Milli takım hocası aynı zamanda bir kulüp takımı çalıştırabilir mi? Fatih Terim'in çalışabilme ihtimaliyle tartışılmıştı bu. Bence çalıştırmamalı. Hele aynı ülkede bir kulübü çalıştırmak zurnanın son deliğidir. Sözkonusu Hiddink olunca durum farklı. Hollandalı'nın parasını Abramovich ödüyor Rus Milli Takımı'nda. Scolari'nin görevine son veriyoruz açıklamasından önce de Hiddink'in gelişini garantiye almışlardı bence zaten. Resmen açıkladılar. Hiddink, sezon sonuna kadar Chelsea'nin başında. Frits Philips-PSV Eindhoven-Guus Hiddink-Chelsea ve Roman Abramovich. Taşlar yerine oturuyor...11 Şubat 2009
Hiddink Chelsea'de
Milli takım hocası aynı zamanda bir kulüp takımı çalıştırabilir mi? Fatih Terim'in çalışabilme ihtimaliyle tartışılmıştı bu. Bence çalıştırmamalı. Hele aynı ülkede bir kulübü çalıştırmak zurnanın son deliğidir. Sözkonusu Hiddink olunca durum farklı. Hollandalı'nın parasını Abramovich ödüyor Rus Milli Takımı'nda. Scolari'nin görevine son veriyoruz açıklamasından önce de Hiddink'in gelişini garantiye almışlardı bence zaten. Resmen açıkladılar. Hiddink, sezon sonuna kadar Chelsea'nin başında. Frits Philips-PSV Eindhoven-Guus Hiddink-Chelsea ve Roman Abramovich. Taşlar yerine oturuyor...Osvaldo Ardiles
" Karısı arıza çıkardı. Paris'te kalmak istemedi" diyor dönemin Paris Saint Germain antrenörü Georges Peyroche. Yabancı futbolcunun eşi "gidelim" dedi mi akan sular durur bu dünyada. Ardiles, 10 yıllık Tottenham kariyerinin ardından 1982-1983 sezonunda Paris'e geldi. 14 maç ve 1 gol de Ada'ya dönmek için yeterli sebepti. 78'de kupayı kaldırdıklarında ekran başındaydım. Ardiles 57 yaşına gelmiş, efkar bastı; akşama lakerda ve anasonu hazır etmek lazım... Kempes ne yer, ne içer acaba?
La Peineta
Atletico Madrid'in yeni stadı La Peineta, İspanya-Portekiz'in 2018 Dünya Kupası adaylığındaki en büyük kozlarından. Şampiyonlar Ligi'nde 2012 yılına kadar finaller dağıtıldı. Atletico Madrid, 2013 yılında finali yeni stadına istiyor. 2010 finali Santiago Bernabeu'ya verildiğinden bu pek mümkün görünmüyor. 73 bin kapasitesiyle Nou Camp ve Santiago Bernabeu'dan sonra en büyük 3. stad olacak. Emektar Vicente Calderon'dan bir fotoyla bitireyim...
Copa Libertadores 2009
Copa Libertadores 2009'daki 32 takımın kimlik kartı. Billsportmaps'dan
Sports Illustrated Swimsuit 2009
10 Şubat 2009
Serie A All Star
Robinho'nun golünün santrası olmadan telefon çaldı. Kimin aradığını bilmiyorum ama ne için aradığını tahmin ediyorum. Barış Efendi: "Bu gole sana" diyor. Doğru tabii. Aslanım Pirlo bir önceki pozisyonda orta sahadaydı, geriye kadar koşmuş, ceza sahası içinden topu çıkarmış, işte Gerrard-Lampard örneğinden bıkanlara oyunu iki yönlü oynayan orta saha diyorum, geveleyince geldi kaptı topu Robinho. Buffon da maşallah sakatlıktan döndüğünden beri un çuvalı gibi seriliyor yere. Aslında Camoranesi ile başlayacaktım. İtalyan milli marşı çalarken yedek kulübesi ekrana geldiğinde bir kez daha gördük ki bu adam marş söylemiyor. Yıllardır da bunu röportajlarında açıklar. Adam Arjantinli, İtalyan vatandaşı. Bizim Aurelio'ya, Mesut'a yaklaşımımız da hastalıklı. Birinin İstiklal Marşı'nı söylemesiyle mutlu oluyor (Aurelio'nun fıkra anlatması (bkz: Okay Karacan) bile daha değerlidir benim için), diğeri Alman milli takımını seçince Türklüğünü sorguluyoruz. Basit bakabilsek; bu adamların hepsi sadece bir oyun oynuyor, topun peşinde koşuyor. Çocukken arka mahalleden gelen yetenekli çocuğu kendi takımınıza almanız gibi birşey. Oyun bitince herkes mahallesini dönüyor işte. Aurelio da doğduğu topraklara dönecek. Mesut da doğduğu topraklarda, en iyi bildiği dili konuşarak, en sevdiği birayı içerek yaşlanacak. Birine bir pasaport vermişiz, diğeri Alman pasaportunu tercih etmiş. Neresinden baksan bürokrasi işte...
İtalyan milli takımı yine pek havalı çıktı sahaya. Formalar, eşofmanlar... Karşı tarafta Dunga'nın kürklü deri montunu artık Kapalıçarşı'da bile satmıyorlar. Derici İzzet'ten almış galiba. Malum hazırlık maçı; ciddiye almamak lazım. Brezilya milli takımının yedekler dahil kadrosunda İspanya'da forma giyen iki bek Marcelo ve Dani Alves. O da formayı Maicon'a kaptırmış ki İnter'linin hakkıdır. Serie A; neredeyse Brezilya milli takımını kapatmış, formalar karışmış da; hafif Roma-Fiorentina soslu Milano derbisi oynanıyor havası vardı maçta. Milli takım olunca hesaplar değişiyor tabii. Milano'nun iki yakasında yedek bekleyen Adriano ve Ronaldinho'nun onbir çıktığı kadroda Milan'ın bankosu Pato yedek. Cannavaro'nun emekliliği yaklaştıkça İtalyan tandemi de çöküyor. Legrottaglie oynuyorsa bu biraz da Juventus'tan takım arkadaşı Chiellini sakat olduğundan. Bu İtalyan milli takımında Buffon da bu haldeyken; alıp da dünya karmasına gönül ferahlığıyla koyacak -form grafiği ya da kalite- bir adam yokken; Kaka'yı evde bırakmış Brezilya'nın elinde halihazırda dünyanın en iyisi kaleci Cesar,Maicon ve inceci Ronaldinho, Robinho eh bir de Juan-Lucio defans göbeği varsa; 2-0'lık skoru öpüp başlarını koysun İtalyanlar. "Dünya derbisi" demişlerdi; bence Serie A All Star'dı...
Brezilya-İtalya: 2-0Brasile (4-3-1-2): Julio Cesar; Maicon, Lucio, Juan (33' st Thiago Silva), Marcelo; Elano (25' st Dani Alves), Felipe Melo, Gilberto Silva (44' st Josuè); Ronaldinho; Adriano (36' st Pato), Robinho (44' st Julio Baptista). All. Dunga (A disposizione: Doni, Luisao, Adriano Correia)
Italia (4-3-3): Buffon; Zambrotta, Legrottaglie, F. Cannavaro, Grosso; De Rossi (14' st Aquilani), Pirlo (30' st Dossena), Montolivo (1' st Perrotta); Pepe (1' st G. Rossi), Gilardino (1' st Toni), Di Natale (1' st Camoranesi). All. Lippi (A disposizione: Amelia, Bonera, Gamberini, Iaquinta, Quagliarella, De Sanctis)
Arbitro: Webb (Ing)
Marcatori: 13' pt Elano, 27' pt Robinho
Del Piero
Versiyon 1Del Piero: "Juventus benim yuvam ama çocukluğumdan beri hayran olduğum Ajax'da forma giymek istiyorum. Gelecek sezon bir yıllığına Amsterdam'a gideceğim ve tekrar Juventus'a döneceğim... "
Versiyon 2
AIRC dünyanın en lezzetli portakalını sizler için üretiyor. Portakal AIRC'dir.
Versiyon 3
Portakal yiyin... AIRC (Associazione Italiana per la Ricerca sul Cancro) İtalyan Kanser Araştırmaları Birliği)
Alo Rijkaard
Atletico Madrid, teknik direktör Aguirre'i gönderdikten sonra göreve Abel Resino'yu getirdi. Onun yönetiminde 5 maç sonra deplasmanda 3-0 kazandılar. Kulübün başkanı Enrique Cerezo'nun bu demeci güzel(!)- "Rijkaard'ı göreve getirmek istiyorduk. Bendeki telefon numaralarından kendisine ulaşamadım, görüşemedik..."
İtalya vs. Brezilya
Bu akşam İtalya-Brezilya oynuyor. Hazırlık maçı mı demek lazım, gösteri maçı mı? Organizatörler parasını ödeyip iki ülkeyi de Londra'ya Emirates'e getirdiler. 60 bin bilet Ocak'ın son haftası bitmiş. Localarda bir kişi yemek ve şampanya dahil 1.200 sterline seyredecek maçı. İtalya- Brezilya maçına "dünya derbisi" diyor Lippi. Doğru da diyor. İki takım arasındaki maçlarda eşitlik var. 5'er galibiyet ve 2 beraberlik. 70'de Brezilya'nın kazandığı finalin intikamını İtalyanlar 82 Dünya Kupası'nda almıştı. 94'de de Baggio ve meşhur dağlara taşlara giden penaltı var. Aralarında son maç 12 yıl önce oynandı ve 3-3 berabere bitti. Brezilya'da Kaka sakat ve hafta sonundaki Milano derbisinde de oynamayacak. Maçı 152 ülke naklen yayınlıyor. Bizde de NTV Spor(21:45)Muhtemel onbirler:
Brezilya (4-3-1-2): Julio Cesar; Maicon, Lucio, Juan, Marcelo; Josue (Baptista), Gilberto Silva, Elano; Ronaldinho; Adriano, Robinho
İtalya (4-2-3-1): Buffon; Zambrotta, Legrottaglie, Cannavaro, Grosso; De Rossi, Pirlo; Camoranesi, Perrotta, Di Natale (Rossi); Toni
Katalanlar Olmasa...
İspanyol milli takımının tarihinde en çok futbolcuyu veren kulüp Real Madrid midir yoksa Barcelona mı? Ben Real Madrid derdim. Yanılmışım. İngiltere hazırlık maçı için ilk kez kadroya çağrılan Piquet ve Busquets ile birlikte Barcelona 117 futbolcusunu milli takıma göndermiş oldu. Real Madrid ise 113 futbolcu göndermiş bugüne kadar. Aradaki fark Real Madridlilerin toplamda Barça'lılardan daha fazla (1603/1539) maça çıkmış olmaları. 3. sırada ise A. Bilbao var 91 futbolcuyla. Euro 2008'i kazanan İspanyol milli takımında yer alan Barcelona altyapısı çıkışlı oyuncularla bitireyim: Xavi, Puyol, Iniesta, Cesc, Reina, Sergio Garcia, Fernando Navarro ve Güiza. Katalanlar olmasa haliniz nicedir Ramon efendi?Fotoğraftaki kadro 1959'dan. 8 Barcelona'lı: Ramallets, Olivella,Garay, Gracia, Segarr, Gensana, Tejada, Kubala, Di Stefano, Suarez, Gento
Ibrahimovic vs. Ronaldo
Tipik İtalyan Santrfor
Bayern Münih'de geçen sezon başında 50 milyon euro ödenen Toni ve Ribery için başkan Beckenbauer'in hafta sonundaki Dortmund maçından sonra söyledikleri ilginç. Allianz Arena'da maç 1-1 berabere devam ederken, Klinsmann, 72'de Toni'yi kenara aldı. Geçen sezon 24 gol atıp gol kralı olan santrfor "maç giderken" kenara geliyordu. Klose bitirdi işi, Bayern Münih maçı 3-1 aldı.
Beckenbauer de Toni'ye salladı: "Tipik İtalyan santrfor, kendisinden başkasını düşünmüyor, kaleyi gördüğünde vuruyor." Hayret bizim futbolumuzda kaleyi düşünen, egoist santrfor tipi muteberdir oysa ki. Gelecek sezon için Olic'i almış Beckenbauer, Toni'nin de yolunu yapıyor galiba. Diğer demeci Ribery için. Fransız, Galatasaray'daki gibi gizli kapaklı götürmüyor transfer işlerini. "Giderim" diyor iki de bir. Beckenbauer de ağzının payını vermiş: "Gitmek istiyorsa, burası Bayern Münih, tutmayız". Arşivden bir postu hatırlatma zamanı: Güzel senaryo
Aceto'ya Mektup 4
Sevgili Aceto,Mesut Özil, Alman Milli Takımı’na hayırlı olsun kardeşim..
Bugünlerimize katkı yapan Bay Derwall’e hiç mi borçlu değiliz?
Hamit, Yıldıray, Halil ve Nuri’nin yetiştirilme bedeli olarak kabullenelim mesela..
Toplumlararası kaynaşmanın simgesi olsun.
Arkasından ağıt yakıp, "bak şimdi kimseyi oynatamayacağız" diyenlere şaşırıyorum vesselam.
O kadar çok adam geliyor ki arkadan; bize de yeter Almanya’ya da..
Mustafa Doğan Alman milli oldu neremiz eksildi mesela? Serdar Taşcı, Uğur Yıldırım elden kaçtı da ne oldu? Mustafa İzzet kuş mu kondurdu?
Yeter ki elimizdekilerin değerini bilelim.
Değer bilmek, bedel vermek derken; sana duyup içime atamadığım bir mevzudan bahsetmek isterim..
Biliyorsun bu sene büyük kulüplerimiz milyon euro’luk transferlerle başımızı döndürüp, oynadıkları futbolla hepimizi kendilerine güldürdüler. Bu arada isimli cisimli abilerin yanısıra, gelecekte UEFA kriterlerine hazır olmak için genç çocuklar alıp, yedek kulübesi kontenjanlarını doldurdular.
Satır aralarında kalmaya mahkum, çığırtkanlıklarıyla üzerine çıkıp kendilerini aklayacaklarını zannettikleri ayıplara imzalar atmayı ihmal etmediler bu arada..
Sevgili Aceto, büyük kulüplere çocuk yaşta alıp yetiştirdikleri futbolcularını kaptıran amatör kulüplerin şaşkınlığını bir bilsen şaşarsın.. Amatör takımların, Coca Cola altyapı akademi ligi maçlarının arasında insan mekik dokuyunca neler duyuyor neler..
Geçenlerde, bir kulübümüz, küçücük bir amatör kulübe 7500 euro yetiştirme bedeli ödememek için olmadık yollara saptı..
Nasıl mı?
Şöyle; Büyük bir geçmişe sahip olan A kulübü, Anadolu’dan İstanbul’a göç edip kasabalarının adıyla kurdukları, yani memleketlerine bağlılıklarını ve özlemlerini haykırdıkları amatör B kulübünden, M isimli oyuncuyu transfer edip, alt ligde pişmesi için C kulübüne kiraladı. Buraya kadar herşey güzel..
B kulübü gururlu..
Yeni isimler yetiştirmek için kolları sıvıyorlar.
Ancak birden keyifleri kaçıyor.C kulüne kiralanan oyuncunun lisans çıkarabilmesi için A kulübünün Futbol Federasyonuna B kulübü adına 7500 euro yetiştirme bedeli yatırması gerekiyor.
E tabi A kulübü için 7500 euro nedir ki?
Ne oluyor dersin?
Bravo bildin.!
Yatırmıyorlar..
15.000 TL yapar evet.!
Oyuncu oynamak istiyor, A kulübü 7500’ü vermeye yanaşmıyor.
Ricalar, minnetler, istirhamlar, gel konuşalım’lar, telefonları açmamalar derken; amatör B oyuncusu M’nin oynayabilmesi için, TFF’ye 7500 euro’yu elden aldık şeklinde bir muvafakatname gönderiyor.
M lisansına alıp buruk bir sevinçle C kulübüne giderken, B yasal hakkını tahsil edemeden ıslıkla memleket havası çalıp, elleri boş ceplerinde obasına geri dönüyor.
Böylece A kulübü işi bedavaya getiriyor.
Böyle bir sürü vaka yaşanıyor ülkemizde, büyükler saçarken paraları sönmüş yıldızlara, garibana kesiyor faturayı umursuzca.. Efendim, falanca ülkeye giden filanca oyuncumuz için yetiştirme bedeli ödenmedi sızlanması bir anda değerini yitiriyor.
M’nin gelecekte iyi bir profesyonel olup, yetiştiği kulübe borcunu ödeyeceğine eminim..
Neyse gelelim Mesut hikayesine; Sevgili Aceto, İstanbul’da gözleri kapalı otomobil kullanıp, Çekmeköy’den Üsküdar’a; Taksim’den, Sarıyer’e tüm yolları çoğumuzdan iyi bilen, Migros’tan alışveriş yaparken fiyat etiketlerini bir bir inceleyip, biz bu parayı kolay kazanmıyoruz mesajı veren, evini değiştirirken, çatır çatır pazarlık yapıp emlak komisyoncusu ile evsahibini bezdiren; Göztepe 3.14’te garsonlara laz fıkrası anlatıp, Rizespor ile Trabzonspor arasındaki farkı tahlil edebilen; canı Akçaabat köftesi çektiğinde Beylerbeyi’ne inen, Trabzon deplasmanlarında eski dostlarıyla buluşup, kara lahana dolması sohbeti yapan; vatandaşı Ricardinho’ya Türk usulü dalan, İstiklal marşını ezbere bilip, kendine özgü makamlarla okuyabilen, bayramlarda fakir fukaraya bahşiş veren, Tarkan dinleyen, trafik ışığında öndeki arabaya korna çalan Mehmet Aurelio benim için daha milli bir motiftir.. Onun kaptığı top, attığı pas, girdiği kademe, çektiği şut ve atacağı gol beni Mesut’dan daha çok heyecanlandırıyor.
Mesut kardeşin, Alman formasıyla kapacağı topları, çekeceği şutları, atacağı golleri sabırsızlıkla bekliyorum. Fransa, İspanya ve İngiltere milli takımlarında da oynayan Mesut’lar olsa be kardeş, neremiz eksilir..
Keşke, Avrupa’daki üçüncü jenerasyon mühendis, mimar, doktor, politikacı, bilim adamı, finans uzmanı, sanatçı gençlerimizi kazanmak için de tıpkı Mesut örneğindeki gibi çaba sarfedip; onlarında varlığını hissedebilsek, katkılarıyla ne kadar yüceleceğimizi kavrayabilsek... Ne büyük Hadise(!) olur.
Sevgiyle kal.
Okay Karacan
9 Şubat 2009
İyi Tatiller Scolari
Abramovich'in kestiği parmak acımaz! Scolari için o meşhur soru sorulmuştu elbette. Milli takımdan gelen hoca kulüpte ne yapar. Yapamadı. Ligde hiçbir büyüğü yenemedi. Mourinho'dan emanet gelen evinde yenilmeme geleneğini yıktı. Liverpool'a 2 kez kaybetti. 25 maçta 14 galibiyet, 7 beraberlik ve 4 mağlubiyet. Brezilyalı tası tarağı topladı. Ben Şampiyonlar Ligi'deki ilk maçı beklerler diye tahmin ediyordum. Yanıldım. Ama Chelsea yönetimi de Hull City maçında beraberlik beklemiyordu. Quaresma da "ulan ne kısmetsiz adamım ben" diyordur şimdi. Portekizli geldi, kefil olan adam gitti. 11 Aralık 2008 tarihli "bir kenarda dursun" satırı ile biten Mister Mancini başlıklı posta göz atmakta yarar var derim... Yarından itibaren "Fenerbahçe'de Scolari sesleri" manşetleri bekliyorum. Kulübün yanına yaklaştığında içeriden "Scolari, Scolari, Scolari" sesleri geliyor. Oluyor öyle...
Recaro ile Aynı Karede
Bu Recaro koltuklarla aynı fotoğraf karesine giriyorsan işler yolunda gitmiyor demektir. Huntelaar yedek kulübesinde bile ikinci sırada. Real Madrid'e geleli 67 gün olmuş ve pes etti. 5 maçta sadece bir kez 11'de sahaya çıktı, golü yok ve Şampiyonlar Ligi listesine adı yazılmadı. "Gitmek istiyorum" diyor. Eski takımı Ajax da dün 4 yedi. Taraftar isyanda.
16-17/5 2000 Tivoli-Kopenhag #1




16-17 Mayıs 2000. Kopenhag'da Tivoli Meydanı ve çevresi. Kristian Linnemann'ın objektifinden. Bu birinci bölüm. Blog arşivinde o güne dair yazılan: Tivoli Meydan Muharebesi
8 Şubat 2009
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










