17 Ekim 2015
Raul...
Jesus Gil 17 yılda 39 teknik direktörü yolladı. 141 transfer yaptı. Joaquin Pero'ya yaptığı hiç unutulmadı. Adamı hazırlık kampına hoca diye yolladı, lig başlamadan görevine son verdi. "Neden?" diye sordular. "Posterde yamuk çıkmıştı" dedi.
11 Ekim 2015
Affet Bizi Keylor Navas
2014 Dünya Kupası'ndan aklında ne kaldı diye sorsanız, altı yıl kupaları domine eden İspanyolların erken vedası, Almanların ev sahibi Brezilya'ya attığı yedi gol ve muhteşem kaleci performansları derim öncelikle. Sonuncusundan devam edelim çünkü futbol dünyasında düşük profilli bir kahraman bu sezon harikalar yaratmaya devam ediyor. Şampiyon Almanya'nın libero-kalecisi Manuel Neuer zaten kupaya gelirken de tartışmasız dünyanın en iyi kalecisiydi. Nijerya kalesinde Vincent Enyama gönülleri fethetti ama kariyerinin büyük bir kısmını İsrail'de geçiren Enyama 33 yaşına geldiğinden kimse ondan bir gelecek beklemedi. Tim Howard, ABD kalesinde Belçika maçında yaptığı rekor kurtarışla kariyerinin sonbaharında, 40'ına yaklaşan kalecilere selam yolladı. Rais M.Bolhi'nin kalesini koruduğu Cezayir, turnuvanın rengiydi... Bolhi şimdi Antalyaspor forması giyiyor. David Ospina, Kolombiya'dan hep iyi kaleciler çıkar geleneğinin temsilcisiydi, yaz aylarında adı Fenerbahçe ile anıldı ama Cech, Arsenal'e gelmesine rağmen takımdan ayrılmadı. Meksika kalesinde harikalar yaratan Ochoa ise kulüp kalesine geçtiği zaman kova kaleci olmayı sürdürdü.
Alman Neuer ile birlikte önümüzdeki 10 yıla damgasını vurması beklenen iki kaleci var Avrupa'da. Chelsea, pişmesi için Atletico Madrid'e gönderdiği Thibaut Courtois'yı geri aldı ve Manchester United'ın Atletico Madrid'den genç yaşta transfer ettiği David De Gea'nın karşısına koydu. 2014'ün iz bırakan kalecilerinden birinin kaderi De Gea ile bu yaz aylarında kesişti. Real Madrid, bırakın altyapıdan yetişen, İspanyol oyuncuların azlığından şikayet eden Madrid spor gazetelerinin baskısı altındaydı. Mourinho döneminde düşüşe geçen Iker Casillas, bir zamanlar önce Hierro-Redondo ardından ikinci döneminde Guti ve Raul'u gönderen Başkan Florentino Perez'in yeni hedefiydi. Los Galacticos projesinin babası vakti zamanında "Çirkin bu adam, forması satmaz deyip" Ronaldinho yerine yakışıklı Beckham'ı almış, futbolun ikon çocuğu en iyi zamanında "Karım ne derse o olur" deyip Victoria'nın peşinden Los Angeles'in yolunu tutmuştu. Iker Casillas gidecekti ama nazik olmak zorundaydılar çünkü Real Madrid kaptanı, şehrin iki büyük spor gazetesini yönetenlerin kulüpteki favori adamıydı. Dünya Kupası'ndaki kurtarışlarıyla kendini Levante'den 10 milyon Euro karşılığında Real Madrid'e atan Keylor Navas iyi kaleciydi ama Başkan Perez'in gözü De Gea'daydı. Iker Casillas, Porto'ya giderken maaşının büyük bir kısmını Real Madrid üstlendi. De Gea için Manchster United ile amansız pazarlık da sürüyordu. İngilizler bir yıl sözleşmesi kalan kalecilerini 35 milyondan aşağı vermemeye kararlıydılar. Kaderin böylesi, De Gea gelecek derken ikinci kaleciyi de Kiko Casilla olarak belirlediler. Iker olan aralarındaki tek fark bir 's' harfi değildi elbette. Espanyol'dan gelen kaleci, Santiago Bernabeu tribünleri için ufak adamdı. Ronaldo, Bale, James Rodriguez'in forma giydiği Real Madrid için Keylor Navas çok renkli futbolcular arasında gri bir adamdı. Transferin son günü olan oldu, kesin bitti denilen De Gea transferi, Real Madrid'e göre Manchester United evrakları kasıtlı olarak onaylamadığı için Galatasaray-Grosskreutz hikayesi gibi acıklı sonla bitti.
Başkan Florentino Perez için artık tek ihtimal vardı. De Gea transferinde kurbanlık koyun gibi Manchester United'a göndereceği Keylor Navas'ı kulübe çağırıp özür diledi ve bunu resmen de açıkladı. Kosta Rika'lı kaleci o günlerde sessiz kalmış ama kabul edelim gururu incinmişti. Yapabileceği tek şey vardı: Real Madrid kalesinde devleşip, taraftarın güvenini kazanmak. Öyle de oldu, "Forması satmaz, röportajı okunmaz" Keylor Navas, Santiago Bernabeu'ya gelen 80 bin taraftarın bir numaralı adamı olmayı başardı iki ayda. Beş yaşında futbolcu babası Freddy Navas ile doğduğu Perez Zeledon'da izlemeye gittiği minikler maçında kalecinin yaptığı bir kurtarış, onun hayatının en unutulmaz karesi oldu. Keylor babasına kaleci olmak istediğini söyledi, ülkenin muteber takımlarından Deportivo Saprissa'nın kalesine iki bin dolar karşılığında geçtiğinde 19 yaşındaydı. Kosta Rika'dan Avrupa'ya futbol oynamaya gelmek kolay değildi ama ülkenin efsane kalecisi Luis Gabelo Conejo imdadına yetişti. Navas gibi bir Dünya Kupası'nda (1990) harikalar yaratan ve milli takımın gruptan çıkartan Conejo, İspanya'da Albacete'de forma giymiş ve kulüple irtibatını hiç kesmemişti. Navas'ı "Refleskleri bana Casillas'ı, ayaklarını çok iyi kullanması Valdes'i hatırlatıyor" diye tarif eden Conejo, vatandaşını Albacete'ye yolladı. Oradan soluğu Levante'de alan Keylor Navas, büyük takımlar karşısında harikalar yaratınca iki yıl önce ligin en iyi üç kalecisinden biri seçildi ve Real Madrid'in yolunu tuttu. İstatistikler bu sezon daha az gol yiyen Real Madrid'in (7 maçta 2 gol) takım defansının aslında gelişmediğini ortaya koyuyor. Çünkü rakipler kalede Iker Casillas varken girdikleri gol pozisyonu kadar pozisyonu Keylor Navas karşısında da yakaladılar. Aradaki ufak (!) fark mı? Navas, Casillas'ın kurtardığının üç katını kurtarıyor. Geçen hafta Atletico Madrid ile oynadıkları Madrid derbisinde olduğu gibi... Griezmann'ın penaltısını, son dakikalarda Jackson Martinez'in köşeye giden şutunu tokatlayan Keylor Navas, penaltı yaptıran kaptanı Sergio Ramos'u, ikinci yarıda kalenin önüne otobüs çeken hocası Rafael Benitez'i de kurtardı. Kahramanlar zaten bu işe yaramaz mı?
4 Ekim 2015
Kötü Kalpli Bay Moreno
Özür dilemek erdemdir ama sokakta yürürken çarptığınız birine karşı gösterdiğiniz nezaketin, maalesef futbol dünyasında bir karşılığı yoktur. Geçen sezon Hamza Hamzaoğlu'nun yanlış değişiklikler yapıp kaybettiği maçlardan sonra dilediği özürlerin gereksizliği gibi geçen hafta da hakem Deniz Çoban hatalı düdükleri için özür dilemeyi tercih etti. Futbol her zaman iyi oynayanın kazandığı bir oyun da olmadı, hiçbir zaman adil de. İlk düdük ve son düdük arasında yaşananları banttan izleyebilir ama olan biteni yargılayıp sonucu değiştiremezsiniz. Kaçan gol için santrforun, yanlış kurulan bir 11 için teknik adamın, hatalı bir düdük için hakemin özrü manşet olabilir ama tek gerçek aynı sayfadaki maç sonuçları ve puan tablosudur. Deniz Çoban'ın veda ederken gözünden akan yaşlara kayıtsız kalabilmek ve üzülmemek elbette mümkün değil. Bir de madalyonun öteki yüzü var. Maalesef futbolu yorumlayan bazı dillere pelesenk olmuş olan "Adamdır, adam değildir" tercihleri, bugün kariyeri boyunca vasatı aşamayan bir hakemi düdüğünü asma tercihiyle iyi adam yaptı. Deniz Çoban'ın tükenmişlik sendromu izleri taşıyan vedasına sebep olan maç ne bir şampiyonluk, ne küme düşme maçı ne de bir finaldi. Benzer hataların onlarcasını her hafta sonu kendi ligimizde ve Avrupa'da izlemiyor muyuz?
Futbol tarihi hakem hatalarıyla kaybedilmiş şampiyonluklar, final maçlarıyla dolu. Bir düdükle oyunun tarihine damga vuranları -ki say say bitmez- hatırlayalım isterseniz. 1997 yılında Vanspor- Beşiktaş maçı, Sergen frikik atıyor, barajdaki Aykut topu smaçlıyor, dönemin muteber hakemi Metin Tokat'ın gözüne güneş kaçıyor. Yine Beşiktaşlıların muzdarip olduğu, tezahüratlara özne olmuş bir isim. 1997'de İstanbulspor-Galatasaray maçında uzatma dakikalarında Arif'in yerde kaldığı pozisyona uzaklardan bir düdük sesi eşlik ediyor ve Vahap Beyaz penaltı noktasını gösteriyor. 2002'de Hasan Şaş'ı Ali Eren düşürüyor Galatasaray-Beşiktaş derbisinde, bugünün Merkez Hakem Komitesi Başkanı Kuddusi Müftüoğlu "Oyna" diyor. 2003'te Victoria'ya iki sarı kart çıkartıp oyunda tutan Ali Aydın, bir yıl sonra Ahmet Hassan'ın aldığı penaltıya itiraz etmiyor, derbi karışıyor.
2005'te Özgüç Türkalp ve Anelka'nın eli, 2003'te Luciano'nun Olimpiyat Stadı'ndaki derbiyi karıştıran smacı ya da çok değil iki hafta önce Cüneyt Çakır'ın Trabzonspor- Galatasaray maçında çalmadığı penaltı. 2002'de Dünya Kupası'nda Brezilya ile oynadığımız maçta Rivaldo'nun Oscar'lık düşüşüne aldanıp Hakan Ünsal'ı oyundan atan hakemi hatırlar mısınız? Dünya Kupası ve hakem hatası deyince ilk akla gelen elbette ki Maradona'nın 1986'da Meksika'da İngiltere'ye elle attığı gol gelir. Tunuslu hakem Ali Bin Nasser de bu kararıyla her futbol tarihi kitabındaki yerini garantilemişti. 2009'da meşhur Chelsea- Barcelona maçı hâlâ hafızlarda. Norveçli hakem Ovrebo, Chelsea'ye penaltı vermemeye yemiş etmiş bir de Drogba'yı oyundan atmıştı. Manchester United'lı Nani'yi oyundan atan Cüneyt Çakır, efsane teknik adam Sir Alex Ferguson'u çileden çıkarmış, İskoç Hoca ağzında meşhur sakızı, al yanaklarıyla kendini saha kenarında bulmuştu. 2010 Dünya Kupası'nda İngiltere- Almanya maçında Lampard'ın şutunda top çizgiyi neredeyse bir metre geçmiş, Uruguaylı hakem santra noktasına yürümek yerine "Devam" demişti. Bu isimlerin hiçbirinin maçtan sonra özür dilediğini hatırlamıyoruz.
Futbol tarihinde bir hakem var ki onu es geçemeyiz. Pasaportunda yazdığı gibi söylersek, Byron Aldemar Moreno Ruales. Bugün İtalya'da Byron Moreno dediğinizde sokaktaki her futbolseverin kulaklarını çınlattığı Ekvadorlu hakem. Dört yıl sonra Berlin'de Dünya Kupası'nı kazanacak olan İtalyanların 2002'deki eleme turundaki rakipleri iki ev sahibinden biri olan Güney Kore'ydi. Buffon, Nesta, Cannavaro, Del Piero, Vieri, Totti ve Inzaghi'li İtalya desem, takımın heybeti herkesin hafızasında tazelenir. Güney Kore tamam güzel takımdı, çok koşuyor, taraftar desteğiyle yükleniyorlardı ama Moreno, İtalyanları 18 Haziran 2002 günü delirtti.
Tommasi'nin nizami golüne ofsayt çaldı, Totti'yi yok yere oyundan attı ve uzatmalarda Güney Kore maçı kazandı. Ertesi gün La Gazzetta dello Sport'un manşetinde "Tarihin en kötü hakemi" yazıyordu. 2002 Dünya Kupası'nda hakemler İspanya'yı da yaktılar, FIFA "Uzak"tan iyi çalışıyordu! Ekvadorlu Moreno, İtalyan medyasının takibinden hiç düşmedi. Kendi ülkesinde bir maçta olmadık yere altı dakika uzatma verdiği maçta son düdüğü çaldığında tabelada 113. dakika yazıyordu. O süre içinde Quito şehri takımı iki gol atmış, Moreno'nun hesabı sonra ortaya çıkmıştı. Quito'da seçimlere girdi ama kıyak çektiği o 13 dakikalık uzatma, ona seçimleri kazandırmadı.
Her hata yapan hakem kötü insan değildir ama Byron Moreno kötü kalpli olduğunu futbol sahasında değil New York JFK Havaalanı'nda kanıtladığında meşhur olduğu Dünya Kupası'nın üzerinden sekiz yıl geçmişti. Pasaport kontrolünde gergin tavırlarıyla dikkat çeken Moreno, üstünün aranması için özel odaya alındığında vücuduna yapıştırdığı 10 pakette altı kilo eroini ABD'ye sokmaya çalıştığı ortaya çıktı. Ekvador'lu Moreno'nun hakemlik kariyeri çoktan bitmişti ama hayatı da bitmek üzereydi, 10 yıl hapsini isteyen savcının karşısına geçen avukatı "Moreno'nun şöhretini yitirdiğini ve çok borcu olduğu için bu kaçakçılık teklifini kabul ettiğini" söyledi. Nasıl olduysa oldu, hakim, Moreno'ya 2.5 yıl hapis cezası verdi. Mapus günlerindeki iyi hali nedeniyle de 26 ay sonra özgürlüğüne kavuştu ve soluğu ülkesine aldı. Şimdi nerede mi? Emin olun, İtalyanlar dışında bunu merak eden yoktur.
3 Ekim 2015
Hafta Sonu Naklen Yayınlar
3 Ekim Cumartesi
02:00 DC United - New York City FC @Eurosport2
14:00 Yeni Malatyaspor - Göztepe @TRT Spor
14:45 Crystal Palace - West Bromwich @LigTV3
15:30 Karşıyaka - Alanyaspor @TRT Avaz
16:00 Gaziantepspor - Osmanlıspor FK @LigTV
16:30 Mönchengladbach - Wolfsburg @Eurosport2
17:00 Sevilla - Barcelona @LigTV3
17:00 Manchester City - Newcastle United @Digiturk
17:00 Zenit St. Petersburg - Rostov @Tivibu
19:00 Medipol Başakşehir - Galatasaray @LigTV
19:00 Gençlerbirliği - Kayserispor @LigTV2
19:00 Samsunspor - Gaziantep BBSK @TRT Spor
19:00 Kayseri Erciyesspor - Adanaspor @TRT Spor Web
19:00 BB Erzurumspor - Erzin Belediyespor @Kardelen TV
19:15 Granada - Deportivo La Coruna @Digiturk
19:30 Chelsea - Southampton @LigTV3
21:30 Espanyol - Sporting Gijon @Digiturk
23:05 Malaga - Real Sociedad @LigTV2
4 Ekim Pazar
00:00 Toronto FC - Philadelphia Union @Eurosport
00:30 Coritiba - Atletico Mineiro @LigTV3
02:00 New York Red Bulls - Columbus Crew @Eurosport2
13:00 Rayo Vallecano - Real Betis @LigTV3
13:30 Empoli - Sassuolo @LigTV2
13:30 De Graafschap - Feyenoord @Tivibu
13:30 Dinamo Moscow - CSKA Moscow @Tivibu
14:00 Şanlıurfaspor - Denizlispor @TRT Spor
14:00 Çaykur Rizespor - Bursaspor @LigTV
15:00 Monaco - Rennes @Digiturk
15:30 Gent - Club Brugge @NTVSpor
15:30 Ajax - PSV Eindhoven @Tivibu
15:30 Vitesse - Groningen @Tivibu
15:30 Everton - Liverpool @LigTV3
16:00 Balıkesirspor - Giresunspor @TRT Spor
16:00 Sampdoria - Inter @LigTV2
16:30 Schalke 04 - Köln @Eurosport2
17:00 Eskişehirspor - Beşiktaş @LigTV
17:00 Athletic Bilbao - Valencia @Digiturk
17:30 Altınordu - Elazığspor @TRT Spor Web
18:00 Uniao Madeira - Benfica @Tivibu
18:00 Arsenal - Manchester United @LigTV3
18:30 Adana Demirspor - Karabükspor @TRT Avaz
18:30 Bayern München - Borussia Dortmund @Eurosport2
19:00 Antalyaspor - Kasımpaşa @LigTV2
19:00 Genk - Standard Liege @NTVSpor
19:00 Juventus - Bologna @Digiturk
19:15 Levante - Villarreal @Digiturk
20:00 Fenerbahçe - Akhisar Belediyespor @LigTV
20:15 Porto - Belenenses @Tivibu
21:30 Atletico Madrid - Real Madrid @LigTV3
21:45 Milan - Napoli @Digiturk
22:00 Paris Saint-Germain - Marseille @LigTV2
22:30 Sporting Lisbon - Vitoria Guimaraes @Tivibu
5 Ekim Pazartesi
00:00 FC Dallas - Houston Dynamo @Eurosport2
02:00 Colorado Rapids - Real Salt Lake @Eurosport2
27 Eylül 2015
Uzaklarda Arama
Bu akşam sezonun ilk derbisinde Beşiktaş ile Fenerbahçe karşı karşıya gelecek. İlk derken, Trabzonspor'un Beşiktaş ve Galatasaray ile oynadığı 'büyük maç'ları elbette unutmadım. Bizim futbol sözlüğümüzde, derbi, ezeli rekabet, büyük maç terimleri serpme kullanıldığından, oyunu icat edenlerin sözlüğüne başvurmak lazım. Derbi'nin Derby şehrinden geldiğini kabul etmez Oxford sözlüğü. Futboldaki şehir, olmadı bölgesel rekabeti tanımlamak için kullanılan derbi, adını 1780'de bugün bir numaralı klasik at yarışı The Derby'i başlatan 12. Earl of Derby, Edward Smith Stanley'den alır. Dünyanın en iyi, en ateşli, en çok izlenen, en büyük, en kocaman derbi listeleri yıllardır yayınlanır dünyanın dört bir köşesinde. Futbolsever için de esaslı bir polemik konusudur. Bizim derbiler ilk 10'da yer alır mı almaz mı, Boca-River mı Celtic-Rangers mı yok yok aslında Kızılyıldız-Partizan ile devam eder polemikler ve sonunda tek bir doğru olmadığından tartışma 'her şehrin derbisi yaşayanına en büyük' ile çaylar tazelenir.
Biraz ülke dışına uzanalım, Boca- River, Nacional-Penarol gibi güzel ama uzak kıta, Güney Amerika'ya selam duralım ve yakın coğraflardaki derbileri turlayalım. Ada'da taraftarlık kültürü tavan yaptığından ve doğduğun kasabanın şehrin takımının taraftarı olmak esasken, ortalık elbette ki derbi kaynar. Çok sayıda Londra kulübünün Premier Lig'deki varlığı, yüzyıllık ezeli rekabetler ve büyük maç sınıfına giren 90 dakikalar neredeyse fikstürün her haftasında karşımıza çıkar. Benim favorim en sert derbi olan Millwall-West Ham'ın Dockers derbisi. Filmlere de konu olan bu derbinin arkasına Kuzey Londra derbisi Arsenal- Tottenham'ı yazalım. Batı Londra'da Chelsea-Fulham'ı da unutmamak lazım. Ülkenin kuzeyinden, Manchester şehrinin derbisini ilk sıraya koyalım. Everton-Liverpool'u, onun önüne yazanlar olabilir elbette. Tyne-Wear derbisi, Newcastle United-Sunderland de esaslı derbilerdendir. Güney Galler'de Cardiff City- Swansea City derbisi unutulur mu? Derbi kabul edilmez ama ülkenin en büyük futbol rekabeti iki liman şehri Manchester ve Liverpool arasında United ve Liverpool arasındadır deyip İspanya'nın yolunu tutalım. İspanya, şehir kadar bölgesel derbiler cenneti de. Madrid'de Real Madrid ve Atletico Madrid'in yüzyıllık derbisine kafa tutabilecek kalibrede derbi Sevilla şehrinde Sevilla ile Real Betis arasında oynanır. Barselona'da Barcelona-Espanyol şehir derbisidir ama Kuzey'e Bask bölgesine gittiğinizde Bilbao'nun gururu karşısında San Sebastian'ın temsilcisi Real Sociedad'ı bulur karşısında. Yine bir bölgesel derbi, Endülüs'te Granada ile Malaga arasında oynanır. Akdeniz kıyısına gittiğinizde Valencia bölgesinde Levante-Valencia, Asturian derbisinde Real Oviedo ile Real Sporting kapışır. Galiçya'nın ağır ağabey derbisi, Celta Vigo ile Deportivo La Coruna'yı karşı karşıya getirir. Ülkenin en büyük ezeli rekabetini hatırlatmaya gerek var mı? El Clasico: Real Madrid-Barcelona.
Derbinin Avrupa'da hakkını veren ülke bence İtalya'dır. Roma ve Lazio arasında oynanan Derby della Capitale, Milano'da Inter ve Milan arasında oynanan Derby dellla Madonnina, Cenova'da Sampdoria ve Genoa'nın kapışması Derby dele Lanterna, Torino'da Juventus ve Torino'nu karşı karşıya getiren Derby Della Mole ce Chievo ile Verona arasındaki Derby della Scala... Şehir derbileri kadar rekabeti yüksek tutan bölge derbileridir ki say say bitmez. Gazeteci Gianni Brera'nın en çok kupa kazanmış iki takımın randevusu için yazdığı üzere İtalya derbisi demek Inter-Juventus demektir. Güneş Derbisi deyince elbette akla Napoli-Roma gelir. Palermo ve Catania arasında Sicilya derbisi, Palermo-Cagliari arasında oynanan Adalar Derbisi... Çizme'de derbilerin sayısı 150'den fazladır, bir yerde durmak lazım elbette. Almanya'ya adım attığımızda ilk karşımıza çıkan elbette Ruhr derbisi olarak bilinen Borussia-Dortmund-Schalke 04 derbisidir. Bavyera'da Bayern Münih taraftarı için derbiye bölgesel bakarlar, Nürnberg ilk rakiptir. 1860 Münih, Augsburg ile oynananlar küçük kabul edilir. Hamburg'da St. Pauli-Hamburg kapışması, Kuzey ile Güney'in ezeli rekabetinden Hamburg- Bayern Münih ve İspanya'daki El Clasico'nun muadili, Der Klassiker'de Borussia Dortmund-Bayern Münih deyip rotayı Almanya'dan Fransa'ya kıralım. Ligue 1'de aynı şehrin iki takımını bulmak imkansıza yakın olduğundan Fransızlar, bölgesel derbiler ve büyük maçlarla idare ederler. Atlantik Derbisi, Nantes ile Bordeaux, sosyetik derbi, Cote D'Azur derbisinde ise Monaco ile Nice oynar. Kuzey'de Lens-Lille rekabeti fena değildir. O. Marsilya-St. Etienne, taraftar grupları nedeniyle sert rekabettir ama ülkenin en iki muteber kapışması, 'Choc des Olympiques'de O. Marsilya-O. Lyon ile ülkenin klasiği olarak kabul edilen Paris Saint Germain'in Olympique Marsilya ile olan randevusudur. Komşu'dan Atina ve Pire şehrini karşı karşıya getiren ülkenin en büyük rekabeti, Olympiakos-Panathinaikos ve Atina'da Pana-AEK, Selanik'te Aris-PAOK derbilerine selam duruyor, Sırbistan'ın efsane derbisi Kızılyıldız- Partizan'a saygılarımızı sunuyoruz. Di Stefano'nun dediği gibi "Derbiyi kazandığının ertesi sabahı kızdırıp, takılacağın arkadaşların ya mahallende ya okulunda, ya da iş yerindedir." Derbileri "Uzaklarda aramayın" Bir takımı sevmek mi? Esengül'den bu şarkıyı dinleyin. İyi bayramlar: "Uzaklarda arama/ Çünkü sen içimdesin/ Taht kurmuşsun kalbime/ En güzel yerindesin..." (SABAH PAZAR)
22 Eylül 2015
20 Eylül 2015
Jose Rodriguez'in Çığlığı
Cezayir Milli Takımı'nı çalıştırdığı dönemde Abdelhamid Kermali'nin Fransa'da futbol oynayan bir oyuncuyu "Çok yavaş" diyerek milli takım kadrosuna almadığı, oyuncunun da Fransız Milli Takımı'nı tercih ettiği futbol tarihinin en büyük şehir efsanelerinden biridir. Büyük diyorum çünkü o futbolcu Zinedine Zidane'dır. 1998 Dünya Kupası finalinde Taffarel'in koruduğu Brezilya kalesinin filelerine iki kafa vuruşuyla havalandıran Zidane, göçmen bir ailenin çocuğudur ve Paris'ın en Fransız halkının onu bağrına basması için Cezayirli'nin en büyük kupayı huzurlarına getirmesi gerekiyordu. Zidane'ın Fransız olduğu yaz, 98 yazıdır. Yıllar sonra Kermali, "Bu saçmalığı kim ortaya attı bilmiyorum. Benim Zidane'ı Cezayir Milli Takım kadrosuna almamam için deli olmam lazım. Gidin yardımcılarıma sorun, o günlerde Zinedine tanınan bir isim değildi" derken; Zidane da "Ben Fransa'nın alt yaş milli takımlarında oynadım. Kermali'nin beni istemediğinden haberim yok" demişti 2006'da.
O yıl bir başka 'öteki'yi Fransızlar bağrına basmıştı, yine bir Dünya Kupası vesilesiyle. Franck Ribery, Almanya'daki finallerden bir yıl önce Galatasaray'a geldiğinde yaptığım röportajda, çocukluk yıllarında Fransız arkadaşlarının yüzündeki kaza izleri yüzünden ondan uzak durduklarını söylemişti. İki yaşında geçirdiği trafik kazasının yüzünde bıraktığı izler, süperstar bir futbolcu olduğunda belki karizmasının en büyük parçası olacak, ona Al Pacino'nun unutulmaz filmi Scarface'den emanet bir lakap kazandıracaktı ama çocuk Ribery, Fransız arkadaşları ona yakınlık göstermeyince çareyi Cezayirli arkadaş grubunun içinde bulmuştu. Eşiyle de o arkadaş grubu içinde tanıştı. Göçmenlerin arasında büyüdü, ötekileşti ta ki finalde kaybettikleri 2006 Dünya Kupası'nın ardından Paris'e dönene kadar. Yüzündeki izlerin az Fransız yaptığı genci, Paris'te bir televizyon stüdyosunda yüzlerce izleyici ayakta alkışlayarak karşıladı. Frank Ribery'nin yüzündeki izler silinmemişti ama Fransa en azından onun Fransız olduğunu hatırlamıştı. Zidane ve Ribery'nin 'öteki' hikayelerini bana hatırlatan Galatasaray-Atletico Madrid maçı öncesinde Jose Rodriguez'in ülkesinde El Pais'e verdiği röportaj oldu. 'İstanbul'da bir Flamingo' başlıklı yazı, aslında oyuncunun köklerine bir gönderme içeriyordu. Flamenco müziği, İspanya'nın Endülüs bölgesinde Romanların müziğiydi ve kelimenin kökeninin de flamingo kuşundan geldiği söylenirdi. Güney İspanya, kırmızı flamingoların yaşadığı topraklardı. Villajoyosa ise o bölgenin kuzey doğusunda Valencia'ya bağlı Akdeniz kıyısında şirin bir sahil kasabası. Jose Rodriguez'in 1994 yılında doğduğu kasaba. Real Madrid, Jose'yi 14 yaşında Valencia'da bir turnuvada keşfetmiş onun Madrid altyapısına gelmesini istemişti. Jose, o günleri anlatırken sadece onu A takıma çıkartan Jose Mourinho'dan bahsetmedi. Real Madrid'in genç takımı Castilla'da bile forma şansı zor bulurken, Portekizli teknik adam, altyapı hocasına kızıp Jose'yi Kral Kupası maçı kadrosuna alıp oynatmış, genç oyuncu bir de gol atmıştı.
O gün şimdi Napoli forması giyen Higuain, maçtan sonra, "Bak bakalım Twitter'da takipçi sayın ne kadar arttı?" diyerek Madrid'de kimselerin tanımadığı Alicante'li gençle dalga geçmişti. 14 yaşında ailesini yaşadığı kasabada bırakıp Madrid'e gelen Jose "Her gün ağlıyordum. Tek başına yemek yemek, ailemden uzak olmak çok zordu. Madrid'den kaçacaktım" diye anlatıyor o günleri. Ailesi ona Madrid'de bir ev alacaklarını söylemişti ama Alicante'den Madrid'e gidiş-geliş parasını bulmakta bile zorlanıyorlardı. Jose, röportajın da tam da bu satırlarında patladı işte: "Ben fakir Roman bir ailenin çocuğuyum. Annem ve babam beni ve iki erkek kardeşimi büyütebilmek için gece gündüz çalıştılar. Roman bir ailenin çocuğu olmaktan dolayı gurur duyuyorum ama İspanya'da bizlere nasıl gözle baktıklarını biliyorum. Romanlar onlara göre hep hırsız olur. Böyle düşünmeleri bana çok dokunuyor ve çok sinirleniyorum. Roman olmayı ben hiçbir şeye değişmem ama İspanya'nın artık değişmesi lazım." Avrupa'nın göçmen akınına uğradığı ve en acı hikayelerin gecenin karanlığında uçsuz bucaksız Ege ve Akdeniz'in sularında yaşandığı bir dünyada Jose'nin El Pais aracılığıyla yükselen çığlığı, onun iyi-kötü futbolcu olması kadar önemli. Real Madrid tarihinin Şampiyonlar Ligi'nde en genç forma giyen oyuncusu unvanını efsane Raul'dan alan Jose Rodriguez, isyan ettiği 'ötekileştirilmiş' kökeniyle futbol dünyasında yalnız değil. Romanlar, sadece güzel müzikleri ve bitmek bilmez neşeleriyle şenlendirmiyorlar bu dünyayı. Eski yıldızlardan Jose Mari de, Fenerbahçe forması giymiş Güiza da, Jesus Navas da, Jose Antonio Reyes de, efsane golcü Telmo Zarra da Jose Rodriguez gibi Roman kökenli. 'Ciganito' (Küçük Roman) lakaplı Quaresma, İtalya'da Sinti Romanları'ndan olan 'Maestro' Pirlo ya da Fransa'da Manuş Romanları'ndan olan Eric Cantona gibi... (SABAH Pazar)
19 Eylül 2015
Hafta Sonu Naklen Yayınlar
19 Eylül Cumartesi
14:45 Chelsea - Arsenal @LigTV3
16:30 Altınordu - Alanyaspor @TRT Spor
16:30 Darmstadt 98 - Bayern München @Eurosport2
17:00 Çaykur Rizespor - Antalyaspor @LigTV2
17:00 Sivasspor - Torku Konyaspor @LigTV
17:00 Real Madrid - Granada @LigTV3
18:30 Reims - Paris Saint-Germain @Digiturk
19:30 Şanlıurfaspor - Giresunspor @TRT HD
19:30 Adana Demirspor - Gaziantep BBSK @TRT Spor
19:30 Manchester City - West Ham United @LigTV3
20:00 Trabzonspor - Galatasaray @LigTV
20:00 Eskişehirspor - Kasımpaşa @LigTV2
20:45 Heracles - PSV Eindhoven @Tivibu
21:00 Toronto FC - Colorado Rapids @Eurosport
21:30 Eibar - Atletico Madrid @Digiturk
21:45 Milan - Palermo @LigTV3
20 Eylül Pazar
00:30 Palmeiras - Gremio @LigTV3
13:00 Sevilla - Celta Vigo @LigTV3
13:30 Chievo - Inter @LigTV
13:30 Roda - Feyenoord @Tivibu
15:30 Excelsior - Ajax @Tivibu
15:30 Tottenham - Crystal Palace @Digiturk
16:00 Genoa - Juventus @LigTV3
16:30 Kayseri Erciyesspor - Karabükspor @TRT Spor
16:30 Stuttgart - Schalke 04 @Eurosport
17:00 Gaziantepspor - Kayserispor @LigTV
17:00 Zenit St. Petersburg - Amkar @Tivibu
18:00 Southampton - Manchester United @LigTV3
18:00 Liverpool - Norwich City @LigTV2
18:30 Borussia Dortmund - Bayer Leverkusen @Eurosport
19:30 Yeni Malatyaspor - Elazığspor @TRT Spor
19:30 Lokomotiv Moscow - Krylya Sovetov @Tivibu
20:00 Fenerbahçe - Bursaspor @LigTV
21:15 Porto - Benfica @Tivibu
21:30 Barcelona - Levante @LigTV3
21:45 Napoli - Lazio @Digiturk
22:00 Marseille - Lyon @LigTV2
21 Eylül Pazartesi
00:00 Portland Timbers - New York Red Bulls @Eurosport
19:00 Korona Kielce - Gornik Leczna @Eurosport2
20:00 Gençlerbirliği - Beşiktaş @LigTV
21:00 Sporting Braga - Maritimo @Tivibu
23:00 Sporting Lisbon - Nacional @Tivibu
17 Eylül 2015
13 Eylül 2015
Bitmeyen Stadyumlar
Santiago Bernabeu'nun dört katlı tribünlerinin o boş zeminin üzerine 80 bin taraftarla çökmüş halini gördüğünüzde Real Madrid'in neden tarihin en efsane geri dönüşlerine imza atmış takımı olduğunu daha iyi anlarsınız. Ya da Franco rejiminin onun ölümüyle değil de Barcelona'nın Cruyff'lu kadrosuyla 17 Şubat 1974'te Real Madrid'i 100 bin taraftarı önünde 5-0 mağlup ettiğinde bittiğini söyleyenlere hak verirsiniz. Real'ın Akbaba Beşlisi'ni hatırlayanlar başka hayallere dalar, Los Galacticos ile büyüyen kuşaklar, Zidane, Ronaldo, Figo'nun attığı golleri bir müze turu boyunca hafızlarında banttan izlerler. İspanya'nın iki devi de 500 milyon euro'yu aşan gelirleri ve sınırsız kredi olanaklarına rağmen yeni stadyum fikrini üyelerine kabul ettiremedi. Camp Nou ve Santiago Bernabeu için son 10 yılda renovasyon projeleri hep çizildi, marka mimarlar iki stadı da giydirmek ve yeni yüzyılına adapte edebilmek için yarıştılar ama nafile... Tuttuğu takımın yeni stadında maç seyretmek, futbol maçları için dizayn edilmiş rakibin üzerine kabus gibi çöken tribünlerde oturup gol sevincini yaşamak her taraftarın hayali. Eski stadyumların ardından dökülen gözyaşlarının sahiciliği yaşanmışlarda saklı. Bursasporlular Timsah Arena için gün sayıyor, Beşiktaşlılar, Vodafone Arena'nın önünden her geçtiklerinde aynı soruyu soruyor: "Ligin ikinci yarısına yetişir mi?" Bir kulübün mevcut gelir yapısıyla yeni bir stadyum inşa etmesi kolay iş değil. İnşaat sektörü gelişti, iki yılda biter demekle olmuyor maalesef. Hele ki yeni stadı eski stadyumun yerine yapıp evsiz kalmak var ya, işte o en meşakatlisi.
Fenerbahçe, Şükrü Saracoğlu Stadı'nı parça parça yıkıp yaparken, bugün Beşiktaş'ın çektiği sıkıntının kaynağı bu. İspanya'da A. Bilbao yeni stadı San Mames'i Bask bölgesinin büyük yardımlarıyla eski stadının yanındaki fuar alanına üç yılda inşa edebildi. Üstelik açılış sezonunda bir kale arkası, eski stadyumun yıkımı sonrasında yapılmak üzere bekletiliyordu. 2014 Dünya Kupası için Brezilyalıların yeni stadyumları nasıl son dakikada bitirmeyi başardıkları haber arşivlerinde duruyor ama bir de bitirilemeyenler var. Hiç bitmeyecek gibi duran stadın ismi Yeni Mestella. Valencia'nın 2007'de inşaatına başladığı 75 bin kapasiteli yeni stadyumun inşaatı kulübün o tarihte 300 milyon euro'yu aşan borçları nedeniyle 2009'da durdu. O tarihten bu yana Yeni Mestalla, bir beton yığını olarak Valencia şehrinde mühendislerin geri dönüşünü bekliyor. 2013'te maliyeti azaltmak için kapasitenin 75 binden 61 bine indirileceği söylendi. Otoparkların iptal olduğu yeni proje için hâlâ düğmeye basılmadı. Atletico Madrid'in 1961'de ilk kazması vurulan ve beş yılda bitirilen bir tribün altından karayolunun geçtiği efsane stadyumu Vicente Calderon'dan yeni stadı 'La Peinata'ya bu sezon başında geçme hayali de kaba inşaat gerçeğiyle yüzleşti bu yaz aylarında. Milan ve Inter'in ezeli rekabetine iki kulüp adına da 90 yıldır ev sahipliği yapan San Siro, yakın bir gelecekte Milan'ı uğurlayacak. Roma taraftarı da Lazio ile Olimpiyat Stadı'nda paylaştığı yılların ardından yeni stadyumunun maketine bakıp hayal kuruyor. Tarafar bu, tutkunu olduğu iki rengi ömrü oldukça bırakıp gidecek hali yok, eskisinde de yenisinde de takımın yanında ama futbolcular için öyle mi? David Villa, Valencia formasıyla fırtına gibi estiği yıllarda "Gollerime Yeni Mestella'da devam edeceğim" demişti. Yeni Mestella'da inşaat 2009'da durdu. Bir yıl sonra David Villa, Barcelona'ya satıldı, 2014'den beri de yeni kurulan ve maçlarını 2.3 milyar dolara mal olan Yeni Yankee Stadı'nda oynayan New York City takımında forma giyiyor. David Villa'ya, New York'a geldiğinde futbol takımı için 2018'de bitecek yeni bir stadyum projelerinin olduğunu söylediler. Demediyse de ben diyeyim: "Hayırlısı."
12 Eylül 2015
Hafta Sonu Naklen Yayınlar
12 Eylül Cumartesi
02:00 New York Red Bulls - Chicago Fire @Eurosport2
14:00 CSKA Moskova - Zenit St. Petersburg @Tivibu
14:45 Everton - Chelsea @LigTV3
16:30 Bayern München - Augsburg @Eurosport2
17:00 Bursaspor - Gençlerbirliği @LigTV
17:00 Akhisar Belediyespor - Gaziantepspor @LigTV2
17:00 Boluspor - Karşıyaka @TRT Spor
17:00 Crystal Palace - Manchester City @LigTV3
19:30 Eintracht Frankfurt - Köln @Eurosport2
19:30 Manchester United - Liverpool @LigTV3
20:00 Adanaspor - Denizlispor @TRT Spor
20:15 Galatasaray - Mersin İdmanyurdu @LigTV
20:15 Antalyaspor - Eskişehirspor @LigTV2
20:45 Twente - Ajax @Tivibu
21:30 Atletico Madrid - Barcelona @LigTV3
21:45 Cambuur - PSV Eindhoven @Tivibu
22:45 Arouca - Porto @Tivibu
13 Eylül Pazar
13:00 Granada - Villarreal @LigTV3
13:30 Hellas Verona - Torino @LigTV2
13:30 Spartak Moscow - Rostov @Tivibu
15:30 Feyenoord - Willem II @Tivibu
15:30 Sunderland - Tottenham @LigTV3
16:30 Hoffenheim - Werder Bremen @Eurosport2
17:00 Beşiktaş - Medipol Başakşehir @LigTV
17:00 Elazığspor - Balıkesirspor @TRT Spor Web
17:00 Karabükspor - Yeni Malatyaspor @TRT HD
17:00 1461 Trabzon - Adana Demirspor @TRT Spor
17:00 Çaykur Rizespor - Sivasspor @LigTV2
18:30 Schalke 04 - Mainz 05 @Eurosport2
19:00 Lazio - Udinese @LigTV3
20:00 Samsunspor - Şanlıurfaspor @TRT Avaz
20:00 Göztepe - Giresunspor @TRT Spor
20:15 Osmanlıspor FK - Torku Konyaspor @LigTV2
21:00 Kasımpaşa - Fenerbahçe @LigTV
21:15 Rio Ave - Sporting Lisbon @Tivibu
21:45 Inter - Milan @LigTV3
14 Eylül Pazartesi
00:00 Toronto FC - New England Revolution @Eurosport2
02:00 Orlando City - Sporting Kansas City @Eurosport2
20:00 Alanyaspor - Kayseri Erciyesspor @TRT Spor
21:00 Kayserispor - Trabzonspor @LigTV
21:30 Rayo Vallecano - Deportivo La Coruna @LigTV2
22:00 West Ham United - Newcastle United @LigTV3
02:00 New York Red Bulls - Chicago Fire @Eurosport2
14:00 CSKA Moskova - Zenit St. Petersburg @Tivibu
14:45 Everton - Chelsea @LigTV3
16:30 Bayern München - Augsburg @Eurosport2
17:00 Bursaspor - Gençlerbirliği @LigTV
17:00 Akhisar Belediyespor - Gaziantepspor @LigTV2
17:00 Boluspor - Karşıyaka @TRT Spor
17:00 Crystal Palace - Manchester City @LigTV3
19:30 Eintracht Frankfurt - Köln @Eurosport2
19:30 Manchester United - Liverpool @LigTV3
20:00 Adanaspor - Denizlispor @TRT Spor
20:15 Galatasaray - Mersin İdmanyurdu @LigTV
20:15 Antalyaspor - Eskişehirspor @LigTV2
20:45 Twente - Ajax @Tivibu
21:30 Atletico Madrid - Barcelona @LigTV3
21:45 Cambuur - PSV Eindhoven @Tivibu
22:45 Arouca - Porto @Tivibu
13 Eylül Pazar
13:00 Granada - Villarreal @LigTV3
13:30 Hellas Verona - Torino @LigTV2
13:30 Spartak Moscow - Rostov @Tivibu
15:30 Feyenoord - Willem II @Tivibu
15:30 Sunderland - Tottenham @LigTV3
16:30 Hoffenheim - Werder Bremen @Eurosport2
17:00 Beşiktaş - Medipol Başakşehir @LigTV
17:00 Elazığspor - Balıkesirspor @TRT Spor Web
17:00 Karabükspor - Yeni Malatyaspor @TRT HD
17:00 1461 Trabzon - Adana Demirspor @TRT Spor
17:00 Çaykur Rizespor - Sivasspor @LigTV2
18:30 Schalke 04 - Mainz 05 @Eurosport2
19:00 Lazio - Udinese @LigTV3
20:00 Samsunspor - Şanlıurfaspor @TRT Avaz
20:00 Göztepe - Giresunspor @TRT Spor
20:15 Osmanlıspor FK - Torku Konyaspor @LigTV2
21:00 Kasımpaşa - Fenerbahçe @LigTV
21:15 Rio Ave - Sporting Lisbon @Tivibu
21:45 Inter - Milan @LigTV3
14 Eylül Pazartesi
00:00 Toronto FC - New England Revolution @Eurosport2
02:00 Orlando City - Sporting Kansas City @Eurosport2
20:00 Alanyaspor - Kayseri Erciyesspor @TRT Spor
21:00 Kayserispor - Trabzonspor @LigTV
21:30 Rayo Vallecano - Deportivo La Coruna @LigTV2
22:00 West Ham United - Newcastle United @LigTV3
2 Eylül 2015
Hayat Varsa Umut Vardır
"Hayat varsa umut vardır" ile geç tanıştım. Bana bir İspanyol dostum öğretti, Euro 2008'de bizim milli takım masal gibi bir turnuva oynarken ve "Tamam işte buraya kadar" dediğimiz her anda koltuklarımızdan fırlayıp finali hayal ederken dilimizden düşmedi. Almanya karşısına ideal 11'imizle çıkamadığımız yarı finalde bile "Hayat varsa umut vardır"a sırtımızı dayadık. Bugün de günlerden "Hayat varsa umut vardır" günü. Konya'da bu akşam Hollanda Milli Takımı ile oynayacak A Milli Takım. Euro 2016'ya gitmek için kazanmaktan başka çaremiz yok. Mart ayında daha iyi oynayıp Amsterdam'da elimizden kaçırdığımız Portakallar çok değil iki yıl önce de "Ya tamam ya devam" maçında karşımıza çıkmış Kadıköy'den 2-0 ile evlerine dönmüşlerdi. Avrupa'nın en tutkulu milli takım taraftarına sahip, gittikleri her stadyumun tribünlerini turuncuya boyayan Hollanda, bayrağı; kırmızı-beyaz-maviden oluşurken neden turuncu formayla sahaya çıkar, oradan başlayalım, zaten total futbol demeden de bitirmenin imkanı yok!
İtalyanlar neden Gök Mavililer (Azzurri) ise Hollanda da o yüzden Turuncudur (Portakallar) dersek Çizme'ye bir pas atmış oluruz. İki ülke için artık kült mertebesine ulaşmış bu formalar, renklerini tarihteki krallıklardan alıyor. İtalya'da, 1946'da tarihe karışan Savoy Hanedanı'nın bayrak rengi, İtalyan Milli Takımı'nda varlığını sürdürürken, Hollanda'nın bağımsızlığı için savaş veren 1. William Ailesi'nin hanedanın bayrağındaki turuncu ve aslan amblemi, Hollanda Milli Takımı'nın forma rengini ve armasını belirledi. Peki nasıl oluyor da tek galibiyetimizi 1998 yılında 1-0 ile aldığımız, nüfusumuzun beşte biri kadar olan bu ülke üç Dünya Kupası'nda final oynuyor, Avrupa Şampiyonası'nı kazanıyor ve her yıl onlarca yıldızı dünya futboluna armağan edip, kıtanın en klas golcülerini yetiştiriyor? Cevabı bin sayfada da anlatılabilir ya da tek bir satırda da: Hollandalılar yediden yetmişe değil, üçten yetmişe spor yapıyor. Futbol en popüler spor elbette ama 17 milyonluk ülkede aktif spor yapmayan ya da hayatının bir döneminde bir sporla amatör de olsa uğraşmayan insan yok. Babalar ve anneler spor yapınca, kuşaktan kuşağa kalan bir miras gibi, çocuklar da üç-dört yaşından itibaren futboldan tenise, bisikletten patene aklınıza gelen her spor dalında ter döküyor. Hollanda'da spor, kazanma kültürü üzerine kurulu değil. Doğrularını insanın suratına hiç sektirmeden söylemekle meşhur, kültürel birikimleriyle komşularına fark atan, dağı tepesi olmayan bu ülkenin insanları spor yapmaktan keyif alıyorlar, eğleniyorlar. Spor onlar için boş zamanlarda yapılan bir aktivite değil. Spor, Hollanda'da mutlu olma biçimi... Johan Cruyff'tan, Marco Van Basten'e, Gullit'ten Dennis Bergkamp'a, bugün Fenerbahçe forması giyen Van Persie'ye, Hollanda'nın en çok forma giyen futbolcusu olmak isteyen Galatasaraylı Wesley Sneijder'e, Arjen Robben'den bu sezon Manchester United formasıyla Premier Lig'i sallamaya giden Memphis Depay'a kadar, milli takımı bırakmış, Türk futboluna da son üç yılda damga vurmuş Dirk Kuyt'tan Arie Haan'a kadar Hollanda futbolunda kim yetişmişse bunun sırrı erken yaşta futbola başlamak ve 4-3-3 ile takım oyunu ve yardımlaşmayı yeni yetmeliğinde öğrenmelerinde saklı.
Hollanda'daki futbol kulübü sayısı 3 bin. 36 profesyonel kulüp dışında kalan amatör kulüplerin altyapıları, profesyonel kulüplerin altyapılarıyla her yaş grubunda oynarken, kayıtlı futbolcu sayısı 1 milyon 200 bin. 480 bin genç oyuncu altyapılarda Sneijder, Robben ve Van Persie'nin üstteki fotoğraflarındaki gibi poz veriyor ve yaptıkları spordan keyif alıyorlar. Ülkenin her kasabasında her köyünde insanlar amatör kulüplerin destekçisi, biri çimleri kesiyor, biri formaları yıkıyor... Federasyon da her yıl amatör kulüplerin masraflarını karşılamak için sağlam bir bütçe ayırıyor. Dört yaşındaki çocukların 4'erli takımlarla, yedi yaşındaki çocukların yedi kişilik takımlarla oynadığı Hollanda altyapılarında 11 yaşındaki çocuklar nizami saha ve 11 kişilik takımlarla tanışıyorlar. Total futbolun tarifi o kadar zor değil. Savunmacılar, hücum yapmayı bilecek, forvetler de savunma yapmayı... Bu akşam maçı inşallah kazanırız ama asıl kazanacağımız gün, anne-babaları da spor yaparken mutlu olmuş kuşakların çocukları bu ülkede spor yaptığında, kazanmanın tek mutluluk olmadığını anladıkları gündür... Zor mu? Hayat varsa umut vardır.
30 Ağustos 2015
İlhan Cavcav'ın Değirmeni
Stuart Baxter, 10 yıllık futbol kariyerinde dokuz takımın formasını giymiş. Memleketi İskoçya'dan Avustralya'ya, İsveç'ten ABD'ye uzanan miş'li bir kariyer çünkü futbolculuğunda olduğu gibi teknik adamlığında da Baxter ismi futbol dünyamızda bize birşeyler hatırlatmıyor. İskandinav ülkelerinden Japonya'ya, oradan Güney Afrika'ya uzanan hocalık kariyerinin son durağı Gençlerbirliği oldu Baxter'ın. Onu haziran ayı sonunda Gençlerbirliği Başkanı İlhan Cavcav'ın yanında gördük. Yetenekli yabancı futbolcuları keşfetme yeteneğiyle Türk futbolunda ayrı bir yeri olan Cavcav yeni hocası için "Uzun süre araştırıp takımın başına getirdik. Çok teknik adam değiştirdiğimi söylüyorlar. Takımımın menfaatleri doğrultusunda gerekirse değil yedi, 17 teknik adam değiştiririm. Hocamız, çalıştığı yerlerde şampiyonluklar ve kupalar kazanmış bir isim" dedi. Biz de "Hadi hayırlısı" dedik... Sonrası ise gerçekten fıkra gibi... Memlekette bütün kulüpler borç batağında yüzerken, kasasında 50 milyon var denilen Gençlerbirliği, lige iki mağlubiyetle başladı. Olabilir, futbol bu... Sonuçta üç kupalı Galatasaray'da o iki haftada bir puan alabilmiş. Baxter'ı uzun süre araştırmış Cavcav, İskoç teknik adamı iki hafta sonunda kapının önüne koydu. Aslında nasıl gittiği değil, nasıl bu lige geldiği merak konusu olan Stuart Baxter da açtı ağzını yumdu gözünü: "Kulüp başkanı beni yanına çağırıp, bağırıp çağırmaya başladı, küfür etti. Sonra 'Eşyalarını toplayıp, gidebilirsin' dedi. Onun gibi birisini daha önce görmedim. Hiçbir zaman ismimi hatırlayamadı. O kafadan kontak, acayip biri. Benimle her gün toplantılar yapıyor, sakat futbolcuları günde dört kez özel antrenörlerle çalıştırıyordu." Baxter futbola yıllarını vermiş bir emekçi olabilir ama bir yerde yanlış yapmıştı. İlhan Cavcav onu uzun süre araştırıp bulmuştu ama Baxter, Cavcav'ın kim olduğunu bilmiyordu. 34 yıldır Gençlerbirliği'nin başında olan Cavcav 51 kez teknik direktör değiştirmişti. Baxter iki maçta görev yaparken şanslıydı aslında 1987'de Hüsnü Macurni'nin biletini ilk maçın ardından kesmişti Cavcav. Zaten geçen sezon da Kemal Özdeş takımı yaz döneminde hazırlamış ama lige başlamak ona kısmet olmamıştı. Bütün bunların Baxter'ın umrunda olmadığı da ortada. Tazminatı neyse banka hesabına yatacak olan İskoç teknik adam "Gidip dünya rugby şampiyonasını izleyeceğim. Cape Town'daki tanıdıklarımı ziyaret edeceğim" diyerek kestirip attı. Anlayacağınız bir yabancı hocanın daha servetine katkıda bulunduk ülke olarak... Gençlerbirliği şimdi yeni teknik direktörünü arıyor. "Bulunduğumuz durumdan son derece rahatsızım" diyen İlhan Cavcav hepimize bir çağrı yaptı: "Yıllardır futbolun içerisindeyim. Ancak takımın başına getirecek çalıştırıcı bulamıyorum. Herkes bize bu konuda yardımcı olsun." Güler misin ağlar mısın vardır ya hayatta; buyrun tercih sizin...
Kahveni iç ve kampı terk et
İlhan Cavcav ile futbol dünyasında yarışacak başkanlar var(dı) elbette. Atletico Madrid'e 17 yılda 141 futbolcu transfer eden Jesus Gil, 39 teknik direktörün işine son vermişti. İtalya'da Inter kulübü, Marcelo Lippi'yi daha ligin ikinci haftasında kovduğunda "Pes!" denmişti ama Jesus Gil daha iyisini yapmıştı bile. Daha resmi maç oynamadan, sezon başında çekilen takım posteri masasına geldiğinde Joaquin Pero'yu "Tipin kayık çıkmış" deyip kapının önüne koymuştu. Olympiakos'un efsane başkanı Socratis Kokkalis, Gil'in performansını yakalayamasa da istatistiğiyle göz doldurdu. Kokkalis, 17 yılda 20 kez hoca değiştirdi. Peru'da sezon başı hazırlık kampını bitiren ve ligin ilk hafta maçı için kampa giren Coronel Bolognesi'de teknik direktör Raul Marcovich'in hedefi üç puandı. Sabah takımla birlikte kahvaltı ederken, telefonu çaldı. Başkan "Kahveni iç ve kampı terk et," dedi. Beterin beteri var mı? Var! 2010'da İngiltere'de yerel ligde (Sussex County Ligi) Chichester City'nin rakibi Redhill'di. 1873'te kurulan kulüp, maça iyi başlamış, ikinci yarıda da oyunu 2-1 önde götürüyordu. Gözü sahadaki oyunda olan teknik direktör Mark Poulton'ın yedek kulübesinde otururken cep telefonu çaldı. Ekranda kulüp yönetici Gary Walker'ın ismi yazıyordu. Poulton telefonu açtı ve... Walker kısa kesti: "Mark, rahatsız ediyorum ama kovuldun!"
Kahveni iç ve kampı terk et
İlhan Cavcav ile futbol dünyasında yarışacak başkanlar var(dı) elbette. Atletico Madrid'e 17 yılda 141 futbolcu transfer eden Jesus Gil, 39 teknik direktörün işine son vermişti. İtalya'da Inter kulübü, Marcelo Lippi'yi daha ligin ikinci haftasında kovduğunda "Pes!" denmişti ama Jesus Gil daha iyisini yapmıştı bile. Daha resmi maç oynamadan, sezon başında çekilen takım posteri masasına geldiğinde Joaquin Pero'yu "Tipin kayık çıkmış" deyip kapının önüne koymuştu. Olympiakos'un efsane başkanı Socratis Kokkalis, Gil'in performansını yakalayamasa da istatistiğiyle göz doldurdu. Kokkalis, 17 yılda 20 kez hoca değiştirdi. Peru'da sezon başı hazırlık kampını bitiren ve ligin ilk hafta maçı için kampa giren Coronel Bolognesi'de teknik direktör Raul Marcovich'in hedefi üç puandı. Sabah takımla birlikte kahvaltı ederken, telefonu çaldı. Başkan "Kahveni iç ve kampı terk et," dedi. Beterin beteri var mı? Var! 2010'da İngiltere'de yerel ligde (Sussex County Ligi) Chichester City'nin rakibi Redhill'di. 1873'te kurulan kulüp, maça iyi başlamış, ikinci yarıda da oyunu 2-1 önde götürüyordu. Gözü sahadaki oyunda olan teknik direktör Mark Poulton'ın yedek kulübesinde otururken cep telefonu çaldı. Ekranda kulüp yönetici Gary Walker'ın ismi yazıyordu. Poulton telefonu açtı ve... Walker kısa kesti: "Mark, rahatsız ediyorum ama kovuldun!"
29 Ağustos 2015
Hafta Sonu Naklen Yayınlar
29 Ağustos Cumartesi
14:45 Newcastle United - Arsenal @LigTV3
16:30 Köln - Hamburg @Eurosport2
17:00 Liverpool - West Ham United @LigTV3
17:00 Zenit St. Petersburg - Krylya Sovetov @Tivibu
18:00 Caen - Lyon @Digiturk
19:00 Gençlerbirliği - Kasımpaşa @LigTV2
19:00 Medipol Başakşehir - Bursaspor @LigTV
19:00 Giresunspor - Adanaspor @TRT Spor
19:30 Bayern München - Bayer Leverkusen @Eurosport2
19:30 Tottenham - Everton @LigTV3
20:30 Porto - Estoril @Tivibu
21:00 Karşıyaka - Samsunspor @TRT Spor
21:00 Balıkesirspor - Karabükspor @TRT HD
21:15 Torku Konyaspor - Galatasaray @LigTV
21:15 Mersin İdmanyurdu - Kayserispor @LigTV2
21:30 Barcelona - Malaga @LigTV3
21:45 Milan - Empoli @Digiturk
22:45 Benfica - Moreirense @Tivibu
23:00 Toronto FC - Montreal Impact @Eurosport2
23:30 Real Madrid - Real Betis @LigTV3
30 Ağustos Pazar
00:30 Vasco da Gama - Figueirense @LigTV2
13:30 Ajax - ADO Den Haag @Tivibu
13:30 Lokomotiv Moscow - Krasnodar @Tivibu
15:30 Southampton - Norwich City @LigTV3
16:30 Borussia Dortmund - Hertha Berlin @Eurosport2
17:45 PSV Eindhoven - Feyenoord @Tivibu
18:00 Swansea City - Manchester United @Digiturk
18:30 Werder Bremen - Mönchengladbach @Eurosport2
19:00 Kayseri Erciyesspor - Gaziantep B.Ş BLD.Spor @Trt Spor
19:00 Eskişehirspor - Çaykur Rizespor @LigTV2
19:00 Trabzonspor - Akhisar Belediyespor @LigTV
19:00 Westerlo - Anderlecht @NTVSpor
21:00 Şanlıurfaspor - Göztepe @Trtspor
21:00 Adana Demirspor - Boluspor @Trt HD
21:15 Fenerbahçe - Antalyaspor @LigTV
21:15 Sivasspor - Osmanlıspor FK @LigTV2
21:30 Sevilla - Atletico Madrid @Digiturk
21:45 Napoli - Sampdoria @Digiturk
22:00 Monaco - Paris SG @LigTV3
23:30 Seattle Sounders - Portland Timbers @Eurosport
23 Ağustos 2015
La Liga için 7 Neden
1- Real Madrid'in onursal başkanı Alfredo Stefano "Real Madrid'in ezeli rakibi kim?" diye sorulduğunda her ne kadar "Real'in derbisi Atletico Madrid ile. Maçın ertesi sabahı kalktığında rakibi tutan arkadaşına, komşuna takılırsın. 600 km ötedeki takımın taraftarını nereden bulacaksın?" dese de tribünlerin gözünde Barcelona en büyük rakip. La Liga'da sezonda 380 maç var ama iki El Clasico'nun tarihi tüm dünyanın aklına kazılıyor. Santiago Bernabeu ve Camp Nou'nun muhteşem bir futbol sahnesi olması kadar her daim büyük yıldızların kapışması da El Clasico'yu dünyanın bir numaralı kapışması yapmaya yetiyor.
2- Pele mi Maradona mı, Platini mi Zidane mı tartışmalarında herkesin bir favorisi vardır da farklı dönemlerin efsanelerini karşılaştırmak sonunda gelir bir gerçekle yüzleşir. Pele hiç Avrupa'da oynamadı. Maradona'nın yanında 2-3 yetenekli adam vardı. Platini, Zidane kadar pres görüyor muydu? Messi ve Ronaldo'nun kapışması için ise hiçbiri geçerli değil. Futbol tarihi iki eşsiz yeteneği aynı dönemde aynı ligde bir araya getirdi ve Arjantinli ile Portekizli'nin müthiş düellosu La Liga'nın adeta film afişi gibi. Bu öyle bir rekabet ki Messi de Ronaldo da sakat olmadıkları sürece rotasyon nedir bilmiyor, ufak büyük rakip tanımıyor ve tüm maçlarda forma giyiyorlar. Sonra gelsin 40 gol, 50 gol...
3- Barcelona, tek pas futbolu "tiki taka"yı artık kült haline gelen alt yapı tesisleri La Masia'da genç futbolcuların beynine kazıyor ama herkes o gençler kadar şanslı değil. Bazıları da Bayrampaşa'nın dar sokağında iki taştan kaleye gol atabilmek için dar alanda tiki taka yapmak zorundaymış ki Arda Turan bugün Barcelona'da. Tayfun Korkut ile başlayan, Nihat ile zirve yapan, Mehmet Topal ile prestij kazanan Türk futbolcuların İspanya filminde Arda Turan artık Al Pacino gücünde. Dört yıllık Atletico Madrid kariyeri onu hayallerinin takımına taşıdı. İzlemek için Ocak ayını bekleyeceğiz ama onu Messi ile aynı takımda görmek var ya...
4- İtalyanlara yapışmış defansif futbol ve 0-0 biten maçlar etiketi, Fransızların hep bir adım geride kalan lig heyecanı, İngilizlerin ihtişamlı futbol sahnelerinde tenis maçına dönen bir bu kalede bir o kalede futbolu bir kenara İspanya La Liga bir kenara. Yetenekli bir futbolcunun yeteneklerini gösterebilmesi için her zaman işaret edilen lig İspanya. "İspanya'da oynasa" yorumları yapılır ya kadife ayaklara. Söyleyenler haklı. Her ne kadar David Silva, Mata, Navas başta olmak bir çok inceci futbolcuyu İngiltere'ye ihraç etse de İspanya La Liga hala gözümüzün pasını silen futbolun oynandığı ülke.
5- "La Liga, Barcelona ve Real Madrid'in kapışmasıdır" diyenlerin gözden kaçırdığı ise İspanya'daki bölgesel rekabetin lige kattığı heyecan. Her bölge kendi derbilerinin heyecanını yaşarken, tarihin futbol sahası dışında biriktirdikleri bölgeler arası rekabeti de körüklüyor. Doğrusu kimse kimseyi de pek sevmiyor. Madrid ve çevresi takımları, Katalan takımları, Bask takımları, Galiçya bölgesinin takımları, Valensiya bölgesi takımları, Endülüs bölgesi takımları derken 380 maçlık lig takvimi her hafta ayrı bir hikaye üretiyor. Bazı sezonlarda Real Madrid, Endülüs bölgesinde tek bir maç kazanamazken, bazen de Barcelona için "Bask bölgesinden çıkış yok" filmleri çekiliyor La Liga'da.
6- Bizim memleketin futbolseveri için en iyi lig bazen kendi ligiyle saatleri çakışmayan da ligdir çünkü taraftar için önce kendi takımının maçı gelir sonra El Clasico. İngilizler ve Almanlar, Cumartesi öğleden sonra oynuyor, İtalyanlar ise Pazar öğleden sonra. İspanyollar Cumartesi ve Pazar akşamlarına koydukları dört maçla futbolseverlerin favori ligi. Geç saatlerde başlayan maçlara bir de Pazartesi maçları eklenince La Liga sadece Türkiye'de değil Avrupa'nın bir çok ülkesinde akşamların favori ligi haline geldi. Bazıları için bir Cumartesi gecesi 23:00'de Barcelona ya da Real Madrid maçı izlemekten daha iyi bir aktivite yoktur değil mi?
7- En klas spor medyası Fransızlarda olabilir, İtalyanlar yıldızların mumla arandığı ligleri için harika sayfalar yapabilirler ama Madrid ve Barselona'da çıkan dört spor gazetesi Türkiye de dahil tüm Avrupa'nın lokomotifi. Sadece saha içinden değil, futbolun magazini de La Liga'yı hep merak edilen lig haline getiriyor. Televizyondan İspanyol futbolunu izleyen gün geliyor soluğu bu ülkede alıyor. Arda Turan sayesinde artan futbol turları bu sezon Madrid'den Barcelona'ya taşınacak. Maçtan önce iki tapas yiyip, La Sagrada Familia'nın ihtişamına şahitlik edip Camp Nou'da maç izlemeyi; Madrid'in eski sokaklarından Santiago Bernabeu'ya giden geniş caddelere kim çıkmak istemez ki?
GEÇEN SEZON NE OLDU?
Bir önceki sezon Atletico Madrid'in 18 yıl aradan sonra gelen şampiyonluk sevincini izlemek zorunda kalan Barcelona ve Real Madrid'in, Jose Mourinho'nun Atletico'dan üç futbolcu transfer etmesiyle kolaylaşan zirve rekabetinde gülen taraf Barcelona oldu. Atletico Madrid'e evi Camp Nou'da şampiyonluk izni veren Katalanlar bir yıl sonra bu kez Atletico'nun kalesi Vicente Calderon'da 23. şampiyonluklarını lig tarihine yazdırdılar. Bu final Real Madrid'de bir kez daha teknik adam değişimini getirdi ve 10 yılda 7 hoca değiştiren Real Madrid, Carlo Ancelotti'ye de "güle güle" dedi. Barcelona maçları için tribüne 1 milyon 475 bin taraftar gelirken, Real Madrid'in 90 dakikaları için Santiago Bernabeu'nun kapılarından 1milyon 395 bin taraftar geçti. Cristiano Ronaldo, 48 golle gol kralı olurken, Messi 43 gol attı. 37 maçta kalesinde 17 gol gören Barcelona kalecisi Claudio Bravo in iyi kaleci ödülü olan Zamoro Trophy'i alırken, Cordoba, Almeria ve Eibar küme düştüler. Mali durumu yetersiz olan Elche'yi federasyon küme düşürünce, ligde kalan Eibar'ın taraftarları şampiyon olmuş kadar sevindiler. Las Palmas, Sporting Gijon ve Real Betis ise 2015-2016 sezonunda birinci ligde oynamaya hak kazandılar.
BU SEZON NE OLUR?
Xavi'yi Katar'a uğurlayan, Arda Turan'ı ise transfer yasağı nedeniyle Ocak ayına kadar oynatamayacak olan Barcelona, dünyanın en iyi forvet üçlüsünü elinde tutuyor. Neymar- Luis Suarez- Messi tabelayı değiştiren adamlar ama Barça'nın kalbi maestro Iniesta. Yarışta yine en büyük favori onlar. Real Madrid'de 16 yıl sonra kalede Casillas yok. Bale hala soru işareti ve gözler yine Cristiano Ronaldo'da olacak. Yeni hoca İspanyol Benitez, Portekizli ve İtalyan teknik adamlardan sonra Madrid medyasının gözdesi ama takım kötü giderse bedelini ödeyecek olan da kendisi. Sağ bekte yeni transfer Danilo, orta sahaya takviye Inter'den Kovaciç. Real Madrid ihtişamıyla yine en büyük iki favoriden biri. Yine büyük bir kadro değişimi yaşayan ama çok daha dengeli bir takım olan Atletico Madrid, bu sezon nokta transferlere imza atan Sevilla ve zirvenin her zaman takipçisi olan Valencia, El Clasico'nun iki cephesinin hatalarını kollayacak. Bir de unutmadan; Türkiye'de yayıncı kuruluşu değişen İspanya La Liga artık Lig Tv kanallarında naklen ekrana gelecek.
22 Ağustos 2015
Hafta Sonu Naklen Yayınlar
22 Ağustos Cumartesi
14:45 Manchester United - Newcastle United @LigTV3
16:30 Hoffenheim - Bayern München @Eurosport2
17:00 Leicester City - Tottenham @LigTV3
18:00 Lyon - Rennes @LigTV2
18:00 CSKA Moscow - Rostov @Tivibu
19:30 Kayserispor - Torku Konyaspor @LigTV2
19:30 Hamburg - Stuttgart @Eurosport2
19:30 Deportivo La Coruna - Real Sociedad @LigTV3
20:30 Sporting Lisbon - Pacos Ferreira @Tivibu
20:45 Heerenveen - PSV Eindhoven @Tivibu
21:00 1461 Trabzon - Kayseri Erciyesspor @TRT HD
21:30 Atletico Madrid - Las Palmas @LigTV3
21:45 Beşiktaş - Trabzonspor @LigTV
21:45 Akhisar Belediyespor - Mersin İdmanyurdu @LigTV2
22:00 Alanyaspor - Balıkesirspor @TRT Spor Web
22:00 Elazığspor - Giresunspor @TRT Spor
22:45 Maritimo - Porto @Tivibu
23:00 Toronto FC - Orlando City @Eurosport2
23:30 Rayo Vallecano - Valencia @LigTV3
23 Ağustos Pazar
00:30 Goias - Vasco da Gama @LigTV2
15:30 West Bromwich - Chelsea @LigTV3
16:30 Ingolstadt - Borussia Dortmund @Eurosport2
17:45 Feyenoord - Vitesse @Tivibu
18:00 Everton - Manchester City @Digiturk
18:30 Mönchengladbach - Mainz 05 @Eurosport2
19:00 Standard Liege - KV Oostende @NTVSpor
19:30 Eskişehirspor - Sivasspor @LigTV2
19:30 Bursaspor - Gaziantepspor @LigTV
19:30 Athletic Bilbao - Barcelona @LigTV3
21:00 Boluspor - Altınordu @TRT Avaz
21:00 Samsunspor - Adana Demirspor @TRT HD
21:15 Arouca - Benfica @Tivibu
21:30 Sporting Gijon - Real Madrid @LigTV3
21:45 Çaykur Rizespor - Fenerbahçe @LigTV
21:45 Antalyaspor - Gençlerbirliği @LigTV2
22:00 Karşıyaka - Şanlıurfaspor @TRT Spor Web
22:00 Adanaspor - Göztepe @TRT Spor
22:00 Los Angeles Galaxy - New York City FC @Eurosport
23:30 Real Betis - Villarreal @LigTV3
24 Ağustos Pazartesi
19:00 Gornik Zabrze - Zaglebie Lubin @Eurosport2
21:15 Kaiserslautern - Paderborn @Eurosport2
21:30 Granada - Eibar @LigTV2
21:45 Galatasaray - Osmanlıspor FK @LigTV
22:00 Gaziantep BBSK - Yeni Malatyaspor @TRT Spor
22:00 Arsenal - Liverpool @LigTV3
16 Ağustos 2015
Süper Lig 2015-2016
Kıran kırana geçen bir sezon aslında çok da uzun zaman önce sona ermedi. Galatasaray'ın önce şampiyonluk sonra Türkiye Kupası'nın kaldırmasıyla kapanan sezonun ardından yine Galatasaray'ın aldığı Süper Kupa ile yeni sezona merhaba dedik. İkisinin arası ise yıldızların uçuştuğu yaz gecelerinde taraftarın yaşadığı "Kimi transfer ediyoruz?" heyecanıydı. Futbolda dün yoktur, kupaları alan da uzaktan bakan için de amaç yeni sezona en iyi ve güçlü kadroyu kurmaktı. Acar muhabirlerin transfer haberleri, kulüplere yakın olduğunu iddia eden duyumcuların sosyal medyadaki spekülasyonları derken yıldızlar yağmaya başladı Türk futboluna. Tamam kabul, bu bir ilk değil, geçmişte bu ülkeden Hagi, Taffarel, Roberto Carlos, Anelka, Guti gibi biyografileri 300 sayfalık efsane isimler geçti ama bu yaz başka bir yazdı işte. Beş yıl önce bu köşede bir gün Süper Lig'de van Persie, Mario Gomez, Nani, Podolski forma giyecek desem, yazının geri kalanını ciddiye almaz, okumazdınız ama geldiler işte. Üstelik Galatasaray ve Beşiktaş'ın UEFA'nın Finansal Fair Play kurallarını ihlal ettikleri için gözaltında oldukları transfer sezonunda... İngiltere, yayın ihalesi ve sponsorluklardan dolayı bir başka hikaye. Kıtanın, Ada ile ekonomik verilerde aşık atabilmesi mümkün değil. İspanya'da Real Madrid ve Barcelona gerçeğinin arkasında ise ülkenin vurgun yemiş ekonomisi altında ezilmiş takımlar var. İtalyanlar, tribünleri boşalan eski stadyumlarına taraftarı çekebilmek için çabalıyor ama ülkenin endüstri devi Agnelli Ailesi'ni arkasına alan Juventus'un dört sezondur arka arkaya şampiyon olduğu Serie A'da Milano ekipleri, Uzakdoğulu yeni patronların sıcak parası olmasa bu sezona da umutsuz gireceklerdi. Fransa'da Katar sermayesiyle kulüp tarihini yeni baştan yazan Paris Saint Germain, Almanya'da kendini tehdit eden tüm balıkları bir bir yutan ligin köpekbalığı Bayern Münih gerçeği de ortada. İspanya ve İtalya'nın yüzde 25 işsizlikle boğuştuğu, Yunanistan'ın var olma mücadelesi verdiği hayatın futbol sahasına bakan tarafında kabul edelim bu transfer döneminde 'çok olduk' biz. Bir adım geriye çekilip bakıldığında İspanyol bir gazetecinin dediği gibi bizim ligimiz 'fil mezarlığı'na da dönmüş olabilir. Avrupa'nın beş büyük ligindeki hikayelerine son noktayı koyan ve 30'unu geçtikten sonra Türkiye'ye gelen kariyerleri heybetli isimler. Bir tarafta Çin ve Katar'ın Avrupa'da ücretlerin üç katını verdiği, diğer tarafta rüya gibi hayatıyla ABD'nın büyüttüğü futbol sevgisini aşıladığı yıldızların yanında Van Persie, Podolski, Mario Gomez gibi isimler neden Türkiye'yi tercih etti? Bunu sadece Avrupa'ya göre düşük vergi oranları ve yüksek ücretlerle açıklayabilmek mümkün değil. Payı var mı var ama Türkiye, tribünleri, sokaktaki futbol sevgisi, medyası ve köklü kulüpleriyle bu yıldızların doğdukları evlerinden 2-3 saatlik uçak yolculuğu uzaklığında bir futbol cenneti. Boğaz'a nazır bir villada oturup, Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi maçlarına kim 50 bin kişilik ateşli taraftar karşısında oynamak istemez ki? Yabancı yasağının kalktığı ama geçen sezona göre de yabancı sayısının, transferin bitimine iki hafta kala düştüğü, yaş ortalamasının 26, en değerli takımın bu sezon itibariyle Galatasaray değil Fenerbahçe'nin, en değerli oyuncunun Muslera olduğu, toplam oyuncu değerinin 1 milyar euro'yu, futbolun yarattığı ekonominin 5 milyar euro'yu aştığı bir ligimiz var. Spor servisinden Taner Karaman'ın istatistiklerine baktığınızda bol bol rakam göreceksiniz ama bu oyunda son sözü ne rakamlar ne euro'lar, ne de istatistikler söyler. Futbol çokça yürek işidir, takım olma meselesidir ve bazen direkte patlayan bir top sezonun özetidir. Oynayan, yöneten, anlatan, izleyen ve akıldışı bu tutkunun peşinden koşan herkese selam olsun.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




















