1 Kasım 2012

Four Four Two / Kasım 2012


FFT yine dopdolu bir içerikle huzurlarınızda. Süper Lig'te oynamış en iyi 100 futbolcu, Alex de Souza, çılgın derbi günü ve çok daha fazlası kasım sayısında...
Türkiye'nin gelmiş geçmiş en iyi 100 yabancı oyuncusu
Gelmiş geçmiş en iyi yabancı oyuncular kimler? Türkiye'de bu soruyu sormak ve cevap aramak hiç kolay değil, çünkü verilecek cevap kimseyi tatmin etmez! Yine de FourFourTwo, bir metot belirledi, tüm oyuncuları puanladı ve Türkiye'nin en iyi 100 yabancısını listeledi. Aralara da röportajlar serpiştirdik. Hiç kolay olmadı!

Günahlarıyla sevaplarıyla Alex de Souza!
Çok yazıldı, çok çizildi. Her yaptığıyla, attığı tweetlerle olay oldu. Sonrasıysa malum... Tam sekiz sene önce başlayan bu hikâyenin sonunun böyle biteceğini kimse bilemezdi. En başından sonuna kadar unutulmayacak hikâyesiyle, bir devrin kapanışı Kasım sayısında!
Her yıldız futbolcu kötü ayrılmak zorunda mı?
Geçmişten bugüne baş karakterler değişse de kaçınılmaz son hep aynıydı. Son olarak Alex ve Quresma'yla tanık olduğumuz olaylara bir de geçmişin penceresinden baktık.
Unutulmaz Pazar!
Adana Demirspor-Adanaspor, Milan-Inter, Fenerbahçe-Beşiktaş, Barcelona-Real Madrid, Marsilya-PSG, Standard Liege-Anderlecht, Spartak Moskova-CSKA Moskova… Eminiz ki önceden planlanmış olsa bile böyle büyük maçları aynı güne getirmek neredeyse imkansız olurdu. Ama oldu ve FourFourTwo da unutulmayacak Pazar gününü hem de canlı canlı izleyerek mercek altına aldı.

Ayrıca; 
futbol dünyasının intikamları; Mustafa Aydın'ın hikâyesi; Rooney'nin en zor yılı; forma numaraları; Mersin İdman Yurdu; herkese Ibrahimovic posteri...

31 Ekim 2012

Krampon ve Gazete Kağıtları


Ev sahibi takımın hocası iflah olmaz derecede sağlamcıydı. “Önce kaleyi kapatlım beyler, bir gol bulursak ne ala” sözünü ezberlemişti oyuncuları. Böyle kapanan bir takıma karşı oynamayı sevmezlerdi. İlk yarıda açamadılar da zaten rakip savunmayı. Uzaktan şut deneyin demişti hocaları. O nefis şut doksandan içeri girdiğinde, memleketin ufak bir şehrinde bir adam fırladı ayağa... “Yaşa be kardeş yaşa, ne vurdu be” dedi. Salonda yalnızdı, golü uzaklarda atanla kardeş değildiler ama o zamanlar kardeş gibiydiler. Ayağa kalktı, yıllar önce dizinden geçirdiği ameliyatın bitmeyen sızısını hissetti ama üstelemedi. Yan odada duvara asılı olan çerçeveyi alıp salona döndü. 16 yaşındaydılar o karede, bir idman sonrası takım arkadaşlarından biri çekmişti, antrenmanlarını gazetecilerin izlemediği bir kulübün alt yapısında oynuyorlardı o zaman. Üşümüşlerdi, yorgundular ve sıcak çay isteyen gözlerle bakmışlardı objektife. O  nefis şutu yıllar sonra atanın doğduğu şehirde deniz de yoktu çim sahada. Dokuz kardeştiler ve bir ağabey, iki kardeşi de onun gibi futbola yetenekliydi ama aralarında en iyi olan da oydu. Seçmelere girerken, 38 numara ayaklarına giyecek afilli bir kramponu yoktu. 43 numara kramponların içine gazete kağıtlarını sıkıştırmıştı. Denizi olan ufak şehrin antrenörü ailesini ikna ettiğinde ufak valizi hazırdı ama gittiği kulüp tesisinde iki gün açmadı valizi. Üçüncü gün santraldaki çocuğu otogarın nerede olduğunu sordu. İdmandan çıkmışlar, altı kişi üç ranzada kaldıkları odada az bir muhabbetin ardından kendi kendine “Ben dayanamıyorum, evine döneceğim” demişti. Hem zaten evden çıkarken de annesine “Özlersem dönerim ana” demişti. Valizini aldı ama ondan bir yıl önce takımın alt yapısına gelen arkadaşına yakalandı.  “Nereye?” dedi. “Hiç, otogara, bir akrabımı karşılaşmaya gidiyorum.” İnanmadı ondan bir yaş büyük olanı. Peşine takıldı. Otogarda buldu onu.”Üzme beni kardeş, sabret, yetenekli adamsın, İstanbul’da top oynarsın sen” dedi. Elinde valiz olan genci ikna etmek için bir saat dil döktü. Denizi olmayan şehrin çocuğu en sonunda “Peki” dedi ve gülümsedi.

Mehmet Topal, 26 yaşında. Malatya’dan Çanakkale Dardanel alt yapısına geldi. Oradan Galatasaray’a transfer oldu. Valencia’da iki sezon forma giydikten sonra kariyerine Fenerbahçe’de devam ediyor. Onu otogardan geri çeviren Erdoğan sakatlandı, erken yaşta futbolu bıraktı, Mehmet ile gurur duyuyor. (442- Türkiye / Ekim 2012) 

Üç Pasaport Eskiten Çocuk


Bir başka takıma, bir başka şehire gitmek zordur. Bir başka ülkeye, dilini bilmediğin topraklara gitmek ise bir kara delik sanki. Hele bunun için ilk kez valiz topluyorsun, karıncalanır vücudun, ürperirsin, üşürsün, yalnızlık sarar dört bir yanını kalabalıklar içinde. Futbolun en esaslısının oynandığı ülkenin başkentindeydiler.  Kalabalık şehrin banliyösünde ağaçlar arasına gizlenmiş, kapısından içeriye gazeteci sokulmayan bir otel. Perdeleri sıkı sıkıya kapatılmış, hep akşamı yaşayan odada bir akşamüstü sohbetiydi onlarınki. “Kralını oynarım ağabey, biliyorsun beni” dedi. Diğeri cevap verdi: “Biliyorum, bilmez miyim, sen de bu özgüven oldukça geçemeyeceğin defans yok.”İyi ki varsın ağabey” dedi, futbolcu. Adam “Sen de kardeş, sen de iyi ki varsın. Gurur duyuyorum seninle” dedi. Kardeş değildiler, adam gazeteci kimliğini de odanın dışında bırakmıştı, iş değil dostluk saatiydi. “Hatırlıyor musun yıllar önce bana uçakta bir deplasman dönüşü ne demiştin? Alt yapıdaydın.” Futbolcu gülümsedi, “Hatırlamaz olur muyum abi, ben yeteneğime güveniyorum ama A takıman çıksam bir yarıyı çıkartamam. Tempo çok yüksek orada. Kendimi geliştirmem lazım, özgüvenimi de böyle toparlarım” demiştim. “Ben de sana kaç pasaport eskittin daha 18’ine gelmeden?” diye sormuştum dedi adam.  “Üçtü değil mi?” Sağ açıkta başlayan kariyerinde milli takımların alt yaş gruplarında her zaman aranan adam olmuştu. O milli maç senin, bu milli maç benim derken de üç pasaport birden eskitmişti. Futbolcu olanı oturduğu koltukta dizlerini karnına çekti, başını öne eğdi ve adama “Burada da en iyisini yapacağım ağabey” dedi. “Çok çalışacağım, ben güçlü olduğum sürece bu takımda banko oynarım. Kimse bana yapamadı, gerdi döndü diyemeyecek. Artık aklımda olan tek şey futbol” derken de sanki uzak köşeye plaseye bırakmış gibiydi. “Goolll” diye bağırmak geçti adamın içinden... Memleketin en kalabalık şehrinde, en kalabalık semtlerden birinde sokak aralarında futbol oynayarak büyümüştü her çocuk gibi ama onun Tanrı vergisi yeteneğini semtin ağabeyleri keşfetmişti. Fedakar babaları, onun ve kardeşinin bir dediğini iki etmemiş, onları mutlu birer çocuk olarak büyütmüştü. O bu büyük Avrupa şehrine gelmeden önce de kazandığı paralarla, önce ailem demişti. Odada birbirlerine sarıldılar, çocuk, adının yazılı olduğu yeni takımının formasını imzaladı.  

Arda Turan, 25 yaşında. Bayrampaşa’da büyüdü. 8 yaşında Altıntepsi’de futbola başladı. 12 yaşında Galatasaray alt yapısına geldi. Bir yıl sonra uzaktan izlediği, maçlarda toplarını topladığı ağabeyleri Parken’da UEFA  Kupası’nı ardından Monaco’da Süper Kupa’yı kaldırdı.  Atletico Madrid’de ilk günden itibaren onbirin değişmezi olan Arda Turan, birinci sezonunda Bükreş’te UEFA Kupası’nı ardından Monaco’da Süper Kupa’yı kaldırdı. Özgüveni hep vardı artık ağabeyleri kadar da koşuyordu... (442-Türkiye/Ekim 2012)

30 Ekim 2012

İlk Şut...


İhtiyar kurt soyunma odasından ufak adımlarla basın toplantısının yapılacağı salona girdi, yeni transfer onu kapıda başını öne eğerek selamladı ve ardından kendisine gösterilen koltuğa oturdu. Tabloid medyasının cevval muhabiri ilk kanı akıtmak istiyordu ve sordu: “Bu transfer şehri karıştırmayacak mı?” Yeni transfer ezeli rakibin eski golcüsüydü ve bu iki takımın taraftarının en son aklına gelecek şey kolkola maç izlemekti. İhtiyar kurt, soruyu soranın iki kuşak öncesininin de laf ebeliğini susturmuştu, soru muydu şimdi bu? “Bana cevabını bildiğin soruyu sorma evlat” dedi ve ekledi: Eğer onlar artık bu çocuktan nefret ediyorlarsa, bizimkiler de fazlasıyla seveceklerdir onu”. Golcü ayağı kalktı ve şehrin bir yakasını ne ilk kez ne de son kez bölecek olan hareketi yaptı. Yeni formasıyla o artık, kuzeyin öte tarafının adamıydı. Doğduğu topraklar kıtanın en ufak ülkelerinden biriydi. O doğduğunda sömürgeci ülkenin milli takımı kendi kıtasında en büyük kupayı kaldırıyordu. Tekin sokakları olmayan, yoksulluğun kol gezdiği bir şehirde emekleyen çocuklarının ilk adımını görmek için yanıp tutuşan bir anne-baba. Çocuk üç yaşına geldiğinde hala emekliyordu ama yürümüyordu işte. Doktor, doktor gezdiler ama çareyi söyleyeni bulamadılar. Usanan anne “Artık doktorlara inanmıyorum, tek çare dua etmek” dedi ve çocuğu kucağına alıp kilisiye koştu. Rahip, ağlayan kadını sakinleştirdikten sonra çocuğu kucağına aldı, “Yedi gün boyunca kilisiye geleceksin ve kucağında çocuğunla birlikte dua edeceksin” dedi. Kadın, sadece başını salladı. Ertesi sabah çocuk sırtında kiliseden içeriye girdiğinde güneş yeni yüzünü gösteriyordu küçük ülkenin küçük şehrine. İki, üç, dört, derken, yedinci gün geldiğinde kadın umudunu yitirmişti... Kiliside kendisinden başka kimse yoktu ve dışardan top oynayan çocukların sesi geliyordu. Sonra bir gürültü koptu, çocuklardan biri topa abanmış, kilisenin açık kapısından içeri giren top oturma sıralarından sekip koridora düşmüştü. Kadın oturduğu yerden kalkarken dizinin dibindeki çocuk ayağa kalktı ve topa doğru yürümeye başladı ve hayatının ilk şutunu attı, gol olmadı elbet ama çocuk sonunda golcü oldu. 

Emmanuel Adebayor, 28 yaşında. 11 yıldır Avrupa’da muteber golcüler arasında. Arsenal sonrasında Tottenham forması giyerek Kuzey Londra’da en nefret edilen Togo’lu olmayı başardı!.(4-4-2 Türkiye /Ekim 2012)

Kazanmak İstiyorsan Koş...


“İyiymiş” dedi takımın en uzun boylusu. Sezonu yeni açmışlar, aralarına yeni katılanları ilk idman öncesinde soyunma odasında süzüyorlardı. Herkes herkesi sahadan tanıyordu ama önemli olan dört duvar arasında nasıl bir adam olduğunu öğrenmekti. Soruyu soran “İyiden fazlası olmalı bu adamda. Bu takımın iyiye değil çok iyi top atacak adama ihtiyacı var. Geldiği yerde ilah olması beni hiç ilgilendirmiyor, bakalım burada formayı nasıl kapacak” diye devam etti. Hiç hoşlanmamıştı yeni 10 numaradan. Sessiz ve biraz da kibirli gibiydi, aynı dili de konuşmuyorlardı, üstelik yeni transfer kendi dilinin konuşulduğu bir yabancı ülkeye gelip ondan bir adım öne geçmişti.  Onun idman sevmediğini anlamak için çok fazla beklemelerine gerek kalmadı. Başka kıtanın 10 numarası, düz koşu yapmayı sevmiyor, fitness salonuna da pek uğramıyordu ama sahada dört gözü olan bir canavardı. Top ayağına geldiğinde ikiye bir yapmayı seviyor ve santrforun önüne lokum gibi paslar atıyordu. Lig, takım için iyi başlamadı. Yeni 10 numaraya da teknik direktör kafayı taktı. Sabah idmanlara uykusuz geliyor ve kondisyonunu bir türlü takım seviyesinde tutamıyordu. Kulüp özel hayatını takip etmesi için bir adamını görevlendirdi ama 10 numara, bar kapısı bile bilmiyor, idmandan sonra evinin geldiği günden beri kaldığı otelin yolunu tutuyordu. Bir deplasman dönüşü kaybedilen üç puanın hıncını 10 numaradan çıkardı teknik direktör: “Sahada ayakta duracak halin yok. Burada tutunamazsın.” Söylediklerini 20 yıl önce de o uzak ülkede bit başka teknik adam söylemişti ama ne büyük takımın hocası bundan haberdardı ne de 10  numaranın kendisi..  Doğduğu şehrin esaslı takımlarından birini alt yapısında başlamıştı futbola. Hocası onun yeteneklerine hayrandı ama çözemediği de bir sorun vardı. 10 numara idmanlara yorgun geliyor, üstelik izin gününden sonraki ilk idmanda çok daha yorgun görünüyordu. Bir gün idmandan sonra çocuğun peşine düştü. 10 numara, toprak sahada minyatür kale maçta takımını toparlamıştı. Sahanın uzak köşesine çekildi teknik direktör ve büyük bir şaşkınlıkla çocuğu izlemeye başladı. 10 numara deli gibi çalışıyordu sahada, kenardaki kalabalık dikkatini çekti, ellerinde paralar, kendi yaşındaki adamlar sahaya direktifler yağdırıyordu. Şehirde bilinen bir kumar türüydü. Bahis çocukların maçlarına oynanıyor ve kazanan takım da bahislerden yüzde alıyordu. Çok kazanmak istiyorsan, sahayı kaybetmemek için sabahtan akşama kadar maçları almak zorundaydın ve 10 numaranın babası da o ufak çaplı bahis medyasının adamlarından biriydi. Çocuk koşmak zorundaydı çünkü akşamları bazen hayat onun için zorlaşıyordu... 

Juan Roman Riquelme, 34 yaşında. Avrupa kariyerinde formasını giydiği Barcelona ve Villarreal’de koşmadığı için eleştirildi, dünya onu bir Boca Juniors efsanesi olarak anıyor şimdilerde... (4-4-2 Türkiye /Ekim 2012)

Maradona "52"


Yeni bir sözüm yok... Mükemmel olmayan adamların en mükemmeli... 52 yaşında...
Goikoetxea-Schuster-MaradonaMaradona Giderken
20 Yıl Sonra Napoli ve Maradona
Si Yo Fuera Maradona
Maradona der ki
Yeni Maradona
25 Yul Önce Maradona ve Nunez
20 Yıl Önce Napoli
Queen ve Maradona
17 Kasım 1976 ve Maradona
Pele Maradona ve Ronaldinho

26 Ekim 2012

Falcao'nun Evi Calderon

Atletico Madrid, Radamel Falcao'ya Ballon D'or adaylığı için bir destek videosu hazırlamış: "Kaplan'ın Evi:Calderon" Bu kulüp bu işi biliyor ve doğru insanlarla çalışıyor. İzleyin, söz sizde...

Hafta Sonu Futbol


26 Ekim Cuma
20:00 Kasımpaşa - Beşiktaş @Ligtv
20:00 Elazığspor - Eskişehirspor @Ligtv 2
21:30 Augsburg - Hamburg @TRT Haber

27 Ekim Cumartesi
14:00 Şanlıurfaspor - Adana Demirspor @TRT 1
14:45 Aston Villa - Norwich City @Ligtv 3
16:00 Mersin İY - İstanbul BŞB @Ligtv
16:30 Freiburg - B.Dortmund @TRT Haber
17:00 Arsenal - QPR @Ligtv 3
19:00 Real Betis - Valencia @NTV Spor
19:00 Galatasaray - Kayserispor @Ligtv
19:00 Sivasspor - Akhisar  @Ligtv 2
19:00 Konyaspor - Rizespor @TRT Spor
19:30 Manchester City - Swansea City @Ligtv 3
21:30 Internacional - Palmeiras @Ligtv 2
23:00 Rayo Vallecano - Barcelona @NTV Spor

28 Ekim Pazar
15:30 Everton - Liverpool @Ligtv 2
16:00 Karabükspor - Gençlerbirliği @Ligtv
17:30 Stuttgart - E.Frankfurt @TRT Haber
19:00 Trabzonspor - Bursaspor @Ligtv
19:00 Gaziantepspor - Orduspor @Ligtv 2
19:00 Chelsea - Man. United @Ligtv 3
19:00 Karşıyaka - Göztepe @TRT Spor
19:30 Bayern Münih - B. Leverkusen @TRT Haber
20:45 Atletico Madrid - Osasuna @NTV Spor
22:30 Mallorca - Real Madrid @NTV Spor

29 Ekim Pazartesi
20:00 Fenerbahçe - Antalyaspor @Ligtv

23 Ekim 2012

Tiyatro Okulu

Barselona'da bir Tiyatro Okulu'nun reklamı... Gayet şık ve akıllı bir iş. Bu ikisi kadar iyi "oyuncu" yetiştiriyorlarsa ne ala...

19 Ekim 2012

Hafta Sonu Futbol


19 Ekim Cuma
19:00 Bochum - Hertha Berlin @FogTV
20:00 Gençlerbirliği - Galatasaray @Lig TV
21:30 Hoffenheim - G. Fürth @TRT Haber

20 Ekim Cumartesi
12:30 Anzhi - Spartak Moskova @Lig TV 3
14:00 Dynamo Dresden - E. Braunschweig @FogTV
14:00 Boluspor - Torku Konyaspor @TRT 1
14:45 Tottenham Hotspur - Chelsea @Lig TV 3
16:00 Orduspor - Elazığspor @Lig TV
16:30 B. Dortmund - Schalke 04 @TRT Haber
17:00 Salzburg - R2 Pellets Wac @FogTV
17:00 WBA - Manchester City @Lig TV 3
19:00 Bursaspor - Fenerbahçe @Lig TV
19:00 Antalyaspor - Sivasspor @Lig TV 2
19:00 Real Madrid - Celta Vigo @NTV Spor
19:00 Gaziantep BŞB - Şanlıurfaspor @Trt Spor
19:30 Werder Bremen - B.Mönchengladbach @TRT Haber
19:30 Norwich City - Arsenal @Lig TV 3
19:30 Werder Bremen - B.Mönchengladbach @TRT Haber
23:00 La Coruna - Barcelona @NTV Spor
00:30 Gremio - Coritiba @Lig TV 3

21 Ekim Pazar
14:00 Tavşanlı - Karşıyaka @Trt Spor
14:30 Aalen - Energie Cottbus @FogTV
16:00 Eskişehirspor - Karabükspor @Lig TV
16:00 Kasımpaşa - Mersin İY @Lig TV 2
16:00 Inter - Catania @Trt Spor
16:30 Nürnberg - Augsburg @TRT Haber
17:00 Austria Wien - SK Rapid Wien @FogTV
18:00 QPR - Everton @Lig TV 3
18:30 Hamburg - Stuttgart @TRT Haber
19:00 Beşiktaş - Trabzonspor @Lig TV
19:00 Samsunspor -  Erciyesspor @Trt Spor
19:00 Akhisar Belediyespor - Gaziantepspor @Lig TV 2
19:00 Denizlispor - Çaykur Rizespor @TRT Web
19:00 Adana Demirspor - Manisaspor @TRT Web
21:00 Atletico Mineiro - Fluminense @Lig TV 3
22:30 Real Sociedad - A. Madrid @NTV Spor

22 Ekim Pazartesi
19:15 TSV Munchen - FC Aue @FogTV
20:00 Kayserispor - İstanbul BŞB @Lig TV
20:00 Göztepe - Adanaspor @Trt Spor

16 Ekim 2012

Cassano&Nagatomo

Cassano: "İnter'de en iyi arkadaşım Nagatomo çünkü konuştuğumuzda birbirimizi anlamıyoruz. Sürekli birşeyler anlatıyor, ben de gülüyorum. Ben konuşunca o da gülmeye başlıyor. Anlaşabilsek, otomobillerden, kadınlardan konuşuruz da anlaşamıyoruz işte, ama olsun en iyi arkadaşım Nagatomo."

12 Ekim 2012

Ben Daniel Rojo

Hayat benim için bir oyundu ve ben bu oyunu oynamayı çok seviyordum. Franco ölünce Barselona’da herkes Katalan kesildi, komünist oldu. 13 yaşındaydım. Lou Reed dinliyor. Bukowski okuyordum. 15 yaşında eroinman oldum. Babamın cebinden para çalıyor, mafia gibi giyinmeyi seviyordum. Güzel kızlarla çıkıyor, sokakta başım belaya girdiğinde belimden silahımı çıkartıyordum. Hayatın bir oyun olduğunu 16 yaşında koluma dövme yaptırdım. Sonra soygunlara başladım, evler, eczanaler, dükkanlar ve sonunda bankalar. 1986’da hapishanede hepatit kaptım, sonra da Aids oldum. İkisinden de yırtmayı başardım. Her çıktığımda bankalara dadanıyordum.Haftada beş banka soyduğum olmuştur. Bütün kariyerimde de 500 olmuştur galiba... Soygun da futbol gibidir. İdman yaparsın; oynadıkça,çaldıkça daha iyi olursun. Bana Milyoner lakabını taktılar. 1989’da La Modelo hapishanesinden çıktığımda bir kafeye gittim, 2 saat sonra bir başka bankayı soymaya karar verdim ve soydum. Şimdi 50 yaşına geldim. Barselona’da Zaragoza mahallesinde yaşıyorum. Artık temizim, uyuşturucu kullanmıyorum, içki içmiyorum, kendimi aileme adadım. Kendimi o hayattan kurtardığımda sene 1997 idi. Boyum 1.95 kilom 120. Yakın koruma olarak çalışıyorum uzun yıllardır. Rolling Stones’un İspanya turnesinde de yanlarında olan bendim. Futbol dünyasına Rijkaard sayesinde girdim. Benden futbolcuları Barselona’nın gece kulüplerinde arkalarını kollamamı istemişti. Çok içip kendi başına eve dönemeyecek olanları sırtlayıp evlerine bırakıyordum. Peşlerinde çok kadın vardı. Bir gün futbolculardan biri, gece kulübünde VİP bölümünde iki kızla sevişirken, kızlar telefonlarıyla fotoğraflarını çekmişler. O telefonları imha ettim. Benim işim onları Barselona’da temiz tutmaktı. Cruyff ve Neeskens hayranıydım çocukluğumda. Messi’yi idmanlara götürür getirirdim. Onun hayatta anlatacağı fazla hikayesi yoktur. Yemek yerken benim soygun maceralarımı dinlerdi. Messi bu yaşa kadar sadece futbol oynadı ve çalıştı. Hayatı keşfettiğini sanmıyorum. Belki bundan sonra tadını çıkartır hayatın. Rijkaard gidince işi bıraktım. Arada bir Barcelona maçlarına gidiyorum. Geçen yıl maç çıkışında futbolcuların çıktığı tünelde bekledim. Messi beni görünce sarıldı, Mascherano, karısı ve Messi’nin sevgilisiyle yemeğe gittik. Yemekten sonra arabayı Messi kullanıyor ben yan koltukta oturuyordum. Yerleri değişmiştik. Beni evime kadar bıraktı. Mutlu oldum... Ben Daniel Rojo... Bir zamanlar İan Dury’den, “Sex&Drugs&RocknRoll” dinlerdim... Artık “Milyoner” değilim... (La Gazzetta, La Razon, ABC)

5 Ekim 2012

El Clasico 7/10

Son yılların en çok siyasi mesaj içeren El Clasico'su olacağı kesin. Barselona'daki kampanyalar Pazar akşamı Camp Nou'yu arenaya çevirecek. Video'yu izlemek yeterli. "İki bayrakla gelin diyorlar. Koreografi de 98 bin kartonla Katalonya bayrağı....

Video:7/10/2012
Real Madrid: 1 Barcelona: 2
Real Madrid: 1 Barcelona: 3
Süper Kupa 2011
Barcelona: 1 Real Madrid: 1
Real Madrid: 0 Barcelona: 2
Real Madrid: 1 Barcelona: 1
Barcelona: 5 Real Madrid:0
Real Madrid:0 Barcelona: 2
Barcelona: 1 Real Madrid:0
Real Madrid:2 Barcelona:6
Barcelona: 2 Real Madrid: 0
Real Madrid:4 Barcelona:1
El Clasico'da İhanet
Laporta döneminde Barcelona vs. Real Madrid
Barça ve Kaçan Yıldızlar
Ben Luis Figo

Hafta Sonu Futbol


5 Ekim Cuma
19:00 Hertha Berlin - 1860 Münih @FogTV
20:00 Trabzonspor - Kasımpaşa @Lig TV
20:00 Karabükspor - Orduspor @Lig TV 2
20:00 Gaziantepspor - Antalyaspor @Lig TV 3
21:30 Augsburg - Werder Bremen @TRT Haber
22:30 Celta Vigo - Sevilla @Ntv Spor

6 Ekim Cumartesi
14:00 Tavşanlı Linyitspor - Kayseri Erciyesspor @TRT Spor
14:45 Manchester City - Sunderland @Lig TV 3
16:00 İstanbul BŞB - Gençlerbirliği @Lig TV
16:30 Bayern Münih - Hoffenheim @TRT Haber
17:00 Chelsea - Norwich City @Lig TV 3
19:00 Galatasaray - Eskişehirspor @Lig TV
19:00 Elazığspor - Akhisar Belediyespor @Lig TV 2
19:00 Samsunspor - Denizlispor @TRT Spor
19:00 Göztepe - Konyaspor @TRT Web
19:30 Schalke 04 - Wolfsburg @TRT Web
19:30 West Ham United - Arsenal @Lig TV 3
23:00 Real Betis - Real Sociedad @Ntv Spor

7 Ekim Pazar
14:30 Ingolstadt 04 - Kaiserslautern @FogTV
15:30 Southampton - Fulham @Lig TV 3
16:00 Sivasspor - Bursaspor @Lig TV 2
16:30 Mönchengladbach - E.Frankfurt @TRT Haber
18:00 Newcastle United - Manchester United @Lig TV 3
18:30 Hannover 96 - Borussia Dortmund @TRT Haber
19:00 Fenerbahçe - Beşiktaş @Lig TV
19:00 Mersin İY - Kayserispor @Lig TV 2
19:00 Adana Demirspor - Adanaspor @TRT Spor
20:50 Barcelona - Real Madrid @Ntv Spor
22:30 Atletico Madrid - Malaga @Ntv Spor

İtalya Serie A, Fransa Lig 1 ve İngiltere Federasyonu Kupası (FA Cup) maçları Tivibu ve TRT ekranlarından yayınlanacak. 

4 Ekim 2012

Sabahattin Bey ve
Pep Guardiola

Lokantası hep doludur Sabahattin Bey’in. Balık satar İstanbul’un deniz görmeyen eski bir semtinde. Bir lord kadar şıktır, İtalyan papuçları, kruvaze ceketleri, beyaz pantolonu ve kimi zaman ipek fuları... Kapıda yakalamadıysa mutlaka masada bulur sizi ve selamını eksiz etmez ilk kez ayak bassanız bile dükkanına. İşini sever, dürüsttür, “deniz levreği” diyorsa o deniz levreğidir, sosa bulamaz mezelerini, sadede lezzzeti bulmuştur. Patrondur ama bir bakarsanız salatayı getirmiş, boşalan kadehi doldurmuş ve hatta kül tablasını değiştirmiş. Hafif mahcubiyet bile uyandırır müşterisinde bunlar... Sabah gün doğmadan gidip balığı halden seçer ya da oltacısı gelir bırakır, mutfağa girecek malzemesini özenle satın alır ve yıllardır değişmez... Hikayesi olan adamdır Sabahattin Bey.“Ben de yapabilirim” diyebilirsiniz, diyorlar zaten... Ne dükkanlar açılıyor ve ne işletmeler batıyor bu şehirde: “Ben de doldururum dükkanı, ben de kurarım bu düzeni.." 
 
Sabahattin Bey’i, “Balıkçı Sabahattin” yapan neyse, Guardiola’yı da “Guardiola’lı Barcelona” yapan odur işte... “Barcelona’yı ben de çalıştırırım, benim de elimde Xavi-İniesta-Messi olsa ben de kazanırım...” Sabahattin Bey, dükkanı sana bıraksa üçüncü günde kasaya kurulur hesapları sayarsın, Guardiola da sana takımı emanet etse; bir hafta sonra soyunma odasında sesini duyuramazsın. O dükkanı oğluna bırakır; Guardiola da Tito Vilanova’ya... Gelenektir bu, dükkanları eskiten, tarihi müessese yapan... Bizim memlekette 10 yıl önce açılmış köfteci tabelasına “Tarihi” yazdığından idrak etmemiz zordur. Tarih böyle yazılır aslında, bir lokantanın kapısında ya da bir kulübün soyunma odasında... İsimler değişir; zaman yorar, tüketir adamları ama gelenek sürer. Rinus Michels’ten öğrendiklerini Cruyff koyar sahaya... Onun inandığı, mirasını bıraktığı Rijkaard gün gelir alır bayrağı... Sonra dükkanda servis aksayınca devreder Guardiola’ya... Sen ona “Genç teknik adam” dersin, önünü açtılar sanırsın ama o zaten yaşlanmıştır Camp Nou’nun duvarları arasında. Şen kahkahaların yükseldiği, kadehlerin tokuşturulduğu lokantalar kadar mesut ortamlar değildir ama futbol dünyası. Zirveye de çıksan tepede oksijen azalır, kazandığın kupalar bir oksijen maskesi olmaz sana. Dört yılda fotoğraf fotoğraf, çizgi, çizgi çöken Pep Guardiola’nın vedası da bundandır belki de...
O nefes almaya gitti ama onun gibilerinin yolunu açarak... Ya da onun gibi olacaklarına inandıklarını takımlarının başına getiren kulüp başkanlarını terse yatırarak (!) ‘Ne kadar yaşlı, o kadar tecrübeli’den; ‘genç olsun ama Guardiola gibi yolu açık olsun’a dönen son yılların teknik adam tercihinde hadi peki trendinde, oltaya takılanların ağzından iğneyi alalım. Bakalım hangileri istavrit, çinekop hangileri kaya balığı?
Luis Enrique, Guardiola gibi Barcelona’nın alt yapısında çalışmış ama iş A takım hocalığına gelince önce Katalan olmadığı için kaybeden sonra doğru zamanda doğru yerde olamadığı için valizi toplayan bir futbolcu eskisi. Çiçeği burnunda bir teknik adamdı Roma’ya geldiğinde asabi Luis Enrique. Atletico Madrid’in teklifini kabul etmeyen ve Roma gibi kadrosunda “Totti ne isterse o olur” kalibresinde bir kaptana sahip kulübe gelmek pek akıl karı değildi. Roma, Guaridola modelinden etkilenmiş, futbolculuk kariyerinin heybetiyle İspanyol’a güvenmişti. Olmadı... Luis Enrique bu işe soyunan kendisi gibi tecrübesiz isimlerin bunu ilk kendi ülkelerinde başardıklarından haberdar değildi galiba (!) Kendisi gibi Guardiola modeli olan Roma eskisi Montella’dan bayrağı teslim alan Luis Enrique, “İspanyollar, İtalya’da başarılı olamaz” klişesinin altına bir çentik daha attırdı ve evine döndü. Oysa ki o da Guardiola gibi alt yapıdaki oyuncuları en usta şeflerin lokantalarına götürüyor bir ağabey gibi seviliyordu Barcelona’da. Niye acaba? Leonardo, sambacılar arasında Avrupa kariyeriyle en saygı gören isimlerden biriydi. Milan da onun eviydi. 12 yıldır futbolcu, sportif direktör kartvizitiyle çıkmadığı Milanello tesislerinde gün geldi Ancelotti’den boşalan koltuğu oturdu. İtalyan medyası “yok artık” dedi. Kariyerinde takım çalıştırmamış Brezilyalı, sahada ne kadar efsane olursa olsun, Çizme’nin devinin başına nasıl geçerdi? Inter’den yediği 4 golü, Real Madrid’e 3 atarak belki telafi etti ama Manchester United ile eşleşmeden 180 dakika tabelaya 7-2 yazınca, patron Berlusconi bileti kesti. Leonardo, Guardiola olamadı ama Judas oldu! Büyük ümitlerle Inter’e getirilen Rafael Benitez gönderilince devre arasında kovulmanın intikamını, Milan’a ihanet ederek aldı ve şehrin öteki renklerine bağladı kendini. Fakat sadece altı aylığına. İtalya Kupası’nı kazanmasına rağmen, Mourinho artığı takımdan kaçmayı uygun gördü ki soluğu sportif direktör olarak Paris Saint Germain’de aldı. Futbol dünyası küçük... Bir zaman sonra da koltuğuna oturduğu Ancelotti’yi kendi getirip teknik adam yaptı Katar sermayesiyle uçan kulübe. Leonardo da, Guardiola olamadı. Neden acaba? İz bırakmayan bir futbolcunun büyük teknik adam olması, en damardan olanı, Mourinho’nun hikayesi, uzun ve başkadır ama onun öyküsü bizzat Mourinho ile başlar. Andre Villas Boas, Porto’da 17 yaşındayken rakip takımları izleyip analiz videolarını hazırlayan beyindi. Mourinho, Şampiyonlar Ligi’ni ilk kez kazanırken de rakiplerin eksilerini onun raporlarından okudu. “Çocuk”, Chelsea yıllarının ardından Mourinho’dan koptu ve alttan başladı. Academica’da vitrine çıktı ve Porto’nun başına geçip sezon sonunda dünyaya “Benim adım Andre Villas Boas beyler” dedirttiğinde sadece 32 yaşındaydı. Guardiola modelinin en parlak temsilcisi olacak” denilen Boas, doğduğu toprakları çok erken terkedip, entrikalarla tarihi yazılmış Ada’nın yolunu tuttu ve... Chelsea’de takımın ağır ağabeylerine söz geçiremedi, kendi futbolunu oynatamadı ve gönderildi... Bıraktığı takım, bir başka genç teknik adam DiMatteo ile Şampiyonlar Ligi’ni kazanırken; Boas, parlak zekasının kredisinin hatrına, şimdi Tottenham’ın başına geçti. Londra’da bir başka kulüpte olursa ne ala... Olmazsa neden acaba? Ranieri’yi gönderen İnter Başkanı Moratti onu göreve getirdiği ismini kulüpte bile bilmeyen vardı hiç şüphesiz. Andrea Stramaccioni, 25 yaşından beri Roma ve çevresinde alt yapılarda çalışmış ve iki seneden daha bir az zamandır da Inter alt yapısında görev yapan bir teknik adamdı. Leonardo’ya burun kıvıran gazeteler onun için de patırtı kopardı elbette. Guardiola modelini bir de Inter denese fena mı olurdu. Pro Lisansı bile olmayan bu genç teknik adam, Milano derbisinde Milan’ı devirip ezeli rakibinin şampiyonluk yoluna koca bir taş koyunca, Inter taraftarından geçer not aldı ama yeni sezonda işi zor. İhtiyarlar heyetinin olduğu Inter soyunma odasında bu “tüysüz” delikanlı ne kadar dayanabilecek, onun tahminini yapıyorlar şimdi İtalya’da... Leonardo’dan sonra Stramaccioni de olmazsa, neden acaba? Kaya balıklarının en akılda kalanları bunlar. Peki ağızda tat bırakanlar? Genç yaşta çalıştıkları kulüplerin müzelerine yeni raf taktıran tek adam Guardiola değil elbette. Dört ülkede de şampiyonluk gören Jose Mourinho ondan önce yola çıktı ama son dönemde Bayern Münih gibi bir devi iki kaz alt etmeyi başaran B.Dortmund’un futbol aklı Jürgen Kloop, takımın başına geldiğinde 41 yaşındaydı. Onu buraya getiren ise 30’ların başında yönetmeyi başladığı Mainz’dı elbette. Conte orta karar bir takım bile çalıştırmadan küllerinden doğan Juventus ile sezonu namağlup şampiyon tamamladı. Boas ile dikiş tutturamayan Chelsea’nin “geçici” teknik adamı Roberto Di Matteo, Abramovich’in kabusu olan Şampiyonlar Ligi’ni kazanıp takımın başında kalmaya hak kazandı. Liverpool bu sezon Guardiola kadar genç birini tercih etti. Swansea City’de parlayan Brendan Rogers... Roberto Martinez de Wigan’a geldiğinde Guardiola’nın bayrağı teslim aldığı yaşta değildi. İstavrit de olsalar, çinekop da olsalar hiçbiri Guardiola gibi bir lüfer değil... Neden acaba? Belki de her şey değil ama çok şey saha dışındaki yaşanmışlıklar... Biraz hayat bilgisi, biraz felsefe, biraz cesaret, biraz şefkat, biraz disiplin, biraz özgüven, biraz ihanet, biraz aşk, biraz keder, biraz tutku, biraz inat, biraz vefa, biraz müzik (Viva La Vida/Coldplay) biraz şiir, biraz roman...
Josep Guardiola: Neden acaba?

Barcelona altyapısının çalıştığı ve “Mini” olarak bilinen tesislerde 30 yıldır bir taraftar her gün genç oyunculara destek veriyordu. İşi olmayan Cristobal uzun yıllardır Barcelona kulübü idareciler, teknik adam ve futbolcuların yardımıyla hayatını idame ettiriyordu. Guardiola, 25 yıldır tanıdığı bu yaşlı adamı, Camp Nou’da yedikleri yemeklere davet etti. Cristobal artık takımla birlikte yemek yerken, Guardiola futbolcuların “Başkan hayatlar”ı keşfettikleri söylüyordu. Camp Nou’da 2009’da kazanılan Real Madrid maçı sonrasında soyunma odasında sevince Cristobal da ortak oldu. Birkaç saat sonra mutlu bir şekilde hayata veda etti.
Barcelona’ya geldiği günden bu yana sakatlıklar boğuşan Arjantinli stoper Gabi Milito’ya daha kulübe resmen hoca olmadan önce hastanede ziyaret etti ve dibe vurmuş futbolcuya sahip çıktı. Üç saatlik görüşmenin ardından medyanın karşısına geçti ve “Milito’yu sahada görmeyi, kupa kazanmaya tercih ederim” dedi.
Rijkaard’dan boşalan koltuğu oturan Guardiola’yı, Barcelona’da teknik direktörün çalıştığı odada ufak bir televizyon bekliyordu. Göreve geldiği ilk gün Barselona’da kendi cebinden büyük ekran bir televizyon ve kayıt cihazları aldı, kulübün faturayı ödeme teklifini reddetti.
Barcelona’nın sponsoru Audi, teknik direktör ve futbolculara her sezon başında birer otomobil hediye ediyordu. Guardiola otomobili, teknik ekibindeki antrenörlere de verilmediği için kabul etmedi ve “Biz bir ekibiz” dedi.
Barcelona’da takım içi disiplinine uymayan futbolcular takım arkadaşlarına yemek ısmarlıyordu. Guardiola bu geleneği de değiştirdi. Dört galibiyet arka arkaya aldıklarında takımı yemeğe kendi cebinden götürdü ve futbolcuların ödeyeceği para cezalarının Rett sendromuyla savaş veren bir vakıfa bağışlanacağını açıkladı.
2008 Kasım’nda teknik ekibi içinde kaleci antrenörü olarak görev yapan Juan Carlos Unzue’nin babası vefat etti. Barcelona’nın ertesi gün maçı olmasına rağmen Guardiola, kulüp idarecilerine tüm takım ve teknik kadronun Barselona dışındaki cenazeye katılacağını söyledi. Cenazede “Günlük yaşıyoruz. Bugün burada olmamız gerekiyordu. Yarın maça bakarız” dedi.
Şampiyonlar Ligi finalinde Barcelona’nın rakibi Manchester United’dı. Finale bir hafta kala Katalanlar, Roma’ya çıkartma yapmaya hazırlanırken, Guardiola, kulüpte 33 yıl boyunca masörlük yapan Angel Mur’un bileti olmadığını öğrendi. Genç hoca, çocukluğundan beri tanıdığı yaşlı masörü özel davetlisi olarak Roma’ya götürdü.
Roma’da kazanılan Şampiyonlar Ligi kupasının rehavetiyle ligde şampiyonluğu garantileyen Barcelona sezonun son haftasında Deportivo La Coruna deplasmanına gitti. 1-1 biten maçın ardından Guardiola, kafiledeki masörden, malzemeciye, futbolcudan, yöneticiye kadar herkesi sürpriz bir yemeğe götürdü. La Coruna’da rezerve ettiği restoranda masa ıstakoz ve şampanyalarla donatılmıştı.
Kral Kupası’nda 3. Lig ekibi Cultural Leonesa ilk maçı sahasında 2-0 kaybetmiş, Camp Nou’ya ümitsiz gelmişti. Zayıf rakibini 5-0 mağlup eden Barcelona’nın soyunma odasının kapısında dünya yıldızlarından forma almak isteyen Cultural Leonesa’lı futbolcuların beklediği gören Guardiola, soyunma odasının kapısını ardına kadar açtı ve misafir takım oyuncularına “Lütfen girin ve evinizdeymiş gibi rahat olun” dedi.

Pardon, total futbol mu dediniz?.. (4-4-2 // Eylül 2012)

Ramos-Mesut-Mourinho

Barcelona hakem desteğiyle Sevilla deplasmanından çıktığında puan tablosundaki fark 11 idi. El Clasico’ya bir hafta kala Real Madrid, Deportivo La Coruna karşısına çıktı. Sergio Ramos bir yıl aradan sonra ilk kez sağ bekteydi. Manchester City maçında kesik yiyen ardından Mourinho ile kapışması bir hafta manşetlerden düşmeyen “Reis”, elektrik kablolarının kesildiği Vallecano maçında da yedekti ama bir gün sonra oynanan maçta onbirde çıkmıştı. Real Madrid o akşam 0-1 geriye düştüğü maçta pek de iyi oynamadan 4-1 kazandı. Hikaye maçın devre arasında soyunma odasında yaşanmış. Kriz döneminde “Mourinho hocamdır. Saygıda kusur olmaz”, “Ramos’u severim, iyi çocuktur” ile geçiren ikili yine kapışmış.

Sergio Ramos, felaket bir ilk yarı oynayan ve oyundan çıkmayı sonuna kadar hakeden Mesut Özil ikinci yarıya çıkmayınca, mesaj derdine düşmüş. Mesut’un formasını içine giyen Sergio Ramos’un bu protestosunu maçın ertesi günü farkedemediler ama bir gün sonra patladı medyada. Ramos, gol atacağımı hissettim ikinci yarıda bunu da Mesut’a moral vermek için ona hediye edecektim dese de bu pek inandırıcı bulunmadı. Has adamı Mesut’un kenara gelmesine bozulan Ramos, Mourinho’ya bir kez daha gider yapmıştı...


Bu Ramos’un Mourinho ile ilk dalaşması değil elbette. Geçen sezon yaşananları hatırlatmakta fayda var. El Clasico’yu kaybetmiş olmasına rağmen Ocak ayına 5 puan farkla giren Real Madrid, Kral Kupası’nda Katalanlara elenmişti. Ardından Jose Mourinho ve Ramos arasındaki dialog dışarı sızınca da kıyamet kopmuştu. Real Madrid’de futbolcular ve teknik adam arasındaki krizin sebebi de, kaybedilen maçların ardından Mourinho’nun medya karşısına çıktığında futbolcuları suçlaması, “Sahadaki benim takımım” değildi demesi...


Geçen sezon ne olmuştu? (Ocak 2012)

Mourinho: Maçtan sonra röportajlarda beni batırmışsınız.
Ramos: Hayır “Mister”, Siz sadece gazetelerin yazdığı kadarını okudunuz. Bizim söylediklerimizin hepsini değil..
Mourinho: Doğrudur, siz İspanyollar, Dünya Kupası kazandınız ve gazeteci arkadaşlarınız sizi kolluyor. Kaleci gibi!!!..
Casillas: (Bu muhabbetten 30-40 metre uzakta diğer kalecilerle çalışıyor). Mister, burada her şey adamın yüzüne söylenir!
Mourinho: Sergio (Ramos), Puyol’un golünde neredeydin?
Ramos: Pique’yi marke ediyordum.
Mourinho: Puyol’u marke etmen gerekiyordu.
Ramos: Evet ama Pique çok boş kalıyordu biz de markajı değiştirmeye karar verdik.
Mourinho: Ne oluyor? Şimdi de teknik direktör mü oldunuz?
Ramos: Hayır ama sahada şartlara göre olur bu değişiklikler. Bazen bunu yapmak lazım. Siz hiç futbolcu olmadığınız için bazen saha içinde ne döndüğünü bilmezsiniz…

Real Madrid: 1 Barcelona: 2
Real Madrid: 1 Barcelona: 3
Süper Kupa 2011
Barcelona: 1 Real Madrid: 1
Real Madrid: 0 Barcelona: 2
Real Madrid: 1 Barcelona: 1
Barcelona: 5 Real Madrid:0
Real Madrid:0 Barcelona: 2
Barcelona: 1 Real Madrid:0
Real Madrid:2 Barcelona:6
Barcelona: 2 Real Madrid: 0
Real Madrid:4 Barcelona:1
El Clasico'da İhanet
Laporta döneminde Barcelona vs. Real Madrid
Barça ve Kaçan Yıldızlar
Ben Luis Figo

Serie A Yıllık Ücretler 2012-2013





Her yıl yayınladığım La Gazzetta dello Sport'un Serie A'da yıllık ücretler tablosu. Rakamlar, net milyon Euro'dur. Geçen 3 yılın rakamları da blog arşivinde mevcut. Dijital kopyalar mevcut olmadığından bu sezon gazeteden fotoğraflayıp aktardım. Bu da kusurum olsun, affedin...