Eminim herkes elinden geleni yapıyor. "Van için ne yapabilirim?" diye soranlar için: Kızılay'ın sitesinden gıda paketi yardımı yapabilirsiniz...Tüm yardım toplama noktaları ve ihtiyaçları da buradan takip edebilirsiniz.
35 yıl önce, bugün, 20 Ekim 1976'da Argentinos Juniors formasıyla 16 yaşında ilk maçına çıkmış mükemmel olmayan adamların en mükemmeli...
Messi’nin bu karesi dün çekilmiş desem itiraz eden olur mu? Bu fotoğraf karesi 7 yıl öncesinden… Hiç mi değişmez insan. Ekim 2004. Barcelona, Espanyol deplasmanına gidiyor, ardından Şampiyonlar Ligi’nde Milan deplasmanı var ki tüm takım oraya kitlenmiş. Derbiyi Deco’nun golüyle 1-0 kazanıyorlar, tadsız, tuzsuz bir maç. Ertesi gün gazete manşetlerini bırak bir kutu haber bile olmuyor Messi. Barcelona alt yapısına 4 yıl önce gelen çocuk, A takımda ilk maçına çıkmış. Futbolcuların tek tek değerlendirildiği tablonun en altında, sonuçta 7 dakika forma giymiş. Deco çıkıyor, Messi giriyor. Arka planda Rijkaard ve Ten Cate’den hayırlı olsun alkışı var ikinci karede...
Ertesi gün Rijkaard takımı tenis oynamaya götürüyor. Milan maçı öncesi stresi dağıtmak için. Başka adamlar, başka kulüpler, başka zamanlar bunlar. Barcelona kadrosunda o sezon alt yapıdan yetişen 10 futbolcu var kadroda. Valdes, Puyol, Xavi, İniesta ve Messi hala kadroda. Gabri, Oleguer, Motta, Gerard ise vasatın üzerine çıkamayıp ayrılıyorlar sonra. Messi, o gün oyuna girene kadar rekor Real Madrid’de. Raul, 29 Ekim 1994’de La Romareda’da Zaragoza deplasmanında oynadığında 17 yaş 4 ay 2 gün.. Messi, 16 Ekim 2004’de Barcelona formasıyla sahaya ilk adımını attığında ise 17 yaş 3 ay 22 gün… Messi’nin ilk kez A Takım’da oynadığı gün Arjantin’de Anneler Günü kutlanıyor. Bu röportajı da Milan maçına iki gün kala çıkıyor. Anneme en güzel hediye diye… Daha verecek çok hediyesi var tabii. Barcelona, Milan deplasmanından 1-0 mağlubiyetle dönüyor. Gol Shevchenko’dan… Sonrasını herkes biliyor…
4 Ekim Cuma
Geçenlerde bir haber vardı: Lionel Messi'nin Katalan asıllı olduğuna dair. Arjantinliler okuduğunda gıcık kapmıştır. Messi, Katalan olmasa da has Katalan gibi zaten.. Bu haber ondan daha ötesi. Sezon başında Barcelona'dan ayrılıp Roma'ya giden Bojan Krkiç ve Messi akraba çıktı. İspanya'da bir dergi iki ailenin soy ağaçlarını araştırmış. Krkiç'in babası Sırp annesi ise Katalan... Arjantinli Messi'nin dedesinin dedesiyle Bojan'ın dedesinin dedesi kardeşmiş... Sonuç; bu ülke Yeşilçam senaryolarına haksızlık yapmış yıllarca...
Ne 2002’nin ardından ne de 2008’den sonra biz Avrupa’nın 5 büyüğüne karşı favori olduğumuz bir maça çıkmadık. Tarihimizin hiçbir döneminde de onlardan çok daha iyi bir kadromuz olmadı. Kısa aralıklarla onlarla başedebilecek, onlar iner-çıkarken kafa kafaya oynayacak onbirler ürettik. Yendiğimiz de oldu ama şu 10 kez oynasak 2 kere kazanırızın ötesine geçmedik. O zaman...
Karnımızın doymasını bırak, aç kaldık..... 0-2 olduğunda da, 1-3 olduğunda da çok sevdiğim satırlar geldi aklıma Mungan'dan... Belçika evinde kazanmış. Salı bizim Azerbaycan'ı yenmemiz yetmiyor belki de... Bekle ki, Almanlar, gruptan firesiz çıksınlar, Belçika'ya yenilmesinler... Biz yazgımızı başkalarının ıstaklarına bırakmışız arkadaş! Üzgünüm, ne taktiği; ne performansı... Gece, Murathan Mungan'ın olsun....
Marka olmayı başarmış bütün şeflerin kökeninde esnaflık var. Gün geliyor, onca şubeyle dünyanın dört bir köşesinde dükkanlar açıyorlar ama muteber olan dükkan her seferinde şefin sabah geldiği dükkan oluyor. Gece 3’te kalkıp balık haline gidenler, sebze ve meyve için bahçe bahçe dolananlar, kendi mahsülünü alabilmek için tarla kiralayanlar. Mutfağa gelen kadar onca detay. Buzhane görmüş ürün kullanmayanlar, yeni tadlar için dünyayı dolananlar, kendini tekrar etmeyenler ve yenilik peşinde koşanlar… Futbol sahasındaki Joachim Löw gibi…
Hayatım Futbol, internette futbol içeriğinin peşine düşenler için tanıdık bir adres. Uykudan uyandı diyelim. Bu kez öncelikle iPad versiyonuyla. Yakın zamanda içerik internet sitesinde de yer alacak. Hayatım Futbol haftalık yayınlanacak ve İpad'i olanlar içeriğe App store'dan ulaşabilirler. Türkiye-Almanya maçı elbette ki ilk haftanın konusu. Yazar kadrosundaki arkadaşlar Ali Murat Hamarat ve Coşkun Çelik dışında blog vasıtasıyla tanıştığım güzel adamlar. Hayırlı olsun, yolları açık olsun...
Maçın ilk yarısında Frente Atletico grubunun olduğu kale arkasının önünde oynuyordu. İspanyol gazetecinin geçtiği not: "Frente, Javi Varas'ın annesinin eski mesleğini sorguluyor" idi. Sevilla, yine iyi defans yaptığı bir maçtan istediğini aldı. İki eksikle gelmişlerdi Madrid'e. Valencia'yı 9 kişiyle devirirken kalesinde devleşen Javi Varas, Vicente Calderon'da son 3 maçında 10 gol atmış Atletico Madrid'e kalesini kapadı. De Sanctis, Sevilla'ya gittiğinde Palop'u nasıl kesecek adamın bir heykeli eksik diyorlardı Sevilla'da. Büyük kaleci Palop artık 38 yaşında. Ondan kaleyi devralan Javi Varas, dünkü maçta Atletico Madrid kalesinde en az kendisi kadar iyi oynayan Courtois kadar genç değil. 29 yaşına gelmiş bir kaleci için geride boş bir kariyer var. Sevilla'nın B takımında geçen uzun yıllar... Sevilla A takımının kalesine ilk kez geçtiğinde de 27 yaşındaydı. Genç kalecileriyle meşhur İspanyol futbolu için bir istisna Javi Varas...
Dün Merseyside derbisinin içine eden de hakem, akşam Inter-Napoli'nin de. Everton zaten yıldızları satmış zar zor ayakta kalmaya çalışan bir takım. Jack Rodwell'in Luis Suarez'e fotoğraftaki faulünde Suarez'in yerde kıvranışı Oscar'lık. Darbeyi alan değil diğer ayağını tutuyordu yanlış hatırlamıyorsam. David Moyes doğal olarak topa tuttu hakem Atkinson'u... Sezon başından beri Dalglish de Liverpool'a maçına verilen hakemlerden ve çıkan kararlardan şikayetçiydi. Premier Lig'de konuşan, sallayan hocaya sus payını veriyorlar.
Inter-Napoli maçının hakemi Rocchi için Inter Başkanı "Bir daha maçlarımda görmek istemiyorum" diyor. Verdiği penaltı ile maçın kaderini belirledi. Üstelik Inter'i de 10 kişi bıraktı. Devre arasında oyundan atılan ve ikinci yarıda tribüne çıkan Inter'in hocası Ranieri de fena esmiş... Inter aleyhine her hakem hatasından sonra bunun 2006'nın bir rövanşı olduğu söyleniyor ki, yeteri kadar bayık bir konu bu. Juventus için de Serie A'ya geldiği zaman hakemler ters çalacak denmişti, dendiğiyle kaldı...
Futbol, basketbol, voleybol... Bir tane normal milli takımımız yok. 2-0 geriden gelip maçı alıp finale gitsek ne güzel olurdu şu Djokoviç'in suratını görmek. Neyse voleybol yorumlayacak halim yok, üzüldük işte... Inter-Napoli maçıyla birlikte izledim yarı finali. Serie A fikstürünün çekildiği güne dönmek lazım. Malum İtalya'nın kuzeyi ve güneyi arasındaki çekişmede bayrak takım Napoli. Gariban güneyin her zaman haksızlığa uğradığını düşünürler. Fikstür çekilip, Napoli'nin Şampiyonlar Ligi maçı sonrasında Inter deplasmanına gideceğini tabloda gören Napoli Başkanı kıyameti koparmış, ortaya sallayıp, salondan çıkmıştı. "Futbolu da bırakacağım, film de çekmeyeceğim. İtalyan olduğum için utanıyorum" dedikten sonra atlamış bir Vespa'lının arkasına gazeteci kalabalığından kaçmıştı.
Inter kötü başladı sezona. Teknik adam değiştirdi ve Ranieri ile ayağa kalktılar. Bologna ligin keklik takımlarından. Deplasmanda 3 attılar. CSKA Moskova deplasmanında da kazanınca işler yoluna girdi gibi göründü. Ranieri "Sadece herkesi kendi yerinde oynatıyorum" dedi bu iki maçın ardından. Napoli, Şampiyonlar Ligi sonrasında Chievo deplasmanında kaybetmişti. Fiorentina maçı ise facia. Kendi sahasında klas forvet hattı kaleye şut çekemedi. Bir de Cavani sakat olunca bu akşamın favorisi Inter'di... Tabii her şey kağıt üzerinde. Güzel bir ilk yarı oldu. Inter iyi de ritm bulmuş hiç de fena oynamıyordu.
Napoli'ye San Siro'da böyle penaltı çalınır mı? Vallahi çalındı. Bana kalsa ucuz penaltı. Obi atıldı o pozisyonda. İkinci yarıya 10 kişi başlayan Inter, Moskova'nın da acısını ayaklarında hissetti, maçın genelinde Napoli'nin %61 topa sahip olduğu gerçeği bir tarafa ikinci golü de bir defans oyuncusuyla Maggio ile bulması ilginç. Hamsik mutlak bir pozisyonu kaçırdı ve sonra skoru belirledi: 0-3. Üçlü defans oynayamadığı için Gasperini'yi kovan Inter, üçlü defans oynayan Napoli'ye teslim oldu... Napoli Başkanı De Laurentiis, 80'den sonra geldi ekrana... Pis pis sırıtıyordu... Bir film çeker artık bu galibiyetin üzerine...INTER-NAPOLI 0-3
gol: Campagnaro 42'., Maggio 56, Hamsik 74
30 Eylül 2011 Cuma
Frank de Boer-Cruyff-Guardiola üçlüsüne (!) karşıydı dün akşam Real Madrid. De Boer'in Guardiola'ya danıştığı da yazıldı, çizildi. Avrupa Kupaları'nda uzun zamandır gol atamayan Ajax 3 golle uğurlandı Santiago Bernabeu'dan ama özel olan gol bu gol. Kendi sahasında Ramos'tan topu alan Mesut ile başlayan, Cristiano Ronaldo'nun Kaka ile yaptığı al-ver ile devam eden, orta sahada topu bıraktığı yerden attığı deparla tekrar pozisyona dahil olan Mesut'un Benzema'ya çıkardığı, onun da Ronaldo'ya al da at dediği gol... 13 saniyede yaklaşık 80 metrede, 5 futbolcunun 7 pasta muazzam bitirişi...
Guus Hiddink, peşinden koşan Chelsea'ye evet dese ve Türk Milli Takımı'ndan ayrılsa belki de Arda Turan da o takımda forma giyecekti. Boas gitti Chelsea'ye, Arda da Atletico Madrid'e... Hiddink'in geçmişteki bir tercihi de bir başka futbolcuya daha Atletico Madrid kapısını açmıştı. Laporta'nın 2003 yılında seçimleri kazandığında Rijkaard ismine tereddütlü yaklaştığı bilinir. İlk görüşülen isim Guus Hiddink... Hollandalı teknik adam Kezman'ı önerir. Barcelona futbolcuyla ön kontrat yapar. Daha sonra Hiddink ile Barcelona anlaşamaz. Hiddink'in çok para istediği söylenir. Cruyff da Rijkaard için bastırır ve başarılı olur. Kezman ile yapılan ön kontrat da bozulur ve Kezman, Atletico Madrid'e gider. Bu akşam Kezman, kısa bir dünya turunun ardından Bate Borisov formasıyla, gidemediği Barcelona'ya rakip olacak...