8 Ekim Cuma19.30 Samsunspor – Adanaspor (TRT 6)
21.45 Almanya – Türkiye (NTV)
10 Ekim Pazar
00.30 Santos – Atletico Paranaense (SPORMAX)
14.00 Orduspor – Altay (TRT 1)
19.30 Karşıyaka – Boluspor (TRT 1)
22.00 Cruzeiro – Fluminense (SPORMAX)
A Milli Takım kadrosunda herkes yer almak ister. Bu iki oyuncu ise orada olmalıydı. Hiddink onlara soğuk bakıyor. Volkan Şen ve Mehmet Topal kadroda yoklar. Kadroda olsalar, takımla birlikte Berlin'de olsalar son günlerde yaşananlar belki de yaşanmayacaktı.
1992 Olimpiyatları'na hazırlanan İspanyol Milli Takımı'nda kimler yok ki! Jose Amavisca, Santiago Canizares, Abelardo, Albert Ferrer, Josep Guardiola, Luis Enrique, Kiko, Alfonso Antonio Pinilla, Francisco Soler , Gabriel Vidal ,Roberto Solozabal... 21 yaşındaki Guardiola (15 yaşında gibi duruyor bu karede) habere fotoğraf olmuş. İspanya, Barselona'daki finalde Polonya'yı 3-2 mağlup edip altın madalyayı almıştı. Gollerin ikisi Kiko'dan biri Abelardo'dan. Abelardo-doğrusu biraz kazmaydı- yarı finalde de Gana'ya gol atmış.
Buca'ya 20 futbolcu alan, 20 milyon TL harcatan, kendi adamlarını takıma getiren Bülent Uygun, Eskişehirspor'a gitti. Bucaspor'a da Erdoğan Arıca geldi dedimi kafa karışmış; sağolun uyardınız. Samet Aybaba olacak:)) Bir teknik adam havuzu var, boşta olanlar yüzüyor içinde, iş çıkınca kurulanıp giyiyorlar takım elbiseyi... Arşivden iki yazı var. Çünkü ne yazsam tekrara giriyor!...
"Arda Turan’ın 3-4 hafta öncesinde başlayan ve şiddetlenen kasık ağrıları olmuştur. Tolere edilebilir osteiti pubis ağrıları olduğu tespit edilen Arda Turan’ın oluşan kasık ağrılarının tedavisine ağırlık verilmiştir. Bunun yanı sıra Arda Turan milli takımın Belçika ile oynadığı maçta ayak bileğine aldığı darbe ile meydana gelen sakatlanmasının tedavisini de görmüştür."
Bir soruyla başlayalım: Bu hafta milli maçlar olmasaydı ve lig devam etseydi; Arda Turan, Galatasaray'ın Ankaragücü ile oynayacağı karşılaşmada forma giyebilecek miydi? Cevabını biliyorum. Hayır. Milli takım kampına gittiği güne kadar sadece 3-4 gündür sahada fizyoterapistle çalışan, toptan uzak duran, takımla çift kaleye çıkmayan bir oyuncunun 5 gün sonra sahaya çıkması düşünülemez. Sakatlığın ne olduğu önemli değildir. Oynatırsan, oyuncuyu sakatlığa açık bırakırsın...
Arjantin Milli Takımı, Güney Afrika'daki Dünya Kupası'na hazırlanırken FIFA'dan gelen bir haber, teknik direktör Maradona'dan çok takımın malzemecilerini ilgilendiriyordu. FIFA, Arjantinliler'in formalarının arkasında lakaplarını kullanmalarının yasaklandığını ve mutlaka oyuncuların isimlerinin yazılı olması gerektiğini bildirmişti Tangocular'a. Brezilyalılar'a yıllardır verilen ayrıcalık, ezeli rakibi Arjantin'in elinden alınmıştı. Ricardo Izecson dos Santos Leite'i kim tanırdı kı? O "Kaka"ydı, bu oyunun efsanesi "Edson Arantes do Nascimento" demek yerine bize Pele'yi ezberletmişlerdi. Arjantin'de Carlos Tevez sırtında "Carlitos" yazılı formayla sahaya çıkmayı hayal ediyordu. Sergio Agüero da geldiği günden bu yana İspanya'da sırtında "Kun" yazılı formayla oynuyordu. Dedesi, Sergio'ya Japon çizgi film kahramanı Kum Kum'a benzediği için bu lakabı takmıştı. Futbolun patronu FIFA'nın kararı emirdi. Forma satışlarını bile etkileyen bu yasak sonrasında Dünya Kupası'nda bu iki futbolcuyu sırtlarında "Tevez" ve "Agüero" yazan formalarla izledik...
Dünya Kupası'nda Arjantin ve Meksika'nın yolları ikinci turda kesişti. Galatasaray'da yarım sezon geçiren Giovani Dos Santos ile birlikte Meksika Milli Takımı'nın forvetinde ele avuca sığmayan Javier Hernandez tüm futbolseverlerin dikkatini çekmiştir. 22 yaşındaki oyuncu gruptaki ilk iki maçta da yedek kulübesinde başlamıştı, ikinci maçta Fransa Milli Takımı'nı karıştıran mağlubiyetin mimarlarından biri olmuş, ilk golü Hugo Lloris'in koruduğu kaleye göndermeyi başarmıştı. Javier Hernandez, Üç kuşak futbolcu bir aileden geliyordu. Dedesi Tomas Balcazar da 1954 Dünya Kupası'nda Fransızlar'ı affetmemişti. Javier Hernandez ve lakap yasağının mağdurları Kun Aguero ve Carlos Tevez'in kapışmasında ise kazanan Arjantinliler olmuş, 3-1 biten maçta Hernandez Meksika'nın tek golünü atmıştı. Onun büyük bir yıldız olacağına inanan Manchester United'ın teknik direktörü Sir Alex Ferguson, transferini Dünya Kupası öncesinde bitirdiği Javier Hernandez'i ağustos ayında İngilizler'in Süper Kupa finali, Community Shield'de sahaya sürdü. Chelsea'yi 3-1 devirdikleri maçta bir gol atan Hernandez'i İngiliz medyası manşetlerine "Küçük Bezelye" olarak taşıdı. Onu bezelyeye benzeten Ada medyası değildi. Javier Hernandez, sahaya sırtında "Chicharito" (Küçük bezelye) yazılı formayla çıkıyordu. Sezon başından beri deplasmanda tek bir galibiyeti olmayan Manchester United, hafta içinde Valencia deplasmanına gitti. Sakat Rooney kadroda olmayınca iş başa düştü. "Küçük Bezelye"nin golüyle güldüler İspanya'da. Zaten bezelyenin kendisi küçük bir sebzedir. Hernandez'i küçük bezelye yapan ise futbol karakteri değil, babasından emanet bir lakap. Üç kuşak futbolcu ailede baba Javier Hernandez Gutierrez de bir forvet oyuncusuydu ve yeşil gözleri ona Meksika'da "Bezelye" lakabını kazandırmıştı. Gelenek devam ediyordu. Oğlu da doğal olarak "Küçük Bezelye" olarak anılır oldu. FIFA'nın "Formanın sırtına lakap yazamazsın" yasağı Avrupa futbolunun patronu UEFA'nın şimdilik umurunda değil. UEFA kayıtlarında Javier Hernandez olarak geçen genç Meksikalı "Chicharito" yazılı formasıyla gol kovalamaya devam edecek. "Yiğit lakabıyla anılır," demiş atalarımız. Arda Turan'ı bir gün Premier Lig'de sırtında "Koca Kafa" yazılı bir formayla görseniz, koltuktan düşmez misiniz? (3 Ekim 2010 SABAH Pazar)
O kimse o... O hayatından gittiğinde beraber vakit geçirdiğin mekanlardan uzak durursun. Adaşı birine hitap etmek bile azaptır. Semtten de gidersin, şehirden de yeri geldiğinde. O "Bana her şey sana hatırlatıyor" zamanları geçmez bir türlü... O gider, başkası gelir, başka mekanlarda, başka takvimlerde hayat devam eder..
Xavi'nin sakatlığı büyük değil, tendinit. İspanyol Milli Takım aday kadrosuna alınmadı, yarın Barcelona-Mallorca maçında da forma giyemeyecek. Sport gazetesi istatistiklerini çıkarmış. O rakamlar ışığında biraz geriye gidelim. Xavi, 2006 Şampiyonlar Ligi finalinde yedek kulübesindeydi çünkü 6 ay önce antrenmanda diz bağları kopmuş (bkz:foto/Aralık 2005) ancak Nisan ayı sonunda takıma dönebilmişti. Sakatlığı sonrasında Barcelonalı futbolcular onun fotoğrafının olduğu tişörtleri formalarının altına giyip maça çıkmışlardı. Bu oyunun iki yönünü de oynayan arkadaş 2006'dan bu yana nefes almadan koşturuyor topun peşinden. Bu sezonun rakamları dahil değil, Dünya Kupası'nın finali dahil olmak üzere Mayıs 2006-Temmuz 2010 tarihleri arasında Xavi'nin çıktığı maç sayısı 258. Barcelona'da üç sezon arka arkaya 35 maça çıktı, geçen sezon ise 34 maça. 4 yılda geçirdiği sakatlık sayısı 4. Şampiyonlar Ligi'nde sadece bir maç kaçırdı. İspanyol Milli Takımı ile 4 yılda 45 maça çıktı. 22 Kral Kupası, 4 İspanya Süper Kupası, 2 UEFA Süper Kupası; gidiyor böyle....
Ne zeminin patates tarlası olması, ne teknik adamın tercihleri ne hakem hataları. Galatasaray'ın sözleşmeli 11 futbolcusu, Barcelona ya da Karabük farketmez, rakibinin kalesinde ilk tehlikeyi 61. dakikada yaşatıyorsa, dönüp aynaya ilk bakması gereken yine o sahadaki 11 futbolcudur... Sonrası teferruat...
İki bıçak seç kendine
26 Eylül 2010 tarihli Sabah Pazar eki yazısı
Aguero'nun dayısı diyen arkadaşa da selam ediyorum ama cevaplar kısa sürede yağdı. Zamorano da yaşlanmış. Real Madrid bu sezon 159 gol pozisyonu yakalayıp (AS gazetesi böyle iddia ediyor) 9 gol atınca Zamorano'nun kapısını çalmışlar. Bu işi en iyi sen bilirsin, 18 maç arka arkaya gol atmamıştın diye? O da ne desin? Sabır demiş. Şilili 43 yaşında. Hayat hırpalamış onu...