28 Kasım 2015

Hafta Sonu Naklen Yayınlar


28 Kasım Cumartesi
13:30 Boluspor - Göztepe @TRT Spor
13:30 1461 Trabzon - Adanaspor @TRT Avaz
16:00 Medicana Sivasspor - Medipol Başakşehir @LigTV
16:00 Şanlıurfaspor - Kayseri Erciyesspor @TRT HD
16:00 Adana Demirspor - Balıkesirspor @TRT Avaz
16:30 Bayern München - Hertha Berlin @Eurosport2
16:30 Terek Grozny - Zenit St. Petersburg @Tivibu
17:00 Barcelona - Real Sociedad @LigTV3
17:00 Manchester City - Southampton @LigTV4
18:00 Paris Saint-Germain - Troyes @LigTV2
18:30 Alanyaspor - Karabükspor @TRT Spor
19:00 Eskişehirspor - Mersin İdmanyurdu @LigTV
19:15 Atletico Madrid - Espanyol @LigTV3
19:30 Leicester City - Manchester United @LigTV3
20:45 Excelsior - Feyenoord @Tivibu
21:00 Nantes - Bastia @LigTV2
21:30 Malaga - Granada @İdman TV
21:45 Milan - Sampdoria @LigTV2
22:45 Tondela - Porto @Tivibu
23:00 Las Palmas - Deportivo La Coruna @LigTV2
23:05 Celta Vigo - Sporting Gijon @LigTV

29 Kasım Pazar
13:00 Getafe - Villarreal @LigTV4
14:00 Gençlerbirliği - Gaziantepspor @LigTV
14:00 Tottenham - Chelsea @LigTV3
15:00 Saint-Etienne - Guingamp @LigTV4
15:30 PEC Zwolle - Ajax @Tivibu
16:00 Altınordu - Yeni Malatyaspor @TRT Spor
16:00 Roma - Atalanta @LigTV3
16:05 West Ham United - West Bromwich @İdman TV
16:30 Borussia Dortmund - Stuttgart @Eurosport2
17:00 Beşiktaş - Akhisar Belediyespor @LigTV
17:00 Eibar - Real Madrid @LigTV4
18:15 Norwich City - Arsenal @LigTV3
18:15 Liverpool - Swansea City @Digiturk
18:30 Samsunspor - Giresunspor @TRT Spor
18:30 Bayer Leverkusen - Schalke 04 @Eurosport2
19:00 Empoli - Lazio @LigTV4
20:15 Kasımpaşa - Galatasaray @LigTV
21:30 Sevilla - Valencia @LigTV4
21:45 Palermo - Juventus @LigTV3
22:00 Marsilya - Monaco @LigTV2
00:00 FC Dallas - Portland Timbers @Eurosport
02:30 New York Red Bulls - Columbus Crew @Eurosport

30 Kasım Pazartesi
18:00 Dinamo Moscow - Lokomotiv Moscow @Tivibu
20:00 Fenerbahçe - Trabzonspor @LigTV
20:00 Sassuolo - Fiorentina @LigTV3
21:00 Sporting Lisbon - Belenenses @Tivibu
22:00 Napoli - Inter @LigTV3
23:00 Sporting Braga - Benfica @Tivibu

22 Kasım 2015

Hamza Hamzaoğlu'na


Milli takımla çıktığı uzun yolculuktan “Evin yanıyor, gel söndür” deyip çağırdılar. Söndürmekle de kalmadı, üç de kat çıktı o evin üstüne. Sonra git dediler. Hamza Hamzaoğlu’nun bir yıllık Galatasaray serüveninden teknik adamlar için hayatta kalma rehberi çıkar mı?
Meğerse evi bildiği Galatasaray onun değilmiş, kiracıymış, haberi yokmuş... “İsviçre’den ağabeyimiz gelecek; olmadı İstanbul’dan amcamız oturacak. Al yastığını yorganını, git” dediler. Hamza Hamzaoğlu’nun Galatasaray için gel-git hikayesi özetle budur. Bir de onun bir yıl içinde yaşadığı gel-git’lerden geriye kalan bir teknik adamın hayatta kalma rehberi:


PARAYI KONUŞ
Profesyonel futbolda “Sen bizim evladımızsın” diyen yöneticilere inanma. Her işin bir bedeli var. Teknik adamların da, futbolcuların da aldıkları yıllık maaşlar ortada. “Ne verirseniz kabulümdür” deyip yıldız futbolcunun aldığının çeyreğini alma. Sonra “O işi almadı, işi ona verdiler” derler. Hakkını iste, tazminatını bırakma.
DUYGUSAL OLMA
Ağlamak güzeldir ama dört duvar arasında. Sevinç gözyaşlarını herkesin ortasında akıt ama hüznün bir takımın lideriysen ayna karşısında kalsın. Sakat sakat oynamak isteyen futbolcu oyuna girmek istediğinde gözlerinin içine baktığında, gözlerini kaçır. 25 futbolcudan birkaçını daha çok sevebilirsin ama sırtlarını ortalık yerde sıvazlama..
ÖZÜR DİLEME
Senin taktiğin tez ise, rakibin taktiği de anti-tez. Bu oyun güzel ama aynı zamanda garip oyun. Maç kaybedince taktiğinin işlemediğine, yanlış değişiklik yaptığına inanıyorsan bile kendine sakla. Futbolu herkes bilir ama o koltukta oturuyorsan, “En iyi sen biliyorsun” diye ikna olsunlar. Her maç kazanılmaz, her kaybedilen maçtan sonra özür dileme. Bu hakkını her sezon bir kez kullan, “Koca yürekli adam” derler. Tek suçlu sen değilsin, kazandığında tek kazanan da sen olmadığı gibi..
MÜTEVAZI OLMA
Galibiyeti sahadaki yıldız futbolcuların sayesinde aldıklarını söyleyecekler. Kenardan bağırmakla olmaz diyecekler. İnanma. Teknik direktör tek başına maç da alır, maç da kaybeder. “Mütevazı olma inanırlar” ile tevazu arasındaki denge, takım içi dengelerden daha mühimdir. Kazandığın kupaları kimse unutmaz, her başarısızlıkta hatırlatma. Çok kupa ruhunu da zengin eder banka hesabını da ama oturduğun koltuğun baba koltuğu değil sallanır sandalye olduğunu unutma...
YÖNETENLERİ KOLLAMA
Düğününe herkes gelir, göbek atar. Boşanma davasından sonra adliye çıkışında kokteyl veremezsin. Kupa törenine senden önce fırlayıp podyuma çıkan yöneticiler, takım kaybettiğinde evlerinde kanal değiştirip film izlerler, sen mağlubiyetin analizini yaparsın sabaha kadar. Transferi beceremeyen toy yöneticiye, profesyonele sahip çıkma. Başlarının çaresine baksınlar. Unutma, onlar senin yerine teknik direktör bulup kameralara gülümsediğinde sen bunu televizyon ekranından izleyeceksin...
SENİN İÇİN DÜŞÜNSÜNLER
Sen 25 genç adamın kaprisini çekiyor, idman yaptırıyor, rakibe göre taktik belirliyor, her 90 dakika ömründen kimbilir belki de 90 günü alıyor. Yaptığın iş kolay değil, 4-4-2 mi 4-2-3-1 mi, Ahmet mi solda Mehmet mi sağda derken, aileni bile unutuyor; sevdiklerine vakit ayıramıyorsun. Medya karşısına geçtiğinde iletişim danışmanının desteğini al. Hangi soruya hangi cevabı hangi uslupla vereceğine, öfke kontrolünü nasıl yapacağına bırak uzmanları karar versin. Doktor gibi bil onları. Senin yerine düşünmeleri, seni az düşünen yapmaz...
DON KİŞOTLUK YAPMA
Senin rakibin karşındaki takım ve onun başındaki meslektaşın. Hakemler, gazeteciler, futbol yorumcuları senin başarısız olman için sabah yataklarından kalkmıyorlar. Senin gibi onların da bir hayat mücadelesi verdiğini unutma, saygı duy... Hayali düşmanlara karşı savaşma, yorulur; asıl hasmına yenik düşersin. 
TARAFTARI KARŞINA ALMA
İnsan doğar, bir takımı sever, onu severek gider bu dünyadan. Sen taraftar değilsin, çok takım sevecek, çok takım çalıştıracaksın. Taraftar hep yeni transfer ister, kaybettiğinde başka takımın golcüsüne gıptayla bakar. O yüreğiyle bakar oyuna, sen aklınla. Taraftarın tezahüratına iyi kulak ver, onu karşına alma. Büyük kalabalıkların haykırışını çığlığınla bastıramazsın. Tribündeki adam eleştirir, sen onları eleştirme.
TAKIM ELBİSELERİNİ GİYME
Başkanlar, yöneticiler kurumsallaşmadan bahsederler, sen çimenin kokusunu tekmenin acısını bilen adamsın. Kurumsallaşma. Kulübün sponsorunun verdiği takım elbiseyi giy ama yönetimlerin ruhuna giydirmeye çalıştığı ceket-pantolonun içine sığma. Sen kendi hayatının terzisisin. Ruhun duble paça mı seviyor, bırak demode olsun, hiç olmazsa sen bilirler.


İstersen bunların hiçbirini yapma, gel futbol yorumcusu ol. “Tek santrfor oynayıp gol atamayan takıma çift santrfor oynamalı, çift oynayana da orta sahası bir adam eksik kalıyor” dersin, olur biter...

21 Kasım 2015

Hafta Sonu Naklen Yayınlar


21 Kasım Cumartesi
13:00 CSKA Moscow - Krylya Sovetov Tivibu
13:30 Elazığspor - 1461 Trabzon TRT Avaz
13:30 Giresunspor - Karşıyaka TRT Spor
13:30 Akhisar Belediyespor - Bursaspor LigTV
14:45 Watford - Manchester United LigTV3
15:30 Zenit St. Petersburg - Ural Tivibu
16:00 Adanaspor - Boluspor TRT Spor
16:30 Wolfsburg - Werder Bremen Eurosport2
17:00 Mersin İdmanyurdu - Fenerbahçe LigTV
17:00 Chelsea - Norwich City Digiturk
17:00 West Bromwich - Arsenal LigTV3
18:00 Lorient - Paris Saint-Germain LigTV4
18:00 Lokomotiv Moscow - Anzhi Makhachkala Tivibu
18:30 Karabükspor - Gaziantep BBSK TRT Spor
19:00 Kayserispor - Kasımpaşa LigTV2
19:15 Real Madrid - Barcelona LigTV3
19:30 Schalke 04 - Bayern München Eurosport2
19:30 Manchester City - Liverpool LigTV4
20:15 Galatasaray - Antalyaspor LigTV
20:45 Ajax - Cambuur Tivibu
21:30 Espanyol - Malaga İdman TV
21:45 Juventus - Milan LigTV3
21:45 Willem II - PSV Eindhoven Tivibu
23:05 Deportivo La Coruna - Celta Vigo LigTV2

22 Kasım Pazar
13:00 BB Erzurumspor - Maltepespor Kardelen TV
13:00 Orduspor - Anadolu Üsküdar 1908 Altaş TV
13:00 Sivas Belediyespor - Kartalspor Kanal 58 Sivas
13:00 Sporting Gijon - Levante LigTV4
13:30 Denizlispor - Adana Demirspor TRT Spor
13:30 Hellas Verona - Napoli LigTV3
14:00 Torku Konyaspor - Eskişehirspor LigTV
14:00 Osmanlıspor FK - Çaykur Rizespor LigTV2
15:00 Caen - Angers LigTV4
15:30 Standard Liege - Kortrijk NTVSpor
15:30 Feyenoord - Twente Tivibu
16:00 Alanyaspor - Şanlıurfaspor TRT Spor
16:00 Yeni Malatyaspor - Kayseri Erciyesspor TRT Avaz
16:00 Udinese - Sampdoria LigTV3
16:30 Trabzonspor - Gençlerbirliği LigTV
16:30 Hertha Berlin - Hoffenheim Eurosport2
17:00 Villarreal - Eibar LigTV4
18:00 Tottenham - West Ham United LigTV3
18:30 Göztepe - Samsunspor TRT Spor
18:30 Ingolstadt - Darmstadt 98 Eurosport2
19:00 Beşiktaş - Medicana Sivasspor LigTV
19:15 Granada - Athletic Bilbao LigTV4
21:30 Real Betis - Atletico Madrid LigTV4
21:45 Inter - Frosinone LigTV2
22:00 Saint-Etienne - Marseille LigTV4
00:00 Columbus Crew - New York Red Bulls Eurosport
02:30 Portland Timbers - FC Dallas Eurosport

23 Kasım Pazartesi
19:00 Balıkesirspor - Altınordu TRT Spor
20:00 Gaziantepspor - Medipol Başakşehir LigTV
21:30 Getafe - Rayo Vallecano LigTV2
22:00 Crystal Palace - Sunderland LigTV3

19 Kasım 2015

El Clasico / 21N2015

EL CLASİCO 
REAL MADRİD-BARCELONA 
21 KASIM 2015 /19:15 / LIG TV3
SANTİAGO BERNABEU 









15 Kasım 2015

Soyunma Odasını
Kaybettiğinde Yenilirsin


Hayatınızda bir kez olsun langırt oynamışsınızdır. Masanın başına geçtiğinizde kendinizi futbolcu mu hissettiniz, yoksa borulara asılı futbolcuları yöneten teknik adam mı? Dizilişi değiştiremezsiniz değil mi langırtta? Ustasının o sopaya dizdiği tahtadan ya da plastikten adamların sırası bellidir, iki elin koordinasyonu mühimdir langırtta, fırıldak yapmak yasaktır, hücum kadar savunma yapmayı da bilmek gerekir. Ne kondisyon derdi vardır o masadaki adamların; ne de kaybettiklerinde size kaprisi... Boyunlarını dik tutan da sizsiniz, eğen de. "Sahaya diziliş 4-4-2 olmalı, 4-2-3-1 ile yürümüyor bu takım, üçlü defanstan vazgeçmeli, tek forvet yalnız kalıyor." Bunlar hep bildik oyun analizleri, takım ismi önemli değil. Ekrana gelen dizilişler ilk düdükle birlikte dağılır gider, bekler hücuma çıktılar mı, dönüyorlar mı, kanatlardaki adamlar defansa yardıma geliyor mu, orta sahanın göbeğindeki adamlar rakip sahaya adım atıyor mu? İşler yolunda gittiğinde bütün bu soruların cevabı "Evet" dir. Peki ya maç kaybedildiğinde? Teknik adam, sahadaki futbolu, langırtın kolları gibi yönetemediğinden, sorgulama başlar: Takımın kondisyonu yeterli mi? Futbolcular mutlu mu? Teknik direktörle sorun yaşayan var mı? 


Takımla yapılan idman kadar bireysel antrenman yapan, uykusuna, yediğine içtiğine dikkat edenin kondisyon problemi olmaz. Peki ya o mutluluk ve teknik adamla sorun meselesi? Hangi takım olduğu yine önemli değil. Sezon başında 25 futbolcuyla idmana çıkan teknik adamı sahadaki herkes sever. Hazırlık maçlarında hocanın suratına herkes güler. Sezonun ilk haftalarında ideal 11 ortaya çıkar; kalan 14 adamın karakteri, ruh hali de sezonun kaderini belirler. Maç kadrosuna giremeyip tribüne çıkanlardan bir ikisi, haklarının yenildiğini düşünür, idmanlara küserler. İlk 18'e girip yedek kulübesinden oyuna giremeyenler, maç kadrosunda olmayanlarla koalisyona vardığında tehlike çanları çalmaya başlar. Artık dört-beş kişi olmuşlardır. Takım galip geldiği sürece sorun yoktur ama ya kaybediyorsa? İkinci yarılarda şans bulanların aslında 11'de başlamayı hakettiği konuşulur soyunma odasında. Artık yedi-sekiz kişi olmuşlardır. Bu kez taktiğin yanlış olduğu ortaya atılır. Teknik direktörün aslında çift santrfor oynaması gerektiği söylenip, kulübedeki ikinci forvet de saflarına çekilir. Yedek kaleci zaten artık onlarla birliktedir. Yöneticiye şikayet edilir, medyaya haber uçurulur... Bu, sezon içinde yönetimlerin "Hocamızın arkasındayız" diye medyaya konuştukları günlere tekabül eder. Son darbe, 11'deki oyunculardan kendi taraflarına üç-dört futbolcuyu çekebildikleri gün gelir. Teknik direktörünü seven futbolcu sayısı artık en fazla altıyedidir ve yönetim, hocanın görevine son verir. 
Ertesi gün 17-18 futbolcu için yeni teknik direktörle birlikte beyaz sayfa açma günüdür. Takımlar değişir, isimler değişir ama top çizgiyi geçmediği sürece insanoğlu değişmez... Bugünlerde Chelsea'da olduğu gibi... 

10 yıl önce Chelsea'deki birinci döneminde, 38 haftalık ligde; sırasıyla bir,beş ve üç mağlubiyet alan, 2013'te tekrar Londra'ya gelip "Özel biri" olduğunu hatırlattığında ilk sezonunda altı, geçen yıl şampiyon olurken ise sadece üç kez sahadan yenik ayrılan Portekizli teknik adam bu sezon 12 maçın yedisini kaybetti ve küme düşme hattının sadece iki sıra üstünde. Bu çöküşü Mourinho'nun görevine son verdiği kadın doktor Eva Carneiro'nun ah etmesine bağlayanlar da (!) yok değil ama işin aslı Mourinho -her ne kadar inkar etse de- futbol tabiriyle soyunma odasında kaybetti. Adı gazetecide saklı bir futbolcunun "Mourinho için kazanmak yerine kaybetmeyi yeğlerim" sözü sonrasında Portekizliyi sevenler, gitmesini isteyenler ve iki grup arasında gidip gelenlerin listesi yapılır oldu. Kaptan Terry, geçen sezon transfer ettiği Fabregas, Diego Costa, kaleci Courtois ve Ramires, Mourinho'nun sadık adamları. Portekizlinin transfer ettiği Falcao, Oscar, Matiç ve formasını kaybeden İvanoviç ile birlikte hocalarının kellesini isteyen gruptan. İki grup arasında kalıp bu sezon sahada hayalet gibi dolanan geçen yılın en iyi futbolcusu Eden Hazard önderliğindeki grubun isyancılara yaklaşması ise 'Özel biri'nden 'kayıp biri'ne doğru koşan Jose Mourinho için belki de ikinci Londra serüveninin sonunu getirecek. 


Soyunma odası savaşlarına yabancı değil Jose Mourinho. Geldiği gün Raul ve Guti'yi gönderip "Burada kral artık benim" dediği Real Madrid'den bugünün kaptanı Sergio Ramos ve eski kaptan Casillas'ın kurduğu cepheyle gönderilmişti. Gelin üç yıl öncesine dönelim o günlerde Kaka ile küs olan, Nuri Şahin'in yüzüne bakmayan ve menajeri Jorge Mendes'in futbolcularını 11'de oynatan Mourinho'nun Ramos ve Casillas ile sohbetini hatırlayalım... 

Mourinho: Maçtan sonra röportajlarda beni batırmışsınız.
Ramos: Hayır “Mister”, Siz sadece gazetelerin yazdığı kadarını okudunuz. Bizim söylediklerimizin hepsini değil..
Mourinho: Doğrudur, siz İspanyollar, Dünya Kupası kazandınız ve gazeteci arkadaşlarınız sizi kolluyor. Kaleci gibi!!!..
Casillas: (Bu muhabbetten 30-40 metre uzakta diğer kalecilerle çalışıyor). Mister, burada her şey adamın yüzüne söylenir!
MourinhoSergio (Ramos), Puyol’un golünde neredeydin?
Ramos: Pique’yi marke ediyordum.
Mourinho: Puyol’u marke etmen gerekiyordu.
Ramos: Evet ama Pique çok boş kalıyordu biz de markajı değiştirmeye karar verdik.
Mourinho: Ne oluyor? Şimdi de teknik direktör mü oldunuz?
Ramos: Hayır ama sahada şartlara göre olur bu değişiklikler. Bazen bunu yapmak lazım. Siz hiç futbolcu olmadığınız için bazen saha içinde ne döndüğünü bilmezsiniz….

Raul -Son-











2 Kasım 2015

Mino Raiola ve Donnarumma

İtalya'nın güneyi her yere göç verir. Sanayinin olduğu ülkenin kuzeyine, Almanya'ya, Hollanda'ya. Torino, Milano'ya gidenler otomotiv endüstrisi başta olmak üzere fabrika işçisi olarak hayata tutunmaya çalışırlar. Güney güzeldir, güneşlidir, yemekleri daha lezzetlidir, insanları bağırarak konuşur ama hayat zordur. Mino da Güney İtalyalı bir ailenin oğluydu, babası o bir yaşındayken Hollanda'nın Haarlem şehrine göç etti, ailesini de peşinden sürükleyerek. Mino'nun ilk işi ailesinin açtığı İtalyan lokantasında garsonluktu. Ticarete kafası yatkın Mino'yu restoran işi bir zaman sonra kesmedi, futbolda iyi para vardı. Bir menajerlik şirketinde çalışmaya başladığı zaman 23 yaşındaydı. Üç dil biliyordu ve ağzı iyi laf yapıyordu. Büyüdüğü Hollanda ile doğduğu İtalya arasında transfer köprüsünü kurması çok zaman almadı. Önce ufak çaplı imzalar, vasat futbolcular. Bombayı Dennis Bergkamp'ı Inter'e satarak patlattı. Arsenal'de efsane olacak Hollandalı golcünün Milano'daki kariyeri pek parlak geçmeyecekti ama Mino parayı cebine koymuştu bile. Pavel Nedved'i Sparta Prag'dan Lazio'ya götürdüğünde piyasadaki itibarı tavan yaptı. Çek yıldız, Lazio'da tribünleri ayağa kaldıracak ardından Juventus'un yolunu tutacak orada efsane olacaktı ama daha vakit vardı. Hollanda bereketli futbol ülkesi, Raiola da iyi bahçıvandı! "Oldu" dediği futbolculara İtalya'da kulüp buluyordu. Para, parayı çeker derler ya iyi futbolcularla çalışan menajerler de genç yetenekleri kolayca portföylerine katar. Kim, Nedved'in menajeriyle çalışmaz ki? Ajax'ta bir İsveçli santrfor, Hollanda liginin savunmacılarının kabusu olmuştu. İhtişamlı fiziği, müthiş tekniğiyle herkesten farklıydı. Ülkeye Brezilyalı Ronaldo'dan beri böylesine klas bir yabancı genç golcü gelmemişti. 9 numaranın adı Zlatan İbrahimoviç, menajeri de elbette ki Mino Raiola idi. Zlatan'ı 16 milyona Juventus'a sattı. Yetmedi, 2006 şike skandalının ardından İbra'yı Inter'e götürdü, Barcelona tarihinin en büyük bonservis bedelini onun için ödedi. Mino Raiola her al-sattan servetine servet katıyordu. 
İbrahimoviç Milan'a geldiğinde Raiola, Milano'da tezgahı büyütmüştü. Berlusconi onun portföyünden van Bommel ve Robinho'yu aldı. Süper menajerler listesinde Jorge Mendes'in ardından onu adı anılıyor şimdi futbol dünyasında. Borussia Dortmund'un en yetenekli adamı Henrikh Mkhitaryan da onun futbolcusu, Lukaku, Matuidi, van der Wiel de. İtalyan asıllı Hollandalı menajerin elindeki en büyük değer ise Paul Pogba. Manchester United'ın bugün elinden kaçırdığı için kafasını taşlara vurduğu Fransız orta saha. 22 yaşında muhteşem fiziğiyle Juventus'un elindeki en değerli futbolcu olan Paul Pogba için menajeri Raiola bir yıldır Avrupa'nın devlerine kapalı poker oynatıyor ve her seferinde pas diyerek, fiyatı yükseltiyor. Bugünlerde geldiği rakam Ronaldo ve Bale'den de fazla. Pogba'yı almak isteyen 100 milyon Euro'dan fazlasını ödemek zorunda. Carlos Tevez, ülkesi Arjantin'e dönmek isteyip, iyi ama sorunlu orta saha Vidal de Bayern Münih'e gidince, maestrosu Pirlo'yu ABD'ye uğurlayan Juventus, Pogba'yı satarsa taraftarını sokağa dökeceğini bildiğinden menajeri Raiola'ya her seferinde "Teklif topla, gel" dedi. Yetenek avcısı Raiola'ya göre Juventus, Pogba'yı 100 milyona satsa, onlara sıfırdan bir 11 kurabilirdi. Geçen bahar La Gazzetta dello Sport da ona bu soruyu sordu: "Yap 11'i de görelim" Raiola aldı kalemi eline ve yazdı: Kalede Donnarumma, defansta Abate, Ely, Willems, orta sahada Felipe Anderson, Verratti, Mkhitaryan, forvet hattında ise Berrardi, Zaza, Depay ve en uçta Kischna. Şimdi "Bu kadro 100 milyon Euro'dan fazla edebilir" diyebilirsiniz ama Raiola bu listeyi yaptığında, ona itiraz eden İtalyan gazeteci yoktu. Avrupa liglerini yakından takip eden ya da menajerlik oyunlarını oynayanlar için bu 11 aslında çok da bilinmedik isimlerden kurulu değil ama kalecinin kim olduğunu bilebilmek o kadar da kolay değil. 
Mino Raiola'nın yedi ay önce kale için tercih ettiği Gianluigi Donnarumma sadece 16 yaşında. O da Raiola gibi İtalya'nın güneyinde doğdu, daha lisedeki sınavlarından başını kaldırmayan bu genç adam, hafta sonunda Milan'ın San Siro'da Sassuolo'ya 2-1 devirdiği maçta kaleyi korudu. Üstelik Milan kadrosunda, sanki 50 yıldır oynuyormuş gibi duran Abbiati ve geçen yıl Real Madrid'den gelen Diego Lopez gibi file bekçileri varken. Juventus kalesindeki 38 yaşındaki Buffon, Parma kalesine geçtiğinde 17 yaşındaydı ve hâlâ kalesinde yıkılmaz duruyor. Onun oğlu yaşındaki Gianluigi ise 16 yaşında 1.97 cm'lik fiziğiyle, İtalyan milli takımının yaş altı gruplarında her oynadığı maçta kendisine "Yeni Buffon" dedirtiyor. Ağabeyleri, Antonio, Genoa'da üçüncü kaleci, Alfredo, Salernitana'da forvet. Benim kuşağım 16 yaşında okuldan gelir, yetenekliyse bir kulübün alt yapısında, olmadı semt takımında oynar, kalanlar ise mahallenin sahasında topun peşine düşerdi. Bilirsiniz topun sahibi kaleyi geçmezdi, bir de pek yetenekli olmayanları kaleci yapardık aramızda. Bugün 16 yaşında olanlar menajerlik oyununda yaşıtları Gianluigi Donnarumma'yı kaleye koyuyor ve şampiyon oluyor. Sinisa Mihajloviç, bu çocuğa şans tanımış, Mino Raiola gibi bir kurt, menajerlik haklarını almış; çok mu? 

25 Ekim 2015

Sigara Lolipop ve Cruyff

Nasıl bugün Messi mi Ronaldo mu tartışmalarına bazıları İbrahimoviç deyip katılıyorsa bir zamanlar da Pele mi Maradona mı denildiğinde Cruyff diyen birileri vardı. Kim haklı bilinmez sözkonusu futbol olunca. Biri Avrupa'ya hiç gelmemiş bir Brezilya efsanesi, diğeri Napoli ve Arjantin'i göklere çıkarmış mükemmel olmayan adamların en mükemmeli. Cruyff'u onlardan ayıran ise efsane futbolcu olmasının yanında tarih yazmış bir teknik adam da olması. Pele, futbola reklam verenlerin yüzü olmayı tercih etti kramponlarını asınca. Maradona'nın ise adı yetti kendi yetemedi teknik adamlığa. Hollandalı Sarı Fare ise bir kulübün tarihini değiştirdi. 10 yaşında Ajax alt yapısına gelen, 12 yaşında okulu bırakan Cruyff'un, yıllar sonra Barcelona Başkanı Nunez'e kulübün efsane alt yapısı La Masia'yı kurdurmaya ikna ettiğinde "Buraya gelen çocuklar aynı zamanda iyi bir eğitim de almalı" demesi tesadüf değildi. Hollandalıların karakteristik özelliği derler, doğruyu dilinin altında tutmaz, düşündüklerini insanın suratına direkt söylerler. Cruyff da hayatı boyunca genlerine saygı gösterdi. Hep konuştu, futbolcuyken sahada, teknik adamken kulübede, basın toplantısında, yorumcuyken televizyonda, danışmanken toplantı masasında, Barcelona'yı arka planda yönetirken dört duvar arasında. 

Tarihinin ilk Şampiyon Kulüpler Kupası'nı kazandırdığı, dört yıl arka arkaya şampiyon yaptığı Barcelona'nın efsane başkanı Nunez'e lafını hiç sakınmadı, Nunez onu kovduğunda "Karaktersizdi"dedi . Total futbolu Rinus Michels'den öğrenen birinin sahada susmaya hakkı yoktur. Kimin nerede oynadığının mühim olmadığı, geometri üzerine kurulu bir futbol taktiğidir Total Futbol. Boş alan yaratacaksın, rakibe boş alan bırakmayacaksın, basit oynayacaksın. Kaleci de dahil 11 adamın bu ritmi yakalayabilmesi için bir saha içi organizatör lazımdır. O işte Cruyff'tu. Konuşan, bağıran, eliyle kimin nerede durması gerektiğini, kimin nereye koşması gerektiğini söyleyen. Menajer-futbolcuların atası diyelim biz ona. 1978 Dünya Kupası'na gitseydi Hollanda o kupayı alırdı. Arjantin'deki cuntayı protesto ettiği için gitmediği 30 yıl konuşuldu ama Cruyff, kupadan bir yıl önce Barselona'daki evinde ailesi gasp edildiğinde aldığı tehditler yüzünden milli takımı bıraktığını açıkladı. Ajax Başkanı onu Real Madrid'e satmak istemiş ama o ısrarla Barcelona'ya gitmek istemişti. Bonservisine 360 bin Euro ödemişti Katalanlar. Franco rejiminin onun ölümüyle değil, Barcelona'nın Cruyff önderliğinde Real Madrid'i Santiago Bernabeu'da kendi taraftarı önünde paçavraya çevirip, 5-0 ile sürklase ettiği maçla bittiğini söyler Katalanlar. Haklı olabilir! 

Barselona şehrini koruduğuna inanılan Aziz Jordi'nin adını oğluna veren -iyi futbolcuydu Jordi ama soyadının ağırlığı fazla geldi- Cruyff, futbolu sevdiği kadar sigarayı da sevdi. 70'lerde Ajax ile Şampiyon Kulüpler Kupası'nı kazandığında kupayı bir eliyle tutmuş, diğeriyle sigarasından derin bir nefes çekmişti. "Hayatımı iki şey değiştirdi. Biri futbol diğeri sigara. Futbol beni hayata bağladı, sigara ise futbol hayatımı bitirdi" diyen Sarı Fare, Barcelona'ya teknik direktör olduğunda yedek kulübesinde elinden sigar düşmüyordu. Geçirdiği kalp krizi ve ardından by-pass ameliyatı hayatında bir dönüm noktası oldu. 



Sahaya artık elinde lolipop ile çıkan Cruyff, sigara karşıtı kampanya için reklam filmi çekmiş ve eşsiz tekniğiyle 16 kez sektirdiği sigara paketine nefis bir vole vurmuştu. Ajax ona ihanet edince futbolu ezeli rakibi Feyenoord'u şampiyon yapıp bıraktı. Barcelona onu görevden alınca da bir daha takım çalıştırmadı. Katalan kulübünün onursal başkanı oldu, gün geldi o ünvanı da bıraktı. 2000'li yıllarda Rijkaard ile çıkışa geçen kulübün akıl hocasıydı. Transferde de taktikte de son sözü söyleyen adamdı Cruyff. Bakero, Feldkamp yönetimindeki Kaiserslautern'e o golü atmasa Barcelona, Wembley'de ilk kupasını alamayabilirdi. Tenerife, Real Madrid'e iki sezonun sonunda çelme takmasa, Cruyff'un Rüya Takımı, dört yıl arka arkaya şampiyon olamazdı. Ama ne farkeder. 14 numara, Sarı Fare... Cruyff, sevenleri için hep Cruyff... Çalımlarıyla çok adam süründürdü, harika goller atan, çok final oynayan, çok kupa kazanan kazandıran Cruyff şimdi hayatının çalımını, golünü kansere atmaya hazırlanıyor. Dayan Sarı Fare... Dayan... 

Hafta Sonu Naklen Yayınlar


25 Ekim Pazar
13:30 Boluspor - Alanyaspor @TRT Spor
13:30 Dinamo Moscow - Spartak Moscow @Tivibu
14:00 Medipol Başakşehir - Torku Konyaspor @LigTV
14:30 Sampdoria - Hellas Verona @Digiturk
15:00 Sunderland - Newcastle United @LigTV3
15:30 Karşıyaka - Elazığspor @TRT Spor
16:30 Vitesse - Ajax @Tivibu
17:00 Juventus - Atalanta @Digiturk
17:05 Manchester United - Manchester City @LigTV3
17:30 Borussia Dortmund - Augsburg @Eurosport2
18:30 Samsunspor - Karabükspor @TRT Spor
18:45 Feyenoord - AZ Alkmaar @Tivibu
19:00 Fenerbahçe - Galatasaray @LigTV
19:15 Liverpool - Southampton @LigTV3
19:30 Mönchengladbach - Schalke 04 @Eurosport2
20:00 Fiorentina - Roma @Digiturk
20:15 Barcelona - Eibar @LigTV2
22:15 Porto - Sporting Braga @Tivibu
22:30 Atletico Madrid - Valencia @LigTV2
23:00 Paris Saint-Germain - Saint-Etienne @Digiturk
00:00 Montreal Impact - Toronto FC @Eurosport
02:00 Sporting Kansas City - Los Angeles Galaxy @Eurosport

26 Ekim Pazartesi
19:30 Lokomotiv Moscow - Rostov @Tivibu
20:00 Antalyaspor - Beşiktaş @LigTV
22:30 Athletic Bilbao - Sporting Gijon @LigTV3

18 Ekim 2015

Haziran'da Eyfel'e Gel

Futbolumuza dair hep istikrarsızlıktan şikayet ederiz ama bakın hikayenin baş aktörleri aradan yedi yıl geçmesine rağmen aynı. Teknik direktör yine Fatih Terim, takımın yıldızı yine Arda Turan. İşin latifesi elbette bu, masal gibi bir Euro 2008'in ardından iki Dünya Kupası, bir Avrupa Şampiyonası'nı evimizden seyrettik, herkes kendine bir takım seçti desteklemek için. Avrupa olunca İtalya, Dünya Kupası'nda Arjantin dedim ben mesela. Hiç de kazanamadım. Grubun ilk üç maçında bir puan alıp sonunda Hollanda'yı sollayıp yetmedi en iyi üçüncü olup Euro 2016 biletini alarak yine "Çok olduk". Avrupa'nın neredeyse yarısının katılacağı bir turnuvaya gitmek hikayenin başından baktığınızda büyük başarı değil ama biz de Rocky gibiyiz. Önce biraz dayak yiyoruz ama filmin sonunda "Aaaddriannn" diyen bağıran da biziz. Ev sahibi biz olabilirdik olmalıydık bu turnuvanın, final oylamasında tek oyla kaybettik. UEFA Başkanı Michel Platini ülkesine götürdüğü finalleri, kaderin böylesi, aldığı ceza sonrasında başkan ünvanıyla büyük bir ihtimalle izleyemeyecek Euro 2016'yı. 10 Haziran'da başlayacak ve 10 Temmmuz'daki finalle sona erecek olan Euro 2016'ya sekiz ay var ama gelin kısa notlarla oryantasyon turunu çıkalım hep beraber: 
 24 takımın grup kuraları 12 Aralık'ta çekilecek. 1960'daki ilk turnuvada finallerde dört takım vardı. 17 ülke elelemere katılmıştı. 1996'ya kadar sekiz takımla oynanan finallere, son beş turnuvada 16 takımla oynandı, ilk kez 2016'da 54 ülkeden 24 finalist Fransa biletini aldı. 
 Almanya ve son iki kupayı alan İspanya üç kez Avrupa Şampiyonu oldu. 2016'ın ev sahibi Fransa'nın iki kupası var ve bir şampiyonada en fazla gol atan futbolcu da dokuz golle Michel Platini. 
 Euro 2016'nın logosunu Fransızlar değil Portekizliler yaptı. Brandia Central şirketri 2012'nin de logosunu tasarlamıştı. Turnuvanın sloganı "Le Rendez- Vous", bildiğiniz randevu. Dillerine düşkün Fransızlar futbol bayramına davet ediyorlar bizi. 

MASKOT, SUPER VICTOR 

 Euro 2016'nın maskotunu çocuklar çok sevecek. Super Victor, süper kahraman görünümlü bir çocuk. Victor ismi de oyunun sonundaki zafere gönderme içeriyor. 
 Organizasyonun resmi şarkısı henüz tanıtılmadı ama altındaki imza ünlü Fransız DJ. David Guetta'ya ait olacak. Guetta'nın dijital yeteneklerini konuşturduğu şarkı mart 2016'da gün yüzüne çıkacak. 
 Euro 2016'da kupaya adını veren isim Henri Delaunay. 1954'te kurulan UEFA'nın ilk genel sekreteri olan Delaunay, bir yıl sonra hayatını kaybetmiş ve hayalini kurduğu Avrupa ülkelerinin katıldığı finalleri görememişti. 
 Bu futbol şöleninde maçlar grup aşamasında Türkiye saatiyle 16.00, 19.00 ve 22.00'de oynanacak. Gruplarda her ülke üç maçını da farklı şehirlerde oynacak. Ev sahibi Fransa, grup maçları için Paris, Marsilya ve Lille'i tercih etti. 
 16'dan 24 ülkeye yükselen finallerde 2012'ye göre 20 maç daha fazla oynanacak. Toplam 51 maç ı tribünlerde 2.5 milyon taraftar izleyecek. Bu rakam 2012'deki turnuvada 1.4 milyondu. Bir milyon futbol turistinin Fransa'da bir ay boyunca bir milyar Euro harcaması bekleniyor. 
 Euro 2016'yı dünyada 230 ülke naklen yayınlayacak. Her maçı ortalama 150 milyon kişinin televizyondan izlemesi bekleniyor. UEFA, yayın haklarından bir milyar, sponsorlardan 400 milyon ve bilet satışlarından 500 milyon Euro'yu kasasına koyacak. 
 51 maçın 43'ünde en ucuz bilet 25 Euro olacak. Finalde en pahalı bilet ise 896 Euro. Haziran 2015'te satışa çıkan biletleri satın alanlar, gruplar belli olduktan sonra mart 2016'dan itibaren UEFA'nın resmi bilet satış portalında biletlerini isterlerse aldıkları rakamdan satabilecekler. Federasyonlar da bilet satışını üstlenecek ve turnuva boyunca stadyum gişelerinden bilet satışı yapılmayacak. 
 Adaylık döneminde dosyasına 12 stadyum yazan Fransızlar, finalleri 10 stadyumda oynatacak. Açılış ve final maçı elbette ki 81 bin kişi kapasiteli Stade de France'da. Lyon, Lille, Nice ve Bordeaux yeni, Lens, Marsilya, Saint Etienne, Toulouse, Paris (Parc de Princes) ve Marsilya'da yenilenmiş stadyumlarıyla turnuvaya ev sahipliği yapacak. Artık hatırlatmaya gerek var mı bilmiyorum ama Euro 2016'da stadyumlarda ve taraftarların buluştuğu "Fan Zone"larda sigara içmek yasak. 
 Ve hikayenin sonu. Euro 2016'yı kazanan milli takım, 2018 Dünya Kupası'na ev sahipliği yapacak olan Rusya'nın 2017'de düzenleyeceği Konfederasyon Kupası'na katılma hakkını elde edecek. Son Dünya Şampiyonu Almanya ve Rusya, Euro 2016'da final oynarsa, bu turnuvanın yarı finalistleri Konfederasyon Kupası'na gidecek. 

17 Ekim 2015

Raul...


Jesus Gil 17 yılda 39 teknik direktörü yolladı. 141 transfer yaptı. Joaquin Pero'ya yaptığı hiç unutulmadı. Adamı hazırlık kampına hoca diye yolladı, lig başlamadan görevine son verdi. "Neden?" diye sordular. "Posterde yamuk çıkmıştı" dedi. 
Atletico Madrid'de şimdi oğlu var ama kulüp başka bir kulüp oldu. Gil servetini Franco döneminde inşaat işlerinden yapmıştı. Marbella belediye başkanıyken büyük soydu. Bu çocuk Atletico Madrid alt yapısında geleceğin golcüsüydü. Babası, amcası Atletico taraftarıydı. Gil, alt yapıyı dağıttı. Çocuk Real Madrid'e gitti, büyüdü, Madrid derbisine çıkıp Atletico'yu toprağa gömdü. Böyle adamların hikayelerine -izm bilmeyenler çok romantik diyorlar... Nah romantik... Kurgu değil Raul'unki; hayatın taa kendisi...