22 Kasım 2015

Hamza Hamzaoğlu'na


Milli takımla çıktığı uzun yolculuktan “Evin yanıyor, gel söndür” deyip çağırdılar. Söndürmekle de kalmadı, üç de kat çıktı o evin üstüne. Sonra git dediler. Hamza Hamzaoğlu’nun bir yıllık Galatasaray serüveninden teknik adamlar için hayatta kalma rehberi çıkar mı?
Meğerse evi bildiği Galatasaray onun değilmiş, kiracıymış, haberi yokmuş... “İsviçre’den ağabeyimiz gelecek; olmadı İstanbul’dan amcamız oturacak. Al yastığını yorganını, git” dediler. Hamza Hamzaoğlu’nun Galatasaray için gel-git hikayesi özetle budur. Bir de onun bir yıl içinde yaşadığı gel-git’lerden geriye kalan bir teknik adamın hayatta kalma rehberi:


PARAYI KONUŞ
Profesyonel futbolda “Sen bizim evladımızsın” diyen yöneticilere inanma. Her işin bir bedeli var. Teknik adamların da, futbolcuların da aldıkları yıllık maaşlar ortada. “Ne verirseniz kabulümdür” deyip yıldız futbolcunun aldığının çeyreğini alma. Sonra “O işi almadı, işi ona verdiler” derler. Hakkını iste, tazminatını bırakma.
DUYGUSAL OLMA
Ağlamak güzeldir ama dört duvar arasında. Sevinç gözyaşlarını herkesin ortasında akıt ama hüznün bir takımın lideriysen ayna karşısında kalsın. Sakat sakat oynamak isteyen futbolcu oyuna girmek istediğinde gözlerinin içine baktığında, gözlerini kaçır. 25 futbolcudan birkaçını daha çok sevebilirsin ama sırtlarını ortalık yerde sıvazlama..
ÖZÜR DİLEME
Senin taktiğin tez ise, rakibin taktiği de anti-tez. Bu oyun güzel ama aynı zamanda garip oyun. Maç kaybedince taktiğinin işlemediğine, yanlış değişiklik yaptığına inanıyorsan bile kendine sakla. Futbolu herkes bilir ama o koltukta oturuyorsan, “En iyi sen biliyorsun” diye ikna olsunlar. Her maç kazanılmaz, her kaybedilen maçtan sonra özür dileme. Bu hakkını her sezon bir kez kullan, “Koca yürekli adam” derler. Tek suçlu sen değilsin, kazandığında tek kazanan da sen olmadığı gibi..
MÜTEVAZI OLMA
Galibiyeti sahadaki yıldız futbolcuların sayesinde aldıklarını söyleyecekler. Kenardan bağırmakla olmaz diyecekler. İnanma. Teknik direktör tek başına maç da alır, maç da kaybeder. “Mütevazı olma inanırlar” ile tevazu arasındaki denge, takım içi dengelerden daha mühimdir. Kazandığın kupaları kimse unutmaz, her başarısızlıkta hatırlatma. Çok kupa ruhunu da zengin eder banka hesabını da ama oturduğun koltuğun baba koltuğu değil sallanır sandalye olduğunu unutma...
YÖNETENLERİ KOLLAMA
Düğününe herkes gelir, göbek atar. Boşanma davasından sonra adliye çıkışında kokteyl veremezsin. Kupa törenine senden önce fırlayıp podyuma çıkan yöneticiler, takım kaybettiğinde evlerinde kanal değiştirip film izlerler, sen mağlubiyetin analizini yaparsın sabaha kadar. Transferi beceremeyen toy yöneticiye, profesyonele sahip çıkma. Başlarının çaresine baksınlar. Unutma, onlar senin yerine teknik direktör bulup kameralara gülümsediğinde sen bunu televizyon ekranından izleyeceksin...
SENİN İÇİN DÜŞÜNSÜNLER
Sen 25 genç adamın kaprisini çekiyor, idman yaptırıyor, rakibe göre taktik belirliyor, her 90 dakika ömründen kimbilir belki de 90 günü alıyor. Yaptığın iş kolay değil, 4-4-2 mi 4-2-3-1 mi, Ahmet mi solda Mehmet mi sağda derken, aileni bile unutuyor; sevdiklerine vakit ayıramıyorsun. Medya karşısına geçtiğinde iletişim danışmanının desteğini al. Hangi soruya hangi cevabı hangi uslupla vereceğine, öfke kontrolünü nasıl yapacağına bırak uzmanları karar versin. Doktor gibi bil onları. Senin yerine düşünmeleri, seni az düşünen yapmaz...
DON KİŞOTLUK YAPMA
Senin rakibin karşındaki takım ve onun başındaki meslektaşın. Hakemler, gazeteciler, futbol yorumcuları senin başarısız olman için sabah yataklarından kalkmıyorlar. Senin gibi onların da bir hayat mücadelesi verdiğini unutma, saygı duy... Hayali düşmanlara karşı savaşma, yorulur; asıl hasmına yenik düşersin. 
TARAFTARI KARŞINA ALMA
İnsan doğar, bir takımı sever, onu severek gider bu dünyadan. Sen taraftar değilsin, çok takım sevecek, çok takım çalıştıracaksın. Taraftar hep yeni transfer ister, kaybettiğinde başka takımın golcüsüne gıptayla bakar. O yüreğiyle bakar oyuna, sen aklınla. Taraftarın tezahüratına iyi kulak ver, onu karşına alma. Büyük kalabalıkların haykırışını çığlığınla bastıramazsın. Tribündeki adam eleştirir, sen onları eleştirme.
TAKIM ELBİSELERİNİ GİYME
Başkanlar, yöneticiler kurumsallaşmadan bahsederler, sen çimenin kokusunu tekmenin acısını bilen adamsın. Kurumsallaşma. Kulübün sponsorunun verdiği takım elbiseyi giy ama yönetimlerin ruhuna giydirmeye çalıştığı ceket-pantolonun içine sığma. Sen kendi hayatının terzisisin. Ruhun duble paça mı seviyor, bırak demode olsun, hiç olmazsa sen bilirler.


İstersen bunların hiçbirini yapma, gel futbol yorumcusu ol. “Tek santrfor oynayıp gol atamayan takıma çift santrfor oynamalı, çift oynayana da orta sahası bir adam eksik kalıyor” dersin, olur biter...

7 yorum:

AFO dedi ki...

Yazi, her ne kadar futbol hakkinda da olsa ayni zamanda diger sektörlere de isik tutuyor. Tüm yöneticilerin ders cikarmasi gereken, arsivlik bir yazi olmus. Tebrikler üstad.

timetrial dedi ki...

Muazzam bir analizdi.

Anonim dedi ki...

özetle lider ol demişsin ama lider olunmaz lider doğulur aga :))

tekniği taktiği cartı curtu sabaha kadar tartışırız hamza hocanın.ama idare etme yönetme kabiliyeti sıfır.basın toplantılarını izlemek yeterli bunu görmek için.her basın toplantısında ağlak bir ifade ile sızlanması lider bir yapıda olmadığını gösterdi.

özetle galatasaray gibi büyük bir camiada sadece teknik vasıflar yetmez ayrıca o camiaya liderlikte etmek gerekir.

(bu arada teknik anlamda da yetersiz olduğunu düşünüyorum.sabriyi bir cl maçında gaitanın peşine takması komediydi.gaitan stopere kaysaydı sabride peşinden gidecekti muhtemelen:) )

Anonim dedi ki...

medyanın hamza hamzaoğlu aşkı biraz terimden kaynaklanıyor.iki medya var ülkemizde.sporda.bir terim medyası diğeri aziz yıldırım medyası.çoğu yorumlar eleştiriler teknik taktik değil.bir kişide demiyor geçen sezon nasıl ne oynayarak takım hedefe ulaştı.yanal giderken (kovulurken)öyle bir algı yapıldıki iyiki kovuldu denildi.alex olayında da benzer.algı operasyonu yapılıyor.terim medyasıda hamzaoğlu kovulurken yanında yer aldı.

özetle yorumlar kim kimin adamıysa ona göre yapılıyor.yoksa hamzaoğlu aşkından değil.

Anonim dedi ki...

geçen sezozun futbolcusu kimdi? muslera .şampiyon takımın kalecisi yılın futbolcusu oluyorsa demekki yanlış giden bişeyler vardı.hamza bunu göremedi.ısrarla başarılı olduk falan dedi basına ve hakkımızı vermiyorsunuz diye sızlandı.lakin başarının nasıl geldiğini sanırım hiç dikkate almadı.

herkes 3 kupalı hamza nasıl kovulur diyor.ama kimse oynattığı futboldan bahsetmiyor.bence ilk kez skora dayalı olmayan doğru bir ayrılık yaşandı galatasarayda.sezon başı kovulabilirdi lakin o zaman akılda şu soru kalırdı.geçen sezon yarıda aldı ondan dolayı futbol olarak vasattı ve musleraya muhtaç kaldı.sezon başı kendi takımını kursun farklı kompakt bir takım yaratacak hamza.sezon başı kovulsa akılda bu soru işaretleri kalacaktı elbette.ama şimdi herşey netleşti.geçen sezon galatasaray ne oynuyorsa bu sezonda aynı.rakipler beceriksiz olur muslerada gününde olursa 3 puan geliyor.

zachpaulsen dedi ki...

çok güzel bir yazı olmuş
yazın Aspor'da yaptığınız yayınlardaki konuşmalarınızı keşke dinleseymiş Hamzaoğlu. Bu işin buraya geleceği o kadar beliydi ki...bazı insanlar ne olması gerekiyorsa onu olabiliyor daha fazlasını beklemek o insanlara haksızlık. Hamzaoğlu bu saydıklarınızın hep tam tersini yaptı kısa GS kariyeri boyunca.
Bu şov Galatasaray taraftarı için yapılır. Tarafrarı karşısına alıp da istikrarlı bir başarı sağyabilecek bir yönetici/hoca/futbolcu olamaz, olmamıştır. Gladyatör filminde bir sahnede; köle tüccarı eski Gladyatör; Maximus'a "Win The Crowdé diyordu. Yani önce seyirciyi/kalabalığı kazan. Onların gönlüne gir. Yokluklar içinde bile, hiç transfer bile yapmazken öyle mesajlar ver ki, acı ve kötü bir şey bile söyleyeceksen taraftar senin samimiyetine inandığı için sana kızmasın. Seni haklı bulsun...
Hamzaoğlu, inadına taraftarın nefret ettiği umut, yekta, aydın, sabri, emre, olcan, gibi adamlara kol kanat gerdi. taraf tuttu, yerli/yabancı ayrımını körükledi.

İlk 11'i taraftar belirlemez ama taraftarın sevmediği, istemediği adam da Galatasaray'da barınamaz!

ADANADEMİRSPOR dedi ki...

harika bir yazı