6 Mayıs 2012

Leblebi

Dün "50'ye kadar yolu var" derken, kalan iki maç için kurulmuş bir cümleydi! Sağolsun Messi, derbide dörtleyip, son haftaya 50 ile girdi. Cristiano Ronaldo, son hafta 5 atsa yakalar da (!) Messi durur mu? 50, şık rakam. 50 , akıllara ziyan bir rakam. Avrupa gol krallığında Burak Yılmaz'ın bir zamanlar Tanu Çolak'ın yaptığını yapabilmesi için demek ki bu sezon 75 gol atması gerekiyormuş! Sıralamada üçüncü sırada bu sezon uçan Van Persie var 30 golle. Bundesliga'nın ilk yabancı (hata yapmışım, ilk Hollandalı olacak) gol kralı Huntelaar 29 gol attı. Rooney ve İbrahimoviç, 26 golle son iki haftaya giriyorlar. Burak Yılmaz ise 8. sırada.
Messi: Lig'de 50 gol, Şampiyonlar Ligi'nde 14 gol, Kral Kupası'nda 2 gol, İspanya Süper Kupa'da 3 gol, UEFA Süper Kupa, 1 gol, Dünya Kulüpler Şampiyonası, 2 gol... Barcelona formasıyla toplam 252 gol, 17 hat-trick, 4 poker!

5 Mayıs 2012

10 Yıl Önce Bugün

10 yıl önce bugün. 5 Mayıs 2002. Inter'in şampiyonluğu son haftada kaybettiği Lazio maçı...
Arşiv: 5 Mayıs ve Hector Cuper

Falkland vs. Malvinas

Londra 2012 Olimpiyatları öncesinde Arjantin'de hükümet eliyle yapılan bir prodüksiyon. İngilizlere göre Falkland Adaları, Arjantinlilere göre Islas Malvinas... Arjantinliler nefis bir video çekmişler, sloganı da İngiliz topraklarında yarışabilmek için Arjantin topraklarında idman yapıyoruz. Falkland'de filmin çekildiğinden İngilizlerin haberi yokmuş tabii...

La Liga'da Gol Krallığı

İspanya'da 1989-1990 sezonunda Hugo Sanchez'in Real Madrid formasıyla bir sezonda attığı 38 golün ardından Pizzi ve Ronaldo 30 barajını geçmişlerdi. "Harbi" Ronaldo'nun Barça formasıyla attığı 34 golün ardından son 3 sezona kadar gol kralları yine 30 barajının altında kaldılar ki bu patlama öncesindeki son kral da Güiza'dır. Ardından Forlan, 32 gol attı. Messi, 34 ile devam etti ve geçen sezon Cristiano Ronaldo 41 gol attı. Bu sezon Messi ve Ronaldo'nun rakamları artık yeter dedirtiyor. 50'ye kadar yolları var kalan iki maçta! Gol dağılımları tabloda. Messi, Espanyol derbisi ve Betis deplasmanı oynayacak. Cristiano Ronaldo ise bu akşam Granada deplasmanında ve son hafta Mallorca ile Santiago Bernabeu'da. Bilbao deplasmanı da gösterdi ki bütün takım Ronaldo'ya çalışacak kalan iki maçta...

4 Mayıs 2012

Hafta Sonu Futbol

5 Mayıs Cumartesi
16:30 B. Dortmund - Freiburg @TRT Haber
16:30 Köln - Bayern Münih @TRT HD
19:15 Chelsea - Liverpool @NTVSpor
22:00 Granada - Real Madrid @NTVSpor
22:00 Barcelona-Espanyol @ NTV

6 Mayıs Pazar
14:00 Elazığspor - Bucaspor @TRT 3
14:00 Adanaspor - Kartalspor @TRT 6
14:00 Göztepe - Konyaspor @TRT Anadolu
15:30 Newcastle-Manchester City @ LigTV 3
16:00 Udinese - Genoa @Dsmart Spor
16:00 Cagliari - Juventus @Euro Futbol
19:00 Galatasaray - Beşiktaş @LigTV
19:00 Trabzonspor - Fenerbahçe @LigTV2
21:45 Inter - Milan @Euro Futbol
22:00 Valenciennes-PSG @ LigTV 3

7 Mayıs Pazartesi
20:00 Lille - Caen @LigTV2
22:00 Montpellier - Rennes @LigTV2
22:00 Blackburn - Wigan @LigTV3

28 Nisan 2012

Hafta Sonu Futbol

28 Nisan Cumartesi
15:00 İstanbul BŞB - Sivasspor @Lig Tv
16:30 Kaiserslautern - B. Dortmund @TRT Haber
17:00 Wigan - Newcastle @Lig Tv 2
17:00 Stoke City - Arsenal @Lig Tv 3
19:00 Trabzonspor - Galatasaray @Lig Tv
19:30 Norwich City - Liverpool @Lig Tv 2
29 Nisan Pazar
13:00 Real Madrid - Sevilla @NTVSpor
13:50 Tavşanlı - Elazigspor @TRTSpor
15:00 Eskişehirspor - Bursaspor @Lig Tv
17:00 Zaragoza - A.Bilbao @NTVSpor
18:00 Rennes -Ajaccio @Lig Tv 2
18:00 Tottenham - Blackburn @Lig Tv 3
19:00 Fenerbahce - Besiktas @Lig Tv
22:00 PSG - Lille @Lig Tv 3
22:30 Vallecano - Barcelona @NTVSpor
30 Nisan 2012 Pazartesi
22:00 Manchester City - Manchester United @Lig Tv 3

Jupp Heynckes'in Üç Günü

Sene 2012 Jupp Heynckes, Bayern Münih’in başında. Allianz Arena’da ilk maçı 2-1 almışlar. Real Madrid’in rövanş için motivasyonu efsane yıldızı Juanito’nun unutamadıkları bir demeci: “Santiago Bernabeu’da 90 dakika çok uzundur.” Basın toplantısında İspanyol gazeteciler de bunu soruyor Heynckes’e, “İyi bilirim” diyor 67 yaşındaki Alman teknik adam. O bilmeyecek de kim bilecek… Sene 1985... Jupp Heynckes. Borussia Monchengladbach’ın hocası. UEFA Kupası’nda çeyrek finalde rakipleri Real Madrid. Düsseldorf’taki ilk maçta Real Madrid’i hezimete uğratıyorlar. Skor 5-1…
Borussia M.Gladbach: Sude, Krisp, Hannes, Bruns, Frontzeck, Herlovsen, Rahn, Lienen, Borowka, Mill , Criens (Dreshen 67')
Real Madrid: Ochotorena, Chendo, Salguero, Maceda (Butragueno 61), Camacho, Michel, Gallego, Martin Vazquez (Santillana 65'), Gordillo, Hugo Sanchez y Valdano

15 gün sonra rövanşta, Sanchis sakat. Chendo, Gordillo ve Hugo Sanchez cezalı. Santiago Bernabeu’da 90 dakika çok uzun! İki Valdano iki Santillana. B. Monchengladbach ve Jupp Heynckes evine dönüyor. Video
Real Madrid: Ochotorena, Salguero, Maceda, Camacho, San Jose, Michel, Gallego, Juanito, Butragueno, Santillana, Valdano
Borussia M.Gladbach: Sude, Brehsen, Hannes, Herlovsen, Borowka, Krisp, Rahn, Lienen, Frontzeck, Mill, Criens

Muhteşem geri dönüşlerin takımı Real Madrid, yarı finalde de yine efsane iki maç oynuyor. San Siro’da İnter’e 3-1 mağlup oluyorlar. İki Tardelli bir de Salguero kendi kalesine. Real’in golü Valdano’dan. Rövanşta 90 dakikayı Real Madrid 3-1 kazanıyor. Uzatmalarda Santillana’nın iki golüyle Real Madrid finale çıkıyor ve bir başka Alman, Köln’ün elinden kupayı alıyorlar.Jupp Heynckes’in yolu 12 yıl sonra bir kez daha Santiago Bernabeu’ya düşüyor. Bu kez rakip kulübede değil. Real Madrid’in hocası Heynckess, takım ligde iyi gitmiyor, Barcelona’nın şampiyon olduğu sezonu Bilbao ve Sociedad’ın ardında dördüncü sırada bitiriyorlar ama 32 yıl sonra en büyük kupayı getiren de Heynckes oluyor. Rakip finalde Juventus, kupayı getiren tek gol Mijatoviç’ten...

27 Nisan 2012

Guardiola Gide....

Koltuğu devraldığı Rijkaard kadar hiçbir üst düzey teknik adam bu kadar yokuş aşağı koşmamıştır futbol dünyasında. Bir sene inziva ardından Galatasaray'da yaşadığı hayal kırıklığı, azalan talipliler ve vitrinden düşmek için yeterli bir tercih. Avrupa futbolundan uzakta Erik Gerets gibi garip bir milli takım tercihi. Guardiola, Rijkaard'ın mirasını mı yedi? Yedi, yemedi, yediyse de helalı hoş olsun derler adama, Barcelona, Rijkaard'ın babasının malı değildi. Bir geleneği devam ettirdiler. B takımından gelip hiçbir hoca onun kazandıklarını kazanamaz bu futbol dünyasında. Birinci sezonundan itibaren de "Barcelona dışında bir takımda başarılı olana kadar rüştünü ispat edemeyecek" kılıcı kafasının tepesinde sallandı. 2008-2012 arasında Guardiola'daki fiziki değişim inanılmaz. Her şeyi kazanan, stadyumlardan güle oynaya çıkan, kazandıkça medyanın eleştirilerinden muaf olan adam kırklarının ilk yarısında 4 yılda çöktü. Çünkü Barcelona'yı tek başına idare ediyor. Geçen yıl Kral Kupası finalinde maç uzatmalara gitmeye yakınken yanımda oturan Barcelona'lı gibi birçok Katalan da onun oyunu okuyamadığını ve maç çevirecek hamleleri yapamadığından muzdarip. Garip ama gerçek... Yetiştiği kulüpte 3 yılı doldururken o koltukta, sözleşmeyi uzun tutmak yerine bir yıl uzatmakla gideceğinin sinyalini geçen yıl vermişti zaten... Futbolcusu kanser olmuş, yardımcısı kanser olmuş Guardiola, bir fıtıkla devam ediyor hayatına... Doktorların ona artık biraz dinlen, kenara çekil dediği söyleniyor...
Aylardır yılan hikayesine dönen "Gidecek mi? Kalacak mı?" meselesinde Chelsea maçı sonrasında yol alındı. 4 saat başkanla toplantı yapan Guardiola'ya Sandro Rossell transfer için açık çek teklif etmiş. Adamın bir yıldır burnundan getirdiler, transfer dediğinde olsa dükkan senine getirdiler. Galiba artık çok geç. Madrid tarafında göbek atılıyor tabii, son 3 yılı kabusu çeviren adamın bir an önce ülkeden valizini toplayıp gitmesi lazım. Adaylardan Bielsa dışında her ismi Mourinho çiğ çiğ yer, etini kemiğinden sıyırır da ondan. Ne Blanc, ne Valvarde, Barcelona'yı yönetecek isimler değil. Kararını bugün açıklayacak Guardiola. Barselona'da artık kalmasına sürpriz gözüyle bakıyorlar. İşler yolunda gitmezken takıma asıl şimdi sahip çıkmalısın diyenler galip gelmezse, Barcelona'da Guardiola dönemi, kulübün en parlak dönemine bir son nokta konulacak. Onu isteyen çok... Milan, Inter, Chelsea... Ya Rijkaard gibi bir yıl kenara çekilecek ya bu kulüplerden birinin teklifini kabul edecek ya da o meşhur senaryo gerçek olacak. Gidip, Alex Ferguson'un asistanı olacak ve ondan bayrağı teslim olacak.. Olacak olan, Barcelona'da hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı...

Sen Barcelona'sın

Üç yılda Guardiola ile kazanabilecek ne varsa kazanıyorsun, bütün dünya senin peşinden koşuyor, en sempatik takım sensin, topun kralını sen oynuyorsun, en çok sen izleniyorsun ama Deloitte Para Ligi'nde hala zirveye çıkamıyorsun. Real Madrid bırakmıyor sana o zirveyi. İspanya'da yayın havuzunun yüzde ellisini iki büyük olarak paylaşıyorsun, Avrupa'nın en büyük stadı sende, forman, bayrağın dünyanın her yerinde satılıyor, 40 yıl sonra bir kuralını çöpe atıyor, formanın dünyanın en pahalı reklamını alıyorsun, operasyon harcamalarının neredeyse tamamını sponsorlara ödetiyorsun, alt yapın dünyanın en iyisi, her sene 3-5 adam yetişiyor, 1-2'sini takıma monte ediyorsun ama elindeki kadroya takviye yapman gerektiğinde para musluklarını kısan bir başkanın var ve hala yüz milyonlarca Euro borç batağındasın...
Çünkü futboldan gelen para belli. Pasta ne kadar büyürse büyüsün, bir İbrahimoviç yanlışının altından kalkmak sana 2 yıla mal oluyor. Kupayı sen de kazansan, senden ufak bir bütçeli kulüp de kazansa UEFA'nın primi değişmiyor. Yayın havuzundan sadece daha fazla gelir elde ediyorsun. Ülkende ekonomi çökmüş, İspanya'da en yüksek refah seviyesine sahip şehrin takımısın ama üyelerinin kombine aldığı stadında İngilizler gibi çılgın fiyatlara koltuk satamıyorsun, alt yapıdan yetiştirdiğin adamları onlu, yirmili rakamlara satamıyor, yeri geldiğinde senin arka kapından kaçana 40-50 milyon bayılıyorsun.. Ne kadar kupa kazanırsan kazan o borç bitmiyor. Çünkü seni hep soymuşlar, eski başka(lar)ın soymuş, menajerler soymuş... Futbolcularına ödediğin yıllık ücret, takım dengesi adına uçup gitmiş... Yeni transfer yapamıyorsun. Sol bekin yok, stoperin yok, sakatlanan forvetinin yerine koyacak adamın yok... Bir de bu oyunun adı futbol, güzel ama garip oyun, sen de kaybedersin, herkes kaybeder... Sen Barcelona'sın...

3 Günde

Sezon çok uzun ama 3 gün futbolda çok şeyin değişmesi için yeterli bir süre. Takvimi geri saralım. El Clasico akşamında Barcelona kazansa puan farkı bire düşecek ve ertesi gün 10 puanlık farkın kapanması nedeniyle Jose Mourinho toplu tüfekli saldırıya uğrayacaktı. Olmadı, 3 yıllık serinin ardından bu sezon olmasa gelecek sezon olacak olan oldu. Real Madrid, ligin fişini çekti ve el bombası Guardiola’nın kucağında kaldı. Barcelona-Chelsea maçı bir dram. Savunmanın bir sanat olduğunu gösterseler de, onca dakika 10 kişi oynasalar da Chelsea, karşısında tam kadro bir Barcelona bulsa Camp Nou’dan çıkamazdı. Ne kaçan pozisyonlar, ne direkler, ne Messi’nin ben de insanım oyunu... Barça bu sezonki transfer politikasıyla, gidenlerin yerine adam koymayarak ikinci hedefini de dipsiz kuyuya attı. Guardiola’nın eline bırakılan el bombasının pimi de böyle çekildi. Real Madrid, 10. Şampiyonluğa giden yolda bu kupada en baş belası takıma elendi. Herkesin bir baş belası var bu futbol dünyasında. Bayern Münih de Real Madrid’inki.. 3 günde çok şey değişti. Mourinho, kaybedilen yarı finalin ardından “Kalıyorum” derken, Barcelona’da Guardiola, başkanla 4 saatlik pazarlık masasına oturdu ve...

22 Nisan 2012

Barcelona: 1 Real Madrid: 2

20-25 yıl önce başka bir futbol oynanıyordu. Eskinin uçuk gol rekorlarını, galibiyet sayılarına hep kırılamazmış gibi bakardım. Bir sezonda 40 gol atmak. Bir takımın 100 golün üstüne çıkması... 2-3 yıldır bireysel rekorlarını paramparça eden iki süperstarın istisnasız her maçını izliyor, bu tarihe canlı tanıklık ediyoruz. Real Madrid’in 22 yıl önceki rekoru da böyle uçuk bir rekordu. Real Madrid’in 80’lerin sonunda yakaladığı efsane kadro, Akbaba Beşlisi, Toshack yönetiminde 107 gol atmıştı. Mourinho’nun takımı Camp Nou’ya giderken cebinde bu rekoru egale etmiş kartvizitini taşıyordu. Şampiyonluk yarışı kadar önemli bir diğer istatistik ise son 5 yılda geriden gelip galibiyet sayısında beraberliği bulan (86-86) Barcelona’nın kazanıp El Clasico’da öne geçme ihtimaliydi.İki takım da Şampiyonlar Ligi deplasmanlarından mağlup döndüler. Real Madrid çok daha fazla efor sarfeden takımdı. Bayern Münih, Chelsea’dan çok daha dişli bir takım. Topa sahip olmazsan yorulursun. Barça, şanssız olduğu akşamda Chelsea’ye mağlup olurken, aslında haftalar öncesinden fizik probleminin sinyallerini veriyordu. Real Madrid daha sert, daha sağlam... Barça daha kırılgan ve daha yorgun...
İki ihtimalin Real Madrid’e yaradığı bir 90 dakikaya, kendi evinde Barça’nın yine bayıltarak başlamasını beklemek doğaldır. Guardiola ‘Onlar buraya kaybetmemek için değil, kazanmak için gelecekler” demişti maçtan bir gün önce. David Villa’nın sakatlığı sonrasında transfer yapmamak, Mascherano’dan stoper yaratıp ısrarla kaliteli bir stoper almamak, Abidal’ın yaşadığı büyük talihsizlik... İdmana 15 A takım oyuncusuyla çıkıp, genç takımdan sürekli olarak çift kaleler için adam çağıran bir takımdan bahsediyoruz. Bugün 90 dakikanın genelinde, Premier Lig’de Manchester City’nin sallandığı haftalarda ne yaşadıysa, aynısını yaşadılar. Büyük maçlara, derbilere zinde çıkacak olan onbir ligde de fasulyeden rakiplere karşı ter döktü. Bu bir teknik adam tercihidir.
Real Madrid gibi dikine fişek gibi çıkan bir takım karşısında da kontrataklarla avlanmamak için defansın önünü fazla çıkartmadılar. Real Madrid ilk dakikadan itibaren ısırdı. Kopartacakları zamanı da kendileri değil Puyol belirledi. Valdes için zor pozisyondu ama Puyol vursam mı acaba derken, Khedira attı golü. El Clasico’da ilk golü kim atacak bahisine Khedira’ya para yatıracak adam ancak Khedira’nın babasıdır. Bu golle Real Madrid 108’i buldu ve rekoru kırdı.
Yetenek ve profesyonellik çıtasını bu kadar yükseğe koymuş bir takımda La Masia’dan gelen her adamın ilk günden istenileni verebilmesi mümkün değil. Bu akşam Tello hayal kırıklığı hanesine yazıldı ama El Clasico oynamak başka bir şey...

Barça tarafında Pique’nin kulübeye çakılması, Fabregas’ın sezona çok iyi girip biraz da Guardiola ile papaz olduğu dedikoduları sonrasında onbirden düşmesi, 5 yıl sonra Camp Nou’da gelen RealMadrid yenilgisinin ardından kaşınacaktır elbette... Thiago’dan istedikleri verimi alamadılar. Guardiola gemileri yakıp Xavi’yi oyundan aldığında da Real Madrid’in attığının bir benzerini 1 dakika önce oyuna giren Alexis ile buldular. 1-1’e kadar oynadıkları oyun, bu maçı çevirirler havasında değildi. Khedira ve Alonso ile iki stoperin önüne seti kuran Mourinho, Barça’nın en büyük kozu aşırtma topları kesmeyi başardı. Adriano kısıtlı bir adam, Alves röportajındaki kadar iyi değildi...Real Madrid bu kez kavga etmeden sert durmayı başardı sahada. Bunda 4 puan önde olmanın özgüveni de fazlasıyla etkiliydi tabii. Yedikleri golün ardından Mesut’un nefis pasıyla da Ronaldo ile ikiyi buldular. Raul’un Camp Nou’ya çektiği sus’un ardından Ronaldo’nun “Sakin olun, ben burdayım” jesti, ona yakıştı doğrusu. 42 gol atan adamın da biraz kibiri olsun değil mi?
Madrid’den emanet bir yorumla biterse eğer: Real Madrid, Camp Nou’da kazandı. Atletico Madrid, Cruyff’lu Ajax gibi oynuyor. Mayalılar galiba haklıymış.” Camp Nou’da 10. Maçında ilk kez kazanan Jose Mourinho, bu kez kırmadan, yıkmadan aldı 3 puanı ki Guardiola da maçtan sonra Real Madrid’i tebrik ederek başladı sözlerine... Khedira canın senin!...
Sahadaki oyundan bağımsız bu iki fotoğraf karesini sona sakladım. 90 dakika öncesi Mourinho ve Cristiano Ronaldo'nun tavırları soyunma odasında anlaşmışçasına benzer. İkisi de selamı almıyorlar, gözlerini kaçırıyorlar...

20 Nisan 2012

Barcelona vs. Real Madrid



EL CLASİCO 21/4/2012

BARCELONA-REAL MADRİD

CAMP NOU-21:00






Hafta Sonu Futbol

20 Nisan 2012 Cuma
21:30 Mainz - Wolfsburg (TRT HD)

21 Nisan 2012 Cumartesi
14:45 Arsenal - Chelsea (Lig TV3)
16:30 Werder Bremen - Bayern Münih (TRT Haber)
19:00 Sporting Gijon - Rayo Vallecano (NTVSpor)
19:00 Chievo - Udinese (Euro Futbol)
19:00 Trabzonspor - Beşiktaş (LigTV)
19:30 B.Dortmund - B.Mönchengladbach (TRT Haber)
20:00 Montpellier - Valenciennes (Lig TV3)
21:00 Barcelona - Real Madrid (NTVSpor)
22:00 Bordeaux - Marsilya (Lig TV3)
23:00 Sevilla - Levante (NTVSpor)

22 Nisan 2012 Pazar
14:00 Akhisar - Kartalspor (TRT 1)
14:00 Elazığspor - K.Erciyesspor (TRT 6)
14:00 Göztepe - Tavşanlı (TRT Anadolu)
16:00 Milan - Bologna (Euro Futbol)
16:30 Augsburg - Schalke 04 (TRT HD)
18:00 Wolverhampton - Manchester City (Lig TV3)
18:30 Hannover 96 - SC Freiburg (TRT HD)
19:00 Galatasaray - Fenerbahçe (LigTV)
19:00 A. Madrid - Espanyol (NTVSpor)
21:45 Juventus - Roma (Euro Futbol)
22:15 O. Lyon - Lorient (Lig TV3)
22:30 Valencia - Real Betis (NTVSpor)

Guti Futboldan Nasıl Para Kazanıyor?

Raul ve Del Piero

Tribün dergiyi hatırlayan var mı? Hani cebe sığan içinden futbol ve tribün hikayeleri akan dergi.. Kısa ömürlüydü. Şimdi hangi sayısıydı hatırlamıyorum ama bayrak adamlar başlıklı bir yazı yazmıştım. İtalyanca'daki bandiera kelimesinin kafasını gözünü yararak uyarladığım iki kelime. Üzerinden 10 yıldan fazla zaman geçmiş. O yazıda adı geçen bayrak adamlardan futbolu bırakanlar da oldu, bayrak adamlığı bırakıp başka kulüplerin formalarını giyenler de... Owen, Maldini, Nesta, Bülent Korkmaz... Şimdi iki adamın ortak kararı var. İki bayrak adamın... Birinden zorla aldılar formasını. 3F vakasında bileti kesilecekti de de yüreği yememişti o zaman Real Madrid yönetiminin. Fernando Hierro gitti, Fernando Morientes gitti, Fernando Redondo gitti o kaldı.. Raul da Mourinho gelince valizi topladı. Şık bir kulüp seçti kendine.. Pes etmeyen adamın tercihiydi.. Katar'a giden, Katar'a gider kafasıyla bir alt liglere giden adam olmadı. Rakamları boşverelim. Schalke 04'de de taraftarın sevgilisi olmayı başardı. Orada da sadece ter akıtmadı, kanı da döküldü sahaya... Şimdi seneye Schalke 04'de olmayacağı açıklandı. Schalke yönetimi 7 numaralı formayı müzeye kaldırmak gibi bir dangalık da yapmış ya o ayrı! Raul, İspanya'da bir kulüpte forma giymez. "Avrupa'da oynamayacağım" diyerek zaten iki kapıyı açık bırakıyor. Ya Katar ya da ABD.
Del Piero'nun Juventus kariyeri Raul'un Real Madrid kariyerinden de uzun. 20 sene. Öyle 20 sene yazmak kolay, gel de oyna! Del Piero üç yaş daha büyük Raul'dan. Juventus'un yeni sezon kadrosunda ona da yer yok. Biraz vefasızlık var işin içinde. Conte'nin fazla profesyonelliği. Bir yıl daha kalmak istese de geçen sezon yapamadıklarını bu sezon yaptılar Del Piero'ya. Küme düştüğünde gemiyi terk etmeyen üç adamdan birine... Dört gün sonra yeni biyografisi çıkıyor piyasaya. Pes etmediğini o kitabın kapağından ilan ediyor Del Piero. Daha oynayalım diyor. Onun bileti yüksek ihtimalle ABD'ye...

İkisi de özel gol sevinçleriyle anılacaklar. Raul'un yüzüğünü öpmesi. Del Piero'nun dilini çıkarması. Gecenin bu vakti ne kadar büyük futbolcu olduklarına dair uzun cümleler kurmak delilik. İkisinin de tüm kariyerlerini bir maç eksik bir maç fazla takip etti birden fazla nesil. Öyle 40 yıl öncesinin hiç izlemediğin topçusuna övgüler yağdırmak gibi kofti değil mesele. İkisi de özel hayatlarında yakaladıkları çizgiyle buralara geldiler. Raul, 4 çocuk babası, Del Piero iki... İkisi de magazinden uzak durdular, skandallara karışmadılar. Bayrak adamlığın hakkını sonuna kadar verdiler iki efsane kulüpte... Bu saatten sonra nerede topa vursalar artık bize istatistikleri kadar yakın olacaklar. Gözden uzakta ligler, gözden uzak takımlar... Raul... Del Piero... Saygılar... Sevgiler...

19 Nisan 2012

Bir Silgi Bir Kalem

Destek olur muyum? Olmamak mümkün mü? Buradan yolu geçenler destek olmaz mı? Mutlaka olurlar. BİRSİLGİBİRKALEM sosyal sorumluluk projesine katkıda bulunmak isterseniz, ihtiyaçları bir ısıtıcı, birkaç defter, bir kutu kalem, 5-6 çorap olan çocukların yüzünün gülmesini isterseniz bu siteyi ziyaretin edin lütfen.


17 Nisan 2012

Dani Alves Röportajı

Röportaj: Sid Lowe (Guardian)
Çeviri: Barış Gerçeker

Dani Alves Barcelona'nın yakınlarında küçük bir kasaba olan Sant Just Desvern'deki ofisinde büyük bir masanın arkasında oturuyor, üstünde bir gömlek, kravat ve ceket var. Arkasında düzgünce katlanmış sayısız futbol takımı formaları, fotoğraflar ve kupalar barındıran bir dolap var. Bir sürü kupa.... DEVAMI

13 Nisan 2012

Hafta Sonu Futbol


21:30 Stuttgart - Werder Bremen @Trt HD

14 Nisan Cumartesi
14:30 Liverpool - Everton @NTV Spor
14:30 İstanbul BB - Eskişehirspor @Lig TV
16:30 Schalke 04 - Dortmund @Trt Haber
19:00 Beşiktaş - Galatasaray @Lig TV
19:30 Bayern Münih - Mainz @Trt HD
21:00 Real Madrid - S. Gijon @NTV Spor
23:00 Levante - Barcelona @NTV Spor

15 Nisan Pazar
13:00 Espanyol - Valencia @NTV Spor
14:00 Kasımpaşa - Elazığspor @Trt 1
14:00 Rizespor - Sakaryaspor @Trt 3
14:30 Sivasspor - Bursaspor @Lig TV
16:30 M.Gladbach - Köln @Trt Haber
18:30 Freiburg - Hoffenheim @Trt HD
19:00 Fenerbahçe - Trabzonspor @Lig TV
20:00 Tottenham - Chelsea @NTV Spor
22:30 Rayo Vallecano - A. Madrid @NTV Spor

10 Nisan 2012

Celladını Kendin Seç

Seksenyedi yazıydı. Son model Mercedes’inde Napoli tabelasını gördüğünde güldü ve yanındaki karısına “Hatırlıyor musun?” dedi. “Neyi?” dedi Giovanna... “20 yıl önceyi... Fiat 600 ile gelmiştik Napoli’ye. 60 bin liret taksitlerini ödüyorduk.” 20 yılda onca şey yaşamışlardı, Luciano onca araba değiştirmişti. Kafa sallamakla yetindi Giovanna Moggi...

Siena yakınlarında Monticiano’da doğdu Luciano... Her İtalyan erkeğinin çocukluğundaki gibi o da futbola aşıktı, ona ilk topu hediye eden Graziano Galletti’yi hiç unutmadı, yıllar sonra basamakları tırmandığında onu yanından eksik etmedi. Futbolcu olmak istiyordu Luciano ama ufak bir problem vardı. Yeteneksizdi... Top kontrolu zayıftı ve mahalle arasında kalmaya mahkum tekniğiyle nereye gidebilirdi ki! İyi bir öğrenci de olmayı başaramadı. Liseyi zor bitirdi. Artık yola çıkma zamanıydı, ama nereden? İtalyan demiryollarında rayları kontrol eden memur olmak istiyor muydu? Elbette ki hayır ama fakir ailesinden destek gelmeyince Civitacecchia’nın yolunu tuttu. Tamam futbol yeteneği yoktu, iyi bir öğrenci değildi ama akıllı adamdı Luciano. Bir zaman sonra bilet sorumlusu oldu. Gün gelecek başka biletleri; milli takımın maç biletlerini karaborsaya vermekle de suçlanacaktı... 20’leri dördüncü lig takımlarında futbol oynayarak geçti. Üç kuruş parayı veren uzak kasaba takımlarına “Evet” diyordu yeteneksiz Luciano; çünkü o kasabalara giden trenler ona bedavaydı...


1967’de Büyük Inter’i yaratan Helenio Herreira, şampiyonluğu Juventus’a kaptırdığında 30 yaşındaydı Luciano Moggi ve taraftarı olduğu kulübün zaferini kutlarken; bir yandan da “Benim yerim futbol dünyası” dedi. İşten kalan vakitlerinde, hafta sonlarında durmadan maç izliyordu ufak stadyumlarda. Futbolcularla arkadaş olmayı başarmıştı. Onların sevdiği üç şeyden iyi anlıyordu: Kadınlar, arabalar ve futbol dünyasının dedikoduları... Yıllar sonra “Futbolcularla arkadaş olmak istiyorsanız, bir yemekte susup onları dinleyin. Onlar yalnız adamlardır ve konuşmak isterler” dedi. Bir spor gazetecisi Pini Zahavi’nin varlığından elbette haberdar değildi. İsrailli gazeteci o yıllarda Moggi ile aynı taktiği kullanıyor ve futbolculara yakın olmak için muhabbet adamı rolüne soyunuyordu. Zahavi yıllar sonra dünyanın bir numaralı menajeri olacak ve Moggi ile aynı transfer masasında onlarca futbolcu için pazarlık yapacaktı...

Avrupa’nın en muteber gençler turnuvası İtalya’da oynanıyordu ve Viareggio Cup’un müdavimi olan Moggi, 20 yaş altındaki genç yetenekler hakkında detaylı dosyalar tutmaya başladı. Ailelerine araştırdı, evlerine kadar gitti ve menajerleri olmak için saatlerce dil döktü... Başardı da... 1968 yazında hayatı değişti. Dönemin bir numaralı menajeri İtalo Allodi elinden tuttu Moggi’nin. Inter’i Inter yapan transferlerin baş sorumlusunu Torino’da Angelli Ailesi çağırıyordu ve Moggi, taraftarı olduğu kulübün kapısından Allodi ile birlikte girdi. Dosyalardan ilk çıkan isim Moggi’nin Floransa’da ufak bir kulüp olan Catolica Virtus’ta keşfettiği Paolo Rossi idi! Kimsenin tanımadığı Rossi ile birlikte Claudio Gentile’yi de bulup çıkartan Moggi idi. İki genç de İtalya’nın efsaneleri olacaktı bir zaman sonra...

Juventus alt yapısında tonla genç vardı ve A Takım’a çıkamayacağı belli olan isimleri allayıp pullayıp satma görevi Moggi’nindi. “Gelecekte milli takımın sol beki olacak” diye sağa sola haber saldığı Cheula’yı iyi paraya sattı. Cheula’dan bir daha haber alınamadı! Patronu Allodi, Juventus yönetimiyle ters düşüp ayrıldığında Moggi “Ben kalıyorum” dedi ama büyüyen egosu bir zaman sonra Juventus’ta efsane Boniperti’ye çarptı. 1976’da valizini toplayıp Roma’nın yolunu tuttu. AS Roma kulübünde çalışmak kadar başkentin etkili politikacıları ve gazetecilerini tanımak birinci hedefiydi. Yıllar sonra Hristiyan demokratlarla kurduğu dostluklar futbol arenasında çok işine yarayacaktı.Geldiği gibi eski kulübü Juventus’a ilk darbeyi vurdu ve Pruzzo’ya imza attırıp, oyuncuyu isteyen zengin Juventus’u medya karşısında zor durumda bıraktı. İtalya, yaptığı transferlerle kuzey ve güney takımları arasında dengeyi bozan Moggi’yi konuşuyordu artık…Gazeteciler her zaman baştacı oldu Moggi için. Onlarla arasını hep iyi tuttu ve yarım kilo prosciutto, parmesan ve bir şişe şarap ile başlayan minik hediye sepetleri bir zaman sonra yerini kaşmir paltolar ve pahalı saatlere bıraktı. 20 yıl sonra da o pahalı saatleri vermeye devam edecekti ve futbol dünyası 2006 yılında İtalya’daki Calciopoli skandalıyla tanışacaktı... AS Roma’da işleri yolunda gitmedi, kulübü satın alan patron ile yıldızı barışmadı ve Moggi altın kuralı devreye soktu. Roma’dan kim nefret ediyorsa, oraya gitti. 1980 kışında çantayı topladı ve Lazio’nun kapısından içeriye girdi ve girdiğine de pişman oldu. İki ay sonra “Totonero” skandalı patlak verdi. İtalya’nın ilk büyük şike skandalını ihbar eden bir manavdı. Massimo Cruciani ve “La Lampara” adlı restorantın sahibi Alvaro Trinca, bahis tutkunuydu ve restoranta gelen Lazio yönetimi ve futbolculara onlara kaybedecekleri maçları “söylüyorlardı”. Problem maçların o skorlarla bitmemesiydi. 23 Mart 1980’da İtalya Serie A’da maçların oynandığı yedi stadı polis ve savcılar bastı... Lazio ve Milan kısa sürede küme düşürüldü. Moggi “Ben yeni geldim. Hiçbir şeyden haberim yok” dedi ve kendini kurtardı.

Başkent ona uğursuz gelmişti. Lazio düştüğü ikinci ligden dönemeyince Moggi yine valizi topladı. 82 baharında Lazio çırpınırken o altın kuralı ikinci kez devreye soktu. Bu kez eski kulübü Juventus’un ezeli rakibi Torino ile el sıkışmıştı. Saffet Susiç’i keşfeden de Moggi idi. Onu evinden alıp italya’ya getiren de... Ama İnter’in parası daha çoktu. İki kulüp birbirine girdi ve federasyon Torino ve Inter’e “İkiniz de alamazsınız” deyince Paris Saint Germain’li Saffet Susiç efsanesi doğdu. Moggi’nin olduğu kulüp daha şampiyonluk yüzü görmemişti ama adamda şeytan tüyü vardı. Ertesi sezon Torino küme düşmekten zor kurtuldu ve ardından Moggi transferlerle takımı toparladı.
Torino taraftarı tribünlere döndü ve takım 80’lerin ortasında zirve yarışı verir hale geldi. Juventus yönetimi Moggi’den intikamını Aldo Serena transferiyle aldı. Torino’ya gelmesi beklenen forvet, öteki tarafa gidince şehirde kıyamet koptu. Torino taraftarı “Angelli’nin casusu Moggi” pankartları açtı ve İtalyan tribün tarihinin unutulmaz pankartlarından biri tribüne asıldı: “Almayın, hep satın. Biz de Pazar günleri kayak yapmaya gidelim.” “Lucky Luciano” o kafiyeli “Moggi Moggi, Quanti soldi rubi oggi? (Moggi bugün ne kadar çaldın?) tezahüratını duyduğunda bir yıl sonra bitecek olan kontratını çöpe attı ve sağlığı için kuzeyden yine güneye bir yolculuğa çıktı. İtalya’da herkes onun sadece bir transfer sihirbazı olmadığını biliyordu. Hakemlere en yakın isimdi ve kurulları da etkisi altına almıştı. Sahaya bir bozuk para atıldı diye kaybettikleri maçı, masada 2-0 kazanan Moggi’nin bu hünerlerine hayran kalan Napoli’nin efsane başkanı Corrado Ferlaino’ydu...

Moggi bu kez büyük oynuyordu çünkü geldiği kulüpte dünyanın en iyisi forma giyiyordu: Maradona... Ya da italyan medyasına göre ön adıyla “Problem” Maradona... Kuzey’e diz çöktüren ve 1986-87 sezonunda şampiyonluğu Napoli’ye kazandıran Maradona’nın yanına o yaz Careca’yı aldı Moggi. Takım şampiyondu ama soyunma odası kaynıyordu. Maradona kafasının estiği gün idmana çıkıyor ve kokain partilerinden fırsat buldukça tesislere geliyordu. Şampiyon Kulüpler’de ilk turda çekilmeyecek takımı çektiler: Real Madrid... Ve elendiler.. Son şampiyonun bu kez başına bela olan bir takım ve başkan vardı. Silvio Berlusconi ve Arrigo Sacchi yönetimindeki Milan!

Moggi, Maradona ile arasını hep sıcak tuttu. Medyada her seferinde ona destek çıktı ve Totonere skandalında olduğu gibi Arjantinli efsanenin sabahlara kadar süren kokain partilerden de haberinin olmadığını söyledi. Moggi her şeyi bilir ama medyanın önünde bilmezden gelirdi.
88 baharına 2 puanlı sistemde Napoli, 4 puan önünde girdi Milan’ın... Sonra garip şeyler olmaya başladı. 3 Pazar arka arkaya kazanamayan Napoli, 1 Mayıs 1988’de taraftarının önüne o unutulmaz maça çıktı: Napoli-Milan... Bir puan geride olan Sacchi’nin takımı maçı 3-2 kazandı, Napolili futbolcular sahada ağlarken, şehirde cam çerçeve iniyordu... O şampiyonluk için yıllar sonra ortaya çıkan tanıklar, Napoli’deki mafya örgütü Camarro’nun devrede olduğunu ve kokain partilerinden çıkmayan futbolcuların sezonun son üç ayında kasıtlı olarak çalıştırılmadığını iddia ettiler. Bugün Napoli şehrinde insanlar o şampiyonluğun satıldığına inanırlar...
Barcelona’nın alemci diye kovduğu Maradona bildiğinden şaşmadı.

Eşsiz yeteneğini Moggi’nin hünerleriyle birleştirdi ve ertesi sezon UEFA Kupası’nı alan takım, final öncesi Juventus ile eşleşti.. Sonucu Alman hakem Kirschen belirledi ve UEFA bir daha Kirschen’e maç vermedi. Moggi finalde de iyi çalıştı. Arie Haan yönetimindeki Stuttgart’ı Napoli’de devirdikleri gecenin devamında Excelsior Hotel’e hakem Germanakos ve iki yardımcısı için üç kadının yollandığı La Gazzetta dello Sport tarafından sabahın dördünde belgelendi...

Maradona’yı kaybederse koltuğunu da kaybedeceğine iyi bilen Moggi, onun tüm kaprislerine boyun eğdi; ta ki bir gün Napoli, Moskova deplasmanına gitmek için havalanına geldiğinde Maradona evinden “Canım istemiyor, gelmiyorum” diyene kadar... Moggi’nin yolladığı 4 takım arkadaşı da Arjantinliyi ikna edemeyince uçak onsuz Moskova’ya uçtu. Maradona oynuyordu ama bu kez saha dışında. Ertesi gün uçağa atlayıp Moskova’ya geldi ve tam işler düzeldi derken “Moskova’da turistim. Sahaya çıkmayacağım” dedi. Moggi için tek yol vardı, umutsuz ve sonu olmayan bir yol. “Ya ben; ya Maradona” dedi. Napoli elbette ki “Maradona”dedi ama ne tesadüftür ki (!) birkaç gün sonra Arjantinli’nin doping testinde kanında kokaine rastlandı.
Torino ve Roma bile bile lades oldular. 90’ların başında yine Moggi ile çalıştılar. 1994 yazında Angelli Ailesi ve kulübü Juventus çok ama çok yakından tanıdığı Luciano Moggi’ye “Gel” dedi. İtalya’nın “Yaşlı Kadın”ı celladını kendi seçti. Juventus’a Moggi 12 yılda büyük yıldız adayları ve yıldızlar (Zidane,İbrahimoviç, Nedved...) getirdi, takım şampiyonluklar, Şampiyonlar Ligi kazandı, doping iddialarının arkası kesilmedi. Moggi’ye göre İtalya’da kimse Juventus’un başarılarını çekemiyordu...
Juventus, iki yıl arka arkaya şampiyon olmuş, İtalya Milli Takımı, 2006’da Almanya’daki Dünya Kupası’na hazırlanıyordu. İktidardan giden Berlusconi’den koltuğu alan Prodi döneminde savcılar kilitli dolapları açtılar. “Lucy Luciano” hep şanslıydı, hep kurtulmuştu ama bu kez değil! Berlin’de Cannavaro kupayı kaldırırken, Juventus ecelini bekliyordu ve savcılığın kapısında çıkan Moggi, gazetecilere sadece bir cümle söyledi o gün. İtalya’da herkesin 30 yıldır bildiği ama söyle-ye-mediğini: “Ne yaptıysam Juventus için yaptım...” Roma, Lazio, Torino Napoli için yaptığı gibi...