17 Kasım 2010

El Superclasico'nun Ardından

El Superclasico 3-4 yıldır Türkiye'de yayınlanıyor, her derbi sonrasında "Bu mu dünyanın en büyük derbisi?" eleştirileri geliyor bloga, ya da ben okuyorum bir yerlerde. Öncelikle herkesin derbisi kendine büyük, bunu bir Türk ya da İtalyanın dünyanın en büyük derbisi olarak kabul etme mecburiyeti yok, bilimsel bir gerçek yok karşımızda (!) Dün de mücadelenin bol olduğu, futbol kalitesinin mumla arandığı, artık yolun sonuna gelmiş yıldızların sahada gezindiği, bir tarafta tarihinde ilk kez küme düşmemek için çabalayan River Plate ile en az onun kadar kötü bir sezon geçiren Boca'yı izledik. Evet bu derbi büyük. Tarihini, yetiştirdiği futbolcuları, ülkeye verdiği heyecanı, tribün şovlarını, 90 dakika boyunca yükselen tezahüratı görünce sahadaki futbol kalitesinin pek bir önemi kalmıyor. Bir derbinin büyük olabilmesi için de iyi futbol olması gerekmiyor. Maçın sonunda kariyerinde son kez El Monumental'a çıkan Martin Palermo'nun yüzündeki hüzünü görmek yetiyor. Riquelme'nin sakat sakat maça çıkmasını, golü yedikten sonra kenardaki endişeli suratını görmek, onca alkol tedavisinin ardından Ortega'nın hala o çalımlarını atabildiğine şahit olmak ya da bir zamanlar çocuk yaşta yolu İstanbul'dan geçen Lamela'nın artık bir yıldız adayı olduğunu farkedebilmek...
River Plate, eski bir Boca Juniors'lu Maidana'nın kafa golüyle kazandı. O dakika kadar çok iyi oynayan Boca'nın yedek kalecisi Garcia için çıkmaz bir toptu. Ne Palermo ne de Pavone adam gibi pozisyona giremediler. Hakem Baldassi, 17. kez yönettiği derbide, iyi hakeme futbolcular nasıl saygı duyar, bize bunu gösterdi. Golü yiyen Boca'nın taraftarı oyun soğusun diye yüzlerce meşale yaktı, River o gazla ikiyi bulabilirdi, olmadı. Almeyda ile hasret giderdik, o kazadan sonra sahalara dönebilen Buonanotte'yi izleyebildik.

13 yorum:

murcasa dedi ki...

River'ı her zaman gönül bağıyla sevdim. Ancak, Boca'nın bayrak adamlarına yetiştirdiklerine her zaman saygı duydum. Şu hayatta Martin Palermo gibisi var mı?
Bu arada, tabi ki biz kazanacaktık, neden river mı boca mı diye soruyorsun sevgili abim? :)

Akif Burak dedi ki...

Abi emeklerine sağlık, maçı çok iyi yorumladın Spormax'te. Eski yıldızlar, zirveden uzak iki takım falan filan ama hakikaten büyük bir maç. River Plate gol attığında yaşanan sevinçte bunun bir göstergesi.

Anıl Can Yıldırım dedi ki...

o değil de ben hala aynı hakemin 17. kz bu derbiyi yönetmesindeyim, herhalde bütün superclasicolara bu hakemi veriyorlar.

jeankier dedi ki...

yazınızdan "river-boca maçlarının nasıl olur da dünyanın en büyük derbisi olur" eleştirilerine karşı bu eleştirinin karşısında olduğunuz izlenimi ediniyorum, doğru mudur? sizce de en büyük mü?
not : bana göre değil, nasıl fb-gs derbilerinin dünyada ilk sıralarda olmaması gerektiği gibi. her maçın bir hikayesi çıkartılabileceğine inanıyorum, post unuzda yazdıklarınızı zevkle okumama rağmen,
selamlar

BT dedi ki...

@jeankier
Yazıdaki şu cümle yeterli mi?

"Öncelikle herkesin derbisi kendine büyük, bunu bir Türk ya da İtalyanın dünyanın en büyük derbisi olarak kabul etme mecburiyeti yok, bilimsel bir gerçek yok karşımızda..."

Kalau dedi ki...

derbi kelime manası olarak bile dünyanın farklı yerlerinden farklı algılanıyorken, dünyanın en büyük derbisini belirlemek diye bişey olamaz gerçektende.Ama river plate-boca maçı gerçekten farklı bi yerde bi maç bu bir gerçek..

Rıdvan dedi ki...

Arjantin'de tezahüratın bittiği maç yok ki. Takım ister galip, ister berabere, hatta mağlup olsun, o taraftarlar gene bağırır. Olay River taraftarı değil, River-Boca hiç değil. Olimpo-Lanus maçı izleyin, yine aynı taraftar profilini görürsünüz.

onat dedi ki...

100 senelik derbi maçı olmasını geçtim, bir ülkenin %80 inin bu 2 takımı tuttuğu kısmını da geçtim
şu maçın anlamı ve tezahurat yoğunluğuyla karşılaştırdığın maça bak ya.
aceto kapa git şu blogu abi çektiğin strese yazık yemin ederim.

Rıdvan dedi ki...

"aceto kapa git şu blogu abi" üslubuyla kendisine mesajlar yazıldığı için kapayabilir evet, karşısında okul, asker arkadaşı varmışcasına konuşanlar gerçekten sinir bozucu.

Yazıda 90 dakika boyunca yükselen tezahürat dendiği için tezahürattan örnek verdim. Bunun takım isimleriyle ilgisi yok, anlamak ne kadar zor olabilir ki..

onat dedi ki...

bunun takım isimleri ile değil taraftar ile de değil
bi ekol ile alakası var bi yaşam tarzı ile alakası var.
dünyanın başka hiç bi yerinde devletin memuru bile iş yerine takım formasıyla gidemez arjantin dışında ve bu 2 takımın taraftarı dışında.
şu maçta yapılan tezahuratın yoğunluğu ile olimpo-lanus maçındaki arjantin taraftarlarının karşılaştırılması gerçekten garip.

ilk paragrafınızdaki durum ile alakalı olarakta bir problem olduysa bülent abiden özür dilerim ancak o konuda kendisinin cevap verebileceğinden eminim. bu da size düşmez.

Jordi Metal dedi ki...

Bu sefer seyredemedik. Dgitürksüzlük vurdu futbol keyfimizi.

Ace Ace dedi ki...

Zaten yavaş yavaş sadece futbol zevkimizi değil kültürümüze de vurmaya başlamadı mı?
Tamam sokakta futbol oynanabilecek bir zamanda değiliz ama yeşil sahada oynanan futboldan da uzaklaşıyoruz aslında. Evinde digitürk bulunmayan pek çok çocuk maç özetlerini izleyebilmek için ya gecenin geç saatlerine kadar devlet televizyonunu izlemek ya da 3 dakikalık özetimsi ile idare etmek zorunda. Evet ligimizin en büyük maçı diye baktığımız büyük derbimizin 3 dakikalık özetlerinde güzel bir şeyler izlemek yerine tartışmalı pozisyonları izliyoruz ama olsun. Sonuçta bir çocuk La Ligada da idol olarak alabileceği birilerini bulacaktır ancak kendi tuttuğu takımdan bir oyuncuyu özümsemesi çok daha kolaydır.
Yarım yamalak izleyebildiğimiz süper ligdense dolu dolu izleme şansımızın olduğu Arjantin ligini tercih ederim.
Yalnız o meşalelere takıldım. Bülent beyde keşke yer vermeseydi. Çünkü futbol facianın ne demek olduğunu bir defa öğrendi ve tekrar hatırlamasını da hiç istemiyoruz.

Uğur ! dedi ki...

peki senin sempati duyduğun takım?