
Büyük acıların harflerle anlatılmadığını
geç öğrendim
oysa ki yokluğunuza
bir soru işareti, bir ünlem yetermiş....
Usta, birine usta demek güzel biliyor musun? Bilirsin elbet, bizim mesleğin hiç ilanı olmadı ki usta, kim aradı ki muhabiri, editörü ilanlardan. Kim gazeteci olabildi ki bir pazar altını çizdiği bir ilandan. Afilli reklam ajansı ilanlarını yazan metin yazarlarına da beraber gülmüyor muyduk? Ne aradıklarını kendileri de bilmiyorlardı ya... Bugün neden buradayım, burada yazıyorum, bunu biliyorum. Sayende... O gün neden oradaydım, bilmiyordum. Garip ve tesadüftü, aynı mahallenin çocuğuyduk, Bebek kahvede, semtin sokaklarında az rastlaşmamıştık. Senin yüzün o köşedeki yüzdü, selam verirdim, alırdın. Niye konuşmazdık o zamanlar bilmem... Sonra bir gün, İstanbul’un bir ucunda, eskilerin nefret ettiği o semtte karşılaştık. Kim olduğumu öğrenmiştin, cv falan hikayeydi... Elime bir İngilizce haber tutuşturdun, bunu çevir dedin. Bilimsel bir makaleydi, bir tıp araştırması, internetten bulmuş, çıktısını almıştın. Yemin ediyorum gram keyif almadım, bu türden haberler yapacaksam bir hafta burada durmam dedim kendi kendime. Sonra başladık, yeni iyidir, yeni gazete iyi midir peki? Değildir... Zordu, arşiv yoktu, İnternet dediğin Altavista yılları. Ekip güzeldi, şimdi dönüp bakıyorum, ne kadar zor böyle bir mutfağı kurmak, ne kadar zor o insanları bir araya toplamak. Arşivi olmayan gazete için az mı çabaladık, spor servisi iki de bir kapımızı çalardı, kültür-sanat, dış haberler... Milyon da sattı gazete ama sevdik mi, çok mu bizdi, değildi işte. Sonra bir dergi yaptık, haftalık, gazetenin yanında ek. Sonra rekabet ayağına uyananlar peşimizden geldi. İnternet Mahir’i aradığım o günü hatırlıyor musun? Telefonda yalvarmıştı, ne olur bu sayfayı kaldıralım, yardım edin demişti. Farkında değildi başına geleceklerin, daha haber olmamıştı. Arkadaşlarının dalga geçmek için hazırladığı sayfa onu Internet Mahir yapacaktı. O telefonun ardından haberi bir gün tuttuk da elimizde patladı. Bugün özel dediğim ne haber varsa ertesi gün çıksın isterim, elimde patlayan her haberde o gün gelir aklıma... Portal ile portakalın zor ayrıldığı yıllardı. Yine öndeydin... Gazeteden kopup internet yayıncılığına başladığımızda kurduğun kadro bir daha kurulamadı Usta. Bunu sen de biliyorsun, hepimiz de bildik çok sonra. 11 Eylül saldırısında ilk fotoğrafı memlekette yayınladığımız zamanlar, Emre-Okan’ın Inter’e transferini patlatışımız, onlarca özel haber, araştırma, dosya... Google yoktu yahu işte. Kendi dizinlerimizi oluşturmuştuk arama zımbırtısı niyetine, çok tıklanıyor demiştin... Kasaplık yapmadık hiç, hiç et satmadık o sayfalarda... Portege’leri getirttiğinde aklımız başımızdan gitmişti, şimdilerin netbookları kadar ufak aletler tam 11 yıl önce! Sonra memleketin bitmeyen bir krizi, hepimizi başka sokaklara savurdu... Güzel sigara içerdin, sonra bıraktın ama birlikte az tüttürmedik İkitelli yollarında senin Amerikan’da... Güzel arabaydı be Usta. O deli trafikte saatlerce konuştuğumuzu, futboldan çıkıp elektronik mürekkebe nasıl geldiğimizi şimdi hatırlıyorum da herkesin dediği gibi hoş sohbet adamdın be usta... Sonra ben gittim semtten, sen de gittin o mahalleden. Senin beni, benim seni okuduğumuzu ikimiz de biliyorduk. Aradın, çok konu oldu anlaşamadık, bazen ben bazen sen muhafazakardın, hiç kırmadın ama beni. Usta’nın lafı üstüne lafımız olmaz türünden bir meslek de değil ki bizimki, kızdırırdım bazen seni... Ne olduğunu biliyordum, sormadım biliyorsun, sen de söylemeyecektin zaten, söylemedin de. Sigarayı bırakmıştın, o gece o yemekte karşımda sigara içmeme izin de verdin. Sağol Usta. Savrulan giden yıllardan, projelerden, olanlardan, olmayanlardan bahsettik. Zevkli adamdın, iyi yemek, iyi şarap, hiç şaşırmadım sonra yazılarına. Bir tek Q klavyeyi bırakamadım ama gün geldi F’yi de öğrenmek şart oldu. Evet, tamam Q gibi değil ama yazıyorum artık F Mac’lerde. Bahardı, Bebek Kahve’de rastlaştık yine, ben cenaze olmasa yanından geçmiyorum artık biliyorsun Affan gitti gideli... Sarıldık, sana müteşekkir olduğumu söylemediysem de öyleydim Usta. Yolu sen açmıştın... Ezan okunmaya başlandı, bir çay bile içemedik o gün ona yanarım.. Sonra o gün, sabah kalktığımda senin gittiğini, elbette ki İnternet’ten öğrendim, ne telefon olsun isterdim ne de yüzüme birisinin söylemesini. Internet, sendin... Biri sadece adını ve soyadını yazmıştı twitter’da, anladım, kapattım bilgisayarı.. Siyah ceketin sol yakasındaki iğnelere eklemedim seni, suretini yüreğime gömdüm... Sıcaktı ama sen giderken inan rüzgar çıktı. İyilerin önce gittiğini herkes bilir, o öğlen bir kez daha öğrettin... Hakkını helal et Usta, sen herkesten fazla iyiydin...
1 Eylül Cumartesi
25 Ağustos Cumartesi
anımsıyor musun?
Akhisar, geldi, hoş geldi de bu kadro ile ligde tutunabilmeleri çok zor. İlk hafta Eskişehir’de kazandılar ama kalesinde ilk golü erken görürse, dağılır bir takım havaları var. Ligin ilk yarısında bir Hull City efekti yaratıp, ikinci yarıya yetecek puanları ceplerine koymaları lazım. Ersun Yanal’ın da devreyi bitirmesi sürpriz olur Eskişehir’de… Saha dışında bağlar kopmuş.
Real Madrid, Milan’a 5 atarken havalıydı ama Valencia topladığı orta sahasıyla sezon başında iyi kesti Real Madrid’i. Ronaldo daha tatilden dönmemiş. Yılan hikayesi Modriç transferi hala sonuçlanmadı. Sonuç olarak Real Madrid, transferin bitimine 11 gün kala daha kimseyi almadı. Dünyanın sonu!
Böyle oldu, böyle olmaması gerekirdi demek kadar büyük samimiyetsizlik yok. Gidenin arkasından hissedilen budur, öfke de böyle yansır. Bilbao'nun gelenekleri, kuralları malum. Çıkabilecekleri en üst seviyeye de çıktılar geçen sezon. Javi Martinez gibi bir adama Bayern Munih 40 milyon veriyorsa, satacaksın, başka çaren yok. Llorente de yolcu. Sözleşmesinin son senesine giderken, kazandıracağı para da piyasa değerinin altında. Dün Bilbao evinde 5 yerken iki oyuncu da kadroda yoktu. Real Madrid ve Barcelona'ya gitse daha fazla da tepki çekerdi. Foto, dün Bilbao'dan, kulübün resmi ürünlerinin satıldığı mağazanın vitrinine öleceksin Llorente mesajı... Ölmez, ölmesine de... Öldüğü yer belli...
Futbolun doğduğu topraklarında güzel oyun için madalyonun iki yüzü var. İngilizler son 50 yılda kulüp takımlarıyla seviniyor, milli takımlarının basiretsizliğiyle de kahroluyorlar. Bu paradoksu bugüne kadar çözen bir futbol adamı gelmedi ne yazık ki! 1966’da kendi evlerinde kazandıkları Dünya Kupası’ndan beri katıldıkları her Dünya Kupası ve Avrupa Şampiyonası için uçağa kupa umuduyla biniyor, her seferinde de finali turnuva bitmeden evlerine dönüp televizyondan izliyorlar. Öğrenilmiş çaresizlik milli takım için sürerken, kulüp düzeyinde dünyanın en iyi kaliteli ligini de yaratan İngilizler. Geride kalan sezonda 20. yılını kutlayan Premier Lig, NBA pazarlama yöntemleriyle yola çıkan ve bugün Barcelona ve Real Madrid gibi iki dev markaya rağmen hala dünyanın en popüler ligi kalmayı başaran bir organizasyon. En iyi futbol, dolu stadyumlar, 100 yılı aşan bir tribün kültürü, oyuna aşık milyonlar, en iyi televizyon rejisi, en, en, en...
Dünyanın en çok izlenen futbol liginin geçen ay yapılan yayın ihalesinde masaya konulan rakamlar da işte bu “en”lerin karşılığı. Tüm dünya gözünü Euro 2012’ye çevirmişken İngiltere’de yeni yayın ihalesinin sonucu açıklandığında ortaya çıkan rakama inanabilmek gerçekten bir hayli zordu. 2013-2016 yılları arasında Premier Lig’in yayın haklarına talip olan ve ihaleyi kazanan BSkyB ve BT’nin ödeyeceği rakam 3 milyar 18 milyon pound. Avrupa’nın kalanının daha rahat anlayabileceği şekilde söylersek 3 milyar 700 milyon Euro...
Avrupa Birliği, bir futbol liginin tüm maçlarının tek yayıncı kuruluş tarafından yayınlanmasının anti-tekel yasalarına aykırı olduğuna karar verdi ve Premier Lig yönetimi lig maçlarını farklı paketlere bölerek birden fazla yayıncı kuruluşa satmak zorunda kaldı. İhalede yayının ufak ortağı olarak görülen Setanta ile birlikte 1 milyar 700 milyon pound ödeyen BskyB’nin bu rakama çıkması İngiltere’de futbol ekonomistleri tarafından mantıklı bulunmadı. Sonunda haklı çıkan ekonomistler oldu. Ligin özet görüntülerini devlet kuruluşu BBC’ye 3 yıllığına 171 milyon pound’a satan Premier Lig yönetimine 2009 yılında Setanta’dan kara haber geldi. Şirket iflasını istemişti ve yayın haklarından vazgeçiyordu. 30 milyonluk taksidini ödeyemez hale gelen Setanta sahneden çekilirken devreye Amerikan medya devi ESPN girdi. BskyB’nin yine büyük ağabey olduğu ihalede bu kez rakam bir öncekiyle neredeyse aynıydı. Sadece 46 maçın yayın hakkını alan ESPN’nin katkısıyla Premier Lig yönetiminin kasasına 3 yıl için giden rakam 1 milyar 782 milyon pound olarak açıklandı.
Premier Lig’de naklen yayın gelirleri nasıl dağılıyor?
12 yıl önce 18 Temmuz
12 yıl sonra 18 Temmuz
26 : Londra’da 30. Modern Olimpiyat’ta sporcular 26 dalda yarışacak.
Jordi Alba transferi dışında Barcelona'da ses yok. T.Silva için Milan'dan "satmıyoruz" yanıtı aldılar, Galliani, Brezilyalı stoperi gitti PSG'e sattı. Real Madrid için her sene 50 adam yazılır, temiz 5 de transfer yaparlardı. Biraz Euro 2012 çokça da ekonomik kriz. İspanya'da transferde yaprak kıpırdamıyor. Atletico'nun iki transferi, Valencia'nın bir... Modriç ile idare ediyor medya.
Görüldüğü üzere Cruyff'tan çıkan yol Modriç'e varıyor ki bu serinin devamı Ayhan Akman olur! Real Madrid'de Kaka kalmaz. Hamit'ten sonra, Xabi Alonso'nun yedeği diye alınan Nuri Şahin de Modriç gelirse, gider gibi gözüküyor. Carvalho, Gago da gidici.. Lass için Galatasaray ve Fenerbahçe devrede diye biliniyor ama Fransız, Real Madrid'den ayrılmamak için gelene 5 gidene 4 milyon çekiyor. İbrahimoviç transferi de biterse (Galliani'nin Mayıs ayında Guardiolaya teklif yaptığında, "Gel, Zlatan'ı bu yaz PSG'e satacağız" dediği söyleniyor), PSG'nin piyasaya sokacağı sıcak 65 milyon Euro, domino etkisini başlatacak. Milan için Carlos Tevez ve/veya Dzekı ve Brezilya'dan stoper Dede listede. Milan'ı zorlayan sadece bir yabancı futbolcu transferi yapabilmesi. Katar sermayesi olmasa, yaprak kıpırdamayacaktı piyasada şimdi baktığım pencereden olduğu gibi...