Federasyonun maç takvimini kim hazırlıyor merak ediyorum. Fortis Türkiye Kupası'nda yarı finalin ilk maçları (Fenerbahç-Sivasspor/Ankaraspor-Beşiktaş) 4 Mart'ta. Rövanşlar ise 22 Nisan'da. İki maçın arası 49 gün. Bu federasyonda bir Allah'ın kulu yok mudur "Kardeşim biz ne yapıyoruz, dünyada bunun bir örneği var mı? Kupada iki maçın arası neredeyse iki ay olur mu? Adamlar ilk maçın skorunu hatırlamaz." demiyor. İlk maçta rakibine kafa atıp mesela 5 maç ceza alan bir futbolcu rövanşta oynayabiliyor. Dünyada bir örneği varsa buyrun yorum bölümüne yazın...
18 Şubat 2009
İlk Maç Kaç Kaçtı?
Federasyonun maç takvimini kim hazırlıyor merak ediyorum. Fortis Türkiye Kupası'nda yarı finalin ilk maçları (Fenerbahç-Sivasspor/Ankaraspor-Beşiktaş) 4 Mart'ta. Rövanşlar ise 22 Nisan'da. İki maçın arası 49 gün. Bu federasyonda bir Allah'ın kulu yok mudur "Kardeşim biz ne yapıyoruz, dünyada bunun bir örneği var mı? Kupada iki maçın arası neredeyse iki ay olur mu? Adamlar ilk maçın skorunu hatırlamaz." demiyor. İlk maçta rakibine kafa atıp mesela 5 maç ceza alan bir futbolcu rövanşta oynayabiliyor. Dünyada bir örneği varsa buyrun yorum bölümüne yazın...
Arjantin İşi

Bir takımda bu kadar Arjantinli olursa doğum günü de böyle kutlanır. Inter'de Adriano'nun doğum günü partisi. Mangalın başına Burdisso'yu koymuşlar, menüde parilla var. Terlikli Samuel da bonus... Varol Bey, mangal yakalım...
Hiç Şampiyonluk Görmeden...
Onu tanıyanlar sakin, kendi halinde biri olarak anlatıyorlar. 37 yaşında. Milano'da edebiyat fakültesini bitirmiş. Doğduğu yere Cenova'ya dönmüş. Komünistti diyor arkadaşları. Cenova'da psikiyatrist olarak çalışıyormuş. Küçük yaştan beri futbolu sevdalı. Genoa'ya da... Hep kaleci olarak oynamayı severmiş. Her deplasmana gitmezmiş ama en son olarak Roma deplasmanında görmüşler onu. Genoa'nın deplasman yasağı olmasına rağmen gidince polis tarafından grup olarak fişlenmişler. Oysa ki bugüne kadar Genoa'nın stadında hiçbir olaya karışmamış. Pazar öğleden sonra onun tuttuğu takım 10 kişi kalmasına rağmen skoru 3-0'a getirdi. İyi gidiyorlardı bu sezon. Şampiyonlar Ligi'ne gitmeyi hayal ediyorlardı. Mutu çıktı sahneye. Onlara göre hakem de itti Fiorentina'yı. 3-3 bitti maç. Çıkışta Fiorentina otobüsünün çevresinde toplanan Genoa taraftarlarından biri de oydu. Otobüs hareket etti ve o tekerleğin altında kaldı. Şimdi komada. "Kurtulması zor" diyorlar. Genoa Başkanı Enrico Preziosi, "O ölürse başkanlığı bırakırım." diyor.Gabriele Amato, 37 yaşında. Tarihinde 9 şampiyonluğu bulunan Genoa'nın hiç şampiyonluk görmemiş bir taraftarı...
Adam Gibi Adam Raul
Aragones, onu milli takımdan kesmeseydi, muhtemelen bugün İspanyol milli takımının formasını en çok giyen futbolcu ünvanı da onun olacaktı. Real Madrid tarihinin en çok gol atan adamı Raul'u üzen de budur. İki kaleci arasında sıkıştı kaldı Raul. 1 numarada 126 maçla Zubizaretta var. Raul ise 102 milli maçta forma giydi. 3 numarada takım arkadaşı Casillas var. 89 maçta kaleyi korudu. 28 yaşındaki Casillas 4 yıl daha dişini sıkarsa bu rekoru kırabilir. Kale haricinde bu rekora aday gibi görünen iki Barçalı Puyol (72) ve Xavi'nin ise (69) pek şansı yok. İspanyol Futbol Federasyonu, Raul'a bir jest yapmak istedi. Eski takım arkadaşı Hierro, Kasım ayında federasyonun 100. yılı şerefine Santiago Bernabeu'da İspanya ile Arjantin'in karşılaşacağı bir dostluk maçı tertip edeceklerini, Raul'un da milli takıma veda anlamında davet edileceğini söyledi... Ve kıyamet koptu. Konuşan Raul'un menajeri. Dünyanın en az yorulan adamıdır galiba, transferle işi gücü olmayan adamın neden menajeri olur ki(!) "Raul bu daveti kabul etmiyor, etmeyecek" diyor menajeri. "Tabiri caizse aslan gibi oynayıp gollerini atmaya devam eden bir futbolcuya kendi kafalarına göre jübile, veda düzenlemesinler" diyor Bay menajer. Budur...
17 Şubat 2009
Bordeaux vs. Galatasaray
İki takımın da taraftarı için Selçuk Dereli ismi özel bir anlam taşıyor. Galatasaray'ın son iç saha maçını yöneten ve iyi hatırlarla ayrılmayan Dereli, geçen sezon Bordeaux'nun UEFA Kupası'nda evinde oynadığı son maçın hakemiydi ve Fransızları çıldırtmıştı. İki kırmızı kart çıkardığı maçta Anderlecht turu haketmişti ama tribünlerin baskısından sahada ezilen büzülen Selçuk Dereli'nin o maçtaki görüntüsü, Kayserispor maçında verdiği görüntüden farklı değildi. Dağılmış hakem vesikalığı..Bordeaux
Bordeaux'nun stadı Chaban Delmas yarın büyük ihtimalle dolmayacak. Ne teknik direktör; ne takım; ne de taraftar UEFA Kupası'na, ligden daha fazla önem veriyor. Hafta sonunda deplasmanda oynayacakları Saint Etienne maçı onlar için daha önemli. Ocak ayında kupa maçıyla fırtına gibi girmişlerdi. Ocak ayındaki form grafiğiyle Galatasaray için kabus gibi bir takımdılar. 40 günlük vadede form grafiğini tepede tutabilmek kolay değil. Lig, 2 kupa, milli takım trafiğinde fizik olarak düştüler. Bu benim değil Laurent Blanc ve futbolcu Plasil'in yorumu. Yorgunuz diyorlar. Marsilya deplasmanında büyük efor sarfettiler, çok pozisyon verdiler, 1-0 kaybettiler. Araya Fransa-Arjantin maçı girdi. 45 dakika oynaması beklenen Gourcuff 90 dakika sahada kaldı. Blanc çıldırdı. Oyun kurucusunu Grenoble maçında yedek bıraktı. Hedeflerinin O.Lyon hükümdarlığına son vermek olduğu açık, yarın kalede Rame'yi kullanmayabilirler. Galatasaray'a sorun çıkartacak iki adam öncelikle elbette ki Gourcuff ve Chamakh. Mehmet Topal ve Servet'in performansı burada önemli. Tremoulinas, o ligin en fazla bindiren beklerinden. Cavenaghi de kötü gününde olduğunda dağlara taşlara vuran bir adamdır ama kalitesi malum. Geçen sezon da golünü atmıştı. Orta sahaları rakibe top yapmaya izin veriyor. Pire gibi yapışan, alan bırakmayan bir takım değil. Serbest vuruşlarda Gourcuff altıpas içine el bombası atıyor. Bu pozisyonlarda Chamakh hep arka direğe kaçıyor. Burada Galatasaray'a pası atayım...
GalatasarayHakan Balta'sız boyu kısalan defans en büyük handikap. Sabri ve bu takımda oynamayı haketmeyen Volkan Yaman, stoper kademesine özellikle yüksek toplarda giremeyen bekler. Yerden toplarda da ikisi de pozisyon almayı bilmiyor. Volkan Yaman'ın zaten bu takıma geldiğinden beri beli dönmüyor. Orta alanda Lincoln ve Diarra sık sık karşı karşıya gelecek. Diarra çok kolay sinirlenen bir adam. Defansta geçen sezon Galatasaray'ın golünde büyük hatası olan Diawara maden. Baros bu adamı deli edebilir. Kewell'in kondisyonu ancak 45 dakikayı çıkartır. Benim tahminim, yorgun Bordeaux'nun işi ilk 45'te bitirmek için maça hızlı başlayacağı ve ilk yarının kıran kırana geçeceği. Klişe ama ilk 20 dakika çok önemli. Galatasaray da rakibi gibi ligde kötü gidiyor ama Fransızlar gibi form grafiği düşen bir takım değil. 2009 yılına zaten dipte başladılar, bu maçı çıkış olarak kabul edebilirler. Skibbe ise Benfica maçında sezonun en iyi futbolunu oynattı, koltuğunda da bu yüzden oturuyor. Alman teknik adamı her seferinde geçen sezon Galatasaray'a 5 gol atan hoca olarak takdim edenlere, o maçın buzlu Konya maçından sonra 6 saat otobüs yolculuğu yapan, 72 saat sonra sahaya çıkan, sağ beki Barış olan Galatasaray'ın 10 dakikada 3 gol yediği maç olduğunu hatırlatır, Bayer Leverkusen-Zenit maçının skorunu da anımsamalarını dilerim. Takılmış plak gibiler, maşallah. Maç ne olur? Galatasaray bu sezon; ligde her deplasmanında kaybedebilir ve Avrupa'da her deplasmanını kazanabilir gibi şizofren bir yapıya sahip. 3 yılda, 3. kez aynı stada çıkacaklar ve en büyük kozları "Bu sezon Avrupa'da farklıyız" söyleminden başka bir şey değil... Bordeaux ise rövanşta ilk kez Ali Sami Yen'e gelecek...
Pride and Glory
Futbolda da böyledir, yıldızı bol, kendi büyük iki takımın maçı için ekran başına oturursun. Rezalet bir futbol oynarlar ama sonuna kadar seyredersin. "Edward Norton ile Colin Farrell var." deyince kardeşim, tereddüt etmedim, 'izleyelim.' dedim. "Pride and Glory" ne kötü filmmiş kardeşim. Lost 504 ve 505'in arkasına izledik. İki senaryo da aynı ülkeden nasıl çıkıyor yahu? Bu kadar ucuz, basit, sonu baştan belli, bu kadar klişe dolu bir senaryoyu Edward Norton'a nasıl yedirmişler anlamadım. Hollywood'un klasik PR çalışmalarından. NYPD sponsor olmuş galiba filme. Tamam iyi polis-kötü polis iyi omurgadır da; Allah için bir kere şaşırt. "Bak biz iyiyiz tamam içimizde çürükler var ama ayıklamasını biliriz." diye bağırıyorlar. Üstelik 130 dakika. Bence hiç makas yememiş, ne çekmişse koymuş yönetmen Gavin O'Connor. Zaten geçmişinde de dişe dokunur bir işi yok bu adamın. Onca akıl oyunu içeren dizi ve filmi anlamayan salak Amerikalıların anlayacağı basitlikte bir senaryo yazıp, sinemadan çıktıklarında kendilerini iyi hissetmelerini sağlamışlar. Benim aklıma başka bir şey gelmiyor.
Salı Mektupları-Okay Karacan
"Lamp, hobnail boots, tin hat, haversack packed with pliers, screwdrivers and spanners-these were my first tools. Before the white lights of the world's biggest stadiums shone on my endeavours, my working life began in darkness."Boby Robson hala İngiliz futbolunun yaşayan en kariyerli teknik direktörü...
Dünyanın en başarılı futbol yayıncılığını açık ara ellerinde tutan İngilizler, Robson için bir belgesel film yapmıştı.
Gary Lineker'in sunduğu belgesel, FİFA'nın gol projesi kapsamında çektiği üçlemenin her birinden iyidir.
Aslında Hollywood'un beyazperdeye taşıması gerekir Robson'ı : Dünya Kupaları, Pele, Ronaldo, Romario, Gascoigne, Morinho, Lineker, Maradona, Barcelona, İngiltere milli takımı; 50'ler, 60'lar, 70'ler ve oyun tarihine tanıklık eden onlarca anıdan harika bir başyapıt çıkar, eminim..
18 Şubat günü 76 yaşına basıyor.
Gary Lineker ve Kevin Keegan'dan sonra ingiliz futbolunda hayranlık duyduğum futbol adamlarından biridir.Ne garip Keegan'ı milli takıma gelir gelmez göndermiş, Lineker ile çok özel bir ilişkisi olmuştu.Onun çalıştırdığı İngiltere milli takımına 2 kez 8-0, bir defada 5-0 yenilmiştik.
Maradona'nın eli olmasaydı 86'da İngiltere'yi Dünya şampiyonu yapabilirdi.
Kanseri 4 kez yendi. Şimdilerde yine kansere karşı savaşıyor.
2005 yılında yayınlanan otobiyografisi, bir futbol adamı tarafından kaleme alınan en iyi örneklerden biridir.
15-17 yaşları arasında hem kömür madeninde elektrik teknisyeni olarak çalışmış, hem futbol oynamış,
İlham veren bir hikayesi var.. Kitapta en çok etkilendiğim cümlesini ilk paragrafa koydum.
Futbol ve hayata dair bilmediğimiz, öğrenince yüzde tatlı bir tebessüm bırakan o kadar hoş şeyler yazmış ki üstad ."Ah ülkemin yüzyıllık futbol tarihine ışık tutacak yazılmamış mektuplar" diye dövünüyor insan. Siz hiç "...1958 yılının ilk baharıydı, Dolmabahçe'ye geçmek için; takım halinde Kadıköy iskelesinde vapur bekliyorduk. Aramızda maçı izlemeye giden Galatasaray'lı taraftarlar da vardı." benzeri bir cümle okudunuz mu?
Bize anlatılan 2-3 cılız anı ile kimin kimi kaç kez yendiği istatistikleri dışında hiçbir şey yok..
Peki gelecekte böyle bir umut varmı ?
Kimse yazmıyor.
o da yok.!
Özetle futbolumuzun yazılı bir kültürü (bence) yok.!
İnsanı karamsar yapan geçmişte olmadığından ziyade; gelecekte olacağına dair bir işaretin de görünmemesi..
Robson'ın kitabından milli takıma seçilme haberini aldığı günden naklettiklerini alıntılıyor ve bitiriyorum.
Mutlu yıllar Bay Robert Robson...
Okay Karacan
" On a trip to Wolverhampton racecorse in November 1957 I landed the biggest winner of my early professional life. No horses or bookmakers were involved. As I was leaving the track after a good day out with some West-Brom team-mates, I peeled away to buy the evening paper and scanned the stop-press column, where players looked in those days to find out who had been summoned for international duty. There I spotted an announcement: ' The England team to play France is as follows...' and there was my name- R.Robson "
16 Şubat 2009
Eto'o ve Others
Sezon başında Barcelona'da Ronaldinho, Deco, Thuram ve Zambrotta gitti. 5. yolcu olarak hep Eto'o adı geçiyordu. Bir taraftan da onun yerini dolduracak golcüyü bulmaya çalışıyordu medya. Bunlar adı geçen isimlerdi Barcelona forveti için. Eto'o 22 maçta 23 gol attı. Bu performansla zaten Avrupa'nın gol kralı. Adaylar hiçbiri yanına bile yaklaşamadı. Ben bir tercih yapayım. Barcelona'nın bu oyun planında bu 6 forvetten ben David Villa'yı tercih ederdim... Bu arada 1 gollü Drogba, yatacak yerin yok(!).
Yabancılar
İngilizler milli takımlarının her mağlubiyet sonrasında aynı tartışmayı gündeme getiriyorlar: Premier Lig bir İngiliz ligi mi? Yabancı sayısı azaltılmalı mı? Bu tartışmada Liverpool kaptanı Gerrard'ın her zaman sesi gür çıkıyor. Alex Ferguson da destek veriyor. İkili yabancı kısıtlaması getirilmesi taraftarı. Premier Lig, %59.1 ile -kendi milli takımda oynama kriterine rağmen- Avrupa'nın en çok yabancı futbolcu bulunduran ligi. Arsenal kadrosunun da %91.7'si yabancı futbolculardan kurulu. Avrupa'nın büyük liglerinde top koşturan 11 bin futbolcunun 3.900'ü Avrupa Birliği dışında bir ülkenin vatandaşı. İngiltere'den sonra en çok yabancı %54 ile Portekiz'de. İtalya'da Inter kadrosunun %85'i, İspanya'da Atletico Madrid ve Sevilla'nın %69; Real Madrid ve Villarreal'in % 62.5'u yabancı futbolcu. İspanya'da yabancı oranı ise %37. İngilizler bunu uzun zamandır tartışıyor ama bir icraat ortada yok. Gelecek sezon için de önlem alacaklarını söylüyorlar. Bir taraftan da FIFA Başkanı Blatter'in 6+5 projesi var. Bizim ligde 6+2 yabancı hakkının tam kullanmayan birkaç kulüp var. Ortalama 5 yabancı oyuncuyla onbirlerin kurulduğunu söyleyebiliriz. Maksimum 8 rakamı, yabancı sayısının ligde %33 üzerine çıkmasını engelliyor. Bir taraftan yokluktan dolayı bir sürü kazma Türk oyuncunun forma giydiği, diğer taraftan Alanzinho'nun Barış Memiş'e tercih edildiği bir lige sahibiz.
Avrupa Gol Krallığı
Altın Ayakkabı ödülü sıralamasında Eto'o, Salzburg'lu Janko'ya uzunları yakmıştı geçen hafta, bu hafta 2 gol atıp solladı.1- Samuel Eto'o (Barcellona) 23 - 46 puan
2. Marc Janko (Salisburgo) 30 gol - 45 puan
3. Vedad Ibisevic (Hoffenheim) 18 - 36
4. David Villa (Valencia) 17 - 34
5. Lionel Messi (Barcellona) , Marco Di Vaio (Bologna) 16 - 32
6. Diego Milito (Genoa), Diego Forlan (Atletico Madrid), Patrick Helmes (Bayer Leverkusen), André-Pierre Gignac (Tolosa) 15 - 30, Vagner Love (CSKA Mosca) e Kris Boyd (Glasgow Rangers) 20 - 30.
Galatasaray Bordeaux'da Ne Yer?
Vedat Milor'un Milliyet'in hafta sonu eklerinde yazılarını ilk günden beri takip ediyorum. NTV'de de bir program yapmaya başladı. Galatasaray Lisesi-Boğaziçi-Brown ve Stanford çıkışlı bir akademisyendir. Bildiğim kadarıyla son olarak da Koç Üniversitesi'ndeydi. Vedat Milor gurme. Biz ise gurman. Onu okuyup iştahımızı açıyoruz işte. Dün gece de Pazar ekindeki yazısını okudum. Galatasaray'a Bordeaux'da iki restoran tavsiye etmiş. La Tapina ve Jean Ramet. Güzel güzel de anlatmış bu iki mekanı. Üzgünüm ama futbol takımları tavuk ve makarna yer Vedat Bey! Futbolcular maçtan önce kampta ne yer içer, bundan bahsetmek lazım. Öyle Vedat Bey'in sandığı gibi yurtdışı deplasmanlarda şehrin en iyi restoranlarında yemek yemiyor takımlarımız. Bu tavsiyeler ancak cebi dolu taraftarlar için geçerli olabilir. Ben de Bordeaux'da İtalyan lokantası Sacco & Vanzetti'yi öneririm, sahibi kafa adam, dükkan boş olunca sigara içmeye bile izin veriyor. Hesap da şarabı fazla kaçırmazsanız 20-25 euro geliyor.Gelelim yeme, içme meselesine. Türk takımlarının düzeninden bahsedeceğim elbette. Hiçbir takım yurtdışı deplasmanında otel dışında yemek yemez. Maçtan önceki akşam yemeğinde -ki otelin açık büfesi ya da a la carte restoranında değil özel bir salonda yenir bu yemek- önceden gönderilen listedeki yemekler büfede yer alır. Takımlar kendi tesisleri dışında balık yemezler. Menü kırmızı et ağırlıklıdır ve makarna illa ki vardır. Her türlü bakliyat yasaktır. 36 saat kalınan Avrupa deplasmanlarında futbolcular şehri göremeden, sadece maçın oynanacağı stad ile otel arasındaki güzergahı otobüsten seyredip memlekete dönerler. Maçtan önceki öğle yemeği ise fikstir. Izgara tavuk ve makarna. Yeşil salata ve domates yasaktır. Maçtan sonra ise skor ne olursa olsun; mükellef bir sofraya oturmayacak kadar yorgun ve gergindirler. Çoğu zaman sabaha kadar uyuyamazlar. Zaten Avrupa'dan çoğu deplasmanda maçtan çıkışta direkt havaalanına gidilir. Ben Moskova'ya gittim, Kızıl Meydan'ı göremeden dönmeyi başardım mesela...
15 Şubat 2009
Beşiktaş: 1 Trabzonspor: 1
Inter vs. Milan
Real Madrid-Barcelona'dan sonra en keyif aldığım derbidir bu Avrupa'da. 90 dakikası kadar öncesi ve sonrasını okumak, takip etmek aslında işin keyifli tarafı. Yarın akşam Maldini kariyerinin son derbisine çıkacak. 40 yaşındaki devin karşısında 18 yaşındaki Santon olacak İnter formasıyla. 269. Milano derbisi olarak geçecek tarihe bu derbi. Milan'ın 105, Inter'in 91 galibiyeti var. Serie A'da Inter'in evsahibi olduğu 74 derbide ise Intger 25'e 22 önde. Milan, en son 2005 yılında Kaka'nın golüyle 1-0 kazanmıştı Inter'in evsahibi olduğu derbiyi. Ligin ilk yarısındaki derbi ise Ronaldinho'nun golüyle 1-0 bitmiş, Inter ilk mağlubiyetini almıştı. Diğeri de 3-1 ile Atalanta deplasmanında geldi.
Inter evsahibi olunca stada Giuseppe Meazza diyorlar ya; stadın zemini bütün hafta yenilenmiş. Söz meclisten içeri, Kadıköy'ün zeminin hali nedir? Maldini gibi hakem Rosetti için de son Milano derbisi olacak. Inter ile arası iyi değil Rosetti'nin. Yönettiği beş derbide Milan'ın 3 galibiyeti var, iki de beraberlik.
Milan'da Kaka sakat, Shevchenko da yok ama kimsenin umurunda değil. Inter'de Maicon Cuma günü sakatlandı, 2 hafta yok dediler, cumartesi günü mucize oldu, iyileşti dediler. Aziz Mourinho işte! Inter'in bu sezonki lig performansı için basit bir yorum var. Ne Ibrahimovic ne de başkası; Maicon iyi oynadı mı rahat kazanıyorlar. Maç 21:30'da Ntv Spor'da. Ercan Taner anlatacak. Yorumcu ise gerçek Adanalı Fatih Terim. "Çakma Adanalı" Mourinho'nun derbi öncesi yorumuyla selam ederim: "Pazartesi günü bu sıralamayla ligi bitireceklerse derbiyi kaybetmek için imzaya hazırım."
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







