4 Eylül 2011

La Liga'daki Uçurum #3

6-7 yıldır tartışılıyor, daha da çok tartışılacak. La Liga'nın iki şampiyon adaylı bir lig olması. Geçen sezon La Liga'da Uçurum #1 ve La Liga'da Uçurum #2 satırlarından devam edeyim. Mart ve Mayıs 2010 tarihlerindeki yazılar sezon sonu yaklaştığından puan tablosunun ortaya koyduğu gerçeklerle ilgiliydi. Bu sezonun ilk haftasında Real Madrid deplasmanda altı atıp ardından Barcelona da ligin iyilerinden Villarreal'i beşleyince bu tartışma yine alevlendi. 20 gün önce Cnbc-e Business dergisinin Eylül ayı sayısı için yazdığım yazıda kullandığım bir tablo var. Yazının girişi bu linkte. Sevilla Başkanı Del Nido iki yıldır kazan kaldırıyor. Naklen yayın havuzundan gelen paranın adaletsiz dağıtıldığını savunuyor. Premier Lig ile karşılaştırıldığında (İtalya'da benzer büyük farklar var) Sevilla Başkanı haksız değil. Real Madrid ve Barcelona sezon başına 140 milyon alırken, şanpiyonluktan bahsedebilecek takımlar bir araya gelse ancak bir büyüğün aldığını alıyorlar. Del Nido'nun kendi takımının oynadığı lig için rezil demesi, ardından o takımdan gelmiş Sergio Ramos'un "Beğenmiyorsa gitsin başka ligde oynasın" deyip sonra da demedim demesi (!) İspanya'da bir sonraki yayın ihalesinin kanlı geçeceğinin göstergesi bunlar. Altlarındaki takımların en iyilerini manav tezgahından seçer gibi toplayan iki büyüğün -neredeyse- iki kapışmasının şampiyonu belirleyeceği bir lig neden 38 hafta sürer ki?

Raul-Inzaghi'siz
Şampiyonlar Ligi

1992-93 sezonundan bu yana oynanan Şampiyonlar Ligi’nde gol krallığının tepesinde Raul var. 144 maç 71 gol. Bu sezon Şampiyonlar Ligi’nde yok. Nistelrooy, artık ikinci baharında, 51 gollü Henry, uzak diyarlarda, 48 gollü Shevchenko, Avrupa Ligi’nde forma giyecek. İlk 10’da gelecekte Raul’u geçebilecek iki adam elbette ki Messi ve Ronaldo. Messi, 57 maçta, 37 gol, Ronaldo, 71 maçta 28 gol attı. Raul’a göre Ronaldo’nun ortalaması düşük kalırken, en iyi ikinci ortalamayı yakalayan Messi de Nistelrooy’un 0.69 ortlamasının gerisinde...
En hazin hikaye ise İnzaghi’ye ait. Avrupa Kupaları’nda toplam 72 golü olan Raul’un sadece 2 gol gerisinde olan Inzaghi, Milan’ın Şampiyonlar Ligi kadrosuna alınmadı. Onun 3 gol gerisinde olan Shevchenko’nun bu sezon Inzahgi’yi geçme şansı var. Tüm zamanların listesinin kalanında ise ilk üçü şimdilik tehdit edecek adam yok.

Barça ve 3-4-3

Barcelona’nın yaş ortalaması Real Madrid’den daha fazla bu sezon. Jose Mourinho’nun son iki sezonda yaptığı transferler ve gönderdikleriyle bu ortalamayı rakibinin altına çekti. Fabregas transferi sonrasında nerede oynar sorusuna Iniesta ileri üçlünün soluna geçer, Inista, Xavi’nin yanına gelir görüşü ağırlıklıydı. Guardiola’nın tek derdi Fabregas değil. Thiago da onbiri sıkıştırıyor üstelik bir de Alexis Sanchez takıma katıldı. 20 yıl önce Guardiola’nın oynadığı ve Cruyff’un yönettiği Dream Team ile Villarreal maçına çıkan kadroyu karşılaştırmışlar İtalyanlar. Diziliş 3-4-3. Bu formasyonla açık verirler endişesi de vardı ama ligin en iyi takımlarından biri olan Villarreal’i de ilk hafta süpürdüler. İzlediğim ve hatırladığım kariyerleriyle Cruyff’un onbirinde bugünün Barça onbirindekinden daha yetenekli adamlar var bu grafikte. Keita mı Guardiola mı? Guardiola elbette. Ya da Busquets mi Koeman mı? Koeman ama oraya da Pique yerleşecek. Diğer karşılaştırmalar sizin keyfinize kalmış. Bakero mesela iyi ama bir İniesta değil... Sonuç, 3-4-3 ile ustasına selam çakan Guardiola, Barcelona’da bir gün Pique’nin önüne 5 orta saha, 4 forvet dizer, sonra da artık ne haliniz varsa görün deyip ayrılır memleketten...

3 Eylül 2011

Atletico Madrid'li Alves!

Quaresma, Fernandes, Simao, Almeida... Bunları ayrı tutmak ve getiren menajerin hakkını vermek lazım. Jorge Mendes... Ardından Sidnei, Bebe ve son olarak Julio Alves... Bebe'yi Manchester United'a transferinden ve sıradışı kariyer başlangıcından dolayı çok insan hatırlıyordur ama Sidnei için izleyelim, görelim demek yerindeydi. Bebe sakatlanınca golcü arayan Beşiktaş'a santrfor olmayan bir genç geldi bir anda. Julio Alves... Ardından da Edu girdi aynı kapıdan.. Julio Alves hakkında ne biliyoruz. Zenit'te oynayan, kıtanın en iyi stoperlerinden biri olan Bruno Alves'in ufak kardeşi.. Portekiz'de anlam ifade eden bir kariyere sahip değil. 20 yaş altı milli takımında oynuyor ve Atletico Madrid B Takımı'nda. Sonuncusu doğru değilmiş. Julio Alves, Atletico Madrid formasını hiç sırtına geçirmedi. Vicente Calderon Stadı'na imzaya da gelmedi. Madrid'deki iki büyük gazeteden onu gören de yok. Temmuz ayında bir haber çıkmış. Caminero hayır almıyoruz demiş Alves için. O zaman dolaşan rakam bonsevisi için 2.5 milyon Euro. Sonra ne oldu? Aradan iki ay geçti. Pizzi'yi alan Atletico Madrid, federasyona Alves'in alınıp Beşiktaş'a kiralandığını bildirdi. İspanyol medyası da buna garip transfer manşetini attı. Çünkü Beşiktaş, Atletico Madrid ile transfer görüşmelerine başladığında ve oyuncu İstanbul'a geldiğinde Atletico Madrid, Alves'i kadrosunda göstermemişti. Sonra borsaya yapılan açıklama. Alves'in bonservisinin yüzde 50'sine Beşiktaş 3 milyon Euro ödeyeceğini bildirdi. Yani fiyatı 6 milyon Euro olan bir adamdan bahsediyoruz. Spor gazeteleri değil, El Pais en geniş yer ayıran gazete oldu. Jorge Mendes'in Atletico Madrid'i paravan olarak kullandığını iddia ettiler. Şimdi harbiden mesele Alves'in nasıl bir futbolcu olduğu mudur?

Agüero'nun Evi

İstanbul'un merkezi Taksim ise Madrid'in Sol meydanı. Fotoğraftaki evler de Madrid'in merkezinden 20 dakika uzakta. Şehir dışında yeni bir bölge La Finca. Şehrin zenginlerinin oturduğu, İstanbul'da Zekeriyaköy neyse o gibi... Real Madrid'li futbolcuların da tercih ettiği La Finca'da geçen sezon başında Atletico Madrid'li bir futbolcu ev aldı. Bin metrekare yaşam alanı olan evin fiyatıb 5 milyon Euro idi. Medya bu tercihin transfere de yansıyacağını manşetlerine taşıdı o zaman. Kun Agüero, La Finca'da ev alarak Atletico Madrid taraftarının yüreğini titretti. Sonuçta bonservisinde 45 milyon veren alır maddesi vardı sezon sonu için. Real Madrid, Atletico Madrid ile olan centilmenlik anlaşmasına sadık kaldı. Cristiano Ronaldo, Kaka, Mourinho ve birçok İspanyol sporcunun oturduğu evde Kun Agüero bir yıl yaşayabildi ve Manchester'ın yolunu tuttu. Evine kiracı bulmak için de fazla uğraşmadı Agüero. O evde şimdi Arda Turan oturuyor....

Yalnızlıklar

En büyük yalnızlıklar, kalabalıklar içindeydi değil mi?

Lugano'nun Ardından

Uruguay Milli Takımı'ndaki mesaisini şöyle anlatıyor Lugano: "Benim işim kalemize gelen topu uzaklaştırmak. Vuruyorum, gidiyor. Bu da benim milli takımdaki mesaimin sadece yüzde 10'u. Geriye kalanı soyunma odası... Takım içindeki ilişkiler, primler, federasyonla, teknik direktörle iletişim...." İşini iyi yaptığı ortada. Hem sahada hem de dışında. Uruguay bir yıl içinde en büyük iki organizasyonda önce yarı final oynadı, ardından Copa America'yı aldı. Yanında oynayan her adamı da yıldız yaptı Lugano. Godin'den sonra Coates parladı son turnuvada ve Liverpool'un yolunu tuttu.

Futbolculuğunu çok konuştuk. Ben her sohbetimde, adının geçtiği her yazımda öve öve bitiremedim. Bu adam oynadığı takım için sadece bir stoper değil. Parayla satın alamayacağın bir şeyi katıyor takıma. Ruh... Asla pes etmiyor. Evet eğer onun rakibi olan bir takımın taraftarıysan ondan nefret ediyorsun. Ama onun işi bu... O melek değil... Sahaya kazanmak için çıkan bir profesyonel ve o nefretlerin toplamından da besleniyor.... Hata yapmadı mı, yaptı ama bir maçın ardından bugün asılmadı oyuna, sahada yoktu dedirtmedi kendine...

Fenerbahçe ile biten her sözleşmesinin ardından Avrupa'da kulüp de aradı. Hatta son kontrat öncesinde uygun bir takım bulamadı da. İmzaladığı sözleşme bir kulüp açısından intihardı. 3 milyona serbest kalır maddesi (Bu piyasada 15 milyon ederdi.) Yıldız statüsündeki bir futbolcuyla nasıl böyle bir kontrat imzalanır ki? Copa America'da ter dökerken, İstanbul'dan iyi haberler almadı ama akıllı adam, işi menajerine pas etti. Menajeri ondan akıllı, kurt: Juan Figer. Juventus ile masaya oturdu. İtalyanların kulağına Fenerbahçe küme düşerse bedava alırsınız diye fısıldadı. Çizme medyası bu haberi bekledi.

Pazarlık uzayınca bir taraftan Chelsea'li Alex'e saldıran Juventus doğrusu pek de ısrarcı olmadı Lugano için... Bruno Alves'i getirip iki oyuncu önerdiler Zenit'e, o da olmadı. Transfer kapanırken de o bölgeye istedikleri transferi yapamadılar. Paris Saint Germain'de bu sezon para çuvalla. Kaptan Sakho sakatlanınca Figer'i çağırdılar ve Lugano'nun transferi bitti. Her oyuncunun yeri dolar, bazılarınınki zor dolar. Fenerbahçe böyle bir adam kaybetti... Paris'te ilk basın toplantısına çıkan Lugano "Dünyanın en güzel ülkesine geldim ailemle" dedi. Paris güzeldir, parayı kazandığın yer de en güzel şehirdir insana... Yolu açık olsun,...

2 Eylül 2011

El Secreto De Sus Ojos

"Bir erkek her şeyini değiştirebilir. yüzünü, evini, ailesini, kız arkadaşını, dinini, tanrısını, yine de değiştiremeyeceği bir şey var... Tutkularını değiştiremez."


'Un hombre puede cambiar lo que sea: su cara, su casa, su familia, su novia, su religion, su Dios. Pero hay algo que no puede cambiar. Un hombre no puede cambiar su pasion.'

Pablo Sandoval- El secreto de sus ojos