20 Ekim 2013

Massimo Moratti

İtalya eski İtalya değil. Bunu yedi gece, sekiz gün Roma-Venedik- Floransa 'Büyük İtalya' turunda görebilmek mümkün değil elbette. Turistik bir kafede yudumlanan espresso'nun ya da ufak bir pizzacıda yenen margaritanın tadı hâlâ güzel ama İtalya'da hayat acı artık. Nüfus yaşlı, gençler işsiz ve ekonomiyi ayakta tutan sektörler çoktan Çin hakimiyetine geçti bile. 'Made in Italy' artık eski tişörtün üzerinde tatlı bir hatıra. Tekstil ve otomobil sektöründe Çin'e teslim olan, Telekom Italia'yı İspanyollar'a kaptıran, Alitalia'yı Air France'a satmak üzere olan İtalyanlar'ın o gurur duydukları ligleri Serie A da artık ithal eden değil; sadece İngiltere ve İspanya'ya vitrin görevi gören bir dükkan artık. Futbol onların dilinde 'Calcio' ya da Türkçesiyle tekme... Oyunun en sert oynandığı, kemik sesi tribüne gelmezse taraftarın hakkını helal etmediği topraklarda geride kalan haftada bir kale düştü... 


Moda endüstrisinin kalesi, sanayici patronların yuvası Milano'nun iki büyük kulübünden biri, Inter, Endonezyalı işadamı Erick Thohir'e satıldı. Uzak dedikleri Doğu artık Milano'nun sokaklarına nüfus etti, İngiliz, Fransız ve İspanyollar'dan sonra İtalyanlar da bu acı futbol fıkrasının öznesi oldu. Milano'da yabancıları oynatmamasına tepki duyanların AC Milan'a inat kurdukları Internazionale Kulübü, 105 yıl sonra bir yabancının kontrolüne geçti ve ülkenin en büyük patronlarından, Çizme'nin zenginler listesinde yedi numarada olan Massimo Moratti, yüzde 70 hisseyi sadece 250 milyon avroya sattığında derin bir nefes aldı. Çünkü kulüp yokuş aşağı koşuyordu ve 300 milyona yakın borç, 120 milyonu aşan banka kredileriyle Inter kuşatılmıştı. Eski İtalya olsa birileri ülke içinden gelip bayrağı teslim alırdı ama diyoruz ya; işte yeni İtalya diye... Moratti'nin Inter'i artık Thoir'un Inter'i oldu... İki yüzyıl geriye gidince 21 çocuklu bir adamın çalışmaya gönderdiği 14 oğlundan biri Albino'nun dedesinden adını alan oğlu Angelo, Bergamo'nun kırsalından Milano'nun Fontana meydanına eczacılık yapmaya geldiğinde İtalyanlar Moratti Ailesi ile tanıştı. Angelo Moratti, 2. Dünya Savaşı sonrasında maden ve petrol işinden kazandığı parayla 1955 yılında Inter kulübünü satın aldığında en büyük hayalini gerçekleştirmişti. 10 yaşındaki oğlu Massimo'yu San Siro'da her maça götürdü. 'Catenaccio' yani ölümüne savunmayla (5-3-2) meşhur Helenio Herrera sayesinde 60'larda 'Büyük Inter' doğdu ve o takım üç lig şampiyonluğu, iki Şampiyon Kulüpler Kupası kazandı. Moratti Ailesi'nin serveti büyüyordu ama 1968 yılında Inter kulübüyle bağlarını kopardılar. Şirketleri Saras, ABD'de rafinerilere kadar uzanan dev bir petrol şirketi haline geldi ve oğul Massimo Moratti, yıllar sonra babası gibi hayalinin peşinde koştu. 1994-1995 yılları arasında Ernesto Pellegrini'nin patronluğunu üstlendiği Inter'i Şubat 1995'de satın aldığında takımın son şampiyonluğunun üzerinden altı yıl geçmişti. Milano'nun öteki yakasında Silvio Berlusconi ile ayağa kalkan ve 80'lerin sonunda ligi forse etmeye başlayan Milan, gün geldi 'Büyük Inter'i solladı. 90'ların ikinci yarısı Inter'lilere 'Kaybettiğimiz Yeter' diye kitap da yazdırdı, San Siro'da gözyaşı da döktürdü. Lazio'yu devirip aldıkları UEFA Kupası bile tribünlerin şampiyonluk hasretini kesmedi. 1998'de Ronaldo'nun verilmeyen meşhur penaltısıyla şampiyonluğu kaptırdıkları Juventus, dört yıl sonra bir kara gün daha yaşattı Inter'e. 5 Mayıs 2002'de 'kardeş' kulübü Lazio deplasmanına son hafta puan farkıyla lider giden Inter sahadan 4-2 mağlup ayrılırken, gülen yine Juventus oldu. Roma Olimpiyat Stadı'nda ağlayanlar arasında Galatasaray'dan Inter'in yolunu tutan Emre Belözoğlu ve Okan Buruk da vardı... 


Milan, Adriano Galliani, Juventus, Luciano Moggi gibi bir futbol aklıyla çalışırken, oğlunun menajerlik oyununda beğendiği isimleri transfer ettiği şehir efsanesinden öte olan Massimo Moratti, formasını giyip stada geldiği Alvaro Recoba'ya üç kuruşluk futbol oynamadığı 10 sezon boyunca para öderken; sakatlığı süresince Ronaldo'nun da yanından ayrılmadı. Gün geldi, Ronaldo iyileşti ve Real Madrid'in yolunu tuttu. Roberto Carlos gibi dünyanın gelmiş geçmiş en iyi sol bekini genç yaşta Real Madrid'e satan, sonra 20'den fazla sol bek alan, Seedorf ve Pirlo'yu ezeli rakibe Milan'a hediye eden Massimo Moratti, futbolcuların gözünde hep altın kalpli başkan olarak kaldı. 2006'da şike skandalıyla sallanan İtalya'da ufak ortağı olduğu Telecom Italia'dan sızdığı iddia edilen telefon kayıtlarının kanıt olduğu dava sonrasında Juventus küme düşerken, Moratti'nin mesut yılları başladı. Mancini ile gelen üç şampiyonluk ve ardından en büyük kupayı kazanmak istiyorsan getirmen gereken adam: Jose Mourinho. 2010 Mayıs'ında Madrid'de Santiago Bernabeu'da Şampiyonlar Ligi Kupası'nı kaldıran ve babasından 45 yıl sonra en büyük kupayı Inter müzesine getiren Massimo Moratti,18 yıl oturduğu patron koltuğunda transfere -cebinden 700 milyondan fazla- 1 milyar 500 milyon avro harcadı. 16 kupa kazandı ve çıkmaz sokağa girdiğinde kulübün defterleri artık ona "Sat, yoksa batacaksın" dedi. 

"Zenginliğin şu faydası da var: Tutkularını satın alabiliyorsun" diyen Massimo Moratti, en büyük tutkusu Inter'i, ABD'de NBA'de Philadelphia 76's ve futbol liginde D.C United'nın sahibi olan Endonezyalı milyarder Erick Thohir'e sattı. 18 yıl önce baba emaneti Inter'i satın almak istediğinde "Karım bir hafta benimle konuşmadı. Satın aldığımı da televizyonda öğrendi" diyen Massimo Moratti bugünlerde yine karısı Emilia Bossi'den şikayetçi: "Ben bu kadınları hiç anlamıyorum. Satın alırken bir hafta yüzüme bakmadı. Şimdi Inter'i sattım, yine bana küstü." Sigmund Freud de kadınları anlamamıştı, tutkusunu satan adam Massimo Moratti anlamamış çok mu? 

19 Ekim 2013

Hafta Sonu Naklen Yayınlar


19 Ekim Cumartesi
13.00 Osaka - Bellmar (Eurosport 2)
14.00 Samsunspor - Balıkesirspor (TRT 1)
14.45 Newcastle - Liverpool (LİG TV 3)
16.00 Kanada U17 - Avusturya U17 (Eurosport )
16.00 Sanica Boru Elazığspor - Eskişehirspor (LİG TV )
16.30 Dortmund - Hannover 96 (TRT Spor)
17.00 Arsenal - Norwich City (LİG TV 3)
17.00 Real Madrid - Malaga (NTVSpor Smart)
18.00 Psg - Bastia (Tivibu)
19.00 Irak U17 - İsveç U17 (Eurosport)
19.00 Galatasaray - Kardemir Karabükspor (LİG TV)
19.00 Gençlerbirliği - Kasımpaşa (LİG TV 2)
19.00 Valencia - Real Socieadad (NTVSpor Smart)
19.00 Cagliari - Catania (Tivibu)
19.30 Hertha Berlin - M'Gladbach (TRT Haber )
19.30 West Ham - Manchester City ( LİG TV 3 )
19.45 Feyenoord - GA Eagles ( FOG TV )
21.00 Montpellier - Lille ( Tivibu )
21.00 Osasuna - Barcelona ( NTVSpor Smart )
21.45 Twente - Ajax ( FOG TV )
21.45 Milan - Udinese ( Tivibu )
22.00 Fluminense - Ponte Preta ( LİG TV 3 )
23.00 Espanyol - Atletico Madrid ( NTVSpor )

20 Eylül Pazar
13.00 Grenada - Getafe ( NTVSpor Smart )
13:30 Atalanta - Lazio ( Tivibu )
14:00 Orduspor - Fethiyespor ( TRTSpor )
15:00 Sochaux - Monaco ( Tivibu )
15:30 Groningen - PSV ( FOG TV )
16:00 Gaziantepspor - Torku Konyaspor ( LİG TV 2 )
16:00 Trabzonspor - Sivasspor ( LİG TV )
16:00 Fiorentina - Juventus ( Tivibu )
16:30 Hamburg - Stuttgart ( TRTSpor)
18:00 St.Etienne - Lorient ( Tivibu )
18:00 Aston Villa - Tottenham ( LİG TV 3 )
18:00 Almeria - Rayo Vallecano ( NTVSpor Smart )
18:30 Augsburg - Wolfsburg ( TRT Haber )
19:00 BAE U17 - Brezilya U17 ( Eurosport 2 )
19:00 İtalya U17 - Yeni Zelanda U17 ( Eurosport )
19:00 Adanaspor - Adana Demirspor ( TRTSpor )
19:00 Şanlıurfaspor - Boluspor ( TrtSpor Web TV )
19:00 Kayseri Erciyesspor - Fenerbahçe ( LİG TV )
19:00 Medical Park Antalyaspor - Akhisar Belediye ( LİG TV 2 )
20:00 Real Betis - Elche ( NTV Spor Smart )
21:00 Atletico Mineiro - Flemengo ( LİG TV 3 )
21:45 Torino - İnter ( Tivibu )
22:00 Lyon - Bordeaux ( Tivibu )
22:00 Valladolid - Sevilla ( NTV Spor )

21 Ekim Pazartesi
16:00 Hırvatistan U17 - Panama U17 ( Eurosport2 )
16:00 Tunus U17 - Rusya U17 ( Eurosport )
19:00 Japonya U17 - Venezuella U17 ( Eurosport )
19:00 Özbekistan U17 - Fas U17 ( Eurosport )
20:00 Beşiktaş - Çaykur Rizespor ( LİG TV )
20:00 Bursaspor - Kayserispor ( LİG TV 2 )
21:00 Celta Vigo - Levante ( NTV Spor Smart )
22:00 Crystal Palace - Fulham ( LİG TV 3 )
23:00 Athletic Bilbao - Villarreal (NTV Spor Smart )

13 Ekim 2013

Hepimiz Futbol Yorumcusuyuz


Futbolu seviyorsan biliyorsundur. Güzel ve basit olan tarafı da budur zaten. Herkes anlar bu oyundan. Anlaşılmayan tarafları da yok değildir elbette. Mesela çeyrek asır önce bir maçta yapılan iki değişiklik. Galatasaray, Ali Sami Yen'de taraftarının desteği ile PSV karşısında ilk yarıyı 2-0 önde kapatır. Mustafa Denizli, 64. dakikada Prekazi ve Kovaceviç'i oyundan alır ve yerlerine Savaş Koç ile İlyas Tüfekçi'yi sahaya sürer ve takımı kontak kapatır. "Kapısından her girdiğimde, bir teknik adamın olduğu stadyumdan maç sonunda 30 bin teknik adamla çıkardım" diyen Mustafa Denizli de kendince haklıdır o gün; "Prekazi neden çıktı?" diye birbirine sorarak Mecidiyeköy'den evlerinin yolunu tutanlar da... İşte bu anlaşmazlığın tam orta yerine futbol yorumcuları oturur ve kimin haklı olduğu konusunda son kararı verir. O zaman buyurun ben size içeriden bildireyim. Adını 'futbol yorumculuğuna giriş' koyalım isterseniz bundan sonraki satırların. Bakın bu klişelerle futbol yorumcusu olunur -kimler olmuyor kiama kalınır mı onu bilmiyorum işte... 

KALECİNİN YAN TOPLARI ZAYIF 
Yeni transfer edilen kaleciyi daha önce izlemediyseniz buyurun, en geçer yorum budur. Kanat ortalarından yüksek topa her çıkmadığında siz haklı çıkarsınız. Elleri küçük, çizgi kalecisi, çok hantal ile de kaleci yorumunuzu zenginleştirebilirsiniz. Bir de "Tek başına maç almalı kaleci" var ki, onu sık kullanmayın. 

BEKLER GERİ DÖNMÜYOR 
Futbol sahasının iki kanadında gidip gelmekten fenalık geçiren bekleri üzmek için gerekli üç kelime budur. 70 metre gidip rakip sahada takım arkadaşı topu kaptırınca gerisin geriye depar atmak zorunda kalan beki düşünen yok tabii... "Stoper kademesine girmiyorlar, orta yapmayı bilmiyorlar, oyun bilgisi zayıf, ikiye bir yapmıyor" da bekler için bonus. 

İKİ STOPERİN ARASINA ATILAN TOP 
Jean Paul Sartre "Futbolda her şey rakibin varlığıyla çetrefilleşir" demiş ama dinleyen kim? Rakip bu, elbette ki atacak topu iki stoperin arasına, ki santrfor son vuruşu yapsın. Eni 50 metre sahada iki stoperin arasından zaten top geçmeyecekse nerede kaldı alan savunması. "Kornerde adamını kaçırdı, santrforun arkasında kaldın mı yedirirsin golü, ya da çok ağır, ayağı düzgün değil, bir Popescu hiç değil" de öldürücü yorum replikleridir. 

TEK Mİ YOKSA ÇİFT ÖN LİBERO MU? 
Modern futbolun en büyük açmazı. Önce savunmayı sağlama alacaksın diyenlerin ilacı. Maç kaybedilirse, çift ön libero ile oynadı, hücumu düşünmedi ile teknik adamın alnını nişan alınabilir. Tek ön liberoyla oynayıp kaybederse de aynı yorumu yapın, bu sefer "Savunmayı düşünmedi" diyerek sonunu değiştirin. 

X İLE Y BİR ARADA OYNAMAZ 
Sergen Yalçın ile Tümer Metin'in özne olduğu bir cümle mi kurmak istiyorsunuz devamı işte budur. "Benzer oyun karakterine sahip oyuncular bir arada oynamaz" ile polemik yaratmak geçer akçedir. 'Bir ipte iki cambaz' oynamaz ile konu derinleştirilebilir. Aslına bakarsınız, bal gibi de beraber oynarlar böyle usta topçular, oynadılar da... 

TEK SANTRFOR MU ÇİFT SANTRFOR MU? 
Bir futbol yorumcusunun maç izlemeden de kullanabileceği en vurucu cümle. Tek forvet sahaya çıkan ve kaybeden için "Korkak teknik adam, tek santrfor oynadı, ondan kaybetti" dersin. Çift santrfor çıkıp kaybeden için de "Savunmayı unutup rakip sahaya iki forvet yollarsan olacağı bu" der ve kameraya emin bir bakış fırlatırsın. Öne geçtiği maçta "Çift forvetini teke dönmedi"; geriye düştüğü maçta "Tek forvetini ikilemedi" de her zaman iş yapar. Nasıl olsa "İki forvetle atamadı, neden 3-4 forvet demedin" diyen yoktur... 

HAKAN ŞÜKÜR MODELİ SANTRFOR
Yıllar önce bir televizyon programında memleket futbolunun muteber golcülerinden Hasan Vezir'e gazeteci Faik Çetiner sorar: "Hasan, sen de Hakan Şükür tipinde santrfordun değil mi?" Hasan cevap öncesi kilitlenir ve "Evet ağabey" der. Sorun şudur ki Hasan Vezir, Hasan Vezir iken daha Hakan Şükür'ü tanıyan yoktur. Hakan gibi gol atacak, rakibe pres yapacak, kafa toplarını takım arkadaşlarınıza indirecek, çok koşacak, kısaca hikayenin sonunda kral olacaksınız. Olmayanlar için replik ceptedir: "Hakan gibi oynamalı ama oynayamıyor." Soran yok tabii: "Nasıl oynasın?" 

XAVI-INIESTA GİBİ OYUNUN İKİ YÖNÜNÜ DE OYNAMAK 
Orta saha oyuncularını hayata küstüren talep. Gönül ister ki her takımda bir Xavi- Iniesta ikilisi olsun, ama yok işte. Hem savunma yapacaklar, rakibe geçit vermeyecekler, hem de rakip sahada adam eksiltip, asist yapacak ya da gol atacaklar. İnsafsızlıktır ama işler yolunda gitmediğinde bir orta saha oyuncusu hedef alınıp "Oyunu tek yönlü oynuyor" ile rahatlıkla ipi çekilebilir. 

İLK 20 DAKİKA ÖNEMLİ 
İşte Avrupa Kupası maçları öncesinde yorumun nefes kesen açılış cümlesi. Millet olarak pek mi rahatızdır bilinmez ama rehavetle maça çıktığımız kabul edilir ve ilk 20 dakika yenilebilecek golün hezimeti getireceği vurgulanır. "Aman ilk 20 dakikaya dikkat, rakibin hızını kesmemiz lazım." Ya kalan 70 dakika? Oysa ki hezimete uğradığımız maçların aslında önemli olan dakikaları ikinci yarının son 30'udur. Rakip biz kepenkleri indirdikten sonra farka koşar. 

DURAN TOPLARA DİKKAT 
Türk futbolunun katili. Rakip kim olursa olsun, maç öncesi mutlaka bu konu açılmalı. Serbest vuruşlarda adam savunması mı alan savunması; ortalanan topa mı bakacağız yoksa rakibi mi kollayacağız sorunsalı... Duran top bu, gol olur bazen... Olduğunda da "Ben dememiş miydim" der, pası diğer yorumculara atarsınız... Sizde biliyorsunuz bu klişelerin sonu gelmez. O zaman size iyi pazarlar, haftaya program öncesinde makyaj odasında görüşmek üzere. (!) (SABAH Pazar) 

6 Ekim 2013

Zinedine Zidane


Hayatım boyunca Enzo Francescoli gibi olmak istedim. Onu Marsilya'ya geldiğinde keşfettim. Stadyumda izlediğimde onun nasıl klas topa dokunduğunu gördüğümde, gollerini izlediğimde hep Francescoli olmak istedim. Çocuktum, kasetlerini izledim, her hareketini ezberledim. 1986 Dünya Kupası'nda 14 yaşımdaydım. Maradona başkaydı. Onun tek başına yaptıklarını kimse yapamaz. O en iyiydi. Onun gibi olamayacağımı biliyordum. O bir kahramandı, ben ise hep antikahramanları sevdim. Hep Francescoli gibi olmak istedim. Aslında Francescoli olmaktan daha önce sevkiyat şoförü olmak istiyordum. Mahallede futbol oynadığımız sabahlarda büfelere süt, meşrubat dağıtan bir kamyon şoförü vardı. Mahalleye geldiğinde bizden yardım ister, kasaları taşırdık, karşılığında bir gazoz içerdik. Aslında futbol oynarken topla kasaları devireceğimizden korkar, bu yüzden bizden yardım ister ve bize her sabah bir içecek verirdi. Onu çok severdim. Sonra büyünce iyi bir futbolcu oldum ama sevkiyat şoförü de olsam mutlu olurdum.

Cezayir'deki iç savaştan sonra babam Marsilya'ya göç ettiğinde hep geceleri çalışmış. Çok kardeşim var. Marsilya'nın göçmen mahallelerinde yaşamak zordur. Sürekli kavga çıkar, insanlar ölür, soygunlar olur. Ben hep uzak oldum bunlara. Sürekli futbol oynadım. Enzo Francescoli ve babam gibi iyi bir baba olmak istiyordum. Galiba başarabildim, dört çocuğum var ve şimdi ailemden daha önemli bir şey yok hayatımda. Siyasete hiç bulaşmadım. 1998 Dünya Kupası'nı kazandıktan sonra Paris'in duvarlarına adımın başına 'Başkan' yazdıklarında sadece gülümsedim. Ben sadece bir futbolcuydum, işim sahadaydı. Politikacıları problem, bir futbolcuyu çözüm olarak görenlere söyleyecek bir sözüm yok. Benim de her zaman bir siyasi tavrım oldu Fransa'da büyürken ama söylemedim. Beni sessiz kalmakla suçladılar ama diyorum ya ben babam gibi iyi bir baba olmak istiyordum sadece. Cezayir Milli Takımı'nın teknik direktörünün beni yavaş bulduğu için kadroya almadığına inanan çok oldu ama ben Fransız Milli Takımı'na çoktan seçilmiştim. Paris'te Cezayir Milli Takımı ile oynadığımız maçın ardından çocukluk arkadaşımla Cezayirlilerin mahallesine gittik, kimse bana tek bir kötü söz söylemedi. Ben sadece iyi bir futbolcuydum. 

Fransa'da futbol oynarken keyif alıyordum. İtalya'ya geldiğimde artık mesele sadece kazanmaktı. Ben kazanmak istiyordum. Kazanmak için her şeyi yapmaya başlayınca keyif almayı da unutuyorsun oyundan. Evet, bunu tercih ettim. Kupalar kazanmak istiyordum, kazandım. Kaybetmekten nefret eden bir adam haline geldim. Bir 10 numara için kariyerinde 14 kırmızı kart görmek çok fazladır. Ben kaybetmeye hep isyan ettiğim için oyundan atıldım. Bununla gurur duymuyorum ama insanların da beni anlamasını istiyorum. Ben de bir insanım ve içimdeki volkan kaybettiğimde patlıyordu. Kendime dur diyemiyordum.. İtalya'da futbol taktik demekti. O hafta kiminle oynayacaksak, rakibi ezberlerdik. Antrenmanda top bir kenarda durur, biz yarım saat saha içinde pozisyon almak için farklı senaryoları uygular, sadece duracağımız yeri öğrenirdik. Her rakip için başka bir senaryo vardı. İspanya'da ise futbol güzel bir oyundu. Real Madrid'de başkan takımın 1'den 11'e forma giymesini isterdi. Evet, ben bir 10 numaraydım ama dünyanın en pahalı transferi olarak geldiğim takımda boşta olan tek numara Manuel Sanchis'ten kalan 5 numaraydı. Saha dışında hiçbir zaman lider olmak istemedim. Benim için takımın lideri olmak demek sahada lider olmak demekti. Evet, 10 numara giymiyordum, evet, orta sahanın göbeğinde oynamak yerine her seferinde sol kanada kaçıyordum ama lider bendim. Maç bittiğinde evime giderdim, oynadığım hiçbir takımda soyunma odası dışında lider olmak için bir kavgam olmadı. Ben pijamalarımı giyip çocuklarımla televizyon izledim. Real Madrid'de bana teknik adamların 'Kafana göre oyna, istediğini yap' dediğini sandı insanlar ama her zaman yanıldılar. Ben takımın bir parçasıydım. Bir kanatta Figo diğerinde ben vardım, forvette de Raul ve Morientes. Başka nasıl oynabilirdik ki? Topu aldığımda sola kaçar sonra ceza sahasına doğru yönelirdim. Ya bir pas ya da bir şut. Zaten baksanıza göbekte oynayan 10 numara mı kaldı? Mesut da kanattan geliyor benim gibi... Hep dünyanın en iyi futbolcusu olmak istedim, bunun için hep çok çalıştım. Fakat en iyi olamadım. Aslında hepsi bu. Ben kendimi ancak dünyanın en iyi 20'si arasına koyardım. Size ilk beşimi de sayayım isterseniz: Pele, Maradona, Cruyff, Di Stefano, Messi, Ronaldo'lar.. Beşi geçtik değil mi? Bir de Francescoli elbette..." 
(So Foot, France Football, Diario As)


Zinedine Yazid Zidane. 1972 yılında Marsilya'da doğdu. Cannes, Bordeaux, Juventus ve Real Madrid formalarını giydi. Çok kupa kazandı. "Nasıl futbolcuydu?" sorusuna "Bolşoy Balesi'ne futbolun yanıtıydı" en kısa tarifidir. Real Madrid'de Ancelotti'nin yardımcılığını yapıyor. Kaybetmekten korktuğu için teknik adamlık tekliflerini geri çeviriyor. Üç çocuğu Real Madrid alt yapısında forma giyiyor. Büyük oğlu 'Enzo' 18 yaşında.. 'Zeyneddin Zeydan'ın 'Enzo' Francescoli olmak istediği yaştan geçeli dört kış geçti Madrid'den... Olur mu? Kim bilir, belki başka hayatta... (SABAH Pazar) 

5 Ekim 2013

Hafta Sonu Naklen Yayınlar


5 Ekim Cumartesi
19:00 Eskişehirspor - Beşiktaş ( LİG TV )
19:00 Gaziantep BB - Bucaspor ( TRT Spor )
19:00 Rayo Vallecano - Real Sociedad ( NTV Spor Smart )
19:00 T. Konyaspor - K. Erciyesspor ( LİG TV 2 )
19:30 Leverkusen - Bayern Münih ( TRT Haber , TRT HD )
19:30 Sunderland - Manchester United ( LİG TV 3 )
19:00 Levante - Real Madrid ( NTV Spor Smart )
21.45 İnter - Roma ( Tivibu )
23:00 Barcelona - Valladolid ( NTV Spor Smart )
00:30 Botafago - Gremio ( LİG TV 3 )

6 Ekim Pazar
12:30 CSKA Moskova - Dinamo Moskova ( LİG TV 3 )
13:00 Atletico Madrid - Celta Vigo ( NTV Spor )
13:30 Ajax - Utrecht ( FOG TV )
14:00 1461 Trabzon - Samsunspor ( TRT Spor )
14:00 Kasımpaşa - Elazığspor ( LİG TV 2 )
)15:00 Montpelliler - Lyon ( Tivibu )
15:00 Ankaragücü - Nazilli Belediye ( Başkent TV )
15:00 Göztepe - Hatayspor ( Kanal 35 )

15:30 Norwich City - Chelsea ( LİG TV 3 )
15:30 Vitesse - Feyenoord ( FOG TV )
15:30 Anderlecht - Kortrijk ( TV Net )
16:30 Akhisar Belediye - Galatasaray ( LİG TV )
16:30 Nürnberg - Hamburg ( TRT HD )
16:30 Çaykur Rizespor - MP Antalyaspor ( LİG TV 2 )
17:30 PSV Eindhoven - RKC Waalwijk ( FOG TV )
18:00 Sevilla - Almeria ( NTV Spor Smart )
18:00 West Bromwich Albion - Arsenal ( LİG TV 3 )
18:00 Bordeaux - Sochoux ( Tivibu )
18:30 Freiburg - Eintracht Frankfurt ( TRT Haber , TRT HD )
19:00 Fethiyespor Mersin İdman Yurdu ( TRT Spor )
19:00 Sivasspor - Gençlerbirliği ( LİG TV 2 )
19:00 Zulta Waregem - Standart Liege ( TV Net )
19:00 Denizlispor - Adanaspor ( TRT Spor Web )
20:00 Fenerbahçe - Trabzonspor ( LİG TV )
20:00 Getafe - Real Betis ( NTV Spor Smart )
21:45 Juventus - Milan ( Tivibu )
22:00 Athletic Bilbao - Valencia ( NTV Spor )
22:00 Atletico Mineiro - Corinthians ( LİG TV 3 )
22:00 Gimnasia La Plata - Velez Sarsfield ( TV Net )
00:15 River Plate - Boca Juniors ( TV Net )

29 Eylül 2013

Kurumsallaştırılamaz


Sol açığın 10 numarayla ikiye bir yapıp sıfıra inip kestiği ortaya arka direkte uçarak kafa vuran santrforun topu uzak kale direği dibine yolladığında tribünlerin "Goooolll!" diye ayağa kalktığını anlatan satırlarla aramıza mesafe girdi son yıllarda. Yüksek çözünürlükte izleyince okumayı unutuyor insan. Şimdi devir, takımların 4-3-3, 4-2-3-1 mi yoksa 4-1-3-2 mi dizildiği, hangi futbolcunun kaç kilometre koştuğu, 10 numaranın kaç kez topla buluştuğu... Rakamlar, rakamlar... Bu oyunun aktörleri teknik adamlar ve futbolcuları istatistiklere boğdukça, insan olduklarını unuttuk. Bildiklerimiz, sahada ve kulübedeki varlıklarıyla kısıtlı. Neye gülerler; ne yer ne içerler; korkuları var mıdır; zor adamlar mıdır, neyi özlerler? Sahne her seferinde susmak bilmeyen yöneticilerde olduğu için bu soruların karşılığını boş bırakacağımız onlarca futbol şöhretimiz var. 

Fatih Terim deyince; kazandığı kupaları, aldığı galibiyet ve çalıştığı sezon sayısını bir çırpıda söyleyebilecek binler varken, gerçekten "Fatih Terim kim?" sorusunun altını doldurabileceklerin sayısı belki de iki elin parmaklarından az. Milli takımla tüm ülkeyi sevindirmeye kendini adamış bir teknik adamın kulüp düzeyinde Galatasaray ile kazandıklarından sonra ezeli rakiplerinin taraftarları tarafından sevilmesini beklemek safiyane elbette. Lakin hakkını teslim etmek, saygı duymak, takdir etmek... Unutulan işte budur. Saha kenarında kazanma hırsıyla kendinden geçen, oyunu 11 futbolcusu kadar yaşayan, yanlış olduğuna inandığı hakem kararlarına isyan eden; kimi zaman öfkesine yenik düşen, sırılsıklam gömleğiyle soyunma odasına giden Terim için kim, ne zaman eleştiriye başlasa aynı yeknesaklıkla konuşuyor ve yazıyor: "Kibirli. Egosu yüksek." Her söyleyen de, ilk söyleyen havasıyla söylüyor nedense... 

Ağzından çıkan her kelimenin haber değeri taşıdığı; girdiği her mekanda yüzlerce imza vermek ve fotoğraf çektirmek zorunda olan; iletişimde olduğu her insanla mesafeyi doğru ayarlamadığında bundan zarar göreceğini bilen; maçı verdiği taktikle kazanılıp kaybedildiği bilinmesine rağmen işi değil de, kişiliği hedef seçilen Terim'in bu kalabalıklar içindeki yalnızlığında kendisini koruyabilmek için ruhuna kuşandığı görünmez zırhın adı, gerekli bir kibir olmasın sakın... Ya da işi, milyon avrolar kazanan ve egosu soyunma odasına sığmayan futbolcuları yönetmek, hedefi her 90 dakika sonunda milyonlarca taraftarı hayal kırıklığına uğratmamak olan Fatih Terim, başarıyı, tecrübesi ve oyun bilgisi kadar bu yüksek egosu sayesinde yakalayabilmiş olabilir mi acaba? Ya da onun klasmanındaki Avrupalı teknik adamların hangisinin egosu Terim'den düşüktür? 


Terim başta olmak üzere, bizim daha çok insan hikayesine ihtiyacımız var. Sadece çalıştığı takımın taraftarını sevindiren ya da öfkesi ekranlardan taşan Terim'in de kendini daha fazla anlatmaya ihtiyacı olduğu gibi... Mesela, 10 yıldır milyonlar kazanmak varken neden reklam filmi tekliflerini geri çevirdiğini; 10 milyona dev bir yat almak yerine, deniz keyfini bir botta sürüp, iskelede nasıl parmağını kaybetme tehlikesi yaşadığını; sevdiklerini kaybettiğinde nasıl ayakta kalıp takımını yönettiğini, ne okuduğunu, neyin onu dinlendirdiğini, örneğin menemeni çok sevdiğini, kebaptan vazgeçmediğini ama Milano'da, Floransa'da halkın gittiği favori lokantalarını da, eşiyle çocuklarıyla katıldığı sosyal sorumluluk projelerini, eğitime verdiği katkıyı da, babacanlığını, ağabeyliğini ve daha fazlasını da bilmeli insanlar... 


Kurumsallaştığını söyleyen Galatasaray yönetimine karşı "Kurumsal değil, durumsal bakarım" diyen bu toprakların insanına, 40 yılını verdiği kulübünden her ayrılığında kibir ve ego kelimeleriyle nişan alanların bilmediği ve belki de bildikleri halde görmezden geldikleri ve küçük dünyalarına büyük gelen belki de şudur: Bu oyunda bazılarının hayallerinin bittiği yerde, Fatih Terim'in gerçekleri başlar. 


Fatih Terim kurumsallaştırılamaz. Kazandığı kupalarla futbol dünyamızın en tepesine oturmuş; geleceğini, 30 yıl önce bıraktığı futbolculuk döneminde garantilemiş, hepimizin vizeyle girdiği bir ülkede 'Grande Imparatore' diye karşılanan bu insanın Galatasaray'dan üçüncü ayrılığında evinin önünde toplanan taraftarlara bakıp gözyaşlarına hakim olamamasının ve günlerin yorgunluğuna yenik düşmüş, o en Anadolu bakışlarının fotoğrafının sığacağı, vesikalık olacağı bir kurumsal kimlik maalesef yok bu hayatta. Olmasın da... (SABAH Pazar) 

27 Eylül 2013

Güle Güle Dayı

Hani "Ben kaldım kardeş ben kaldım"dı Dayı... Gittin, elimizi, ayağımızı kestin. Yeni sözüm yok ki sevdiklerim gittiğinde... 

yoksa birden fazla siyah ceketin; çoksa, çoğalıyorsa gittiğin cenazeler yıllar geçtikçe. camiden çıktığında yakandan alıp da cebine koyduğun rahmetlinin fotoğrafını ne yapacağını bilmiyorsan, sadece eş dost akraba değil; sevdiğin ama tanımadığın insanların da cenazesinde son bir veda ediyorsan; artıyor bu iğne delikleri. hani bazı kumaşlar tutmuyor da o delikleri, bazıları tutuyor işte. delik deşik oluyor siyah ceketin sol yakası. iğne deliklerine bakıp hangisi hangi cenazeden diye de çıkartamıyorsun anasını satim...
ölüyorlar
delik deşik oluyorsun...
hem siyah ceketin
hem de sen...

Hafta Sonu Naklen Yayınlar


27 Eylül Cuma
20:00 Bursaspor - Akhisar Belediye @Lig TV
21:30 Augsburg - M'Gladbach @TRTHaber / TRTHD
22:00 Valladolid - Malaga @NTV SporSmart

28 Eylül Cumartesi
14:00 Balıkesirspor - 1461 Trabzon @TRT Spor
14:45 Tottenham - Chelsea @LigTV 3 
15.00 Lorient - Marsilya @Tivibuspor
15:00 Terek - CSKA Moskova @LigTV 2
16:30 Bayern Münih - Wolfsburg @ TRT HD 
17:00 Orduspor - İBB @ TRT 1 
17:00 Valencia - Rayo Vallecano @NTV SporSmart
18.00 PSG - Toulouse @Tivibuspor
19:00 Galatasaray - Çaykur Rizespor LİG TV 
19:00 Gaziantepspor - K.Karabükspor @LigTV 2
19:30 Eintracht Frankfurt - Hamburg @ TRT Haber 
19:30 Swansea City - Arsenal @LigTV 3 
19:45 AZ Alkmaar - PSV Eindhoven @ og TV 
21:00 Real Sociedad - Sevilla @ NTV Spor 
21:45 Ajax - Go Ahead Eagles @Fog TV
21.45 Milan - Sampdoria @Tivibuspor
23:00 Real Madrid - Atletico Madrid @NTV SporSmart
00:30 Nautico - Coritiba @LigTV 2

29 Eylül Pazar
13:00 Osasuna - Levante @NTV SporSmart
13.30 Torino - Juventus @Tivibuspor
14:00 Ankaraspor - Adana Demirspor @TRT Spor
15:30 Feyenoord - ADO Den Haa @ Fog TV 
15:30 Stoke City - Norwich City @LigTV 3
16.00 Sassuolo - Lazio @Tivibuspor
16:00 Elazığspor - Sivasspor @LigTV 2
16:00 Trabzonspor - Torku Konyaspor @Lig TV
16:30 Werder Bremen - Nürnberg @TRT HD
18.00 Ajaccio - Montpelliler @Tivibuspor
18:00 Celta Vigo - Elche @NTV SporSmart
18:00 Sunderland - Liverpool @LigTV 3
18:30 Braunschweig - Stuttgart @TRTHaber 
19:00 Gençlerbirliği - Fenerbahçe @Lig TV
19:00 Kasımpaşa - Eskişehirspor @LigTV 2
19:00 Samsunspor - Gaziantep BB @TRT Spor
20:00 Espanyol - Getafe @NTV SporSmart
22:00 Real Betis - Villarreal @NTV Spor
22.00 Reims - Monaco @Tivibuspor
00:30 Atletico Mineiro - Santos @LigTV 3

30 Eylül Pazartesi
20:00 Bucaspor - Boluspor @TRT Spor
20:00 K.Erciyesspor - Kayserispor @LigTV 2
20:00 MP Antalyaspor - Beşiktaş @Lig TV
21.45 Fiorentina - Roma @Tivibuspor
23:00 Granada - Athletic Bilbao @NTV SporSmart

25 Eylül 2013

Terim-Aysal-Kurumsallaşma


Audio and voice recording >> Yazı yazmaya niyetliyken, Lig Radyo'da Uğur Karakullukçu sordu, anlattım: Fatih Terim-Ünal Aysal-Kurumsallaşma-Galatasaray TV

23 Eylül 2013

Diamantes Negros


Fragmandan anladığım çok iyi bir film geliyor. Kara Elmaslar. İspanya'ya profesyonel futbolcu olmak için gelen Afrikalı gençlerin hikayesi. Kısaca Eto'o gibilerin hikayesi...

Gökyüzünde İsmi Gezen Yıldızlar


İş adamı Haluk Semiz, 1990'lı yıllarda Bursaspor'a reklam ve sponsorluk kanalıyla yaptığı ekonomik katkının yanı sıra proje anlamında da ciddi destek vermişti. Bunlardan biri Semiz'in yakın dostu Johan Cruyff aracılığıyla yeşil-beyazlı kulüp ve Barcelona arasında kurduğu köprüydü. Bursaspor'un altyapı antrenörleri, Haluk Semiz'in gerçekleştirdiği işbirliği sayesinde İspanya'ya giderek Barcelona kulübünde uzun süreli eğitim aldı ve işleyişi yerinde gözlemleme şansına sahip oldu. Haluk Semiz'in önemli jestlerinden biri ise o dönem sahip olduğu havayolu şirketine ait üç uçağa Bursaspor'un sembol isimleri Mesut Şen, Ersel Altıparmak ve Sinan Bür'ün isimlerini vermesiydi. Onun sayesinde yeşil-beyazlı yıldızların isimleri göklerde dolaştı. Fotoğrafta Haluk Semiz, Sinan Bür, Mesut Şen ve Ersel Altıparmak ile Sinan Bür'ün adını taşıyan uçağın önünde. // KORAY GÜRTAŞ 
Fotoğraf: Erdal Akçay

22 Eylül 2013

Bir Başka Arda Turan


Bir başka şehre gittiğinde taşıdığın eşyaların değil kendindir aslında. Yaşanmışlıklarını sırtına alır gidersin Arda Turan gibi... Arda, Madrid'e giderken yanında neler götürdü, geride neler bıraktı, orada neler biriktirdi.  10'un hikayesi


Dönüm noktaları vardır hayatın. Hani tıp okurken her şeyi geride bırakıp gidip tiyatrocu olmak gibi... Aileye veda edip bir başka şehirde yoluna devam etmek gibi... Baba olmak gibi. Hani maçın hiç bitmemesini istemek gibi. Onunki de böyle bir hayat. 25 ay önce tam ortadan ikiye bölünen, 24'ünde bir başka ülkenin denizi olmayan o büyük şehrinde devam eden bambaşka hayat. Bir Arda Turan ve iki hayat var önümüzde anlatılacak. Zamanlar farklı, şehirler farklı, insanlar farklı, ağaçlar, yollar farklı. O günlere dair not düşülmüş satırlardan başlamalı. 

 2009... Onun etrafında kurulacak bir takım' sloganıyla başlayan transfer döneminde Galatasaray'ın kaptanlık pazubentini ve 10 numaralı formasını verdiler Arda'ya. Törende formanın Metin Oktay'ın forması olduğu vurgulandı, pazubenti 22 yaşında koluna geçirmesine dikkat çekildi. Bir zamanlar Hagi'nin topunu toplayan bu genç adam Galatasaraylı'ydı. Bunu her zaman, her yerde söyledi. Endüstriyel futbolun coştuğu bir dönemde ülke içi rekabette kendisine açılacak muhtemel iki kapıyı (Fenerbahçe dört yıl boyunca her transfer döneminde transfer teklifini yineledi) ilk günden elinin tersiyle itti. Taraftar her zaman sever böyle futbolcuyu. Emre Belözoğlu'nu da böyle sevmişti Galatasaraylılar. Ta ki Inter'e gidene kadar... Emre dönmedi. Üstelik büyük bir ustalıkla, zor saklanacak bir sırrı vardı. Fenerbahçeli'ydi. İşte bu ihanet ve aldatılmışlık duygusu, Arda'ya 10 numaralı formanın ve kaptanlık pazubentinin verilmesinin sebebiydi. Derin bir kılıç yarasıydı Emre, Boğaz'ın bir yakasında.
Arda ise açık yaraya gazlı bez! Ağır bir ihaneti unutmak isteyen bir adamın/kadının hemen yeni bir aşka yelken açması ve sonrasında hayal kırıklığına uğraması gibi. O gün de bugün, "Arda'ya kaptanlığın verilmesi hataydı" diyenlerin hissettiği, o aşkta aradığını bulamayan adamın hissettiğidir. Bu, Arda'yı kötü yapmazdı. Yapmadı da. Arda o gün seri ilanlara "Hüviyetimi kaybettim. Arda Turan" yazdırsa yeriydi. Bu genç adama kimse ne olmak istediğini sormadı o gün. Bir kostümdü giydirmek istedikleri.
Hayat dedikleri maskeli baloydu o günlerde yönetenlerin. Gitmeliydi Arda Turan, kendinden nefret etmeden... Nerede, nasıl, tekrar gülümseyecekse; oradan bir fotoğrafını yollamalıydı. 



Ne garip tesadüftür ki yine onun etrafında bir takım kuracaklarını iddia eden bir başka Galatasaray yönetimi, 2011'in ağustos ayının 9'unda Arda Turan'ı Atletico Madrid'e sattığını açıkladı. İspanyollar için Galatasaray'ın takım kaptanı, gelecek vaat eden bir futbolcudan öte değildi.
Atletico Madrid, imza atacağı güne kadar onu şehrin dışında bir otele yerleştirdi. Bir otel odasında dizlerini karnına çekmiş adam geldiği toprakların en yetenekli futbolcusuydu ama önündeki hayat tüm bunları yeniden ispat etmesini gerektiriyordu. Bilmediğin bir dil, bilmediğin caddeler, tanımadığın insanlar... Üstelik ardında bıraktığı şehirde "Yapamaz, döner" diyenlerin, başkalarının mutsuzluklarından beslenenlerin kakafonisi... 

- Kralını oynarım ağabey, biliyorsun beni.
- Biliyorum, bilmez miyim, sen de bu özgüven oldukça geçemeyeceğin defans yok. Hatırlıyor musun yıllar önce alt yapıdaydın, bana uçakta bir deplasman dönüşü ne demiştin?
- Hatırlamaz olur muyum abi, ben yeteneğime güveniyorum ama A takıma çıksam bir yarıyı çıkartamam.
Tempo çok yüksek orada. Kendimi geliştirmem lazım, özgüvenimi de böyle toparlarım demiştim.
- Ben de 'kaç pasaport eskittin daha 18'ine gelmeden' diye sormuştum. Üçtü değil mi?
- Burada da en iyisini yapacağım ağabey.
Çok çalışacağım, ben güçlü olduğum sürece bu takımda banko oynarım. Kimse bana yapamadı, diyemeyecek. Aklımda olan tek şey futbol. 
'


Atletico Madrid'in efsane stadı Vicente Calderon'daki kulüp mağazasında imza töreni öncesinde forma numarası belli olmayan Arda Turan'ın satıştaki ilk formasına, çok sevdiği Cruyff'un forma numarası 14'ü yazdırmak istediğimde görevli itiraz etti: "O forma numarası Gabi'ye ait." Haklıydı. Gelenekleri olan bir kulüpte bir başkanın numarasının üstüne Arda yazdıramazdın. "Biliyor musun, bir gün 10 numaralı formayı giyecek Arda bu takımda" dedim. Her kulübün en şık numarası 10 numarayı... "O da Diego'nun" dedi görevli kendinden emin bir gülüşle. İlk basın toplantısında Madridli gazetecilerin karşısına çıktığında ülkenin tüm kupalarına tekellerine almış Real Madrid ve Barcelona'ya meydan okuduğunda salonda gülüşmeler yaşanmadı değil. "Çok çalışırsak, Real Madrid ve Barcelona'yı geçebiliriz" demişti o gün. Evet, zordu ama inandığını söylemekten başka çaresi yoktu. 'El Turco' sahaya çıktığı ilk maçtan itibaren bastı çalımı rakiplerine. Hayatta en kolay yaptığı işti ne de olsa. Teknik direktörü değişti, takım arkadaşları değişti, o da yerinde saymadı.
Oyun zekası, bileklerindeki kıvraklık yetmezdi İspanya'nın futboluna. Ağırlıklar altında ezildi, salonda aylarca çalıştı ve bir başka Arda Turan yarattı. İlk sezonunda Avrupa Ligi Kupası'nı kaldırdı.Üç ay sonra takımıyla Chelsea'yi sahadan silip Avrupa Süper Kupası'yla Madrid'e döndü.


Geçen sezon soyunma odasından "Bu akşam bizi yeneceklerse önce öldürsünler" diyerek çıktıkları Kral Kupası Finali'nde Real Madrid'i kendi stadı Santiago Bernabeu'da yere serip bir kupayla daha fotoğraf çektirdi. Atletico Madrid'in 10 numarası, dört gün önce Ruslar'ın milyonlar akıttığı Zenit'ini de bir gol ve bir asistiyle yıktığında Vicente Calderon Stadı "Arda, Arda Turan! diye yıkılıyordu. "Barça ve Real Madrid'i geçebiliriz" diyen Arda, ligin dört haftası geride kalırken yine haklı çıktı. Atletico Madrid ligin zirvesinde oturuyor.
Sözleşmesini 2017'ye kadar uzattı. Arda hep aynı Arda . İki yıl öncesiyle bugün arasındaki tek fark artık fotoğraf karelerine sığmadığı... Onun için artık posterini yolla oralardan Arda Turan... (SABAH PAZAR)


Nisan 2010: Fotoğrafını yolla oradan Ardan Turan

21 Eylül 2013

Futbolin


" El secreto de sus ojos"'un yönetmeni Juan Jose Campanella'dan yeni film (Animasyon) FUTBOLİN (Langırt)

4 Nefes 1 Maç


Proje: Culture Multure&Kontratak 
Yönetmen: İsmet Kurtuluş 
Müzisyenler: 'Dört Nefesli' -- Duru Tuna, Erbil Doğan, Siney Yılmaz, Barış Ertürk

Hafta Sonu Naklen Yayınlar


21 Eylül Cumartesi
14:45 Norwich City - Aston Villa @ LİGTV3
15:00 Tokatspor - Yeni Malatyaspor @ Vuslat TV
15:00 Ankaragücü - Diyarbakır BB @Başkent TV
16:00 Tavria - Metalist Kharkiv @TVnet
16:30 Nürnberg - Dortmund @TRT Haber,TRT HD
17:00 Liverpool - Southampton @LİGTV3
17:00 Real Sociedad - Malaga @NTVSpor
17:00 Tavşanlı Linyitspor - Adanaspor @TRT 1
18:00 Sivasspor - Kasımpaşa @LİG TV
18:00 Torku Konyaspor - Gençlerbirliği @LİGTV2
18:00 Bastia - Marseille @Tivibu
18:30 Shakhtar - Vroskla Poltava @TVnet
19:00 Chievo - Udinese @Tivibu
19:00 Almeria - Levante @NTVSpor Smart
19:30 Chelsea - Fulham @LİGTV3
19:30 Schalke 04 - Bayern Münih @TRT Haber
20:00 Manisaspor - Karşıyaka @TRT Spor
20:30 Eskişehirspor - Medical Park Antalyaspor @LİGTV2
20:30 Fenerbahçe - Elazığspor @LİGTV
21:00 Rennes - Ajaccio @Tivibu
21:00 Rayo Vallecano - Barcelona @NTVSpor Smart
21:45 Genoa - Livorno @Tivibu
23:00 Valladolid - Atletico Madrid @NTVSpor
00:30 Fluminense - Coritiba @LİGTV3


22 Eylül Pazar
12:30 Spartak Moskova - CSKA Moskova @LİGTV 3
13:00 Real Betis - Granada @NTV Sporsmart
13:30 Vitesse - PEC Zwolle @FogTV
13:30 Sassuolo - Inter @Tivibu
15:30 Arsenal - Stoke City @LigTV 3
15:30 Feyenoord - Utrecht @FogTV
15:30 Club Brugge - Anderlecht @FogTV
16:00 Kahramanmaraşspor - Orduspor @TRT Spor
16:00 Juventus - Verona @Tivibu
16:00 Roma - Lazio @Tivibu
16:30 SC Freiburg - Hertha Berlin @TRT Haber
17:00 Çaykur Rizespor - Bursaspor @LigTV 2
17:30 PSV Eindhoven -Ajax @FogTV
17:30 PSV - Ajax @Tivibu
18:00 Celta Vigo - Villarreal @NTV Sporsmart
18.00 Lyon - Nantes @Tivibu
18:00 Manchester City - Manchester United @LigTV 3
18:30 Stuttgart - Eintracht Frankfurt @TRT Haber
19:00 Standart Liege - Lokeren @TVNet
19:00 Beşiktaş - Galatasaray @LigTV
19:30 Rostov - Zenit @LigTV 2
20:00 Adana Demirspor - Bucaspor @TRT Avaz
20:00 Boluspor - Samsunspor @TRT Spor
20:00 Real Madrid - Getafe @NTVSpor Smart
21:45 Milan - Napoli @Tivibu
22:00 Corinthians - Cruzeiro @LigTV 3
22:00 Valencia - Sevilla @NTVSpor Smart
22:00 PSG - Monaco @Tivibu
22:15 Estudiantes - Gimnasia La Plata @TVnet

23 Eylül Pazartesi
00:15 Argentinos Juniors - Boca Juniors @TVnet
20:00 Kayserispor - Trabzonspor @ LİGTV
20:00 İstanbul BŞB- Mersin İdmanyurdu @ TRT Spor
23:00 Espanyol - Athletic Bilbao @ NTVSpor Smart

16 Eylül 2013

Yeni San Mames







A.Bilbao'nun yeni stadı "Yeni San Mames" bu akşam açılıyor. İlk maç A.Bilbao-Celta Vigo. Stad hakkında: San Mames Barria

15 Eylül 2013

Luke Duggan





Didier Drogba'nın
Sneijder'e Verdiği Sır


Kimin söylediğinin pek bir önemi yok, çünkü söyleyen de hatırlamak istemiyordur bu cümleyi: "Hagi bastonuyla geldi." 17 yıl önce Barcelona'dan Galatasaray'a geldiğinde 31 yaşında olan Hagi'yi yaşlı bulanların sayısı doğrusu az değildi o günlerde. 90'larda, 30'lu yaşların ilk yarısı, futbolcular için kariyerinin sonbaharı demekti. Kendilerine iyi bakanlar hariç... Rumen efsanenin beş yıl boyunca oynadığı futbol eleştiri sahiplerinde 'baston etkisi' yarattı ve "Her güzel şeyin bir sonu var" diyen Hagi, 36'sında futbola veda etti. Formayı çıkardıktan üç yıl sonra kendisine "İki yıl daha oynamaz mıydın?" diye sorduğumda da "Oynardım ama haftada beş gün idman yapacak gücüm kalmamıştı. Maçları oynardım ama o idmanlara çıkmamak olmazdı" dedi. 10'un vedasından 12 yıl sonra bir başka süperstar, Drogba, Galatasaray formasını sırtına geçirdiğinde yaşının karşısında 35 yazıyordu. Hagi'nin futbolu bıraktığı yaştan bir eksik. Dünya değişmiş, futbol değişmiş, oyun hızlanmış, defans oyuncuları birer gladyatöre dönüşmüş ama ne gam... Drogba 'doktordan satılık' otomobil edasıyla sol şeritten devam etti ve hâlâ da ediyor. Düzenli idman yapmak, yediğine içtiğine dikkat etmek, uykunun hakkını vermek profesyonel futbolun olmazsa olmazı. İşine saygı gösterenlerin de bunları yerine getirdiğinde kariyerlerine en az beş yıl ekledikleri kesin. Fakat Drogba, Maldini, Puyol, Cafu, Costacurta gibi isimler nasıl oluyor da yolun yarısındayken bile futbol topunun peşinden koşuyorlar? 


Bu sorunun cevabını bize belki Sneijder verebilir. 28 yaşında Galatasaray'a geldiğinde İtalya'da 'bitmiş' damgası yiyen Hollandalı 10 numaranın, Fransız So Foot dergisine verdiği röportaja bir göz atalım hep beraber. Sneijder, geçen sezonun ikinci yarısını şöyle anlatıyor: "Galatasaray'a geldiğimde takımın bir parçası olup yardım etmek istedim arkadaşlarıma. İstedim ama fizik olarak bunu yapamayacağım da farkındaydım. Vücudumu her maç zorladım. Şampiyon olduğumuz maçta ne varsa verdim ve o maçtan üç gün sonra bile evde kıpırdamadan yatıyordum. Bu kadarı fazlaydı. İmdadıma Drogba yetişti ve osteopati uzmanı tavsiye etti. Artık onlarla birlikte çalışıyorum ve onlara çok güveniyorum." Malum yaz bitti, şair Murathan Mungan'ın dizelerinde de, takvim yapraklarında da... Mevsimlerden grip, nezle şimdi şehirde yaşayanlar için. Yatağa düştüğünde vitamin haplarına saldıranlarla, sürekli adale sakatlıklarından mustarip olup doktor doktor dolaşan Sneijder arasında bir fark yok. İşte burada devreye giren adam daha bir ay önce "En az üç yıl daha futbol oynarım" diyen Didier Drogba. O ve onun gibi kariyerlerini uzatan yıldızların sırrı koruyucu hekimlikte. Acımasız darbelerle yıkılmamak, 90 dakikayı çıkarabilmek için, depar attıkları zaman adaleleri yırtılmasın diye bilimin sunduğu yeniliklerin, usta hekimlerin peşinde koşuyor 40'ına merdiven dayayan futbolcular... 



Maldini, Cafu, Abbiati, Ambrosini, Seedorf, Sergio'ya yolun yarısında forma giydiren ve adı 'huzur evi'ne çıkan Milan kulübü de futbol dünyasında koruyucu hekimliğin öncüsü. Sakatlanınca Bayern Münih'in doktoru Wohlfahrt'a koşma devri çoktan bitti. Artık Jean Pierre Meersseman (Milan'ın sahibi ve İtalya eski başbakanı Silvio Berlusconi'nin 35 yıllık özel doktoru) gibi, Milan'ın dillere destan sağlık merkezi MilanLab'ı kuran ve futbolcuların sakatlanmaması için farklı teknikler kullanan doktorlar revaçta. Meersseman ve onun gibilerinin inandığı, kısaca vücudun bir bölgesindeki rahatsızlığın diğer bir bölgede sakatlığa sebep olabileceği. Örneğin çürük dişi olan bir futbolcunun adale ağrılarının dinmemesi ya da karaciğerinde sorun olan bir diğerinin omzundaki ağrıya ortopedist ile çare arayıp bulamaması gibi... Kineziyoloji, osteopati, kiropraktik uzmanları artık futbolun parçası... Modern gladyatörlerin gözle görülmeyen zırhlarını bu bilim dallarının uzmanları hazırlıyor artık. Yoksa siz hâlâ tekmeliğin yeterli olduğuna inananlardan mısınız? 


Osteopati: Hastalıklarda kas-iskelet sisteminin etkinliği üzerinde duran tamamlayıcı tıp metodu. Bir sinirin veya omurilikten gelen sinirlerin, fiziksel veya duygusal etkilenmeden dolayı organlarda görülen, özellikle eklemlerdeki fizyolojik bozuklukların hareket kısıtlılığını düzeltme, fonksiyonel bozuklukları ve ağrıları yok etme amacıyla uygulanan tedavi yöntemi. 
KineziyolojiHareket bilimi. İnsan hareket sisteminin yapı ve özelliklerini, bu özelliklerin hareket anındaki tesirlerinin çeşitli hareketleri, yer, konum ve zamanla olan ilişkilerini, hareketlerdeki sınırlamaları, hareket prensiplerini içeren dal. 
Kiropraktik: Sinir sistemini düzenlemek amacıyla omurga, kemik ve kaslara müdahele etme yöntemi. Genel hedef omurgada var olduğu düşünülen oynamaları ortadan kaldırmaktır.