"Derbiyi Lazio kazanır. Golü, penaltıdan Floccari atar" Francesco Totti /4 Kasım PerşembeLazio: 0 Roma: 2
Dk. 52 Borriello (Penaltı) Dk. 87 Vucinic (Penaltı)
"Derbiyi Lazio kazanır. Golü, penaltıdan Floccari atar" Francesco Totti /4 Kasım Perşembe
Bazen tek bir transfer ülkenin futbol tarihini baştan aşağı değiştirebilir. Örnekte olduğu gibi. 1978'de Arjantin'deki Dünya Kupası'nın ardından Inter, bir Fransız'ın peşine düşüyor o yaz. Nancy'yi uçuran Michel Platini. Platini ile 3 yıllığına anlaşıyorlar. Bu da anlaşmanın metni (Bu akşam ilk kez İtalya'da tv'da gösterilecek) Bugünün sözleşmeleri kadar detaylı değil elbette. Lisansı çıktığı takdirde gelir maddesi var. O günlerdeki yabancı yasağı maddesini araştırmak lazım. Platini, bu maddeye takılıyor. 78'de, Fransa'da yaşayan Fransız, İtalya'da yaşayan İtalyan, canım franc'lar, liret'ler var ceplerde. Sınırda da kontrol. Platini o sezon Inter'e gidemiyor. Bir yıl daha oynuyor ve Saint Etienne'e gidiyor. Orada 3 yıl oynadıktan sonra da 1982'de Juventus'a...
İbrahimovic, 1.95 boyunda. Oynewu ise 1.93. Futbol dünyasında İbrahimovic gibi adama posta koyacaksan ancak böyle 2 cm kısa olacaksın. Yoksa ufalar (!) Milan'ın dünkü antrenmanında, takım arkadaşına sert giren defans oyuncusu değil, forvet olan... İbrahimovic, Nijerya asıllı ABD'liyi kazımaya kalkıyor. As oyuncuların bu türden faullerinde yedekler genelde başlarına bela almamak için seslerini çıkarmazlar. Acıyla başbaşa kalırlar. Yedeklerden de as oyunculara müdahalelerde dikkatli olmaları istenir, olmazsan biletini keserler. İbrahimoviç'in faulü sonrasında Onyewu bunu sineye çekmediği için sağlam bir kavga olmuş. Küfürler havada uçuşmuş, silik teknik direktör Allegri de idmanı iptal etmek zorunda kalmış. Bıraksalar kim döverdi acaba?
Zidane'ın futbola vedasını severim. Onurlu bir davranıştı. Kimileri bu şiddeti kınasa da Materazzi gibi bir çatlağa onun diliyle konuşmuştu Zidane. Üzerine 4 yıl boyunca çok şey yazıldı çizildi. İki taraf da kendi savunmasını yaptı. Zidane ve Materazzi o günden bu yana bir araya gelmemişti. Geçen Salı günü geldiler ama elde bir fotoğraf karesi de yok. Mourinho, Inter'den ayrıldığında Küçük Emrah'a bağlayan ve hocasına sarılıp ağlayan Materazzi, Milan maçı için Milano'ya gelen Real Madrid'i kaldığı otelde ziyaret etmiş. Bu -miş'li zamanı hiç sevmem yazı yazarken ama elde foto olmayınca mecbur kalıyorum. Materazzi ve Eto'o Milano'da otele Mourinho'ya ziyarete gelmişler. Materazzi burada Zidane ile karşılaşıyor, kalabalık bir grup var. Önce selamlaşmıyorlar. Sonra birileri aralarını yapıyor ve barışıyorlar. Bence sevgi böceği olmanın gereği yoktu...
5 Kasım Cuma
Hafta sonunda Juventus’un 2-1 ile San Siro’dan çıktığı maçın sonrasında Milan taraftarı net olarak biz Cristiano Ronaldo’yu tutamayız. Juve’nin sağ beki Pepe idi, geçemedik, Sergio Ramos ile ne yapacağız karamsarlığındaydı. Real Madrid’de Ronaldo ikişer ikişer atıyor, başında Milan’ın ciğerini bilen Mourinho, San Siro’ya geliyordu. Açıkçası bu stadın Real Madrid’e ters gelmesi dışında da Milan’a artı yazılacak birşey yoktu. Mourinho şovuyla beraber geldi. Önce otobüste ardından sahaya çıktığında Milan taraftarına “3” parmağını gösterdi. Kısa ama kızdıran bir gösteri işte.
Lider TV’den izledim. Bu spiker kardeşimi çok seviyorum, bilgili, futbolu da iyi süzüyor, detayları da veriyor, kanal da maça 15 dakika kala bağlanıyor, bizim buralarda hiç görmediğim tünel manzaralarını izliyorsun santra öncesinde. Milan doğal olarak sert başladı. Kaptan Gattuso’nun bir iki krampon gösterdiği pozisyon sonrasında önce Mesut sonra Cristiano Ronaldo sindi. Mesut için Real Madrid Başkanı Perez bugün dünyanın en iyisi olacak demişti. Sezon başından beri izlediğim en kötü Mesut’tu. Pas organizasyonda hiç yoktu. Olur öyle...
Mourinho da ısrarla oyunda tuttu, uzatma dakikalarına kadar. Ronaldo iki pislik yaptı ilk yarı. San Siro ve Gattuso da başına çöktü. İlkinde Abate’den suratına tokat yemiş numarasına yatıp kendini yere attı, ikincisinde yine aynı oyuncunun baldırını ezdi kramponuyla. Real’in Khedira ve Xabi ile tuttuğu orta sahayı Milan’ın topla geçebilmesi zor. Allegri, Pirlo’yu da kendi sahasına koyunca uzun ve ters toplarla ilerideki Ronaldinho-İbra-Pato üçlüsünü (bu hattın arkalarındaki üçlüyle aynı takımda olmaları?) bulmaya çalıştılar. Yürümeyen bir taktikti, çaresiz görünüyordu ama Real Madrid iyi gününde değildi. İki kez Carvalho-Ramos kulvarından delindiler, gamsız İbrahimovic ikisinde de karşı karşıyaydı, değerlendiremedi. Pirlo’nun biri çizgiden devamında yine kafayla çıkardığı pozisyon ile Real Madrid geliyor dedirtti. Marcelo, Mesut, Ronaldo vasatın altında olunca da Milan savunması iyi gözüktü. Yine de bir yılan pasla işi bitirdiler ilk yarıda Higuain ile.
Inzaghi yerine Robinho bekliyordum Ronaldinho çıkacaksa. Açıkçası bana yanlış bir tercih gibi geldi Pato da kenara gelene kadar ama sonrasında Inzaghi’nin meşhur balı kısmeti devreye girdi. Bu adam anasının karnından böyle maçlar için doğmuş. "Atsa da gol sevincini görsek" diyorsun oyuna girdiğinde tribünleri ayağa kaldırmaya çalışırken. Pepe’nin (Mourinho hemen hesabı kesti ve beraberliği getiren Pedro Leon'u oyuna aldı, bkz:maç çeviren hoca) saçmaladığı pozisyonda Casillas da kendini aştı! Başka türlü de Inzaghi gol atamaz işte! İki hata, golü getirdi. İkinci gol net ofsayt. Inzaghi yatmıştı pusuya. (Mourinho, Madrid'deki maç öncesinde "Sadece Inzaghi'den çekiniyorum" diyerek inceden dalgasını geçmişti ama, ayarı da aldı) Real Madrid sezonun ilk mağlubiyetini alacak, Mourinho’nun “3” geri tepecek derken; son lig maçında iki asist yapan Benzema çıktı sahneye. İnce verdi, Pedro Leon da (bu sezon 32. Real Madrid golü ve ilk kez bir İspanyol gol attı) veteran Abbiati’nin beşliğini kanırttı açıkçası. Milan tribünlerinin kareografileri de dahil olmak üzere güzel maçtı Avrupa derbisi... Inzaghi, Avrupa Kupaları'nda bir numaraya çıktı 70 golle. Gerd Muller'i geride bıraktı. Higuain de Real Madrid'in Avrupa'da 700. golünü attı. 600'ü Beckham, 500'ü Guti atmıştı...
Jose Mourinho, Real Madrid'de beş ayı geride bıraktı. Basın toplantıları haricinde İspanya, İtalya ve ülkesi Portekiz'de bu süre içinde verdiği röportaj sayısı 15'ten fazla. Frank Rijkaard, Galatasaray'ın başında 17 ay kaldı. Hollandalı bu süre içinde kulübü dışında sadece bir kez, o da Futbol Federasyonu'nun resmi dergisi Tam Saha'ya konuşabildi. Rijkaard, gazete, dergi ve televizyonlara özel röportaj veremedi. Sadece Galatasaray değil, Fenerbahçe ve Beşiktaş da teknik adam ve futbolcularının ağızlarını bantlıyor uzun yıllardır. Bir 'tıp'tır gidiyor futbol dünyamızda!
Spor medyasının hakkını savunması gereken, kulüplere "Durun beyler nedir bu yasaklar? Bu sayfalarda soruları biz sorarız," demesi beklenen Türkiye Spor Yazarları Derneği de katıldı bu sessizliğe. Gazetecilik ölüyor, kimse kılını kıpırdatmıyor! Bakın Rijkaard gitti, ondan geriye oturup ülke futbolu için üstüne kafa patlamamız gereken bir yıl öncesinden şu satırları kaldı yadigâr...
2 Kasım Salı
Hafta sonunda iki derbi var Roma ve Madrid'de. Roma'da kaptan Totti sahada olmayınca işi keyfi biraz kaçacak ama Lazio böyle doludizgin giderken bu derbi izlenir. Madrid derbisinde Atletico Madrid, Santiago Bernabeu'ya gidiyor. Sahasında son iki maçta rakibi 6'lık yapan Real Madrid, Milan deplasmanından dönecek. Atletico Madrid'in esas çocukları Frente Atletico derbiye gitmeyeceklerini açıkladı. Sebep yüksek bilet fiyatları. Milan maçında rakip taraftara 50 Euro'ya bilet satan Real Madrid yönetimi, Atletico Madrid taraftarından 65 Euro isteyince, Frente Atletico da postayı koydu. Bizim bu şehirde bir maç biletine 65 Euro verecek paramız yok diyorlar.