3 Nisan 2007

Tivoli Meydan Muharebesi

Dougie Brimson Avrupa'daki taraftar gruplarını incelediği Euro Trashed 'de olayların İngilizler cephesinden birkaç ayrıntısını anlatır: Galatasaray- Leeds United (6 Nisan 2000) maçı öncesinde iki İngilizin hayatın kaybetmesi sonrasında Leeds United tribünlerinin kafa takımı Arsenallilerle ortak plan yapar. Kopenhag'da meydandaki kavgalarda çıktıkları sokaklar, kovalamacaların hepsi planlı programlıdır. Kopenhang takımlarının taraftar gruplarıyla finalden önce irtibat kurup, şehir planını alır ve 3 gün önce Kopenhag'a giriş yaparlar.Finalden bir gece barlarda yaşananlar münferittir ta ki 1-2 Türk televizyoncunun çoğunlukla Almanya'dan gelen gurbetçileri alenen gazlamasıyla, kendilerini Akıncılar Birliği sanan bir Türk grup ingilizlerin doldurduğu bir bara girer. Çıkışları ayakta olmaz elbet. Final günü sabahtan itibaren Tivoli Parkı çevresinde, tren istasyonu karşısında ve sahile çıkan uzun caddede içen ingilizler meydana sağlam baskın yaparlar. özellikle köşesinde Burger king'in olduğu meydana açılan en büyük caddeden en sağlam grup gelir. İngilizlerin alayı sokak kavgası peşindedir. Dougie Brimson'ın da kitapta özellikle yer verdiği üzere Tivoli meydan muharebesinde bıçak kullanan ne yazık ki Türk taraftarlardır. İngilizlerin derdi öldürmek değil perişan etmek, iki seksen uzatmaktır.Final dönüşünde "abi herife vuruyorum, vuruyorum inmiyor", "sabahtan beri pizlenmişler, önlerini görmüyorlardı, bir koydum ayıya yıkıldı" gibi farklı hikayeler anlatıldı durdu.
Günün en sağlam dayağını o dönem Akşam gazetesinde çalışan magazinci Aykut Işıklar, bir kaldırım kenarında kahvesini yudumlarken yedi. Kaldırım kenarında altta kalanın canı çıksınla sağlam dövdüler Işıklar'ı. Sanırım gazetesi kopenhag'da ilgilenmedi bir zaman sonra döndüğünde istifa etti. İstanbul'dan finale gidenler "şöyle kavga ettik böyle vurduk" diye anlatır dururlar lakin kavganın göbeğinde olan istanbullu sayısı en fazla 20-30'dur. İstanbul'dan gelenler Tivoli parkında hedefi vurmak, lunaparkın nimetlerinden yararlanmak, deniz kenarındaki lokantalarda keyif çatmakla ve kafayı çekmekle meşgüldü.Danimarka polisi aldığı ihbarlara ve bir gece olanlara rağmen ihmalkarlığının cezasını ödedi. Avrupa'ya madara oldular. Bugün 17 mayıs 2000'den yıllar Tivoli meydanına gidenler İngilizin kafasını kırdım ya da hayvanın teki sandalyeyi burda kafama gömdü dediği yerde Şilili, Ekvatorlu sokak satıcılarından bileklik, kolye alabilirler.
Foto: Kristian Linnemann

3 yorum:

Anonim dedi ki...

Tertemiz bir yazi. Ellerine saglik. Oss donemleri o donem. TV'den gorduk, koptuk. Iste elin ingilizi gorsun, bizimkiler gariban almanlara hollandalilara benzemez diye :)))

Buyuduk mu ne...

HUS dedi ki...

o dönemde bizim vatandaşlarımıza gaz verenin, kışkırtanın show haber ekibi ve özelinde de reha muhtar'ın olduğu söylenir. ki yapı itibariyle reha muhtar türk televizcuları arasında bu mizaca en ve belki de tek yakın özellikteki isimdir bana göre de. konuyla ilgili ilk açıklama final maçından hemen sonra show tv nin canlı yayınında şansal büyüka ile program yapan erman toroğlu'ndan gelmişti. mealen şöyle diyordu toroğlu; ''bizim habercilerimizden biri türkleri kışkırttı, ben bunu gözlerimle gördüm ama kim olduğunu söylemem...'' daha sonra bu ismi 90 dakika programında hıncal uluç açık açık söyledi. onun da açıklamaları şöyleydi; ''bana gelip bu işi başlatanın %99u değil %100ü reha muhtar diyor ama korkusundan kimse açık açık söyleyemiyor...'' daha sonra reha muhtar kendi haber şovunda salya sümük ağlayarak bu işi ben yapmadım tarzında birşeyler söylüyordu. erman toroğlu ile bunları rahatça konuşabilecek yakınlıktaki insanlar keşke buraya yorum bıraksalar da yıllardır merak ettiğim konu açıklığa kavuşabilse. ben de bu kışkırtma işini sırf reyting uğruna reha muhtar'ın başlattığına inanıyorum.

Unknown dedi ki...

Biraz geç olacak ama..
İş ortağım geçen ay Kopenhag'daydı. Malum meydanda bir garsonla girdiği sohbet sonrası garsonun ben Türk'leri çok severim ancak ogün çok zarar ettik olaylar yüzünden.. ve herşeyin sebebi "Reha" denen bir televizyoncuydu demesi enteresandır..
Aynı adamın daha sonra Reha Muhtarı elçilik yoluyla şikayet ettiklerini, uğradıkları maddi zararın tazmin edilmesi için çabaladıklarını ancak sonuç alamadıklarını söylemesi de cabası.

Reha Muhtar bi daha gitmesin o meydana bence.. Yoksa bu sefer sopanın kralını yiyecek gibi :)