Doksanların ortası. İngilizler futbolu icat etmişler ama Hollandalılar da futbolcu yetiştirmekte üniversite olmuşlar. Newcastle kulübü bir antrenörünü Amsterdam'a yolluyor. Ajax kulübünden gereken izinler alınmış, İngiliz futbol adamı, Hollanda kulübünün altyapısında gözlem yapacak ve döndüğünde futbolcu fabrikasının sırlarını kulübüne aktaracak. Soyunma odasında tekno müzik çalıyor olması ve genç futbolcuların yüzlerinin sürekli gülmesi Britanyalı'ya çok da özel gelmiyor, A takım hangi dizilişle oynuyorsa 12 yaşındaki çocuk da bu formasyonla yetiştiriliyor kısmını de öğreniyor ama yetmiyor elbette. Forvet oyuncularının idmanın bir bölümünde savunmaya geçtikleri, her hattın toplu idman dışında özel antrenman yaptığı ve savunma, orta saha, forvet antrenörlerinin olduğu bilgisi ise önemli tabii. Hollandalılar açık sözlüdür, kendi doğrularını insanın suratına söylerler derler. Bizim İngiliz hoca, Ajax'taki meslektaşına soruyor: Bu ülkeden nasıl oluyor da bu kadar çok santrfor çıkıyor? Hollandalı'nın yanıtı maalesef köfte tarifi verirken kıymanın ardından özel baharat karışımım, bunu açıklamam mümkün değil, aile sırrı diyen esnaf gibi. "Kek tarifi olsa da versem, bu Ajax geleneğidir" deyip çıkıyor işinden. Hollandalılar mesele oyuncu yetiştirmekse bunu her zaman iyi yaptılar. Fransızlar, federasyon önderliğinde clairefontaine akademisinde yüzlerce futbolcu yetiştirdiler. Almanlar, 2000 sonrasında kurdukları futbol akademileriyle inceci futbolcumuz yok derken bugün süperstar düzeyinde bir elin parmaklarından fazla 10 numara yetiştirdiler. İtalyanlar sırtını hep Güney Amerika'ya dayadı. Dünyanın en hızlı ve en zorlu ligi Premier Lig'de ter dökmek kolay iş değildir, İngilizler bu sezon Avrupa'da hüsran yaşamış olabilirler ama ligin sistemine uygun oyuncu pardon atletler yetiştirmeyi iyi beceriyorlar. En iyi örneği de 100 milyonluk Gareth Bale galiba...
Bir de İspanya gerçeği var elbette. Dillere destan futbol altyapısı La Masia ile Barcelona elbette ki listenin başında. Yetişen yıldızları sayıp başınızı ağrıtmak istemem ama bir gerçeğin altını çizmek lazım, Katalanlar futbolcudan önce antrenör yetiştiriyorlar. İşi sadece topa vurmayı, alan paylaşmayı, paslaşmayı, defans-hücum yapmayı öğretmek olmayan, çocuk psikolojisinden anlayan, onlardan bir takım yapmak için onların önce birer birey olmalarına yardım eden, egolarını kontrol altına çalan, çocuk yaşta yeteneğin şımarttığı ayakları sistemin içinde "Takım arkadaşın yoksa sen bir hiçsin" diyerek yetiştiren antrenörler. Belki de bizim en büyük eksikliğimiz işte bu adamlar. Altyapı deyince hep genç yeteneklerden bahseden bizler, okul hayatımızın efsane öğretmenleri, profesörlerinin futbol sahalarındaki benzerlerini bulamadığımızdan, 20 yaşına geldiğinde şöhretini yönetemeyen, kötü yaşayan, hâlâ düzgün orta yapamayan, savunma yaparken topa değil rakibe bakan nesiller yetiştirdik.
Barcelona kulübü, Ajax gibi ketum değil. Xevi Merci ile Barselona'da Camp Nou Stadı'nda tanıştım. Kek tarifini vermeye hazır bir futbol adamı o. Barcelona'nın 16 ülkede yer alan FCBscola Futbol Okulları'nın koordinatörü. Geçen hafta, dünyanın dört bir köşesinden gelen 92 takımda yer alan binden fazla 12 yaş altı çocuk, Camp Nou Stadı'nın yanında yer alan futbol sahalarında kozlarını paylaştılar. Türkiye'de Avea'nın sponsor olduğu Barcelona Futbol Okulları'na seçmeyle alınan 300 çocuk, İstanbul'da Barcelona'nın gönderdiği iki tecrübeli futbol antrenörlüyle aylardır çalışıyor. O gençlerin arasından seçilen 11 çocuktan yedisi burslu ve üzerlerinde Barcelona formasıyla Türkiye'yi temsil ettiler. Çin'e ve Katalunya'ya beş gol attılar. ABD'li çocuklar çok gürbüz çıktılar, bizimkileri 3-0 ile geçtiler. Japonlar bu kez bizimkilerden çelimsizdi, üç attık. Formanın arkasına numara yazdırmayan bizim Katalan antrenör "Kimse kendini 10 numara hissetmemeli bu yaşta" dedi. Brezilya'yı önce 2-1 yenip ardından 1-0 kaybettiler. Futbolda sponsora oyunu sevdirebilmek önemli. Bugün Sevgi Evleri'nden gelen çocuklarla beraber 180 çocuk, İstanbul'da Maltepe ve Maslak'taki futbol okullarında Barcelona'nın teknik adamları nezaretinde ileride büyük futbolcu olabilmek için burslu eğitim görecekler. Barcelona, Türkiye'de 12 antrenörü de eğitip okul kadrosuna kattı. Çocukların elbette ki bonservisi yok. Ben olsam Barselona'da U12 takımında oyuna stoper başlayan, forvette bitiren bizim çocuğu hemen kulübüme transfer ederdim mesela... Hikayenin sonunda Fenerbahçe'den Barcelona'ya transfer olan bir Türk var. Övgü Doğan, Fenerbahçe'nin yurtdışıyla bütün kontağını sağlayan iletişim uzmanıydı. O artık Barcelona kulübünün pazarlamasında hangi yeni coğrafyaya adım atabilirizin peşinde. Barcelona için Camp Nou'nun zemininde değil, ofis katlarında oynuyor! Birden fazla övgü oldu bu Pazar. Avea-Barcelona futbol takımımızdaki çocuklara ve İspanya'da gurur duyacağımız bir Türk kadınına... Yolları açık olsun...
5 Nisan 2015
4 Nisan 2015
Hafta Sonu Naklen Yayınlar
4 Nisan Cumartesi
13:30 Balıkesirspor - Mersin İdmanyurdu @LigTV2
13:30 Gençlerbirliği - Kasımpaşa @LigTV
14:00 Kayserispor - Giresunspor @TRT 1
14:00 Orduspor - Manisaspor @TRT Spor Web
14:45 Arsenal - Liverpool @LigTV3
16:00 Eskişehirspor - Sivasspor @LigTV
16:00 Elazığspor - Bucaspor @TRT Spor Web
16:00 Inter - Parma @A Spor
16:00 Cagliari - Lazio @Tivibu
16:30 Wolfsburg - Stuttgart @TRT Spor
16:30 Hoffenheim - Mönchengladbach @Tivibu
17:00 Sevilla - Athletic Bilbao @NTVSpor Smart HD
17:00 Manchester United - Aston Villa @LigTV3
18:00 Guingamp - Lyon @Tivibu
18:30 Karşıyaka - Adana Demirspor @TRT Spor
19:00 Çaykur Rizespor - Fenerbahçe @LigTV
19:00 Benfica - Nacional @Tivibu
19:00 Cordoba - Atletico Madrid @NTVSpor Smart HD
19:30 Borussia Dortmund - Bayern München @TRT Haber
19:30 Fiorentina - Sampdoria @Tivibu
19:30 Chelsea - Stoke City @LigTV3
21:00 Lille - Reims @A Spor
21:00 Almeria - Levante @NTVSpor Smart HD
21:45 Twente - PSV Eindhoven @Tivibu
22:00 Juventus - Empoli @Tivibu
22:00 Portuguesa - RB Brasil @LigTV3
22:00 Chicago Fire - Toronto FC @Eurosport2
23:00 Malaga - Real Sociedad @NTVSpor Smart HD
00:30 Palmeiras - Mogi Mirim @LigTV3
5 Nisan Pazar
13:00 Bursaspor - Kayseri Erciyesspor @LigTV
13:00 Akhisar Belediyespor - Gaziantepspor @LigTV2
13:00 Real Madrid - Granada @NTVSpor Smart HD
13:30 Boluspor - Albimo Alanyaspor @TRT Spor Web
13:30 Gaziantep BBSK - Osmanlıspor FK @TRT Spor
13:30 AZ Alkmaar - Feyenoord @Tivibu
13:30 Utrecht - Ajax @Tivibu
13:30 Zenit St. Petersburg - CSKA Moscow @LigTV3
15:30 Burnley - Tottenham @LigTV2
16:00 Galatasaray - Karabükspor @LigTV
16:00 Adanaspor - Denizlispor @TRT Spor
16:30 Augsburg - Schalke 04 @TRT Spor
18:00 Nantes - Caen @Tivibu
18:00 Valencia - Villarreal @NTVSpor Smart HD
18:00 Sunderland - Newcastle United @LigTV2
18:30 Antalyaspor - Altınordu @TRT Spor
18:30 Hertha Berlin - Paderborn @TRT Haber
19:00 Torku Konyaspor - Trabzonspor @LigTV
20:00 Getafe - Deportivo La Coruna @NTVSpor Smart HD
22:00 Marseille - Paris SG @Tivibu
22:00 Celta Vigo - Barcelona @NTVSpor Smart HD
22:00 Corinthians - Santos @LigTV3
00:00 San Jose Earthquakes - Real Salt Lake @Eurosport
6 Nisan Pazartesi
19:00 Şanlıurfaspor - Samsunspor @TRT Spor
20:00 Beşiktaş - İstanbul Başakşehir @LigTV
21:00 Espanyol - Elche @NTVSpor Smart HD
22:00 Porto - Estoril @Tivibu
22:00 Crystal Palace - Manchester City @LigTV3
29 Mart 2015
Camp Nou'da
Fenerbahçe-Beşiktaş
Akşamında derbi olan şehrin sabahında yola düşer mi insan? Geçen pazar, Fenerbahçe- Beşiktaş derbisi var Kadıköy'de, uçağa bindiğimde askerlik dışında derbi kaçırmadığım geliyor aklıma. Evet, Kadıköy'deki derbi kaçacak ama ben bir başka hikayenin peşindeyim. Haftalardır puan kaybedip liderliği Barcelona'ya veren bir puan gerideki Real Madrid, Camp Nou'ya çıkacak bu akşam. Bahar Barselona'ya da gelmemiş daha, güneşi cimri bir mart günü. İlk yarıdaki El Clasico'yu kaybeden Katalanlar bu kez çok güveniyorlar kendine. Kimle konuşsam, "Alırız maçı" diyor. Takım Manchester City maçı yorgunu ama Messi-Neymar-Suarez üçlüsü bir zamandır yüksekten uçuyor. Real Madrid iki otobüsle geliyor Camp Nou'ya. 100 bin kişilik stada getirebildikleri taraftar sayısı bir avuç bile değil, büfede çalışan iki çocuk Real Madrid'li, çekinerek destek veriyorlar otobüsten inen Casillas ve Isco'ya, çevreleri silme Barcelona taraftarı dolu ve stadyum içinde tek bir noktada bile sigara içilmediğinden tiryakiler son dakikaya kadar bu büfelerde takılıyor. 98 bin 740 taraftar gelecek maça, bunu maç sonu öğreneceğiz ama şimdi İstanbul'daki derbiyi takip etme zamanı. Nedense cep telefonundan maçı anlatan bir radyo bulmak gelmiyor aklıma, sosyal medyadan takip ediyorum. Emenike kaçırıyor, İstanbul'a dönüp 90 dakikayı izlediğimde "Aslında zor pozisyonmuş" diyorum Emenike için, sonuçta iki metreden topu auta dikmişliği var. Camp Nou tribünleri maça bir saat kala yükünü almaya başlarken, Kadıköy'de saha karışıyor, dolayısıyla sosyal medya da. Twitter'ın hızına yetişebilmek mümkün değil. Emenike formayı çıkartmış, "Ben oynamam" demiş, tekrar sahaya yollamışlar, Emre, Slaven Biliç ile tartışmış, biri küfür mü etmiş, aslında öbürü de etmişmiş.
"İlk 45 dakika futbol yoktu" diye yazıyorlar oyun aklına güvendiklerim. "Panayır yerine döndü" diyor bir diğeri derbi için. "Bu kadar yeter" deyip kapatıyorum Twitter'ı. Barcelona ve Real Madrid ısınmak için sahaya çıkıyorlar. El Clasico'yu izlemek için gelen ve salı sabahı Alpler'de düşen uçakta hayatını kaybeden iki İranlı gazeteci belki de iki sıra önümde ya da arkamda oturuyor, bilmiyorum. Beşiktaş'ın iki-üç net fırsattan yararlanmadığını öğreniyorum. Messi ve Ronaldo'lu kadrolar santra yuvarlığına doğru yürürken Sow'un golü geliyor. "Atamayana atarlar" diyor bir Beşiktaşlı, 140 karakterin tamamını kullanmaya bile gerek duymuyor. Camp Nou'da da aynısı oluyor, kafa golüyle 1-0 öne geçen Barcelona, mutlak fırsatı harcayınca dönen pozisyonda Benzema topuk pasıyla Ronaldo'ya golü attırıyor. Yedek kulübesinin önündeki iki teknik adamı izliyorum bir taraftan, Ancelotti her zamanki lord edasıyla çok sakin, ayakta çizgi kenarında izliyor maçı. Luis Enrique ise kendini yırtıyor her pozisyonda, ikinci yarıda kendi önünden atağa kalkan takımına neredeyse atacağı pası tarif ediyor, gömleği sırılsıklam olmuş ve basın toplantısına geldiğinde ses kalmamış adamda bağırmaktan... Tek pas futbolu, tiki-taka tarihe karışalı çok oldu Barcelona'da. Real Madrid topa sahip olan taraf ama Neymar-Messi-Suarez ile kontratak oynuyor Luis Enrique. Messi'nin ikinci yarıda neden orta sahaya yakın oynadığını "Bu sizin tercihiniz değil"miş edasıyla soran Madrid'li gazeteciye de "Messi sahada özgür" diye cevap verip sezonun ilk yarısında sorun yaşadığı yıldızıyla eski defterlerin açılmasını engelliyor. Suarez'in gol vuruşu basit, zor olanı o top kontrolü. 2-1 kazanıyorlar El Clasico'yu. Barcelona'da rol modeli Guardiola idi Luis Enrique'nin. Onun gibi B takımını çalıştırdı, Roma ondan Guardiola yapmak istedi, İtalyan toprakları hep ters gelir İspanyollara, olmadı. Celta Vigo'da kendini kanıtladı ve futbolu bıraktıktan sonra beş maraton koşan Luis Enrique, sezon başında Barcelona'nın başına geçti.
Emre Belözoğlu bana hep Luis Enrique'yi hatırlatmıştır ezeli rekabetin iki yakasında forma giyerek. El Clasico kalabalığından kurtulduğumda yedi yıl önce yazdığım satırları arıyorum arşivde. Emre'nin Fenerbahçe'ye geldiği sezonun eylülü. Sormuşum bir yerde: " Emre Barcelona'nın Luis Enrique'si olacak mı Fenerbahçe'de? Real Madrid'den Barça'ya giden ve Barça'lıların kucakladığı adam olabilir mi?" Real Madrid'in Barcelona'yı 5-0 yendiği maçın tabelayı değiştiren adamlarından biriyken, Madrid havaalanının otoparkında gizlice Barcelona'ya imza atan ve transfer duyurulduğunda "Real Madrid yıllarım sezon öncesi hazırlık kampı gibiydi, şimdi Barcelona formasıyla sezona başlar gibiyim" diyen Luis Enrique, El Clasico'nun Figo'dan sonra en nefret edilen adamı oldu. Katalanlar altyapılarından yetişmeyen eski Real Madrid'linin arkasında durdular. O da bu sevgiyi boşa çıkarmadı, ikisi Santiago Bernabeu'da olmak üzere beş kez havalandırdı Real Madrid filelerini sekiz sezonda. Emre ile benzer karakterler oldular sahada hep, rakip futbolcu, teknik adam ve tribünler için zor adam. Karşı tarafı rencide edecek kadar hırslı, gözüpek, çoğu zaman da sinir bozucu. Sporting Gijon'da futbola başlamış Luis Enrique, Barcelona için "Evim" diyor. Galatasaray yıllarını yok sayan, bana kalırsa Avrupa'da hayal ettiği Emre olamadığı için en fazla kendine kızgın olan, bir gün pes edip sırf bu yüzden memlekete dönen Emre Belözoğlu, belki de kendini evinde hissetmiyordur Kadıköy'de. Ya da yeteri kadar hissettirmemişler ki ona, her hareketinde sözünde bir fazlalık var. Bakalım, 45'ine geldiğinde Luis Enrique gibi bir evi olacak mı?
90'ların Sezercik'i: Emre Belözoğlu
21 Mart 2015
15 Mart 2015
Hayat Bazen Üstten Aut
Hayatın can kırıklarından sakatlanır mı sporcular, yoksa şov devam etmeli deyip ufak bir çocuk gibi "Acımadı ki, acımadı ki" deyip koşmaya devam mı ederler? Elbette ki hayır. Dünyanın en mükemmel profesyonellerinden biri olarak gösterilen, günde altı saat idman yapan, 10 saat uyuyan, alkol kullanmayan Cristiano Ronaldo bile, gün gelir melankolinin esiri olur. Portekizli yıldız beş yıldır beraber olduğu sevgilisinden ayrıldığından beri Real Madrid'de işler yolunda gitmiyor. Elbette ki bunu Isco ve Modric'in yokluğuna bağlamak doğru futbol teşhisi ama Ronaldo da uzun zamandır sahada ışıl ışıl parlamıyor. Portekizli ailede baskın karakter anne, Irina Shayk'in oğluna iyi bir eş olamayacağına karar vermiş, İber Yarımadası'nın magazin sayfalarına göre. En tepedeki bile aşkın tokadını yediğinden yuvarlanıyor yokuş aşağı. Nazım Hikmet ustanın dediği gibi "Bir anda unuttum seni, eminim. Kalbimde kalbine yok bile kinim. Bence artık sen de herkes gibisin" deyip çıkılmıyor futbol sahasına... Formula 1'in efsane pilotu Mike Hakkinen'nin oğlu Hugo doğduktan sonra tur başına bir saniye kaybetmesi, baba olmanın sorumluluğuydu. Çünkü baba (anne) olmak bir maçın ikinci yarısıdır ve hakemin son düdüğü çalmasını hiç istemezsin. Michael Jordan'ın babasının bir cinayete kurban gitmesinin ardından basketboldan kopması ve kısa süre sonra beyzbol sahasında görünüp dünyayı şoka uğratması ise bir evladın yası ve beyzbolcu olmasını isteyen babasına gecikmiş bir vefa tezahürü... Milano'da omuzlarda karşılanan Arjantinli stoper Burdisso'nun kısa süre sonra Inter başkanı Moratti'ye gidip "Kızıma lösemi teşhisi koydular. Arjantin'de yanında olmak istiyorum" demesi de hayatın acı bir gerçeği...
Wesley Sneijder, İstanbul'u çok seven eşi olmasaydı belki de sezon başında Galatasaray'dan ayrılmıştı. Hayat bu bilinmez, 2008'de gittiği Real Madrid'de harika bir sezonun ardından düşüşe geçtiğinde, İspanyol medyası yıkılan ilk evliliği yüzünden dağıtan Hollandalı'nın yoldan çıktığını yazmıştı. Eros olmasa Sneijder, Madrid'de kalır, Inter'e imza atmazdı. Jardel, Galatasaray'dan gittiğinde eşi Karen ile yolun sonuna gelmişti, yıllar sonra bu dönemi uyuşturucuyla geçirdiğini itiraf etti. Kabul edelim Daniel Güiza ile herkes ocakbaşına gitmek ister. Kaçırdığı goller ardından en hüzünlü bakan adamdı İspanyol santrfor. Eşi Nuria'dan çektiği kadar kimseden çekmedi Güiza. Hep yokuş aşağı koştu, hep dizi kanadı, savruldu, dağıldı, bitti. Beckham da Real Madrid'den apar topar kopup gittiyse sebep "Los Angeles'ta yaşayalım" diyen eşi Victoria'dır. Milan'ın Ukraynalı golcüsü Şevçenko, San Siro'da tribünlerin taptığı adamdı. Gönül bu, ferman dinlemiyor. Evlendiği kadın, Milan'ın patronu Silvio Berlusconi'nin oğlunun eski nişanlısıydı. Kristen Pazik, Milano'dan sıkılmış, Londra'da yaşamak istiyordu. Milan'ın büyük golcüsü Chelsea'ye imza atarken patron Berlusconi arkasından "Şevçenko kılıbığın teki. Karısı çağırdığında koşup gelen minik bir köpek yavrusuymuş" dedi. Profesyonel futbol dünyası bu, sözler unutulur gider. Şevçenko, İngiltere'de yapamadı, Milan'a geri döndü ama bir daha hiç eskisi gibi olmadı. Ondan sonra Milan'a gelen ve Silvio Berlusconi'nin kızı Barbara'ya gönlünü kaptırdıktan sonra genç yaşta ülkesine dönmek zorunda kalan Brezilyalı Pato gibi... Kaçan her golün ardında belki de ikiye bölünmüş, yakılmış bir fotoğraf karesi vardır, kimbilir... Hayat bazen üsten aut değil midir zaten...
Wesley Sneijder, İstanbul'u çok seven eşi olmasaydı belki de sezon başında Galatasaray'dan ayrılmıştı. Hayat bu bilinmez, 2008'de gittiği Real Madrid'de harika bir sezonun ardından düşüşe geçtiğinde, İspanyol medyası yıkılan ilk evliliği yüzünden dağıtan Hollandalı'nın yoldan çıktığını yazmıştı. Eros olmasa Sneijder, Madrid'de kalır, Inter'e imza atmazdı. Jardel, Galatasaray'dan gittiğinde eşi Karen ile yolun sonuna gelmişti, yıllar sonra bu dönemi uyuşturucuyla geçirdiğini itiraf etti. Kabul edelim Daniel Güiza ile herkes ocakbaşına gitmek ister. Kaçırdığı goller ardından en hüzünlü bakan adamdı İspanyol santrfor. Eşi Nuria'dan çektiği kadar kimseden çekmedi Güiza. Hep yokuş aşağı koştu, hep dizi kanadı, savruldu, dağıldı, bitti. Beckham da Real Madrid'den apar topar kopup gittiyse sebep "Los Angeles'ta yaşayalım" diyen eşi Victoria'dır. Milan'ın Ukraynalı golcüsü Şevçenko, San Siro'da tribünlerin taptığı adamdı. Gönül bu, ferman dinlemiyor. Evlendiği kadın, Milan'ın patronu Silvio Berlusconi'nin oğlunun eski nişanlısıydı. Kristen Pazik, Milano'dan sıkılmış, Londra'da yaşamak istiyordu. Milan'ın büyük golcüsü Chelsea'ye imza atarken patron Berlusconi arkasından "Şevçenko kılıbığın teki. Karısı çağırdığında koşup gelen minik bir köpek yavrusuymuş" dedi. Profesyonel futbol dünyası bu, sözler unutulur gider. Şevçenko, İngiltere'de yapamadı, Milan'a geri döndü ama bir daha hiç eskisi gibi olmadı. Ondan sonra Milan'a gelen ve Silvio Berlusconi'nin kızı Barbara'ya gönlünü kaptırdıktan sonra genç yaşta ülkesine dönmek zorunda kalan Brezilyalı Pato gibi... Kaçan her golün ardında belki de ikiye bölünmüş, yakılmış bir fotoğraf karesi vardır, kimbilir... Hayat bazen üsten aut değil midir zaten...
14 Mart 2015
Hafta Sonu Naklen Yayınlar
14 Mart Cumartesi
13:30 Akhisar Belediyespor - Karabükspor (LigTV)
14:00 Adanaspor - Bucaspor (TRT Spor Web)
14:00 Albimo Alanyaspor - Giresunspor (TRT 1)
14:45 Crystal Palace - Queens Park Rangers (LigTV3)
16:00 Çaykur Rizespor - Sivasspor (LigTV)
16:30 Hertha Berlin - Schalke 04 (Tivibu)
16:30 Werder Bremen - Bayern München (TRT Spor)
17:00 Espanyol - Atletico Madrid (NTVSpor Smart HD)
17:00 Arsenal - West Ham United (LigTV3)
18:30 Elazığspor - Samsunspor (TRT Spor)
19:00 Galatasaray - İstanbul Başakşehir (LigTV)
19:00 Palermo - Juventus (Tivibu)
19:00 Benfica - Sporting Braga (Tivibu)
19:00 Eibar - Barcelona (NTVSpor Smart HD)
19:30 Borussia Dortmund - Köln (TRT Haber)
19:30 Burnley - Manchester City (LigTV3)
21:00 Nantes - Evian TG (A Spor)
21:00 Rayo Vallecano - Granada (NTVSpor Smart HD)
21:00 Corinthians - RB Brasil (LigTV2)
21:45 Cagliari - Empoli (Tivibu)
23:00 Celta Vigo - Athletic Bilbao (NTVSpor Smart HD)
23:30 Marilia - Santos (LigTV2)
15 Mart Pazar
12:30 Spartak Moscow - Dinamo Moscow (LigTV3)
13:00 Almeria - Villarreal (NTVSpor Smart HD)
13:30 Boluspor - Denizlispor (TRT Spor Web)
13:30 Kayserispor - Altınordu (TRT Spor)
14:00 Eskişehirspor - Mersin İdmanyurdu (LigTV)
15:00 Orduspor - Osmanlıspor FK (TRT Spor Web)
15:30 Westerlo - Club Brugge (NTVSpor)
15:30 PSV Eindhoven - Groningen (Tivibu)
15:30 Chelsea - Southampton (LigTV3)
16:00 Beşiktaş - Kayseri Erciyesspor (LigTV)
16:00 Atalanta - Udinese (A Spor)
16:00 Genoa - Chievo (Tivibu)
16:30 Wolfsburg - Freiburg (TRT Spor)
17:00 Dundee United - Celtic (Tivibu)
18:00 Bordeaux - Paris SG (Tivibu)
18:00 Malaga - Cordoba (NTVSpor Smart HD)
18:00 Manchester United - Tottenham (LigTV3)
18:30 Antalyaspor - Adana Demirspor (TRT Spor)
18:30 Mönchengladbach - Hannover 96 (TRT Haber)
19:00 Verona - Napoli (Tivibu)
19:00 Maritimo - Sporting Lisbon (A Spor)
20:00 Gençlerbirliği - Fenerbahçe (LigTV)
21:00 Ponte Preta - Sao Paulo (LigTV2)
21:15 Porto - Arouca (Tivibu)
21:45 Inter - Cesena (Tivibu)
22:00 Marseille - Lyon (Tivibu)
22:00 Real Madrid - Levante (NTVSpor Smart HD)
23:00 New York City FC - New England Revolution (Eurosport)
01:00 Portland Timbers - Los Angeles Galaxy (Eurosport)
11 Mart 2015
Fenerbahçe: 1 Galatasaray: 0
Volkan: İlk
çeyrekte Selçuk’un ikinci yarıda Yasin’in toplarını nefis çıkartıp galibiyette
Kuyt kadar pay sahibi oldu.
Gökhan
Gönül: Önünde oynayanlar değişse de yardım da almasa 80 metrelik kulvarı nakış
gibi işliyor. İlk yarıda Telles-Olcan
karşısında sallandı ama tecrübesiyle yıkılmadı.
Bruno Alves:
Galatasaray’ın ilk 15 dakika dışında hücuma çıkamadığı oyunda tek forvet
Burak’ı Egemen ile kolay etkisiz hale getirdi.
İlk yarıdaki derbinin sabıkalı ismiydi, dün görevini yaptı.
Egemen:
Herkes yüreğini sahaya koyuyor ama Egemen bir başka türlü koyuyor. Serbest vuruşlarda gol aradı, savaştı, sadece
iki pozisyonda rakipleri arkasına sarkabildi.
Caner:
Fenerbahçe ilk yarıda oyunu sağ kanadına yıkarken kalitesinden uzaktı ama
ikinci yarıda Alper’in girişiyle birlikte sol önde pas üçgenlerini kuran futbol
aklıydı.
Mehmet
Topal: Türkiye’nin tartışmasız en iyi ön liberosu diyenleri hiç haksız
çıkartmıyor. Her topa bastı, Sneider’in şut kanallarını tıkadı ve golün
asistini yaparken nefis bir uzun top attı.
Emre:
Yaratıcılığı forvet arkasında Diego’dan beklendiği onbirde sürekli
sakatlıkların getirdi güçsüzlük vardı ama derbi motivasyonu ile ayakta kaldı.
Frikiği direkten dönmese tabela önce çözülürdü.
Diego:
İsmail Kartal ona güvendi o da 20-45 arasında Galatasaray’ı bunaltan takımının
pas istasyonu oldu. Muslera bir şutunu çıkardı. İkinci yarının ortalarından
itibaren oyundan düştü ve kenara geldi.
Kuyt: Ne
yapacağını bildiği zaman ondan iyisi yok.
Bu yaşta bu kadar savaşırken bir zamanlar santrfor oynamanın tecrübesiyle
Muslera’nın kapattığı köşeye topu nefis kapattı.
Sow: Ateş
hattında olan Emenike ama Sow da ondan iyi futbol oynamıyor. Santrfor
noktasında daha diri bir Sow işi erken çözerdi. Muslera nefis bir şutunu
çıkardı.
Emenike:
Üzerindeki büyük baskı bu derbide de sürdü. Kanatta iyi boğuştu ama taraftarı
ondan son vuruşu bekliyor. Golü atabileceği pozisyonda da Olcan son adam olarak
indirdi ve ıslıklarla kenara geldi.
İsmail
Kartal: Diego hamlesi önemliydi. Kadıköy’deki doğal motivasyon ve 4 puan farkın
etkisiyle takımı rakibi ablukaya aldı.
Beşiktaş’tan sonra Galatasaray’ı da devirmeyi başardı ve tartışılan
ismini düzlüğe çıkardı.
Muslera: Sadece Kuyt’un golünü izleyen bir kapattığı
köşeden gol yiyen Muslera’yı suçlu ilan edebilir ama Uruguaylı kaleci bir
derbide daha kalesinde devleşti. Bir kaleci bundan daha iyi Kadıköy’de
oynayamaz.
Sabri:
Önündeki Umut ile birlikte ilk görevi Caner’i durdurmak olunca işin hücum
tarafında görünmedi. İyi mücadele etti
ve kısa boylu fiziğiyle soldan kim gelse sallandı.
Hakan Balta:
Semih sakatlanınca tecrübesiz Koray’ın yerine görev yapıp ustalığını konuşturdu
ama Hamit hatalı pasıyla Hakan Balta’nın sakatlandığı pozisyonu yarattı.
Emenike’yi düşürdüğü pozisyonda son adamdı.
Chedjou:
Yanındaki partneri sürekli değişiyor ve her seferinde farklı dil konuşmaktan
Chedjou da sallanıyor. O olmasa Galatasaray defansı yıkılırdı. Bir pozisyonda
Sow’u kaçırdı, imdadına Muslera yetişti.
Olcan:
Galatasaray kalesinin abluka altına alındığı dakikalarda kanadında yaptığı top
kayıplarıyla vasatın üzerine çıkamadı. Skora asistle katkı yapması beklenen
oyun yapısından uzak olması Hamzaoğlu’nun hatasıydı.
Hamit: Bir
Melo olmadığı kesin ama iki maçtır yükselen formunu iki hayati pas hatası
dışında sürdürdü. Topu harmanlayıp çıktığı pozisyonlarda ne Sneijder ne Burak
pas istasyonu olamayınca uzaktan bir şutu dışında etkili olamadı.
Selçuk:
Maçın başında kaçırdığı değil Volkan’ın nefis kurtardığı pozisyon derbinin
kader anlarından biri oldu. Fenerbahçe orta sahasından büyük baskı yedi. Yüzünü
rakip kaleye döndürmediler, o da işin savunma tarafında tıkandı.
Umut Bulut:
Santrfordan sağ açık yaratmak iyi fikir değil elbette. İri ve güçlü fiziği var
ama rakibi karşılarken bile sahada yoktu. Hamzaoğlu, Dzemaili’yi onun yerine
oynatmayarak kendi kendini yaktı.
Sneijder:
İlk yarıdaki derbinin kahramanı ilk 15 dakikada yüklenen G.Saray’da bile en
silik isimdi. Her maç ortalama 8-10 şut
atan Hollandalı, Mehmet Topal duvarına çarptı ve iki isabetsiz şutla adının ve
kariyerinin uzağında kaldı.
Alex
Telles: Yasin’in yerine forma giymesi
sürprizdi. İlk yarıda iyi çıkışlar yaptı ama bu fizikle Türk futbolunda her
zaman dayak yersiniz. Bir kanadı Umut bir kanadı Telles olan bir takım nasıl
hücuma çıkabilir ki?
Burak: İlk
çeyrekte dışarı attığı aşırtma vuruşla takımının kader adamlarınan oldu.
Sakatlık onu geri götürmüş. Alves-Egemen arasında ezildi, orta sahaya top
almaya geldiğinde de hep ikili sıkıştırmalarda kaldı.
Hamza
Hamzaoğlu: Diego’lu Fenerbahçe karşısına Melo yokken, Umut ile çıkmak 4 puan önde
olmanın ve kahraman olmak istemenin tezahürü. Fenerbahçe’ye nasıl gol atacağını
çalışmamış, 4 puan önde olunca cepten yedi.
7 Mart 2015
Hafta Sonu Naklen Yayınlar
07 Mart Cumartesi
13:30 Kayseri Erciyesspor - Gençlerbirliği (LigTV)
13:30 Göztepe - Bugsaşspor (Kanal 35)
14:00 Denizlispor - Albimo Alanyaspor (TRT 1)
14:45 Bradford - Reading (Tivibu)
15:00 Terek Grozny - CSKA Moscow (LigTV3)
16:00 Balıkesirspor - Çaykur Rizespor (LigTV)
16:30 Orduspor - Şanlıurfaspor (TRT Spor)
16:30 Hamburg - Borussia Dortmund (Tivibu)
17:00 Deportivo La Coruna - Sevilla (NTVSpor Smart HD)
17:00 Queens Park Rangers - Tottenham (LigTV3)
18:00 Paris SG - Lens (Tivibu)
19:00 Eskişehirspor - Bursaspor (LigTV)
19:00 Athletic Bilbao - Real Madrid (NTVSpor Smart HD)
19:30 Mainz 05 - Mönchengladbach (TRT Haber)
19:30 Go Ahead Eagles - PSV Eindhoven (Tivibu)
19:30 Aston Villa - West Bromwich (Tivibu)
21:00 Caen - Bordeaux (A Spor)
21:00 Club Brugge - Sporting Charleroi (NTVSpor)
21:00 Elche - Almeria (NTVSpor Smart HD)
21:45 Milan - Verona (Tivibu)
23:00 Granada - Malaga (NTVSpor Smart HD)
23:30 Palmeiras - Bragantino (LigTV3)
1 Mart 2015
Son Pişmanlık Neye Yarar
Bir kurşunla Dünya Savaşı'nın başladığı, bir imzayla barışın sağlandığı tarihte pası futbol sahasına attığımızda değişen nedir ki? Son dakikada rakibe kaptırılmayan genç yetenek, kaçan balık büyük olur misali uçup giden yıldızlar, bir başka toprakta artık dal vermezken, yeni yuvasında ulu bir ağaç gibi yükselen yıldızlar. Beşiktaş, Trabzonspor ile giriştiği transfer yarışında Tolgay Arslan'a imzayı attırmasa, Slaven Biliç, üç gece önce onu Sosa'nın yerine oyuna almasa ve Tolgay topun gelişine vurup doksana takmasa... Gözümüzün önünden gitmeyen sahne bugünlerde budur da bir de hafızalardan silinmeyen ya da unutulup gidenler var...
70'li yılların sonu. Trabzonspor fırtınasının estiği, yabancı futbolcu denildiğinde eski Yugoslavya'nın yetenekli ayaklarının yanında vasat topçularının da ligimizde forma giydiği yıllar. Toprağı bol olsun, sonraları Fenerbahçe Divan Kurulu Başkanlığı da yapacak olan Yüksel Günay o günlerde kulübün genel sekreteri. "Cevad'ın babası ile kesin anlaşmaya vardım. 19 yaşındaki bu şöhretli futbolcu en geç 10 gün içinde Fenerbahçe forması giyecektir" diyor muhabirlere. Gazetenin manşetinde "Fenerbahçe, Partizan'ın ünlü sol açığı Cevad Prekazi'yi transfer ediyor" yazıyor, 1976 yılında. Aslında manşet abartılı, Cevad ünlü falan değil daha, yolun çok başında. Ne oluyorsa, olmuyor o transfer. Belki Cevad'ın babası yan çiziyor belki de Partizan. Prekazi'nin yolu dokuz yıl sonra çıkıyor Türkiye'ye. Bugün üzerinde rezidans ve avm'nin yükseldiği, Galatasaray'ın eski başkanı Alp Yalman'ın şirketinin toprak sahasında testten geçmesi de belki şehir efsanesi. Prekazi muz ortaları yapıyor, "Koşsam Real Madrid'de oynardım" diyor, onun sayesinde Tanju Çolak Avrupa Gol Kralı oluyor, Mustafa Denizli ve futbol tarihimizin en umut veren mesajı "Yüzde 51" tarihe yazılıyor. Ya peki Cevad Prekazi 19 yaşında Fenerbahçe'ye imza atsaydı?
Portekiz'in 25 yıl önce 70'lerin ilk yarısında doğan yeteneklerden yakaladığı jenerasyonun kesinlikle en yeteneklisi. Rui Costa, Joao Pinto da var ama o bir başka. Sporting Lizbon formasıyla parlıyor ve 23 yaşında iki İtalyan kulübü onun için kavgaya tutuşuyor. Juventus ve bugünlerde duşlarından sıcak su akmayan ve iflas eden Parma. Parmalat'ın sahibi Tanzi Ailesi, Angelli Ailesi'ne kafa tutuyor. İtalya'nın iki büyük patronunun Figo kavgasına son noktayı federasyon koyuyor. İki yıl boyunca iki kulüp de Figo transferinden men ediliyor. Sporting Lizbon da 23 yaşındaki yıldızını Barcelona'ya satıyor. Ya peki Figo, Serie A'ya gitseydi?
Alfredo di Stefano'yu Franco mahiretiyle Barcelona'nın elinden alan Real Madrid, bugün müzesindeki 10 Şampiyonlar Ligi / Şampiyon Kulüpler Kupası'nın beşini alabilir miydi peki? Barcelona ülke futbol tarihinin bunu üzerinden anlatıyor ama onlar da 1987'de büyük bir yıldızı ellerinden kaçırdıklarından haberdar değiller. Boby Charlton futbol okulunda sivrilen 12 yaşındaki David Beckham ve arkadaşlarının ödülü, iki haftalık Barselona gezisi. Hayran oldukları Lineker ile fotoğraf çektiriyorlar, Schuster ile tanışıyorlar, kendisinden üç yaş büyük Pep Guardiola belki yanından geçiyor, idmana çıkıyorlar ama kimse Beckham'ı meşhur altyapı La Masia'ya almayı aklından geçirmiyor Barcelona kulübünde. Kaçan balık büyük olur derler, 16 yıl sonra Beckham bir kez daha Barcelona'nın kapısından dönüyor, Katalanlar, Ronaldinho'yu alırken, İngilizlerin en şık adamını Real Madrid kapıyor. Ya peki İngiliz teknik adam Tery Venables, Beckham'ı Ada'ya göndermeseydi?
1978'de Arjantin'deki Dünya Kupası'nın ardından Inter, bir Fransız'ın peşine düşüyor. Nancy'yi sırtlayan 10 numara Michel Platini ile ön protokol yapıyorlar. O evrak tam 32 yıl sonra gün yüzüne çıkıyor. O günlerde yabancı yasağı maddesine takılan transfer, İtalya'nın futbol tarihini değiştiriyor. Bir yıl daha Nancy'de oynayan, üç yıl da Saint Etienne forması giyen Michel Platini, 1982 yılında Juventus'a imza atıyor. Ya peki bugünün UEFA Başkanı, o günlerde Inter'e imza atsaydı?
Sene 2003. Barcelona, eski yıldızı Txiki Begiristain'ı Lizbon'a yolluyor. Sporting Lizbon'un Manchester United ile oynadığı hazırlık maçında genç yeteneği çok beğeniyor Begiristain. Ertesi gün İspanyol medyasının manşetlerinde Cristiano Ronaldo-Barcelona flörtü var ama Alex Ferguson elini çabuk tutuyor ve transferi bitiriyor. Barcelona da bir başka Portekizli yetenek Ricardo Quaresma'yı kadrosuna katıyor. Ya peki Katalanlar, o sezon Cristiano Ronaldo'yu alsa, altyapıdan gelen ve o günlerde sağ açıkta oynatılan Messi formayı kapar mıydı?
Barcelona, Werder Bremen ile Mesut Özil için ön protokol imzalıyor. Bonservis bedeli de 10 milyon Euro'nun altında. Bir haftalık transfer opsiyonuna son noktayı koyan Guardiola oluyor. Ona göre Mesut bir yıl daha Almanya'da forma giyip, pişmeli. Barcelona orta sahasındaki oyuncularıyla rekabet edemeyeceğini düşünüyor Guardiola. Katalanlar, transferden çekildiklerini açıklıyorlar ve zamanında 2 milyona almadığı Pepe'ye 30 milyon ödeyen Real Madrid, iki katına çıkan bonservisi dert etmiyor ve Mesut, Santiago Bernabeu'nun yolunu tutuyor. Ya peki...
70'li yılların sonu. Trabzonspor fırtınasının estiği, yabancı futbolcu denildiğinde eski Yugoslavya'nın yetenekli ayaklarının yanında vasat topçularının da ligimizde forma giydiği yıllar. Toprağı bol olsun, sonraları Fenerbahçe Divan Kurulu Başkanlığı da yapacak olan Yüksel Günay o günlerde kulübün genel sekreteri. "Cevad'ın babası ile kesin anlaşmaya vardım. 19 yaşındaki bu şöhretli futbolcu en geç 10 gün içinde Fenerbahçe forması giyecektir" diyor muhabirlere. Gazetenin manşetinde "Fenerbahçe, Partizan'ın ünlü sol açığı Cevad Prekazi'yi transfer ediyor" yazıyor, 1976 yılında. Aslında manşet abartılı, Cevad ünlü falan değil daha, yolun çok başında. Ne oluyorsa, olmuyor o transfer. Belki Cevad'ın babası yan çiziyor belki de Partizan. Prekazi'nin yolu dokuz yıl sonra çıkıyor Türkiye'ye. Bugün üzerinde rezidans ve avm'nin yükseldiği, Galatasaray'ın eski başkanı Alp Yalman'ın şirketinin toprak sahasında testten geçmesi de belki şehir efsanesi. Prekazi muz ortaları yapıyor, "Koşsam Real Madrid'de oynardım" diyor, onun sayesinde Tanju Çolak Avrupa Gol Kralı oluyor, Mustafa Denizli ve futbol tarihimizin en umut veren mesajı "Yüzde 51" tarihe yazılıyor. Ya peki Cevad Prekazi 19 yaşında Fenerbahçe'ye imza atsaydı?
Portekiz'in 25 yıl önce 70'lerin ilk yarısında doğan yeteneklerden yakaladığı jenerasyonun kesinlikle en yeteneklisi. Rui Costa, Joao Pinto da var ama o bir başka. Sporting Lizbon formasıyla parlıyor ve 23 yaşında iki İtalyan kulübü onun için kavgaya tutuşuyor. Juventus ve bugünlerde duşlarından sıcak su akmayan ve iflas eden Parma. Parmalat'ın sahibi Tanzi Ailesi, Angelli Ailesi'ne kafa tutuyor. İtalya'nın iki büyük patronunun Figo kavgasına son noktayı federasyon koyuyor. İki yıl boyunca iki kulüp de Figo transferinden men ediliyor. Sporting Lizbon da 23 yaşındaki yıldızını Barcelona'ya satıyor. Ya peki Figo, Serie A'ya gitseydi?
Alfredo di Stefano'yu Franco mahiretiyle Barcelona'nın elinden alan Real Madrid, bugün müzesindeki 10 Şampiyonlar Ligi / Şampiyon Kulüpler Kupası'nın beşini alabilir miydi peki? Barcelona ülke futbol tarihinin bunu üzerinden anlatıyor ama onlar da 1987'de büyük bir yıldızı ellerinden kaçırdıklarından haberdar değiller. Boby Charlton futbol okulunda sivrilen 12 yaşındaki David Beckham ve arkadaşlarının ödülü, iki haftalık Barselona gezisi. Hayran oldukları Lineker ile fotoğraf çektiriyorlar, Schuster ile tanışıyorlar, kendisinden üç yaş büyük Pep Guardiola belki yanından geçiyor, idmana çıkıyorlar ama kimse Beckham'ı meşhur altyapı La Masia'ya almayı aklından geçirmiyor Barcelona kulübünde. Kaçan balık büyük olur derler, 16 yıl sonra Beckham bir kez daha Barcelona'nın kapısından dönüyor, Katalanlar, Ronaldinho'yu alırken, İngilizlerin en şık adamını Real Madrid kapıyor. Ya peki İngiliz teknik adam Tery Venables, Beckham'ı Ada'ya göndermeseydi?
1978'de Arjantin'deki Dünya Kupası'nın ardından Inter, bir Fransız'ın peşine düşüyor. Nancy'yi sırtlayan 10 numara Michel Platini ile ön protokol yapıyorlar. O evrak tam 32 yıl sonra gün yüzüne çıkıyor. O günlerde yabancı yasağı maddesine takılan transfer, İtalya'nın futbol tarihini değiştiriyor. Bir yıl daha Nancy'de oynayan, üç yıl da Saint Etienne forması giyen Michel Platini, 1982 yılında Juventus'a imza atıyor. Ya peki bugünün UEFA Başkanı, o günlerde Inter'e imza atsaydı?
Sene 2003. Barcelona, eski yıldızı Txiki Begiristain'ı Lizbon'a yolluyor. Sporting Lizbon'un Manchester United ile oynadığı hazırlık maçında genç yeteneği çok beğeniyor Begiristain. Ertesi gün İspanyol medyasının manşetlerinde Cristiano Ronaldo-Barcelona flörtü var ama Alex Ferguson elini çabuk tutuyor ve transferi bitiriyor. Barcelona da bir başka Portekizli yetenek Ricardo Quaresma'yı kadrosuna katıyor. Ya peki Katalanlar, o sezon Cristiano Ronaldo'yu alsa, altyapıdan gelen ve o günlerde sağ açıkta oynatılan Messi formayı kapar mıydı?
Barcelona, Werder Bremen ile Mesut Özil için ön protokol imzalıyor. Bonservis bedeli de 10 milyon Euro'nun altında. Bir haftalık transfer opsiyonuna son noktayı koyan Guardiola oluyor. Ona göre Mesut bir yıl daha Almanya'da forma giyip, pişmeli. Barcelona orta sahasındaki oyuncularıyla rekabet edemeyeceğini düşünüyor Guardiola. Katalanlar, transferden çekildiklerini açıklıyorlar ve zamanında 2 milyona almadığı Pepe'ye 30 milyon ödeyen Real Madrid, iki katına çıkan bonservisi dert etmiyor ve Mesut, Santiago Bernabeu'nun yolunu tutuyor. Ya peki...
28 Şubat 2015
Hafta Sonu Naklen Yayınlar
28 Şubat 2015, Cumartesi
13:30 Gençlerbirliği - Sivasspor (LigTV)
14:00 Antalyaspor - Manisaspor (TRT 1)
14:45 West Ham United - Crystal Palace (LigTV3)
16:00 Çaykur Rizespor - Eskişehirspor (LigTV)
16:30 Bayer Leverkusen - Freiburg (Tivibu)
16:30 Borussia Dortmund - Schalke 04 (TRT Spor)
17:00 Lille - Lyon (Tivibu)
17:00 Granada - Barcelona (NTVSpor Smart HD)
17:00 Manchester United - Sunderland (LigTV3)
17:00 Newcastle United - Aston Villa (LigTV3)
18:30 Kayserispor - Adana Demirspor (TRT Spor)
19:00 Torku Konyaspor - Fenerbahçe (LigTV)
19:00 Benfica - Estoril (Tivibu)
19:00 Rayo Vallecano - Levante (NTVSpor Smart HD)
19:30 Eintracht Frankfurt - Hamburg (TRT Haber)
21:00 Toulouse - Saint-Etienne (Tivibu)
21:00 Bordeaux - Reims (A Spor)
21:00 Almeria - Deportivo La Coruna (NTVSpor Smart HD)
21:45 Chievo - Milan (Tivibu)
23:00 Malaga - Getafe (NTVSpor Smart HD)
23:30 Palmeiras - Capivariano (LigTV3)
22 Şubat 2015
92 Kuşağı'ndan Hotel Football
Çok değil ya da çok; 20 yıl öncesi, kombinenin daha memlekete gelmediği günlerdi. Maça gitmek için sabah erken kalkılır eğer derbi ise uyku tutmaz, stadyum çevresinde sabahlanırdı. Kimi sırasına girer kimi kuyruğa kaynak yapar ve ufak gişe penceresinden bileti kaptığı gibi kendini içeriye atardı. Bir merdiven çıkar, o büyülü kapıdan geçer ve sahanın yeşiliyle göz göze geldiğinde savaş kazanmış bir asker gibi boş bulduğun yere otururdun. Maça daha saatler vardı ve acıktığında yiyebileceğin tek şey kötü ama lezzetli sosisli, jiletle kesilmiş kaşar ekmek ve ekürisi ayrandı. Derbilerde stoklar erken biter, rakip tribüne atılıyor diye ayran-su satışı yasaklanır, aç susuz kalırdın. Maç bittiğinde hele de tuttuğun takım kazanmışsa o sokakta köftenin tadına doyum olmazdı.
Şimdi nedense insanlar maça iki gün yemek yememiş gibi geliyor. Açık büfelerde ne ararsanız var, ayaküstü atıştırmalık da değil, beş yıldızlı bir otelin açık büfesindeki çeşit sayısıyla yarışıyorlar. Bilet kuyruğunun yerini açık büfe kuyruğu aldı ve ne gariptir ki birçok 'taraftar' maçı yemek yiyerek tribün yerine tribünlerdeki restoranlarda izliyor. Afiyet olsun tabii...
Futbol taraftarlarının geçirdiği bu evrime ilk isyan eden Manchester United'ın kaptanı Roy Keane olmuştu. 15 yıl önce Dinamo Kiev ile oynadıkları Şampiyonlar Ligi maçından sonra İrlandalı kendini tutamamış ve mikrofonlara "Tribünlerin büyük bir kısmı sahada olup bitenden haberdar değil, futboldan bile anlamıyorlar. Biz bu forma için sahada sakatlanırken bazıları tribünde karidesli sandviçlerini yiyor. Bunlar taraftar değil, benim için taraftar deplasmana gelen, 'hardcore' dediğim insanlar" demişti.
Roy Keane'nin endüstrileşen futbola bu isyanına o gün seslerini çıkartmayan takım arkadaşları 15 yıl sonra İrlandalı'yı çileden çıkartacak bir projeye imza attılar. Manchester United'ın filme (Class of 92) konu olan 92 kuşağının üyeleri artık kramponlarını astı ama elbette futboldan kopamadılar. Ryan Giggs, Neville kardeşler, Scholes ve Nicky Butt'un ortak olduğu ve 24 milyon sterlin harcadıkları Hotel Football, gelecek hafta hizmete giriyor. Beş oyuncunun yıllarca ter döktükleri Old Trafford Stadı'nın yanı başındaki 133 odalı otel adına yakışır şekilde dekore edilmiş elbette.
Her bir köşesinden futbol fışkırıyor otelin. Ryan Giggs ve Gary Neville, Salford Üniversitesi öğrencilerine "Futbol sizin için ne ifade ediyor?" diye sormuş ve bunu resmetmelerini istemişler. Bu tablolar şimdi odaların duvarlarını süslüyor. İnşaatta çalışan işçilerle futbol oynadıkları otelin çatı katı ise bir futbol sahası olarak dizayn edilmiş ve bu alanda maç günlerinde Old Trafford'a gelecek olan taraftarlar 40 sterlin karşılığında barbekü partisine katılabilecekler. Manchester United maçları öncesinde üç bin taraftarı gün boyunca otelde ağırlayacaklar ve sıkı durun 145 sterlin veren maç öncesinde Michelin yıldızlı şef Michael Wignall'ın hazırladığı menüyü yiyecek, ardından maça gidecek ve 90 dakikanın ardından Stadium Siute adı verilen restoranda Garry Neville, Giggs ya da Scholes'un yarım saat sürecek maç analizini şampanyasını yudumlayarak dinleyecek. Her maç günü eski bir futbolcunun imza ve fotoğraf vereceği bir içki ve açık büfenin olduğu 40 sterlinlik paket bu sezon için şimdiden tükenmiş durumda ve gelecek sezon için rezervasyon alıyorlar. Otel odaları maç günlerinde 240 sterline satılırken, yıl boyunca Football Hotel'de kalmak isteyenler ortalama 90 sterlin ödeyecek. Çatı katındaki terastaki futbol sahasında düğün için rezervasyon yapan çift sayısı ise şimdiden yedi oldu bile. Bir de Gary Neville'ın taraftara verdiği söz var. Otelde bira, Manchester publarındakinden (3.5 sterlin) daha pahalıya satılmayacak. Roy Keane bırakın kalmayı bu otelin kapısından geçer mi sizce?
Şimdi nedense insanlar maça iki gün yemek yememiş gibi geliyor. Açık büfelerde ne ararsanız var, ayaküstü atıştırmalık da değil, beş yıldızlı bir otelin açık büfesindeki çeşit sayısıyla yarışıyorlar. Bilet kuyruğunun yerini açık büfe kuyruğu aldı ve ne gariptir ki birçok 'taraftar' maçı yemek yiyerek tribün yerine tribünlerdeki restoranlarda izliyor. Afiyet olsun tabii...
Futbol taraftarlarının geçirdiği bu evrime ilk isyan eden Manchester United'ın kaptanı Roy Keane olmuştu. 15 yıl önce Dinamo Kiev ile oynadıkları Şampiyonlar Ligi maçından sonra İrlandalı kendini tutamamış ve mikrofonlara "Tribünlerin büyük bir kısmı sahada olup bitenden haberdar değil, futboldan bile anlamıyorlar. Biz bu forma için sahada sakatlanırken bazıları tribünde karidesli sandviçlerini yiyor. Bunlar taraftar değil, benim için taraftar deplasmana gelen, 'hardcore' dediğim insanlar" demişti.
Roy Keane'nin endüstrileşen futbola bu isyanına o gün seslerini çıkartmayan takım arkadaşları 15 yıl sonra İrlandalı'yı çileden çıkartacak bir projeye imza attılar. Manchester United'ın filme (Class of 92) konu olan 92 kuşağının üyeleri artık kramponlarını astı ama elbette futboldan kopamadılar. Ryan Giggs, Neville kardeşler, Scholes ve Nicky Butt'un ortak olduğu ve 24 milyon sterlin harcadıkları Hotel Football, gelecek hafta hizmete giriyor. Beş oyuncunun yıllarca ter döktükleri Old Trafford Stadı'nın yanı başındaki 133 odalı otel adına yakışır şekilde dekore edilmiş elbette.
Her bir köşesinden futbol fışkırıyor otelin. Ryan Giggs ve Gary Neville, Salford Üniversitesi öğrencilerine "Futbol sizin için ne ifade ediyor?" diye sormuş ve bunu resmetmelerini istemişler. Bu tablolar şimdi odaların duvarlarını süslüyor. İnşaatta çalışan işçilerle futbol oynadıkları otelin çatı katı ise bir futbol sahası olarak dizayn edilmiş ve bu alanda maç günlerinde Old Trafford'a gelecek olan taraftarlar 40 sterlin karşılığında barbekü partisine katılabilecekler. Manchester United maçları öncesinde üç bin taraftarı gün boyunca otelde ağırlayacaklar ve sıkı durun 145 sterlin veren maç öncesinde Michelin yıldızlı şef Michael Wignall'ın hazırladığı menüyü yiyecek, ardından maça gidecek ve 90 dakikanın ardından Stadium Siute adı verilen restoranda Garry Neville, Giggs ya da Scholes'un yarım saat sürecek maç analizini şampanyasını yudumlayarak dinleyecek. Her maç günü eski bir futbolcunun imza ve fotoğraf vereceği bir içki ve açık büfenin olduğu 40 sterlinlik paket bu sezon için şimdiden tükenmiş durumda ve gelecek sezon için rezervasyon alıyorlar. Otel odaları maç günlerinde 240 sterline satılırken, yıl boyunca Football Hotel'de kalmak isteyenler ortalama 90 sterlin ödeyecek. Çatı katındaki terastaki futbol sahasında düğün için rezervasyon yapan çift sayısı ise şimdiden yedi oldu bile. Bir de Gary Neville'ın taraftara verdiği söz var. Otelde bira, Manchester publarındakinden (3.5 sterlin) daha pahalıya satılmayacak. Roy Keane bırakın kalmayı bu otelin kapısından geçer mi sizce?
20 Şubat 2015
Hafta Sonu Naklen Yayınlar
20 Şubat Cuma
03:00 San Jose - River Plate (TRT Spor)
19:00 Orduspor - Elazığspor (TRT Spor)
20:00 Kayseri Erciyesspor - Torku Konyaspor (LigTV)
21:30 Stuttgart - Borussia Dortmund (TRT HD)
21:30 Nice - Monaco (Tivibu)
21:45 Juventus - Atalanta (Tivibu)
21:45 Getafe - Espanyol (NTVSpor Smart HD)
21 Şubat Cumartesi
13:30 İstanbul Başakşehir - Gaziantepspor (LigTV)
14:00 Samsunspor - Kayserispor (TRT 1)
16:00 Bursaspor - Çaykur Rizespor (LigTV)
16:30 Augsburg - Bayer Leverkusen (TRT Spor)
17:00 Barcelona - Malaga (NTVSpor Smart HD)
18:00 Paris SG - Toulouse (Tivibu)
18:30 Osmanlıspor FK - Denizlispor (TRT Spor)
19:00 Sivasspor - Galatasaray (LigTV)
19:00 Cordoba - Valencia (NTVSpor Smart HD)
21:00 Moreirense - Benfica (Tivibu)
21:00 Atletico Madrid - Almeria (NTVSpor Smart HD)
21:45 Sampdoria - Genoa (Tivibu)
23:00 Deportivo La Coruna - Celta Vigo (NTVSpor Smart HD)
22 Şubat Pazar
13:00 Mersin İdmanyurdu - Karabükspor (LigTV2)
13:00 Balıkesirspor - Gençlerbirliği (LigTV)
13:00 Real Sociedad - Sevilla (NTVSpor Smart HD)
13:30 Şanlıurfaspor - Karşıyaka (TRT Spor)
14:00 Tottenham - West Ham United (LigTV3)
15:30 PSV Eindhoven - Dordrecht (Tivibu)
16:00 Kasımpaşa - Trabzonspor (LigTV)
16:00 Verona - Roma (Tivibu)
16:00 Lazio - Palermo (Tivibu)
16:30 Hamburg - Mönchengladbach (TRT Spor)
17:45 Feyenoord - Excelsior (Tivibu)
18:00 Lyon - Nantes (Tivibu)
18:00 Athletic Bilbao - Rayo Vallecano (NTVSpor Smart HD)
18:15 Southampton - Liverpool (LigTV3)
18:30 Adana Demirspor - Boluspor (TRT Spor)
18:30 Wolfsburg - Hertha Berlin (TRT Haber)
19:00 Eskişehirspor - Beşiktaş (LigTV)
21:45 Fiorentina - Torino (Tivibu)
22:00 Saint-Etienne - Marseille (Tivibu)
22:00 Elche - Real Madrid (NTVSpor Smart HD)
23 Şubat Pazartesi
18:30 Altınordu - Giresunspor (TRT Spor)
20:00 Fenerbahçe - Akhisar Belediyespor (LigTV)
20:00 Napoli - Sassuolo (Tivibu)
21:45 Levante - Granada (NTVSpor Smart HD)
22:00 Cagliari - Inter (Tivibu)
22:00 Boavista - Porto (Tivibu)
16 Şubat 2015
Rentmeester-Nike-Jordan
Jacobus
Rentmeester, ABD’de muteber bir gazeteci
ve fotoğrafçı. Amsterdam’da doğan ve spor aşığı olan Rentmeester, 1960
Olimpiyatları’nda Hollanda adına kürek çekti ve ABD’ye göç etti. Los Angeles’ta
sanat fakültesinde okuyan ve fotoğrafçılık bölümünden mezun olan Rentmeester,
1965 yılında Life dergisine dışardan iş yapmaya başladı. Dergi onu 1966 yılında
Vietnam’a yolladı. Üç yıl Vietnam’da kalan ve 1967’de World Press Photo
yarışmasında birinci olan Hollandalı, 70’li yıllarda Life’ın yanı sıra Sport
Illustrated, People, Stern ve New York Times Magazine için de deklanşöre bastı.
1984’de ABD’de düzenlenen Olimpiyatlar öncesinde Life dergisi farklı dallarda
yarış verecek sporcularla özel çekimler yapmasını istedi. Rentmeester, kendisine
ayrılan 18 sayfada harikalar yarattı ve Leica’nın büyük ödülüne layık görüldü.
Asıl ödülü için ise Hollandalı’dan topu kısa süreliğine Phil Knight’a atalım.
1971’de spor
malzemeleri üreten ufak şirketinden elde ettiği gelir yeterli olmayan ve ek iş
olarak Portland State Üniversitesi’nde muhasebe dersleri veren Phil Knight, Meksika’da
imal ettirdiği spor ayakkabılarına bir logo tasarlaması için üniversitede
eğitimine devam eden Carolyn Davidson ile anlaştı. Knight, Davidson’dan
hareketi temsil eden bir logo istedi ve markalar tarihinin en unutulmaz
logolarından biri Carolyn Davidson’un elinden çıktı. Ortalıkta daha Nike diye
bir şirket yoktu ve Phill Knight, Blue Ribbon Sports adını taşıyan şirketinden genç
tasarımcıya 35 dolarlık gider makbuzu kesti tasarımı için. Yunan mitolojisinde
zafer tanrıçası olan Nike’ın adını alan şirket, “swosh” olarak bilinen
logosuyla 70’lerde atağa kalktı ve 1984 Olimpiyatları sonrasında genç bir
yıldızla yaptığı sponsorluk anlaşmasıyla global bir marka olmanın en büyük
adımı attı. Logoyu tasarlayan Davidson, şirket büyüyüp reklam ajansıyla
çalışmaya başlayınca Nike’dan uzaklaşmıştı. Patron Phil Knight onu 12 yıl sonra
şirket merkezine davet etti ve Nike logosunun olduğu taşlarla bezenmiş bir
altın yüzük ve miktarı ikili arasında gizli kalan şirket hisselerini hediye
etti. 29 yıllık tasarım kariyerinin ardından Nike’ın merkezinin bulunduğu
Portland, Oregon’da hayatını devam ettiren iki çocuk annesi Carolyn Davidson, Phil
Knight’ın ona olan vefasını hiç unutmadı ama Hollandalı fotoğrafçı Jacobus
Rentmeester öyle düşünmüyor. Gelin o
zaman 1984 yazına dönelim.
North
Carolina Üniversitesi formasıyla şampiyon olduğu sezonun ardından 1984
Olimpiyatları’nda ABD Milli Takımı’na çağrılan genç bir basketbolcunun
fotoğraflarını çekmek için kampüse geldiğinde Rentmeester’a Michael Jordan’ın
20 dakika sonra hazır olacağını söylediler. Evet, Hollandalı bir süperstarın
doğuşunun ölümsüzleştiren kareleri çekmeye hazırlanıyordu. Çekimi salonda değil
açık havada yapmak istediğini söyledi ve iki asistanıyla defalarca deneme
yaptıktan sonra Michael Jordan’a istediği pozu, çektiği polaroidlerle anlattı.
Rentmeester, açık havada güneşin yarattığı kontrastı kullanmak istemiş ve
Michael Jordan’dan balede “Grand Jete” olarak bilinen sıçrayıp bacaklarını
havada açmasını söylemişti. Bu Jordan’ın smaç stili değildi, fotoğraflar
çekildi, çok beğenildi, sağ elini kullanan Jordan’ın fotoğraftaki smacı sol
eliyle vurmasına da kimse takılmadı o günlerde. O yıl NBA Draft’ında Chicago
Bulls tarafından seçilen Michael Jordan ile Nike 5 yıllık bir sponsorluk
anlaşması imzaladı. 2.5 milyon dolarlık anlaşma abartılı bulundu ama Nike kısa
zamanda haklı çıktı. Şirketin baş
tasarımcısı Peter Moore’un elinden çıkan Air Jordan basketbol ayakkabıları için
bir logo arayışında olan Nike yönetimi, Life dergisinde gördükleri Michael
Jordan fotoğraflarının iki yıl kullanmak için Rentmeester’a önce sadece 150
dolar ödediler ama fotoğraftan üretilen “Air Jordan” logosu bilboard’lara
çıkınca Hollandalı fotoğrafçının hesabına 15 dolar daha havale ettiler. Michael
Jordan, NBA’i sallamaya başlayınca her yıl farklı bir Air Jordan modeli
tasarlayan ve logosunu ayakkabıdan kaldırıp ve kendi içinde “Jumpman” markasını
yaratan Nike’ın patron katına 30 yıl sonra bir mahkeme tebligatı ulaştı.
Nike, Air
Jordan logosunun patentini 1989 yılında almıştı. Hollandalı fotoğrafçı Rentmeester
ise 1984’de çektiği Michael Jordan fotoğraflarının patentini almak için 2014
yılının sonunda başvuru yapmıştı. ABD’de federal telif yasasına göre telif ihlalinin
başlangıcından itibaren hak iddia eden taraf 3 yıl içinde bunu mahkemeye
taşımak zorunda. Rentmeester’ın 30 yıl sonra Nike’ın kapısını aşındırmasına
sebep olan ise ABD Yüksek Mahkemesi’nin Mayıs 2014’te verdiği bir karar: Telif
hakkının zararı için karşı taraf üründen kar ettiği sürece dava yolu açıktır.
Nike, 30 yıl sonra Air Jordan modellerini yenileyerek piyasaya sürdüğü
bugünlerde Jacobus Rentmeester’a hakimin vereceği cevap ne olur sizce?
14 Şubat 2015
Hafta Sonu Naklen Yayınlar
14 Şubat Cumartesi
13:30 Karabükspor - Kasımpaşa (LigTV)
13:30 Göztepe - Hatayspor (Kanal 35)
14:00 Elazığspor - Şanlıurfaspor (TRT 1)
14:45 West Bromwich A. - West Ham United (Tivibu)
16:00 Akhisar Belediyespor - Kayseri Erciyesspor (LigTV)
16:30 Bayer Leverkusen - Wolfsburg (TRT Spor)
16:30 Bayern München - Hamburg (Tivibu)
17:00 Paris Saint Germain - Caen (Tivibu)
17:00 Sevilla - Cordoba (NTVSpor Smart HD)
18:30 Antalyaspor - Orduspor (TRT Spor)
19:00 Gaziantepspor - Fenerbahçe (LigTV)
19:00 Sassuolo - Fiorentina (Tivibu)
19:00 Real Madrid - Deportivo La Coruna (NTVSpor Smart HD)
19:30 Eintracht Frankfurt - Schalke 04 (TRT Haber)
19:30 Crystal Palace - Liverpool (Tivibu)
21:00 Lille - Nice (A Spor)
21:00 Monaco - Montpellier (Tivibu)
21:00 Granada - Athletic Bilbao (NTVSpor Smart HD)
21:00 Corinthians - Botafogo SP (LigTV3)
21:45 Palermo - Napoli (Tivibu)
22:15 Belenenses - Sporting Lisbon (Tivibu)
22:30 Bragantino - Sao Paulo (LigTV3)
23:00 Malaga - Espanyol (NTVSpor Smart HD)
15 Şubat Pazar
13:00 Çaykur Rizespor - Mersin İdmanyurdu (LigTV2)
13:00 Valencia - Getafe (NTVSpor Smart HD)
13:30 Kayserispor - Manisaspor (TRT Spor)
13:30 Milan - Empoli (Tivibu)
14:30 Aston Villa - Leicester City (Tivibu)
15:00 Bordeaux - Saint-Etienne (Tivibu)
16:00 Beşiktaş - Bursaspor (LigTV)
16:00 Roma - Parma (Tivibu)
16:00 Atalanta - Inter (A Spor)
16:30 Hertha Berlin - Freiburg (TRT Spor)
17:45 Ajax - Twente (Tivibu)
18:00 Barcelona - Levante (NTVSpor Smart HD)
18:00 Arsenal - Middlesbrough (Tivibu)
18:30 Albimo Alanyaspor - Adana Demirspor (TRT Spor)
18:30 Hannover 96 - Paderborn (TRT Haber)
19:00 Trabzonspor - İstanbul Başakşehir (LigTV)
19:00 Club Brugge - Lokeren (NTVSpor)
19:00 Benfica - Vitoria Setubal (Tivibu)
20:00 Rayo Vallecano - Villarreal (NTVSpor Smart HD)
21:15 Sporting Braga - Arouca (A Spor)
21:45 Cesena - Juventus (Tivibu)
22:00 Lorient - Lyon (Tivibu)
8 Şubat 2015
Hayat bir tornadır
Ronaldo da bir makine
Real Madrid'in ona biçtiği değer bir milyar Euro. Menajeri Jorge Mendes ise kulübü satmaya yanaşsa 400 milyon euro bonservis ödemeye hazır kulüpler olduğunu söylüyor. İnsanın aklına da Manchester City ve Paris Saint Germain'den başka kulüp gelmiyor zaten. Takım arkadaşı Gareth Bale ile birlikte futbol tarihinde bonservisine (96 milyon) en çok para ödenen futbolcu. 5 Şubat'ta 30 yaşına giren sahadaki Cristiano Ronaldo'yu dünyada tanımayan yok. Peki saha dışındaki Ronaldo? İşte zor bir hayatın tornasından çıkmış bu mükemmel makinenin hayatından kesitler...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

































