20 Eylül 2011

Naklen Yayınlar

20 Eylül 2011 Salı
20:00 Gaziantepspor - Kayserispor (Ligtv 2)
20:00 Fenerbahçe - Manisaspor (Ligtv)
20:00 İstanbul BŞB - Orduspor (Ligtv 3)
21:00 Osasuna - Sevilla (Ntvspor)
21:45 Leeds United - Manchester United (Skyturk)
23:00 Villarreal -Mallorca (Ntvspor)

21 Eylül 2011 Çarşamba
18:45 Karabükspor - Galatasaray (Ligtv)
21:15 Samsunspor - Trabzonspor (Ligtv)
20:00 Eskişehirspor - Gençlerbirliğ (Ligtv 2)
21:00 Atletico Madrid - Sporting Gijon (Ntv)
21:00 Racing Santander - Real Madrid (Ntvspor)
23:00 Valencia - Barcelona (Ntvspor)

22 Eylül 2011 Perşembe
20:00 Ankaragücü - Sivasspor (Ligtv 2)
20:00 Bursaspor - Beşiktaş (Ligtv)
21:00 Espanyol - Getafe (Ntvspor)

A.Madrid'in 3 Silahşörü

Agüero-Forlan sonrası bütün transferlerini neredeyse forvet hattını yapan Atletico Madrid onbiride forma giyeceğine emindim ama bu kadar çabuk takımın parçası olmasını beklemiyordum. Ağustos ayını idman yapmadan geçirdiğinden dolayı formayı kaptırabilirdi. İspanya'da şansı ilk günden itibaren yaver gitti Arda'nın. Ligin ertelenmesi sayesinde ekstra bir hafta idman yapma şansı yakaladı. Atletico Madrid geçen sezonun neredeyse tamamında oynadığı güzel futbol dakikasını 4 maça sığdırdı. Pazar öğle saatinde başladıkları ilk lig maçında da iyiydiler, tek eksik goldü, Falcao o gün sahada olabilse o gün de kazanırlardı. Ardından Valencia deplasmanında kaybederken bilinen kimliklerinin dışına çıktılar. Taraftar 3 puan gittiğine üzülmedi bu kez. Deplasmanda Valencia'yı ikinci yarıda sahalarına kitlediler. Oyunu rakip sahaya yıkmak Atletico Madrid'in futbolu değildi... Celtic maçıyla 3 silahşörler devreye girdi. Arda-Diego ve Falcao... Son güne kadar kovaladıkları Diego'yu kiralık da olsa kadrolarına katabilmiş olmaları büyük iş. Takımı bir basamak yukarı taşıdı Brezilyalı, belki de burada düşen kariyerini toparlayacak. Arda'yı sağ kanatta başlatan hocası idmanlarda tanıdıkça ona gereken serbestliği verdi. Santander maçında rakibi dağıttılar. Arda her golün aktörü oldu. İlk golde atapğı başlattı, 3 ve 4. gollerde ise al da at dedi.. Basit asistler değil bunlar... Çarşamba akşamı yine fark yapabilirler. Sporting Gijon ile oynuyorlar. Hafta sonunda ise Camp Nou'ya gidecekler. İyi hücum eden takımın forvetlerinin ne kadar savunma yapabildiklerini Barcelona maçında göreceğiz. Bugün basın toplantısında söyledikleri yarın en az yarım sayfayı kaplar İspanyol medyasında. İmzası sonrasında ona soğuk bakan Atletico Madrid taraftarı, Calderon'da maçın sonunda stadı Arda diye inletti. Bir Türk futbolcunun kendisini kabul ettirebilmesi zordur Avrupa'da. Bu ilk basamaktır, gerisi yine onun elinde...

19 Eylül 2011

Fatih Terim'in Puzzle'ı

Bir takımda kadro mühendisliğinden bahsedeceksen o takımı uzun yıllar aynı teknik adamın kontrolü altında tutmalısın. Birinin gelip bir diğerinin valiz toplarken o sonradan gelenin de bir sonraki sezon olmayacağını bildiğin bir futbol aklına sahipse o kulüp varolan kadronun üstüne koymak, eksikleri tamamlamak, mevkisinin daha iyisini almaktan bahsetmek masaldan öteye gitmez. Galatasaray'da taraftarın yüzünü bile görmeye tahammülünün kalmadığı adamlar başta olmak üzere beklenildiği üzere kadro boşaltıldı. Fatih Terim'in omurgayı yeniden kurarken stoper dışında kaliteli tercihler yaptığı ortada. Muslera-Melo-Selçuk-Elmander bu ülkenin futbol standartlarının üzerinde bir omurga...

İlk hafta kaybeden ikinci hafta daha Süper Lig'e geldiğinden bihaber Samsunspor'u deviren Galatasaray, Terim'in elinde 1000 parçalı bir puzzle gibi. Geçen seneden devraldığı tablo, parçaları birleştirilemeyecek kadar renksiz ve sıradandı. Şimdi transferler sonrasında açtığı paketten puzzle'ın parçalarını ayıklayan Terim'in mahareti sadece bu parçaları birleştirmekle sınırlı olsa Galatasaray'ın işi kolay olurdu. Lakin bu puzzle'dan benzer parçalar var ve tablonun altıyla üstü arasında yine ton farkı var. Terim sezon başından beri Sabri'ye iki maçtır da Eboue parçalarının doğru yerini arıyor ve bulamıyor. Tablonun hangi köşesine koysa parça oturmuyor yerine. Ortadaki kallavi kılavuz parça Melo'nun etrafında örmeye başlayacak takımı... Paketten çift çıkanların işi zor... Kadroda yer bulmakta zorlanacaklar.

Ujfalusi'nin iyi bindirme yapan bir sağ bek olduğu gerçeği ortadayken, iki yerli -sallanan- stoperle yola çıkan Galatasaray'da Eboue transferi şimdilik kağıt üzerinde lüks duruyor. Onun yerinde sağ iç oynayacak ve takımın ilerideki futbol aklı olacak bir transfer çok daha iyi iş yapabilirdi. Lakin bu kez enkaz edebiyatı dalında Nobel alacak bir takım teslim alan Terim'e eksik parçaları sipariş verebilmesi için en az bir transfer dönemi daha lazım... Parçalar tamamladığında tutkalını vurmak zaten onun en iyi yaptığı iştir...

En Zayıf Halka

İlk golde olması gerektiği yerdeydi. Onun için basit vuruştu. İkinci golde korneri atan adamdı. İki saniyede ceza sahasının içinde bitti ve bu ligden ondan başka 2-3 adamın vuracağı klasta vurdu yakın direk dibine. Geçen sezon 28 gol atarken de daha öncesinde de duran topların, kornerlerin başında olan isim yine oydu. O topların ortası başkasından gelse gol sayısı kaça yükselirdi bilinmez. Fenerbahçe'nin en iyisi yıllardır Alex ama bu oyuna bazen tersten bakmak lazım. Takımları starlarıyla değil de en zayıf halkalarıyla değerlendirmek lazım. Bunu bir okurun sorusu sonrasında düşündüm. Barça'da Valdes, Busquets'i sen olsan oynatır mısın? diye soruyordu. Bu mevkilerde elbette ki daha iyi isimler var dünyada ama bu oyun böyle dünya karmasıyla oynanmıyor. Barcelona'nın en zayıf halkaları takımın kalitesini de ortaya koyuyor. Kim bu zayıf halka Fenerbahçe'de. Bilica ya da Bekir. İkincisinin ideal onbir oyuncusu olmadığını düşünürsek ve hatta Serdar Kesimal'ın dönüşü sonrası Bilica'nın da onbirden düşeceğini not edersek başka birini aramamız lazım (Mesela Cristian) ama biz Bilica ile devam edelim. Fenerbahçe ikide iki yaparken en zayıf halka Bilica en az giden Lugano kadar performans koydu ortaya. Ziegler ve Bienvenue'nün de takımdan ayrılan Santos ve Niang'ı aratmadığı ortada. Emre ve Gökhan Gönül'süz Antep'ten çıkmak ve kağıt üzerinde kuvvetli bir kadroyu 2.5 ay önce sezon açtığı için düşerken yakalamak ve yine iyi başlayamayan Kayseri'de 10 gün sonra deplasmanda oynamak sezon başı talihi...

10 Numara

17 Eylül 2011

Super 8


Yine elde kumanda bir kanaldan bir kanala koşturduğum bir akşam oldu. Özlemişim, evde maç seyretmenin lüks olduğu bir mesleğim var. Üniversitede İzmirli yakın arkadaşlarımdan iyi bilirim Göztepe-Karşıyaka derbisinin ne olduğunu, onları nasıl heyecanlandırdığını. Bu heyecanı ülkeye yayabilmek mümkün değil ama bırakın Bank Asya'yı toprak sahada gazozuna da oynasalar Göztepe-Karşıyaka bu ülke futbolunun büyük bir rekabetidir. Bütçeler, kadroların kapasitesi belli. İlla da iyi futbol arıyorsan zaten bir diğer kanalda Barcelona var. Derbilerden iyi futbol bekleyen kim. Keşke tribünler yarı yarıya olsaydı da yıllar sonra İzmir derbisi kapalı gişe oynansaydı. Trabzonspor'dan puan kaybı bekliyordum. Sorun konsantrasyon falan değil. Inter kötü de olsa Trabzonspor o gün kendi mücadele standartlarının çok üstüne çıktı. Sezon yeni başlamışken ritm yakalayamayan vücutların 3 günde kendisini yenilemesi zor. Milano'daki kadar şanslı olsalardı kazanabilirlerdi de ama olmadı.Vittek'in rakibiyle çarpıştığı ya da rakibinin AS 900 kamyon gibi girdiği pozisyon diyelim, çok şanssız pozisyondu. Bağları kopmuş, çok yazık. Henrique'den çok daha yararlı olacağını düşünüyordum Vittek'in. Abdullah Avcı'nın takımı hocanın soyadı gibi... Pusuya yatıyor, ve doğru zamanı yakaladığında affetmiyor. Gündüz maçlarında Bolton ve Leverkusen'in arkasından pek iyi cümleler kurulmadığı kesin. Barcelona'dan az gollü bir galibiyet bekliyordum. Osasuna'nun ender ataklarını boşverin, bu deplasmanda son yıllarda iyi direniyor, kaybediyorlar ama fark yemiyorlardı. Tabii maçların oynandığı tarihler de önemli. 2009'da küme kalma hesabı yapılırken, Barça, Osasuna'ya maçı vermişti Mayıs ayında Camp Nou'da. Geçen sezon ise Kral Kupası'ndan sonra oynadılar. Tribünden izledim maçı. O gün yedek kadro iki golle bitirdi maçı. Barça mı çok iyi fark attığı takımlar mı çok kötü? Bazı gollerde Osasuna defans oyuncularının biz ekran başındakiler gibi Messi'yi hayran hayran izlediklerini gördüm. Camp Nou'ya gelen her takım "Biz de mi?" diye sorarak çıkıyor sahaya... Acıması da yok Barcelona'nın. Son iki sezonda, ilk yarıda fark yaptıkları maçların ikinci yarılarında rakipler biraz krampon gösterdiklerinde mesajı alıyorlar ve insafa geliyorlardı. Guardiola'nın maç öncesinde "Barcelona bu sezon kupa kazanmayabilir" demecini alan ve göğsünde yumuşatıp "Biz de 41 puan toplayıp öncelikle kümede kalmaya çalışacağız" diyerek geri gönderen Mourinho yine güzel malzeme verdi medyaya. Inter-Roma ise "Kim gitsin?" maçıydı. Luis Enrique garip bir tercih yaparak sağ ve sol bekte orta saha oyuncusu kullandı. Türkiye'de resmen yayınlamayan bir lig olduğu için malum linklere başvurdum ama olacak gibi değil... Korkunun ecele faydası yok demek lazım ama gel de bunu iki teknik adama anlat. Eto'o gitti İnter bitti kısa bir sezon başı özeti. Roma ise yeni kurulan bir kadro. Napoli'yi geçebileceklerini sanmıyorum, olsalar olsalar 4 olurlar bu ligde. Roma kalecisi Stekelenburg ise gecenin şanssız ikinci adamı. Lucio'dan başına darbe aldı (foto başka bir pozisyon), beyin sarsıntısı ve hastanede kontrol altında...

Son olarak film afişi, bu akşam Barcelona'nın 8-0'lık galibiyeti sonrasında atılan bir manşetin (Sport) ilham kaynağı... JJ Abrams'ın Super 8'i... İyi film deyin, izleyelim...

16 Eylül 2011

Göztepe vs. Karşıyaka?


Hafta Sonu Futbol

16 Eylül Cuma
20:00 Gaziantepspor-Fenerbahçe / Lig TV
20:00 Kayserispor-Antalyaspor / Lig TV 2
20:30 Adanaspor-Rizespor / TRT 3
21:30 Freiburg-Stuttgart / TRT HD
17 Eylül Cumartesi
14:45 Blackburn-Arsenal / EPL TV
16:30 Leverkusen-Köln / TRT HD
17:30 Gençlerbirliği-Karabükspor / Lig TV
18:00 Elazığspor-Denizlispor / TRT 3
19:30 Kaiserlaustern-Mainz / TRT HD
20:00 Trabzonspor-İstanbul BŞB / Lig TV
20:00 Orduspor-Manisaspor / Lig TV 2
20:30 Göztepe-Karşıyaka / TRT 3
21:00 Barcelona-Osasuna / NTV
18 Eylül Pazar
15:30 Boluspor-Sakaryaspor / TRT 3
15:30 Tottenham-Liverpool / EPL TV
16:00 Mersin İY-Bursaspor / Lig TV
16:30 Hannover-B. Dortmund / TRT HD
17:30 Sivasspor-Eskişehirspor / Lig TV 2
18:00 Manchester United-Chelsea / Lig TV 3
18:30 K.Erciyesspor-Konyaspor / TRT 3
18:30 Schalke 04-Bayern Münih / TRT HD
19:00 Atletico Madrid-R.Santander / NTV
20:00 Galatasaray-Samsunspor / Lig TV
20:30 Gaziantep BŞB-Güngören / TRT 3
21:00 Levante-Real Madrid / NTV
19 Eylül Pazartesi
20:00 Beşiktaş-Ankaragücü / Lig TV
20:30 Kasımpaşa-Kartalspor / TRT 3

15 Eylül 2011

Eylül'de Gel

14 Eylül 1983-14 Eylül 2011
Eylül'de Gel Inter
http://fizy.com/s/1ac7k0

Sadece iki resmi maç oynamış Inter'i analiz etmek Şenol Güneş için zor olandı. Üstelik rakibi, Palermo deplasmanında 4 yedikten sonra başkan darbesiyle oyun sistemini değiştirmişken... İtalya Süper Kupa finalini öne geçtiği oyunda Milan'a kaptıran Inter, Eto'o'yu çok arayacak. Onun hücum hattına kattığı derinlik artık yok. Pazzini ve Zarate'nin toplamı rakip için bir Eto'o tehditi oluşturmuyor, üstelik Forlan da komedi bir kararla Şampiyonlar Ligi'nde oynamayacağı bilinmeden alındı! Trabzonspor transferde orta sahasını kaybetti ve takımı ileriye sürükleyen Jaja'yı kaybetti ama Şenol Güneş takım yapmayı, takım olabilmeyi iyi beceriyor. Milano'da, Bilbao'daki hataya düşmediler ve 11 kişi 90 dakika oyunda kalarak direnci en üst noktada tuttular. Şampiyonlar Ligi tecrübesi olmayan bir takımın bu arenada bu kadar yüksek bir konsantrasyonla, boş da olsa böylesine büyülü bir stadyumda oyundan kopmaması galibiyet kadar önemli. Tabii kaleci Tolga'nın sıradışı performansını da ayrı yazmak lazım. Colman kariyerinin en iyi maçlarından birini oynadı ama bu ne yazık ki bir sonraki maçta bunu devam ettireceğini garantisi değil. Ankaragücü'nden son dakika transferleri Trabzonspor'a sınıf atlattı ve bu kadro derinliği ikinci yarıda net ortaya çıktı. Inter sallanıyor. Fizik olarak hazır değiller. Fenerbahçe karşısında da açılış maçını oynamışlar ve kaybederken hezimetten dönmüşlerdi. Sneijder'in eline bakan kadroda kanatlardaki sıkıntı bitecek gibi değil. Hücum varyasyonları Maicon da sakat olunca bir elin parmakları kadar bile olmayan Inter'de hafta sonundaki Roma maçı teknik direktör Gasperini için sırat köprüsü olacak. Bu ülkenin en ama en güzel futbol adamlarından biri olan Şenol Güneş'in galibiyet sevincini tribünde değil sahada yaşamasını dilerdim. 28 yıl sonra yine bir 14 Eylül günü yine aynı skorla kazandı Trabzon... Aklıma ilk gelen ve yorgunluktan devamını getiremediğim de bir şarkı oldu. Alpay'dan Eylül'de gel. Sözlerinden bağımsız, harbiden Inter, geleceksen hep Eylül'de gel!...

14 Eylül 2011

Happy Hour

Barcelona: 2 Milan: 2

Guardiola her şeyi kazandığından sonsuz krediye sahip bu da ona deney yapma şansını veriyor. Eninde sonunda bir gün arkada tek adam bırakıp bu oyunu rakip kaleye 60 metrede 9 adamla oynayacak ama daha zamanı var! Barcelona’nın ideal onbiri mükemmel ama sakat sayısı o onbirden 2-3 olduğunda doğal olarak çarklar işlemiyor. Pato santra ile birlikte deparı attığında Barça’nın defans göbeği kendi kalesine 30-35 metrede fotoğraf çektiriyordu. Tabii o nasıl toplu bir koşudur ve son vuruştur! Dani Alves-Mascherano-Busquets-Abidal dörtlüsünde Puyol ve Pique’nin sakatlığı nedeniyle kullanılan iki stoper bildiğin ön libero. Orta alanda Keita’ nın da suya sabuna dokunmayan oyunu eklenince Barça sıkıntı yaşıyor elbette. Buna rağmen ilk yarının son 30’unda Milan’ı bir Serie C takımına çevirdiler. Cassano neredeyse ön libero, çıkamayan Seedorf sol bek (!), sakatlanan Boateng’in yerine giren Ambrosini ve Van Bommel ile Thiago Silva-Nesta arasındaki mesafe taş çatlasa 10 metre. Pedro’nun golünde Messi’nin dalışından daha güzel, Abate’ye son düzlükte attığı fark.

Messi’nin direkten dışarı giden frikiği ve ardından ikinci yarının başında David Villa’nın astığı ampul. O dakikaya kadar sahada Milan’ın 10 oyuncusundan daha fazla pas yapan bir Xavi vardı. 2-1 sonrasında garip bir ruh hali. Sürekli yan pas, istediğimi aldım, üzerime gelme, fena yaparım bakışı Barça’nın. Milan ancak %32’lere çıkardı topa sahip olmayı ikinci yarıda. Açılışı gereğinden fazla erken yapan Milan’ın kapanışı da tribünler boşalırken yapması… Pique, Keita, Villa sahada olmayınca eşleşmede yaşanan boy problemi ve Thiago Silva’nın kestiği ceza… İtalyanlar Metin Türel üstadı tanımaz. Bu maça bir başlık atacak olsam: “Metin Türel’den Barça’ya sevgilerle”


Alexis Sanchez'den (2 ay) sonra Iniesta da sakatlandı ve 1 ay yok. Barça hafta sonunda evinde Osasuna ile oynuyor. Gelecek hafta Valencia deplasmanına gidecekler ardından Camp Nou'ya Atletico Madrid geliyor....

9 Eylül 2011

Inter'e Yar Olmayanlar

Onun döneminde Inter’de oynayan Türk futbolculardan dinlediklerim ve yıllardır okuduklarım... Massimo Moratti bir melektir. Forlan’ın Şampiyonlar Ligi’nde oynama ihtimali olmadığı bilmeden transfer yapan idari kadrosuna bile “Olur öyle” deyip, meseleyi kapatan bir patrondan bahsediyoruz. Kimse onları seçmiyor. Kimseye karşı da bir sorumluluğu yok. Inter yıllarca acı çekti ama Moratti ailesinden vazgeçmedi. 16 yıldır Inter’in başında Moratti. Bir zamanlar sol bekleri saymışlardı. Brehme, ondan 3 yıl önce gitmişti. Adam, 20’den fazla sol bek almıştı Inter’e. Üstelik bunlardan bir tanesi de futbol tarihinin en iyi sol beki Roberto Carlos...

İyileri, kazıklarlar... Moratti’yi de kazıkladılar. Ronaldo yıllarca revirde yattı, ayağa kalktığında Real Madrid’e gitti... Mourinho da öyle, Real Madrid’in adını duyunca arka kapıdan kaçtı... Son ihanet Leonardo’dan geldi. Milan’da olmamış Brezilyalı sezon sonunda yeni proje deyip Paris Saint Germain’in yolunu tuttu. Sadece Recoba’ya 10 yıl para ödemesi bile yeterli referans bu patron için. Maçlara Recoba formasıyla geliyordu, Uruguaylı’nın adam gibi oynadığı maç sayısı iki elin parmaklarını geçmedi...

Eto’o’ya gelen uçuk teklif, Kamerunlu’nun basit hesabı. 6 yıl Serie A’da eşofman giy-çıkar, maça çık yerine 3 yılda bu parayı Anzhi’de alırım dedi ve bavulunu hazırladı. Bu transferin ardından güzel bir onbire rastladım Moratti’nin 16 yıllık iktidarında Inter’den gidenler... Çok adam gitti ama şu onbire baktığında bugün sahaya çıksalar, Serie A’da zirve altına oynarlar bu halleriyle! Frey; Burdisso, Cannavaro, Silvestre, Roberto Carlos; Simeone, Pirlo, Seedorf; Eto'o, Ronaldo, Ibrahimoviç

Frey saçmasapan bir takasla takımdan yollanmıştı. Fransız kaleci yıllarca düşük profil çizdi, budizm tutkusu nedeniyle soyunma odasını karıştırdığı da söylendi ama kral kalecidir, Inter’e yar olmadı. Burdisso, Cambiasso’nun kankası. Çocuğu lösemi olduğunda Moratti, bir sezonu feda etti. Arjantinli futbola ara verdi. Bütün masrafları Inter karşıladı. Cannavaro, Calciopoli skandalının aktörlerinden. Luciano Moggi ile telefon görüşmeleri yayınlandı. Moggi, “Git Moratti’ye Inter’den gitmek istiyorum de” diyordu o kayıtlarda. Juventus kaptı, onlara da yar olmadı, Dünya Kupası’nın en iyi savunmacısı Real Madrid’e gitti Capello ile. Bir El Clasico’da direğe yapıştığını herkes hatırlar. Silvestre, Bergkamp, Henry gibi Serie A’da tutturamayanlardan... Roberto Carlos’u Real Madrid’e kaptırdılar, hala solbekte dikiş tutturabilen yok. Zanetti’nin ömrünü geçirdiği Inter’de vatandaşı Diego Simeone, iki sene kaldı. 1999’da Lazio’nun kasası kara para doluydu ve Almeyda, Crespo’lu kadroya gitti Simeone... Pirlo’nun Milan’a gidişi akıllara ziyandır. Lucescu’nun keşfi olan Pirlo’yu takasta çerez olarak Milan’a verdi Inter. 9 yıl Milan orta sahasında oynayan Pirlo, 3 Şampiyonlar Ligi finali gördü! Seedorf için Coco’yu alan Inter taraftarına yıllarca kafayı duvara vurdurmuştur. Maestro hala fırtına gibi esiyor. Inter’den gittiği sezon Milan ile -penaltıyı kaçırmasına rağmen- Şampiyonlar Ligi kazandı. Bu Seedorf için Ajax ve Real Madrid’den sonra üçüncü bir kulüple kazandığı Şampiyonlar Ligi kupasıydı. Eto’o’nun hikayesi taze. En az 3 yıl daha Inter forvetinde aslanlar gibi oynardı. Hesabı şaştı.

Ronaldo, iki büyük sakatlığa rağmen yıllarca “Fenomen” olarak tapıldı Milano’nun yarısında. İyi paraya sattılar ama Inter’den ondan istediğini hiçbir zaman alamadı. Onbirde olmayan Balotelli bildiğin çatlak... Milan forması giyip Inter taraftarını çıldırttı, bugünlerde eski hocası Mancini’nin beynine tecavü ediyor Manchester City’de. Son adam oynadığı her takımla şampiyonluk sevinci yaşayan Zlatan İbrahimoviç. Hikayenin sonu da o olmalı zaten... Barcelona soyunma odasına el bombası gibi düşen ve dönüşünde eski takımı Inter’in Serie A’daki 4 yıllık hükümdarlığına ezeli rakibi Milan’ın formasıyla son veren adam...

Serie A'da Yıllık Ücretler #3


Serie A'da Yıllık Ücretler #2

Serie A'da Yıllık Ücretler #1

Serie A'da Yıllık Ücretler #1

La Gazzette dello Sport'un her sezon başında transfer dönemi kapandıktan sonra yayınladığı araştırma: Serie A'da futbolcuların yıllık net kazançları. Geçen sezonki rakamlarla karşılaştırmak isteyenler blog arşivindeki 5/12 Eylül 2011 haftasındaki postlara bakabilir....

8 Eylül 2011

Hafta Sonu Futbol

9 Eylül Cuma
20:30 Denizlispor-Göztepe / TRT SPOR
21:30 Augsburg-Leverkusen / TRT HD
10 Eylül Cumartesi
16:30 B. Dortmund-Hertha Berlin / TRT Haber & TRT HD
17:00 Sunderland-Chelsea / EPL TV
17:30 Eskişehirspor-Beşiktaş / Lig TV
17:30 Samsunspor-Gençlerbirliği / Lig TV 2
18:30 Konyaspor-Kasımpaşa / TRT SPOR
19:00 Real Sociedad-Barcelona / NTV Spor
19:30 Werder Bremen-Hamburg / TRT HD
19:30 Bolton-Manchester United / EPL TV & Lig TV 3
20:00 Manisaspor-Trabzonspor / Lig TV
20:00 Ankaragücü-Mersin İY / Lig TV 2
20:30 Bucaspor-K.Erciyesspor / TRT SPOR
21:00 Real Madrid-Getafe / NTV
23:00 Valencia-A. Madrid / NTV Spor
11 Eylül Pazar
13:00 Real Betis-Mallorca / Idman TV
15:30 Norwich City-West Bromwich Albion / Lig TV 3
16:30 Köln-Nuremberg / TRT Haber
17:30 Bursaspor-Kayserispor / Lig TV
17:30 K. Karabükspor-Sivasspor / Lig TV 2
18:00 Fulham-Blackburn / EPL TV & Lig TV 3
18:30 Rizespor-Gaziantep BŞB / TRT SPOR
18:30 Wolfsburg-Schalke 04 / TRT HD
20:00 İBB-Galatasaray / Lig TV
20:00 Antalyaspor-Gaziantepspor / Lig TV 2
20:30 Karşıyaka-Adanaspor / TRT SPOR
23:00 Espanyol-Athletic Bilbao / Idman TV
12 Eylül Pazartesi
20:00 Fenerbahçe-Orduspor / Lig TV
20:30 Sakaryaspor-Tavşanlı Linyitspor / TRT SPOR
22:00 QPR-Newcastle / EPL TV & Lig TV 3

* İtalya Serie A ve Fransa Ligue 1'i Türkiye'de yayınlayan kanal yok....

Forlan A.Bilbao'ya Gitseydi...

Alex Ferguson elbette ki her yatırım yaptığı futboldan verim almadı ama yeteneği keşfettiği ve kuyumcu ustalığıyla değerli taşı işlediğinin onlarca örneği var. Olan, oluyor bazen Ferguson’a yar olmuyor. Cristiano Ronaldo’nun en verimli çağında rekor ücretle satılmasının ardında elbette ki Rooney’in kadroda yer alması yatıyor. Forlan o kadar şanslı değildi Ada’da. Alt yapısında yetiştiği Penarol da ondan ekmek yiyemedi. Babası eski futbolcu, annesinin babası da Uruguaylı sağlam bir teknik adam ve eski futbolcu. Dedesinin oynadığı Independiente’de sivrildi. Ferguson onu Premier Lig’e getirdiğinde 21 yaşındaydı. Bugün keşfetmek için geç bir yaş. 10 yılda futboldaki değişimin de bir ayrıntısı sadece.

Manchester United’dan Athletic Bilbao’ya gidebilirdi! Bask kökenini (babaannesi Hondarribia doğumlu) ispat etmişti olmadı Villarreal’e imza attı. 38 maçta 25 gol ve gol krallığı. Daha ne olacak! Huyu buydu, bir iyi sezonun arkasına yatıyordu. Sözleşme bitmeye yakın da gaza basıyordu. Atletico Madrid’e transferinin olduğu tarihte sezonu 19 golle tamamladı. Fernando Torres’in bonuslarla birlikte 40 milyona Liverpool’a satıldığı transfer döneminde Atletico Madrid’in ona ödediği 21 milyon Euro için ben kazık notu düşmüşüm bloga. Yanılmışım elbette. Madrid’de yaptıklarına bakarsak fazlasıyla haketmiş bu bonservisi... İlk sezon 16 gol, ardından 32 gol, son iki sezonda ise sırasıyla 18 ve 8 gol. Atletico Madrid’in Avrupa Ligi’ni kazandığı sezonda 17 maçta, 15 kez ilk 11 ve 7 gol. Kun Agüero ile birlikte Atletico Madrid tarihinin en efektif forvet ikilisi olmayı başaran Uruguaylı 4 sezonda o kendisine çok yakışan kırmızı-beyazlı formayla 196 maça çıktı ve 96 gole imza attı.

Kariyerin diğer penceresinde ise 30’unda salladığı bir Dünya Kupası, unutulmaz goller ve yarı final var. Yetmedi, bu yaz da aynı kadroyla Copa America’yı kaldırdı. Forvetten bir adım geride, takımın beyni rolünü üstlenerek. Agüero sonrasında kadroda tutulması beklenen Forlan’dan çabuk vazgeçti Atletico Madrid. Bunda geçen sezonun ikinci yarısında soyunma odasını karıştırmasının da payı var. Teknik direktör Flores ile birbirleri hakkında pek iyi konuşmuyorlar o günlerden beri.

Eto’o o akıllara ziyan teklifi almasa Forlan’a Inter kapısı açılır mıydı, bilinmez. Zarate ile birlikte Milano kulübünün kapısından girdiler. Bazı oyuncular hep genç kalır, ben Forlan’a ne zaman baksam, 40’lık bir santrfor yüzü görürüm 7-8 yıldır. Inter bir de idari skandala imza attı. Forlan’ın haberi yok olan bitenden. Şampiyonlar Ligi kadrosuna eklediler ama UEFA; Atletico Madrid formasıyla 3. Eleme turunda oynadığı için Forlan’ı liste dışına attı. La Liga’da iki kez gol kralı olan Forlan, Serie A’da da bunu başarır mı? Inter’in oyun yapısı içinde ve rakip santrforlara da baktığımız zaman bu çok zor görünüyor. Peki neden Türkiye’ye gelmedi? 32 yaşında bir golcü hala üst düzey teklifler alıyorken ve 2014 Dünya Kupası kendi kıtasında yapılıyorken, gözden ırak olmak ister mi?

4 Eylül 2011

La Liga'daki Uçurum #3

6-7 yıldır tartışılıyor, daha da çok tartışılacak. La Liga'nın iki şampiyon adaylı bir lig olması. Geçen sezon La Liga'da Uçurum #1 ve La Liga'da Uçurum #2 satırlarından devam edeyim. Mart ve Mayıs 2010 tarihlerindeki yazılar sezon sonu yaklaştığından puan tablosunun ortaya koyduğu gerçeklerle ilgiliydi. Bu sezonun ilk haftasında Real Madrid deplasmanda altı atıp ardından Barcelona da ligin iyilerinden Villarreal'i beşleyince bu tartışma yine alevlendi. 20 gün önce Cnbc-e Business dergisinin Eylül ayı sayısı için yazdığım yazıda kullandığım bir tablo var. Yazının girişi bu linkte. Sevilla Başkanı Del Nido iki yıldır kazan kaldırıyor. Naklen yayın havuzundan gelen paranın adaletsiz dağıtıldığını savunuyor. Premier Lig ile karşılaştırıldığında (İtalya'da benzer büyük farklar var) Sevilla Başkanı haksız değil. Real Madrid ve Barcelona sezon başına 140 milyon alırken, şanpiyonluktan bahsedebilecek takımlar bir araya gelse ancak bir büyüğün aldığını alıyorlar. Del Nido'nun kendi takımının oynadığı lig için rezil demesi, ardından o takımdan gelmiş Sergio Ramos'un "Beğenmiyorsa gitsin başka ligde oynasın" deyip sonra da demedim demesi (!) İspanya'da bir sonraki yayın ihalesinin kanlı geçeceğinin göstergesi bunlar. Altlarındaki takımların en iyilerini manav tezgahından seçer gibi toplayan iki büyüğün -neredeyse- iki kapışmasının şampiyonu belirleyeceği bir lig neden 38 hafta sürer ki?

Raul-Inzaghi'siz
Şampiyonlar Ligi

1992-93 sezonundan bu yana oynanan Şampiyonlar Ligi’nde gol krallığının tepesinde Raul var. 144 maç 71 gol. Bu sezon Şampiyonlar Ligi’nde yok. Nistelrooy, artık ikinci baharında, 51 gollü Henry, uzak diyarlarda, 48 gollü Shevchenko, Avrupa Ligi’nde forma giyecek. İlk 10’da gelecekte Raul’u geçebilecek iki adam elbette ki Messi ve Ronaldo. Messi, 57 maçta, 37 gol, Ronaldo, 71 maçta 28 gol attı. Raul’a göre Ronaldo’nun ortalaması düşük kalırken, en iyi ikinci ortalamayı yakalayan Messi de Nistelrooy’un 0.69 ortlamasının gerisinde...
En hazin hikaye ise İnzaghi’ye ait. Avrupa Kupaları’nda toplam 72 golü olan Raul’un sadece 2 gol gerisinde olan Inzaghi, Milan’ın Şampiyonlar Ligi kadrosuna alınmadı. Onun 3 gol gerisinde olan Shevchenko’nun bu sezon Inzahgi’yi geçme şansı var. Tüm zamanların listesinin kalanında ise ilk üçü şimdilik tehdit edecek adam yok.

Barça ve 3-4-3

Barcelona’nın yaş ortalaması Real Madrid’den daha fazla bu sezon. Jose Mourinho’nun son iki sezonda yaptığı transferler ve gönderdikleriyle bu ortalamayı rakibinin altına çekti. Fabregas transferi sonrasında nerede oynar sorusuna Iniesta ileri üçlünün soluna geçer, Inista, Xavi’nin yanına gelir görüşü ağırlıklıydı. Guardiola’nın tek derdi Fabregas değil. Thiago da onbiri sıkıştırıyor üstelik bir de Alexis Sanchez takıma katıldı. 20 yıl önce Guardiola’nın oynadığı ve Cruyff’un yönettiği Dream Team ile Villarreal maçına çıkan kadroyu karşılaştırmışlar İtalyanlar. Diziliş 3-4-3. Bu formasyonla açık verirler endişesi de vardı ama ligin en iyi takımlarından biri olan Villarreal’i de ilk hafta süpürdüler. İzlediğim ve hatırladığım kariyerleriyle Cruyff’un onbirinde bugünün Barça onbirindekinden daha yetenekli adamlar var bu grafikte. Keita mı Guardiola mı? Guardiola elbette. Ya da Busquets mi Koeman mı? Koeman ama oraya da Pique yerleşecek. Diğer karşılaştırmalar sizin keyfinize kalmış. Bakero mesela iyi ama bir İniesta değil... Sonuç, 3-4-3 ile ustasına selam çakan Guardiola, Barcelona’da bir gün Pique’nin önüne 5 orta saha, 4 forvet dizer, sonra da artık ne haliniz varsa görün deyip ayrılır memleketten...