7 Ocak 2010

Domenech Gider Kim Gelir?

Bu blog, bu adamı çok seviyor. Raymond Domenech bir kez daha huzurlarınızda. Bu kez konumuz: "2010 Dünya Kupası'ndan sonra yerine kimin geleceği." Evet; bu kez gidiyor Domenech. Yerine adaylar ise Blanc, Deschamps, Tigana ve Boghossian. Benim tahminim en şanslı ismin Laurent Blanc olduğu. Bu sezon Bordeaux ile ikide iki yapıp milli takımın başına geçer... Bu arada ulan Raymond dayı duruşuna kurban be...

Ana Gibi Yar Olmaz

6 Ocak 2010

Eninde Sonunda
Benim Olacaksın

Baştan söyleyeyim, bu hikayeyi Tarkan'dan "Gül Döktüm Yollarına"yı dinleyerek okumak lazım. "Eninde sonunda benim olacaksın" futbol dünyasında da var. 5 yıl öncesine dönelim. 2005 yazı. Rijkaard'ın Barcelona'sı sezonu şampiyon bitirmiş. Transfer listesinde iki isim var. Thierry Henry ve Julio Baptista. Hollandalı ilk yılında Harry Kewell'ı istemiş alamamış, Luis Enrique, Luis Garcia gibi isimler oynamış sol kanatta. Hesabı Henry'i alıp 4-2-3-1'den terfi edeceği 4-3-3'e monte etmek. Arsenal direniyor, diğer taraftan Baptista için de Barça ve Real Madrid ile kapışıyor İngilizler. Henry'yi o tarihte Arsenal'den koparmak zor. Barça, 20 milyon Euro teklif ediyor. Henry, Arsenal'de kalıyor ve 10 ay sonra Rijkaard ve Henry, Paris'te buluşuyorlar. Transfer görüşmesi için değil. Şampiyonlar Ligi finalinde. Arsenal, Henry'i sezon başında satsa büyük ihtimalle Paris'te Barcelona'nın rakibi olamayacaktı. Baptista da o transfer dönemi öncesi Sevilla'da 25 gol atmış. Arsene Wenger iki sezondur peşinde. Devreye Real Madrid giriyor ve Sergio Ramos ile birlikte Baptista'yı da koparıyor Sevilla'dan. İki baba adamını satan Sevilla'nın çökeceği varsayılıyor, o takım gidip Avrupa'da iki kupa alıyor! Arsene Wenger pes etmiyor. Bir sezon önce aynı takımdan Reyes'i satın almış. Real Madrid'e takasa yolluyor İspanyol'u ve karşılığında Baptista'yı kiralıyor. Rijkaard da Henry'de ısrar ediyor. En sonunda da kavuşuyor. Son sezonunda Henry, Camp Nou'ya geliyor. Fantastik Dörtlü, "ortalığı yıkıp geçecek" diye başlayan sezon. Olmuyor. Eto'o ve Ronaldinho başa bela oluyor. Rijkaard gidiyor. Bir sezon bekleyip geldiği Galatasaray'da 6 yıl önce istediği Harry Kewell karşılıyor onu. 5 yıl önce Barça'ya istediği Baptista ise bugün Roma'da ve Hollandalı'nın yine transfer listesinde olduğu söyleniyor ama bence Inter'e gider!..

Kahvaltıda Makarna

İtalya'da bugün çakma "Boxing Day" var. Ligi hafta ortasında başlatıyorlar ve hesapta gün boyunca maç var. Yerel saatle 12:30'a maç koydular. Inter, Chievo deplasmanında oynuyor. Öğleden sonra bizim saatle 16:00'da maçlar var ve akşam 21:30'da da (NTV Spor naklen) Milan sahasında Genoa ile oynuyor. Tabiri caizse karga bokunu yemeden Inter maça çıkacağı için Mourinho önlemini almış. Maçtan önceki son öğünde tüm takımlar makarna yer, protein ise yasaktır. Domates ve kuru bakliyat da sofraya gelmez. Karbonhidrat yüklemesi için bu sabah Inter'in kahvaltı mönüsünde makarna varmış.

5 Ocak 2010

Ara Transferde Galatasaray

Adam kendi kendine gelin güvey olmamış. Galatasaray bana talip oldu, evet bu haber doğrudur diyor Ricardo Costa. Sezon sonu sözleşmesi bitenlerden o da. Galatasaray'ın yurt içinde transferde işi zor. Elden çıkartmak istediği adamları kimse takasta kabul etmiyor. Doğrusunu söylemek gerekirse, sezon başında gidenler dahil belki kaleci Aykut dışında aklı başında bir teknik adamın isteyeceği oyuncu da yok. Diğer taraftan adı her gün yazıla yazıla Rio Ferdinand kıvamına (!) gelen bir Ali Turan var ki onun da eldeki Gökhan Zan ya da Emre Güngör'den bir artısı yok. Üstelik karşılarında bir de Galatasaray ile dalga geçtim diyen bir basın sözcüsüne sahip Kayserispor var. Rijkaard, kesinlikle stoper ve santrfor istiyor. Baros'un sakatlığı ve Nonda'nın düşük peformansı olmasa bir hakkını ön liberoya kullanacaktı Hollandalı. Bırakalım 4-3-3 geyiklerini -ki bayatladı- Rijkaard'ın derdi omurgayı sağlamlaştırmak. Stoper, ön libero, forvet arkası ve en uçtaki adam önemli onun için. 2004 yılında tam da bugünlerde Davids'i kiralamıştı Juventus'tan. Temel eksiği oydu. Sürünen Barça bu transferle toparlanmış, ligi ikinci bitirmişti. Elbette ki kesin gelecek isimleri bilmiyorum. Santrfor için de Nistelrooy kesinlikle listede. Galatasaray'ın ödeyebileceği 2.5-3 milyonu, ona verebilecek Liverpool vardı, Benitez kartlarını bıraktı masaya bu transferde. Toni transferiyle Roma'da boşa çıkan Baptista, PSG'e geri dönen ve kulüp arayan Kezman da aklıma gelen alternatifler. Ricardo Costa Galatasaray'a gelir mi? Haldun Üstünel biliyordur... Adı 3 büyükle de anılan Bursasporlu Sercan için de bir önerim var. Bursa Başkanı, bu işi Raffi Portakal'a devretsin. Sercan müzayedede satılsın. Değerini bulur, biz de her gün Sercan haberi okumaktan kurtuluruz.

Mourinho'yu Kovun

Cruyff ve Robson'un ardından Barça'yı devralan ve şampiyonluklar kazandıran Van Gaal'ın kovulduğu sezon. 2000 yılındayız. Real Madrid Şampiyonlar Ligi'ni kazanmış. Barça için karanlık 5 yılın başlangıcı. Serra Ferrer, Betis ile 90'ların ilk yarısında çıkış yapmış bir hoca. Ardından Van Gaal'ın döneminde Barça alt yapısının başına geçmiş. Hollandalı kovulduğunda dibe vurmuş olan Katalanlar onu A takımın başına getiriyorlar. Yardımcılarından biri Bakero. Robson ile birlikte kulübün kapısından içeri giren ve Van Gaal ile de çalışan bir Portekizli de var teknik kadroda. Jose Mourinho. Ferrer onunla çalışmak istemediğini söylüyor. Barcelona, Mourinho'yu yolluyor. Camp Nou'nun çimlerinde gün gelecek gol sevincini dizlerinin üzerinde kayarak yaşayacak ama daha vakti var. O tarihte ülkesinden teklif alıyor. Bir de İngiliz kulübü var onun peşinde. Geleceğinin çok parlak olduğunu inanıyorlar ama bir türlü takımın başına getiremiyorlar. O kulüp de geçen sezon Premier Lig'den düşen Newcastle. Ferrer bir yıl kalıyor ve kovuluyor. Mourinho ise....

Semih'in Hesabı

Geçen hafta başında yine Semih'e x,y talip haberlerini okuduğumda bir bilen arkadaşa danıştık. Sözleşmesinin sezon sonunda bittiğini biliyordum ama bir sene opsiyonu olduğunu hatırlattı. Fenerbahçe o hakkını daha kullanmamıştı. Normaldir, oyuncunun sözleşmesi biterken değere binmesi için klasik bir menajer oyunudur. Kulübe elinizi çabuk tutun, adam elden gidiyor mesajı yollanır. Sonra ne oldu? Fenerbahçe, opsiyon hakkını kullandı ve Semih'i bir yıllığına daha bağladı. Ardından Semih de avukatı aracılığıyla bu uzatmaya itiraz etti. Aziz Yıldırım gibi bir başkanı çileden çıkartmak için yeterli sebep elbette. Aslında sorulması gereken soru, memlekette neden 5 yıllık sözleşme imzalanmaz. Bu opsiyon denen gariplik nedir? Fenerbahçe, işbilir -futbolcunun moral kondisyonunu dikkate almaz- yöneticisi Şekip Mosturoğlu sayesinde yasal olan hakkını kullanmış. Semih'in kendisine sorması gereken; zamanında bu sözleşmeyi imzalarken ve üzerinde yazan %5 artış şartını kabul ederken aklının nerede olduğu... Şimdi kalkıp mahkemeye gitmek, romantik ülkemde elbette ki Semih'in forma aşkını sorgulatır. Bu meselenin iki tarafı da haklı. Bonservisini sıfırlayıp firar eden futbolculardan ağzı yanan Fenerbahçe, hakkını arıyor, neden 5 yıllık yeni bir sözleşme önermiyorlar asıl sözleşme biterken! Burada da Daum faktörü var elbette. Elinde olsa, yarın sabah biletini keser Semih'in. Lakin eli hiç de o kadar kuvvetli değil. Semih, "artık oynamak istiyorum" diye açıklıyor bu yaptığı çıkışı. Geriye dönüp baktığımızda bu saatten sonra Fenerbahçe'nin banko oynayan golcüsü olma şansı yok. Futbolculuğunu beğenen var, beğenmeyen var. Sorun bu değil. Sorun, Şükrü Saracoğlu'nun değişen tribün profiliyle beraber, sushi yiyip -artık purosunu tüttüremediği için hayıflananan- Beyaz Türk taraftarın, Fenerbahçe'nin 9 numaralı formasını Semih'e -evet işte bu yüzden 23 giyiyor bu adam- yakıştıramaması. Eğri oturalım, doğru konuşalım, Semih'in gol yetisine rağmen o formanın altında bir karizması yok. Tuncay'ınki gibi bir akıl hocası hiç yok. Peki Semih, Türkiye'de iyi para -1.630 m Euro- kazanırken, dışarıda da bu parayı zor bulacakken, neden gitmek ister? Geriye bence tek ihtimal kalıyor. Fatih Tekke, Emre, Nihat gibi ya da Tuncay gibi bedelli askerlik yapmak için. 38'ine kadar kimse ona sülüs kesmezken, 11 yıl kala bu aklına düşer mi? Düştüyse eyvallah, düşmediyse boş yere kızdırmış Aziz Yıldırım'ı. Bedelini öder bir gün...

2 Ocak 2010

Arıza



Rijkaard vs. Atletico Madrid

Galatasaray'a Avrupa Ligi'nde Rijkaard'ın gözü kapalı analiz edebileceği bi takım çıktı:Atletico Madrid. Yalnız bir sorun var! Atletico Madrid, Rijkaard'ın belalısıdır. Aslında Barcelona'ya her zaman ters geldiklerini söyleyebiliriz. Rijkaard'ın 2 sezon arka arkaya şampiyon olduğu sezonlarda Camp Nou'da aldığı iki mağlubiyet var. İki sezonda da Barcelona'yı deplasmanda yıkabilen tek takım Atletico Madrid. Bu maçların neredeyse hepsi naklen yayınlandığından, hafızası iyi olanlar net hatırlarlar.
Rijkaard, Barça'da son sezonunda, yolun sonuna gelmişken yakışıklı kapanışı Vicente Calderon'da yapmıştı. 6-0 ile dönmüşlerdi. Bunun Guardiola'nın çok sevdiği bir skor olduğunu da geçen sezon öğrendik. Rijkaard, Atletico Madrid kapışmasında Hollandalı 4-3 mağlup durumda, 3 maç ise berabere bitti.
2007/2008
Atl. Madrid Barcelona 4:2
Barcelona Atl. Madrid 3:0
2006/2007
Atl. Madrid Barcelona 0:6
Barcelona Atl. Madrid 1:1
2005/2006
Barcelona Atl. Madrid 1:3
Atl. Madrid Barcelona 2:1
2004/2005
Barcelona Atl. Madrid 0:2
Atl. Madrid Barcelona 1:1
2003/2004
Barcelona Atl. Madrid 3:1
Atl. Madrid Barcelona 0:0

1 Ocak 2010

Güney Amerika'nın En İyisi

FIFA, yılın futbolcusu adaylarını açıkladığında Avrupa dışında futbol oynanmadığını varsayar. Bildiğiniz isimler işte, ortalama bir futbolseverin sayabileceği 20-25 yıldızın yanında 5 tane bu listede ne işi var denen adam. Kazanan da o sezon takımını sırtlayan ve Avrupa'da büyük kupa kazanan biri olur. Güney Amerika'sız futbol olur mu? Onlar da her yılın kendi kıtalarında yılın en iyi futbolcusunu seçiyorlar. Uruguay'dan El Pais gazetesi organize ediyor. Bu sezon babasının bir zamanlar kazandığı Copa Libertadores'i aynı forma altında Estudiantes ile kaldıran Seba Veron'a gitti ödül. Güney Amerika'nın en iyi onbirini de belirlemişler, Avrupa'nın en iyi onbiri karşısında şansları ne olur, tartışma konusu tabii. Son olarak Güney Amerika'nın son çeyrek asırdaki en iyi futbolcularını da listeledim.1986 – Antonio Alzamendi (Uruguay) River Plate
1987 – Carlos Valderrama (Colombia) Deportivo Cali
1988 – Ruben Paz (Uruguay) Racing Club
1989 – Bebeto (Brasil) Vasco da Gama
1990 – Raúl Vicente Amarilla (Paraguay) Olimpia
1991 – Oscar Ruggeri (Argentina) Vélez Sarsfield
1992 – Raí (Brasil) Sao Paulo
1993 – Carlos Valderrama (Colombia) Atlético Junior
1994 – Cafu (Brasil) Sao Paulo
1995 – Enzo Francescoli (Uruguay) River Plate
1996 – José Luis Chilavert (Paraguay) Vélez Sarsfield
1997 – Marcelo Salas (Chile) River Plate
1998 – Martin Palermo (Argentina) Boca Juniors
1999 – Javier Saviola (Argentina) River Plate
2000 – Romario (Brasil) Vasco da Gama
2001 – Juan Román Riquelme (Argentina) Boca Juniors
2002 – Jose Cardozo (Paraguay) Toluca
2003 – Carlos Tevez (Argentina) Boca Juniors
2004 – Carlos Tevez (Argentina) Boca Juniors
2005 – Carlos Tevez (Argentina) Corinthians
2006 – Matias Fernandez (Chile) Colo Colo
2007 – Salvador Cabanas (Paraguay) América de México
2008 – Juan Sebastián Veron (Argentina) Estudiantes de La Plata

İspanyolların Kalbi

İspanya güzel ülke ama havasından mı suyundan mı bilinmez nedir son yıllarda futbolcular genç yaşta ya saha ortasında yığılıp kalıyor; ya da erken teşhisle kariyerlerine son noktayı koyuyorlar. Sevilla'lı Puerta oyun içinde kalp krizi geçirmişti, kurtaramadılar. Espanyol kaptanı Dani Jarque kampta kalp krizi geçirdi, o da yasa boğdu ülkeyi. Real Madrid'de De la Red orta sahada harika top oynamaya başlamıştı, teşhis sonrası kariyeri bitme noktasına geldi ya da bitti. Son olarak Sevilla'da 23 yaşındaki Sergio Sanchez'in kalbindeki problem nedeniyle bırakın futbolu spor yapması yasaklandı. Adı geçen isimlerin hepsi 25 yaşında. Bu ne büyük rastlantı ve/veya talihsizliktir ya da ne oluyor bu İspanyol alt yapılarında!