21 Ekim 2010

Yiğiter Uluğ&Barça&Rijkaard

Ne olduğunu yazmak kolay, konuya yeteri kadar hakimsen toparlar dökersin sayfaya. Ne olacağını üzerine kalem oynatmak için ise medyum olmayı gerekmiyor! Tecrübe farkını belli ediyor. Lafı kısa kesiyorum. Dün Rijkaard gitti. Yiğiter Uluğ ustanın, 11 ay önce (10 Kasım 2009) Sportif Cümleler blogda bir röportajı yayınlanmıştı. O röportajdan iki soru ve iki cevabı alıyorum... Yoruma gerek var mı!

Barcelona'yı tanımak için bir senenizi orada geçirmişliğiniz var. Frank Rijkaard'ın Galatasaray'a gelmesinin ardından Galatasaray'ın geleceğinin de Barcelona kadar parlak olacağı söyleniyor. İki takımın da içini dışını bilen birisi olarak bu söylentiler hakkında bizimle neler paylaşabilirsiniz?
Yiğiter Uluğ: Tıpkı Galatasaray gibi, Barcelona da sadece bir futbol takımı değil, bir tarih, bir kültür, çok köklü bir camia... Dünyayı gezmiş, gittiği yerlerde başarılı olmuş, büyük onurlar yaşamış, deneyimli bir futbol adamının Barcelona’dan sonra Galatasaray’ın başına geçmesi elbette önemli artı ama bir kişinin bir anda bütün bir yapıyı, kültürü, alışkanlıkları değiştirmesini ummak aşırı iyimserlik olur. Evet, bunun bir benzeri yıllar önce yine Galatasaray’da yaşanmış, Derwall o zamanki yönetimin de sabrı ve büyük desteğiyle bir futbol devrimi yapmıştı. Bugünün Türkiye’sinde ve Galatasaray’ında Frank Rijkaard’a değişim için yeterli fırsatları verecek sabır ve anlayış var mı? Bunu zamanla göreceğiz… Ama şu ana kadar ortaya çıkan tablo, özellikle de medyadaki temelsiz, hoyrat ve cahilce eleştiriler, Barcelona’nın geleceği ile Galatasaray’ınki arasında pek fazla kesişim noktası olamayacağı fikrine götürüyor beni…
Total futbol olarak nitelendirdiğimiz 4-3-3 sistemini Frank Rijkaard'ın Galatasaray'ın başına gelmesinin ardından hepimiz okumaya ve yazmaya başladık. Sizce Rijkaard total futbolu Galatasaray'a uygulamayı başarabilecek mi? Eğer başarabilirse Türk futbolunun geleceği bu durumdan nasıl etkilenir?
Yiğiter Uluğ: Rijkaard çok değerli bir futbol adamı ama elinde sihirli değnek yok. Biliyorsunuz, “Total Futbol” Hollandalı futbol adamı Rinus Michels’in dünyaya kazandırdığı bir kavram. Michels, Cruyff’un hocasıydı, Cruyff da Rijkaard’ın hocası. Her iki ustayla çalışmış olan Neeskens de bugün Galatasaray kulübesinde, Rijkaard’ın yanı başında oturuyor. Sadece bu fotoğraf bile, Galatasaray’ın rakiplerinden daha farklı bir gelecek planladığını, sahada aldığı sonuçlar ne olursa olsun, daha keyifli, tempolu, izlenmeye değer bir oyunun peşine düştüğünü gösteriyor. Ancak fiziksel mücadeleden çok aklı öne çıkaran, koşmaktan ziyade topu koşturmaya çalışan bu sistemin kusursuz hale gelebilmesi ve Rijkaard’ın kafasındakilerin bire bir sahaya yansıyabilmesi için zamana ihtiyaç var. Hem de öyle birkaç aya değil, belki de birkaç yıla! Rijkaard şu anda kendi doğrularını futbolcularına öğretmeye uğraşıyor. Bunda ne ölçüde başarılı olur, bilemem. Türk futbolcusunun temel eğitimi, algılama kapasitesi ve taktik anlayışı Avrupalı meslektaşlarının gerisinde. Rijkaard, kafasındaki oyunu, elindeki kadroya yeterince geçiremediği fikrine varırsa, o zaman oyuncuları kendi seçmek isteyecektir. İşte asıl çatışma o zaman başlayacak. Championship Manager oynama geleneğinden gelen ve her akşam evde takım bozup, takım kuran bazı yöneticilerin tercihleriyle Rijkaard’ın tercihleri ne kadar örtüşecek? Dileğim, Rijkaard’ın başarılı olması ve Türk futbolunda bazı kötü alışkanlıkların (ki bunlar, eskiden Galatasaray’da yoktu) ortadan kalkması. Mesela, yöneticilerin takım kurması…

33 yorum:

eates59 dedi ki...

Rijkaard'ın neden kovulduğunu yine zizin blogunuzda okuduğum röportajda Jose Mourinho vermişti aslında. İşte o 3 soruya verdiği cevaplar:

Günün futbolunu yönlendiren sistemleri nasıl görüyorsunuz? Kazanmak istediğiniz rakibe göre bir sistem mi empoze ediyorsunuz?
Kültürel bakış açısı çok önemli. Bir keresinde farkında olmadan bir laf ettim ve belki de futbol hakkında söylediğim en doğru laflardan biri oldu. Chelsea Barcelona ile oynuyordu ve yöneltilen sorular hep aynıydı: Kim daha iyi? Chelsea çok güçlüydü, İngiltere şampiyonu olmuştu, Barça İspanya şampiyonuydu ve Şampiyonlar Ligi yarı finali oynuyorduk. Şöyle dedim: İngiltere şampiyonu Chelsea, La Liga’da oynasa kupayı kazanamazdı. Barça da İspanya şampiyonu ama Premier Lig’de oynasaydı şampiyon olamazdı. Takımların yapılanmaları kültürle ve kazanmak için sahip olduğunuz özelliklere göre yapılmalı. 4-5 sene önceki oyunuyla Barça, Premier Lig’i kazanamazdı. Belki şimdi kazanabilir. Bu yüzden bir hocanın bir ülkeye gelip “ Bu benim sistemim ve oyun anlayışım” demesi mümkün değil. Eğer bir gün Pep Guardiola İngiltere’ye veya İtalya’ya giderse takımının Barça gibi oynayıp oynamayacağını görmek isterim. İnter de yapabildiklerimin aynısını Madrid’de bu oyun seviyesinde yapabilecek miyim acaba? İmkansız. Kültürel yaklaşım çok önemli.
Yani bir takımın ve hocanın kişiliği zamanla yerleşen bir olgu öyle mi?
Kesinlikle. Yaradılış çok mühim. Oyun prensipleriniz olabilir, bunları geri çekemeyebilirsiniz, ama takımın ve ligin bizzat kendinin yaradılışı, yapısı çok önemli. Eğer bu prensiplere karşı oynamaya çalışırsan, kendine karşı oynuyorsun demektir. Real Madrid’de benim muhafaza etmek istediğim şeyler var.
Mesela?
Mesela, çekici ve hücum futbolu oynama takıntısı…Herkes bana Real Madrid taraftarının kazanmak istediğini, ofansif ve güzel oyun görmek istediğini söylüyor. Ben de öyle. Ama 5 kişi ile geri gelen, 5 kişiyle hücuma çıkan bir Real Madrid istemiyorum. Takımın yarısının rakip sahada, kalanının kendi sahasında olduğu çok maçlarını gördüm.Top kaybedildiğinde arkadaki 5 kişi koşturmaya öndeki 5 kişi dinlenmeye başlıyordu. Bunu istemiyorum. Bırakamayacağım bazı prensiplerim var. Genel olarak söylersek: kazanmak, iyi oynamak, hücum oynamak. Tabiî ki bu hikayeyi değiştirmek istemiyorum.

Rijkaard'ın bu bakış açısıyla dünyada başarılı olabileceği pek fazla takım olduğunu düşünmüyorum. İyi günler dilerim...

joe kleine dedi ki...

Bence bu yazı da mütahitlikle apartman yöneticiliğini karıştıran bir yazı olmuş...Mesele Rijkaard meselesi değil mesele bizim ülke olarak hala mütahitlere ihtiyacımızın olması ve cimbom için özelde Rijkaard'ın mütahit değil apartman yöneticisi olması...

cslionheart dedi ki...

Rant yemek varken, Total futbol yada kültür geliştirmek yerleştirmek de neymiş !!!

Ayhan dedi ki...

peki yönetim&hagi sezon sonunu görebilir mi bülent abi?

Büyük Kaptan dedi ki...

@eates59
düşüncenize katılıyorum.

ayrıca rijkaard için yeterli süre ve imkan tanındığına da inanıyorum. barça'da ilk senesinde takım valencia'nın ardında 2. olmuştu, yani ezeli rakipleri real madrid'i geçmiş olmanın bir kredisi vardı rijkaard'da. 2004-2005 sezonuna ise eto'o, deco, guily, belletti gibi ilk 11'in değişmez oyuncuları transfer edilerek girildi. o sezon takım 6. haftada liderliği ele geçirmesinin ardından sezon sonuna kadar bu konumunu korudu ve şampiyon oldu. eğer o sezon barça 8. hafta itibariyle 12 puanla 9. sırada olsaydı emin olun gönderilirdi takımdan.

bss dedi ki...

@eates59 ve @Büyük Kaptan

hahaha yazıyı benmi başka yerimle okudum çok merak ediyorum:)adam yukarıda bahsettiği şeylere rağmen nasıl böyle bir yorum çıkartabiliyorsunuz bu nasıl bi kafa yapısı arkadaş gerçekten böyle kesik bi camı boyunuma saplamak istiyorum,niye lan diye...

bss dedi ki...

@cslionheart

tabi canım yaa adamlar ülkenin en popüler adamları adnan polat,yıldırım demirören,aziz yıldırım hitap ettikleride gözünün önüne koya koya yazdığı halde hala Rijkaarda vakit verildi yapamadı diyebilcek seviyede insanlar,e onlara hitap ediceksin onların istediklerini yapıcaksınki o koltuğu bırakmamalıki popüleritesi azalmasın şirket hisseleri düşmesin.versin bu inek taraftara samanı onlarda ağızlarında geveleyip geveleyip işkembeye atsınlar.kendi milletimden tiksinmeye başladım referandum ve bu olaylardan sonra.illa hırsızın kendi açıklamasını bekliyoruz göremiyormuyuz bazı gerçekleri?

Overdrive dedi ki...

Hala FR nin Barcada kazandığı kupanın ışıltısına kapılmış, kanılmış, derinliği olmayan bir yaklaşım. FR nin Barcadan neden kovulduğu, sonradan neden bir sene işsiz oturduğu bile araştırılmamış. Gerçek olmayan bir total futbolun (içi boş 30 sene öncesinden bir kavram) bayrağını taşıyan FR miti , sahte bir romantizm yaratılmaya çalışıldı....

Gerçek çok ağır geldi. Değil futbol devrimi, en basit bir futbol prensibini uygulayamayan, GS tarihinin gördüğü en başarısız hoca....

Aşağılık kompleksi ile yananlar ah biz FR ye layık olamadık diye ağlasınlar dursunlar..

Ama siz lütfen ASLA FR nin ismini Derwall ile aynı yazınıza taşımayın, çok ayıp etmiş olursunuz.

Erdem dedi ki...

bu topraklarda önemli olan sadece anı kurtarmaktır. Bunun işe yarayan tarafları da vardır, pratiktir...ama bi sisteme sahip olamazsınız, kalıcı olamazsınız. Eğer sistem varsa herşey tıkırında ilerler, avrupa'daki ülkelerde olduğu gibi ve bizde hiç bi zaman olamayacağı gibi...anlık başarılar bize yeter

bss dedi ki...

@overdrive

eet senin takımın en büyüğü en iyisi daha iyisi yok,Rijkaard bu klübe Small gelicek birisi ve biz onu kullanamadık diye üzülerek biz aşağılık kompleksli insanlar oluyoruz,Rijkaardda işte öyle şansına CL kazanmış,2.Turda Mourinho lu Chelseayi Stamford Bridge de yenmemiş yarı finalde Milanı,finalde nağmalup lig şampiyonu Arsenali yenmemiş oluyor...iyiki senin gibi düşünen birinden gerçek hayatta böyle düşünceler duymuyorum.NIYE GORMEMEKDE ISRAR EDIYORSUN ADAMIN BAŞARISIZ OLMASININ SEBEBI SENIN GIBI SKORCU TARAFTARLAR,GUNU KURTARMAK ISTEYEN YONETICILER,AZINA 1 PARMAK BAL ÇALIP BUTÜN SEZON YATAN FUTBOLCULAR,ADAM GIBI ADAM OLUP KARSISINDAKINE INSAN MUAMELESI GOSTEREN HOCAYA,DISIPLINI YOK DIYE İPLEMEMEZLİK YANI KENDINI KOYUN VB. HAYVAN YERINE KOYABILEN FUTBOLCULAR!!!

arkadaşım lütfen bari şu muhabbetini böyle bi topic altında yapmada insanlar ''aa hıyara bak burda açık açık yazıyor neden başarısız olduğu hala ne yazıyor'' demesin.

Dt dedi ki...

takımı yine cm fanatiği yöneticiler kurdu , rijkaard'ın ekranına gelip "kov" butonuna bastılar.

servet çetin yeteneği ve profesyonelliği içinde olan futbolcular ise hala daha türk futbolunun içinde. umarım bir gün onları da "kov" butonuna , türk futbolu dışına atacak şekilde basarlar.

Erdal Güngör dedi ki...

Peki,tüm gerçekler ortada dururken neden Türkiye'de,bence kasıtlı, yanlış işler yapılıyor?

Türk Futbolunu yönetenler sade medyaya malzeme çıkarma peşinde.Merak ediyorum şu dört gün içinde kaç gazete satıldı,hele futbol programlarının aldığı reytingleri ölçeme aletleri su kaynatmıştır daha güzel sitcom olabilirmiydi,diğer yandan internette yazılıp çizilenler,onca trafik düşünsenize.

Farkındamısınız biri bizi meşgul ediyor.Evet,biliyorum farkındasınız zaten sizinde umurunuzda değil laf olsun torba dolsun,benim torbada yer var daha ama şimdilik bu kadar.

Overdrive dedi ki...

@bss

1) ben senin arkadaşın değilim. futbol tartışıyoruz diye laubali olmaya gerek yok.

2) yazımı okumuşsun ama anlamamışsın. skor'un kelimesi bile geçmiyor. Kupa beklentim yok, ama futboldan anlayan birisi FR nin takıma bu yönde bir artısının olmadığını anlar.

3) Eğer o bahsettiğin Chelsea, Arsenal maçları varsa onları seyredip avun. Ben Galatasaray taraftarıyım. Galatasarayın başarısı ilgilendirir beni Barcelonanın değil.

Büyük Kaptan dedi ki...

ingiltere'yi ayrı tutacak olursak; son 30 yılda italya'da milan,inter,juventus, ispanya'da real ve barcelona, almanya'da bayern, portekiz'de porto, türkiye'de beşiktaş, fenerbahçe ve galatasaray teknik direktörlerinden 2 sene üst üste kupa kaldıramadan yoluna devam etmiş bir teknik adam bulmanız çok zordur. ve bunların çoğu ilk senesindeki başarısızlığın ardından takımdan gönderilmiştir.

büyük takımlarda çalışmak böyledir. kupa kaldırıp kariyer yapma şansınız diğer meslektaşlarınıza oranla ne kadar yüksekse, olası bir başarısızlık durumunda gösterilecek tolerans o kadar düşük olacaktır. bir kısım taraftar her ne kadar t.direktörünün ismine umutsuzca bağlanmış olsa da, mali durumunun kötülüğüne rağmen transfer konusunda t.direktörün isteği doğrultusunda cömertçe harcama yapmış olan yönetim, verdiğinin karşılığını alamadığını ve takımın anlamsız bir sistem dayatması dahilinde günden güne enerjisini kaybeden bir kimliğe büründüğünü hissettiği anda teknik sorumlusuyla olan sözleşmesini iptal etmesini bilmelidir.

galatasaray şu an hagi'nin alternatifini de belirlemiş oldu. tugay'ın hemen yıpranmaması için yardımcı olması iyi oldu belki de..

H.C. dedi ki...

rijkaard hak etmedi gitmeyi...
http://footballsoldier.blogspot.com

bss dedi ki...

@overdrive

hahaha merak etme ben seninle futbolda tartışmıyorum ne kadar kör olduğunu göstermeye çalışıyorum,tartışmam için senin tarafsız bakman lazım birazcık.hakaretle karışık yorumlarımı laubali olarak görüyorsanda özür dilerim amacım senin gibi faşist düşünceleri olan bi insanın bu yoldan daha iyi anlıyacağını düşündüm.

2-)senin yazında skor kelimesinin yeralmaması yazının skora dayalı futbol mentalitesinden esintiler taşımadığı anlamına gelmez,3. madde olarak yazdığın bu yorumunda bile skor kokuyor.

3-)evet o bahsettiğim maçlar var,ama onlar o maçları oynamak için 12 veya 14 sene kadar beklediler,ve o sisteme güvenen bir başkanları ve taraftarı vardı sorunda zaten burda kopuyor,bu klüp SENIN gibi sabırsızlar yüzünden hiç bir zaman bu futbolu OYNAYAMAZ!

4-)anlaman için yazıyorum niye sabretmek? 1 senede yetmezmi bu sisteme rijkaard a? diye düşünüyorsun ya, omurgasını kallinin bülent korkmazın getirdiği katı defans taktiği ile oynayan kalas oyuncular oluşturuyorsa bu sistem onlar gitmediği sürece hocanın istediği topçular alınmadığı sürece veya alt yapınında yetişip sisteme ayak uydurmasını beklemediğin sürece o 1 sene YETMEZ!bunu 1 senede yapanında yanaklarından öperim. şimdi anlatabildimmi biraz?

cslionheart dedi ki...

Galatasaray'ın başarısı için Hırsız Hagi diye bağırttırılıp daha sonra yine Galatasaray'ın başarısı için I Love You Hagi bağırttırlacak olması hepsi Galatasaray'ın başarısı için değil mi? Çünkü bizim için önemli olan her nasıl olursa olsun Galatasaray'ın başarısı( Ya da kendi egomuzun tatmini) Onun içindir ki katılıyorum Derwall ve Rijkaardı aynı satırlarda kullanmamak gerekli.

Büyük Kaptan dedi ki...

bu yazdıklarım cruyff ve derwall için de geçerlidir. cruyff geldiği sezon barça kupa galipleri kupasını kazandı, bir sene sonra kral kupasını.. daha sonraki 4 senede 4 lig şampiyonluğu ve 1 ş.ligi şampiyonluğu yaşayan muhteşem barça.. cruyff geldiği ilk 2 sezon bu kupalarla takımın iyi olacağına dair bir umut vermese cruyff'u sadece "büyük futbolcu" olarak bilecektik. derwall batı almanyanın son teknik direktörü olarak geldi ve o zaman bu türkiye ligindeki bir takım için muhteşem bir referanstı. ilk sezon türkiye kupası kazanıldı. ikinci sezon averajla kaçan bir şampiyonluk ve daha sonraki sezonda gelen şampiyonluk. bu başarılar olmasa belki şu an fatih terim ismi, samet aybaba ismi ile aynı şeyleri hatırlatacaktı bize..

takım iyiye gidiyorsa sonuç olarak olmasa bile oyun olarak bunun sinyallerini veriyor. bir teknik adama sırf isminden dolayı 3 sene sabreden bir takım da yok. rijkaard kararı bence doğru bir zamanda verildi. bu sene büyük bir ihitmalle yine rijkaardla hüsrana uğrayacak olan galatasaray taraftarı (bazıları farkında olmasa da) daha çok acı çekmeden bu çıkmazdan kurtuldu.

bir fenerbahçeli olarak aykut hoca bu sene şampiyonluk yaşmasa da 1 sene daha kalmasını istiyorum. en azından takımın ihtiyacına göre kaliteli transfer yapmayı biliyor. fakat bu kredi kendisine verilir mi ondan şüpheliyim.

TA dedi ki...

derwalle rijkaardı yanyana anmak talihsizlik olmuş.

derwall galatasaraya modern futbolu getiren bir devrimci.

cumhuriyet dönemi türkiyesinde batıdan alınan yeniliklere benziyor rijkaardın getirilişi.aynen değiştirilmeden memlekette uygulamak hatası.mou usta ne diyor. ülkenin futbol şartları karekteri.yani bir harmanlama yapmak lazım.ama aynen total futbolu türkiyede uygulamaya kalkarsan kimliksiz bir yapı ortaya çıkıyor.bir ayağın yaşadığın ülkeye basacak.diğer ayağınla total futbolumu modern futbolumu getireceksin ne yapacaksan yaparsın.teknik anlamda tabi bunlar.saha içi durumlar.

biz transferle(ithal ederek) herşeyi değiştirebileceğimizi zannediyoruz.oysa aynen getirmek yerine var olan sistemle harmanlamak bir sentez yaratmak gerekir.


total futbolun mou ustanın söylediği gibi transfer edilebileceğini sanmıyorum.guardiola gitsin italyaya ingiltereye nasıl top oynatıyor görelim.oynatabiliyor mu?

özetle rijkaardın gitmesi demek tanzimat ve cumhuriyet dönemi yeniliklerinin halka(topçulara) zorla uygulatılmasının başarısızlığına benzerdir ve uygulamada ısrar edincede kimliksiz bir yapı (teknik anlamda saha içi)ortaya çıktığını görmüş bulunmaktayız.

zargonyali dedi ki...

artık yıllanmış ve neredeyse eskimiş bir galatasaraylı olarka bir kampanya başlatmak istiyorum bunu sanal ortamda birkaçyerde başlattık gerçi ama büyüsün istiyoruz!

kampanyamızın adı da zaten içeriğini özetlemekte :
adnan sezgin elini galatasaray'dan çek!

CaRtMaNtR dedi ki...

sen adama gel ayhan, mustafa sarp ve servet gibi adamların kaliteli yerli rotasyonun önemli parçası olduğu takımda akılla ve düşünerek oynanan bir oyunla hem şimdi başarılı ol hemde gelecği planla diyorsun.

e eldekilerin akıl futbolu oynamayacağı belli. sen kısa vadede başarı istiyorsan duble adnanlar önce eldeki yerli kadrosunu buna uygun hale getireceksin sansasyonel yabancılar gibi sansasyonel gurbetçi oyuncular getireceksin.

misal 2 sene önce bu takıma nuri şahin, serdar taşçı ve mevlüt erdinç alındı diyelim vede bu oynculara rijkaard gibi bir adamla ve onun sistemi altında oynama fırsatı verildi bu gün hangi durumda olurduk acaba.

esas mesele gel devrim yap diyorsun bu arada kendin devrime en büyük engeli (adnan sezginin transfer vizyonu) inatla koruyorsun ondan sonra vay efendim nerede benim futbolumda totalimde

unknown dedi ki...

rijkaard'ın gönderilişine üzüldüm herşeye rağmen ama göndermek zorundaydı artık yönetim. rijkaard kafasındaki sistemi 2 yıl daha kalsa yinede sahaya yansıtamazdı, çünkü 4-3-3 sistemi için sürekli yanlış oyuncular alındı söyledik durduk sürekli. üstelik burası türkiye ligi burda yalçın gibi defans oyuncuları var, oynamaya çalışanın değil oynatmamaya çalışanın yanında olan hakemler var. bunlara karşı hangi total futboldan bahsedebiliriz ki. rijkaard hem türk futboluna hemde türk oyuncusuna uyum sağlayamadı, doku tutmadı yani. burda servetten ayağa pas atmasını değil rakip oyuncuya tekme atmasını beklemeniz gerek. bizim ligimizde bundesliga ve serie a kariyeri olan hocaların başarılı olma oranını daha yüksek görüyorum. ama herzaman gider rijkaard mantığında olan t.d. maçlarını izlerim.

hebenneka dedi ki...

"Yapmayın arkadaşlar, adam 36 kişilik liste verdi, birini bile almadık."

Şansal Büyüka, bu çıkışın Rijkaard'ın gönderilip gönderilmeyeceğinin tartışıldığı toplantıda bir Galatasaray yöneticisi tarafından yapıldığını söyledi canlı yayında. 36'da sıfır, laf değil.

Ayrıca:
Bir Arsenal maçı sonrası soyunma odasında "Asley Cole seni fena benzetti" dediğinde "Wenger de seni" yanıtını veren Beckham'a önce kafasına krampon fırlatıp kaşını yaran, sezon sonunda da gönderen; C. Ronaldo'ya bir tartışma sonrası "git bunu da babana söyle" diyen Nistelrooy'u(kastedilen "baba" kendisi değil, yardımcısı) da sezon sonunda postalayan; 2010 DK'nın en değerli oyuncusu seçilen Forlan'ı da vakt-i zamanında bizzat oyuncu tarafından açıklandığı üzere "uzun çivili krampon giymesini söylediği halde kısa çivili krampon giydiği için" gönderen Sir Alex Ferguson'a da benden selam söyleyin, sıkıysa gelsin de Servet Çetin'i antrenmanda yedek takımda oynatsın.

Aynı selamı, Chelsea'deki ilk sezonunda onbirden kestiği için sürtüşme yaşadığı Joe Cole hakkında bir gazetecinin "kendisi ile konuşacak mısınız" sorusuna "Neden konuşayım ki, bu takımın menejeri benim ve takımı da ben yaparım. Benim kararım belli ve benim açımdan konuşulacak bir şey yok. Ama eğer bir sıkıntısı varsa gelip odamın kapısını çalar, vaktim varsa nezaket gösterip dinlerim" diyen Jose Mourinho'ya da gönderiyor ve aynı şeyi söylüyoruz: "Sıkıysa gel de Servet Çetin'i antrenmanda yedek takımda oynat Jose Efendi! Bulmuşsun çiftlik gibi kulübü, koymuşsun postanı. Sıkıysa gel de burada yap aynısını. Söker mi anadolu çocuğuna o ayaklar görürüz.

ultrAslan-ultrAslan dedi ki...

@hebenneka
işte budur ülkemizdeki futbol kültürü ve anlayışının güzel bir örnek üzerinden özeti, eline sağlık :)

eden dedi ki...

Kültür ve iletişim

ilk önce bunu izleyin ( 1:28 )
http://www.youtube.com/watch?v=UkHaBKgBlE4

Şimdi Hagi’ni söylediklerine bakın ( benim tercumem - anadilim Romence ) ve karşılaştırın:

“Şaka yapmak istemem…. ama şu lâzım….inanıyorum ki …..daha önceden soylemiştim – kendi evimizde ( altyapıda ) bir şeylerimiz olabilir…..belkide…bilmiyorum….benim ilk işim yanımdakilerle ( benimkilerle – A takımla ) olmak.
[…]
Bir analiz yapacağım,zaman içerisinde gereksinim duyduğumuz durumda konuşuruz,ama şimdi değil.”


Hagi’nin konuşma tarzı zaten Romen medyasında alay konusu. Hagi’nin konuşma şeklini bilmeyen Romen yoktur – ancak Hagi ilah olduğu için kimse dokunmaz. Adam Romenceyi bile zor konuşan bir insan. Çok zeki bir insan olmasına rağmen – kendisini ifade etmekte güçlük çekiyor. Zaten antrenör kariyerinin iyi olmamasının başlıca sebeplerinden birisi de bu iletişim sorunudur.
Hem teknik direktör Hagi çabuk sinirlenen birisidir. Futbolcuyken kendini oynayarak ve sahada hareket ederek ifade edebiliyordu – diğer takım arkadaşlarını böyle sahada idare edebilen bir adamdı. Şimdi artık soyunup sahaya inemiyor ve derdini tam olarak anlatamıyor.Ondan dolayı da doğal olarak bir yerde patlıyor ve kontrolü kaybediyor – tahminim ‘cep telefonu olayı’nın da bu şekilde ortaya çıkmasıdır.
Kariyerini iyi takip eden birisiyim ( 26 yaşındayım - onu 1990dan itibaren izleyerek büyüdüm, ikimizde Köstenceliyiz – Istanbul’daki dayım iyi arkadaşıdır Hagi’nin ) – Bu sorunu her zaman,her yerde yaşamıştır: Romanya Milli Takımı olsun, Steaua, GS veya Politehnica Timişoara olsun. Herkeste karizmasından çekindiği için – bunu kendisine söyleyemiyor bir türlü. Ama Kral çıplak – artık kendisini gerçekten seven birisi – açık açık bu eleştiriyi yapmalı. Aksi takdirde kendisini bu yönde geliştiremezse – kariyeri burada biter. Böyle temel bir iletişim probleminden – Hagi gibi büyük bir futbol zekâsını harcamak gerçekten ayıp olur. Bir şeyler yapmak lâzım.
Ondan dolayı – böyle konuşan bir insanın tercumanı olmak daha da zor.Anlayışlı olmak lâzım, ancak aynı zamanda – Hagi’nin tam olarak ne söylemek istediğini bir şekilde anlatmak lâzım, hatta ona kendisini daha iyi ifade etmek yönünde yardım etmek lâzım.
Hagi bizim gibi okula gidemeyen birisi – çünkü küçuk bir yaştan itibaren hayatı hep futbol kamplarında sürdüren birisidir.Ne zaman kitap okusun ki o çoçuk?
Maalesef onun yetiştiren sistem Ajax sistemi değil – futbolu uğruna okulunu feda ettiren bir sistem.Sonuçları ancak 30 yıl sonra ortaya çıkıyor.
Ajax futbol okullarında - aynı zamanda normal okul da ön planda bildiğim kadarı ile.
Böyle deha bir isim niye Türkiye’de ömrünün belkide en güzel yedi yılını geçirmesine rağmen, kendi evim dediği yerin dilini, Türkçeyi – doğru düzgün konuşamıyor ? Öyle zor muydu Türkçeyi öğrenmek?
Tabi Portekizce Italyancaya yakın bir dildir – ancak Mourinho Inter’deki ilk basın toplantısında Italyanca konuşmaya ısrar etmişti. Fatih Terim bile çat pat Italyanca konuşmaya gayret ediyordu en azından.
Mourinho boş boşuna tercuman olmamış zamanında. Ifade edilenlerin fikirlerini anlamadan nasıl doğru tercume edebilirsin ki? Tercume kelimeleri tek tek çevirmek değil – arkadaki mantığı da anlatmaktır.
Maalesef Rijkaard Türk kültürünü anlayamadığı için veya çok geç anlayabildiği için de gönderildi. Yiğit Şardan’ın söylediği ‘’kimya uyuşmazlığı’ biraz oraya da bağlı. Buna Mert Çetin faktörünü de eklersek – yazık değil mi bu adamları bu kadar kolay kaybetmek?
Iyi ki en azından Hagi – kültür olarak Türkiye’ye çök daha yakın Rijkaard’a göre. O’nun kariyerin zirvesini Istanbul’da yaşaması kesinlikle tesadüf değil.Ama buda ayrı bir yazı konusu.

eden dedi ki...

Şimdi Hagi’ni söylediklerine bakın ( benim tercumem - anadilim Romence ) ve karşılaştırın:

“Şaka yapmak istemem…. ama şu lâzım….inanıyorum ki …..daha önceden soylemiştim – kendi evimizde ( altyapıda ) bir şeylerimiz olabilir…..belkide…bilmiyorum….benim ilk işim yanımdakilerle ( benimkilerle – A takımla ) olmak.
[…]
Bir analiz yapacağım,zaman içerisinde gereksinim duyduğumuz durumda konuşuruz,ama şimdi değil.”


Hagi’nin konuşma tarzı zaten Romen medyasında alay konusu. Hagi’nin konuşma şeklini bilmeyen Romen yoktur – ancak Hagi ilah olduğu için kimse dokunmaz. Adam Romenceyi bile zor konuşan bir insan. Çok zeki bir insan olmasına rağmen – kendisini ifade etmekte güçlük çekiyor. Zaten antrenör kariyerinin iyi olmamasının başlıca sebeplerinden birisi de bu iletişim sorunudur.
Hem teknik direktör Hagi çabuk sinirlenen birisidir. Futbolcuyken kendini oynayarak ve sahada hareket ederek ifade edebiliyordu – diğer takım arkadaşlarını böyle sahada idare edebilen bir adamdı. Şimdi artık soyunup sahaya inemiyor ve derdini tam olarak anlatamıyor.Ondan dolayı da doğal olarak bir yerde patlıyor ve kontrolü kaybediyor – tahminim ‘cep telefonu olayı’nın da bu şekilde ortaya çıkmasıdır.
Kariyerini iyi takip eden birisiyim ( 26 yaşındayım - onu 1990dan itibaren izleyerek büyüdüm, ikimizde Köstenceliyiz – Istanbul’daki dayım iyi arkadaşıdır Hagi’nin ) – Bu sorunu her zaman,her yerde yaşamıştır: Romanya Milli Takımı olsun, Steaua, GS veya Politehnica Timişoara olsun. Herkeste karizmasından çekindiği için – bunu kendisine söyleyemiyor bir türlü. Ama Kral çıplak – artık kendisini gerçekten seven birisi – açık açık bu eleştiriyi yapmalı. Aksi takdirde kendisini bu yönde geliştiremezse – kariyeri burada biter. Böyle temel bir iletişim probleminden – Hagi gibi büyük bir futbol zekâsını harcamak gerçekten ayıp olur. Bir şeyler yapmak lâzım.

eden dedi ki...

Ondan dolayı – böyle konuşan bir insanın tercumanı olmak daha da zor.Anlayışlı olmak lâzım, ancak aynı zamanda – Hagi’nin tam olarak ne söylemek istediğini bir şekilde anlatmak lâzım, hatta ona kendisini daha iyi ifade etmek yönünde yardım etmek lâzım.
Hagi bizim gibi okula gidemeyen birisi – çünkü küçuk bir yaştan itibaren hayatı hep futbol kamplarında sürdüren birisidir.Ne zaman kitap okusun ki o çoçuk?
Maalesef onun yetiştiren sistem Ajax sistemi değil – futbolu uğruna okulunu feda ettiren bir sistem.Sonuçları ancak 30 yıl sonra ortaya çıkıyor.
Ajax futbol okullarında - aynı zamanda normal okul da ön planda bildiğim kadarı ile.
Böyle deha bir isim niye Türkiye’de ömrünün belkide en güzel yedi yılını geçirmesine rağmen, kendi evim dediği yerin dilini, Türkçeyi – doğru düzgün konuşamıyor ? Öyle zor muydu Türkçeyi öğrenmek?
Tabi Portekizce Italyancaya yakın bir dildir – ancak Mourinho Inter’deki ilk basın toplantısında Italyanca konuşmaya ısrar etmişti. Fatih Terim bile çat pat Italyanca konuşmaya gayret ediyordu en azından.
Mourinho boş boşuna tercuman olmamış zamanında. Ifade edilenlerin fikirlerini anlamadan nasıl doğru tercume edebilirsin ki? Tercume kelimeleri tek tek çevirmek değil – arkadaki mantığı da anlatmaktır.
Maalesef Rijkaard Türk kültürünü anlayamadığı için veya çok geç anlayabildiği için de gönderildi. Yiğit Şardan’ın söylediği ‘’kimya uyuşmazlığı’ biraz oraya da bağlı. Buna Mert Çetin faktörünü de eklersek – yazık değil mi bu adamları bu kadar kolay kaybetmek?
Iyi ki en azından Hagi – kültür olarak Türkiye’ye çök daha yakın Rijkaard’a göre. O’nun kariyerin zirvesini Istanbul’da yaşaması kesinlikle tesadüf değil.Ama buda ayrı bir yazı konusu.

Massaro dedi ki...

Mustafa Yucedag'in aciklamalari ibretlik...

Koybasi'ndan tutun da, Servet'e futbolcular hakkinda dediklerine: onemli bir sey altyapida futbolcular cok kotu yetistiriliyor, ve anlasilamiyor yetenekler.

kozniku dedi ki...

@overdrive;
soyleyecek cok da soz birakmamissin, bu kadar guzel ifade edilir.
Galeano'nun iki klise cumlesini ezberleyip futbol filozofu kesilenler, spora cokca anlamlar yukleyenler, (Yigiter Ulug da bu anlamda bir karikaturdur daima, sporu pek bilmez ama sosyolojisi uzerine kitaplar yazabilir), keske Galeano'nun kitasi icin yazdigi (Latin Amerika'nin acik damarlari) kitabini okumus olsalar. Latin Amerika'yi zihniyet olarak doğuda kabul edersek onun ağzından bir oryantalizm eleştirisi bulurlar.
Bu Rijkaard müritlerini anlamak konusunda yol gösterici olabilir. Futbol bazen sadece futboldur, sahadakilerden çok koşan, kenardakilerden de çok çalışan kazanır. Kaybedenlere de mazeret bulmak kalır. Galatasaraylı futbolcuların çeşitli mental ve teknik yetersizliklerini zirveye çıkaranlar şampiyon Bursa'da ya da kupayı alan Trabzon'da seçilmiş peygamber gibi futbolcular mı oynuyor sanıyor ? Onların yöneticileri Adnan Sezgin'den Polat'tan daha mı mahir ? Yavşaklıksa Volkan Şen, Sercan, Burak, Yattara, Engin kazmalıksa Huseyin Cimsir, Serkan Balcı vs. örneklerle başarı geldi.

Büyük Kaptan dedi ki...

bu saatten sonra rijkaard'ın başarısızlığına kılıf bulmanın çok manası yok bence. kalli-cevat güler ile şampiyon olan kadro şimdiki kadrodan çok mu iyiydi? rijkaard'ın istediği 36 tane futbolcu alınmadı deniyor, o listede kimler vardı çok merak ediyorum doğrusu. mevlüt, nuri, hamit gibi lejyonerler mi? herkesin peşinde koştuğu avrupalı genç yetenekler mi? yoksa yaşını almış dünya çapında starlar mı... geçen sene en spektaküler transferleri yapan takım değilmiy di galatasaray? sezon başında kağıt üstünde şampiyon değil miydi? peki bu sezon cana, misimovic, insua gibi oyuncular rijkaard'ın karşı çıkmasına rağmen mi alındı? bunlar süper lig için yeterince kaliteli değil mi? milli takımlarının en iyi savunmacıları olan servet ve neill, yanında hakan balta türkiye ligi için yetersiz mi? elinde zaten arda, kewell ve baros gibi hücumcular bulunan rijkaard'a yetmedi mi bunlar? keita rijkaard'ın onayı olmadan mı satıldı? elano, lincoln gibi problemli bir oyuncu değilken neden verim alınamadı? sırf şu anlamsız sistem dayatması yüzünden olmasın? sağlık ekibinden tercümanına kadar herşeyini değiştirdi galatasaray.. ama o rijkaard, hata yapmış olamaz değil mi?

hebenneka dedi ki...

@ Büyük Kaptan

Rijkaard'a başarılı dediğim yok. Rijkaard'ın kimi istediğini ise hiç merak etmiyorum, oraya daha gelmedik. Soru şu: Bu koşullar altında başka birisi başarılı olabilir miydi?

Evde eşinizin ya da annenizin önüne bir kilo un koyup "bana güzel bir zeytinyağlı sebze yemeği yap" der misiniz?

Ki bu bahsettiğim mesele işin yalnızca bir boyutu.

Galatasaray'da sorun yalnızca Rijkaard mı?

Galatasaray neden sürekli hoca değiştirmek zorunda kalıyor, hiç bu soruyu sordunuz mu kendinize?

Bir oyuncu antrenmanın ortasında, herkesin içinde hocasına "posta koyduğunda" yapılması gereken oyuncuya kim olduğunu ve nerede olduğunu hatırlatmak mıdır, yoksa araya girip hocadan oyuncuyu oynatmasını rica etmek midir? Böyle bir durumda ikinci seçeneğin tercih edildiğini hangi adam gibi kulüpte görebilirsiniz başka?

İş "Nasıl oldu da Rijkaard Barcelona'da başarılı olabildi"yi sorgulamaya kadar gelmiş. Böyle bir "akıl kayması" var ortada.

Rijkaard bu sağlıksız ortamdan kendini kurtarmış oldu. Son bir haftada yaşananların özeti bu.
-burada bölmem gerekiyor-

hebenneka dedi ki...

Televizyonda birbirlerine "Barcelona'yı sen çalıştırsaydın sen de en kötü ikinci yapardın, kih kih" diyenlerin gazına gelmemek gerek. Onların görebileceği yerin sınırı zaten Barça müzesidir, ötesine geçirmezler. Kurslarda birlikte zaman geçirdikleri arkadaşlarını kırmayıp onlar için lobi yapıyorlar işte, o kadar. Yakında Schuster'e de sallamaya başlarlar. Bir de Aykut Kocaman'a, Hikmet Karaman'a ve diğer yerli hocalara yaklaşımlarına bakın, demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır. Bu işin şirazesinin kayması 2002'de Şenol Güneş "Türk futbolunun Salieri'si" ilan edildiğinde başladı, şu dönemde yaşananlar da "etkiye tepki"dir, bu detaylı bir sorun, uzatmayayım.

Ki o "en kötü ikinci yapacaklardan" birinin, Fenerbahçe'den ayrılırken ağlamaklı bir sesle "Türk antrenör arkadaşlara tavsiyem, kulübün kapısının önünden bile geçmesinler, uzak dursunlar" deyişini de hatırlarız biz. Keşke kendileri de hatırlayabilseler.

Ne güzel araştırmışsınız Rijkaard'ın Barcelona kariyerini, madem konuya ilginiz var, ben de küçük bir katkı yapayım izninizle:

Rijkaard Barcelona'nın başına geldiğinde kulüp, tarihinin dip noktasını bulmuştur. Tarihte ilk kez üst üste dört sezon, hiç bir şey kazanamadan kapatılmıştı. Kulübün bir önceki altıncılığı 15 yıl önceydi ancak o sezonda en azından Kral Kupası kazanılmıştı. Bu sezon ise bir dördüncü lig takımı elemişti Barça'yı kupadan. Bir önceki altıncılık için altmışların ilk yarısına kadar gitmek gerekiyordu ki orada da kazanılmış bir kupa vardı.

Peki kulübü bu hale getiren denyo teknik direktör, bu "kifayetsiz muhteris" şahsiyet kimdi?

Evvelki yıl çalıştırdığı takımla "üç büyüklerin" tekelini kırıp takımı elli yıl sonra şampiyon yapan, geçen yıl bu kez komşu ülkeye geçip hem ligi hem kupayı kazandığı yetmiyormuş gibi bir de yıllar sonra Bayern'i şampiyonlar ligi finaline çıkaran Van Gaal.

Ama zaten Bayern'i ben çalıştırsam ben de en kötü ihtimalle şampiyon yapardım :)

(Bu Van Gaal de çok boktan hoca canım - bir Barcelona taraftarı, 2002)

Kısaca, keşke Rijkaard'ı göndermek Galatasaray'ın sorunlarını çözmek için yapılması gereken en önemli hamle olsaydı. Ama ben bunun pek bir şey değiştirmeyeceğini düşünüyorum. Skibbe gittiğinde en büyük meselenin çözüldüğüne inananlar da vardı, o zaman da anlatmak pek mümkün olmamıştı kazın ayağındaki farklılıkları.

Futbol tepeden tırnağa, bütünüyle bir ekip işi. Her parçanın tek tek en yüksek kalitede olmasından çok parçaların ortaya koyabildiği toplam kalite önemli. Ben piyasadaki en kaliteli ve hızlı ekran kartını şu anda kullandığım PC'ye takamıyorum mesela, çalışmaz. Aynı sebepten, monitörün kralını almak da istediğim görüntüyü almama yetmez. Önce başka parçalardan başlamam gerek. Ya da 15 inçlik CRT monitör kullanırken alete Blue Ray player takacağım diye tutturmak da anlamsızdır. Neyi istediğime karar verip, sistemi ona göre topluca kurmam, gerektiğinde eski bileşenlerin bir kısmından kurtulmam, gerektiğinde adaptörler kullanmam, gereketiğinde yeni parçalar satın almam gerek ki kaynaklarımı en verimli şekilde kullanarak oturup paşalar gibi Full HD izleyebileyim indireceğim fimleri. Bu işlerden çok anladığımı söyleyemem ancak verdiğim örneğin derdimi açıklamaya yardımcı olabileceğini umuyorum.

Blog sahibinin seçtiği "kangren" sözcüğünün de son derece yerinde olduğunu düşünüyorum deyip keseyim.

murcasa dedi ki...

Barça'dan gidişi ile galatasaray'dan gidişi arasında bir benzirlik var. Fark ettiniz mi bilmem.
buyrun,
http://murcasa.blogspot.com/2010/10/rijkaard-hagi-servet.html