20 Eylül 2020

Ne Veziri... Terim'in piyonu Pirlo...

Futbol dünyasında 50 yıl geçirmişseniz dost kadar düşman da biriktiriyor, sevindirdikleriniz kadar üzdükleriniz de oluyor. Kazandığın kupaların kaybeden tarafında olanların sizi sevgiyle hatırlamasını elbette beklemezsiniz ama saygı?.. Türk futbolunda Fatih Terim’in futbolculuk dönemine şahit olanlar bugün 50’lerini çoktan geçti, Galatasaray’daki teknik adamlığının da bir ve ikinci dönemine şahit olmayan kuşaklar bugün üniversite çağında… Onlar büyürken İtalyan futbolunda 2005-2015 yıllarında oynadığı futbolla maestro ünvanını hak eden Pirlo’yu izlediler ekranda, her söylediğinin de mühim olduğunu sanabilirler. 40 yaşındaki Pirlo geride kalan haftada Pro lisans alabilmek için girdiği sınav sonrasında kariyerinde çalıştığı tüm teknik adamlara teşekkür etti, bir hoca hariç: Fatih Terim… Otobiyografisinde Terim’in futbol bilgisini sorgulayan, kıyafet seçimlerini eleştiren, sigar içtiğine dikkat çeken Pirlo’nun derdi neydi peki? 19 yıl sonra Terim’i unutmak bir lapsus değil elbette, o zaman filmi geri saralım..

UEFA Kupası’nı kazanan Fatih Terim, Fiorentina’ya imza atarken takımın efsane golcüsü Batistuta Roma’ya transfer olur. Mor Menekşeler’in başkanı Cecchi Gori, Terim’i göreve getirme sebebi olarak “Büyük yıldızlar olmadan da kazanabileceğini tüm dünyaya gösterdi” der ama transferler için sözünü tutmaz. Fiorentina, Avusturya ekibi Tirol’e elendiğinde “Trapattoni olsaydı elenmezdik” diyen Gori’ye Terim basın toplantısında “Büyük bir takım yapmak için geldim ama sözler tutulmadı, böyle olacaksa gidebilirim” diyerek cevap verir. Floransa ayağa kalkar ve başkan Gori’nin karşısına dikilir. Gori’nin “Floransalı olmayan birine karşı kendimi savunmam” derken aslında ertesi sezon Milan’da yaşanacakların da ön gösterimini yapar. Fiorentina, Terim yönetiminde Inter’i devirir, Milan’ı 4-0 ile sahadan siler ama büyük golcüleri Batistuta onları Roma formasıyla attığı golle yıkar. İflasın eşiğinde olan Fiorentina’da sadece eski yıldızları olan yönetici Giancarlo Antognoni, Terim’e destek verir. Yıllar sonra Floransa’ya gittiğinde yemeklerde buluştuğu kadim dostu Antognoni… Bir yıllık kontrat imzalayan Terim’in artı bir yıllık opsiyonunu devreye sokmayan başkan Gori, Terim ile yollarını ayırdığında takım ligde 4 golle devirdiği Milan’ı kupada da yıkmış ve finale çıkmıştır. Göreve getirdikleri Roberto Mancini’nin teknik direktörlük diploması bile yoktur…

Galatasaray ile UEFA Kupası’nda Ali Sami Yen’de Milan’ı 3-2 deviren, Fiorentina ile iki maçta da gole boğan Fatih Terim, Milan’ın yeni teknik direktör adayları listesinde ilk sırada yer aldığında sezon bitmemiştir, Galliani, Haziran ayını bekler ve imza atılır. Rui Costa, Terim’in Fiorentina’dan getirdiği yıldızdır. Milan o transfer döneminde Inzaghi, Donati, Guly, Brocchi, Javi Moreno, Laursen, Cosmin Contra ve ezeli rakibi Inter’den Pirlo’yu alır… 15 yaşında Brescia alt yapısında başlayan Pirlo, Inter’e geldiği 1998 yılından 2001 yazına kadar sürekli olarak başka takımlara kiralanır. 22 yaşında geldiği Milan’da o meşhur “Beyefendiler Masası”na oturmak için 2-3 yıl geçmesi gerekir. Berlusconi’nin sağ kolu Galliani, Terim’e teslim edilen kadroyu “Gullit, Van Basten, Rijkaard”lı döneme benzetip sezon başlamadan sinsince baskıyı kurar teknik kadro üzerine. Terim’in imza attığı ayda bile Carlo Ancelotti söylentileri tesislerde dolanmaktadır ama Berlusconi patrondur ve onun tercihi Terim’dir.

Bir futbol takımında 11 çıkmayan her oyuncu hakkını yendiğini düşünür, “ben yedek olmalıyım, daha iyiler var” diyen daha duymadım, Pirlo da Terim döneminde şans bulamaz, 22 yaşında geldiği Milan’da orta sahanın kendisine teslim edileceğini sanıyorsa da şaşırmak bir gençlik eylemidir deyip geçmek lazım. Yıllar sonra da bu kızgınlığını Terim için kurduğu cümlelerle çıkartır. Evet Terim şık giyinir evet o yıllarda sigar içer ve evet Terim otoriteye boyun eğen adam değildir.. Peki o günlerde Terim hakkında başkaları ne demiş? Kaptan Maldini, “Terim çalışma biçimi ve oyun bakış açışıyla bana Arrigo Sacchi’yi hatırlatıyor.” Milan’ın eski yıldızları Baresi ve Donadoni “Somut ve izleyenlere keyif veren bir futbol oynatıyor.” Milan derbiyi 4 gol atıp kazandığında, Fiorentina’ya 5 attığında son düdüğün ardından tebrik için çağrıldığı Curva Sud tribünü tarafından “İmparator” tezahüratıyla uğurlandığında (San Siro tribünleri Terim’i çok sevince/29 Ocak 2017-SABAH) bundan rahatsız olan Cesare Maldini’nin Galliani ile birlikte Parma ile anlaşmak üzere olan Carlo Ancelotti ile Milan için masaya oturması takvimlerde Inzaghi’nin Torino’da penaltıyı tribünlere dikmesinden bir gün sonraya denk gelir… Terim görevden alındığında bunu karşı çıkan Milan’daki etkili isim Ariedo Braida’dı ama Adriano Galliani galip çıkar…

10 yıl sonra, 2011’de Fatih Terim, Milano derbisine gittiğinde kahve içtiği ve beraber yürüdüğü isim Fiorentina’daki Antognoni gibi Milan’daki kadim dostu Ariedo Braida’dır. Taraftarlar Terim ile hatıra fotoğrafı çektirirken San Siro tribünlerinden, “İmparator, büyüksün” tezahüratı yükselir. Her Floransa’ya gittiğinde sokakta ve Artemio Franchi Stadyumu’nda olduğu gibi… Size bir fıkra anlatayım mı? Bir gün Pirlo demiş ki… Boşverin, anlattım zaten… Sevgi emek, saygı ciddiyet ister.. Terim’in satranç tahtasında bırakın vezir, kale, fili, sadece piyon olan 22 yaşındaki Pirlo’yu Milanello’da kim ciddiye almış ki?...

O sezonun kalanında Ancelotti, Terim’den maç başına daha az puan topladı ve ancak 4. oldu. Fiorentina mı? Bir yıl önce Terim ile yolları ayıran Başkan Gori’nin takımı o sezon 17. sırada bitirdi, iflas edip iki alt lige düşürüldü…

19 Eylül 2020

8 Yabancı ve Okay Yokuşlu

Bu sezon pandeminin de kırıp geçirdiği transfer bütçeleriyle yapılan transferlere bakıldığında kimsenin gelecek sezon devreye girecek olan sahada 8 yabancı kuralını dikkate almadığını görürsünüz. Haklısınız çünkü ötelenen bu kararın sezon sonunda değişmeyeceğinin de garantisi yok. Beşiktaş ve Galatasaray’ın mevcut kadrolarından ideal 11’inde 3 Türk oyuncunun olduğu bir dizilişi bugün görebilmemiz mümkün değil. Yerli kaleciye dönen Beşiktaş’ın kalan 10 isminden 9’u yabancı olacak gibi. Galatasaray’da ise Emre ve Arda’dan sonra tek iyi haber Taylan’ın gelecek sezon ideal 11’de oynayacak düzeye doğru evrilmesi ve kendini geliştirmesi… Fenerbahçe ise gelecek sezon kaleci Altay, Gökhan, Caner ve Mert Hakan ile bu derdi aşmış görünüyor. İşte tam da bu yüzden Galatasaray, Okay Yokuşlu için Celta Vigo’nun kapısını aşındırıyor. İspanya’da Celta Vigo’yu yakından takip eden muhabirler yeni transfer Renato Tapia’nın gelişiyle Okay’ın ideal 11’deki yerini kaybedeceğini söylüyor ama Okay ve “bitmiş” Emre Mor ligin ilk haftasında sahaya ilk 11’de çıktılar. Okay’ın hedefi elbette ki Euro 2020… Macaristan ve Sırbistan ile oynanan milli maçlarda forma bulamayan Okay, Türkiye’den giderken en iyi 3 yerli futbolcudan biriydi. Bonservisine 6 milyon Euro ödeyen Celta Vigo da 26 yaşındaki Okay’ı elbette ki kiralamak istemiyor. Bir başka genç Türk oyuncu Enes Ünal’a Getafe’nin ödediği 9 milyon Euro ortadayken de haklılar.. Kısaca, Okay Galatasaray’a bu transfer döneminde gelirse Galatasaray hem orta sahada geleceğini kurtarır hem de Okay, milli takımdaki formasını… İspanyolları bu transfer için ikna etmek, Falcao için Monaco’yu ikna etmekten daha zor…

Juventus Sevilla Fenerbahçe

Sil baştan yapılmış bir kadro, kariyerinde hiç kupa kazanmamış bir teknik adamla şampiyon olur mu? Fenerbahçe için sorunun yanıtı sezon sonunda belli olacak ama yakın geçmişte bunu başaran iki kulübün hikayesini hatırlatayım. Juventus, 2009-10 sezonunu 15 mağlubiyetle 7. sırada tamamlamıştı. Ertesi sezon kabus devam etti. 2010-11 sezonunda 10 mağlubiyet aldılar ve Serie A’yı yine 7. sırada tamamladılar. İki sezonda 25 mağlubiyet almış, kaybetme alışkanlığı tavan yapmış bir takım ertesi sezon ne yapabilir? Conte, Juvetnus’un başına geçtiğinde kariyerindeki tek kupa bir alt ligde Bari ile kazandığı kupaydı. Atalanta’da taraftar baskısıyla görevine son verilmiş hocayı dibe vurmuş Juventus’un başına getirdiklerinde kimse o takımın sezonu şampiyon tamamlayacağına inanmıyordu. Conte yönetimindeki Juventus çok fazlasını yaptı ve o iki sezonda 25 yenilgi almış takım o sezon namağlup şampiyon oldu. Değişen oyuncular, diziliş ve teknik adamın soyunma odasına kattıkları. Juventus o günden beri de şampiyon oluyor. 

İkinci örnek çok yakın tarihli. Sevilla geçen sezon başında Real Madrid’de başarısız olduğu için medyanın yerin dibine soktuğu “milli takımı bırakıp gitmiş” Julen Lopetegui’yi göreve getirdi. Kararı veren efsane sportif direktör Monchi olunca şehirde elbette kimse sesini çıkarmadı. Monchi büyük bir değişimin startını verdi ve iki transfer döneminde 17 yeni oyuncuyu takıma kazandırdı. Sezon sonunda Şampiyonlar Ligi biletini alan ve Avrupa Ligi finalinde Inter’i deviren Sevilla 11’inde bir önceki sezondan sadece iki futbolcu vardı… Lopetegui de ilk kupasını kazandı..  Fenerbahçe’nin yeni kadrosu ve Erol Bulut ilişkisine bardağın dolu tarafından bakmak isterseniz, başarılı olmuş projeler bunlar… Bir ezberin peşindeyseniz, sıfırdan kurulmuş kadro ve hiç kupası olmayan hoca ile işi zor dersiniz. 

15 Eylül 2020

2003 Yazını Anımsıyor musun?

Akşam vakti evinizin kapısı çalınıyor, kapıyı açıyorsunuz karşınızda 40’larını ikinci yarısında bir adam, “Merhaba, ben Alex Ferguson sizinle oğlunuz için görüşebilir miyim?” diyor. Ryan Giggs’in annesi için bu isim önce bir şey ifade etmiyor ama Galli yıldızın Manchester United alt yapısına transfer oluşunun ilk hikayesi bu. İskoç teknik adam, yetenekli çocuğu eşinden ayrılmış anneden bizzat istemek için kapısına kadar gidiyor. Arjantin’de futbol delisi bir adamın yetenekli futbolcu var ihbarı aldığı arabasına atlayıp yollara düştüğü gibi. Marcelo Bielsa’nin bir gece kapısını çaldığı ev Pochettino ailesinin. Çocuğun dizlerini kontrol ediyor Bielsa… Bugünlerin sıkı teknik adamlarından Maurico Pochettino böyle başlıyor kariyerine.. Ligler başlarken transfer sonbahara sarkmışken yine tozlu arşivlerde bir tur yapalım…

Lizbon’da 2003 ilkbaharı.. Sporting’deki gencin adını duymayan yok ama Portekiz kulübünün de o günlerde onu satmaya niyeti yok. Barcelona kulübünde transferden sorumlu Tixi Bergstein soluğu Lizbon’da alıyor. Cristiano Ronaldo 18 yaşında, yetenekli ama öğrenecek çok şeyi olan bir genç o günlerde. Katalan medyası Bergstein’nın Lizbon’da olduğunu manşet yapınca Madrid’den de bir haber geliyor. Geçmişte Porto forması giyen, Galatasaray’daki bir sezonun ardından ülkenin bir başka büyüğü Sporting’e giden bir garip golcü Jardel, Atletico Madrid’in transfer listesinde. 

Atletico 2000 yılında küme düşmüş, kadrosu dağılmış, tekrar döndükleri ligde esaslı bir kadro yapmak için çılgın başkan Jesus Gil çıtayı yükseğe koyuyor. Bir futbolcuyu izlemeye/görüşmeye gittiğinizde bir başka futbolcuya gözünüzün takılması bir transfer klasiğidir. Jardel derken –ki Atletico Madrid onu transfer edemiyor- başkana “Ronaldo’yu alalım” mesajı geliyor. “Harbi” Ronaldo o günlerde Real Madrid’de. Transfer operasyonu gizli kalmıyor bir ertesi gün Madrid, “Atletico’ya bir başka Ronaldo” manşetine uyanıyor. İşi bitiren ne Barcelona ne de Atletico Madrid… Ryan Giggs’in ayağına giden Sir Alex Ferguson o günden 16 yıl sonra Lizbon’da ve Sporting’i 19 milyon Euro bonservisine razı ediyor: Cristiano Ronaldo, Manchester uçağına biniyor…

Ronaldo Manchster United’ın kapısında girerken kulübün starı David Beckham yol ayrımında. 2003 yazında çok şey oluyor… Son 3 sezonda dibe vurmuş Barcelona’da yönetim devrilmiş ve yeni başkan Laporta’nın taraftara hediyesi David Beckham. Real Madrid’de Los Galacticos yılları. Başkan Perez, Figo’nun ardından Zidane ve Ronaldo’yu almış Santiago Bernabeu’ya yıldız yağdırıyor… Real Madrid’in yönetim katında Barcelona’ya gol atmak için plan yapılıyor. Paris Saint Germain forması giyen Ronaldinho ile transfer pazarlığı yapan Real Madrid bir günde rotayı Beckham’a kırıyor. 

Başkan Perez’in kupalar kadar başka bir hedefi de var. Deloitte’ın 10 yıl önce başlattığı ve en çok gelir elde eden kulüpler listesinde (Para Ligi) bir numarayı kimselere bırakmayan Manchester United’ı sollamak. İngilizlerin, Uzakdoğu pazarında yüzbinlerce formayı Beckham sayesinde sattığını gören Perez, “çirkin Ronaldinho’nun forması satmaz. Beckham’ı alalım” diyor. Yıllar sonra takımın en yetenekli futbolcularından biri olan Angel di Maria’yı da rivayet odur ki forması satmıyor diye yollayan yine Florentino Perez.. Arjantinli kanat oyuncusunun gittiği kulüp ise Perez’in listenin bir numarasından indirdiği Manchester United…

Beckham kavgasından Real Madrid galip çıkınca Barcelona da Ronaldinho’yu almak “zorunda” kalıyor ama iş futbol sahasına geldiğinde Brezilyalı yıldız bir zamanlar Real Madrid alt yapısına gelmiş ve gönderilmiş Samuel Eto’o ile birlikte Perez’in takımını yıkıp geçiyor… Sonuç, Real Madrid Başkanı Florentino Perez, Barcelona Paris’te Şampiyonlar Ligi’ni kazandıktan sonra sallanan koltuğunda daha fazla oturamıyor ve 2006 yılında istifa ediyor… 2009 yılında döndüğü zaman ise aldığı isim elbette ki Beckham gibi forması çok satan bir Manchester United’lı: Cristiano Ronaldo!...

Ronaldo biri Ancelotti üçü Zinedine Zidane yönetiminde Real Madrid’e 4 Şampiyonlar Ligi Kupası kazandırıyor, Real Madrid, “Para Ligi” nin zirvesinden inmiyor ama onunla aynı sezonda (2009) imza atan bir başka yıldız Florentino Perez’in en büyük hayal kırıklığı oluyor.. Real Madrid başkanının o günlerde akıl hocası olan Zinedine Zidane, futbolculuğu döneminde de transferleri fısıldayan adam. 2005 yılında Serie A’yı sallayan bir Brezilyalı’nın alınmasını istiyor. Dedim ya 2003 yazında transferde çok şey oldu diye.. 

O yaz Milan, Kaka’yı Brezilya’dan getirirken Juventus ile boğuşuyor ve kazanan taraf oluyor. Juventus’u 3 yıl sonra şike skandalına kurban edecek Luciano Moggi “Biz adı Kaka olan futbolcuyu almayız. Kötü oynadığında ne manşetler atacaklarını hayal bile etmek istemiyorum” diyerek kaçırdıkları yıldız için bir bahane uyduruyor. Kaka İtalyanca’da Cacca ve Brezilyalı Kaka’yı Zidane başkanı Perez’e önerdiğinde Real Madrid’in patronu “Daha erken 60 milyon olsun o zaman alırız” diyor.. Sözünü de tutuyor Florentino Perez… 2009 Haziran ayında üç gün arayla önce 67 milyona Kaka’yı sonra 94 milyona Cristiano Ronaldo’yu alıyor… Nedir bu çılgınlık derseniz? Barcelona 10 gün önce biten sezonda Şampiyonlar Ligi, La Liga ve Kral Kupası’nı müzesine götürmüş ama sadece İspanya değil tüm dünya Perez’i ve Real Madrid’i konuşuyor…

6 Eylül 2020

Luis Suarez'in Hikayesi

Bir yıl önce futbol sezonu başladığında Barcelona yönetiminin ajandası “Messi ve Luis Suarez’in 2021’de bitecek olan kontratlarını 2020 Haziran’ını beklemeden uzat” yazıyordu. Arjantinli yıldız kulübün alt yapısından yetişmiş, Uruguaylı golcünün de eşinin ailesi uzun yıllardır Barselona’da yaşadığından ikilinin kulüpten ayrılacağı ihtimalini kimse aklına getirmiyordu şehirde. Üstelik ikilinin eşleri Barselona’nın gözde caddelerinden birinde ayakkabı satan bir dükkan açmışlar, 33 yaşındaki eşlerinin futbol kariyerlerine Barcelona’da son vereceklerine inanıyorlardı. Şehir onlara tapıyordu, mutluydular…

Messi ve Suarez’in eşleri o gün bir falcıya gitseler ve falcı “2020 sonbaharında hayatınız alt üst olacak. Barcelona ile ayrılık var” deseydi ikisi de kaçardı o mekandan… Pandemi çok şeyi değiştirdi dünyada, Messi ve Suarez’in hayatını da. Barcelona geriden gelen Real Madrid’den 5 puan fark yiyip şampiyonluğu kaybedeceğini, Bayern Münih’ten 8 gol yiyeceklerini, Messi’nin ayrılma isteğini resmi mektupla kulübe göndereceğini ve yeni teknik direktör Ronald Koeman’ın ilk isteğinin Luis Suarez’in takımdan gönderilmesi olduğunu kim tahmin edebilirdi ki?

Luis Suarez’in aklının ucundan geçmemiş ki kariyerinin neredeyse tamamını geçirdiği Avrupa’da vatandaşlık için başvuru yapmamıştı. Oysa ki Avrupa Birliği pasaportu bu transfer döneminde onun geleceğini belirleyecek resmi evrak oldu. Nasıl mı? Filmi 2002 saralım… 7 çocuk sahibi Rodolfo Suarez yokluk içinde yaşadığı kasabada eşi Sandra Diaz ile ayrılıp büyük şehir Montevideo’ya geldiğinde ailenin “4 numara”sı Suarez yedi yaşındaydı. Anne ve babası 9 yaşındayken ayrılan Suarez’in futbol kariyerinde onca skandalın baş aktörü yapacak kariyeri de o yıllarda şekillendi. Öfke kontrolü yoktu, kavgacıydı ve hakemleri aldatmak için sürekli kendini yere atıyordu ama aynı zamanda doğuştan golcüydü. 

Çocukluk aşkı onun büyük futbolcu olmasına yardım etti. Onun ailesi gibi bir İtalyan aile de yeni bir hayat için çareyi Uruguay’a göç etmekte bulmuştu. Sofia Balbi, İtalyan bir mimarın kızıydı ve onu 15 yaşındayken tanıyan Luis Suarez, şehrin 20 km dışında oturan ilk aşkını otobüsle gidip görebilmek için sokakta telefon kartı satıyordu. Önce kötü sonra iyi haber geldi. Sofia Balbi ve ailesi Uruguay’dan Barselona’ya göç etti. Aşk acısı büyüktü, Suarez hakeme attığı kafayla ilk büyük vukuatını kariyerine yazdırdı. İyi haber ise Hollanda’dan gelen yetenek avcıları onu keşfetmişti. 19 yaşında Hollanda’ya Groningen’e geldiğinde ana dili İspanyolca’dan başka dil bilmeyen Luis Suarez’in hayali kız arkadaşının yaşadığı şehirde futbol oynamaktı ama Barcelona’ya giden yol, Barselona şehrine giden uçaktan fazlasıydı... Soluğu Barselona’da aldı ve Sofia Balbi artık gelecekteki 3 çocuğunun annesi olmak üzere onunla Hollanda’ya döndü. 

Üç yıllık Ajax kariyeri onu çok şey öğretti, Avrupa’da herkes onun adını ezbere biliyordu ama bir huyu vardı ki onu törpüleyemedi ve o huy onunla Hollanda, İngiltere’yi dolaştı, Brezilya’ya da uğradı. Luis Suarez sahada kızdığında rakibini ısırıyordu! İlk kurbanı PSV’li Otman Bakkal’dı. İkinci kurbanını bir Liverpool-Chelsea maçında buldu. Ivanovic’i ısırdı ve İngiltere ayağa kalktı. Suarez ceza sahasında penaltı alabilmek için kendini yere atıyor, rakip tribünleri çıldırtıyordu. Patrice Evra’ya karşı ırkçı söylemlerinin ise affedilir tarafı yoktu. Affetmediler de… “Hannibal” Suarez’in son kurbanı Brezilya’daki 2014 Dünya Kupası’nda İtalyan stoper Giorgio Chiellini oldu. Bu kez ceza en ağırıydı. Suarez hayalini gerçekleştirmek eşinin ailesinin yaşadığı Barcelona’ya transfer olmuş ama FIFA ona 4 ay boyunca bırakın futbol oynamayı stadyumlara bile girme yasağı getirmişti.

Luis Suarez Barça formasıyla 191 maçta 147 gol attı. 2015’te kazandıkları Şampiyonlar Ligi’nden sonra 5 yıl boyunca bir tek Şampiyonlar Ligi deplasman maçında gol atamayarak garip bir seriye de imza attı… Messi’nin “Ayrılacak-kalacak” fırtınasını koptuğu günlerde hayatı boyunca elinden düşürmediği ve sakinleştirdiğine inandığı Mata çayıyla yine medya karşısına çıkan Uruguaylı golcü şimdi yol ayrımında… Hayatının ilk tek büyük aşkı olan Sofia Balbi sayesinde buralara geldiğini söyleyen Suarez’in buradan az öteye İtalya’ya gidebilmesi için ise yine eşine ihtiyacı var çünkü onu isteyen Juventus’un Avrupa Birliği dışı oyuncu kontenjanı dolu ve Suarez’in İtalyan pasaportuna ihtiyacı var. 



İspanya Ligi’nde eşinin Avrupa Birliği pasaportu sayesinde “yabancı” sayılmayan Suarez için İtalya’da kural farklı… Eylül sonunda transfer kapanmadan vatandaşlık başvurusu yapması gerekiyor. İtalya’dan 30 yıl önce Uruguay’a göç eden bir ailenin damadı sıfatıyla şimdi Barselona’daki İtalyan Büyükelçiliği’ne başvurdu… Temel İtalyancanın sorulduğu bir dil sınavından da geçmesi gerekiyor Suarez’in… Bugünlerde kimseyi ısırmazsa ve pasaportu alırsa Juventus’ta çıktığı ilk idmanda son ısırdığı adamla karşı karşıya gelecek: Giorgio Chiellini… Bu kez ona sarılacağı kesin….

30 Ağustos 2020

Kaderin Oyunu mu bu?

Barselona’da 1973 kışı. Sotil, Asensi, Rexach ve elbette Johan Cruyff’lu Barcelona, evi Camp Nou’da Atletico Madrid’i ağırlıyor. Madrid ekibinin kalesinde yıllar sonra Barça kalesini koruyacak Pepe Reina’nın babası Miguel Reina, forvet hattında ise Fenerbahçe’yi de çalıştıran ve İspanya’ya Euro 2008’i kazandıran Luis Aragones var. Maçı 2-1 Barcelona kazanıyor ama o akşamı unutulmaz kılan Cruyff’un attığı gol... Sağ kanattan arka direğe yapılan ortaya uçarak sağ ayağıyla yaptığı vuruş ona “Flying Dutchman” (Uçan Hollandalı”) lakabını kazandırıyor. Bu gol Barcelona tarihinin en unutulmaz gollerinden biri oluyor.

Johan Cruyff, 5 sezon Barcelona forması giydi, çok daha fazlasını kazanabilirdi ama bu golü attığı sezon dışında şampiyonluk sevinci yaşayamadı. 173 maçta 59 gol attı ve Barça’dan ayrıldıktan 6 yıl sonra yetiştiği Ajax’ın ezeli rakibi Feyenoord’da futbolu bıraktı. Katalan kulübünün alt yapısını sil baştan kuran ve 1990-94 yıllar arasında 4 şampiyonluk ve bir Şampiyon Kulüpler Kupası kazanan Hollandalı efsane, 1996 yılında dönemin başkanı Nunez tarafından kulüpten kovuldu…

Barselona’da 1994 kışı. Johan Cruyff’un Rüya takımı, La Liga’nın son üç sezonunun şampiyonu ve El Clasico’daki randevu Barça’nın evi Camp Nou’da. Zamorano, Prosinecki, Sanchis ve sonraları Barça’ya transfer olup, 21 yıl sonra Barça’ya Şampiyonlar Ligi kazanıracak Luis Enrique’li Real Madrid’in karşısında Guardiola, Koeman, Bakero, Stoicjkov ve Romario’lu Barcelona var. 24. dakikada Barça’yı çeyrek asır sonra iki Şampiyonlar Ligi kazandıracak Guardiola topu kaleye sırtı dönük olan Romario’ya atıyor basit bir pasla. Brezilyalı golcü nefis bir dönüş ve son bitirişle perdeyi açıyor. El Clasico’nun sonunda tabelada Barcelona: 5 Real Madrid:0 yazıyor…

PSV Einhoven’den Barça’ya gelen Romario sadece iki sezon forma giyebiliyor. 46 maçta 34 gol. Barcelona Başkanı Nunez’e göre disiplinsiz bir futbolcu olan Romario’nun ipini Cruyff çekiyor ve Romario, Barça’dan kaçan, Barça’nın kaçırdığı yıldızlar listesine adını yazdırıyor.

 


Barselona’da 1996 sonbaharı… Romario’dan bir yıl sonra yine PSV Eindhoven’den bir Brezilyalı geliyor Barcelona’ya: Ronaldo… Johan Cruyff ayrılmış ve yeni teknik direktör Bobby Robson… Rakip La Liga’da Compostela. Orta sahada topla buluşan Ronaldo rakiplerinin birer birer ipe diziyor, çekiyorlar, düşmüyor, omuz koyuyorlar, sarsılmıyor ve ceza sahası içinde aynı oyuncuyu iki kez ekarte edip golü attığında kenarda hocası Robson başını iki eli arasına alıp inanılmaz gole şaşkınlıkla bakıyor.

Barcelona’daki tek sezonunda 49 resmi maçta 47 gol atan Ronaldo için “Dünyanın en iyi oyuncusu. Bizimle 10 yıl kalacak” diyen Barça Başkanı Nunez, yeni kontrat imzalamaktan vazgeçtiğinde “Talepleri komik” diyor. Inter bir yıl önce Barça’ya kaptırdığı Ronaldo’nun serbest kalma bedelini ödeyip Brezilyalı golcüyü kapıyor. Barça’nın kaçırdığı efsane Brezilyalı, 5 yıl sonra Real Madrid formasıyla El Clasico’da eski takımına karşı forma giyiyor…

Madrid’de 2005 sonbaharı… Santiago Bernabeu’da El Clasico akşamı. Casillas, Roberto Carlos, Beckham, Robinho, Ronaldo, Beckham, Sergio Ramos’lu Real Madrid’in Barcelona karşısındaki galibiyeti görmek için 80 bin taraftarı tribünde. Perdeyi Eto’o açıyor. Barcelona o akşam Real Madrid’i 3-0’lık skorla dağıtıyor ama o El Clasico’yu unutulmaz kılan Ronaldinho’nun kendine has top sürüşü sonrasında son vuruşunda Casillas’ı çaresiz bırakan golü ve o golü Santiago Bernabeu tribünlerinde ayağa kalkarak alkışlayan baba-oğul.

2000’lerin başında dibe vuran Barça’yı Xavi ve Iniesta ile ayağa kaldıran ve 2006’da Şampiyonlar Ligi kupasını kazanan Ronaldinho iki yıl sonra dönemin başkanı Joan Laporta tarafından “Yeni heyecanlar yaşaması lazım” sözüyle kapının önüne konuluyor. Barselona’da gece hayatının hızlı adamı son sezonunda tartışılan göbeğiyle soluğu Milan’da alıyor.

 

Barselona’da 2007 ilkbaharı. Kral Kupası yarı finalinde ilk maç. Rakip Schuster yönetiminde Güiza’nın da forma giydiği Getafe… Xavi’den topu alan 20 yaşındaki Messi önce Paredes’e ardından Nacho’yu geçiyor çalımla.. Yetmiyor, yetişen Nacho’ya bir çalım daha atıyor, Alexis ve Belenguer de çaresiz Arjantinli karşısında. Messi’nin gol vuruşu öncesinde son kurbanı ise Luis Garcia… Maradona’nın İngiltere’ye attığı ve futbol tarihinin en güzel golü kabul edilen golün birebir kopyasını atıyor Messi. O akşamın skoru Barça: 5 Getafe: 2

 2000 yılında Barça’ya ilk imzayı 13 yaşında atan, 2003’de ilk kez forma giyen ve son 15 yılda Katalan kulübünün attığı gollerin yüzde 55’inde gol ve asistleriyle tabela yapan Lionel Messi şimdi yol ayrımında… Cruyff, Romario, Ronaldo, Ronaldinho gibi… Barcelona, unutulmaz gollere imza atanlara hep vaktinden önce veda etti… Kaderin bir oyunudur bu belki de güzel oyunun tarihinde…   Bunu da 1992’de Wembley’de Sampdoria’ya uzatmalarda attığı enfes frikik golüyle Barcelona’ya ilk Şampiyon Kulüpler Kupası’nı kazandıran ve geçen hafta Katalan kulübünün teknik direktörlük kolduğuna oturduğunda  Messi’ye “Artık ayrıcalıkların bitti” diyen Ronald Koeman düşünsün… 

27 Ağustos 2020

Messi'nin Barcelona'da 20 Yılı

 

14 Aralık 2000: Barcelona, Arjantin’de Messi’ye profesyonel olmayan ilk kontratı imzalattı.

Şubat 2001: Messi’nin ailesi bir taraftan büyüme hormonu tedavisi gören oğullarının yanında olmak için Barselona’ya taşındı.

16 Kasım 2003: Messi, Porto ile oynanan hazırlık maçında 16 yaşında ilk kez Barça forması giydi.

Mayıs 2005: İlk La Liga şampiyonluğunu kazandı.

24 Haziran 2005: A Takım’da profesyonel sözleşmeye imza attı.

17 Mayıs 2006: Paris’te Barça Şampiyonlar Ligi’ni kazanırken, Messi kadroda yoktu.

18 Nisan 2007: Maradona’nın İngiltere’ye attığı efsane golünbirebir kopyasını Getafe’ye attı.

2009/2011: Guardiola yönetiminde iki Şampiyonlar Ligi kazandı.

7 Mart 2002: Şampiyonlar Ligi’nde Bayer Leverkusen’e 5 gol attı.

20 Mart 2012: 231 golle Barça tarihinin en golcü ismi oldu. 2020 sezonu sonunda Messi’nin Barça formasıyla 634 golü var.

6 Haziran 2015: Barça’daki son Şampiyonlar Ligi Kupası’nı kazandı.

Ağustos 2018: Iniesta’nın vedası sonrasında Barça’nın 1. kaptanı oldu.

Mayıs 2019: Barça’daki son lig şampiyonluğu

2 Aralık 2019: 6. kez Avrupa gol kralı oldu.

30 Haziran 2020: Barça ve milli takım formaları altında 700. Golünü attı.

8 Ağustos 2020: Barça formasıyla son golünü Napoli’ye attı.



Messi Suarez Barcelona

 Çok değil, iki hafta önce Bayern Münih karşısında 8-2’lik hezimetin üzütünsünü yaşayan Barcelona taraftarları bundan daha fazla neye üzülebilirdi diye sorsanız, elbette ki Messi’nin ayrılığı denirdi. Aralık ayında 6. Kez kazandığı Altın Top ödülünün töreninde “Benim Barça ile bağım imzayla, kağıtlarla değil” diyen Arjantinli yıldız önceki gece kulübe resmi evrak olarak kabul edilen faksı gönderip gitmek istediğini tüm dünyaya duyurdu. Peki Messi’ye bu kararı aldıran nedenler nedir? Frank Rijkaard döneminde çıkış yapan, Guardiola yıllarında zirveye oturan ve inmeyen Messi son yıllarda teknik adam tercihinden futbolcu transferine kadar birçok konuda Barça yönetimlerinin karşısına dikildiği yıllardır yazıldı çizildi. Barça’da önemli bir figür olan Luis Enrique’nin 2017’deki ayrılığı öncesinde kazanılan bir Şampiyonlar Ligi vardı. (2015).. 

Önce Atletico Madrid’e ardından Juventus’a elenen Barcelona, 2018’de Roma’ya 4-1’in rövanşında 3-0, ertesi yıl ise Liverpool’a 3-0’un rövanşında 4-0 mağlup olup, ezeli rakibi Real Madrid’in 3 kez Şampiyonlar Ligi kazandığı yıllarda krize girdi. Neymar’ı satan Barça yönetimine kızan Messi, Griezmann transferine karşı çıktı. Kulübün yanlış transferler yaptığını savunuyordu ki haklıydı da.. Dembele-Coutinho’nun ardından Griezmann da katkı vermeyince Barça, sallanan defansı ve Messi atar ya da Luis Suarez’e attırırsa oyunuyla ve düşük profilli teknik adamları Valverde ve Setien ile bu sezon dibe vurdu. Önce Real Madrid geriden gelip şampiyon oldu ve ardından Bayern Münih hezimeti..

Sezon içinde sportif direktör Abidal ile kavga eden, pandemi döneminde ücretlerde indirim isteyen Barça yönetiminin karşısına dikilen Lionel Messi, alt yapısından yetiştiği kulübe yolladığı faksla bonservissiz takımdan ayrılmak istediğini iletip yeni bir savaşı da başlattı. Serbest kalma bedeli 700 milyon Euro olan Arjantinli yıldız 2021 Haziran’da bitecek kontratını uzatmamış ve sarkan futbol sezonunda kontratının 10 Haziran öncesinde yenilenmediği için bonservissiz gideceğini ilan etti. Barça cephesi ise elbette Messi’yi bir taraftan kalmaya ikna etmeye çalışırken diğer taraftan 6 ay sonra bir kulüple imza hakkına sahip yıldızından 100-150 milyon Euro kazanmak için avukat ordusunu arkasına aldı. Messi için yeni adres büyük bir ihtimalle Manchester City olacak. PSG’nin bu yarışa girmesi beklenmiyor. Inter cephesi için yıllık brüt maaşı 90 milyon Euro’yu aşan Messi’nin ücretini sponsorlarla toparlasa bile bonservis ödemek istemiyor, ödeyecek parası da yok…

Messi’nin şok eden ayrılık kararı menajerliğini ailesinin yaptığı yıldızları akıllara getirdi. Ağabeyinin transferde her kulübe sorun çıkardığı bilinen Anelka, yine ağabeyinin menajerliğini yaptığı Ronaldino ve Real Madrid’den giderken Başkan Florentino Perez ile tartışan babasının amatörlüğüne kurban giden Mesut Özil… Milano’da ev alan ve Inter dedikodularının çıkmasına sebep olan Lionel Messi’nin babası Jorge Messi de bugün Barça yönetiminin başını ağrıtan adam…

Barça’da Koeman’ın teknik direktörlük koltuğuna oturmasının ardından Hollandalı hocaya “Kendimi Barça’nın içinde değil artık dışında hissediyorum” diyen Messi, yeni hocanın Luis Suarez ile yolların ayrılmasını istediğini öğrenince çılgına döndü ve kendi ayrılık kararı da verdi. Messi’nin bu kararına eski kaptan Puyol ve gündemdeki isim Suarez de “Messi haklı” diye destek verirken, Barça  yönetimi gelecek yıl yapılacak seçimler öncesinde istifaya zorlanıyor.

23 Ağustos 2020

Lizbon'a Çıkan Yollar

İspanya’da Cruyff yönetimindeki Barcelona dört yıl arka arkaya şampiyon olmuş, geride kalan haftada göreve getirdikleri Koeman’ın frikik golüyle Wembley’de Şampiyon Kulüpler Kupası finalinde Sampdoria’yı devirmişler tarihlerinin en parlak yıllarını yaşıyorlar. Sonraları fazlasını da kazanacaklar ama Milan onları Atina’da 4-0 süpürdüğünde devrin en iyi futbol oynayan takımı Capello yönetimindeki İtalyan devi.. 1994-95 sezonunda karşılarına genç bir teknik adam çıkıyor.

Luis Fernandez, İspanya’dan Fransa’ya göç eden bir ailenin oğlu, uzun yıllar formasını giydiği Paris Saint Germain’e hoca olduğunda 35 yaşında. Bu akşam Lizbon’da karşılaşacağı Bayern Münih’i 94 sonbaharında grupta iki kez mağlup ediyor PSG. Çeyrek finalde rakip işte o Cruyff’un efsane Barça’sı… Hagi’li Barcelona’yı çeyrek finalde eliyorlar ama yarı finalde dönemin acı gerçeği Milan’a boyun eğiyorlar. Ertesi sezon Paris Saint Germain kan kaybediyor, takımın hücum hattındaki iki büyük silahı Weah ve Ginola ayrılmış ama Luis Fernandez Kupa Galipleri Kupası’nda finale taşıyor takımını… UEFA’nın final için belirlediği stadyum o günden 11 yıl önce Heysel faciasının yaşandığı Brüksel’deki King Baudouin Stadı… Karizmatik kaleci Lama sonraları iyi bir teknik adam olacak Paul Le Guen, Sambacı Rai ve Djorkaeff’li PSG, Rapid Wien’i devirip tarihinin ilk ve tek Avrupa Kupası’nı kazanıyor…

Milli Takım düzeyinde çok daha fazlasını yapmış Fransızlar için Marsilya’nın kazandığı Şampiyon Kulüpler Kupası’ndan sonra ülkeye gelen ikinci ve son kupa bu… O Marsilya kadrosundan Dechamps teknik adam olduğunda Luis Fernandez gibi 35 yaşında en genç ikinci teknik adam ünvanıyla Şampiyonlar Ligi’nde finale çıkacak ve Jose Mourinho’nun Porto’suna kaybedecek 2004’de ama elbette haberleri yok. İspanyol asıllı Luis Fernandez gibi ailesi Endülüs bölgesinden Fransa’ya göç eden Rudi Garcia da vatandaşının yaptığını yaptı ve O.Lyon’a geçen hafta Bayern Münih karşısında yarı final oynattı…

 

90’lar İtalyanların sahnesiydi… 1999 Şampiyonlar Ligi finalinde Camp Nou’da UEFA Başkanı Johanson ve Şenes Erzik, dev stadyumun üçüncü katından 85. Dakikada kupayı vermek üzere asansöre bindiler. Bayern Münih 1-0 öndeydi ve ikili zemin kata indiklerinde Manchester United 2-1 öne geçmişti.. 70’lerde Şampiyon Kulüpler Kupası’nı üç kez arka arkaya kazanan Bayern Münih mükemmel yönetimi ve futbolcu fabrikası bir ülkenin en büyük vitrini olmasına rağmen çeyrek asır boyunca bu kupanın hasretini çekmiş, PSG’e kaybetmenin rövanşını da UEFA Kupası’nda 1996’da bir başka Fransız, Bordeaux’yu devirerek almaktan başka kayde değer bir başarıyı tarihine yazdıramamıştı. 

Camp Nou faciasından bir sezon sonra Şampiyonlar Ligi’nde iki sezon arka arkaya final oynayan Valencia’yı penaltılarla devirip kupayı müzelerine götürdüler ama 2000’lerde sahne İtalyanlardan İspanyollar ve İngilizlere kayıyordu ve onlar hep televizyon başındaydılar. 10 yıl sonra finale çıktıklarında karşılarında Mourinho yönetiminde Inter vardı. O gün de kaybettiler ve kazanmak için 3 yıl daha beklemek zorunda kaldılar. 2013 Şampiyonlar Ligi yarı finalinde kadrosunda tek bir Güney Amerikalı oyuncu olmayan B. Dortmund, Real Madrid’i 4 golle dağıtırken, Bayern Münih, Barcelona’yı iki maçta 7-0 üstünlükle geçip adını finale yazdırmıştı. Kim derdi ki 7 yıl sonra Barça’ya çeyrek finalde 90 dakikada 8 atacaklar! O gün Wembley’da kazanan Almanya idi elbette, Almanların finalinden kupayı müzesine götüren Bayern Münih’ti…

Virüslü yıl 2020’de çok şey oldu elbette futbolda da.. İspanyollar 13 yıl aradan sonra Şampiyonlar Ligi yarı finalinde yoktular. Messi ve Ronaldo 14 yıl sonra bir yarı finali evden izlediler. B. Dortmund’dan 7 yıl sonra bir başka Alman takımı Leipzig yine Güney Amerikalı futbolcunun olmadığı 11 ile yarı finale çıkan taraftı. Paris Saint Germain’in sambası ve tangosu fazla geldi onlar… Üstelik bu kez sahada, Jean Fernandez, Deschamps’dan da genç bir teknik adam vardı Leipzig’in başında: 33 yaşındaki Julian Nagelsmann. Bayern Münih ise 8 yıl önce finalde “genç ve geçici” bir teknik adam olan Roberto di Matteo’ya kaybetmiş, kupayı Chelsea kazanmıştı… Bu akşam Lizbon’da tarihin en uzun futbol sezonunun finali var. Bir tarafta son 10 yılda 3 final oynayıp bir kez kazanan Bayern Münih ve diğer tarafta tek kupasını çeyrek asır önce kazanan ve Şampiyonlar Ligi’nde ilk kez finale çıkacak olan Paris Saint Germain…  Luis Fernandez nerede derseniz, o da Fransa’da finali yorumlayacak…

Monchi Kupası


Sevilla ezeli rakibi Real Betis ile birlikte La Liga’nın en ateşli tribünlere sahip kulübü ama Endülüs temsilcisinin İspanya Ligi tarihindeki tek şampiyonluğunun üzerinden 74 yıl geçti. Kazandıkları 4 Kral Kupası’nın ikisi ise tarihlerinin değiştiği son 15 yılda çünkü 2005 öncesinde Avrupa’da bir tek kupası olmayan Sevilla’nın bugün müzesinde 6 UEFA Kupası/Avrupa Ligi Kupası var. Üstelik de oynadığı 6 finali de kazanarak.. Önceki gün bu kupayı 5 kez kazanan Inter’i dize getiren İspanyol temsilcisinin başarısında bir numaralı aktör elbette ki sportif direktör Monchi… Şimdi 20 yıl öncesine dönelim.

1999-2000 sezonunda Real Madrid, Şampiyonlar Ligi’ni, Galatasaray, UEFA Kupası’nı kazanırken Sevilla, ezeli rakibi Real Betis ve Atletico Madrid ile bir alt lige düşmüştü. Yönetim futbol aklı olarak Monchi’yi seçti. 2003’te tarihinin en büyük harcamasını yapan ve transfere 20 milyon Euro yatıran Sevilla ilk UEFA Kupası’nı kazanmak için sadece iki yıl bekledi. Ertesi yıl podyumda yine Juande Ramos ve öğrencileri vardı. Dani Alves, Sergio Ramos, Negredo, Jose Antonio Reyes, Monchi’nin parlatıp sattığı yıldızlar oldu o dönemde. İspanyol sportif direktör transfer sihirbazıydı, lokal scout’larla çalışıyor, geniş ekibi her sezon 250 yeni futbolcu hakkında rapor hazırlıyordu. 2014’te tekrar sahneye çıktılar, kalede sonraları Göztepe’ye gelecek olan Beto, Barça’ya giden Rakitic ve usta santrfor Bacca.. Benfica’yı devirip 3. Kupyı kazandılar. 2015’te Varşova’da finalde sürpriz bir takım vardı. Dnipro da Sevilla’nın serisini bozamadı. Yine İspanyol bir teknik adam vardı başlarında: Unai Emery… Arka arkaya 3. Avrupa Ligi Kupası’nı 2016’da Liverpool’u devirerek aldılar.

Kendini İspanya dışında ispatlamak isteyen Monchi’nin macerası Roma’da hüsranla sona erdi ama onun döneminde Cengiz Ünder, Roma’ya gitti. Sezon başında Monchi döndüğünde Sevilla’dan sıfırdan kadro yapmak için kolları sıvadı. 17 yeni futbolcu aldı Monchi. Transfere 170 milyon Euro harcadı ama bir taraftan da satışlardan 130 milyonu kasaya koydu. Takımın başına da İspanyol Milli Takımı’ndan Real Madrid ile anlaştığı için kovulan ardından da Real’de bozguna uğrayan, hiç kupası olmayan teknik adam Lopetegui’yi getirdi. Defansta Kounde, orta sahada G.Saray’dan gelen Fernando, veda sezonunda harika oynayan Banega, zorlu maçlarını kilidini açan ve finalde de iki gol atan Luuk de Jong, Marsilya’da kaybettiği bu kupayı Sevilla ile kazanan Lucas Ocampos, Milan’dan kiralanan Suso ve ve… Sevilla 6’da 6 yaptı. Kahraman elbette ki Monchi. 

16 Ağustos 2020

Maestro'nun Dönüşü

Beş yıl önce Berlin Olimpiyat Stadı’nda santra noktasına doğru yürürken o zeminde kazandığı Dünya Kupası’nı hatırladı. O tarihi zaferden bir yıl önce 26 yaşında futbolu bırakmaya karar verdiğini yıllar sonra otobiyografisinde anlatacaktı. İstanbul’daki Şampiyonlar Ligi finali penaltı atışlarına kalmış, 3-0 geriye düştüğü maçı 3-3’e getiren Liverpool, onun da kaçırdığı penaltı sayesinde kupayı müzesine götürmüştü. Elbette bırakmadı futbolu, bıraktırmazlardı da çünkü İtalyan futbolunun gözbebeğiydi Andrea Pirlo… İstanbul kabusundan bir İstanbullu’nun, Cüneyt Çakır’ın düdüğüyle uyandı, Juventus forması giyiyordu ve Şampiyonlar Ligi finalinde karşılarında Barcelona vardı. Barcelona çok dik yokuş bir yoldan gelmişti finale, önce Manchester City ardından PSG ve Bayern Münih, daha ne olsun… Juventus da az değildi, finalde beklenen El Clasico ihtimalini ortadan kaldırmış Real Madrid’i devirmişti yarı finalde… O akşam Berlin’de Pirlo kaybetti ve bu kez gerçekten de futbolu bıraktı. 36 yaşına gelmişti ve dönüp arkasına baktığında Milan’dan ayrıldığı gün geldi aklına… Milan, İbrahimovic’li kadrosuyla ezeli rakibi Inter’in önünü kesmiş, şampiyon olmuş ve hocası Allegri, 30 yaşın üstündeki futbolculara sadece bir yıl kontrat verilmesini istemişti. Bu, Pirlo gitsin demekti, gitti de… Juventus’ta göreve gelen Conte’nin maestrosuydu, şampiyonluklar arka arkaya geliyordu ama Pirlo, Allegri ile bir kez daha çalışacaktı. O akşam sahada üzelen Pirlo, kulübede kaybeden teknik adam Allegri idi..

Pirlo, New York’un yolunu tutarken iki yıl sonra Juventus yine Şampiyonlar Ligi finalindeydi, bu kez rakip İspanya’nın diğer büyüğü Real Madrid… Pirlo’nun arkasında oynayan isimler o akşam Cardiff’de yine sahadaydı. Kalede Buffon, defans üçlüsü Chiellini-Bonucci-Barzagli. Barcelona’dan “şampiyon” Dani Alves’i, Napoli’de 36 gol atan Higuain’i almışladı. O finalde Higuain, eski takım arkadaşı Ronaldo’nun Juventus’u paramparça etmesine engel olamadı. Real Madrid 4 golle İtalyanları ezerken, Juventus’un patronu Agnelli’nin en büyük kupa hayali bir kez daha ertelenmişti..

Andrea Pirlo hedonisti, futbolu keyif aldığı sürece oynamıştı, onun çocukluk hikayesinde, yoksul ailenin futbolcu olup anne-babasına refaha kavuşturan, ev alan satırları yoktu. Pirlo’nun futboldan en çok para kazandığı dönemde babası ve kardeşinin yönettiği çelik fabrikası iflas etmiş, ikili sıfırı tüketmişti. 38 yaşında New York’tan döndüğünde Pirlo’nun futbolun içinde kalacağının garantisi yoktu. Sahadaki futbol zekası kadar parlak emlak yatırımları, şarap bağları… Andrea bir moda ikonuydu ve emekliliğin tadını çıkartıyordu. Roberto Baggio gibi kramponlarını astıktan sonra bir daha hiç dönmeyebilirdi futbol sahnesine…

Juventus yönetimi ligde her yıl şampiyon olan takımın kaybettiği iki Şampiyonlar Ligi finalinin ardından bu kupayı kazanabilmesi için o kupayı 5 kez kazanan adamı transfer ettiler. Cristiano Ronaldo da kupayı getiremezse, son 10 yıldaki futbol projesi çökecekti. Portekizli, Cardiff’deki finalin ardından bir sezon sonra yine Juventus’un kabusu olmuş ve Allegri’nin çalıştırdığı takım çeyrek finalde Real Madrid’e elenmişti. Ronaldo ile de olmadı… İki yıl önce bir gençlik fırtınasının ikinci kurbanı oldular… Ajax önce Real Madrid ardından Juventus’u süpürdü sahadan… Patron Agnelli ve Nedved-Paratici ikilisi sezon başında son kartlarını oynadılar. Takım 8 yıldır arka arkaya şampiyon oluyordu ve takımın başına ligde hiç şampiyonluğu olmayan Sarri’yi getirdiler… Koronavirüs İtalya’nın kuzeyini vurduğunda Avrupa, Juventus’u değil Atalanta’yı konuşuyordu. Henüz pandemi ilan edilmediği günlerde San Siro’da 50 bin taraftar önünde Valencia’yı yıkan sezonun flaş ekibi adını çeyrek finale yazdırmıştı. Juventus’un ise derdi büyüktü, kötü sezon geçiren Fransız ekibi O.Lyon’a ilk maçı 1-o kaybetmişler ve futbol tatile girmişti… Haziran’da oyuna geri döndüklerinde 45 günde oynamaları gereken 12 lig maçı vardı, düşe kalka da şampiyon bitirdiler ve korktukları başlarına geldi. Ronaldo’lu kadro, O.Lyon’a elenip Ronaldo’nun memleketindeki final 8 turnuvasını evinden izlemek zorunda kaldı… O günlerde Juventus’un 23 yaş altı takımının başına getirilen Andrea Pirlo için futbolda ikinci perde başlamıştı… Zor kararı çok kolay aldı Juventus yönetimi.. Kaybedilen turun ardından 24 saat bile beklemediler… 18 saat sonra Sarri’nin görevine son verdiler. Onlara yeni bir teknik direktör lazımdı. Real Madrid ile kupayı 3 kez kazanan eski yıldızları Zidane, son 10 yılın en parlak adamların Poccethino ve hatta Inter’den kopup gelmesi beklenen eski hocaları Conte… İtalyan medyasını ters köşeye yatıran kararı verdiklerinde Juventus’un yeni teknik direktörü Andrea Pirlo’ydu… 2015’de bir Berlin akşamında Şampiyonlar Ligi müziğini beraber dinlediği Tevez, Evra, Marchisio, Lichtsteiner, Barzagli futbolu bıraktı. Vidal, Barça’da, Morata, Atletico Madrid’de, Pogba, Manchester United’da… Pirlo şimdi yola Bonucci ve Chiellini ile devam edecek… Ronaldo’lu ya da Ronaldo’suz bir yol ama yokuş ama taşlı…

Barcelona?


Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek finalin tek maç üzerinden tarafsız sahada 15 Ağustos’ta oynanmaması mı garip yoksa Bayern Münih’in Barcelona’ya 8 gol atması mı? Tercih sizin ama daha az garip olan tabeladaki skor olduğunu düşünüyorum. Bayern Münih devler arasında en iyi yönetilen kulüpken Barcelona, transfer fiyaskoları ve Luis Enrique sonrası teknik adam tercihleriyle basiretsiz yönetiminin kurbanı bir dev. Önceki akşam Barça’nın kaleye attığı şuttan daha fazla gol atan Bayern Münih’in hocası Hans-Dieter Flick, Alman milli takımında Low’ın uzun yıllar yardımcısıyken, Barça’nın hocası Setien ile büyük deneyimini 60 yaşında Barça’da yaşamış ve La Liga deneyimi sadece 5 yıl olan bir teknik adam…

Şampiyonlar Ligi tarihinde ilk yarıda sadece Chelsea’den 3 gol yiyen Barça’ya her iki yarıda dört gol yağdıran Bayern Münih, Robben-Ribery yılları sonrasında mükemmele ulaşan kadrosu, hatlar arasını 20 metreden fazla açmayan oyun yapısı, uçan bekleri Davies, Kimmich, süper santrforu Lewandowski ve arkasında hiçbir şeyi 10’luk değil ama her şeyi 8.5’luk yapan Müller’iyle futbolda bir devri kapadı… 

Alman Milli Takımı, çok yetenekli İspanyolların kupa üçlemesine kurban gitmiş ve 2014 Dünya Kupası’nda o İspanya çökerken, Brezilya’ya 7 atıp ardından finalde Arjantin’i devirip şampiyon olmuştu. O turnuvada başarısız olsalar Löw bavulunu toplardı. Dün Neuer, Boateng ve Müller’in karşısında bu kez kulüp düzeyindeki bir maçta o finaldeki Messi vardı. Hocaları da işte Löw’un yardımcısı… Almanların bu zaferi kurumsal yönetimin, eski futbolcuların eşsiz tecrübelerinin, bir futbol kültürünün zaferidir. Barcelona ise uzun yıllardır perde arkasında Messi’nin futbolcu ve teknik adam tercihlerine hayır diyemeyen ve her buhranda “Giderim” kartını oynayan Arjantinli’ye hayır diyemeyen yönetimlerinin kurbanı oldu. 

Son 15 yılda Şampiyonlar Ligi’nin zirvesini domine eden, 3 takımla yarı finallere gelen İspanyollar 13 yıl sonra bu kupanın yarı finaline yoklar. Almanlar ise 3 teknik adamla geldikleri yarı finalde bir ilki başardılar. Hepsinden daha önemlisi Messi ve/veya Ronaldo 14 yıl sonra Şampiyonlar Ligi yarı finalini televizyondan izleyecekler. Barcelona da bir zamanlar orkestraydı ama uzun zamandır Messi ve saz arkadaşlarına dönmüşlerdi. O zaman Messi’yi sahneden alalım Bayern Münih Flarmoni’nin konseri var gelecek programda…

9 Ağustos 2020

Yeni Posterler Hayallerimizin Fotoğrafıdır

 

Futbol tarihimizin yakın geçmişinde şampiyonu belirleyen bir gol, bazen de kaçan bir pozisyon oldu. Atamayana, attılar ya da çok atan arkasına bakmadı. 13 yıl öncesine dönelim. Fenerbahçe tarihinin en iyi kadrolarından biri dağılırken, Appiah, Tuncay, Anelka ve Rüştü başka formalar giymek üzere kulüpten ayrılırken, Kalamış’taki kulüp binasına tarihin en iyi sol beki gelmişti: Roberto Carlos… Diğer kanatta oynayacak isim ise Gençlerbirliği’nden 1.4 milyon Euro’ya alınan Gökhan Gönül’dü… 4 yıl sonra bonservisi elinde olan Selçuk İnan, tercihini Galatasaray’dan yana kullandı ve yakın geçmişteki ikinci kırılma yaşandı. Fenerbahçe önce kadroyu koruyamamış sonra da oyunu orta sahalar kazanır yıllarında Türk Pirlo’su Selçuk’u kadrosuna katamamıştı.

2013-2014 sezonunda Ersun Yanal, Fenerbahçe’yi Nisan ayında şampiyon yaparken, ön liberoda oynayan Mehmet Topal iki stoperin arasına giriyor, dörtlü defans oynayan takım, hücuma çıktığında iki beki Gökhan Gönül ve Caner Erkin ile 3-5-2’ye dönüyor ve uçuyordu… Inter’in Zanetti’si varsa Fenerbahçe’nin de Gökhan Gönül’ü olabilirdi. Olmadı… Dünyanın herhangi bir yerinde ezeli rakibine iki milli bekini kaptıran takım varsa da ben bilmiyorum. Gökhan ve kısa Inter macerasından sonra Caner, şehir değil ama kıta değiştirdiler.

Fenerbahçe’nin 9 puan farkla şampiyon olduğu 2013-2014 sezonunda küme düşen takımlardan biri Elazığspor’du. O gün kulübede üzelen iki isimden biri yıl sonra ligde Başakşehir’i şampiyon yapacak olan Okan Buruk, yardımcısı ise dört gün önce Fenerbahçe’nin yeni teknik direktörü olan Erol Bulut’tu… 13 yıl önce dağıtılan kadro sonrasında çıkan fırtınayı dindirmek üzere Newcastle United’dan transfer edilen Emre Belözoğlu ise Fenerbahçe’nin yeni sezondaki futbol direktörü…

Dağıtmak kolay, toplamak zordur… İspanyol Milli Takımı’na 44 yıl sonra bir büyük kupa kazandıran ve üçlemenin ilk halkasını kazanan Luis Aragones’i, La Liga’nın gol kralı Güiza’yı da, son 20 yılın en büyük ama aynı zamanda en problemli forvetlerinden biri olan Anelka’yı da, tarihin en iyi sol beki Roberto Carlos’u Fenerbahçe’ye kazandıran Aziz Yıldırım’dı… Kuran da yıkan da kendisi oldu…

Tarihi “Eğer öyle olmasaydı” diye yazmak, senaryolaştırmak pek revaçta… Tarihçi Emrah Safa Gürkan’ın “Bunu Herkes Bilir” kitabı ya da 2. Dünya Savaşı’na Almanya kazansaydı fikrinden yola çıkan dizisi gibi.. (The Man on the High Castle) Futbol tarihi kaçan goller kadar elde tutulamayan yıldızların, arka kapıdan firar eden gençlerin üzerinden de yazılabilir, okunabilir ama elbette değiştirilemez. Fenerbahçe’nin yakın tarihini de belki de böyle okumak lazım. 13 yıl önce o sağlam kadro bozulmayıp, doğru takviyeler yapılsaydı, Galatasaray-Beşiktaş-Bursaspor serisiyle devam eden şampiyonluklardan bir ya da fazlasını kazanabilir miydi Aziz Yıldırım… Ya Selçuk İnan, Fenerbahçe forması giyseydi? Ya da Gökhan Gönül ve Caner kesintisiz Fenerbahçe forması giyse, Şenol Güneş, Beşiktaş’a iki şampiyonluk kazandırır mıydı? Oyun elbette 2-3 adamın üzerinden okunmaz ama yine de “Ya eğer” diye düşünmekte fayda var… Geçen hafta bu köşede “Kaybedecek bir futbol aklınız var mı?” diye sormuş ve 10 yıl önce dibe vuran Juventus’un Nedved ve sportif direktör Paratici’nın akıllarını koydukları 9 seri şampiyonluğun öyküsünü anlatmıştım… O futbol aklını önce bir İtalyan sportif direktörde (Giuliano Terraneo) arayan Fenerbahçe, Türk futbol tarihinin en iyi orta sahalarından biri Emre Belözoğlu ile 4 yıl ayrılık yaşadı. 2015-2019 yılları arasında Fenerbahçeli Emre’nin Başakşehir’de ne işi vardı? Bir başka sportif direktör bu kez bir Fransız, Comelli gereğinden fazla süslediği CV’siyle geldiği Kadıköy’den ardından bir transfer enkazı ve yüklü bir borç bırakarak ayrıldı…

Evinin işyerinin duvarına tuttuğun takımın posterini asan kaç kişi kaldı ki? Bir takım posterinin ömrü eğer takım şampiyon olmamışsa bir yıldır. Ertesi sezon yeni futbolcular ve yeni poster.. O posterlerde teknik adamlar ve sportif direktörler değişmiyorsa dönüp zaten kim şampiyon olmuş diye bakmanıza gerek yoktur… “Olaylar sağbekin lahana dolması yemesiyle başladı” diyen büyük usta İslam Çupi elbette haklıdır ama bence “Yak bütün fotoğrafları, Ona ait bütün eşyaları” diyen Tarkan da haklı çünkü Fenerbahçe’de Aziz Yıldırım dönemini anlatıyor…

Yeni posterde Gökhan da olacak Caner de ve sportif direktör Emre Belözoğlu da… 2016-2019 arasında neden yoktular diye sormak için çok geç. Şimdi Kavafis’in “Yeni ülkeler bulamayacaksın, bulamayacaksın yeni denizler.Hep peşinde, izleyecek durmadan seni kent. Dolaşacaksın aynı sokaklarda” dizeleri karşılar mı bu adamların kürkçü dükkanına dönme hikayelerini… Şehir mi değiştirdiler ki diye sorarsanız evet değiştirmediler. Çok daha fazlasını yaptılar… Bir kıtadan ötekine gittiler…


6 Ağustos 2020

İrfan Can-Yaya Toure-Leo Messi-Marc

İRFAN CAN KAHVECİ’NİN PEŞİNDEN KOŞANLAR

Sevilla’dan Roma’ya giden sportif direktör Monchi’nin listesindeki Cengiz Ünder için devreye o transfer döneminde Manchester City girince milli oyuncuya biçilen 8 milyon Euro değer katlanmıştı. Roma-City kapışınca kazanan Başakşehir oldu. Şimdi benzer bir kapışma İrfan Can için bu kez 3 kulüp arasında yaşanabilir. Bugün Avrupa Ligi’nde çeyrek final kapısını aralayacak maça çıkacak olan ve gelecek sezon önce Şampiyonlar Ligi ardından Euro 2020 vitrinine çıkacak olan İrfan Can’ı bu transfer döneminde satmak aslında doğru karar gibi görünmüyor. Hem oyuncunun Avrupa arenasında fiyatını yükseltebilme ihtimali hem de Okan Buruk için vazgeçilmez bir oyuncu olması, Başakşehir için zor bir seçimi gerektiriyor. 25 yaşındaki İrfan Can modern futbolun aranan orta sahalarından biri haline geldi. Sezon devamlılığı olmadığı yönünde takip raporları da var hakkında ama bir gerçek var 3 kulüp onu istiyor. İngiltere’den Newcastle United ve West Ham ve İspanya’dan Sevilla. Premier Lig için temposunu yükseltmek ve güçlenmesi gerekiyor ama La Liga’daki futbol için hazır İrfan Can.. Roma’ya Cengiz’i alan ve geçen sezonun başında Sevilla’ya dönen sportif direktör Monchi’nin listesindeki ilk isim O. Marsilya forması giyen 23 yaşındaki Maxim Lopez. Sevilla, Fransızların istediği rakamı düşüremezse Monchi’nin B planı İrfan Can Kahveci… Transfer dönemi uzun ve yeni başladı, izleyip göreceğiz…

 

“ATİBA” YAYA TOURE VE PEP GUARDIOLA

Pep Guardiola ile basamakları çıkan ve yıldız olan futbolcular da var Katalan teknik adam ile yolları kesiştiğinde keyfi kaçan ve bavulunu toplayan da. Ona Fildişi Sahilli Atiba diyelim: Yaya Toure.. Atiba ondan 3 ay büyük ve ikisi de 37 yaşında futbol kariyerlerine devam ediyorlar. Bugün Atiba, Beşiktaş formasıyla çok daha üst seviyede oynarken, Yaya Toure kariyerinin erken yıllarında Barça forması giymiş bir isimdi. Guardiola, Barça alt yapısından yetişen Sergio Busquets’i 2009 yılında orta sahaya monte ettiğinde Yaya Toure artık yedek stoper olarak yola devam ediyordu ve çareyi ayrılmakta buldu. Guardiola ile iyi ayrılmadıkları ortada ama 2010’da Manchester City’ye giden ve altın yıllarını (8 sezon) İngiliz kulübünde geçiren Yaya Toure bir kez daha karşısında Guardiola’yı buldu. İkili arasındaki soğuk rüzgarlar Yaya Toure’nin kulüpte sonunu hazırladı o da kürkçü dükkanına, Monaco öncesi çıkış yaptığı Olympikaos’a döndü. İki yıllık bir Çin macerası ve şimdi 37 yaşında kendine kulüp arayan Yaya Toure…

LEO MESSİ’NİN TEK RAKİBİ MARC KİMDİR?

Oğluna sevdiği futbolcunun ismini vermek dünyanın her yerinde futbolseverleri eşleriyle karşı karşıya getirir. Leo Messi, 2000 yılında ailesiyle birlikte Barselona’ şehrine geldiğinde, Katalunya bölgesinde o yıl doğan 4 çocuğun adı Leo idi. 2004 yılında Messi, Barça formasıyla sahaya çıktığında ise bölgede sadece 11 çocuğa Leo adı verilmişti ve erkek çocuklara verilen isimler sıralamasında Leo, 262. sıradaydı… Yıllar içinde Barselona ve çevresinde Messi sayesinde Leo ismi popüler oldu ve yeni doğan erkek çocuklarına Leo ismini verenlerin sayısı 10 yıl önce 136’ya çıktı. Messi attıkça, Leo ismi da çoğalmaya başladı. 2015 yılında 454 Leo ismi verilen çocuk dünyaya geldi. Leo zirveye koşuyordu, 262. Sıradan ilk 10’a girdiği 2018 yılında 459 çocuk hayata Leo olarak başladı ve 2019’un istatisikleri geldiğinde sıralamada Leo, 500 çocukla ikinci sıraya çıktı. Johan Cruyff’un oğluna verdiği isim Jordi, tarih boyunca popüler bir isimdi Katalunya’da. Leo onu solladı ve artık önünde tek bir isim var: Cristiano değil elbette! O isim Marc…


4 Ağustos 2020

Galatasaray'da 10 yılın Z Raporu

22 yıl önce Zidane, Dechamps, Inzaghi’li Juventus kaptanı Conte önderliğinde Ali Sami Yen zeminine çıktığında karşısında Terim yönetiminde Hagi’li Galatasaray vardı. Sarı kırmızılı takım Terim yönetiminde iki kez şampiyon olmuş, üçüncünün de net favorisiydi. Fazlasını yaptılar, 4 şampiyonluk ve UEFA Kupası.. O Juventus kadrosundan Igor Tudor gün gelecek Galatasaray’ın hocası olacak, Conte de 13 yıl sonra Terim’e büyük bir hediye verecekti. 2010-2011 sezonunda Juventus ve Galatasaray dibe vurdular liglerinde. G.Saray ligi 16 mağlubiyetle 8. sırada tamamlamış, Juventus ise 10 mağlubiyetle  Serie A’yı 7. sırada bitirmişti.

İki takım da hoca değişikliğine gittiler ve Juve’de göreve gelen Conte, ABD’deki hazırlık kampına Felipe Melo’yu götürmedi. Terim çalıştırdığı ve çok yakından takip ettiği Fiorentina yıllarından beğendiği Felipe Melo’yu kiralayarak 3. dönemini başlattı Galatasaray’da… İki yıl arka arkaya şampiyon olan kadroda iki yaz döneminde de çok önemli takviyeler yapılmış, kadro yenilenmiş ve zorda olan Inter’den Sneijder alınmıştı. Conte’den önce iki sezonda toplam 25 mağlubiyet alan Juve de Terim’in Galatasaray’ı gibi iki yıl arka arkaya şampiyon olurken ilkinde 38 haftada yenilgi yüzü görmemişti.

Galatasaray’da hiçbir başarı cezasız kalmaz. Dönemin başkanı Ünal Aysal, lige 1 galibiyet 3 beraberlikle başlayan Fatih Terim’in görevine son verirken, Conte o sezon 3. şampiyonluğuna koşuyordu. 19. Şampiyonluğu kazandıktan sonra Florya’daki ofisinde sırtını verdiği tabloda yer alan 4 yıldızın beyaz olan bir köşesini boyayamadan ya da tamamlayamadan ayrılan Terim elbette ki, Conte Juve ile 3 yapıp yeter deyip İtalyan Milli Takımı’na gittiğinde koltuğu bırakan Prandelli’nin bir gün Galatasaray’daki koltuğunda kısa da olsa oturacağından habersizdi.. Ya da onun öncesinde İtalya Kupası’nda finale koşturduğu Fiorentina’da koltuğuna oturan Roberto Mancini’nin Ünal Aysal tarafından yerine getirileceğini…

Bayern Münih’in 8, Juventus’un 9 seri şampiyonluk kazandığı son 10 yılda PSG’nin uzun serisini bozan Falcao’lu Monaco olmuştu. Galatasaray’da 2000 yılında Terim ayrıldığında “Kalsa seri uzar mıydı?” sorusuna bir soru daha eklendi 2013 yılında. İki soruya tarihin vereceği bir cevap yok elbette…

98’deki Juve maçının kahramanlarından Tudor döneminde yapılan transferlerle yenilen kadroyu Terim teslim aldığında, Beşiktaş, Gordon Milne dönemi gibi bir üçlemeyi Şenol Güneş ile yapabilirdi ama Şampiyonlar Ligi mesaisi ama milli takım koltuğu; olmadı… Hamza Hamzaoğlu ile 20. Şampiyonluğunu kazandıktan sonra zirveyi Beşiktaş’a kaptıran Galatasaray, Terim’in 4. döneminde iki şampiyonluğu nefes nefese finallerde kazanırken, hocasının aklında artık kırılacak bir rekor bir de yıldız vardı…

Terim, 5 yıl arka arkaya şampiyonluk ve 5. yıldızı armaya takıp ezeli rekabette rakiplerine uzak ara yapmak niyetindeydi. Bu hedef tutarsa ezeli rakiplerinde mutlaka yönetimler değişecekti, ki Beşiktaş’ta değişti… 2011 yılında olduğu gibi transferde gelen-gidenlerin trafiği Florya yollarını tıkadı ama bu kez hesap tutmadı. Bonservisi alınamayacak kadar pahalı ama yetenekleriyle ligi süpürebilecek yıldız isimler kiralandı ve bonservisi elindeki marka golcü Falcao kadroya katıldı. Geçen sezon 8 puan geriden gelen kadrodan sonra bu sezon G.Saray’ın puan tablosunda hiç arkasına bakmaması gerekiyordu.

Son 25 yılda yabancılardan en iyi performansı alan ve “havası başka” denilen Florya’da armayı ve formayı benimseyen yabancılarla fark yaratan Galatasaray’ın bu sihri bozuldu. Çünkü artık sosyal medya vardı ayağın tökezlese çukuru düştün eyyamı yapan, daha dün gelen futbolcuya bugün “defol git” diyenlerle dolu bir sanal dünya... Giderken itibarsızlaştırılan Sneijder’in yerine gelen Belhanda, asist pası gibi detay istatistiklerle iteklenirken, Fransa Milli takım seviyesindeki Nzonzi sosyal medyaya kurban verildi. Falcao sakatlanmış, müzmin sakat Lemina bir var bir yokken, geniş tutulan kadroda Emre Mor, Jimmy Durmaz, Babel, Şener safra olmaktan öteye gidemedi.

Elbette ki pandemi dönemi ve Muslera başta olmak üzere sakatlıklar, Mart ayındaki araya 3 puan geride giren Terim’in beş seri şampiyonluk hayallerine darbe vurdu ama Galatasaray ile aynı sezon dibe vurmuş Juventus, 9 yıl arka arkaya şampiyon olurken iki takım arasındaki fark bir adım geri çekilip baktığınızda futbola bakış açısıydı. Juventus’un bir sportif direktörü vardı Fabio Paratici.. Dünyaca ünlü yıldızları Juve markasıyla ikna edip bonservissiz transfer eden (aynı zamanda Ronaldo’ya, 100, direkt rakibi Napoli’nin golcüsü Higuain’e 94 milyon ödeyen, Pogba’yı da 100+’ya satan) adam…

Galatasaray’da özellikle Dursun Özbek döneminde olmayan futbol aklı işte budur… Yoksa kim gidip kontratının son yılına giren Belhanda’nın bonservisine 8+2 milyon Euro, Osmanlıspor’da 450 bin Euro kazanan Ndiaye’ye 2.75 milyon maaş verir, kim santrforsuz kalınca “Deli” Diagne’ye 13 milyon bonservis öder ya da kim Mancini’nin olduğu sezonun devre ortasında yangından mal kaçırır gibi 10 transfer (Alex Telles haricinde kimsenin G.Saray’da 11 çıkacağına inanmadığı Hajrovic, Salih Dursun, Ontivero, Veysel Sarı, Umut Gündoğan ve Endoğan Adili gibileri)  birden yapar ki…


3 Ağustos 2020

Kaybedecek Futbol Aklın Oldu mu Hiç


On yıl önce yaz aylarında bir İtalyan yaptığınız futbol sohbetinde Juventus, üç yıl arka arkaya şampiyon olacak deseniz size bir espresso ısmarlar, “Senin ne güzel hayallerin varmış” der, abartıp 5 derseniz “Gerçekten İtalya Serie A tarihini biliyor musun” diye sorar, oldu ki 7 yıl arka arkaya dediniz tanıdık bir doktorun telefonunu verir, masadan kalkarken 9 kez diye bağırırsanız polis çağırırdı… O gün karakolluk da olsanız haklı çıkmanız için 40 mevsim geçmesi gerekiyordu. Ve haklı çıktınız Juventus 9 yıl arka arkaya şampiyon oldu Çizme’de… Şimdi filmi 11 yıl öncesine saralım:

 

Calciopoli şike skandalı sonrasında düştüğü lige ertesi sezon dönen ve Inter’in şampiyonluklarına refakat eden Juventus, 2009-2010 sezonunda ligi 7. sırada bitirdi. Şampiyon Inter, Mourinho yönetiminde Şampiyonlar Ligi ve İtalya Kupası’nı da kazanmış ve İtalya’nın kuzeyinde Milano ve Torino şehirleri arasındaki rekabette güç dengesi Berlusconi yıllarında Milan’ın yaptığı gibi Milano’ya kaymıştı. Bir şeyler ters gidiyordu ve değişim şarttı. Takım 15 mağlubiyet almış dibe vurmuştu. Agnelli Ailesi’nin veliahtlarından Andrea Agnelli koltuğa oturmadan operasyona başladı. Ferrari’de Jean Todt’un yaptıklarını yapacak bir futbol aklı arıyordu Agnelli. Çok uzaklara gitmesine gerek yoktu. O sezonu 4. sırada bitiren Sampdoria’da Giueppe Moratta futbol yönetiminde ülkenin yıldız ismiydi. Adriano Galliani’nin Milan’daki ağırlığını hissettirmek için o da şampiyonluğa oynayan bir takım arayışındaydı. Patronu Riccardo Garrone onun önünü açtı ama asıl kıyamet bir başka ismin Marotta ile birlikte Juventus’a gitmesiydi. 2004 yılından beri Marotta ile çalışan ve kariyerini kimselerin hatırlamadığı eski bir futbolcu onun transfer sihirbazıydı. Gözü iyi olan adam Fabio Paratici idi. Teknik direktör seçiminde biraz duygusal davrandılar. Onların emeklerini sahada hasata dönüştüren Luigi Delneri’yi Juventus’un başına getirdiler. İlk sezonları büyük hayal kırıklığıydı. 15 mağlubiyetten sonra bu kez Juventus’un mağlubiyet hanesinde 10 yazıyordu ve takım 38 maçta sadece 15 kez kazanabilmişti.

 

İngiltere’de başlayan yabancı patron rüzgarı İtalya’da da esmeye başlamış ve Inter, Uzakdoğu sermayesinin kontrolüne girmişti. Milan ve Roma da onu takip edecekti ve Agnelli Ailesi, İtalyan bayrağını en tepede tutmaya kararlıydı. Teknik adamlık kariyerinde bir başarısı olmayan adamı Juventus teknik direktörü yapar mısınız? İspanya’da Guardiola ile başlayan evlat teknik adam modasının Conte tercihinde etkili olduğunu söyleyebiliriz şimdi. Juventus’un 15 mağlubiyet aldığı sezonda Atalanta ile küme düşmemek için çırpınan Antonio Conte 13 yıl Juventus forması giymiş bir futbolcuydu. Atalanta tribünleri onu istifa zorladığında olayları polis yatıştırmış, Conte istifasını vermek zorunda kalmış, kulüp de sezon sonunda küme düşmüştü. Yıpranan Conte ertesi sezon bir alt ligden gelen teklifi kabul etti ve geldiği sezon Siena’yı Serie A’a ya çıkardı. Marottta ve Paratici ikilisi doğru adamı bulduklarına inandılar, Conte için tam zamanıydı…

 

Doğru zamanda doğru yerde olmak için daha ne kadar iyi bir örnek olabilir ki? İki sezonda 25 mağlubiyet alan Juventus, Conte ile ilk sezonunda tek bir yenilgi yüzü görmeden ve sadece 20 gol yiyerek şampiyon oldu. Rüzgar bu kez Torino’dan Milano’ya doğru esmeye başlamıştı…

Fabio Paratici bugün futbol dünyasında iki yıl Roma dışında hayatını Sevilla’ya adayan Monchi ile birlikte en iyi sportif direktör ve transfer sihirbazı olarak kabul ediliyor. Paratici, İtalyan kulübünün popülaritesini ve kazanma kültürünü de kullanıp çok sayıda kontratı sona ermiş yetenekli futbolcuya Juventus formasını verdi..

 

Üç sezonun ardından Conte milli takıma gittiğinde koltuğu Allegri’ye verdiklerinde Juventus tribünleri bu kararı protesto ettiler. Onlar yine haklı çıktı, Allegri 5 şampiyonluk kazandırdı ama Avrupa’da kupayı getiremedi. Sezon başında Serie A’da hiç şampiyonluğu olmayan ama Napoli yıllarında kendilerini zorlayan Sarri’yi seçen  bu kez Paratici-Nedved ikilisiydi çünkü Inter, Juventus’un en tepesinden Giuseppe Marotta’yı koparmış ve kulübün başına getirmişti. Conte yuvaya dönmek yerine Juve’ye meydan okumak için Marotta’nın saflarına katıldı. Bugün İtalya’da sezon finali var.. Juventus şampiyonluğunu kutladı ama asıl merak edilen 11 yıl önce kovdukları Conte’nin çalıştırdığı Inter’in bu akşam Atalanta deplasmanında ne yapacağı.. Atalanta kazanırsa, ligi Conte’li Inter’in önünde kapatacak… Hiçbir futbolcunun adının geçmediği bir yazının sonunda, sportif direktör, kulüp yönetimi, teknik direktör kelimelerinin bizde hafife alındığını söylersem, 9 kez şampiyon olan Juventus kadar abartmış olabilir miyim acaba…  

 

 


26 Temmuz 2020

Selçuk İnan Bırakırken



Yedi yıl önce Barcelona lige yedi gollü galibiyetle başlamış, iki El Clasico’da da Real Madrid’i devirmiş, Bask bölgesinde önce Bilbao’ya ardından Sociedad’a kaybetmişti. Valencia, Şubat ayında Camp Nou’ya geldiğinde maçın ertesi gün aralarında bulunduğum gazeteci grubu Messi röportajını maçtan çok daha heyecanla bekliyordu. O gün Barça, Messi’li yıllarda Arjantinli’nin gol attığı bir maçı ilk kez kaybetti. Valencia 3-2 ile evine döndü. Sezonun son haftasında Barça evinde Atletico Madrid’e devirse şampiyondu. Arda’lı Atletico, 1-1 ile 19 yıl sonra şampiyonluk hasretini bitirip Lizbon’da kaybedeceklerini Şampiyonlar Ligi finalinin hazırlıklarına başladılar.. Ertesi gün Messi’yi bekleyen gazeteciler zamanında kameralar karşısına geçen Arjantinli’ye soru soramayacaklarını öğrendiler. Messi’ye soruları güvendiği bir gazeteci soracaktı… Ne beklersiniz ki böyle bir röportajdan.. İlk kez yakından bir basın toplantısında Messi’yi izliyordum. Utangaç ve çok konuşkan olmadığını biliyordum ama bu kadarı fazlaydı. Messi’nin ağzından kelimeleri kerpetenle alıyordu yakın gazeteci dostu. Göz temasından kaçınıyor, vücut dili bitse de gitsem diyordu…
Ertesi yıl Barselona’da Neymar röportajına bir saat önceden gelmiş Brezilyalı yıldızı bekliyorduk. Bizimle beraber bekleyenlerden biri de Barcelona kulübü ikinci başkanıydı. Röportaj saati geldiğinde Neymar ortalıkta yoktu, Barcelona’nın iletişim ekibinin yaşadıkları panik yüzlerinden okunuyordu. Neymar bir gece önce şehrin casinosunda sabahlamış diyen Katalan gazeteciler haklı mıydı bilmiyorum ama röportaj için salona girdiğinde 75 dakika gecikmişti. Messi’den yetenekli olduğu bir alan varsa o kesin iletişim gücü olabilir. Dakikalar içinde esprileri ve rahat cevaplarıyla salonu avucunun içine aldı, herkes mutlu ayrıldı basın toplantısından.. Sonuçta deli dolu Neymar bu, uyuduğu sıcak yatağından kalkıp gelmeyebilirdi de…
Ne futbolun kendisi ne de futbolcular 40 yıl önceki gibi değil. Futbolcuyla iki kare yan yana fotoğraf çektirip, ağzından iki cümle alıp sonra “altını sen doldursun” devri çoktan tarihe karıştı. Modern futbolda parayı sadece kulübünden kazanmıyorsun, sponsorlar sana ne kadar çok görünür olursan o kadar fazla bütçe ayırıyorlar. İyi futbolculuk kadar iyi aktörlük de önemli.. Elinde kramponlar moda fotoğrafçısına poz verdiğinde, röportajlarda ortalığı ayağa kaldıracak manşet ağzından çıktığında, 90’a taktığın frikik golleri kadar güzelsin ve başarılısın…
Selçuk İnan ile 9 yıl boyunca röportaj yapmayı başaramadım, mesleki kariyerimde başarısızlık olarak görür yapanları da tebrik ederim. Ne zaman denediysem, her erteledik. Galatasaray kaptanının zirvedeyken de, düşüşe geçtiğinde de anlatacak çok şeyi olduğuna inandım, başarılarının gençlere ilham kaynağı olacağını, yedek kulübesine düştüğünde bunun nedenlerini o günlerin sıcaklığında sormak isterdim. Bir gün bir yazının köşesine “Susma Selçuk, sıra sana gelecek” dedim… Geldi de…
Futbol kariyeri uzun bir yol… Başlayana “yolun açık olsun”, bitirene “geçmiş olsun” denir. Bu yol yokuşlu, virajlı; kazanmak da var kaybetmek de… İki yer arasında övgü de var eleştiri de… Selçuk İnan’ın Selçuk İnan olamadığı yılların sosyal medyanın yükselişe geçtiği yıllar olması belki de Selçuk’un talihsizliğiydi.. Çünkü bu devirde ayağın tökezlediğinde “çöpsün” o sanal dünyada...

Selçuk İnan büyük futbolcuydu ama düşük profil çizip, kaptanı olduğu takım adına neredeyse senede iki paragraf konuşan adam olmayı tercih etti. Geçen hafta da futbola veda ederken kameralar karşısında kaçırdığı gözleri, titreyen sesiyle aslında saha dışındaki Selçuk İnan’ın Z raporunu alıp verdi bize… Selçuk buydu, yaşına değil susmaya yenilmişti... Hayatta da futbolda da birinden ayrılmak değil; bir zamanlar beraber geçirilen o güzel zamanların bir daha tekrar etmeyeceğini bilmek acıtır… Selçuk’a en çok kızanlar onun ne kadar büyük futbolcu olduğunu bilen, izleyenlerdi. Selçuk bunu biliyor muydu? Sanmıyorum… Bilse, önce kalabalıklara sonra kendine küsmezdi. Kaptanı ve taraftarı olduğu kulübün efsanesi Bülent “Korkmaz”dı, bu sezon şampiyon olan Okan “Buruk” ayrılmıştı Galatasaray’dan… Selçuk da son 4 yılda kendine “İnan”madı… Eksik tuttuğu “güzel zamanlar” ve yapmadığı röportaj için canı sağ olsun, yeni hayatında yolu açık olsun…