23 Temmuz 2021

Pescara'nın 3 Silahşörü

Wembley’de İngilizler son penaltıyı kaçırdığında evinde mutluluktan havaya uçan milyonlarca İtalyandan biriydi Marco Sansovini. Onun milyonlardan ayıran ise Euro 2020’yi kazanan milli takımda bir zamanlar kardeşlerim dediği üç yakının arkadaşının forma giymesiydi. İki yıl önce futbolu bırakmayı düşünmüştü ama San Nicolo Notaresco’dan gelen teklife hayır diyemedi. 39 yaşındaydı ve bütün kariyeri alt liglerde geçmişti. Roma’da doğmuş, Roma kulübünün alt yapısında futbola başlamış ama bir türlü Serie A takımlarının ilgisini çekmemişti. Yılda 200 bin Euro kazandığında iyi para diyen futbolculardandı. 30’una yaklaştığında Pescara onun bonservisi için 600 bin Euro ödedi. Eski kulübündeki hocası Pescara ile anlaşmış Marco’nun da alınmasını istemişti. İki yıl sonra olacaklardan elbette habersizdi. 2011 yılında ikinci lig Serie B’de mücadele eden Pescara futbolun deli-dahi hocalarından birini takımın başına getirdi. 90’larda önce Lazio sonra Roma’yı çalıştıran ve İtalyan futbolunun iki yıldızı Nesta ve Totti’nin vitrine çıkmasında en büyük pay sahibi olan Zdenek Zeman kısa süren Fenerbahçe günlerinin ardından neredeyse her sezon bir takım çalıştırıyordu. 4-3-3’ü mükemmelleştiren teknik adamlardan biri olarak kabul ediliyor ama kulüp yönetimleriyle problem yaşadığından her seferinde projesi yarım kalıyordu Çek asıllı teknik adamın. 2011-12 sezonunda Serie A’ya yükselmek için alt etmeleri gereken çok güçlü rakipleri vardı: Sampdoria ve Torino, yetmedi Verona, Brescia ve Sassuolo. Üç forvetle oynayan Zeman iki oyuncunun kiralanmasını istedi. Juventus’tan Ciro Immobile ve Napoli’den Lorenzo Insigne. Ciro 21, Lorenzo 20 yaşındaydı. Takımın alt yapısından çıkan ve geleceğin büyük yeteneği olarak kabul edilen orta saha Marco Verratti ise 19’undaydı. 31 yaşındaki Marco Sansovini, üç genç oyuncuya ağabeylik yaptı takımda. O sezon Pescara 42 maçın 26’sını kazandı, 90 gol atmışlardı ve şampiyonluğun favorisi Torino 57 golde kalmış ama ligi aynı puanda tamamlamıştı. Zeman’ın forvet hattı çok atıp averajla takımı Serie A’ya çıkarırken Ciro Immobile 28 golle gol kralı oldu. Lorenzo Insigne 18 kez fileleri havalandırmış, Verratti’nin asistleriyle coşan Pescara’da Marco Sansovini de sezonu 16 golle tamamlamıştı..

Zdenek Zaman bir yerde uzun zaman kalmazdı. Roma onu çağırıyordu, 13 yıl aradan sonra döndüğü sarı kırmızılı kulüpte başta De Rossi olmak üzere yıldızları yedek kulübesine çekince ancak Şubat ayına kadar dayanabildi. Cagliari, Roma deplasmanında kazandığında yönetim ona yollarının ayrıldığını söyledi. Pescara ise Serie A’yı sadece Zeman’sız gelmemişti. Kiralık oyuncular Ciro Immobile ve Lorenzo Insigne kulüplerine dönmüşler, genç yıldız Verratti ise Serie A’da hiç forma giymeden Paris’in yolunu tutmuştu. Paris Saint Germain’i çalıştıran İtalyan teknik adam Carlo Ancelotti, ülkenin yeni starını 20 yaşında Fransa’ya getirtmişti. Marco Sansovini alt liglerin golcüsüydü, Serie A’da Pescara ile oynama şansı varken gidip ikinci lig takımı Spezia’ya imza attı.

 

Pescara’nın rüya sezonun ardından Serie A’da tutunamadı ve küme düştü. Üç yıl sonra bir kez daha en üst lige yükseldiler ama asansör takım olmaktan kurtulamadılar. Ciro İmmobile, Torino formasıyla gol kralı oldu. Juventus ona hiç şans tanımadı. B. Dortmund ve Sevilla gurbetti yapamadı, döndüğü Lazio’da yine gol kralı olmayı başardı. O artık İtalya Milli Takımı’nın santrforuydu. Lorenzo Insigne Napoli’nin evladıydı, o günden bu yana Napoli formasıyla elinden geleni yaptı ama takım Juventus’un peşini bırakmadığı sezonlarda Kuzeyin zengin kulübü, Napoli’nin golcüsü Higuain’i alıp büyük darbeyi vurdu. Serie B’den Fransa Ligi’ne giden Marco Verratti, onlarca yıldızın gelip geçtiği Paris Saint Germain’in orta sahasında 9 yıldır değişmeyen isim.

11 Temmuz akşamı Immobile, Insigne ve Verratti Euro 2020 şampiyonluğunu Wembley’de, Marxo Sansovini, Roma’daki evinde kutlarken Pescara ne haldeydi peki? 10 yıl önce geleceğinin üç starının forma giydiği kulüp üçüncü lige düşmüştü.

11 Temmuz 2021

Euro 2020'den Geçmişe Yolculuk

 

Euro 2020’de 30 gün, 50 maç geride kaldı. Bu akşam İngiltere-İtalya finali Londra’da Wembley’de… Finalin izini geçmişte sürelim ve bazı sorulara cevap bulalım. Tarihinde hiç final oynamamış İngilizler buna 25 yıl önce çok yaklaşmıştı. Ev sahibi oldukları turnuvada yarı finale yükselmiş ve karşılarında Almanya’yı bulmuşlardı. Shearer’in golüyle öne geçtiler, Kuntz cevap verdi. Final penaltılara gitti. İki takımdan da ilk 6 penaltı da kaçıran yok. İngilizlerin 7. penaltısını kaçıran Southgate ertesi gün ülkede en sevilmeyen adamdı. 25 yıl sonra teknik direktör Southgate’in final yolculuğunda önündeki en büyük engel yine Almanlardı. Çeyrek asır önce hayalleri kabusa çeviren adam bu kez Almanları yıkmayı başardı.

İtalyanlar, 9 yıl önce Euro 2012’de son iki büyük kupanın sahibi İspanya ile aynı gruba düştüklerinde “yandık” diyorlardı. Gruptaki maç 1-1 berabere bitti, bir kez karşılaşacaklarından habersizdiler elbette. Prandelli yönetimindeki İtalya iki büyük engeli geçip geldi finale.. Biri, bu akşam karşılaşacakları ve penaltılarla devirdikleri İngiltere, yarı finalde de Almanya. 1 Temmuz 2012’nin akşamında Kiev’de İspanyollar 4 golle İtalyanları ezip kupayı kazanırken, Çizme’nin 11’inde Bonucci ve Chiellini vardı. İki usta stoper 9 yıl sonra İspanya’dan rövanşı alan ve Euro 2020’de finale yükselen genç İtalya’nın ağabeyleriydiler.

 UEFA’nın 60. yılında tüm kıtayı kucaklaması fikriyle yola çıkıp, yarı finaller ve finali Londra’ya verdiği yani İngilizleri gizli de değil açık açık ev sahibi ilan ettiği Euro 2020’de finale ev sahipliği yapacak Wembley’de bu akşam bütün pandemi sınırlamalarının kaldırıp 90 bin taraftarın tribünlerde olması bekleniyor. İngilizlerin karantina uygulaması yüzünden İtalya’dan gelecek taraftar sayısı üç binle sınırlı kalacak ama elbette buna Londra başta olmak üzere Ada topraklarında yaşayan İtalyanlar dahil değil. Peki bir turnuvada ev sahibi olmak kupayı kazanmaya yetiyor mu? Bunun cevabını arayalım şimdi de… Avrupa Şampiyonası tarihinde kupayı evinde kazanabilen 3 ülke var. 1964 yılında İspanya, dört yıl sonra İtalya ve 1984 yılında Fransa. 2004 yılında evinde Yunanistan’a finalde kupayı kaybeden Portekiz, 12 yıl sonra bu kez Fransa’nın ev sahipliği yaptığı kupayı Paris’te kazanmayı başarmıştı. Turnuva tarihinde Belçika (2000), Avusturya, İsviçre (2008), Polonya ve Ukranya (2012) ev sahibi oldukları şampiyonlarda gruptan çıkamazken, 1960’dan beri diğer ev sahipleri en az yarı final oynadılar. Dünya Kupası’nda ise ev sahibi takımların şampiyonluk sayısı daha fazla. 1930’da Uruguay, 1934’te İtalya’nın ardından, 1966’da İngiltere evinde ilk ve tek kupasını kazanmıştı. 1974’te Almanya ve 4 yıl sonra Arjantin mekanın sahibi olarak kupayı kaldırırken, evinde son Dünya Kupası’nı kazanan takım 1998’de Fransa oldu.

Son bir soru ve cevabı. 4 yılda bir düzenlenen turnuvada hangi futbolcular Şampiyonlar Ligi (Şampiyon Kulüpler Kupası) kazandıktan bir ay sonra milli takımlarıyla Avrupa Şampiyonu oldular? 1964’te Inter forması giyen ve İspanya ile şampiyon olan Luis Suarez, 1988’de Hollanda Milli Takımı’nın omurgasını oluşturan 5 PSV Eindhoven’lı: Koeman, Van Breukulen, Kieft, Van Aerle, Vanenburg… Euro 2000’i kazanan Fransa’da o yıl Şampiyonlar Ligi kazanan Rea Madrid’den Anelka ve Karembeu vardı. 2012’de İspanya şampiyon olurken, Avrupa’nın bir numaralı kupasını kazanan Chelsea’de Juan Mata ve Fernando Torres forma giyiyordu. 2016’da şampiyon Portekiz kadrosunda o sezon Şampiyonlar Ligi Kupası’nı kaldıran Pepe ve Cristiano Ronaldo vardı… Peki bu akşam finalde? Şampiyonlar Ligi Kupası kazanan Chelsea’den 5 futbolcu var. İngiltere’de James, Chilwell ve Mount. İtalya’da ise Jorginho ve Emerson… Bir taraf duble yaparken 15 gün sonra hazırlık kampında bulaşacakları takım arkadaşlarını üzecek… Bakalım kim?...

Wembley ve Wimbledon

Londra bugün spor tarihinin en özel günlerinden birine ev sahipliği yapacak. Bir tarafta Wembley’de Euro 2020 finali diğer tarafta Wimbledon’da erkekler finali. 11 Temmuz’u İtalyanlar için özel yapan İngiltere ile oynayacakları final olmayacak sadece.. Wimbledon Tenis Turnuvası’nın 144 yıllık tarihinde ilk kez bir İtalyan tenisçi finale yükselmeyi başardı ve 25 yaşındaki Matteo Berrettini, Grand Slam’lerin usta ismi 34 yaşındaki Novak Djokovic karşısına çıkacak. Sporseverlerin saat 16:00’da Wimbledon’in çimlerinde başlayacak olan rüya gibi günü saat 22:00’de Wembley’de ilk düdüğü çalacak İngiltere-İtalya finali ile son bulacak.

96’da Southgate ve 2012’de İtalya

Bir tarafta Avrupa Şampiyonası tarihinde ilk kez finale yükselen ve 1966 Dünya Kupası dışında müzesinde kupa olmayan İngiltere, diğer tarafta bu kupayı sadece bir kez 1968’de kazanan İtalya. İki ülke için de bu finalden filmi geriye sardığımızda özel hikayeler bizi karşılıyor. Euro 1996’ya ev sahipliği yapan ve yarı finalde Almanya’ya elenirken penaltılarda tek kaçıran isim olan Garry Southgate İngiltere’nin o gün istenmeyen adamı bugün ise teknik direktörü. Çeyrek asır sonra Almanlardan rövanşı alıp onları evine erken gönderen İngilizlerin karşısında Euro 2012 finalinde 4-0 mağlup oldukları İspanyolları penaltılarla kupa dışına iten İtalyanlar olacak.

 Finale nasıl geldiler?

Gruptaki ilk maçında son Dünya Kupası’nın finalisti Hırvatistan’ı tek golle geçen İngilizler, 8 hücum girişimiyle sönük kalmışlar, ikinci maçlarında İskoçya ile oynadıkları “derbi”den golsüz berabere ayrılmışlardı. Son maçta galibiyeti getiren gol Çekler karşısında yine Sterling’den gelmiş ve İngiltere son 16’da kendisi için erken finali oynayacağı bir rakiple karşılaşmıştı: Almanya… Panzerlerin kendi futbollarından uzak olduğu akşamda Sterling ve Kane’nin golleriyle beklenen de kolay kazanan İngilizler çeyrek finalde Ukrayna’yı 4 golle yıkarken kafa golleriyle şov yaptılar. Yarı finalde rakip turnuvanın en sevilen takımı olmayı başaran Danimarka idi. Frikik golüyle geriye düştükleri Wembley’deki 90 dakikayı 1-1 berabere bitirmeyi başaran İngilizler, Sterling’in kazandırdığı çok tartışılan bir penaltı ve Kane’in golüyle tarihlerinde ilk kez finale geldiler…

Eleme grubundaki tüm maçlarını kazanan ve “Yenilmez” ünvanıyla turnuvaya gelen İtalyan açılış maçında bizim çocuklar karşısında Euro 2020’de neler yapabileceğinin bir ön gösterimini yaptı adeta. Roberto Mancini’nin İspanya’ya İspanya’dan fazla benzeyen ama İtalyan kalmayı başaran takımı gruptan 3 galibiyetle çıkarken son 16’da turu geçmeleri beklenenden zor oldu. Golsüz biten 90 dakikanın ardından İtalya’yı öne geçiren Chiesa ertesi gün ülkede halk kahramanı olurken, İtalyanların çeyrek finaldeki rakibi FIFA sıralamasının bir numarası olan Belçika idi. 14 hücumla domine ettikleri maçtan 2-1 galip ayrılan İtalya yarı finalde favori olduğu İspanya karşısında bu turnuvada ilk kez rakibi daha iyi oynadı dedirtti ama penaltılara giden maçta Olmo ve Morata kaçırınca, Mancini ve öğrencileri Wembley’e bir kez daha bu kez finale çıkmaya hak kazandılar…

 

Finalde ne olur?

İNGİLTERE: Almanları devirdikleri maçta üçlü savunmayla oynayan İngilizlerin, yetenekli 3 orta sahaya sahip İtalyanlar karşısında bugün yine 3-4-3’ü tercih edip etmeyeceklerini santra düdüğüyle birlikte göreceğiz ama yarı finali 4-2-3-1 ile oynayan Southgate’in geçiş oyununu seçeceğini ve topa daha fazla sahip olan tarafın İtalyanlar olacağını söylemek zor değil. 10 golün 5’ini kafayla atan İngilizlerin, Chiellini-Bonucci’nin varlığına rağmen kısa boylu orta sahası ve forveti İnsigne yüzünden korner ve serbest vuruşlarda bulacağı pozisyonlar maçın kilitlerinden biri. Kafa toplarında etkili üç isim Kane, Maguire ve Stones, rakip defansın dengesini her an bozabilecek Sterling ve Saka ve ara paslarıyla ince işler yapan Mount. Orta sahasında savaşan iki adamı Philips ve Rice, hücuma sağlam destek veren bekleri Walker ve Shaw ve kalesinde Pickford ile İngilizler bu finale sağlam bir kadro ve oyun planıyla hak ederek geldiler.

İTALYA: Öne geçtiği maçlarda bile hücumdan taviz vermeyen ve kendi tarihine karşı devrim bir futbolla finale yürüyen İtalyanlarda Mancini’nin oyun planının alfa adamı Spinazzola’nın sakatlanıp eve dönmesi elbette en büyük handikapları. Üç yıl önce alt ligde oynayan sağ bek Di Lorenzo, hızlı Sterling karşısında büyük sınav verecek. Euro 2012 finalinde de sahada olan Bonucci-Chiellini’nin büyük imtihanı ise İngilizlerin yüksek topları olacak. İspanya’ya oyun üstünlüğünü verdikleri yarı finalde orta sahasındaki Jorginho, Barella ve Verratti üçlüsü bilinen kalitelerinin altında kalmıştı. Wembley’deki finalde kısa İtalyan orta sahasının top yapması ve forvetlerin bitiremedikleri atakların dönüşünde hızlı çıkacak İngilizlere set çekmesi gerekiyor. İtalyanların en güvendikleri isim Euro 2020’ye yedek kulübesinde başlayan ama sonra baba mesleği futbolda ustalaştığını gösteren Chiesa.. Gününde olduğunda Insigne’nin geçemeyeceği bek yok dünyada. Ve büyük sıkıntı. Grup maçlarında alkışlanan ama eleme turlarında vasatı aşamayan ancak milli takım kariyerinde attığı gollere saygıdan dolayı formayı başkasına kaptırmayan Ciro Immobile…

Kraliçe Elizabeth Wembley’de yok

90 bin kapasiteli Wembley’de bu akşam tribünlerde 60 bin taraftar olacak. İtalya’dan gelmeleri izin verilen taraftar sayısı 3 bin ama 350 bin İtalyanın yaşadığı Londra’da Euro 2020’nin gayrı resmi ev sahibi İngilizlerden ne kadar yer kapabileceklerini yine maç saatinde göreceğiz. İngiltere’nin 1966’da kazandığı Dünya Kupası’nı kaptan Moore’a veren, Euro 2006’ın galibi Almanlara kupayı takdim eden 95 yaşındaki Kraliçe Elizabeth’in bu akşam finalde Wembley’de olmayacağı ve maçı Buckingham Sarayı’nda takip edeceği açıklandı.

Wembley’den önce Wimbledon

Wembley’deki dev finale 6 saat kala bir başka büyük final de Wimbledon’da yaşacak. Grand Slam’lerin en prestijlisi olan tenis turnuvasının 144 yıllık tarihinde ilk kez bir İtalyan raket korta çıkacak. 25 yaşındaki Matteo Berrettini, 3. Kez katıldığı Wimbledon’da finalde karşısında 30 Grand Slam finali oynamış Novak Djokovic’i bulacak. İtalyanın spor tarihine adını Grand Slam turnuvası kazanan olarak yazdıran ise 1976 yılında Paris’te Rolland Garros’ta şampiyon olan Adriano Panatta… 4 büyük turnuvada (Grand Slam) 316 maç kazanan ve 45 maç kaybeden Djokovic ve 30 maç kazanıp 12 kez kaybeden  Matteo Berretini’nin Wimbledon finalindeki randevuları saat 16:00’da…

4 Temmuz 2021

Mendes-Gattuso-Fonseca-Nuno Santo

 

Napoli’nin son hafta Şampiyonlar Ligi biletini elinin tersiyle itmesi onun sonunu hazırlamıştı. Menajeri ise onun çalışacağı yeni kulüp için elini çabuk tutmuştu. Fiorentina ile anlaşması uzun sürmedi. Milan ve İtalyan Milli Takımı’nın orta sahasında marka futbolculuktan sonra teknik adamlık kariyerine İsviçre’de Sion’da başlamış, Yunanistan’da çalışırken basın toplantılarında ortalığı birbirine katmış ve memleketine döndüğünde ilk olarak Pisa’nın başına geçmişti. Gennaro Gattuso bir gün Milan’a dönecekti, öyle de oldu. 19 yaş takımını çalıştırırken sürekli hoca değiştiren A takımda onu  da denemeye karar verdiler. Onu sahadan tanıyanlar ne kadar hırslı ve yerinde duramayan bir adam olduğunu bilirler, taktik zekası çok mu parlaktı, hayır ama iyi bir menajeri vardı. Avrupa futbolunda ipleri elinde tutan 2-3 adamdan biri onun kariyerini yönetiyordu: Jorge Mendes. Portekizli menajer her mayıs ayında büyük operasyonlar için üç cep telefonunu elinden düşürmezdi. Önce bir Portekizlinin sportif direktörlük koltuğunda oturduğu Roma’ya Jose Mourinho’yu yerleştirdi. “Özel biri” Tottenham’da da tutunamamış, Premier Lig defterini kapatmış ve bir zamanlar Inter’e bir sezonda 3 kupa kazandırdığı İtalya’ya dönmüştü. Mourinho’nun ardından Gattuso’nun da Fiorentina ile anlaştığı duyuruldu. Sonra ne olduysa 20 gün içinde oldu. Canlı bir “Sopranos” karakteri olan İtalyan asıllı Amerikalı milyarder Rocco Commisso, Fiorentina’yı satın aldıktan sonra takıma yıldızlar kazandıracağı sözü vermiş ama şehir giden yıldızların ardından el sallamıştı. Commisso bu kez kararlıydı, flaş transferler yapacaktı ama yeni hocası Gattuso’nun önüne koyduğu transfer listesine dikkatli baktığında çileden çıktı. Gattuso’nun istediği futbolcular menajeri Jorge Mendes’in menajerlik şirketine bağlıydı.

Futbolda uzun yıllardır tartışma konusudur. Kulüpler, menajerlerin elinde oyuncak mı oldular? Buna direnenler olduğu gibi bir menajerin oyuncu havuzundan beslenen, takımı menajerlere kurduranlar da var. Jorge Mendes, Portekiz kulüplerini kaynak olarak kullanıyor, vitrinde ise Atletico Madrid, Valencia, Wolverhampton ile çalışıyordu, bir dönem Beşiktaş ile de yoğun mesaisi olmuştu. Fiorentina’nın patronu Rocco Commisso, teknik direktör ve menajeri kıskacında kalacak adam değilmiş ki Gattuso’nun Floransa’daki günleri kısa sürdü. Takım daha sezonu açmadan yollarını ayırmak zorunda kaldı.

Jorge Mendes yine telefonuna sarıldı. Has adamı Mourinho’yu Roma’ya getirirken onun boşalttığı Tottenham teknik direktörlük koltuğuna Gennaro Gattuso’yu oturtmak istedi. İtalyan teknik adamın Premier Lig’de üst sıralar için mücadele eden bir takımın hocalığı için yeterli olmadığını savunanlar haklıydı ama Gattuso asıl golü futbol sahası dışında yedi. Milan’da futbol oynadığı yıllarda patron Berlusconi’nin kızının yönetime girmesi sonrasında “Kadınları futbolda görmeye dayanamıyorum. Bunu söylemek hoşuma gitmese de gerçek olan bu” sözü arşivlerdeydi. Cinsiyet ayrımcılığı siciline işlemişti. İtalya’nın ırkçı tezahüratlarla savaştığı günlerde bunun büyük bir problem olmadığını “Ben de ıslıklanıyorum, ne var bunda” diyerek ortaya çıkmış siciline ikinci lekeyi eklemişti. Tottenham taraftarı daha teknik adamlığını konuşmadan Gattuso’ya “Sen gelme” mesajını yolladı. Futbolculuk kariyerinin ilk günlerinde G. Rangers forması giyen Gattuso’ya hocalık yıllarında Londra kapısı kapanmıştı…

Jorge Mendes, Tottenham için B planını devreye soktu. Roma’ya Mourinho’yu getirdiğinde bir başka Portekizli teknik adam Paulo Fonseca boşa çıkmıştı ve adı Tottenham ile anılıyordu. Fenerbahçe’nin de gündeminde olan Fonseca’ya Tottenham kapılarının açılması için zorlu bir virajı aşması gerekiyordu çünkü Mozambik asıllı Portekizli teknik adam, Jorge Mendes ile çalışmıyordu. 9 yıl önce çalıştırdığı Desportivo Aves kulübünde tanıştığı Marco Abreu o dönem genç bir sportif direktördü ve Fonseca onun menajerliğinde yükseldiğinden eski dostundan vazgeçmemişti ama Abreu, Jorge Mendes ile ringe çıkacak adam değildi. Menajerlik yapmaya karar verdiğinde ilk sattığı futbolcu Nuno Esprito Santo idi. Çeyrek asır önce Santo’yu 2.5 milyon Euro’ya İspanyol kulübü Deportivo La Coruna’ya satmış ve kaleci Santo bir zaman sonra Mendes’in kontrol ettiği Porto’ya transfer olmuştu. Teknik direktör kimdi derseniz? Elbette ki Jose Mourinho… Nuno Esprito Santo, Mendes’in ilk göz ağrısı olmanın ödülünü teknik adamlık kariyerinde “süper” menajerin kontrol ettiği kulüplerde çalışarak aldı. Valencia, Porto ve Wolverhampton… Gattuso olmayınca Tottenham teknik direktörlüğüne Santo’yu getirmek isteyen Mendes’in aradığı isim kimdi peki? Mendes’in bir numaralı starı Cristiano Ronaldo’nun Juventus’a transferinde kilit rol oynayan ve kulüpten geçen ay ayrıldıktan sonra Tottenham’da çalışmaya başlayan sportif direktör Fabio Paratici… Evet, Tottenham’ın yeni hocası Nuno Esprito Santo’ydu artık, Mendes şimdi Gattuso’ya yeni kulüp bulmalıydı, telefonu eline aldı ve…

26 Haziran 2021

Hakan Çalhanoğlu-Marotta-Sıfır Bonservis

Euro 2020 hazırlıkları için milli takım kampına katıldığında onun Katar’dan astronomik bir teklif aldığını yazan La Gazzetta dello Sport milli takımlarının karşısına çıkacak Milan’ın 10 numarası için şu not düşmüşlerdi: “Hakan Çalhanoğlu Milan’da sezonun son bölümünü kötü oynadı ama milli forma altında başka bir karakter sahaya koyabilir.” Onlar için ihtimal bizim için umuttu ama Hakan Çalhanoğlu, Türkiye’nin gruptaki üç maçında da sahada gezindi. Üç yıl önce Milan onun bonservisini almak için Bayern Leverkusen kulübüne 23 milyon Euro bonservis ödemiş, yıllık ücretini de 2.5 milyon Euro olarak belirlemişti. Milan’ın 10 numarası 2.5 milyona oynar mı? İtalyan futbolunda da köprünün altından çok sular akmıştı, artık ne Berlusconi ne de Galliani vardı Milan’da ve saçacak milyonları da yoktu. Hakan, Zlatan İbrahimoviç gelene kadar San Siro tribünlerindeki taraftarlar için büyük hayal kırıklığıydı. Yeteneğine laf eden yoktu ama 10 numaralı formayı giyiyorsan maç kazandıracaktın. Son hocası Pioli imdadına yetişti, sol içten forvet arkasına aldığında Hakan kendini buldu ama bir taraftan da kontratı sona eriyordu. Zlatan’ın başrolde olduğu takımda artık daha fazla kazanması gerektiğini biliyordu ve kapıyı 6 milyon Euro’dan açtı. Milan’dan gelen ilk yanıt 4 milyon Euro idi. Bir yerde buluşacaklardı ki önce Juventus sonra Katar ardından Atletico Madrid dedikoduları çıkmaya başladı. Pandemi döneminde kim 27 yaşında Milan’da 10 numaralı formayı giyen bir oyuncuyu bonservis ödemeden almak istemez ki?

Juventus’un uzun şampiyonluk serisine son veren Inter o günlerde Conte kriziyle boğuşuyordu. İtalyan teknik adam transfer bütçesini yeterli bulmayıp yeni sezonda yokum dediğinde gözler Inter’de Guiseppe Marotta’ya çevrildi. Inter onu Juventus’tan transfer etmişti ve Marotta, Conte’nin de Juventus ile kazandığı üç şampiyonlukta sportif direktör Paratici ile birlikte takımı kuran adamdı. Agnelli Ailesi’nin kontrolündeki Juventus’ta Marotta’yı özel yapan Real Madrid’den Ronaldo’yu 100 milyon Euro’ya almak değildi elbette. Marotta, Juventus markasının gücünü başka takımlarda kontratı bitmek üzere olan futbolcularla transfer pazarlığında kullanıyordu. Kontratının son sezonuna giren isimlerden gözüne kestirdikleriyle önceden masaya oturuyor, ikna ettikleri de ne kulübüyle ne de bir başka kulüple pazarlık yapmadan Juventus’un yolunu tutuyordu. Juventus’taki ikinci sezonunda ilk bombasını patlattı. Maestro Pirlo artık Juventus forması giyecekti ve Milan elbette bu transferden beş kuruş para kazanamadı. Ertesi sezon Manchester United’dan genç bir Fransız’ı menajerine bir sonraki satışından yüzden 15 vaadiyle Torino’ya getirdi. İngiliz kulübü, Juventus’a bedavaya giden Pogba’ya birkaç yıl sonra 100 milyon Euro ödeyecekti. 2013 yılında İspanya La Liga’nın marka golcülerinden Llorente, 2014’te PSG’den bir başka genç Fransız Coman bedavay geldi. Sıfır maliyetli Coman’ı  27 milyona Bayern Münih’e satan Giuseppe Marotta, Real Madrid’den Khedira, Barcelona’dan Dani Alves’e de bonservis ödemeden Juventus forması giydirdi. Marotta’nın Juventus kariyerinde kulübe son sıfır bonservisle kazandırdığı oyuncu bugün artık B. Dortmund forması giyen Emre Can oldu. Huylu huyundan vazgeçmez. Inter, Juventus’un şampiyonluk serisine son vermek için onu transfer ettiğinde Marotta, Atletico Madrid’den Godin’i, Man. United’den Alexis Sanchez’i bedavaya getirdi Milano’ya…

Hakan Çalhanoğlu’nun Euro 2020’de ortalıkta görünmemesi Milan yönetiminin elini rahatlamıştı, kulüpte herkes imza atacağına inanıyordu ki, hayatın kayan kapıları devreye girdi. Inter forması giyen Danimarkalı Christian Eriksen’in sahada kalp krizi geçirmesiyle donup kalan futbol dünyası Inter’in yıldızının iyi olduğu haberiyle derin bir oh çekerken, Milano’daki ofisinde Marotta hiç hesapta olmayan bir transfer için oyuncunun menajerini aradı. “Eriksen gelecek sezon yoktu. Hakan Çalhanoğlu, Inter’e gelir miydi?” Milan’ın ezeli rakibine gitmek oyuncunun Milano’daki konfor alanının üzerinde kara bulutların dolaşması demekti. Milan taraftarının gözünde bu ihanetti. Hakan Çalhanoğlu, Inter’in teklifine evet dediğinde Bizim Çocuklar daha İstanbul’a dönmemişti. Bonservisi olmayan bir forvet arkası oyuncu arayan Marotta’nun bunu çok uzaklarda aramaması gerektiği gerçeğiyle Milan yüzleştiğinde, Hakan jet hızıyla İstanbul’dan Milano’ya uçtu ve imzayı atıp Inter formasıyla fotoğraf çektirdi. Biz bir aydır “Euro 2020” diyorduk, Hakan sadece “Euro” diyormuş… Sonradan öğrendik…

21 Haziran 2021

Sevilla'da Yazlar Sıcak Geçer

 

İtalyan hakem Roberto Rosetti, 13 yıl önce bir Haziran akşamı Viyana’da maçın son düdüğünü çaldığında İspanyollar 44 yıl gelen Avrupa Şampiyonluğu’nu kutluyorlardı. Futbol tarihine Real Madrid-Barcelona rekabetini, sayısız iki elin parmaklarından fazla derbiyi hediye eden, onlarca yıldız futbolcu yetiştiren, kulüp düzeyinde rakiplerini dize getiren İspanyollar milli takımlarının başarısı için çok ama çok uzun yıllar beklemişti. 2008 ilkbaharında teknik direktör Luis Aragones, milli takım tarihinde en çok gol atan Real Madrid’li Raul’u finallere götürmeyeceğini açıkladığında ülke yine ikiye bölünmüştü. Bir zamanlar Atletico Madrid’in golcüsü olan Aragones’un santrforu kulübünün alt yapısından yetişen Fernando Torres ve Valencia’nın gol makinesi David Villa idi. Aragones, Viyana’daki finalde haklı çıktı, David Villa sakattı ama Atletico’nun çocuğu Torres, Almanları yıkan golü atmıştı.

13 yıl sonra İspanya Milli Takımı’nın aday kadrosu açıklandığında ülke bir devam filminin ilk sahnesini çekmeye başladı. Luis Enrique futbolculuk günlerinde Real Madrid’den Barcelona’ya transfer olmuş ve her El Clasico’da tansiyonun baş aktörü olmayı başarmış, Madrid’de artık nefret edilen bir figürdü. Barça’ya Şampiyonlar Ligi kupası da kazandıran teknik adam, Euro 2020 kadrosunu açıkladığında yine ortalık karıştı. Milli takımın kaptanı Sergio Ramos kadroda yoktu. Usta stoper sezonun büyük bir bölümünü sakat geçirmiş ama lider karakteriyle kadroda olmasına kesin gözüyle bakılan isimdi. Üstelik sadece Ramos değil milli takımda tek bir Real Madridli futbolcu bile yoktu.

Sergio Ramos yoksa takım kaptanı Barcelonalı Busquets’di. Katalan orta saha, turnuvaya bir hafta kala koronavirüs testi pozitif çıkınca İspanyol milli takımının kampı bir kez daha karıştı. İki ay önce milli oyunculara aşı yapılmasını isteyen federasyona bakanlık olumsuz yanıt vermiş, Euro 2020’de birçok ülke toplu aşı olurken, İspanyollar bu izni alamamıştı. Takımın idmanları iptal edildi, her futbolcu bireysel idman koçuyla çalışmaya başladı, toplu yemek yasaktı ve karantina gruptaki ilk maça kadar sürdü…

 


İspanyollar, Euro 2020’de ev sahibi şehirlerini Bilbao olarak belirlemişti ama milli takımın Bask bölgesindeki bir maçta milli marş çalarken ıslıklanabileceği ihtimalini de ceplerinde tutuyorlardı. UEFA, Bilbao şehri yönetiminden San Mames Stadı’nın kapasitesinin yüzde 25’i kadar seyirci garantisi istediğinde Basklı politikacılar ayağa kalktı. “Bu bir tehditdir” dediler ve İspanyol futbol federasyonu milli takımları için yeni stadum aramaya başladılar. Madrid’de Santiago Bernabeu bir yıldır yenileme çalışmaları nedeniyle kapalıydı. Atletico’nun stadını ve Valencia ile Villarreal’i neden pas geçtiler bilinmez ama ülkenin en büyük stadyumunu adaylar arasına bile alamadılar. Barcelona Başkanı Laporta, “Luis Enrique akıllı adamdır, Camp Nou’da yeterli desteği bulamayacağını bilir” diyerek 98 bin kapasiteli stadın yolunu federasyona kapatmıştı zaten. Katalanlar, İspanyol Milli Takımı’na ev sahipliği yapmak istemiyordu. Camp Nou’da son milli maç 1969 yılında oynanmış, İspanya Barselona şehrindeki son maçına da 1975 yılında çıkmıştı…

Ülkenin güneyinde Sevilla milli takıma en büyük desteği veren ateşli Sevilla ve Real Betis taraftarlarının olduğu şehirdi. Federasyon iki kulübün stadını seçmek yerine şehirde Olimpiyat adaylığı için yapılmış ama iki adaylık oylamasında da kaybetmiş La Cartuja Stadı’nı milli maçları oynamak için seçti. Ortada büyük bir problem vardı. 1999 yılında Dünya Atletizm Şampiyonası ile açılan, Mourinho’nun Porto ile kazandığı UEFA Kupası’na ev sahipliği yapan stadyumda 20 yılda 10 futbol maçı oynanmıştı. Federasyon iki kupa finalini bu stada alarak ülkeye La Cartuja’nın “yıkılmadım ayaktayım” mesajını vermesini sağladı ama işler yine yolunda gitmedi. Mart ayında Kosova ile oynadıkları maçta zemin güzeldi ama Sevilla’da yaz sıcak geçerdi. Olimpiyat Stadı olduğundan bir futbol maçına ev sahipliği yapacak ambiyansa sahip olmayan La Cartuja’nın zemini iki ayda bozulmuştu ve milli takım geride kalan haftada İsveç maçı için şehre gelip son idman için sahaya çıktığında aynı soruyu sordular: “Bu nasıl zemin?” Artık çok geçti, ertesi gün pas delisi İspanyollar, İsveç ile golsüz berabere kaldılar. Böyle maçlarından ardından “Top sevmedi” denir… İspanyollar kendilerini seviyor mu? Takdir sizin…

18 Haziran 2021

Euro 2020 notları #5


“18’deki Gibi” manşeti ve sonrası

Fransa’nın Almanya’yı Münih’te tek golle devirdiği maçın ardından L’Equipe Gazetesi’nin attığı manşet ilk bakışta çok da yaratıcı değildi. Birinci sayfasında etkili manşetleriyle bilinen gazete galibiyet için “18’deki gibi” manşetini atmıştı. Elbette ilk akla gelen 2018 Dünya Kupası’nı müzesine götüren ve Euro 2020’nin de büyük favorisi olan Fransa’nın Portekiz’in de yer aldığı ölüm grubundaki ilk maçında turnuvanın doğal favorilerinden Almanya’yı devirip kaldığı yerden devam ettiğiydi. Maçın ertesi gün ise bu manşet iki ülke arasında polemik konusu oldu. L’Equipe’nin 2018 yerine 18’deki gibi demesi kimilerine göre 1. Dünya Savaşı’nın sonuna atıfta bulunuyor ve savaşı kaybeden Almanya ve kazanan Fransa vurgusuyla milli duygulara pas atılıyordu. Fransız medyasında L’Equipe’in 6 milyon insanın hayatını kaybettiği savaşa atıfta bulunduğu için sert eleştiriler de yükselirken, gazete yönetimi bu polemiğin sessiz kalan tarafı olmayı tercih etti.

 

Ronaldo hisseleri gerçekten düşürdü mü?

İnternette yalan haberin gerçeğinden altı kat hızlı yayıldığı, sosyal medyada dezenformasyonla insanların manipüle edildiği dünyada bir haberin doğrusunu yazmak gerekiyor. Cristiano Ronaldo’nun basın toplantısında iki Coca-Cola şişesine kameranın kadrajından çekip elindeki su şişesiyle sağlıklı hayat vurgusu yapmasının ardından şirketin borsada hisselerinin düştüğü ve o gün 4 milyar Euro değer kaybettiği sanırım ilk İngiliz medyasında yer aldı ardından bizim medyamız da dahil tüm dünya bu haberi kullandı. Gerçeği yazan ise futbol ekonomisi üzerine yazan Brendan Coffey oldu. New York borsası yerel saatle 09:30’da açıldığında 14 dakika içinde şirketin hisseleri yüzde 0.9 düşmüştü, New York saatiyle Ronaldo’nun basın toplantısına başladığı saat ise 09:45’ti yani Ronaldo şişelere daha dokunmamıştı. Basın toplantısı sürerken 54.25 dolara düşen hisselerin toparlanarak 55.21’ye yükselmesi de cabası. Peki bu haber nasıl ortaya çıktı? Brenday Coffey’e göre dünyada birçok haber sitesi New York borsasındaki hisselerin eşzamanlı görüntülenmesi için gereken yüksek telifi ödemediğinden, okuyucular 20 dakika gecikmeyle bu verileri görüyorlar. Yani kimsenin aklına Ronaldo masaya oturmadan Coca-Cola hisseleri düşmüş mü diye düşünmek gelmemiş. Kabul edelim “4 milyar Euro kaybettirdi” demek daha kolay ve renkli..

 

Sahibinden hiç kullanılmamış VAR monitörleri

Euro 2020’nin ilk 15 maçı geride kalırken hakemler kaç kez VAR monitörüne çağrıldı? Bütün maçları izlemiş olsanız bile bunu hafızanızda yer etmemiş olabilir. Sorunun cevabı yazıyla sıfır… UEFA’nın Nyon’daki merkezinden 11 stadyumdaki maçları izleyen 22 VAR hakemi verdikleri hızlı kararlar kadar bir kez olsun hakemleri pozisyon izlemeye davet etmemeleriyle de dikkat çektiler. Özellikle ofsayt pozisyonlarında çizginin büyük bir hızlı çekilmesinin ardından bir yenilik var. Nyon’daki VAR merkezinde ofsayt pozisyonları için VAR hakemi ve yardımcısı dışında bir hakem daha görev yapıyor. Odada teknik koordinatörün emrinde ise üç teknisyen çalışıyor. Tartışmalı pozisyonlar yok mu? Var elbette! İtalyanlar, Zeki’nin eline topun temasını penaltı olduğunu savundular. Portekiz’in Macaristan maçında bir penaltısı verilmediği görüşü hakim ve Hummels’in Mbappe’nin Almanya-Fransa maçında müdahalesi de çoğunluğa göre penaltı. VAR’ın İtalya’da ilk uygulandığı sezonda hakemlerin sürekli monitör başına çağrıldığı günlerde “Futbolu sutopu maçına çevirdiler” diye isyan eden kaleci Buffon’a selam olsun… Hakemler artık monitöre gitmiyor, Buffon da Juventus forması…

14 Haziran 2021

Euro 2008/2012/2016

 

2008-Avusturya/İsviçre: 

Yunanistan ile birlikte çıktığımız gruptan geldiğimiz turnuvanın masal gibi olacağını bilmiyoruz tabii. Portekiz’e kaybediyoruz ilk maçta. İsviçre maçında geri düşüyoruz, Semih beraberliği, Arda 90+2’de galibiyeti getiriyor. Son maçta Çekleri devirmemiz lazım ama 2-0 geriye düşüyoruz, masal orada başlıyor. Son çeyreğe girilirken Fatih Terim yönetimindeki milli takım şahlanıyor, 14 dakikada 3 gol ve çeyrek finaldeyiz. Hırvatistan maç akıllara ziyan, uzatmaya gidiyor, Klasnic 119’da attığında yıkılıyoruz, eve döneceğiz derken Semih 120+2’de beraberliği getiriyor ve penaltılar, Modric, Rakitic’in gençlik zamanları kaçırıyorlar, 2002 Dünya Kupası’ndan sonra bir kez daha yarı finaldeyiz ama sakat cezalılar derken yarım kadro kalmışız, Almanlar karşısında öne geçiyoruz, 2-1 yapıyorlar, pes etmiyoruz, Semih atıyor 86’da, son dakikaların takımıyız ama Lahm bizim dakikalarımızda filelerimizi havalandırıyor. Rusya’yı yarı finalde 3-0 ile rahat geçen İspanyollar finalde Almanya’ya Torres’in golüyle yıkıp 44 yıl sonra kupa hasretine son veriyorlar.

2012-Polonya-Ukrayna 

16 Takımla oynanan son Avrupa Şampiyonası… Almanya’nın arkasında Belçika’yı sollayıp play-off’ kaldığımız ve Hırvatların bizden 2008’in rövanşını alıp finallerin yolunu tuttuğu Euro 2012. Çeyrek finallere gelindiğinde büyük bir sürprizin yaşanmadığı, şık futbolun oynadığı bir turnuva olarak hatırlanacak. Çekleri kupa dışına iten Portekiz’in İspanya karşısında 4’lük olduğu, Almanların Yunanistan’ı 4 golle geçtiği, Prandelli yönetimindeki İtalya’nın ise her kupanın bahtsız takımı İngiltere’yi penaltılarla kazanıp evine yolladığı Avrupa Şampiyonası’nın yarı finalinde İber derbisi vardı. 2008 ve 2010’un şampiyonu İspanta golsüz biten 120 dakikanın ardından penaltılarla Portekiz’i elerken Alonso penaltı kaçırmış, Portekiz’de Moutinho ve Alves, Cüneyt Çakır’ın yönettiği maçta fileleri havalandıramamıştı. İtalyanlar, Balotelli’nin starlığa adam attığı yarı finalde Almanları 2-1 ile geçmişti. Kiev’deki finalde tribünlerde 63 bin futbolsever vardı. Son iki Dünya Kupası’nın sahibi sahadaydı. 2006’nın sahibi İtalya ve 2010’u kazanan İspanya…. İspanyolların altın jenerasyonu, Gök Mavilileri 4 golle sahadan sildiler o akşam. Silva, Alba, Torres ve Mata’nın golleriyle İspanya 3 büyük kupayı arka arkaya kazanan ilk milli takım oldu.  

 

2016-Fransa: 

Michel Platini, Türkiye’nin sonuna kadar ev sahipliğini hak ettiği turnuvayı ülkesine hediye etmiş. Grupta 2008’de bizim maçta kabus görmüş Çekler ve yine turnuvada devirdiğimiz Hırvatistan ve iki Avrupa Şampiyonası ve Dünya Kupası’nı arka arkaya kazanmış İspanya var. 8 yıl önce penaltıyı kaçıran Modric’in golüyle Hırvatlar bizden rövanşı Paris’te alıyorlar grubun ilk maçında. İyi futbol oynamıyoruz. Nice’de İspanyollar da ağır sıklet geliyor, 3 gol atıp kazanıyorlar. Son maçımız Lens’te Çeklerle, 2-0 kazanıyoruz ama yetmiyor elbette, eve dönüyoruz. Süprizlerle dolu turnuva, kim derdi ki Portekiz, Galler ile yarı final oynayacak! Almanları 2-0 ile geçen Fransa finalde Portekiz’i karşısında buluyor. Ronaldo’nun gözyaşlarıyla kenara geldiği akşam… 12 yıl önce evinde Yunanistan’a finalde kaybeden Portekiz bu kez ev sahibi Fransa’yı uzatmada Eder’in golüyle Paris’te devirip kupayı kaldırıyor…

11 Haziran 2021

İtalya vs. Türkiye

Uğurcan Çakır: Tüm Türkiye onu tanıyor, güveniyor ama Uğurcan için iyi kalecilikten büyük kaleciliği geçiş için sahne Euro 2020 ve elbette İtalya maçı. Çizme medyasının gözü onun üzerinde olacak çünkü Inter ve Milan’ın transfer listesinde.

Zeki Çelik: Şampiyon Lille’in sağ beki, Fransa Ligi’nde son iki sezonda mevkisinin en iyi adamı. Karşısında İtalyanların büyük kozu Insigne olacak. Hücuma katkı vermeyi sever ama rakibin ele avuca sığmayan adamını kitlemesi daha önemli.

Çağlar Söyüncü: Premier Lig’in en iyi 11’ine seçilmek karşısındaki İtalyan forvetler için yeterli bir gözdağı. Duran toplarda hücumda da katkı verir ama iki stoper arasına 3 forvetine top atan İtalyanlar karşısında Melih ile kusursuz bir düet yapmak zorunda.

Merih Demiral: Karşısına çıkacak takımı ondan daha iyi tanıyan yok. Serie A’da karşı karşıya oynadığı, maçlarını sürekli izlediği İtalyan orta saha ve forveti karşısında onun gücü ve tekmeye kafa uzatan ruhuna çok ihtiyacımız var. Defanstan çıkışlarda baskı yiyecek adam o olacak.

Umut Meraş: Karşısında ters kanatta sol ayaklı Berrardi oynayacak. Umut’u defansif özellikleri yüksek olduğu için tercih eden Güneş’in ondan istediği belli. Sağdan gelen Berrardi, Florenzi ve Barella karşısında ayakta kalmak.

Okay Yokuşlu: Sezonun ikinci yarısında Premier Lig’de oynamak ona iyi geldi. Şenol Güneş ikili orta saha kurarsa Ozan ile fazla mesai yapmak zorundalar. Geçiş oyununda onun isabetli ilk paslarına ihtiyacımız var.

Ozan Tufan: Son iki sezonun memlekette en iyi yerli orta sahası. İtalyanların üçlü orta sahası karşısında oyunu defansif olacak ama geçiş oyununu iyi oynayan Ozan’ın heybesinde her zaman ceza sahası dışından şutlar vardır. Vurduğu gol olsun.

Yusuf Yazıcı: Bu sezon Lille’de 4-4-2’de ikinci santrfor oynadı. Şenol Güneş’in elinde İtalyanları iyi tanıyan Cengiz de var. Yusuf için tarif basit: İtalyanların kalecisi Donnarruma’ya San Siro’da 3 gol atan Türk…

Hakan Çalhanoğlu: Bizim orkestra şefimiz. İtalyanlar iyi gününde olduğunda onun tabelaya nasıl etki ettiğini iyi biliyorlar. Milan’da sezon finalini iyi yapmadı ama kontratı biten Hakan için Juventus kapıda ve bu akşamki 90 dakikadan daha büyük vitrin yok.

Kenan Karaman: Şenol Güneş’in jokeri. Savunmaya yardım eder, hücumda sürpriz skorer olarak ortaya çıkar bazen de maç içinde kaybolur gider. Kulübüyle kontratı biten Kenan için de Euro 2020 büyük fırsat. Topa çok sahip olan İtalyanların oyununu bozması gereken adamlarımızdan biri.

Burak Yılmaz: Fransızların sözlüğüne “Kral”ı yazdıran bir fenomen. İtalyan savunması ondan korkmayabilir ama büyük saygı duyuyorlar. Kontrataklarda artık son vuruş tecrübesi en üst noktada. En hızlı değil, en genç değil ama kurt santrfor..

 

İTALYA

Donnarruma: İtalyanlar hep büyük kalecilerle gelirler turnuvaya ama Buffon gibi son 20 yılda efsane bir ismin ardından kaleyi devralacak isim de büyük kaleci olmalı. Donnarruma da büyük kaleci sınavına Euro 2020’de girecek. Uzun boyuyla hava toplarında tartışmasız iyi birebirlerde avlanmayacak kaleci değil.

Florenzi: Eski bir sağ açık ama son yıllarda Roma ve PSG’de artık bir sağ bek. Bu yüzden hücuma katkı vermeyi sever, savunması zayıf ama her İtalyan gibi defans altyapısı sağlam. Burak-Yusuf-Zeki’ye bu sezon PSG ile 4 puan veren oyunculardan biri.

Bonucci: İtalyanlarda genç ve yetenekli stoperler var ama geçmişteki Cannavaro-Nesta ikilisi gibi Bonucci de Chiellini ile birlikte milli takımının defans göbeğinin tartışılmaz ismi. İtalyanlar zor gol yiyorsa bu ikilinin payı büyük.

Chiellini: Yaşı ilerlese de yürekli oyunuyla hala milli takımda. Partneri Bonucci ile Juventus’ta uzun yıllardır beraber forma giydiklerinden milli takımda rot balans ayarını gerek kalmıyor. Her zaman kolay sakatlanır ve planları bozabilir.

Spinazzola: Takım Romalı sol bek hücuma çıktığında 3-2-4-1’e dönüyor ki bu kaydırmalı defans Mancini’nin önemli bir taktik kozu.

Barella: Zaniola’nın yokluğunda İtalyan futbolunun Euro 2020’de en çok konuşulacak genç oyuncusu. Şampiyon Inter’in orta sahasında bu sezon edindiği tecrübeyle Mancini’nin milli takımda en büyük kozlarından.

Jorginho: Chelsea ile Şampiyonlar Ligi Kupası’nı kazanan Brezilyalı, Napoli yıllarından beri Avrupa futbolunda en fazla isabetli pas yapan, basit oynayan ve takımı kendi yarı alanında orkestra gibi yöneten büyük bir yetenek.

Locatelli: PSG’li Verratti sakatlığı yüzünden tam hazır olmadığından İsviçre maçına saklanıyor ve Mancini, Çek maçında forma verdiği Locatelli’yi bizi karşı da sahaya sürecek. Bu sezon Serie A’nın en iyi orta sahalarından biri olmayı başardı ve Euro 2020’de fiyatını ikiye katlayabilecek isimlerden.

Berrardi: Mancini’nin sağ kanatta Juventus’lu Chiesa’yı yedek oturtup sahaya süreceği isim. Sol ayaklı ve sağ kanatta ters çalımları ve ceza sahasına sızmalarıyla çok tehlikeli bir forvet. Zaman zaman oyun içinde kaybolsa da Serie A’nın marka forvetlerinden biri olarak elbette tehlikenin ta kendisi.

Insigne: Bir Del Piero olmadığı kesin, zaten bu takımda Maldini, Totti, Gattuso da yok. Napoli’li Insigne sol kanatta kısa boyuyla adam geçen, müthiş oyun zekasıyla rakip defansı çaresiz bırakan büyük bir yetenek ve bu İtalyan milli takımının en büyük kozu.

Immobile: İki sezon öncesinin gol kralı. En uçta Belotti gibi sağlam bir rakibi de var ama bize karşı o şans bulacak. Lazio maçlarını izleyenler bilirler, ceza sahası içinde düzgün vuruşları, doğru zamanlamayla uzun stoperlerin arasından kafa vuruşları… Ciro İmmobile forma numarası 17 olsa da gerçek bir 9 numara… 

9 Haziran 2021

Euro 2020 notları #4

 ROMA’DA MİNUMUM 4 BİN TÜRK 

Yarın akşam Roma Olimpiyat Stadı’nda kaç taraftarımız olacak? İtalya-Türkiye maçı için satışa çıkan bilet sayısı 15 bin 948 idi. Bu biletlerin yüzde 60’nın İtalya dışında satıldığı bilgisi önemli. Türkiye sınırları içinden bilet alan 2 bin 300 kişiden İtalyanların Şengen bölgesi dışından ülkeye giriş yasağı nedeniyle kaç kişinin etkileneceğini ise doğru maçın ertesi günü göreceğiz. İtalyanlar yarısından fazlası ülke dışında satılan biletlere Almanya ve Hollanda’da yaşayan gurbetçilerimizin yoğun ilgi gösterdiğini biliyorlar. Tahminler yarın akşam Roma’da tribünlerde minumum 4 bin Türk taraftarın olacağı yönünde. 69 bin kapasiteli stadyumda 15 bin 948 taraftar 12 farklı tribünde sosyol mesafeyi koruyarak maskeli olarak maçı izleyecek. Stadyum içinde 48 termal kamera ile kontrol kapılar açıldıktan sonra yapılacak. Şeref tribününde 125 koltuktan 75’i de boş bırakılacak. 

EURO 2020’NİN NÜFUS KAYITLARI 

Euro 2020’de kaç çift pasaportlu ya da kendi vatanı dışında doğan kaç futbolcu var? Almanya ve Polonya dışında 22 milli takımın kadrosunda da ülkesinden farklı bir coğrafyada doğmuş ya da çifte vatandaşlığı olan 65 futbolcu var. Bizim milli takımımızda Kenan, Hakan ve Kaan Almanya doğumlu. Halil ve Orkun ise Hollanda… Mert Müldür ise Avusturya doğumlu. İlk rakibimiz İtalya’da Brezilya asıllı 3 futbolcu var: Jorginho, Emerson ve Toloi. Galler Milli Takımı’nda ülke sınırları dışında doğan futbolcu sayısı 11. İsviçre kadrosunda ise iki Kamerunlu Embolo ve Mvogo, Makendonyalı Admir Mehmedi ve Kosova doğumlu Shaqiri var. Turnuvanın favorilerinden Fransa kadrosunda ülke dışında doğan yedek kaleci Mandanda (Kongo) ve babası Thuram’ın Serie A’da forma giydiği yıllarda İtalya’da dünyaya gelen Marcus Thuram var. Portekiz kadrosunda yaşlı kurt Pepe Brezilya asıllı ve kadroda Portekiz dışında doğan çift pasaportlu 4 oyuncu daha var. İspanyollar da Fransa’nın Bask bölgesinde doğan Aymenic Laporte ve İtalya doğumlu Thiago’yu kadrolarında bulunduruyorlar… 

GARETH BALE’İN SUSKUNLUĞU 

İtalya’dan sonra karşılaşacağımız Galler’in ilk maçı Cumartesi günü İsviçre ile ve doğal olarak gözler Gareth Bale’de olacak. Real Madrid’deki son dönemini golf oynayarak geçiren ve eski kulübü Tottenham’a döndükten sonra 2021 yılında 13 hole imza atan Bale, Ekim 2019’dan beri milli takım forması altında gol sevinci yaşayamadı. 91 kez forma giydiği Galler Milli Takımı’nda 33 golle ülke tarihinin en golcü ismi olan Gareth Bale kariyerinde iki kez İsviçre’ye rakip olmuş ve iki maçta da gol atmıştı… Bakalım Cumartesi gününün açılış maçında fileleri havalandıracak mı?

Euro 2020 notları #3

 İTALYANLARIN GÖZÜNDEN TÜRKİYE 

İtalya maçına iki gün kala rakibimizin medyası bizim hakkımızda ne düşünüyor? Dün La Gazzetta dello Sport’taki bir paragraf dikkat çekiciyidi, aktarıyorum: “Gruptaki hiçbir rakibimizden korkmuyoruz ama hepsi de saygıyı hak ediyor. Türkiye, Hollanda’ya 4 gol atmış bir takım. Hakan Çalhanoğlu Milan’da sezon finalini iyi oynamadı ama milli forma altında yakalayacağı havayla sezonun ilk yarısındaki günlerine dönebilir. Fransa şampiyonu Lille’deki 3 Türk oyuncudan Yusuf Yazıcı’yı unutmayalım. Bizim kalecimiz Donnarruma’ya San Siro’da 3 gol attı.” 2018 Dünya Kupası’na gidemeyen İtalya’dan 28 maçtır kaybetmeyen İtalya’ya.. Mancini döneminin rakamları onların özgüvenine tavan yaptırdı ama Cuma akşamı Roma’da bizim de söyleyeceklerimiz olmalı. Var da zaten… 


ÇAĞLAR’IN DEĞERİ FİNLANDİYA’DAN FAZLA 

Euro 2020’de piyasa değerlerine baktığımız bizim milli takımımız kaçıncı sırada? En yüksek değer 45 milyon Euro ile Çağlar Söyüncü’ye biçilirken Türk Milli Takımı’nın değeri turnuva öncesinde 325 milyon Euro. Çağar’ın değeri 44.6 milyon toplam değere sahip Finlandiya’dan yüksek. Sahada elbette bonservis bedelleri oynamayacak ama devam edeyim. İngiltere, 1 milyar 250 milyon Euro ile turnuvanın en pahalı takımı. Fransa, 1 milyar 30 milyon, Almanya ise 936 milyon Euro ile kürsüde. 24 takım arasında 10. Sıradayız ve bizim önümüzde sırasıyla Hırvatistan, Belçika, İtalya, Portekiz ve İspanya var. Grubumuzdaki İsviçre 283 milyonla 13. sırada. Galler ise 176 milyonla 20. sırada. Euro 2020 bittiğinde bonservis bedelleri güncellenecek ve turnuvaya damga vuranların fiyatı elbette yükselecek. Bakalım 325 milyon Euro değer biçilen Türkiye kadrosu 15 Temmuz’da nerede olacak? 

İSPANYOLLAR KAOS SEVER! 

Euro 2008 ve Euro 2012 kazanarak turnuva tarihinde iki kupayı arka arkaya müzesine götüren tek ülke olan İspanya son üç büyük turnuvaya gelirken kendi içindeki idari problemlerle uğraşıyor. Aragones’in Euro 2008’e Raul’u, Luis Enrique’nin ise Sergio Ramos’un Euro 2020’ye götürmemesi polemik konusuydu ama İspanyolların derdi başka. Euro 2016 öncesinde kaleci David de Gea kendini bir fuhuş skandalı suçlamasının ortasında bulmuş iki yıl sonra Dünya Kupası’nda Real Madrid milli takımı karıştırmıştı. Milli takımın hocası Lopetegui’nin yeni sezonda hocaları olacağını açıklayan Real Madrid büyük tepki çekmiş, federasyon ilk maça 3 gün kala teknik direktörünün görevine son verip kamptan göndermişti. Son sıkıntı ise milli takıma turnuvadan iki ay önce aşı önceliğinin tanınmaması. Finallere sayılı günler kala kaptan Busquets’in testinin pozitif çıkması ve kamptan gönderilmesi sonrasında İspanyollar dün bireysel idman yaptılar ve toplu yemekler iptal edildi. Aşılama kararı ise dün çıktı ve İspanyol medyası, bakanlığı bu izni 2 ay önce vermediği için eleştiri yağmuruna tuttu.

Euro 2020 notları #2

 İTALYA KARŞIMIZA HANGİ 11 İLE ÇIKACAK? 

Euro 2020’nin açılış maçı öncesinde İtalyanlar bizim gibi son provalarını ideal 11’leriyle yaptılar Çekler karşısında. Ülke medyası oynanan futbolu göklere çıkartırken Mancini ve öğrencileri 27 maçtır kaybetmeyen bir milli takım olmanın özgüveniyle çıkacaklar karşısımıza. Çekler karşısında topa yüzde 63 sahip olan ve 626 pas yapan İtalyanlar skor 4-0 olduğunda bile rakip sahada prese devam ediyordu. Mancini yönetiminde 32 maçta 79 gol atan ve 14 gol yiyen İtalya oynadığı son 8 maçta kalesini gole kapadı. Cuma akşamı bizim karşımıza çıkacak 11’de Çek maçına göre bir değişiklik beklenmiyor. Orta sahada Verratti’nin yetişse bile ikinci maçlarında İsviçre karşısında forma giymesi bekleniyor. Kalede Donnarumma, defans hattında Florenzi-Bonucci-Chiellini-Spinazzola dörtlüsüyle sahaya çıkan Gök Mavililer’de orta saha Jorginho, Barella ve Locatelli’den oluşuyor. Forvette solda Insigne sağda ise Berardi forma giydi. Chiesa da sağ kanat için hazır kıta bekliyor. En uçtaki isim ise Ciro Immobile… Bu İtalya karşısında oynayacağımız oyun da belli. Geçiş oyunuyla hızlı hücumlarla gol ararken, orta sahası top seven İtalyanlarla kora kor mücadele edeceğiz. Sonrası Uğurcan ve önündeki Avrupa etiketli dört defans oyuncumuza kalacak. 


VAR ODALARI İSVİÇRE’DE 

Euro 2020’de turnuva tarihinde bir ilk gerçekleşecek ve Avrupa kıtası dışından bir hakem düdük çalacak. Arjantinli Rapallini, Euro 2020’de görev yaparken İspanyol hakem Jesus Gil Manzano da oynanması tehlikeye giren Copa America’nın hakem listesinde yer alıyor. UEFA’da hakemlerin patronu İtalyan Roberto Rosetti, kafa karıştıran ele çarpma pozisyonları için bir kez daha açıklama yaptı. Buna göre, bir oyuncu isteği dışında da top eline çarpar ve devamında gol atarsa, bu gol iptal edilecek. Her türlü ele çarpıp filelere giden toplar da gol sayılmayacak. Bir oyuncunun kontrolü dışında top eline çarpıp takım arkadaşına gol vuruşu olursa bu gol geçerli kabul edilecek. Euro 2020’deki 51 maçın da VAR hakemleri Nyon’daki UEFA merkezindeki odalarda görev yapacak. 11 stadyumla da 200 mbit/s hızında internet bağlantısı hazır ve ofsayt kameralarında 4K teknolojisi kullanılacak ve bu sayede santimlerle ölçülen ofsayt pozisyonlarında VAR hakemlerini maksimum görüntü olanağı sağlanacak. 


ROMA’DA STADYUMA NASIL GİRİLİR? 

Roma Olimpiyat Stadı’na gelecek futbolseverler için düne kadar İtalyanlar net bir açıklama yapmamıştı.. En sonunda şartları netleştirdiler. Bizimle oynayacakları maç da dahil olmak üzere Roma’daki 4 maçta tribünlerde 15 bin 948 taraftar olacak. İtalyanlar için 3 belgeden biri yeterli. Covid geçirdiğini ve iyileştiğinin belgesi, son 48 saatte yapılmış bir hızlı test ya da ilk aşıyı yaptırdığına dair (en az 15 günce yapılmış olma şartıyla) dokümanla İtalyanlar bilet alabilecek.  İtalya’ya diğer ülkelerden gelenlere ise belgelerinin İngilizce olma şartı getirildi. Maçtan iki gün önce İtalya’da hızlı testi negatif çıkanlar da bilet alabilecek.

6 Haziran 2021

Euro 2020 notları #1

11 Haziran akşamı İtalya-Türkiye açılış maçıyla başlayacak olan Euro 2020, 31 gün sürecek ve 24 takımın katıldığı turnuvada 51 maç oynanacak. 11 Temmuz’daki finale kadar 22 maç günü var, futbolsuz geçecek 9 günde ise takımlar enerji depolayacak.

Euro 2020’ye ev sahipliği yapacak 11 şehrin 9’u ülkelerinin başkenti. Yüzde 100 kapasiteyle maçların oynanmasına izin veren tek ülke Macaristan. Rusya’da ve bizim gruptaki Galler ve İsviçre maçlarımızı oynayacağımız Bakü’de ise yüzde 50 kapasite izni çıktı. Bu da tribünlerde 31 bin taraftarımız olacak demek…

Açılış maçının oynayacağı Roma’da tribünlerde 17 bin seyirci olacak ve bizim 7 binlik kontenjanımız için seyahat ve stada giriş kriterlerini İtalya hala açıklamadı. Sevilla, Bükreş, Amsterdam ve Glasgow’da kapasitenin üçte bir oranında seyirci alınacak. Almanya’da Münih’te bu oran yüzde 22 olarak açıklanırken, Londra Wembley’in kapasitesinin dörtte bir oranında 22 bin 500 futbolsever finali tribünlerde izleyebilecek.

 Turnuva tarihinde kupa kazanıp  Euro 2020’ye gelemeyen tek ülke 2004 şampiyonu Yunanistan. 15. Kez düzenlenecek Avrupa Şampiyonası’nda Almanya ve İspanya’nın 3, Fransa’nın 2 şampiyonluğu var. İtalya, Çek Cumhuriyeti, Hollanda, Danimarka, Portekiz ve Rusya da kupayı birer kez kazandılar.

Euro 2020’de kısıtlı kapasiteyle de olsa seyircili oynanacak maçların bilet fiyatları 50 ve 185 Euro arasında değişiyor. Grup maçları ve devamında ülkesinin finale yükselmesi halinde VIP biletleri kullanan bir futbolseverin ödeyeceği rakam ise 9 bin 700 Euro.

Euro 2020’de bir ilk de hakem seçiminde yaşandı. Turnuva tarihinde ilk kez Avrupa kıtası dışından bir hakem düdük çalacak. Arjantinli hakem Fernando Rapallini, Cüneyt Çakır’ın olduğu hakem listesinde yer alırken, İspanyol hakem Jesus Gil Manzano da 13 Haziran-10 Temmuz tarihleri arasında Brezilya’da düzenlenecek (ev sahipleri Arjantin artan koronavirüs vakaları, Kolombiya ise ülkedeki siyasi ve ekonomik koas yüzünden çekildi) Copa America’da görev yapacak.

Euro 2016’da milli takımlara toplam 301 milyon Euro prim dağıtan UEFA’nın bu turnuvada kasasından çıkacak para 331 milyon Euro. Euro 2020’ye katılan her takım 9.25 milyon Euro’yu kasasına koydu. Grup maçlarında galibiyete 1 milyon, beraberliğe ise 500 bin Euro ödenecek. Son 16’ya kalanlar 1.5 milyon Euro daha kazanacak. Çeyrek finale çıkanların alacağı para ise 2.5 milyon Euro. Yarı finaldeki 4 ülkeye 4’er milyon Euro ödenecek ve finale kalanlar 5’er milyonu daha kasasına koyacak ve yolun sonunda şampiyon olan milli takım 28.5 milyon Euro kazanacak.

Avrupa Şampiyonası’nda son 6 turnuvanın üçünde şampiyon uzatmalarda (1996-2000-2016) belli olurken, penaltı atışlarıyla kupayı kazanan tek takım 1976’da Batı Almanya’yı 5-3 penaltılarla deviren Çekoslovakya olmuştu. Turnuvayı iki kez arka arkaya kazanan tek ülke ise 2008-2012’de İspanya. Son Dünya Kupası’nı sahibi Fransa Euro 2020’de şampiyon olursa, Batı Almanya (72-74), Fransa (98-2000) ve İspanya’dan (2008-2010) sonra iki büyük turnuvayı kazanan 4. takım olacak.

Her Dünya Kupası ve Avrupa Şampiyonası’na “favori” gelen İngilizlerin ise bu turnuvanın tarihinde özel bir rekorları var. 60 yılda 31 maç oynayan İngilizler hiç final maçına çıkamadılar.

Euro 2020’de 24 ülke arasında en genç yaş ortalamasına sahip milli takımın Türkiye olması çok özel bir istatistik.( Euro 2016’da milli takımımız yaş ortalaması 26.8 idi) Bizim ardımızdan 25.3 ile İngilizler, gruptaki rakimizi Galler (25.6) ve Ukrayna (26.4) geliyor. Turnuvanın favorilerinden İspanyolların 26.5, gruptaki bir diğer rakibimiz İsviçre’nin ise yaş ortalaması 27.

Pandemi nedeniyle 23’ten 26 futbolcuya çıkartılan aday kadrolardan bizim milli takımımıza büyüteç tuttuğumuzda ilk göze çarpan Süper Lig’den 10, Avrupa’da forma giyen 16 futbolcunun olduğu. Bu dağılım Euro 2016’da 17/6 idi. Euro 2016’da İstanbul’un 3 Büyüğü’nden 13 futbolcu yer alırken 5 yıl sonra bu sayı 7’ye düştü.

3 Haziran 2021

Euro 2020: İtalya

 Kasım 2017’da İsveç ile play-off rövanş maçında golsüz berabere kalıp 60 yıl sonra ilk kez Dünya Kupası’na gidemeyen ve 2018 Rusya’yı evinde izlemek zorunda kalan İtalyanlar büyük rüyalarından da uyanmıştı. Milli takımları 12 yılda bir Dünya Kupası finali oynar bir kazanır bir kaybederdi 1970’ten beri. 70’te Brezilya ağır gelmiş, 82’de kazanmışlar, 94’te Baggio topu göklere dikmiş, 2006 Berlin’de gülmüşlerdi. 2018’de final hayali, evde kalmak kabusuyla yüzleştiğinde göreve Roberto Mancini (Mayıs 2018)  geldi.

EURO 2016’DAN 7 FUTBOLCU VAR

11 Haziran’da başkentleri Roma’da bizimle açılış maçını oynayacak İtalyan Milli Takımı geride kalan 3 yılda büyük bir değişim geçirdi. Roberto Mancini’nin Euro 2020 için açıkladığı 26 futbolcuya geleceğiz ama bu kadroyu oluşturabilmek için geçtikleri yolu hatırlamamız lazım. Mancini döneminde İtalyan Milli Takımı’na 78 futbolcu çağrıldı. Gök Mavililer de son 3 yılda 8 kaleci, 26 defans, 19 orta saha ve 23 forvet oyuncusu milli maçlarda görev yaptı ve bu dönemde 33 futbolcu ilk kez milli formayı giydi. Euro 2016’da çeyrek finalde veda eden takımdan Euro 2020 kadrosunda olan futbolcu sayısı sadece 7. Yedek kaleci Sirigu, Bonucci, Chiellini, İnsigne, Bernardeschi, Florenzi ve golcü Immobile..

28 MAÇTIR YENİLMİYORLAR

Roberto Mancini, İtalya Milli Takımı’nın başında 33 maça çıktı ve 22 galibiyet, 7 beraberlik ve 2 mağlubiyetle ülke tarihinin en başarılı teknik adamı ünvanını 3 yılda ele geçirdi. Euro 2020 eleme grubundaki 10 maçını da kazanan İtalya, Eylül 2018’den beri oynadığı 28 maçı da kaybetmedi ve 2022 Dünya Kupası elemelerine de 3 galibiyetle başladı.

KALE DONNARRUMA’NIN

“Yeni” İtalya’yı İtalya’da da Euro 2020’nin favorileri arasında gören yok ama İngiltere, Almanya, Fransa, İspanya’dan sonra Mancini’nin takımı 2016’ya göre yaş ortalaması iki yaş (26.2) düşmüş kadrosuyla ve grup maçlarına ev sahipliği yapma avantajıyla turnuvanın potansiyel çeyrek final adaylarından biri.

Geniş kadroyu 35 futbolcudan oluşturan daha sonra 28 futbolcuya düşüren Roberto Mancini’nin Euro 2020 listesine kalecilerle başlayalım. Milan’dan ayrılacağı haberleriyle manşetlerden düşmeyen Donnarumma, Buffon dönemi sonrası efsane kaleci gibi genç yaşta üç direk arasını teslim aldı. İtalyanlarda yedek file bekçileri tecrübeli Sirigu ve Meret.

İKİ BEK DE HÜCUMU SEVİYOR

Takımını çoğunlukla 4-3-3 dizilişiyle sahaya süren bazı maçlarda ise üçlü defans deneyen Roberto Mancini’nin iki bekinden birini hücuma yolladığı ve dörtlü defansın üçlüye dönüp takımın 3-2-4-1 dizildiği hücum modeli en önemli silahı. İtalyanların defans göbeğinde Bonucci, Chiellini gibi eski kurtların yanında Acerbi, Bastoni, Toloi gibi Serie A’da son sezonlara damga vuran isimler var. Sağ bekte Florenzi’den vazgeçmeyen Mancini, solda ise Spinazzola ve Emerson’a şans veriyor.

JORGİNHO-VERRATTİ-BARELLA’LI ORTA SAHA

Orta sahada Mancini’nin aday kadroyu açıklarken sakatlıklarının düzelmesini beklediği iki isim de turnuvaya yetişti. PSG forması giyen Verratti ve Inter’li Sensi’liyle birlikte İtalyanların orta saha rotasyonu çok geniş. Chelsea ile Şampiyonlar Ligi Kupası’nı kazanan ve kampa geç katılan Jorginho’nun ideal 11’deki yeri garanti gibi. Genç Barella da Mancini’nin favori oyuncularından. Cristante, Locatelli ve Pellegrini de 11’de başlamasalar bile 5 oyuncu değişikliğinin verdiği imkanla mutlaka forma giyecek isimler…

RASPADORİ FORVETİN SÜRPRİZ İSMİ

İtalyanların forvet hattında sürpriz sezonu PSG’de geçiren ve Keane’nin kadrodan çıkartılmış olması. Mancini, A takım formasını hiç giymemiş Raspadori’yi kadroya kalırken, Gök Mavililerin forvet hattı yıldızlar topluluğu. Sağ kanatta formaya yakın olan isim Juventuslu Chiesa. Sol kanatta ise Napolili Insigne. En uçta görev yapacak isim için Mancini’nin zor bir tercih yapması gerekiyor. Bir önceki yılın gol karalı Immobile, milli takımın favori santrforu Belotti ve ikilinin ardında şans bekleyen Berardi…

SON PROVALARI ÇEKLER İLE 

Önceki akşam RAI kanalında iki saat canlı yayınlanan “Milli Takım” şov programında moral bulan İtalyan Milli Takımı Cuma akşamı Bologna’da Çek Cumhuriyeti ile son hazırlık maçını yapacak. Ertesi gün ise Mancini, yedek oyuncularını 20 yaşaltı milli takımıyla oynayacağı maçta deneyecek. Coverciano’daki milli takım tesislerinde bir hafta kamp yapacak İtalya, 10 Haziran’da Roma’ya geçecek ve 11 Haziran akşamı saat 22:00’de “Bizim Çocuklar”ın karşısına çıkacak.

 

30 Mayıs 2021

Kaybedenlerin İçtiması



Mayıs ayı şampiyon olanların mutlu mesut fotoğraflarının ayı. Gemiyi limana yanaştıran kahramanların hikayeleri doğaldır ki çok yer tutar, gelin madalyonun öteki yüzüne bakalım, futbolda bu sezon kaybedenlerin, hayal kırıklığını uğrayan uğratanların kulaklarını çınlatalım. Bu Avrupa turuna çıkarken ne vize derdimiz var ne de zorunlu karantina, başlayalım o zaman…

En popüler ligden başlayalım. İngiltere’de sezonun kaybedeni Liverpool olacak derken her sezonun kaybedeni Arsenal bu ünvanı yine kimseye kaptırmadı. Büyük 4’lü bir öznesiydiler ardık Büyük 6’lı da bile yoklar. Avrupa kupalarında finalde kaybederlerdi bu kez o finali de göremediler ve lige yeni yükselmiş Bielsa yönetimindeki Leeds United’dan sadece iki puan fazla toplayabildiler. Büyük sahnenin kaybeden teknik adamı ise Jose Mourinho. Çıkış yaptığı Porto sonrasında hep A+ takımları çalıştıran Portekizli, Tottenham ile zaten bir sınıf aşağıya düşmüştü, orada da tutunamayıp B klasmanında bir takımın, Roma’nın yolunu tuttu. 

İspanya’da Ronaldo Real Madrid’den gittiğinde Barcelona’nın ezeli rakibine şampiyonluk vermeyeceğini iddia edenler çoktu ama Katalanlar sadece Real Madrid değil bu sezon Atletico Madrid’in de şampiyonluğunu gördüler. Bu seviyede bir kulübün futbol aklı olmaz mı? Barcelona’da olsaydı, ligin marka santrforu Luis Suarez’i Atletico Madrid’e vermezlerdi. Messi’nin ayrılıyorum blöfü, eleştirileriyle istifa götürdüğü yönetimi, yanlış transferler Barça’yı her kulvarda duvara çarpmasına neden oldu. İspanya’nın bir diğer kaybedeni Real Madrid. Şampiyonlar Ligi’nde daha fazlasını belki yapamayabilirlerdi ama La Liga’da son haftalarda Atletico’nun bütün ikramlarını geri çevirdiler, hikayenin sonunda ikinci Zinedine Zidane dönemi de sona erdi. Barça ve Real Madrid’in Juventus ile birlikte kaybettiği bir başka savaş da Avrupa Süper Ligi projesi oldu. Alman ve Fransızların soğuk baktığı, İngilizlerin taraftar baskısıyla 48 saat içinde geri adım attığı proje 48 saat içinde tarih olurken geriye bu üç kulübün UEFA’dan alacağı cezalar kaldı… İspanya’da sezonun son kaybedeni ise Avrupa Şampiyonası’na gidecek olan İspanyol Milli Takım kadrosuna alınmayan kaptan Sergio Ramos oldu. 

Almanya’da Bayern Münih gerçeği varken gerçekten bir kaybeden var mı bunu söylemek zor ama Bundesliga’nın tek hakimi geçen sezon Lizbon’daki finalin ardından kadrosu ve ortaya koyduğu oyunla, Real Madrid’in arka arkaya kazandığı 3 Şampiyonlar Ligi Kupası’nı bu sezon ve gelecek sezon kazanmaya en yakın takımdı. Kader işte, geçen yıl finalde devirdikleri PSG’e elendiler. Alman futbolunun iki kült kulübü Schalke 04 ve Werder Bremen’in küme düşmesi ise futbolseverlere “Hey gidi günler” dedirtti. 

Fransa’da sadece iki forvetinin değeri 400 milyon Euro olan Paris Saint Germain’in sıfır bonservisle geldiği Lille’i şampiyon yapan Burak Yılmaz karşısında aldığı yenilgi sezonun en büyük yenilgisidir elbette. Yollarını ayırdığı hocası Chelsea ile Şampiyonlar Ligi finaline yürürken, Fransız kulübü iki kulvarda kaybedip amorti niyetine Fransa Kupası ile avundu. Şampiyonlar Ligi’ne bu sezon da gidemeyen O.Lyon ve taraftarının tesisi basıp ateşe verdiği O. Marsilya da sezonun kaybedenleri. Milli takım cephesinde ise yıllardır sonuçlanmayan bir davanın kurbanı olup kadroya alınmayan Benzema kadroya dönerken kaybeden Cezayir asıllı golcünün kariyerine büyük zarar veren Fransa Futbol Federasyonu ve yıllardır ona kapıları kapatıp sonunda pes eden teknik direktör Didier Deschamps oldu. 


Bir takımı sezonu iki kupayla kapatıp ülkenin en kaybedeni olur mu? İtalya Kupası ve Süper Kupa’yı kazanan Juventus’un kaybeden olduğuna sanırım kimse itiraz etmez. Seri şampiyonluklarına Inter son verirken ligin son haftasında harakiri yapan Napoli sayesinde Şampiyonlar Ligi’ne son bileti aldılar. İki kupalı acemi hocaları Pirlo ile yollarını ayırırken “sıkıntılar kulübü” Inter şampiyon olmasına rağmen yine taraftarını delirtmeyi başardı ve ligin en iyi teknik direktörü Antonio Conte’yi ellerinde tutamadılar. Zlatan İbrahimovic’in egosunun yine soyunma odasından taştığı Milan sezon ortasında şampiyonluk sinyali verirken yolun sonunda ezeli rakibi Inter’den 12 puan fark yedi. Başkentin iki kulübü Roma ve Lazio da bu sezon da Şampiyonlar Ligi biletinin ucundan bile tutamadılar. 

İki gol averajla şampiyonluğu kaybeden Galatasaray başarısız mı? Kendi içinde kavgası bitmeyenin dışarıda kazanacak savaşı yoktur, Beşiktaş’ın son sekiz haftada 10 puan kayıp yaptığı ligde sarı kırmızılı takım eline geçen fırsatları önce ezeli rakibi karşısında derbide ardından Denizli deplasmanı ve son hafta Malatya maçında harcadı. İki yıl önce baş aktör olan Feghouli, teneke 11’deki yerini garantileyecek kadar ortalıktan kayboldu. Bir sezon önce Sevilla 17 transfer ve yeni hocasıyla Avrupa Ligi’ni kazanmıştı. Fenerbahçe de 20 transfer ve Erol Bulut ile şampiyonluk hasretine son verebilir miydi? İçinde kupa olan tren sizin istasyonunuza geldiğinde peronda bekleyen alfa karakterli bir teknik adamınız yoksa takım da istasyonda kalır. Süper Lig’de en çok kaybeden başkent oldu elbetti. Hem Ankaragücü hem de Gençlerbirliği birinci ligin yolunu tutarken, son şampiyon Başakşehir de sezonun ikinci yarısını küme düşme adayı olarak geçirip hayal kırıklığı kürsüsüne çıkmayı başardı.

Manchester City vs. Chelsea


 

23 Mayıs 2021

Efsanenin Gözyaşları

 

O gün senin imza törenine gelenlerin belki de yarısından fazlası seni futbol sahasında izlememiş, seni arşiv görüntüleriyle tanımış, babalarından, ağabeylerinden dinleyerek sevmişti. Koluna “I’am Legend” (efsaneyim) dövmesi yaptıran başka biri olsa emin ol güler geçeriz ama sana yakışmıştı. Harbiden de efsaneydin üstelik yapabileceklerinin belki de yarısını yapıp futbolu bırakmışken…

Oynarken keyif aldığın belliydi de iş yönetmeye gelince “aynı keyfi alacak mıydın, isteyecek miydin bu kadar kazanmayı; yoksa kolay mı vazgecektin” diye sorar hiç teknik direktör olmasan; gözlerden uzak, şöhret pelerinini sırtından çıkarmış bir hayatı yaşasan da şaşırmazdım. Yedi yıl önce Gaziantep’ten ayrıldığında yönetim “Şehirden sıkıldı” derken sen o takımla ilk dört maçında 12 puan almış, bırakmadan önce de üç galibiyet arka arkaya puan tablosuna yazdırmışken çekip geldi doğduğun şehre. İstanbul’da baharın habercisi demiştim sana, karpuz kabuğu denize düşmeden yaz, Sergen Yalçın istifa edip İstanbul’a dönmeden ilkbahar gelmez derken futbol sahasında olduğu gibi kulübede de yapabileceklerinin yarısını bile yapmadığından sana kızgındım.

Aynı kuşağın insanıydık, hiç tanışmadık ama bilirim ki ortak sevinçlerimiz de üzüntülerimiz de kaygılarımız da olmuştur, bu memleketin insanlarıyız sonuçta. Gençlik yıllarında her daim çelimsiz vücudun, kariyerinin sonlarında inkar edilemeyen hafif göbeğin, at yarışı sevgin hep konuşulan, “idmana geç kaldığı için 1 milyar ceza yemişti, o gün altılı ganyandan 1.5 milyar kazandı”nın öznesiydin.

Zinedine Zidane için futbolun Bolşoy Balesi’ne cevabı derler. Sen de Berlin Filarmoni’nin şefi gibi adamdın. Önce düşünürdün, top ayağına gelmeden gideceği yeri hesaplar, çok çalışılmış alan savunmalarının deliklerine ince ince yollardın.

Kapına Bayern Münih dayandığında “Ne var yani, gitmedim” diyecek kadar hedefsiz, iş yorumculuğa gelince “ Ben hepsinden iyiydim”  diyen ve hiçbir futbolcuyu beğenmeyen, teknik adamları her eleştirdiğinde “Kolaysa çıksın yönetsin” ile er meydanına davet edilen, hayata biraz çekirdek yiyerek bakan bir adamdın.

İnsan değişmese de dönüşür. Bence çok insanı yanılttın, en çok da sana “Kolaysa çıksın yönetsin” diyenleri. Elinde yine ligin en iyi kadrosu yoktu ama Anadolu takımlarında futbolu çok bilen yöneticiler, gideni-geleni çok kadrolardan sonra evin Beşiktaş arkanda taraftarın en sonunda kendi konfor alanını yarattın.

Futbolu bıraktığın gün “Yapacak ne kaldı ki” de demiş olabilirsin. Yapabileceğin çok şey varmış. Senin profesyonelliğinden ne kadar şikayet eden adam varsa haklı taraflarını alıp futbolcularına öyle davrandın. Dert dinlemem, futbolcu sahada yeteneğini gösterecek dedin, yeri geldi gözün tutmadığı iki futbolcuyu kadro dışı bıraktın. 1.5 yıl önce 25 bin taraftarın imzana şahit olduğu günde Beşiktaş’a belki de baharın habercisi gelmiştir diye not düşmüşüm bu köşeye. Altı yıl önce de “Gün gelir Sergen Yalçın Beşiktaş’ı şampiyon yapar” dediğimde keskin futbol zekanla bir maç çevirmiştin galiba…

40’ından sonra bir başka Sergen Yalçın olduğuna sen de itiraz etmezsin. Belki eskiden çok daha fazla espri yapar, bizi güldürür, ya da müthiş özgüveninle yaptığın yorumlarla kimileriyle aralarına mesafe koyardın. Gabriel Garcia Marquez demiş ki: “Bir erkek babasına benzemeye başladığı an yaşlandığını anlar.” 50’ine bile gelmedin, sana yaşlandın desem kendimi de yakarım. İnsanın demlenmesi diyelim istersen…

Futbolcuyken çok paralar kazandın, bugün oynasan üç katını da kazanırdın, harcadın belki biriktirmedin. Teknik adam oldun, yine kazandın, şimdi daha da fazla kazanacaksın. Hakkındır. Başarılı olmanın bir karşılığı var ama o gün İzmir’de şampiyon olduğunda döktüğün gözyaşlarının sadece bir anlamı var. Altı yıl önce kaybettiğin baban Özer Yalçın’ın o gün tribünde seni Beşiktaş’ı şampiyon yapan teknik direktör olarak görmesini isterdin. Tıpkı benim Pazar sabahları bir Türk kahvesiyle yazılarımı babamın okumasını istediğim gibi. Sen de babana hiç “Hayatta ne olduysam sayende, neyi yapamadıysam kendim yüzünden” demiş miydin?..

19 Mayıs 2021

Avrupa'da Seri Şampiyonluklar

Pandemi gölgesinde Eylül ayında futbol sezonu açıldığında futbolseverin önünde acı bir gerçek ve iki farklı görüş vardı. Tıp adamları sıkıştırılmış yoğun fikstürde futbolcuların yeteri kadar dinlemeyecekleri için çok sakatlığı yaşayabileceklerini söylediler, haklı da çıktılar. Koronavirüse yakalandıkları takdirde kalıcı hasar alabileceklerini söyleyenler de çıktı ama karantinaya giren oyuncuların büyük bir bölümü idman yapamadıklarından güçsüz kaldılar, bu da yeni sakatlıklar doğurdu. Teknik adamlar da ideal 11 yerine eldeki sağlam 11 ile yola devam ettiler. İki farklı görüşe gelince: Bir tarafta kadrosu geniş olan ve şampiyonluklara ambargo koymuş takımların zirveyi bırakmayacağını savunanlar diğer tarafta boş tribünler önünde üç günde bir maça çıkacak takımların sürpriz yapabilecekleri ve arka arkaya şampiyon olanların bu sezon havlu atacağını iddia edenler…

Birinci grubu haklı çıkartan elbette yine Bayern Münih oldu. Bundesliga’nın büyük ağabeyi 8 kez arka arkaya kazandığı şampiyonluğu yine kimselere kaptırmadı ama Şampiyonlar Ligi’nin son sahibi olarak bu kupada yarı final bile göremeyip, Almanya Kupası’nda da finale uzak kaldılar. Avrupa’nın üst düzey liglerinde 10 ve üzeri sezonda arka arkaya şampiyon olan takım yok tarihte. Buna da ilk aday Bayern Münih. Letonya’da Skonto Riga’nın 14, Norveç’te Rosenborg’un 13, Belarus’ta Bate Borisov’un 13, Hırvatistan’da Dinamo Zagreb 11 kez arka arkaya şampiyon olup futbol tarihine adlarını yazdırdılar ancak üst düzey liglerde bu rekorun kıyısından dönen kulüp bu sezon Juventus oldu. 9 şampiyonluğu arka arkaya kazanan Juventus bu sezon Inter’e şampiyonluğu kaptırırken, Ronaldo’lu kadro Şampiyonlar Ligi’ne bile gidememe tehlikesiyle sezon finalini oynuyor. İskoçya’da Celtic’in iki ayrı seride 9’ar, G. Rangers’ın da aynı sayıda arka arkaya şampiyonluğu var ama onları üst düzey klasmanında gören yok elbette… 

İngiltere’de son şampiyon Liverpool, Juventus gibi gelecek sezon Şampiyonlar Ligi’ne gidebilmek için son kurşunlarını sıkarken, İngiltere’de Man. United dışında Premier Lig tarihinde 3 kez arka arkaya şampiyon olan bir takım yok. Geçen sezon bu fırsatı şampiyonluğu Liverpool’a kaptıran Manchester City ise son 4 sezonda 3 şampiyonluk ve bu sezon Şampiyonlar Ligi finalisti ünvanıyla geniş kadronun hakkını veren takım oldu. 

İspanya’da son 15 yılda Real Madrid-Barcelona arasındaki büyük kapışmayı bozabilen tek takım Atletico Madrid olmuştu. 2014 yılında 19 yıl aradan sonra şampiyon olan Atletico Madrid sezon içinde çift haneye çıkardığı puan farkını bahar aylarında cepten yiyince ülke nefis bir sezon finaline sahne oldu. Barça yarışa havlu atarken Atletico Madrid şampiyonluğa yakın bu da Real-Barça hegomanyasına 7 yıl sonra vurulan darbe olacak. 

Fransa Ligi’nde tek bir şampiyonluğu yokken milenyumla birlikte rakiplerinin kabusu olan ve 7 yıl arka arkaya şampiyon olan Olympique Lyon’dan geride kalan 10 yılda bayrağı teslim alan Paris Saint Germain’e kafa tutan ve serisini bozan tek takım Radamel Falcao ve o Mpabbe’li kadrosuyla Monaco olmuştu. Bu sezon ise sahnede son şampiyonluğunu 10 yıl önce kazanan ve Burak, Yusuf ve Zeki’li “Türk gibi güçlü” kadrosuyla Lille var. Paris Saint Germain için de seri sonu yakın… 

Portekiz’de son şampiyonluğunu Jardel’li kadrosuyla 2001-2002 sezonunda kazanan Sporting bu sezon uzun hasretini dindirirken, ülkenin futbol tarihinde en uzun seri 5 şampiyonlukla Porto’ya ait… Bir ufak tura daha çıkalım. Hollanda’da bu sezon da zirveyi bırakmayan Ajax’ın ve PSV’nin (2) dörtlemesi var. Belçika’da Anderlecht’in 5 kez arka arkaya kazandığı şampiyonluk kupaları müzesinde. İsviçre’de Basel sekiz kez, Avusturya’da ise Salzburg 7 arka arkaya şampiyonlukla ülkelerinin bir numaraları. Rusya’da rekor 6 şampiyonlukla Spartak Moskova’ya ait. Yunanistan’da ise iki farklı seride Olympiakos 7 kez arka arkaya şampiyon oldu. Sırbistan’da ise en uzun seri 6 şampiyonlukla Partizan’ın.

Yol döner dolaşır memlekete çıkar. Türkiye Süper Ligi’nde en uzun seri 96-2000 yılları arasında 4 şampiyonlukla Galatasaray’a ait. Son 21 yılda hiçbir takım üç şampiyonluğu arka arkaya yaşamazken, önce Fenerbahçe, ardından Galatasaray ve Beşiktaş ve son olarak yine Galatasaray arka arkaya iki şampiyonluk kazanmış ancak bunların üç ve fazlası bir seri olması rakiplerinin engeline takılmıştı…