyor. 98'de evinde kazanan ve Euro 2000'i de kaptırmayan efsane kadronun 2002'de Uzakdoğu'dan gruptan bile çıkamadan dönüşü bile daha kabul edilebilir onlar için. Dört yıl önce Güney Afrika'da takım içinde patlayan kavgalar, teknik direktör Domenech'i tehdit eden futbolcular, isyankar Ribery, Evra, Anelka derken şimdi beyaz bir sayfa açtılar Brezilya'ya giderken. 2006'dan beri takımın vites kolu Ribery, sakatlığının çabuk geçmesi için tavsiye edilen kortizon iğnelerini gelecek yılları düşünüp kabul etmeyince takımın liderliği Ribery gibi yolu Marsilya'dan geçen ama bu kulüpten bir türlü kopamayan Mathieu Valbuena'ya kaldı. Galatasaray'dan sonra gittiği Marsilya'da takıma yeni transfer olmuş Valbuena'ya "Petit Velo" (Küçük motosiklet) lakabını takan Erik Gerets, onun çok büyük futbolcu olacağını iddia ediyordu. Haklı da çıktı. Samir Nasri ve Ribery'li kadroda önceleri çok fazla şans bulamadı ama Valbuena doğuştan büyük yetenekti, bir zaman sonra kaptığı formayı 8 yıldır da sırtından çıkarmadı. İki yıl önce Aykut Kocaman'ın istediği Fransız yıldız, Fenerbahçe'nin kapısından dönmüştü, şimdi o Dünya Kupası'nın ardından kariyerinde yeni bir sayfa açmak istiyor. Favori ligi İspanya. Çünkü Valbuena sanılanın aksine bir Fransız değil. İspanyol bir babanın oğlu. Büyük futbolcu olmak için kariyerinde önüne iki engel çıktı. Dokuz yaşında denize atlarken geçirdiği kazada bir bacağına 50 dikiş atılan Valbuena yılmadı ve alt yapıda eğitimine devam etti. Onu sahadaki diğerlerinden farklı kılan ise kısa boyu. Fransızların küçük dev adamının boyu sadece 1.67. Evet, Maradona da uzun değildi ama günümüz futbolunda korakor mücadelenin eksik olmadığı sahalarda bu küçük adamı yeşil çimlerden kazımak isteyen o kadar çok defans oyuncusu var ki. Sahada Gökhan Gönül'ün ikizi gibi duran Valbuena, boyunu dert etmiyor, France Football'a verdiği röportajda "Xavi ve Iniesta'ya teşekkür ediyorum. Onların promosyonu sayesinde ufak adamlar tekrar moda oldu" diyen Valbuena, bir zamanlar Marsilya'da birlikte çalıştığı 98'in şampiyon kadrosunun kaptanı Didier Dechamps'ın milli takımda en güvendiği adam. Brezilya'daki Dünya Kupası'na da fırtına gibi başladı Valbuena. 80'lerin sonundan itibaren Avrupa futbolunda bir Portekizli ufak adam fırtınalar estirmişti. Rui Gil Soares de Barros, ya da kısaca Barros, 1.60'lık boyuyla rakip savunmalar için ele avuca sığmayan bir yaramazdı. Valbuena da öyle. Korner atmaya geldiğinde, bayrak direğinden biraz uzun görünen bu küçük Fransız, 2010'da yenisi olduğu milli takımın Güney Afrika'da yaşadığı skandal için de lafını esirgemiyor: "Ben o takımda yeniydim ama sonuçta bir parçasıydım. Doğrusu tüm yaşananlardan sonra Paris'e döndüğümüzde o kadrodaki 23 kişinin bir daha Fransız Milli Takım forması giyebileceğini sanmıyordum. Yanılmışım, şimdi aynı formayla Brezilya'dayım." 

22 Haziran 2014

Yugoslavya, 2014 Dünya Kupası'na gitseydi?

Pink Floyd'un efsane şarkısında olduğu gibi: Bölündüler ve düştüler. Futbolun Avrupa kıtasındaki bereketli topraklarından bugün futbol sahnesinde altı milli takım var. Eski Yugoslavya, Brezilya'daki Dünya Kupası'na gitseydi ne olurdu acaba? Kral Carlos tahttan feragat etmiş, Madrid yeni kral Felipe'nin taç giyme töreni için hazırlanıyordu dört gün önce. İspanyol Milli Takımı'nı oynadığı her turnuvada yalnız bırakmayan kraliyet ailesi tören yüzünden Brezilya'ya gidememişti. Euro 2008'de 44 yıl sonra zafer yaşayan ardından kıta dışında ilk kez Dünya Kupası'nı kazanmayı başaran Avrupalı olan İspanya, üçlemeyi iki yıl önce Euro 2012'de yapmıştı. Güney Amerika'da beyaz bayrağı en erken göndere çeken ülke oldu. Tıpkı 1998'de kupayı kazanıp 2002'de gruplardan çıkamayan Fransa ya da 2006'da Berlin'de şampiyon olup 2010'da eve erken dönen İtalya gibi... Milli takımın başarılarını altı yıldır "Biz" diye manşetlerine taşıyan Katalan medyası, büyük fiyaskonun ardından İspanya Milli Takımı için "Onlar" demeye başladı. Barcelona'nın omurgasını oluşturan takım için yolun sonuydu ve Barselona şehrindeki gazeteciler için başarısızlık, İspanyol futbolculara fatura edilmeliydi. Sonuçta takım Hollanda'dan beş gol yerken, kalede Real Madrid'li Casillas, stoperde Sergio Ramos ve ön liberoda Xabi Alonso vardı. Güzel günler geride kaldı İspanyol Milli Takımı için, altın jenerasyonları hiçbir şey kazanamadan tarihe gömülen ülkelerin yanında kazanılabilecek her şeyi kazanarak tarih yazdılar.

Peki sevince ortak olan ama bozgunda gemiyi terk eden Katalanlar yıllardır hayalini kurdukları kendi milli takımlarıyla bu finallere gelseydi ne olurdu? Barcelona'nın 2006 yılında beri Avrupa futboluna hükmeden kadrosundan 2010 Dünya Kupası finalinde forma giyen dört; Euro 2012 finalinde ise beş Katalan kökenli oyuncu vardı. Barcelona ile özdeşleşen Iniesta, David Villa ve son dönemde kadroya giren Pedro'nun Katalan kökenli sanılması bu algıyı yükseltebilir ama Katalan Milli Takımı, İspanya'dan futbolcularını çektiği takdirde iki takımın da finalin kenarından geçemeyeceği ortada. İspanya'nın otonom yapısında 1904 yılında kurulan Katalan Milli Takımı, elbette FIFA ve UEFA tarafından tanınmıyor. Son yıllarda Hollandalı efsane Johan Cruyff'un teknik direktörlüğünü yaptığı ve hazırlık maçlarıyla varlığını sürdüren takım bir gün Katalonya bağımsızlığını ilan ederse, İspanya'ya rakip olacak futbol arenasında. Ne olacağı bilinmez ama Balkanlar'da son çeyrek asırda değişen sınırlarla Yugoslavya'nın ne olduğu futbol tarihi kitaplarında yazılı...

Balkanlar'da futbolun bereketli topraklarıdır eski Yugoslavya. Güney Amerika'da Brezilya'dan çıkan kadife ayakların Avrupalı muadillerinin doğduğu coğrafya olarak bilinir. Krallık döneminde ilk Dünya Kupası'nda yarı final oynayan, II. Dünya Savaşı sonrasında iki Dünya Kupası'nda çeyrek finale yükselen ve tarihe karışmadan önce son olarak 1990'da çeyrek finalde elenen Yugoslavya, Euro 1960 ve 1968'de final oynamış, 1976'da dördüncü olmuş ve Euro 1992 ile futbol tarihine veda etmişti. Bugün dünyada birçok futbolsever eski Yugoslavya'nın basketbolda olduğu gibi futbolda da dağılmasaydı neler yapabileceğini merak ediyor. Eski Yugoslavya topraklarından bugün futbol sahnesinde altı milli takım var. 2014 Brezilya'da ilk kez Dünya Kupası heyecanını yaşayan Bosna Hersek, 2010'da olmayan ama 2014'e gelmeyi başaran Hırvatistan, 2010 Dünya Kupası'nın sürpriz ekibi Slovenya, FIFA tarafından eski Yugoslavya'nın devamı kabul edilen ve 2006 Dünya Kupası'na Sırbistan&Karadağ olarak giden, ayrılık sonrasında 2010 Dünya Kupası'nda hayal kırıklığı yaratan Sırbistan, bölünme sonrasında ayakta kalmaya çalışan Karadağ ve Makedonya. Ve FIFA'nın Katalan Milli Takımı gibi tanımadığı Kosova Milli Takımı. 

Eski Yugoslavya'dan göç eden ailelerin İsviçre'de büyüyen çocukları bugün Arnavut takım arkadaşlarıyla İsviçre'nin başarısı için ter döküyor. Formasını giydiği İsveç takımı Dünya Kupası'na gidemediği için maçları Brezilya'da tribünden seyretmek zorunda kalan Zlatan İbrahimoviç ise ailesin savaş öncesinde gurbet yollarına düşmeseydi bugün Bosna-Hersek Milli Takımı'nın finallerdeki en büyük gol silahı olacaktı. Almanya birleşmese, SSCB dağılmasa ne olurdu acaba. Partizan ve Kızılyıldız gibi Avrupa futboluna iki efsane kulüp armağan eden eski Yugoslavya'da yetişen Karadağlı kaleci Simoviç, Mijatoviç, Saviçeviç; Boşnak Saffet Susiç, Vahid Halilhodziç, Mehmet Bazdereviç, Hırvatların efsanesi yolu teknik adamlığında Kayseri'den geçen Robert Prosinecki, bu yıl hayatını kaybeden efsane futbolcu ve teknik adam Vujadin Boskov, frikiklerin efendisi Sinisa Mihajloviç, golcü Pantelic ve bir zamanlar ligimizin yegane yabancıları olan yüzlercesi. Herkesin dilinde hep aynı şarkı var ya da vardı galiba. Pink Floyd'dan Hey You ve onun son satırı: (Together we stand, divided we fall) Birlikte ayakta dururuz, bölünürsek düşeriz.

17 Haziran 2014

Yorgun Savaşçılar


Lizbon'daki Şampiyonlar Ligi finalinde Real Madrid uzatmalarda Atletico Madrid'i dağıtırken bunu ayakta kalan takım olmasına borçluydu. Son golde Marcelo topu filelere gönderirken, rakip sahadan bırakın koşmayı yürüyerek dönen 5 Atletico Madrid'li vardı. Bunlardan biri de Uruguay'ın Kosta Rika'dan üç gol yediği maçta yanlış kariyer tercihleriyle eski günlerinden uzak olan Lugano ile birlikte forma giyen Godin'di. Sezon içinde hedeflediği her kulvarda sonuna kadar giden takımların futbolcuları şimdi Dünya Kupası'nda yorgun savaşçılar. Mayıs ayının dünya üzerinde takımına en faydalı adamı Sergio Ramos'un 5 gol yedikleri Hollanda maçında halini düşünün. Ya da Atletico Madrid ile oynadıkları ligin son haftasındaki şampiyonluk maçında bir gol atıp sezonu en önde tamamlamak varken bunu mecali olmayan İniesta'lı, Busquets'li Barcelona orta sahasını.

İspanyol milli takımıyla Brezilya'ya gelen futbolcuların geride kalan sezonda takımlarında forma giydiği dakika toplamı 79 bin 651. onlara 5 gol atan Hollanda Milli Takımı ise toplam 66 bin 117 dakika ter dökmüş. Tecrübe, üst düzey takımlarda forma giymek elbette ki önemli ama yorgun savaşçıların olduğu takımlar bu kupada cezalandırılıyor. Bu sezon kupa alamayan Barcelona'nın haline bakıp "tiki taka" futbolu öldü diyenlere bir şey ıskalıyor. Ölen tiki taka değil, bu yüksek tempolu pas oyununu oynayacak olan futbolcuların fizik olarak geri gitmesi ve Ne Barcelona'nın ne de uzantısı İspanyol Milli Takımı'nın topu artık eskisi gibi hızlı dolaştırmaması. İsabetli pas, topa sahip olma oranının yüksekliği bir futbol maçında kazanmanın garantisi değil ama bu oyunu oynamayı deneyip yüzüne gözüne bulaştıran onca takımın yanında bunu yıllardır ezberine almış adamlar, bir günde bu oyunu unutmadıklarına göre sorunu adalelerde, beyinlerde aramak lazım.

Keyifli, gol ortalaması rekora koşan bir Dünya Kupası izliyoruz. 32 takım arasında hatları arasında kalite farkı olan takımlar var. Uruguay'ın elindeki Luis Suarez, Cavani ve Forlan gibi üç süper santrfor var ama takımın bir oyun kurucusu, yumaşak adamı yok ortada. 
Arjantin için de durum farklı değil. Bosna maçında oyuna ön tarafta Messi, Agüero ile başlayan takım Maxi ile yürümeyince, ikinci yarıda çareyi Messi'yi forvet arkasına çekmekle buldu, ödülünü de aldılar. Messi tek başına bir takım çoğu zaman ama emin olun Messi'yi çıkartıp bu kadroya yakın geçmişin iki orta sahası Seba Veron ve Cambiasso'yu koyun, Agüero ve Higuain'li forvetle Arjantin çok daha dengeli bir takım olur. Puyol'un olmadığı İspanya'nın sağ bek yerine stoper oynattığı Sergio Ramos, İtalyanların sol beke çektiği Chiellini, Uruguay'ın bildiğimiz stoper Cacares'ten sol bek yaratma çabası... Almanya ve Brezilya'nın teknik kadrosunun işte tüm bunları görünce şükretmesi ve ellerindeki kadroların değerini bilmesi lazım.

16 Haziran 2014

O Dünya Kupası
buraya gelecek!




Dünya Kupası için geri sayım bitti ve büyük şölen başladı. Üstelik daha ilk maçtan tüm dünyaya "Böyle penaltı olmaz" dedirten bir maçla. 64 yıl öncesinin efsane stadı Maracana'da, finalde Uruguay'a 2-1 mağlup Dünya Kupası'nı kaybeden, ardından beş tanesini müzesine götüren Brezilya, futbolun en coşkulu sevildiği topraklarda açılış maçında Hırvatistan karşısına çıktı ve geriye düştüğü maçta tabelayı lehine 'olmayan' bir penaltıyla çevirdi. İşte bu penaltı, Dünya Kupası tarihinde yaşanan skandalları, haksızlıkları akla getirdi. Kupa'nın 84 yıllık tarihinde en akılda kalan ve akıllara sığmayan galiba 1978 Dünya Kupası'dır. Askeri cuntanın yönetimindeki ülke Dünya Kupası finalleri için ev sahibi olduğunda, açıklanan bütçenin 15 katını harcadı. O tarihte 750 milyon dolar, Arjantin ekonomisi için büyük yüktü ama General Jorge Videla, şova hazırlanıyordu. 

74 Dünya Kupası'nda Almanlara finalde kaybeden Hollanda'nın bir numaralı yıldızı Cruyff, finallere cuntayı protesto ettiği gerekçesiyle gelmediği yazıldı önce. Kimileri de ülkesinde sponsorlarla anlaşamadığı için finallere gitmediğini söylüyordu. Arjantin kötü takımdı. Birçok futbol otoritesine göre gruptan bile çıkmayacak kadar kötü bir takım. 4 gole ihtiyaçları olduğu Peru maçında soyunma odasına gidenler General Jorge Videla ve Henry Kissenger olunca, Peru ağlarında 6 gol gördü. Yıllar boyunca Peru'nun banka borçlarının silindiği sadece bu maç için 50 milyon dolar gönderildiği söylendi. Cuntayı protesto ettiği söylenen 'Sarı fare' Cruyff ise gerçeği açıklamak için tam 30 yıl bekledi. Finalde uzatmalarda Arjantin'e 3-1 kaybeden Hollanda'da herkes "Cruyff olsaydı biz bu kupayı kazanırdık" dedi ve yıllarca Cruyff'u suçladı. Oysa ki gerçek başkaydı. Cruyff'un derdi siyasi bir protesto değildi, Barcelona'da forma giyiyordu ve evlerini basan hırsızlar kafasına çocuklarının önünde tüfek dayamıştı. Cruyff o gün bu tehditler yüzünden Dünya Kupası'na gitmedi. Belki de haklıydı. Hollanda Milli Takımı'nın final öncesinde can güvenliği yoktu. Otelden stada final için yola çıkan takım otobüsü 'yanlışlıkla' başka yola sapmış ve bir kasaba yolunda Arjantinli gençler otobüsü durdurup yarım saat sallamıştı. O gün finale Hollandalılar, burada kazanırsak evimize canlı dönebilir miyiz endişesiyle çıktılar, uzatmalara kadar da dayandılar, kazanabilirlerdi de ama son sözü söyleyen, hakemi de etki altına alan General Jorge Videla yönetimindeki askeri cunta oldu. 

Sekiz yıl sonra Meksika'daki finallerde Arjantin'de bu kez Maradona vardı. 1978'de çok genç olduğu için kadroya alınmayan Maradona, Mexico City'de 114.500 taraftarın önünde oynanan maçta futbol tarihine geçen iki sahnenin kahramanı oldu. Neredeyse bütün İngiliz Milli Takımı'nı çalımlayıp attığı golle yüzyılın golü bu dedirten Arjantinli efsane, maç sonrasında "Tanrı'nın eliydi" dediği pozisyonda çıktığı kafa topunda golü eliyle attı ve İngilizleri evine yolladı. Özür dilemesi ve itiraf etmesi gerekiyor muydu, fair-play o tarihlerde bu kadar ön planda mıydı? Futbol adaletli bir oyun muydu? Maradona, 2008 yılında özür diledi ama bunun bir utanç kaynağı olmadığını da ekledi. 


 1930 Dünya Kupası düzenlemek İtalya'yı yöneten faşist lider Mussolini'nin en büyük hayaliydi. Ev sahipliğini Uruguay'a kaptırınca Milli Takımı'nı finallere yollamayan 'Il Duce', bu kupayı kazanabilmek için ülkede yabancı futbolcuların İtalyan pasaportu almasını sağladı. Dört yıllık projenin hedefi finalleri düzenlemek ve büyük kalabalıklar önünde kupayı kaldırmaktı. 1934'te ev sahibi İtalya, kupayı kazanırken, o günlerin şahitleri hakem hatalarını anlata anlata bitiremediler. Dünya Kupası tarihinde iki finali arka arkaya kazanan ülke de Musssolini'nin İtalya'sı oldu. 1938'de aynı hakem oyunları ve baskıların adresi Fransa idi. İtalya kupayı dördüncü kez kazanmak için bir zamanlar Hitler'in yüzbinleri topladığı Berlin'deki 2006 finalini beklemek zorunda kalacaktı. 2. Dünya Savaşı başlamasa ve 1942'de Dünya Kupası oynanabilse, tüm dünya Güney Amerikalılar destekli İtalya'nın kupayı arka arkaya üçüncü kez müzesine götüreceğinden emindi. 2010 Dünya Kupası hayalleri Henry'nin eliyle kesilen kurt teknik adam Giovanni Trapattoni, Fransızların haksız yere Güney Afrika'ya gittiğini söylediği basın toplantısında, sekiz yıl önce başına gelenleri hatırladı. Güney Kore, Türkiye ile üçüncülük maçına çıkmış ve kaybetmişti ama turnuvanın iki ev sahibinden biri olan Hiddink yönetimindeki takım, önce İtalya ardından İspanya'yı 'tartışmasız' hakem kararlarıyla dönüş uçağına bindirmişti. 

Ekvadorlu hakem Byron Moreno, İtalya'nın bir golünü haksız yere iptal etmiş, olmadık yere Totti'yi oyundan atmış bir de penaltı yaratmıştı. Daha ne olsun! Güney Kore, İtalya'nın ardından İspanya'yı da Mısırlı hakemin delirten düdükleriyle elemişti. Hikayenin sonunda ise unutulmaz Batı Almanya- Avusturya maçı var. 1982'de Cezayir'in gruptan çıkmaması ve iki ülkenin kolkola yola devam edebilmesi için tek ihtimal vardı. Almanlar tek golle kazanmalıydı. 10. dakikada Hrubesch'in golüyle öne geçen Almanlar karşısında Avusturya, 80 dakika bir şey yapmadı, Almanlar da Avusturya'nın üstüne gitmedi ve Cezayir kupaya veda etti. Maçın ardından Avusturya'da yayın yapan kanalın yorumcusu, futbolseverlere seslendi: "Televizyonlarınızı kapatın!" 

9 Haziran 2014

Brezilya 2014 / H Grubu


Bir büyük yıldız çıkarmanız futbolda başarıyı getirmiyor, mesele aynı yaş grubundan en az 5-6 üst düzey adamı bir araya getirebilmek. 2000 ve 2002'de biz bunu başardık. Almanlar böyle bir takımla Brezilya'ya gittiler. Fakat Belçika herkesten farklı. Uzun yıllar üzerine ölü toprağı serpilmiş milli takımları artık büyüklere kafa tutabilecek kapasitede. Hazard başta olmak üzere, Lukaku, Fellaini, Witsel, defansın göbeğinde Vermaelen ve Kompany ve kalede Atletico Madrid'de büyük işlere imza atan Courtois ile Belçika taş gibi takım. Wilmots yönetimindeki Belçika, 7 seri galibiyetle eleme gruplarından gümbür gümbür geldi. İdeal 11'i dışında Mertens, Mirallas, Chadli, Adnan Januzaj, Vertonghen gibi kaliteli ayaklara sahip Belçika, fizik olarak finallerde ayakları yere en sağlam basan kadrolardan. 
CAPELO'NUN RUSYASI NE YAPACAK? Bu Dünya Kupası'nda çok üst düzey teknik adamlar var elbette ama Fabio Capello'yu mutlaka ilk üçe yazmak lazım. Elemelerde önce tökezleyen sonra kendine gelen Rusya'da kaptan Shirokov'un sakatlığı İtalyan hocanın orta sahadaki planlarını bozacak. 4-1-2-1-2 ile takımını sahaya süren Capello'un en uçtaki gol silahları Kokorin ve Kerzhakov. Kalede neden Avrupa'nın büyük liglerine uzun yıllardır transfer olmadığı merak edilen İgor Akınfeev var, özel bir kalecidir. 2010'da İngiltere'nin başında istediklerini yapamayan Fabio Capello'nun Rusya ile neler yapacağı merak konusu. Takımın teknik kapasitesi geçmiş yıllara oranla düşük. İtalyan hocanın amacı burada en iyisini yapıp, 4 yıl sonra Rusya'daki Dünya Kupası'nda ev sahibi olmanın avantajını kullanıp bırakabileceği en iyi yerde bırakmak.Müthiş bir şampiyonluk yarışının yaşandığı Rus Ligi dışından kadroya oyuncu olmayan Capello'nun İtalyan genlerine saygısı devam ediyor. Ruslar, Belçika kadar kaliteli bir kadroya sahip değiller ama başlarında yaşlı bir kurt var. 

CEZAYİR'İN İŞİ ÇOK ZOR  
Dünya Kupası'ndan sonra Trabzonspor'un başına geçecek olan Halilhodzic, Afrika Kupası'nda hayal kırıklığı yaşatmıştı. 2010 Dünya Kupası'na Fildişi Sahili ile gitmeyi hayal ederken finallere 3 ay kala görevine son verilen Bosnalı teknik adam, Afrika elemelinde Burkino Faso'yu geçerken de çok zorlanmıştı. Geçmişte Zidane, bugünlerde Benzema, Nasri gibi oyuncuları milli takım için ikna edemeyen Cezayir'in en üst seviyede futbol oynayan ismi Valencia'dan Feghouli. Tottenham'da şans bulan Bentaleb de orta sahada oyunu tutmayı başaran isimlerden. 1986 ve 2010 finallerinde tek bir maç bile kazanamayan Cezayir'in işi zor. 

2002'NİN KAPTANI KORE'Yİ ÇALIŞTIRIYOR 
Güney Kore'nin futbol devrimi 2002 Dünya Kupası öncesi Hollandalı teknik adam Guus Hiddink önderliğinde başladı.12 yıl önce üçüncülük maçında Türkiye'ye kaybeden ve o tarihten sonra Avrupa'ya oyuncu ihraç etmeye başlayan Uzak Doğu ülkesini bugün 2002'deki takım kaptanı Hong Myung-Bo yapıyor. Takımın en önemli ismi bu sezon Bayer Leverkusen'de adeta döktüren Son Heung Min. 2010 Dünya Kupası'nda gruptan çıkmayı başaran ve son 16'da Uruguay'ın evine yolladığı Güney Kore de 4-2-3-1'i tercih eden takımlardan. Dünya Kupası'nın son grubunda Belçika'nın lider olarak gruptan çıkmasını bekliyorum. Cezayir bir finallere daha gelmenin gururunu yaşar sadece. İkinci bilet için ise Rusya, teknik adam farkıyla bir adım önde. 

8 Haziran 2014

Brezilya 2014 / Rakamlar



2  Dünya Kupası tarihinde iki ülkenin ortak düzenlediği tek final 2002 yılında Japonya ve Güney Kore'de yapıldı. Türkiye, Dünya Kupası'nda yarı final oynadı ve finalleri üçüncü olarak tamamladı. 
 Kamerun savunmasından Rigobert Song ve Fransızların beyni Zinedine Zidane iki Dünya Kupası'nda kırmızı kart gördüler. Song, 94 ve 98'de, Zidane ise 1998'in ardından 2006'da. 

2006 Dünya Kupası'nda Hırvatistan- Avustralya maçında hakem Graham Poll, Hırvat Simunic'e maç içinde üç kez sarı kart gösterdi. 

Dünya Kupası tarihinde finalde en fazla kaybeden takım Almanya. Panzerler, 1966, 1982, 1986 ve 2002 Dünya Kupaları'nda finalde kaybettiler. 

 Dünya Kupası'na ev sahipliği yapacak olan Brezilya, kupayı beş kez kazanmayı başardı. Sambacılar 1958, 1962, 1970, 1994 ve 2002'de kupayı kaldırdı. 
 Brezilya'daki Dünya Kupası, Güney Amerika kıtasında düzenlenen beşinci finaller olacak. Kıtadaki son Dünya Kupası 1978'de Arjantin'de düzenlenmiş, Tangocular kendi evlerinde kupayı kazanmıştı. 

Futbolun gelişimi için büyük çaba gösteren ABD, Dünya Kupası'na yedi kez arka arkaya katılmayı başardı. ABD, 1990 finallerinden bu yana her Dünya Kupası için vize aldı. 

10 Güney Afrika, Dünya Kupası'nı Afrika kıtasında düzenleyen ilk ülke oldu. 2010 Dünya Kupası'na ev sahipliği yapan ülkede sevinen taraf İspanya oldu. 

11 2002 Dünya Kupası'nda Türk Milli Takımı'nı 2-1 yendiği maçta başlattığı galibiyet serisini 2006'da 3-0 kazandığı Gana maçına kadar sürdüren Brezilya, arka arkaya 11 maçla kupa tarihinin en iyi performansını ortaya koydu.

15 1998, 2002 ve 2006 Dünya Kupası'nda forma giyen Ronaldo attığı 15 golle kupa tarihinin en golcü ismi oldu. 

17 1958 Dünya Kupası'nda Brezilya'nın genç yeteneği Pele forma giydiğinde 17 yaşındaydı. Attığı golle kupa tarihinin en genç golcüsü olmayı başardı. 

18 Dünya Kupası'nın bir sonraki durağı Rusya. Kış Olimpiyatları'nı bu yıl düzenleyen Rusya, 2018 yılında finalleri kuzeyimize getirecek. 

24 2006 Dünya Kupası'nda Arjantin-Sırbistan maçında unutulmaz bir gol atan Cambiasso'nun son vuruşu öncesinde Arjantinli futbolcular 24 pas arka arkaya yapmıştı. 

25 Almanların efsane ismi Lothar Matthaus, beş Dünya Kupası'nda forma giydi. 25 maçta sahaya çıkan Matthaus, finallerde en fazla forma giyen oyuncu oldu. 

28 Dünya Kupası tarihinin en çok kırmızı kart çıkan turnuvasına 2006'da Almanya ev sahipliği yaptı. 64 maçta hakemlerin cebinden 28 kez kırmızı kart çıktı. 


40 1982 Dünya Kupası'nı kazanan İtalya'nın kalesini koruyan Dino Zoff, finallere geldiğinde 40 yaşındaydı. 

42 1994 Dünya Kupası'nda Kamerun'un Rusya'ya 6-1 kaybettiği maçta forma giyen Roger Milla 42 yaşındaydı ve finallerde oynayan en yaşlı futbolcu ünvanını aldı. 

43 2014 Brezilya'da, 43 farklı ülkeden hakem görev yapacak. Doğan Babacan'dan 40 yıl sonra finallerde ilk kez bir Türk hakem, Cüneyt Çakır düdük çalacak. 

66 Dünya Kupası'nda ilk maskot 1966'da finallerde kullanıldı. İngiltere'nin ev sahipliğini yaptığı kupanın maskotunun adı Willie'ydi. 

74 Dünya Kupası'nda ilk kez 1974 yılında final oynayan ve Almanya'ya kaybeden Hollanda, bir sonraki finallerde Arjantin'e karşı kaybetti. Portakallar son Dünya Kupası'nda da final oynadı ve üçüncü kez kupayı kaldıramadan evine döndü. 

82 Dünya Kupası'ndaki takım sayısı 16'dan 24'e 1982 yılında yükseltildi. Bu kupa ilk kez her kıtadan bir ülkenin finallerde yer almasıyla tarihe geçti. 

94 ABD'de düzenlenen 1994 Dünya Kupası'nda futbolcuların isimleri ilk kez formanın sırtına yazıldı. Forma numaraları da göğüste yer aldı. 

171 Kupa tarihinde en çok gol 1998'de Fransa'da atıldı. Ev sahibinin kazandığı finallerde 171 kez fileler havalandı. 

300 Dünya Kupası tarihinde tribünlerin en boş kaldığı maç 1930 yılında Romanya ile Peru arsında oynandı. Uruguay'daki finallerde Montevideo'daki maçı tribünlerde 300 kişi izledi. 

Ne Reklam Ama

Oyun dediğin böyle kazanılır from MediaCat TV on Vimeo.

Brezilya 2014 / G Grubu


"Futbol 90 dakika süren bir oyundur ve sonunda Almanlar kazanır" bir futbol klişesidir ve bunu Almanlara söylediğinizde "Neden 4 Dünya Kupası'nı finalde kaybettik?" diye size sorarlar elbet. Son iki Dünya Kupası'nda üçüncü olan, 2002'de finalde kaybeden Almanlar, İspanya'nın yaptığı üçleme sonrasında Brezilya'ya Avrupa'nın bir numaralı favorisi olarak gidiyor ama kağıt üzerindeki bu artı değerler Güney Amerika kıtasında nakite çevrilir mi göreceğiz. 8 yıldır takımın başında olan Löw için artık kazanma vakti, yakaladıkları süper jenerasyonla buradan da elleri boş dönerlerse hoca değişikliğine gidecekleri kesin. Son dakikada gelen Reus'un sakatlık haberine rağmen, kupanın en golcü orta saha oyuncularına sahipler. Almanların orta sahası aynı zamanda forvet görevi görüyor. İki bekte de oynayan ve bu sezon Bayern Münih'te orta sahada görev yapan Lahm'ı bakalım Löw nerede kullanacak? Dünyanın en iyi kalecisi Neuer, onlarda, Mesut'un sezon içinde Arsenal'de gel-gitleri ve Khedira'nın sakatlık yüzünden sezonu boş geçirmesi ise eksileri. (ideal 11 tablosu Sport'tan, Reus'un sakatlığı öncesinden) 

BENTO'NUN 11 İSTİKRARI 
La Liga ve Şampiyonlar Ligi trafiğinde sakat olduğu dönemlerde her türlü riski alan ve bedelini Dünya Kupası öncesi hazırlık döneminde ödeyen Cristiano Ronaldo'nun fizik olarak düşmüşken ne yapacağı Portekiz'in kaderini belirleyecek. Paulo Bento'nun değişmeyen bir 11'i var ama yıllardır Almeida'dan daha iyi santrfor çıkartamayan Portekiz'in Ronaldo olmayınca bir B planı yok.Defansın göbeğinde Alves, orta sahada Meireles, F.Bahçelilerin odağında olacak ama oyunu Ronaldo dışında domine edebilecek adam Moutinho. Bu sezon 47 maçta 51 gol atan Ronaldo, 2006 ve 2010'da yaşattığı hayal kırıklıklarının ardından burada da sakatlığı yüzünden silinip giderse Portekiz'in işi gruptan çıksa bile 


Afrika elemelerinde Mısır'ı eleyip Brezilya'nın yolunu tutan Gana, 2010'da yarı finalin kapısından dönmüştü. Uruguay'a o gün kaybeden Gana, ilk kez katıldığı 2006'dan bu yana her kupada yer almayı başardı. Takımın başında tanıdık bir isim var. Appiah, 4 yıl ikinci adamlıktan sonra koltuğa oturdu. Futbolcuları soyunma odasında az konuştuğu için ona "Sessiz katil" diyor. Bir zamanlar defansif orta saha denildiğinde parmakla gösterilen ancak sakatlıklar yüzünden kariyeri yara alan Essien'in dönüşü Gana için önemli. Asamoah takımın kilit ismi, Milan'dan Schalke'ye giden Boateng'in enerjisi, Ayew'in hızlı oyunu ve Gyan'ın eskiyi aratsa da bitiriciliği. 

ABD İÇİN KİLİT ADAM DEMPSEY 
Eleme grubunda 38 futbolcu deneyen Klinsmann, ABD'yi 4-2- 3-1 ile sahaya diziyor. Bir türlü olamayan Altidore'nin arkasında Dempsey takım için kilit adam. Sol açıkta Graham Zusi'ye dikkat. Atletik onbirin en önemli artısı uzun yıllardır iyi kaleciler yetiştiren ülkenin kalesinde Tim Howard'ın olması. Panzerler lider çıkar, bunu söylemek kolay, ikincinin adını ise bize Ronaldo verecek. 







7 Haziran 2014

Brezilya 2014 / F Grubu


ARJANTİN
Güney Amerika'da futbol tarihi boyunca Brezilya ile ezeli rekabeti yaşayan Arjantin, kulüp kariyerinde her şeyi kazanan Messi'li kadrosuyla Dünya Kupası'nı kazanmak için hazır. Grubu da onları fazla hırpalamayacak gibi. Carlos Tevez'in alınmadığı forvet hattında 5 oyuncunun bu sezon attığı gol sayısı 124. Messi-Agüero-Higuain üçlüsü ve sezonu yüksek form grafiğiyle tamamlayan Angel Di Maria savunmaların kabusu olacak. Teknik direktör Sabella'nın takım üzerinde büyük otoritesi var. Oyun planını "Biz topa sahip olmayı isteyen bir takım değiliz. Kaotik bir oyun yapımız var. Sahada anarşi yaratma peşindeyiz" şeklinde açıklıyor. Avrupa'da tutunamayan Gago'nun milli takım için önemli bir isim olduğu ortada. Defans göbeğinde Garay ve Fernandes de çok üst düzey stoperler. 

BOSNA HERSEK
Bosna Hersek ilk kez Dünya Kupası finallerine katılıyor ama kimse onlar için çantada keklik diyemez. Son 10 yılda Avrupa'nın büyük liglerine ihraç ettikleri oyuncular ve Safet Susiç yönetimindeki sağladıkları istikrar onları Arjantin'in ardından grupta şanslı kılıyor. 2010'da Play- Off'ta Portekiz'e elenip finallerinden kapısından dönmüşlerdi. Susiç, 4-4-2'den vazgeçmiyor ve bu sezon Manchester City'i golleriyle şampiyon yapan Edin Dzeko ve partneri Vedad İbiseviç ile forvet hattını kuruyor. Serie A tornasından geçmiş Pjanic ve Lulic'li orta sahanın önünde yolu bizim topraklardan da geçen Misimoviç var.Gaziantepspor forması giyen Medunjanin'in de defansın önünde yeri garanti. 

İRAN
Carlos Queiroz, 1992'de şampiyon olan Portekizli gençlerin hocasıydı. Her zaman iyi bir ikinci adam olmayı başardı. 2011'den beri İran'da olan Portekizli hoca, yurt dışında doğmuş oyuncuları kadroya aldığı için medyanın hedefi olmuştu. 1978, 1998 ve 2006'da geldiği finallerden gruptan çıkamayan ve tek galibiyetini 98'de ABD'yi yenerek alan İran, savunma ağırlıklı bir takım. Hollanda'da yetişen genç golcüleri Reza ve orta sahada tecrübeli isim Nekounam önemli ayakları ama temposu düşük olan İran'ın bu grupta işi çok zor. 

NİJERYA
Afrika'da eleme gruplarında Fildişi Sahili ile birlikte yenilgi yüzü görmeden grubundan lider çıkan ve Dünya Kupası'na gelen Nijerya, geçmişteki jenerasyonlarını arıyor. Stephen Keshi yönetiminde son iki yılda ayağa kalkan Nijerja'nın en önemli silahı Fenerbahçeli Emenike. İki kanatta Musa ve Moses gibi hızlı adamları var ve orta sahanın göbeğini Mikel-Onazi ikilisiyle tutuyorlar. Grupta Bosna Hersek ile ikincilik mücadelesi verecek.





Brezilya 2014 / E Grubu




Fransızların Dünya Kupası'nda ortası yok. 1998'de şampiyon olan kadro, 2002'den gol atamadan dönmüştü. 2006'da İtalyanlara finalde penaltılarla kaybettiler ve 2010'da futbol oynamaktan daha çok soyunma odasında çıkan isyanla vakit kaybedince maç kazanamadan evlerinin yolunu tuttular. Teknik direktör Dechamps, 98'de kupayı kaldıran takım kaptanı. Play-Off'ta 2-0'ın rövanşında Ukrayna'yı 3-0 ile geçerken bir golleri ofsayttı, zaten 2010'a da Henry'nin elle attığı golle gitmişlerdi. Takımın temel direği Juventus'ta forma giyen genç Pogba. Ribery bu takımın vitesiydi ancak sakatlığı kupaya gelmesine engel oldu. Her şeye rağmen kadrolarındaki isimler Avrupa'da üst düzey takımlarda forma giyiyorlar ve düşebilecekleri en iyi grupta yer alıyorlar.

ŞAKİRİ PATLARSA ŞANSLARI ARTAR Yunanistan ile birlikte Avrupa'da defansif oynadığı için eleştirilen milli takımların başında gelen İsviçre, 2010'da şampiyon İspanya'yı grupta mağlup ederek turnuvaya girmiş ama gruptan çıkamamıştı. Hitzfeld, orta sahada İtalya Serie A'nın sertliğinde pişen Gökhan İnler ve Behrami'yi kullanıyor. Sağ bekleri Lichsteiner de kıtanın en iyi defans oyuncularından biri. Şakiri bu turnuvada patlama yaparsa şansları artar. Son 15 maçta kalelerinde sadece 9 gol gördüler ama urnuvada ülkenin efsane golcüsü Alexander Frei'ı arayacaklar. Kosova doğumlu Xhaka'ya dikkat.

EVDEKİ RAKIMI ARARLAR Ekvador, Güney Amerika elemelerinde evindeki maçlarda rakım avantajını çok iyi kullanan bir takım, deplasmanlarda ise döküldüler, iyi forvetler yetiştiriyorlar ama defans için bunu söyleyebilmek mümkün değil. İlk kez 2002'de finallere gelen ve grupta sonuncu olan Ekvador, 2006'da grupta iki maç kazanmış, son 16'da İngilizlere kaybetmişti. Teknik direktörleri Kolombiyalı Rueda'nın futbolculuk kariyeri amatör düzeyde kalmış, Honduras ile yaptıkları onu bu seviyeye taşıdı.Takımın Avrupa tornasından geçmiş ismi Manchester United'lı Valencia. Sol açıkları Montero'ya dikkat.

PREMİER LİG DESTEKLİ HONDURAS Bir Kolombiyalı teknik adam da Honduras'ın başında var. Luis Fernando Suarez'in takımı, eleme grubunda üçüncü olup arka arkaya ilk kez finallere gelmeyi başardı. 2010'da galibiyet alamamışlardı. Sol bekleri Celtic'de forma giyen İzaguierre kaliteli adam. Orta sahada Premier Lig'de forma giyen Palacios ve Espinoza var. Forvet hattında Carlo Costly- Bengston elemelerde 16 gol attı ama bu grupta tek forvet oynamaları muhtemel. Fransızların bu gruptan güle oynaya çıkması lazım. İkincilik için favorim Ekvador.