2 Temmuz 2017

Rötar Zaten
Fransızca Bir Kelimeydi


Transfer mevsiminin yürek yakan hikayesidir, “geldi geliyor” denilen futbolcunun gelmemesi… "Bu haziran olmadıysa bir sonraki haziran," diye diye ömür geçer, aslan gibi topçu kariyerinin sonuna gelir, film de orada biter. Bu sezon başka bir film izliyoruz ama Türk futbolunda. Yıllardır yolu gözlenen ama bir türlü gelmeyen yıldızların hepsi söz birliği yapmışçasına üstelik de aynı ülkeden, Fransa’dan İstanbul uçaklarına bindiler ama önce o bir türlü gelmeyenleri hatırlayalım. Üç Büyükler'in taraftarlarının yıllarca bekleyip kavuşamadığı üç kült isimle başlayalım. Galatasaraylılar yıllarca Belodedici'yi bekledi. Adı sihirli liberoya çıkmıştı Belodedici'nin. Dönemin başkanı Alp Yalman, onca yıldız transfer etti ama bir tek Belodedici'yi getiremedi. Fenerbahçe de bir başka Rumen yıldızın peşinden koştu,  Dan Petrescu döneminin en iyi sağ beklerindendi. Olmadı, kavuşamadılar. Rivayet odur ki Kluivert "Doğuştan Kartal'ım," demişti (!). Hollandalı kıvırcık santrfor yıllarca İnönü'ye beklendi. İnönü yıkıldı, Vodafone Arena oldu,  Patrick Kluivert gelmedi ama bir gün belki oğlu Justin giyer siyah-beyazlı formayı.  Ronaldinho gelse bir milyon forma sattırırdı. Formaların basıldığı bile yazıldı ama Brezilyalı memleketine döndü. Adriano, alkol batağına saplanmasa Fenerbahçe forması giyerdi. Bir başka Djalminha arıza adamdı, iyi ki gelmedi! Robert Pires uçağa binmişti, bugün olduğu gibi futbolcunun geldiği uçağa internet üzerinde radar sitelerinden takip imkanı olsa; o uçak da inerdi ya İstanbul’a, en fazla içinden Pires çıkmazdı!..

Şimdi gelelim yıllardır adı spor sayfalarının manşetlerinden düşmeyen, gelmeyen, gelemeyen ve geçen hafta İstanbul’a ilk adımlarını atanlara. Aykut Kocaman’ın Fenerbahçe’deki birinci döneminde belki de en çok istediği adamdı Valbuena. Fiyatı iki haneli olunca olmadı transfer. Boyu kısa futbol aklı uzun Fransız, Moskova’nın yolunu tuttu, o günlerde Ruslar büyük harcıyordu, şimdi duruldular. Fransa’da Olympique Marsilya kaptanlığı yapmış bir adamın gün gelip de Olympique Lyon forması giymesi yürek ister. Valbuena’da varmış, Marsilya deplasmanında elbette ki onu iyi karşılaşamadılar ama Valbuena iki sezon boyunca yeni takımının temel taşlarından biri olmayı başardı.  Aykut Kocaman’ın Fenerbahçe’ye dönüşünde yine onu istemesi yıllar sonra kavuşan iki sevgilinin aşk hikayesi gibi. Zaman elbet yerinde durmuyor, Valbuena da genç değil; ama Kuyt da değildi…

Fransız kulübü Montpellier’in başkanı Fenerbahçe’ye Belhanda’yı satmamak için günlerce direndi. Doğrusu sözleri kırıcıydı, unuttuk gitti. Faslı orta saha da kendini Kiev’de buldu. Almanya sonra geçen sezon yine Fransa derken, bu kez Fenerbahçe’nin değil ama Galatasaray’ın teklifi geldi ve Belhanda da yıllar sonra kaderiyle yüzleşti. Bafetimbi Gomis üç yıl önce Florya’ya gelebilirdi ama transfer biraz da kısmet işi. Sende kim oynuyor, istediğin adamın takımında kim var? Fiyatı kaç para, oyuncunun hedefi ne? Galatasaray, Fransız golcüye gecikmeli de olsa kavuştu. Paul Le Guen, O.Lyon’u şampiyon yaptığı yıllarda Avrupa’nın elit teknik adamlarındandı ve piyasası yüksekti. Bir gün neden İskoçya’ya çalışmaya gittiğini galiba kendisi de anlamadı. Galatasaray ile adı çok anıldı, sonra ortalıktan kayboldu, iyi para veren ama hedefi olmayan milli takımlarda banka hesabını büyüttü. İki yıldır da hocalık yapmıyor, yorumculukla vakit geçiriyordu. “Gelmeyen” Paul Le Guen de sonunda geldi ve Bursaspor’un teknik direktörü oldu. Şimdi sırada bir başka Fransız Hatem Ben Arfa var. Ona da büyük şair Cahit Zarifoğlu’nun dizeleriyle seslenelim mi: “Vazgeçtim sen Ekim'de gel. Eylül'de herkes geliyormuş.”

Hiç yorum yok: