3 Mart 2010

Galatasaray'a Al Pacino Darbesi

İspanyollar motivasyon videolarıyla işi bitiriyorlar, belli oldu artık (!) Barcelona Şampiyonlar Ligi finalinden önce Gladyatör ile hazırlamıştı Manchester United'a. Hafta sonunda da Himalayalar'da 5 gün hayat mücadelesi verip kurtulamayan dağcı Inaki Ochoa de Olza'nın röportajını izlettirmişti Guardiola takımına. Bir okuyucunun dediği de doğru alsında. Barcelona bu! İbo Şov da seyretseler çıkar yenerler.
Gelelim yeni hikayeye. Atletico Madrid teknik direktörü Sanchez Flores de bir aydır her maçtan önce Any Given Sunday 'dan Al Pacino'nun meşhur tiratını seyrettirmiş takıma. Ali Sami Yen'e cehennem diyorlardı. Metini de bu vurgu ile okuyun. Bence yakışmış. Demek ki Galatasaray'ın Avrupa Ligi'nden elenmesinde Al Pacino'nun da payı var(!) Al Pacino'nun tiratının orijinali burada. Ekşi sözlükte yapılmış çevirisini de eklemek lazım oldu tabii. "Yok, okuyamam, izlemek istiyorum" diyenler için ise video burada.
"ne soyliyecegimi bilemiyorum uc dakika sonra profesyonel kariyerinizin en onemli mucadelesi basliyor. her sey bugune bagli. ya takim olarak duzelir. yada parcalaniriz. santim santim*. taki biz bitene dek. su anda cehennemdeyiz. inanin. burada kalabilir ve kendinizi harciyabilirsiniz yada tekrar isiga ulasiriz. cehennemden yavas yavas cikabiliriz. bunu sizin icin yapamam. cok yasliyim. etrafa bakiyorum ve bu genc yuzleri gordugumde, orta yaslarda bir erkegin yapabilecegi tum hatalari yaptigimi dusunuyorum. tum parami savurdum. beni seven herkezi uzaklastirdim. aynada gordugum surata bile dayanamiyorum.yaslandiginizda sizden birseyler alir. bu hayatin bir parcasi. ama birseyleri kaybetmeye basladiginizda ogrenirsiniz. hayatin santimlerden ibaret bir oyun oldugunu anlarsiniz. macta hayatta ve futbolda hata payi okadar dusuk ki. erken yada gec atilan bir adim, sizi hedefinizden uzaklastirir. yarim saniye yavas yada hizli kalirsaniz, yakalayamazsiniz. her yerde santimler onemlidir, hayatin her molasinda, dakikasinda ve saniyesinde. bu takimda o santimler icin savasiriz. bu takimda biz ve etrafimizdaki, herkes, o santim icin savasir. o santim icin tirnaklarimizla bogusuruz. cunku birbirine eklendiginde kaybetmek ile yenmek arasindaki farki belirliyecek! olmek ile yasamak arasindaki farki!sunu bilin: her oyunda olmeye hazir olanlar o santimi kazanacaktir. bundan sonra bir hayatim olacaksa nedeni, o santim icin savasmaya ve olmeye hazir olmamdir. yasamak budur iste. yuzunuzun onundeki onbes santim! bunu yapmanizi sagliyamam. yaninizdakine bakin! gozlerine bakin! sizinle beraber o santim icin savasacak birini goreceksiniz. kendisini takim icin feda edebilecek birini goreceksiniz. gerektigi zaman ayni seyi sizin de onun icin yapacagini bildigi icin. iste bu bir takimdir. ya takim olarak duzeliriz. yada birey olarak oluruz..."

Materazzi vs Zidane

Zinedine Zidane'a sorulacak soru kalmış mıdır, bilmiyorum ama her röportaj için kafasını çalanın doğal olarak ısıtıp ısıtıp sorduğu tek soru var. 2006 Dünya Kupası finalinde Materazzi'ya attığı kafa. Üzerine bin sayfa yazıldı. Zidane yeni bir laf etmedi. Son olarak "Özür dilemeyi asla düşünmüyorum" dedi geçenlerde. Materazzi çatlak herifin tekidir. Zidane'dan sonra Sampdoria maçında Delvecchio'dan da kafa yemişti. Zidane özür dilemem deyince resmi sitesinden kendince cevap vermiş İtalyan, fransızca olarak: "Merci beaucoup monsieur" (Çok teşekkürler") demiş. Aklı sıra gider yapmış Zidane'a...

Futbolda Meşru Müdafaa

Elano'ya Londra Havası

Fotoğraf altı kısa olur ben biraz uzun yazayım: Elano, Atletico Madrid maçının ilk yarısında ayağına darbe aldı. İkinci yarının başında işaret etti. Oyundan aldındı. Ayak bileği bağlarda yırtığa saptandı. Kopma yoktu. İki hafta sahalardan uzak kalacağı açıklandı. Kasımpaşa maçında oynamadı. Milli takım aday kadrosundaydı. Sakat da olsa milli takım doktorunun kontrolünden geçeceğinden Londra'ya gitti. İstanbul'daki sakat Elano'ya Londra'nın havası iyi geldi. Şifa buldu. Bu fotoğraf Pazartesi günü yapılan antrenmandan. Beşe iki oynamadıkları kesin. As kadro yeşil yelek giymiş. Elano, Kaka ile ikili mücadelede. Elano dün gece forma giymedi. Bugün, yarın İstanbul'a döner. Bu fotoğraftan ne çıkar? "Hastalık yoktur, hasta vardır..."

2 Mart 2010

Dereağzı-Samandıra Mithat ve Gökhan Töre

Alt yapı maçlarını izlemenin en keyifli tarafı, olmuşları, olacakları ya da olmazları birbirinden ayırabilmektedir. Birkaç yıl önce izleyip de futbol sohbetine katık ettiğin genç adam, gelip A takıma çıktığında inceden futbol sevgisi okşanır insanın. Bunu elbette menajerlik oyunu vasıtasıyla ekran başında yapanlar da var ama kabul edelim ki, herkes bir alt yapı maçının oynadığı sahaya yakın oturmuyor ve gündüz saatlerinde oynanan maçları izleyecek vakti yok. Bir zaman önce Fenerbahçe-Galatasaray derbisi izliyorum Dereağzı'nda. Yetenekli oyuncuyu sahada seçebilmek pek de öyle marifet gerektirmez. Yıllarca binlerce topçu izleyen bir adam ayağına top yakışan, topu kırmayan, iftira değil pas atan, top ayağındaki kafası toprağa bakmayan ve sahada nerede duracağını bilen adam(lar)ı diğerlerinden ayırır. Mithat da öyle bir gençti. Öyle bir yetenek ki; izlerken top hep onun ayağında olsun istiyorsun. Teknikse teknik, oyun zekası ise işte ondan. Fizik desen; o işte yok. Tipik yere yakın, kıvrak orta saha oyuncusu. Mithat çok kulüp gezdi, bugün Rizespor'da. Fenerbahçe alt yapısından yetişen onlarcası gibi o da sarı-lacivertli formayı giyemedi ağabeyleriyle. Elbette ki detayını bilmiyorum. Mithat belki de profesyonel yaşamadı, takım içi ilişkileri ya da hocalarıyla arası iyi değildi. Vesaire, vesaire...
Dün Lig Tv'de bizim programda bir röportaj yayınlandı. Chelsea'nin kadrosundaki tek Türk, Gökhan Töre ile konuşmuşlar. Milli takım için gelmiş İstanbul'a. Kadroya 35 kişinin çağrılmış olması hoşuna gitmemiş Gökhan'ın. Seçmelere gelmiş gibi kendini hissetmiş. Reserve takımda oynuyor, A takımla antrenmana çıkıyor. "Kimlere yakınsın?" diye soruyorlar. "Joe Cole, Essien ile aram iyidir, yemeğe gideriz. Ancelotti her antrenmandan sonra konuşur, uyarılarda bulunur" diyor.
"Yıllardır alt yapıdan neden oyuncu çıkmıyor?" (Çıkıyor bal gibi) diye soran Fenerbahçe camiası aslında önce bu soruyu sormalı. Alex ile hayatında bir kez olsun yemeğe çıkabilen alt yapı oyuncusu kim? Bırakın yemeği, Alex'i antrenmanda seyreden kaç 15'lik var? Fenerbahçe'de alt yapı Deraağzı'nda. A takım ise çok uzaklarda, Samandıra'da. Lille maçı öncesinde sakatların çokluğu yüzünden gençleri bir otobüse doldurup takviye için Samandıra'ya yollandığı söylenmişti. Nerede, ne olmak istiyorsan, ustaların yanında olacak, nefesini ensende hissedeceksin. Alex 5 yıldır Fenerbahçe'de. Alt yapıdaki gençler, onu bizler gibi televizyondan izliyor. Gençlerin rol modeli alacağı adamın, idmana çıkarken ne yaptığından, idmanda ne çalıştığından, ne kadar terlediğinden, ne kadar kaytardığından haberleri yok gençlerin. Aynı formayı taşıdıkları kahramanlarına taraftar uzaklığında bakıyorlar. (Samandıra'nın ulaşımı zor bir yer olması ve alt yapı oyuncularının antrenmanlara gidiş gelişlerinin problem olması elbette unutulmamalı) Samandıra'yı ayrı bir krallık olarak inşa eden Aziz Yıldırım'ın tarihi hatalarından biridir bu. Gençlerden uzak olan A takım futbolcularının da kalkıp Dereağzı'na maç izlemeye gelecek halleri yok. Halbuki onlar kenarda otursa, o gençler bir başka türlü oynayacak. Hagi, Emre'nin kramponlarını temizlerdi türünden bir hikayeye sahip Galatasaray, alt yapısından oyuncu çıkartabiliyorsa biraz da sebep budur. Florya'da tüm alt yapı, bir alt ya da bir üst sahada aynı tesiste. Ha bir de Mithat büyük futbolcu...

Hangi Oğuz Çetin?

Neyin hazırlığı olduğunu bilmediğimiz, yarın akşam kimsenin de izlemeyeceği bir milli maç var programda. Honduras ile oynayacağız. Bugün Oğuz Çetin'in basın toplantısını izledim. Fatih Terim'den sitayişle bahsettiğini görünce de ağzım açık kaldı. Çok değil iki ay önce Aksiyon Dergisi'nde Behram Kılıç'a röportaj veren Çetin bakalım Terim için neler demiş:
"Fatih Terim’in yanındaki antrenörleri korumadrğını belirten Oğuz Çetin, “Terim dominant biri. Çalışırken zorlandınız mı?” şeklindeki soruya, “Zorlanmadım dersem yanlış olur. Ama kamuoyunda görünen Fatih hoca ile bizim içimizdeki Fatih hoca çok farklı. Çalışmalarımızda, inan bana, işleyişin direkt içinde olan benim. Her zaman, ki Metin hoca da öyle, Müfit hoca da öyle ama ben daha aktif, her zaman fikrini söyleyen, direten, konuşan, etkin olmaya çalışan bir yapıdaydım. Fatih hoca bu konularda dışarıya karşı bizi korumamış olabilir, ki korumadı.Çünkü bizim için söylenen çok şeyler oldu. ‘Bunlar konuşmaz, susar’ gibi eleştiriler oldu. O tip şeyler söylendiğinde ekip başı çıkıp ‘Bir dakika kardeşim! Siz ne diyorsunuz? Oğuz şöyledir, Metin böyledir’ falan demeliydi bana göre. Demedi.” şeklinde yanıt verdi. Oğuz Çetin Fatih Terim’in egosunun kendisini rahatsız edip etmediği şeklindeki bir soruyu, “Kendimden örnek vereyim. Ben Avrupa gördüm, eğitimliyim, belli bir tarzım var. Ama Türkiye bu değil ki. Şimdi Türkiye’de ben hocamı yadırgamıyorum ki. Hoca bu tarzla Türkiye’de bu başarıları elde etti. Hoca kavgacı kimliğini öne çıkarmasa bunları nasıl elde edecekti ki?"

Futbol ekip oyunudur. Başarıyı da, başarısızlığı da paylaşırsın. Beraber gelirsin. Beraber gidersin. Kazanılan kupalarda da ikinci adamlar, yardımcı antrenörlerin kaderidir. Adları fazla anılmaz. Ten Cate değil, Rijkaard; Carlos Quieroz değil, Alex Ferguson; Oğuz Çetin değil, Terim konuşulur. 2010 Dünya Kupası'na gidememenin bir faturası olmalıydı. Terim ve ekibi bu faturayı ödedi ve istifalarını verdiler. Oğuz Çetin'e göre kendisi de istifa etmiş. Süper Lig'de çalışmaya karar vermiş ama Hiddink göreve gelince kendisiyle çalışmak konusunda ısrarcı olmuş. Böyleyse böyle. İnanmak zorundayız.

Lakin geçmiş hikayeler bize hiç de öyle demiyor. Oğuz Çetin'in teknik adamlık kariyeri oportünizm üzerine kurulu. Mustafa Denizli'nin ayrılığı sonrasında Lorant ile yola devam eden, Alman teknik adamın gidişinden sorumlu tutulan ve koltuğa kurulan bir Oğuz Çetin hatırlıyoruz Fenerbahçe tarihinde. Büyük futbolcuydu Oğuz Çetin, aynı zamanda da efendi. Tüm kariyerine tanıklık etmiş biri olarak, Metin Tekin ve onun gibi üniversite diplomasına cebine koymuş eski futbolcuların da teknik adamlığa bir adım önde başlayacaklarını ümit ettim. Futbol tarihi büyük futbolcudan büyük teknik adam olmaz'ın örnekleriyle dolu. Maalesef Oğuz Çetin de hiçbir zaman Türk futbolunda kendine teknik adam olarak bir yer edinemedi. Anadolu macerasında iz bıraktığı söylenemez. Diyarbakırspor'a da rica minnet gittiği yazılıp çizilmişti.

Bugün futbol kamuoyunun önüne "Hiddink ile telefon, e-mail ile iletişim kuruyoruz, ona tüm futbolcuları geçmişin önyargıları olmadan anlattım" diyerek çıktı. Burada da Terim dönemine bir dokundurma var ama kendisiyle çelişiyor. Sadece İbrahim Toraman'ın çağrılmaması bile söyledikleriyle icraatlarının çeliştiğinin göstergesidir. Anlamı olmayan bir hazırlık karşılaşmasına 2.5 aydır maç oynamamış Sabri'yi çağırmanın da bir anlamı olmadığı gibi. Basın toplantısının sonunda "Her ne kadar yaşım, tecrübem gereği tek sorumlu olmam gerekiyorsa da şartlar beni buraya itti." diyor. Yaş meselesi anlayamadım ama o şartları hazırlayan ta kendisi. Kusura bakmasın; ayağında krampon varken attığı paslara da, efendiliğine de saygımız sonsuz. Ama oportünist Oğuz Çetin hayat boyu bize hep şu soruyu sordurttu, sordurtmaya devam ediyor: "Acaba Ali Şen haklı mıydı?" Galiba...

Tezahürat

Ruhsuz İ..ler...

Deloitte Money League 2010

(1) Real Madrid 401,4
2 (3) FC Barcelona 365,9
3 (2) Manchester United 327,0
4 (4) Bayern Munich 289,5
5 (6) Arsenal 263,0
6 (5) Chelsea 242,3
7 (8) Liverpool 217,0
8 (11) Juventus 203,2
9 (10) Internazionale 196,5
10 (7) AC Milan 196,5
11 (15) Hamburger SV 146,7
12 (9) AS Roma 146,4
13 (12) Olympique Lyonnais 139,6
14 (16) Olympique de Marseille 133,2
15 (14) Tottenham Hotspur 132,7
16 (13) Schalke 04 124,5
17 (n/a) Werder Bremen 114,7
18 (20) Brussia Dortmund 103,5
19 (n/a) Manchester City 102,2
20 (17) Newcastle United 101,0

» Major Adında Bir Köpek
» Perez'in Bilmecesi

Naklen Yayınlar

2 Mart Salı
14:00 Türkiye-Slovakya (U21) / NTV Spor
22:00 Brezilya-İrlanda / NTV Spor
00:10 Velez S.-Boca Juniors / NTV Spor
3 Mart Çarşamba
20:00 Türkiye-Honduras / NTV Spor
21:00 Hollanda-Amerika / Futbol Smart
21:45 Almanya-Arjantin / Kanal A
21:50 İtalya-Kamerun / Rai Uno
22:00 Fransa-İspanya / TV8

1 Mart 2010

Gelecekte Futbol Topu


Neyse ki "Top yuvarlaktır" demeye devam edeceğiz! Buyurun söz sizde...

Guardiola ve Motivasyon

Guardiola, Roma'daki Şampiyonlar Ligi finalinden önce futbolcularına Gladyatör'den bölümler içeren bir video izletmişti. Bu motivasyon yöntemini sürekli kullanıyor. Malaga maçından önce de takımın karşısına bir başka video ile çıkmış. Himalaya'larda 5 gün hayatta kalma mücadelesi veren ve 7400 metrede donarak ölen İspanyol dağcı Inaki Ochoa de Olza'nın röportajının yer aldığı bir video. Meraklısı bu linkten videoyu izleyebilir...
Guardiola ve Hayat Bilgisi
Guardiola Neyi Değiştirdi?

27 Şubat 2010

Bridge vs. Terry

Soyunma odasında maç konuşmasını Mancini değil Bridge yaptı galiba. İhanete tokat budur. Şurada iki üç gün önce koltuğu tartışılmaya başlanan Mancini, Milano derbisinden rakibi Ancelotti'yi fena bozdu kendi taraftarı önünde. Maçtan önce Sky reklama gitmemiş, Bridge-Terry karşılaşması için. Doğal olarak elini sıkmamış City'li. Hafta ortasında Cech'in sakatlığı lig yarışını fena etkiler notu düşmüştük San Siro'daki maçın ardından. Carlos Tevez de hızır gibi yetişti. Mancini, Bridge'i oyundan alarak bir de güzellik yaptı. İntikam budur... Domates, biber John Terry'e gider...

Tenerife 1992

Real Madrid bu akşam Tenerife deplasmanında oynuyor. 18 yıl önce bu sahada kaybedip şampiyonluğu Cruyff'un Barcelona'sına kaptırmışlardı. Bir sezon sonra tarih tekürrür etmiş, Tenerife yine taş koymuştu. Fotolar 1992 senesinden...
Truva Atı Jorge Valdano

26 Şubat 2010

Hafta Sonu Futbol

26 Şubat Cuma
20:00 Antalyaspor-Trabzonspor / Lig TV
21:30 Schalke 04-Dortmund / TRT 3
27 Şubat Cumartesi
13:30 Kocaelispor-Altay / D Spor
14:45 Chelsea-Man City / Spormax
14:00 Bursaspor-Sivasspor / Lig TV
16:30 Mainz-Bremen / TRT 3
17:00 Watford-Newcastle / Futbol Smart
19:00 Kayserispor-Beşiktaş / Lig TV
19:30 Stoke City-Arsenal / Spormax
19:30 Leverkusen-Köln / TRT 3
21:00 Tenerife-Real Madrid / NTV Spor
22:00 Montpellier-Rennes / Kanal A
23:00 Barcelona-Malaga / NTV Spor
28 Şubat Pazar
00:30 Santo Andre-Portuguesa / Spormax
13:30 Ajax-Ultrecht / Futbol Smart
13:30 Karabükspor-Konyaspor / D Spor
14:30 Rangers-Celtic / Euro Futbol
15:00 İstanbul BŞB-Fenerbahçe / Lig TV
15:00 Tottenham-Everton / Spormax
15:30 PSV-RKC Waaljik / Futbol Smart
16:00 Milan-Atalanta / NTV Spor
16:30 Hannover-Wolfsburg / TRT 3
17:00 Liverpool-Blackburn / Spormax
17:00 Aston Villa-Man United / Kanal A (Carling Cup Finali)
19:00 Galatasaray-Kasımpaşa / Lig TV
19:30 B.Munih-Hamburg / TRT 3
22:00 Santos-Corinthians / Spormax
22:00 PSG-Marseille / Kanal A
22:00 Atletico Madrid-Valencia / NTV Spor
22:15 Sporting Lizbon-Porto / Futbol Smart

İstanbul Cehennemi (!)

Kulüplerimizin çaplarına, bütçelerine ve taraftar potansiyeline baktığın zaman bu kupada çeyrek final başarı denilebilir. Bu turda eve dönmek ise ilk maçlarda alınan umutlu skorlar sonrasında hüsran. Türk cehenneminden hem İspanyollar hem Fransızlar çıktı. Galatasaray, Rijkaard yönetiminde sahasında bu sezon 21. maçta ilk kez mağlup oldu. A.Madrid de ön elemeyi saymazsak; Şampiyonlar Ligi ve bu kupada ilk kez kazanıp yoluna devam etti. İspanyollar bütün hafta Türk cehennemi diye işleyip durdular ama bunun futbolcuları motive ettiğini söylemek lazım. Cehennem dedikleri yerde İtalyan hakemlerin altı gözü de penaltıyı görmedi. İstanbul'da yabancı hakemleri manipüle edecek tribünlere sahip değiliz ya da her seferinde bizim takımları çarpıyorlar. Ya da deri monta doydular (!) Rijkaard'ın taktiği doğru ama sinir bozucuydu. A. Madrid'in mutlak gole ihtiyacı olan maçta iki kanadı ve Agüero'su uzayıp gidebilen adamlarken yüklenmenin manası yoktu. Yaslanarak başladılar. İlk yarıda işlerin iyi gittiğini söylemek lazım. Hollandalı, Mourinho'nun Chelsea'ye yaptığı gibi kitlemeye gitti ama İstanbul'da taraftarın en hoşlanmadığı topun rakip takımda olmasıdır. Bizim takımlar çokça elenirler; ama pis bir gol yenir ama bireysel hata yapılır... Oyuna hükmettiğinde insanlar bilet paralarını helal ederler. Galatasaray'ın mevcut kadrosunda total futbol ya da dizilişlerden bahsetmek abesle iştigal. Dört kişiyle hücum eden bir takım Galatasaray. Sakat Arda'nın özverisi, Keita'nın delişmenliği, Caner'in bilinmezlikleri ve Elano'nun uzun topları ya da şutları... Mustafa Sarp ve Mehmet Topal ise bir cümleyi bile haketmiyorlar. İkisi yarım Emre Belözoğlu etmez. En zayıf halka Uğur yine ilk golde rakibi izleyince işler zorlaştı. Servet'in Agüero'ya darbesinde kasıt var mı? İzleyenlerin takdiridir. İspanyollar kendi evlerindeki maçtan çok daha akıllıca ve sakin oynadılar. Reyes'in yüksek formu ve Tiago'yu aratmayan Raul Garcia'nın performansı. Simao zaten her zaman böyle bir adamdır. Şapkadan tavşan çıkartır. Maçın kırılma anı Elano'nun sakatlığıydı. Ayhan hayata küsmüş ve de futbolu unutmuş. Sonrasında gol geliyor dakikaları başladı. Leo Franco'nun Reyes'in ayaklarından aldığı top, Reyes'in direkten dönen şutu... Simao çekirge zıplamaz artık dedi. Galatasaray'ın çok çabuk karşılık vermesi oyunu ayakta tuttu. Asistan hakemler falan hepsi yalan. Gözlerinin önündeki penaltıyı 3 hakem de görmezden geldi. Daha iyi oynayan, ilk maçı da katarsak turu hakeden taraf Atletico Madrid'di ama bu oyunda jüri kararı değil; o düdük belirliyor kazananı. O düdüğü çalmadılar ve rakip 10 kişi kalacak ve muhtemelen Galatasaray 2-1 öne geçecekken, herşey tersine döndü ve 10 kişi kalan takım uzatma eziyetini çekmeden Forlan tarafından ligine yollandı. Sadece Baros'un varlığı, bu Atletico Madrid karşısında dengeleri bozardı. Lakin onun olmadığı bilinirken, Nonda'yı yollayıp Giovani'yi alan Rijkaard vedanın elbette ki sorumlusu oldu.Gündüz Fenerbahçe ilk golü bulmadığı takdirde işinin zor olacağını ve haftalardır ters elektrikle yüklenen tribünlerin patlayacağını not düşmüştüm. Eksiklere baktığımız zaman Lille de (Gervinho, Debuchy, Costa, Balmont ve Cabaye) en az Fenerbahçe kadar dezavantajlıydı. Emre'nin golü desteği de sağladı ama kader anı galiba Alex'in girmeyen kafası oldu. Gazetede iş telaşı yüzünden yarım gözle seyrettiğim bir ikinci yarı var. Lille golünde elbette ki Volkan hatalı. Fenerbahçe'nin Avrupa Kupaları'ndan elenirken bu kaçıncı bireysel hata? Bunun hesabını yapmak lazım. Son saniyede Bilica'nın vuruşuna ise pes! Geniş dediğimiz kadrolar sakatlıklar yüzünden örselendi ve Mart ayı gelmeden 40 maç oynayan iki takım da rakipleri karşısında sahaya sağlam basamadılar.
Cumartesi gazeteleri ve programlarında iki teknik adam ve takım da kurşuna dizilecektir. Ertesi gün ise lig yarışına devam... Annemizin ligine hoşgeldik. Biri çayı tazelesin...

25 Şubat 2010

Merter-Rio Hattı

Roberto Carlos ayrılmadan önce Merter'de bağlantıları kurdu galiba(!) Şu tekstil işine girmenin tek bir sebebi olabilir Roberto Carlos için. İki değil birinci karede saklı :)

Daum ve Lourdes

Fenerbahçe'de bu kadar sakat oyuncu olmasının iki sebebi var. Stadın zemini ve Daum'un kadroda rotasyon yapmaması ve kulübede oturan adamlara güvenmemesi. Kazım ve Roberto Carlos'un gittiği kadroya, Türkiye'nin her alanda en çok kazanan kulübünün neden takviye yapmadığı sorusunun muhatabı ise elbette ki Aziz Yıldırım. Lille maçı öncesinde dün Daum düzenlediği basın toplantısında şöyle demiş: "Fransa’dan gelen misafirlerimiz var. Lourdes diye özel bir ilaç varmış. Belki bize ondan getirip yardımcı olabilirler"
Toplantının metni önümüze geldiğinde nedir bu Lourdes dedik? Eczacı değiliz. Çin yağı gibi her derde deva bir ilaç mı(!) Yine ufak çaplı bir çeviri krizi yaşanmış. Bugün dikkatli arkadaşlar sayfalarında araştırarak doğrusunu vermişler.
Lourdes, Fransa'da Meryem Ana'nın defalarca görüldüğüne inanılan ve suyu şifalı kabul edilen bir kasaba. Katolikler tedavi için Lourdes'e gidiyorlar. Daum da olayı ince görmüş...
Emre Belözoğlu'nun kariyerinin en iyi performanslarından birini ortaya koyduğu Bursaspor maçında yenilen 3 gol en büyük soru işareti ama ben o maçın ilk yarısındaki Fenerbahçe'yi çok beğendim. Aynı kadroyu bile sahaya çıkartmak mümkün olmadığından bugün Lille karşısında kulübeden gelen Selçuk, Semih gibi isimler kötü futbol oynama kredileri yok. Fransızlar da sakatlarla birlikte tek ayak üstünde yakalandılar. Klasik bir tabirdir ama bu maç için geçerlidir. Tribünler patlamaya hazır. Fenerbahçe maçta ilk golü bulursa, arkasına taraftarına alır. Lakin Lille golü atarsa sonrası soru işareti olur...
***
Vederson'un sakatlık haberi galiba taktikmiş. Kadroda olduğu söyleniyor.

Doğan Babacan ve Salcedo

Galatasaray-Atletico Madrid'in futbol tarihindeki ilk eşleşmesi 37 yıl önceydi. Kuralar çekildikten sonra bu konu blogda yer almıştı. Tekrar etmeden bugüne gelelim. İspanyollar güzel gazetecilik yaptılar. İlk maçın ardından iki röportaj patlattılar. Biri Doğan Babacan ile. Doğan Babacan'ın kariyeri kırmızı kartlar üzerine kuruludur. 1973-74 sezonunda Atletico Madrid finale giderken yarı finalde Celtic deplasmanında 3 kırmızı kartı gösteren hakem Doğan Babacan'dı. Babacan'a Ali Sami Yen'i sormuşlar. O da "Ali Sami Yen'de taraftar çok ateşlidir. Oradan Avrupa'nın devleri boynu büyük ayrıldı. A. Madrid de ayrılırsa üzülmesin" demiş. İkinci röportaj 36 yıl önceki eşleşmede turu geçen takımı belirleyen golü atan adam Salcedo. Oyuna sonradan giren ve uzatmalarda Yasin'i ceza sahası dışında avlayan Salcedo İspanya'dan ABD'ye gitmiş ve ekonomi masterı yapmış. Yıllar sonra onu bulmuşlar 1973'deki maçı sormuşlar. Salcedo "Ali Sami Yen'de atmosfer nasıldı?" demişler. Salcedo da başlamış anlatmaya: "Çok büyük stad değildi ama çok ateşliydiler. Hakemi de etkilediler" demiş. UEFA da As gazetesi de bir ayrıntıyı atlamış. Bugün işi kolayından alıp bu hataya düşen editör arkadaşlar da var gazetelerde. 1973 yılında Galatasaray'ın Atletico Madrid rövanşı İnönü Stadı'nda oynandı ve Milliyet gazetesinin maçın ertesi gün verdiği habere göre Mithatpaşa'da 36 bin taraftar varmış tribünlerde. Neyse Salcedo bunun farkına varacak değil elbette...

Penaltı

"Dürüst olmam gerekirse, hakem Chelsea'nin penaltısını vermedi" Jose Mourinho

24 Şubat 2010

Inter 2 - Chelsea 1

Sahadaki iki takım da onun eseri. Chelsea'deki kilit adamlar takımdan gitmediği sürece de bu takım Mourinho'nun takımı olarak anılacak. Ancelotti'nin 6 ayda kendi imzasını atmasını beklemek zaten hayalcilik olur. Lampard'dan Kaka performansı bekliyor ki daha çok bekler. Portekizli ise 1.5 yılda eğrisi doğrusuyla kendi Inter'ini yarattı İtalya'da. Golü bu kadar erken bulmasa yine aynı oyunu oynar mıydı? Bence oynardı. Mourinho çok konuşur ama ayakları yere sağlam basar. Karşısındaki takımın kendi takımından daha güçlü olduğunun farkında. Orta sahasıyla başedemeyeceğini de biliyor. İki hızlı adam Anelka ve Drogba'ya geniş alan bırakmamak için yaslanmak zorunda. Bu taktiği yakın zamanda Flores, Barcelona'ya karşı yaptı ve kazandı. Etme, bulma dünyası işte. Geçen sezon Chelsea-Barça eşleşmesinde Chelsea'nin yaptığını Mourinho İngilizlere uyguladı. İzleyen açısından, ev sahibi takımın bu taktikle oynaması elbette ki pek keyifli değil.
Golde Terry çok kolay savruldu. Milito'nun görüp göreceği pozisyon da buydu zaten. Sonrasında ileriye kan gitmedi. Eto'o'nun ıskaladığı top dışında sahada hayalet gibi gezdiğini söylemek lazım. Inter onbirinden alıp gönül ferahlığıyla Chelsea'ye koyabileceğim iki adam var. Biri kaleci Cesar diğeri de Maicon. Bu kadro farkı bir de Motta tercihiyle oyunu Chelsea'ye verdi. Kabul etmek lazım Inter'de hala oyuna romantik tarafından bakan adamlar var. Lucio, Zanetti, Cambiasso bunlar kalpten oynayan adamlar. Mourinho'nun hesabı mutlaka yememek üzerine kuruluydu ama onbirin en zayıf halkası görünen İvanovic iyi günündeydi. Golde de kamikaze gibi daldı. Pozisyonu eli belinde izleyen Motta da yedirtti golü. İki forvet ve Sneijder ile birlikte Pandev'i lüks gören Mourinho mecburen risk aldı. 1-1 ile Londra'dan çıkamayacağının o da farkındaydı. Balotelli hareketlilik getirdi ama orta saha da çok geriye yaslandığından dönen topların toplayamadılar. Sneijder her seferinde markajda kalınca forvete top gitmedi. İki teknik adam da gollerde fena kastılar. Özellikle Mourinho'nun ilk golden sonra kulübede kıpırdamayışı... Talihli günlerindeydiler ki Cambiasso'nun mükemmel golü geldi. Arjantinli vurduğu topun dönüşüne iyi çaktı. Cech'in sakatlığı (dizindeki sakatlık ciddi gibi. Ligi de fena halde etkiler ) sonrasında Chelsea kalesini yoklayamamaları elbette İngiliz-İtalyan tempo farkından. Inter'in dili dışarı çıktı son 15 dakikada. Pandev'in oyuna girmesi de anlamını yitirdi. Hakem Mejuto Gonzalez, Chelsea'nin bir penaltısını yedi, düdükleri de ev sahibinden yana üfledi çokça... Maçın en güzel pozisyonu Drogba-Anelka ile başlaayan ve Lampard ile biten Chelsea atağıydı ikinci yarıda. Birkaç dakika sonra Anelka defansından top çıkartırken ise bir döktürdü ki... Turun favorisi Chelsea idi. Hala da öyle. Mourinho rövanşta da farklı bir kalıpla çıkmayacaktır. Aynı oyunu oynayacak ama Londra'da tek şansı Chelsea'den önce golü bulmak. Aksi takdirde yemeden duramayan Inter, Liverool ve Man. United'dan sonra 3 yıl üst üste bir İngiliz kulübüne elenmiş olacak. Son olarak gözüm Ballack'ı tedavi eden doktorun saatine takıldı maçın 10. dakikasında. Amca saatini ileri almamıştı, Londra saatiyle 19:55 idi. Gereksiz ayrıntı işte...

Inter vs Chelsea

Şampiyonlar Ligi'nde bu turun hiç şüphesiz en renkli eşleşmesi. Jose Mourinho eski takımına, Ancelotti eski ezeli rakibine karşı. İlk maçın San Siro'da olması Inter için avantaj. Londra'da oynasalar, ilk maçta yiyecekleri dayağın aynısını Milano'da atamazlardı bence. Chelsea'nin dezavantajı bu sezon deplasmanlarda kırılgan bir takım olmaları. Kolay denilemez belki ama kaybedebiliyorlar. Geçen sezonun bahar aylarındaki Chelsea olmadığı kesin. Inter 3 maçtır berabere kalıyor. Mourinho klasiği, oyuncularını korumak için Portekizli sağa, sola, önüne, arkasına saldırıyor. Laf yetiştirmediği, laf sokmadığı adam kalmadı İtalya'da. Milan tarafı elbette ki Chelsea'yi tutuyor. Başta Leonardo olmak üzere İngilizleri desteklediklerini açıkladılar. Inter'de Chivu, Chelsea'de A.Cole, Deco, Essien, Zhirkov sakat. İki takımda da cezalı yok ama Inter'de Samuel, Lucio ve Zanetti ceza sınırında. Sart kart görürlerse; Inter, Londra'daki rövanşta savunmada çok zorlanır. Maçı İspanyol Mejuta Gonzalez yönetecek. İki takımın tarihte ilk kez rakip oluyorlar. Inter'i iki sezondur İngilizler kupa dışına itiyor. İki sezon önce Liverpool geçen sezon da Manchester United, İtalyanları evine yollamıştı. Muhtemel onbir eşleşmelerinde her hatta Chelsea rakibinden daha uzun ve daha kilolu. Chelsea'nin boy ortalaması 1.86. Inter'in ise 1.80. Inter, San Siro'da son mağlubiyetini 2008 yılında Pana'dan almış ve 1-0 yenilmişti. O maçtan bu yana 36 maçta 26 galibiyet, 10 beraberlik aldılar. Chelsea, İtalya'da 9 maça çıktı ve 2003 yılında Lazio'yu 4-0 yendiği maç dışında kazanamadı. 5 beraberlik ve 3 mağlubiyetleri var. Avrupa'da oynadıkları son 22 maçta ise tek mağlubiyetlerini Roma'dan almışlardı.
Muhtemel onbirler
Inter: Cesar, Maicon, Lucio, Samuel, Zanetti, Stankovic, Cambiasso, Muntari, Sneijder, Milito, Eto'o
Chelsea:Cech, Ivankovic, Carvalho, Terry, Belletti, Ballack, Mikel, Lampard, Malouda, Anelka, Drogba.