24 Ekim 2011

Van İçin

Eminim herkes elinden geleni yapıyor. "Van için ne yapabilirim?" diye soranlar için: Kızılay'ın sitesinden gıda paketi yardımı yapabilirsiniz...
Tüm yardım toplama noktaları ve ihtiyaçları da buradan takip edebilirsiniz.

16 Ekim 2011

7 Yıl Önce Barça'da 3 Gün

Messi’nin bu karesi dün çekilmiş desem itiraz eden olur mu? Bu fotoğraf karesi 7 yıl öncesinden… Hiç mi değişmez insan. Ekim 2004. Barcelona, Espanyol deplasmanına gidiyor, ardından Şampiyonlar Ligi’nde Milan deplasmanı var ki tüm takım oraya kitlenmiş. Derbiyi Deco’nun golüyle 1-0 kazanıyorlar, tadsız, tuzsuz bir maç. Ertesi gün gazete manşetlerini bırak bir kutu haber bile olmuyor Messi. Barcelona alt yapısına 4 yıl önce gelen çocuk, A takımda ilk maçına çıkmış. Futbolcuların tek tek değerlendirildiği tablonun en altında, sonuçta 7 dakika forma giymiş. Deco çıkıyor, Messi giriyor. Arka planda Rijkaard ve Ten Cate’den hayırlı olsun alkışı var ikinci karede... Ertesi gün Rijkaard takımı tenis oynamaya götürüyor. Milan maçı öncesi stresi dağıtmak için. Başka adamlar, başka kulüpler, başka zamanlar bunlar. Barcelona kadrosunda o sezon alt yapıdan yetişen 10 futbolcu var kadroda. Valdes, Puyol, Xavi, İniesta ve Messi hala kadroda. Gabri, Oleguer, Motta, Gerard ise vasatın üzerine çıkamayıp ayrılıyorlar sonra. Messi, o gün oyuna girene kadar rekor Real Madrid’de. Raul, 29 Ekim 1994’de La Romareda’da Zaragoza deplasmanında oynadığında 17 yaş 4 ay 2 gün.. Messi, 16 Ekim 2004’de Barcelona formasıyla sahaya ilk adımını attığında ise 17 yaş 3 ay 22 gün… Messi’nin ilk kez A Takım’da oynadığı gün Arjantin’de Anneler Günü kutlanıyor. Bu röportajı da Milan maçına iki gün kala çıkıyor. Anneme en güzel hediye diye… Daha verecek çok hediyesi var tabii. Barcelona, Milan deplasmanından 1-0 mağlubiyetle dönüyor. Gol Shevchenko’dan… Sonrasını herkes biliyor…

14 Ekim 2011

Hafta Sonu Futbol

4 Ekim Cuma
20:00 Trabzonspor - Ankaragücü /Lig TV
20:00 Gaziantep BŞB - Sakaryaspor /Trt 3
21:30 Werder Bremen - B. Dortmund /Trt HD

15 Ekim Cumartesi
13:30 Kayseri Erciyesspor - Çaykur Rizespor /Trt 3
14:45 Liverpool - Man. United /Lig TV 2
15:00 Orduspor - Eskişehirspor /Lig TV
16:00 Bucaspor - Denizlispor /Trt 3
16:30 Bayern Munih - Hertha Berlin /Trt Haber
17:00 Man. City - Aston Villa /Lig TV 2
19:00 Real Madrid - Real Betis /NTV Spor
19:00 Beşiktaş - Kayserispor /Lig TV
19:00 Sivasspor - Gaziantepspor /Lig TV 2
19:30 Chelsea - Everton /Lig TV 3
19:30 Schalke 04 - Kaiserslautern /Trt HD
21:00 Barcelona - R. Santander /NTV Spor
23:00 Granada - Atletico Madrid /NTV Spor

16 Ekim Pazar
13:30 Tavşanlı Linyitspor - Karşıyaka /Trt 1
15:00 Gençlerbirliği - Antalyaspor /Lig TV 2
15:00 İstanbul BŞB - Samsunspor /Lig TV
15:30 Arsenal - Sunderland /Lig TV 3
16:00 Konyaspor - Kartalspor /Trt 3
16:00 Elazığspor - Giresunspor /Trt 6
16:30 Freiburg - Hamburg /Trt Haber
17:00 Zaragoza - R.Sociedad /NTV Spor
18:30 Köln - Hannover 96 /Trt HD
19:00 Levante - Malaga /NTV Spor
19:00 Galatasaray - Bursaspor /Lig TV
19:00 Manisaspor - Karabük/Lig TV 2
19:00 Göztepe - Boluspor /Trt 3
21:00 Palmerias - Fluminense /Lig TV 3
23:00 Sevilla - S. Gijon /NTV Spor

17 Ekim Pazartesi
20:00 Mersin İdman Yurdu - Fenerbahçe /Lig TV

12 Ekim 2011

Durun....

Geçenlerde bir haber vardı: Lionel Messi'nin Katalan asıllı olduğuna dair. Arjantinliler okuduğunda gıcık kapmıştır. Messi, Katalan olmasa da has Katalan gibi zaten.. Bu haber ondan daha ötesi. Sezon başında Barcelona'dan ayrılıp Roma'ya giden Bojan Krkiç ve Messi akraba çıktı. İspanya'da bir dergi iki ailenin soy ağaçlarını araştırmış. Krkiç'in babası Sırp annesi ise Katalan... Arjantinli Messi'nin dedesinin dedesiyle Bojan'ın dedesinin dedesi kardeşmiş... Sonuç; bu ülke Yeşilçam senaryolarına haksızlık yapmış yıllarca...

Kim Çıksın?


Play-off'a Giderken

Ne 2002’nin ardından ne de 2008’den sonra biz Avrupa’nın 5 büyüğüne karşı favori olduğumuz bir maça çıkmadık. Tarihimizin hiçbir döneminde de onlardan çok daha iyi bir kadromuz olmadı. Kısa aralıklarla onlarla başedebilecek, onlar iner-çıkarken kafa kafaya oynayacak onbirler ürettik. Yendiğimiz de oldu ama şu 10 kez oynasak 2 kere kazanırızın ötesine geçmedik. O zaman...

Bu grupta daha fazla ne yapabilirdik? Almanya ile İstanbul’da berabere kalır, Azerbaycan deplasmanında da kazanırdık. Bir de Avusturya deplasmanı var ya, neyse! Belçika’yı geçtiysek zaten bunu da deplasmanda aldığımız beraberliğe borçluyuz. Milli takım başarısız mı? Alabileceği bu 4 puanı da alsa play-off’da seri başı olup, çok daha umutlu bir final yolu çizebilirlerdi bize.

Puan tablosuna yansıyan performans bir kenara, iyi futbol oynuyor muyuz? Tribündeki, ekran başındaki insanlar keyifler alıyor mu? Hayır. Azerbaycan karşısında kazanmaktan öte bu milli takım play-off’da kim gelirse gelsin, eler ışığı veriyor mu? Hayır. Bu bileti alamayacağımızın garantisi mi? O da koca bir hayır...

Hiddink’e yöneltilen eleştiriler aldığı para ile başlayacaksa o muhabbetin olduğu yerden uzaklaşmak lazım. "Sana çok para veriyoruz, bize daha fazlasını vermelisin." Daha az alsa daha az mı eleştireceğiz? Tut ki eli bol davranıp, 10 milyon verselerdi asacak mıydık? Bu hainlik Terim'e de yapıldı, şimdi Ersun Yanal'a da yapılıyor. Çok para kazanan ama sahada mücadele etmeyen, özel hayatını düzgün yaşamayan futbolcunun kazandığının karşılığını vermediğini iddia edebilirsin ama iş marka bir teknik adamın maaşını tartışmaksa Capello’nun kellesi çok önce gitmeliydi... O zaman...

Hiddink’in bu akşam da basın toplantısında koyduğu tavır önemli. Biz duygularıyla, adam aklıyla hareket ediyor. Bir ilişkiyi toprağa gömebilecek kadar yeterli bir neden bu... Eski federasyona şartlarını kabul ettirdiği ortada. "Ben x gün gelirim, ben yokken işleri Oğuz (kadro seçimindeki adaletsizliğin baş sorumlusudur) yürütür, zaten emekli olacaktım, çok ısrar ettiniz, geldim, şartlarım budur vs..." Açık açık "Ben doktor değilim, tedavi edemem, forvetlere iğne lazım" diyerek gemileri yaktığı da ortada... Oysa ki biz kendi tedavi edemediğimiz hastalarımıza yurt dışında şifa aradığımız gibi, Hiddink'ten doğru teşhis ve tedavi beklemiyor muyduk?

Hiddink gitse, o gelseyle bitecek bir mesele değil bizimki... Ortak bir dil bulamıyoruz, Del Bosque, Rijkaard, Schuster de aynısını yaşadı. Ya sustular ya da ağızlarını açtıklarında başları belaya girdi.. Hatasız değildiler ama tek katil de onlar değildi...

Bu akşam, o adaleti yok denilen futbol adaletin ağababası bende dedirtti... O hırpaladığımız Mesut ile paçayı kurtardık, eleştirilmesi mesele değil, açık açık dalga geçilen Sabri gerçek mevkisinde oynayınca maçın en iyilerinden biriydi. Hiddink’in de "daha fazla hücum için oyundan aldım" dediği Selçuk, 4 gün sonra oyuna girip, 2 dakika sonra golün asistini yaptı... Sonuç? Bir sonuç çıkmıyor bunlardan, ağızda her daim bir pas tadı...

7 Ekim 2011

Türkiye: 1 Almanya: 3

Karnımızın doymasını bırak, aç kaldık..... 0-2 olduğunda da, 1-3 olduğunda da çok sevdiğim satırlar geldi aklıma Mungan'dan... Belçika evinde kazanmış. Salı bizim Azerbaycan'ı yenmemiz yetmiyor belki de... Bekle ki, Almanlar, gruptan firesiz çıksınlar, Belçika'ya yenilmesinler... Biz yazgımızı başkalarının ıstaklarına bırakmışız arkadaş! Üzgünüm, ne taktiği; ne performansı... Gece, Murathan Mungan'ın olsun....

Ayrıldığımız gündü.
Mutfaktaydık, buzdolabının yanında, kapısı açıktı, herşey bambaşka
görünüyordu yüzüne vuran o soğuk ışıkta
"Biliyor musun " dedin. "Sen neye benziyorsun biliyor musun?"
Epeydir aradığın bir şeyi bulmuş olmanın hem sevinç, hem keder veren gizli bir an için bulandırmıştı yüzündeki tedirginliği, kırgınlığı.
Sis ışığa çıkmıştı. Sonra yavaşça çevirip başını yüzüme baktın kuyuya düşmeye benzeyen derin bir korkuyla.
"Neye?" dedim,yan yanayken yaşadığımız ayrılığın adını sorar gibi,"Neye?"
"Bilardo toplarına."
"Neden?" dedim.
"Yazgını hep başkalarının ıstakalarının insafına bırakıyorsun da ondan..."
Bir uçurum gibi derinleşen sessizlik o an başlamıştı bile bizi birbirimizden uzaklaştırmaya.
Beni terk etmeden önce yaptığın son konuşma oldu bu. Sonra iki arkadaşım geldi,birinin omzunda ağladım,hangisiydi şimdi hatırlamıyorum. Sonra birlikte başka bir kente gittik,anlarsın ayrılığın ilk günlerinde o eve katlanamazdım, sonra ben başka aşklara, sonra başka evlerin
duvarlarına başka takvimler aştım.
Şimdi ne zaman birinden ayrılsam ıstakaların sesi patlıyor kulaklarımda
ardından bilardo topları
dağılıyor dört bir yana
Seni hatırlıyorum o soğuk ışıkta
bir daha
bir daha
bir daha /Murathan Mungan

Karnımız Doysun Yeter

Marka olmayı başarmış bütün şeflerin kökeninde esnaflık var. Gün geliyor, onca şubeyle dünyanın dört bir köşesinde dükkanlar açıyorlar ama muteber olan dükkan her seferinde şefin sabah geldiği dükkan oluyor. Gece 3’te kalkıp balık haline gidenler, sebze ve meyve için bahçe bahçe dolananlar, kendi mahsülünü alabilmek için tarla kiralayanlar. Mutfağa gelen kadar onca detay. Buzhane görmüş ürün kullanmayanlar, yeni tadlar için dünyayı dolananlar, kendini tekrar etmeyenler ve yenilik peşinde koşanlar… Futbol sahasındaki Joachim Löw gibi…

Onun yıllar önce Fenerbahçe’de çalışıp gönderilmesi de İstanbul’da açılan bir İtalyan lokantasının şefinin üç ayda gönderilmesi gibi.. "Eninde sonunda makarna, pizza" diyor dükkanın sahibi de burada. Kim uğraşacak o yabancı şefin maaşıyla, eviyle, arabasıyla… Mutfakta yabancı şeften kaptıklarıyla bir memleket insanı da yapabilir alasını diyorlar ve şefi ilk uçağa koyup yolluyorlar. Adam alıp yürüyor, sonra… Toprak desen var Almanya’da, tarlalar bereketli, ekmeyi de biliyorlar, biçmeyi de. Löw de tarla tarla dolaşıyor işte. Malzemenin en tazesini gencini bulabilmek için yıl boyunca tribünlerden inmiyor. Kendisinden daha lezzetli sofralar hazırlayan şefler olduğunu da iyi biliyor. Tut ki adam 2 Michelin yıldızlı... Üçüncüyü alabilmek için deniyor, deniyor, yavaştık dediği oyununun pas trafiğini hızlandırabilmek için menüden birini çıkartıp (Löw, 71 maçta 72 oyuncu kullandı. 47 futbolcuya ilk kez forma veren teknik adam oldu) bir diğerini koyuyor.

Guus Hiddink ise İstanbul’un marka restoranlarına yılda 3-4 defa uğrayan ve 15 gün kalan marka şefler gibi.. Adı müşteriyi çekmeye yetiyor ama iyi malzeme bulmak için şehri tanımak lazım… İyi malzeme bulamayınca sınırın ötesinden sipariş de veriyor ama iş bizim çarşıda bitiyor. Tut ki dükkan Ulus’ta. Restorandaki yardımcısı Oğuz her seferinde Beşiktaş pazarına götürüyor bu şefi. İstanbul takımlardan gelenler ne ise; Beşiktaş pazarındaki de o işte… Uzaklar yoruyor Hiddink'i, kim düşecek iyi biberin, fasulyenin, etin peşine… Zaten patron da zorda, Metro’dan donmuş karides aldırmış mutfağa…

Bu akşam esnaf kalmayı başarmış Löw ile dünyaca ünlü, şubesi bol Hiddink’in sofralarına misafir olacağız. Bizim derdimiz lezzetli yemekler değil. Çok zamandır arıyoruz farklı bir lezzeti ama iyi futbolla gelen o damak tadı bizde yok. Tek derdimiz karnımızın doyması… Aç kalmayız inşallah...

Hayatım Futbol

Hayatım Futbol, internette futbol içeriğinin peşine düşenler için tanıdık bir adres. Uykudan uyandı diyelim. Bu kez öncelikle iPad versiyonuyla. Yakın zamanda içerik internet sitesinde de yer alacak. Hayatım Futbol haftalık yayınlanacak ve İpad'i olanlar içeriğe App store'dan ulaşabilirler. Türkiye-Almanya maçı elbette ki ilk haftanın konusu. Yazar kadrosundaki arkadaşlar Ali Murat Hamarat ve Coşkun Çelik dışında blog vasıtasıyla tanıştığım güzel adamlar. Hayırlı olsun, yolları açık olsun...



Editör : İlker Yılmaz

Editör Yardımcısı:Uğur Karakullukçu

Yazar Ekibi: Alper Öcal, Emre Özcan, Fırat Topal, Orhan Uluca, Salih Demirci, Ali Murat Hamarat, Coşkun Çelik, Fatih Demireli, İsmail Şayan...

Hayatım Futbol Sayı #1

Soruşturma... Yuvarlaktır; Bir Şampiyonlar Ligi Takımı: Trabzonspor; Panzer'in Yeni Zırhı Ömer Toprak; Türkiye-Almanya maç önü; Almanya bir başka; Bir azim öyküsü; Panorama / Süper Lig Panorama / La Liga Panorama / Premier League Panorama / Bundesliga Panorama / Serie A Panorama / Eredivisie Panorama / Bank Asya 1. Lig

6 Ekim 2011

Tam Saha İletişim Rezaleti


Bu bir tercih meselesi, niye öyle yapıyorlar bilmiyorum ama saygı duyuyorum. Memleketin sınırlarını aştığımızda aynı mesleği paylaştığımız bazı insanlarla aynı yerde yemek yemiyoruz. Bazılarımız başka sokaklara sapıyor. Taksim’de hepsini bir arada bulacağınız bildik fast food markalarını arıyorlar. Bazıları da bilmedik dükkanlara atıyor kendini, annelerinin hiç pişirmediği, bizim pazarlarda hiç satılmayanlarla yapılanlarla doyuruyor karnını...

Benim de, senin de, Arda’n ın da bu memleketin pazarlarından taşanlarla karnı çok doymuştur. İsterdim ki Madrid’in bilmediği sokaklarında kaybolsun ve attığı imzanın arkasından bir konuşmuşsa bir daha dönmesin bizim sofralara. Orada geç vakitte otururlar sofraya, öyle doysun karnı, yediğinin o dildeki manasını öğrensin, garsondan hesabı onun dilinde isteyebilsin...

Futbol ortak dil. Yetenekliysen oynarsın.. O en kolayı... İdman dediğin belki biraz daha ağırdır ama yeni olmanın şevkiyle o da koymaz adama... Yapmadı Arda.. Böyle olmasını dilemezdim. La Liga başladıktan sonra Madrid medyasına konuşmasını, topuna bakmasını, İspanyolca öğrenmesini beklerdim... Yapıyorsa bile; bir tarafını koparamadı. Ne oralı; ne de buralı olamamak en zorudur. Çeker durur seni hayat iki yakadan. Paramparça olursun...

Sözlerini alıntılamayacağım,mesele bu değil.. Federasyon’un resmi mi resmi dergisi Tam Saha dergisine verdiği röportajda kapatamadığı hesapların Galatasaray taraftarını özellikle de genç nesil taraftarı yaraladığı ortada. "Susma sustukça sana sıra gelecek" demiştim bir zamanlar. Bu da onun bir tezahürü. Bir ilişkide sakat yaşanan ne ise onun söylediklerinde bu saklı. Böyle bitmez mi aşklar? Söylenmeyenlerin hepsinin bir anda söylediğinde...

Biriktirmiş mecburiyetten Arda. Haksızlığa uğradığı her an söylemesi gerekenler kulüp tarafından ya da otokontrol yüzünden söylenmemiş. Suratına edilen küfürler, sahip çıkmama ya da hiç katılmadığım o takım için gelir -kime ne, kimin ne kazandığı- dengesi. Bunlar orijinal satırlar değil. Galatasaray’da son 3 yılda yabancı futbolculara karşı 2000’de başarıyı getiren yerlilerin futbolu bıraktıktan sonra yaptıkları yorum desteğiyle, Türk oyuncuların Florya’da faşizan bir tavır geliştirdiklerini bilmeyen yok...

Söylediklerine itiraz edersiniz ya da katılırsınız, tek satırı bile sizi yaralar ya da yeter artık sus diye haykırırsınız, uzatmamak lazım çünkü belki de mesele başka...

Almanya maçına 5 gün kala bir röportaj Türkiye Futbol Federasyonu’nun resmi sitesinden yayınlanıyor. Tam Saha dergisi piyasada satılan bir dergi değil. Aylık iş yapmanın sakıncası... Arda ile yapılan röportajın tarihi Avusturya maçının oynadığı Eylül başı. Bir ay önce verilen cevaplar... Soruları soran ise Milli Takım Teknik Direktörü Guus Hiddink’in tercümanı Türker Tozar. Dünyanın hiç bir yerinde milli takımın hocasının tercümanı gazeteciliğe soyunmaz. Türker Tozar tercümanlığı layığıyla yapan bir isim. O işinde başarlı mı, başarılı...Ama Türk futbolunun yöneten yapının tam göbeğinde oturup, federasyondan maaş alıp, milli takımda oynanan bir futbolcuya “Bizim futbolumuzun eksikleri, sana da haksızlık yaptılar kardeş, al pası verdim sana ” temalı provokatif soruları soracak isim değil.

O zaman adama sorarlar dön bir bak aynaya diye! Türker Tozar senin oturduğun masa İstinye'de... Orada batırıyorlar Türk futbolunu!.. Bunu bir gazeteci sorsaydı, sorun olmazdı lakin Hiddink’in -Chelsea ne oldu(!)- tercümanı sorularıyla federasyon kanalıyla milli takım futbolcusuna eski defterleri açtırıyor ve ayrıldığı kulübe eleştirilerine çanak oluyorsa orada dur demek lazım.


Sonunda ne oldu? Almanya maçı gibi hayati bir maç bir öncesinde Pazartesi gününden itibaren Arda röportajı ve yankıları konuşuluyor bu ülkede. Maça iki gün kala da Arda röportajları okuyacaksınız yarın (bugün) gazetelerde. Belki de bu söyledikleri yüzünden Emre'den sonra Arda'da da yuhalanacak o stadyumda... Milli takım tercümanının bir ay önce yaptığı röportaj yüzünden, Arda çıkıp “ Ama bir ay önce konuştum” diyecek, gündem milli takımdan kopacak ve biz kalkıp Euro 2012’ye gitmekten bahsedeceğiz... Sonra ara ki Milli Takım ruhunu bulasın... Bunun adı "Tam Saha" iletişim rezaletidir...

3 Ekim 2011

Javi Varas

Maçın ilk yarısında Frente Atletico grubunun olduğu kale arkasının önünde oynuyordu. İspanyol gazetecinin geçtiği not: "Frente, Javi Varas'ın annesinin eski mesleğini sorguluyor" idi. Sevilla, yine iyi defans yaptığı bir maçtan istediğini aldı. İki eksikle gelmişlerdi Madrid'e. Valencia'yı 9 kişiyle devirirken kalesinde devleşen Javi Varas, Vicente Calderon'da son 3 maçında 10 gol atmış Atletico Madrid'e kalesini kapadı. De Sanctis, Sevilla'ya gittiğinde Palop'u nasıl kesecek adamın bir heykeli eksik diyorlardı Sevilla'da. Büyük kaleci Palop artık 38 yaşında. Ondan kaleyi devralan Javi Varas, dünkü maçta Atletico Madrid kalesinde en az kendisi kadar iyi oynayan Courtois kadar genç değil. 29 yaşına gelmiş bir kaleci için geride boş bir kariyer var. Sevilla'nın B takımında geçen uzun yıllar... Sevilla A takımının kalesine ilk kez geçtiğinde de 27 yaşındaydı. Genç kalecileriyle meşhur İspanyol futbolu için bir istisna Javi Varas...

2 Ekim 2011

Çıldırtan Hakemler

Dün Merseyside derbisinin içine eden de hakem, akşam Inter-Napoli'nin de. Everton zaten yıldızları satmış zar zor ayakta kalmaya çalışan bir takım. Jack Rodwell'in Luis Suarez'e fotoğraftaki faulünde Suarez'in yerde kıvranışı Oscar'lık. Darbeyi alan değil diğer ayağını tutuyordu yanlış hatırlamıyorsam. David Moyes doğal olarak topa tuttu hakem Atkinson'u... Sezon başından beri Dalglish de Liverpool'a maçına verilen hakemlerden ve çıkan kararlardan şikayetçiydi. Premier Lig'de konuşan, sallayan hocaya sus payını veriyorlar.
Inter-Napoli maçının hakemi Rocchi için Inter Başkanı "Bir daha maçlarımda görmek istemiyorum" diyor. Verdiği penaltı ile maçın kaderini belirledi. Üstelik Inter'i de 10 kişi bıraktı. Devre arasında oyundan atılan ve ikinci yarıda tribüne çıkan Inter'in hocası Ranieri de fena esmiş... Inter aleyhine her hakem hatasından sonra bunun 2006'nın bir rövanşı olduğu söyleniyor ki, yeteri kadar bayık bir konu bu. Juventus için de Serie A'ya geldiği zaman hakemler ters çalacak denmişti, dendiğiyle kaldı...

10 Numara

1 Ekim 2011

Inter: 0 Napoli: 3

Futbol, basketbol, voleybol... Bir tane normal milli takımımız yok. 2-0 geriden gelip maçı alıp finale gitsek ne güzel olurdu şu Djokoviç'in suratını görmek. Neyse voleybol yorumlayacak halim yok, üzüldük işte... Inter-Napoli maçıyla birlikte izledim yarı finali. Serie A fikstürünün çekildiği güne dönmek lazım. Malum İtalya'nın kuzeyi ve güneyi arasındaki çekişmede bayrak takım Napoli. Gariban güneyin her zaman haksızlığa uğradığını düşünürler. Fikstür çekilip, Napoli'nin Şampiyonlar Ligi maçı sonrasında Inter deplasmanına gideceğini tabloda gören Napoli Başkanı kıyameti koparmış, ortaya sallayıp, salondan çıkmıştı. "Futbolu da bırakacağım, film de çekmeyeceğim. İtalyan olduğum için utanıyorum" dedikten sonra atlamış bir Vespa'lının arkasına gazeteci kalabalığından kaçmıştı. Inter kötü başladı sezona. Teknik adam değiştirdi ve Ranieri ile ayağa kalktılar. Bologna ligin keklik takımlarından. Deplasmanda 3 attılar. CSKA Moskova deplasmanında da kazanınca işler yoluna girdi gibi göründü. Ranieri "Sadece herkesi kendi yerinde oynatıyorum" dedi bu iki maçın ardından. Napoli, Şampiyonlar Ligi sonrasında Chievo deplasmanında kaybetmişti. Fiorentina maçı ise facia. Kendi sahasında klas forvet hattı kaleye şut çekemedi. Bir de Cavani sakat olunca bu akşamın favorisi Inter'di... Tabii her şey kağıt üzerinde. Güzel bir ilk yarı oldu. Inter iyi de ritm bulmuş hiç de fena oynamıyordu. Napoli'ye San Siro'da böyle penaltı çalınır mı? Vallahi çalındı. Bana kalsa ucuz penaltı. Obi atıldı o pozisyonda. İkinci yarıya 10 kişi başlayan Inter, Moskova'nın da acısını ayaklarında hissetti, maçın genelinde Napoli'nin %61 topa sahip olduğu gerçeği bir tarafa ikinci golü de bir defans oyuncusuyla Maggio ile bulması ilginç. Hamsik mutlak bir pozisyonu kaçırdı ve sonra skoru belirledi: 0-3. Üçlü defans oynayamadığı için Gasperini'yi kovan Inter, üçlü defans oynayan Napoli'ye teslim oldu... Napoli Başkanı De Laurentiis, 80'den sonra geldi ekrana... Pis pis sırıtıyordu... Bir film çeker artık bu galibiyetin üzerine...

INTER-NAPOLI 0-3

gol: Campagnaro 42'., Maggio 56, Hamsik 74
INTER (4-3-2-1) — Julio Cesar; Maicon, Lucio, Samuel, Chivu (dal 43' p.t. Nagatomo); Zanetti, Cambiasso, Obi; Alvarez (dal 16' s.t. Stankovic), Forlan (dal 23' s.t. Zarate), Pazzini. (Castellazzi, Muntari, Coutinho, Castaignos). All. Ranieri.
NAPOLI (3-4-2-1) — De Sanctis; Campagnaro, Cannavaro, Aronica (dal 42' s.t. Fernandez); Maggio, Gökhan Inler, Gargano, Zuniga; Hamsik, Pandev (dal 6' s.t. Mascara); Lavezzi (dal 34' s.t. Chavez). (Rosati, Fideleff, Dossena, Santana). All. Mazzarri.

Real Madrid&Hiddink


30 Eylül 2011

Atletico Madrid 2011-2012

Hafta Sonu Futbol

30 Eylül 2011 Cuma
20:00 Bursaspor - Gençlerbirliği /Ligtv

01 Ekim 2011 Cumartesi
14:45 Everton - Liverpool /Ligtv 3
15:00 Karabükspor - Orduspor /Ligtv
16:30 Hoffenheim - B.Münih /TRT Haber
17:00 Man. United - Norwich City /Ligtv 3
17:00 Blackburn Rovers - Man. City /Ligtv 2
18:00 Rizespor - Kasımpaşa /TRT 3
19:00 Fenerbahçe - İstanbul BŞB /Ligtv
20:00 Antalyaspor - Sivasspor /Ligtv 2

02 Ekim 2011 Pazar
00:00 Fluminense - Santos /Ligtv 3
14:00 Giresun - Göztepe /TRT 3
14:00 Boluspor - Adanaspor /TRT 6
15:00 Samsunspor - Manisaspor /Ligtv 2
15:30 Bolton Wanderers - Chelsea /Ligtv 3
16:30 Karşıyaka - Kayseri Erciyes /TRT 3
16:30 Hannover - Werder Bremen /TRT Haber
18:00 Tottenham - Arsenal /Ligtv 3
18:30 Hamburg - Schalke 04 /TRT HD
19:00 Ankaragücü - Galatasaray /Ligtv
19:00 Eskişehirspor - Trabzonspor /Ligtv 2
19:00 Sakaryaspor - Konyaspor /TRT 3
21:00 Sporting Gijon - Barcelona /NTV Spor
22:00 Vasco Da Gama - Corinthians /Ligtv 3
23:00 Espanyol - Real Madrid /NTV Spor

03 Ekim 2011 Pazartesi
20:00 Gaziantepspor - Beşiktaş /Ligtv
20:00 Denizlispor -Tavşanlı Linyit /TRT 3

28 Eylül 2011

Baskın

Frank de Boer-Cruyff-Guardiola üçlüsüne (!) karşıydı dün akşam Real Madrid. De Boer'in Guardiola'ya danıştığı da yazıldı, çizildi. Avrupa Kupaları'nda uzun zamandır gol atamayan Ajax 3 golle uğurlandı Santiago Bernabeu'dan ama özel olan gol bu gol. Kendi sahasında Ramos'tan topu alan Mesut ile başlayan, Cristiano Ronaldo'nun Kaka ile yaptığı al-ver ile devam eden, orta sahada topu bıraktığı yerden attığı deparla tekrar pozisyona dahil olan Mesut'un Benzema'ya çıkardığı, onun da Ronaldo'ya al da at dediği gol... 13 saniyede yaklaşık 80 metrede, 5 futbolcunun 7 pasta muazzam bitirişi...

Hiddink-Kezman-Barcelona

Guus Hiddink, peşinden koşan Chelsea'ye evet dese ve Türk Milli Takımı'ndan ayrılsa belki de Arda Turan da o takımda forma giyecekti. Boas gitti Chelsea'ye, Arda da Atletico Madrid'e... Hiddink'in geçmişteki bir tercihi de bir başka futbolcuya daha Atletico Madrid kapısını açmıştı. Laporta'nın 2003 yılında seçimleri kazandığında Rijkaard ismine tereddütlü yaklaştığı bilinir. İlk görüşülen isim Guus Hiddink... Hollandalı teknik adam Kezman'ı önerir. Barcelona futbolcuyla ön kontrat yapar. Daha sonra Hiddink ile Barcelona anlaşamaz. Hiddink'in çok para istediği söylenir. Cruyff da Rijkaard için bastırır ve başarılı olur. Kezman ile yapılan ön kontrat da bozulur ve Kezman, Atletico Madrid'e gider. Bu akşam Kezman, kısa bir dünya turunun ardından Bate Borisov formasıyla, gidemediği Barcelona'ya rakip olacak...