12 Haziran 2008

Scolari Chelsea'de

Onun adı geçmezken 3 aday vardı Chelsea'nın koltuğuna. Ancelotti, Rijkaard ve Mancini. Milan hocasından vazgeçmedi. Rijkaard ve Mancini ise kulüplerinden alacakları tazminatları yiyecekler galiba gelecek sezon. Chelsea resmen açıklamış. Luis Felipe Scolari, Euro 2008 sonrasında Londra'nın yolunu tutacak. Uzun yıllar milli takımlarda çalışmış bir hocanın tembelleşip lig maratonuna adaptasyonunun zor olduğuna inanırım. Scolari büyük hoca ama vereceği sınav da büyük...

Euro 1976/1980/1984/1988

1976-Yugoslavya
Türkiye’nin kuralarda yine şansı yoktu. Güçlü Sovyetler ile aynı gruba düşmüştük. İrlanda ve İsviçre’li grupta ancak 3. sırada yer aldık ve finallere yine uzaktan baktık. Avrupa’nın gözbebeği Cruyff’un sürüklediği Hollanda idi. Gruplarda İtalyanları safdışı bırakan Portakallar, dönemin en iyi takımlarından Çekoslavya’yı buldular karşılarında. Zagrep’deki maçta 77. dakikada beraberliği sağlayan Hollanda, uzatmalarda dayanamadı ve son 6 dakikada yediği 2 golle final şansını kaçırdı. Futbolda sonunda Almanlar’ın kazandığı bir oyun kuralı yavaş yavaş yer ediniyordu. Almanlar, Kızılyıldız’ın stadında evsahibi Yugoslavları 1-1 biten maçın uzatmasında son 5 dakikada Müller’in 2 golüyle vurdu. Finalde o kadar şanslı olmayacaklardı. 2-2 biten 90 dakika sonrasında uzatmalarda gol çıkmayınca penaltı atışlarına gidildi. Çekler’de Panenka’nın topun dibine girip attığı aşırtma penaltı futbol literatürüne geçerken, Almanlar Hoeness ile kaçırınca Çekler kupayı kucakladı.

1980-İtalya

Finaller 12 yıl sonra yine Çizme’ye döndü. Türkiye, Batı Almanya, Galler ve Malta’lı grupta 2. olabildi ama final yoluna adını yazdıran Almanlar oldu. 4’lü final yerini, 4’er takımın grup maçlarındaki mücadelesine bıraktı. Grup birincileri final oynayacak, ikinciler 3.’lük maçında karşılaşacaklardı. Finallerin sürprizi Yunanistan’dı, 24 yıl sonra çok daha büyük bir sürprize imza atacaklarıdan elbette ki haberleri yoktu. A grubunda Almanlar, Çekler ve Hollanda’nın önünde finale adlarını yazdırdılar. Erik Gerets, Ceulemans, Vandereycken’li Belçika B grubunda İspanyolları yenip, İngiliz ve İtalyanlarla berabere kalınca, Roma Olimpiyat Stadı’ndaki finalde Almanların rakibi oldular. Klaus Allofs, “Altın Kafa” Hrubesch’li Almanlar maça hızlı başladı ve 8. dakikada Hrubesch’in golüyle 1-0 öne geçtiler. Vandereycken 75’de penaltından eşitliği sağladı. Rumen hakem Rainea’nın bitiş düdüğü çalmasına 2 dakika vardı ve sahneye yine Hrubesch çıktı. Almanlar 2. kupalarını Roma’da 50 bin seyirci önünde kaldırdılar.

1984 - Fransa

Avrupa Şampiyonları’nıun 7.sine evsahipliği yapan Fransa’nın direkt final vizesi aldığı elemelerde Belçika, Danimarka, Portekiz, Romanya, İspanya, Yugoslavya ve Batı Almanya ilk sırayı aldı ve Paris’in yolunu tuttu. Türkiye yine Batı Almanya ile aynı gruba düşmüş ve Kuzey İrlanda, Avusturya ve Arnavutluk ile kozlarını paylaşmış ve 7 puanla 4. sırada kalmıştı. 1984 Avrupa Şampiyonası futbol tarihine en renkli ve en güzel futbolun oynadığı finallerden biri olarak yazıldı. Fransızların Platini, Giresse, Tigana, Luis Fernandez gibi yıldızları Michel Hidalgo yönetiminde turnuvanın favorisiydi. Yugoslavların teknik direktörü Todor Veselinovic idi ve Hadzibegic, Saffet Susic, Stojkovic gibi büyük yeteneklere sahiplerdi. Bir başka tanıdık yüz ise Danimarka’nın başındaydı. Sepp Piontek yönetimindeki Laudrup, Soren Lerby ve Arnesen’li Danimarka. Belçika ise Enzo Scifo ile turnuvaya iddialı gelmiş ama sakat Erik Gerets’i evde bırakmıştı. B Grubu da yıldız kaynıyordu! Schumacher, Briegel, Matthaeus, Litbarski, Voller, Rummenige’li Almanya, Arconada, Camacho, Gordillo, Santillana’lı İspanya, Chalana ve Jordao’lu Portekiz, Boloni ve genç yetenek(!) Hagi’li Romanya. Yarı finale yükselmeyi başaranlar Fransa, Portekiz, Danimarka ve İspanya oldu. Marsilya’da 90 dakikası 1-1 biten maçta Fransızlar, Portekizlileri Platini’nin 119. dakikada attığı golün ardından 3-2 ile yıktılar. İspanyollar final için Danimarka’yı 120 dakikada yıkamadılar ama penaltı atışlarında beşte beş yaptılar. İskandinav temsilcisi ise Elkjaer’in kaçırdığı penaltıyla final şansını yitirdi. Paris’teki finalde Platini çıktı sahneye, turnuvada 9 gol atan büyük yıldız 2-0 biten maç sonrasında Fransa’ya tarihinin ilk kupasını kazandırdı.
1988 -Almanya
Türkiye eleme grubunda Yugoslavya, Kuzey İrlanda ve İngiltere ile eşleşti. Wembley’de 8-0’lık mağlubiyet futbol tarihimizin en büyük hezimeti olarak arşivlerdeki yerini alırken, elemeleri galibiyet alamadan tamamladık. Almanya’nın evsahibi sıfatıyla direkt katıldığı finallerde Danimarka, İngiltere, İtalya, İspanya, SSCB, Hollanda ve İrlanda ilk kez yer aldı. İtalyanlar genç yetenekleri Paolo Maldini, Vialli ve Mancini ile iddialı gelmişlerdi, Almanya ile 1-1 berabere kalıp, evsahibiyle gruptan çıkmayı başardılar. Gary Lineker’lı İngiltere, İrlanda’ya ilk maçta 1-0 mağlup oldu. Futbolu icat edenleri Hollanda ve Ruslar da perişan edecekti. Van Basten’den 3 gol yiyen İngiltere, Aleinikov, Mikhailichenko ve Pasulko’nun 3 golüne de engel olamadı ve 3 mağlubiyetle ülkesine döndü. Tek kırmızı kartın çıktığı en centilmen finallerde kupaya elini uzatan son 4 takım Almanya, Hollanda, SSCB ve İtalya oldu. Hamburg’da Hollanda ezeli rakibi Almanya’yı Koeman ve Van Basten’in golleriyle 2-1 yenerken evsahibinin golü Matthaus’dan geldi. Ruslar, usta golcüleri Protasov ve Litovchenko’nun golleriyle Sttugart’da 60 bin kişinin önünde İtalyanları yıktılar. Münih Olimpiyat Stadı’nda finale Gullit ve Van Basten damgasını vurdu. 32’de Gullit Hollanda’yı 1-0 öne geçirdi, 54’de Van Basten’in sağ çaprazda neredeyse sıfır açıdan vurduğu vole Hollanda’ya ilk ve tek kupasını getirdi.

Telli Baba

Formula 1 değil ki bu futbol. Yağmur boşalınca pite gidip lastik değiştirir gibi tüm takımın kramponlarını değiştiremiyorsun ya da yüksek top oynayacak, mücadele edecek adamları pat diye oyuna alamıyorsun. Hava raporu falan hikaye... Yolu İsviçre'den geçen bilir. Kafasına göre bastırır oralarda yağmur, gün içinde 10 kere güneş açar ardından sağnak boşalır. Bu akşam olduğu gibi. Memleketin maçı olmasa kalkıp gidesi olurdu insanın ilk çeyrekte. İlk maça göre farklı ama yine pek ideal görünmeyen bir 11. Madem Emre bu kadar önemli bir oyuncuydu, ki Tümer asla onun pozisyonunda oynamadı neden Mehmet Topal olmadı Ayhan ile başlamadık. Arda ile kıpırdanan, Tuncay ile savrulan, Servet ile sert duran ama direkten dışarı giden karambol topu dışında pozisyonsuz bir ilk yarı. İsviçre'nin kapasitesi bu, futbolcuya en benzeyen 3 adamları da Türk zaten. Hakan Yakın gol sonrası Podolski görüntüsü çizmedi ama hemen ardından boş kaleye kaçırarak vatana ihanetten yargılanmaktan kurtuldu gönül mahkememizde. Maçın kader anıydı bu arka direkte kaçan pozisyon. Tümer'in bu kadroda olmaması gerektiğini savunanan taraftayım. İyiki de çıktı. Mehmet Topal ile nefeslenen ve aslan gibi oraya buraya koşan Aurelio 20 metre ileri attı kendini bu değişiklikle. Ve Semih. Sezon boyunca ne yaptıysa onu yaptı. Milli maçlardaki performansı hep soru işareti olan ama kalitesi ve kariyeriyle rakip takım üzerinde baskı yaratan Nihat'ın nefis ortasında asılı kaldı Semih. İsviçre'nin yüksek toplarından çekinirken, golü kafayla bulmak da futbol garipliği. Tuncay'ın atamadığı son toplar, Volkan'ın kendinden emin oyunu, kana bulanan Hakan Balta ve Emre Aşık... En azından mücadelenin bir samimiyeti vardı ikinci yarı. 2 sene öncenin hesabını bir son dakika golüyle kapatmak güzel olurdu elbet. Oldu da. Arda'yı galiba iyi tanırım. Soldan aktığında kıvır ve vur diye bağırdım ekran başında. Hocası Kalli olsa çoktan oyundan almıştı. Rakibin topuğuna çarpmasa girer miydi acaba o top? İşimiz Telli Baba'ya kalmıştı bu turnuvada. Kimin adağı ise yerine geldi işte... Çek'in arkasını yazdırır mıyız? Kısmet... Yarın Almanlar yenilirse biz de yenilmiş sayılmıyoruz: UEFA'nın kitabı der ki: Çeklerle berabere kalırsak sonucu penaltılar belirler. (7.08 maddesi)

11 Haziran 2008

Palacio'nun Kuyruğu

Ne zaman bir Boca Juniors maçı izlesem bir sahne canlanır gözümün önünde. Rodrigo Palacio almış topu gidiyor kanattan. Fuleli de adamdır, iyi uzar. Rakibi arkadan saçını çekiyor, o kuyruğu. Palacio acı içinde yerde kıvranıyor. Pek sakat gelir bana bu saçında kuyruk. 1 yıldır Avrupa'ya gelecek, bir türlü toplayamadı valizi. Boca verilen bonservisi beğenmiyor. Barcelona ve Lazio'nun teklifleri var. 14 milyon euro'yu gözden çıkartmışlar. Gago, Higuain, Banega hepsi bu rakamdan çok daha fazlasını kazandırdı Arjantin'e. Boca Juniors, hem ligde hem de Copa Libertadores'de boş çekince de kimsenin bu fiyatı arttırmaya niyeti yok tabii..

Ferguson Kopya Versene

2 yıl önceydi, maçın son dakikası, cepheden frikik, Tümer geldi topun başına, Beckham atmış İngilizler öyle finallere gitmişti. Kolay değildi, olmadı. Sonrası soyunma odasının girişine maçta atılmayan deparlar, çelmeler, tekmeler. Euro 2008'de İsviçre ile aynı gruba düşünce hiç şaşırmadım. Futbolun tanrıları çok sever bu eski defterleri açtırmayı. Garip tecelli, Kadıköy'de o gecenin sabıkalısı Emre bugün sahada olmayacak. Cam adam Gökhan Zan da. İkisinin de sakatlıkları artık kimseleri şaşırtmıyor. Onlar zaten mütamediyen yoklar. Servet'in sezonun son haftası sahaya çıkması hataydı, dinlenmesi gerekiyordu. Futbol tanrıları işte. Arkadaşları kupayı kaldırırken onu soyunma odasında unuttular. Servet oynamazsa dönüp iki Emre arasında dilek tut'a bakmak lazım. Herkesin kadroda olması gerek dediği Ümit Karan İstanbul'da ortağı olduğu gece kulübünün açılışını yaptı dün akşam. Gökhan Gönül için en büyüğünden bir soru işareti var. Şimdi yazmıyorlar, mutlaka yazacaklar. İki stoperle kaldık daha oynayacağımız 2 maç varken. İsviçre'de 3 Türk var. Belki de onlar çizecek kaderimizi, kıracak kalemimizi. Fatih Terim "önemli olan burada olmak" demiş basın toplantısında. Evet yoklamayı verdik; burdayız. Peki sınava çalıştık mı? Hayır. Kanaat notumuz? O da kötü. Tek şansımız var, ön sıradan kopya çekmek: "Alex Ferguson açsana şu kağıdını, göremiyoruz sistemini... "

Euro 1960/1964/1968/1972

1960-Fransa
17 ülkenin katıldığı elemelerde Türkiye, Romanya’ya 3-0 kaybettiği ilk maçın rövanşında İnönü Stadı’nda Lefter’in 2 golüyle üstünlük kurdu ama elenmekten kurtulamadı. Kupaya damgasını vuran İspanya’nın kapılarını tüm dünyaya kapatan General Franco oldu. Aşırı sağcı lider çeyrek finalde Di Stefano, Kubala’lı milli takımını, komünizm’in kalesi Rusya’ya göndermeyip turnuvadan çekilince Fransa’da yarı finallere 3 Doğu Bloku takımı katılmaya hak kazandı: Rusya, Çekoslavakya, Yugoslavya ve evsahibi Fransa. Yugoslavlar, Fransızları unutulmaz maçta 5-4 mağlup ederken, Ruslar, Çekleri 3-0 ile kolay geçtiler ve finale adlarını yazdırdılar. Paris’te Parc de Princes Stadı’ndaki finalde 90 dakika 1-1 sonuçlandı. 113. dakikada Ponedelnik’in golü Avrupa’nın ilk büyüğünü belirledi: SSCB1964 İspanya
29 Avrupa ülkesinin katıldığı turnuvanın evsahipliğini üstlenen General Franco’yu finallerde bir sürpriz bekliyordu. Yunanistan, Arnavutluk ile eşleşince kupadan çekildi. İngiliz ve İtalyanlar eleme turlarına katılmayı kabul ettiler ancak Almanların inadı sürüyordu. Çift maç eleminasyon sistemiyle başlayan turnuvada Türkiye, İtalya ile eşleşti. İlk maçta 6-0 ile hezimete uğrayan milli takım İstanbul’da da 1-0 kaybetti. Kupaya katılmak için 32 yıl daha beklememiz gerekecekti! Lüksemburg elemelerde Hollanda’yı eleyerek büyük bir sürprize imza attı ancak Danimarka’ya elenmekten kurtulamadılar. İspanya’daki dörtlü finale SSCB; Macaristan, Danimarka ve İspanya kaldı. Danimarka’yı 3-0 ile geçen Sovyetler, Macaristan’ı 2-1’lik skorla deviren İspanyolları finalde karşısında buldu. 4 yıl önce Sovyetlerden kaçan General Franco Madrid’de bu kez onların elinden kupayı almak istiyordu. İstediği oldu da. Santiago Bernabeu’da 80 bin vatandaşını arkasına alan İspanyol milli takımı bitime 6 dakika kala Marcelino Martinez’in golüyle sahadan 2-1 galip ayrıldı.1968-İtalya
Avrupa Uluslar Kupası adını Avrupa Şampiyonası’na bıraktı 1968 yılında. 4’lü finali belirlemek için elemelerde grup formatının uygulandığı kupada Türkiye, Çekoslavakya, Galler ve İspanya’lı gruptan çıkamadı. Finale gelen 4 takım İngiltere, SSCB, Yugoslavya ve İtalya oldu. Batı Almanya ilk kez katıldığı kupada gruptan çıkamayarak büyük bir sürprize imza attı. Napoli’deki yarı finalde İtalyanlar 120 dakikası 0-0 biten maç sonrası kura atışıyla adlarını finale yazdırdılar. Floransa’da Yugoslavya, İngilizleri, Dzajic’in tek golüyle yıktı ve Roma Olimpiyat Stadı’nda İtalya’nın rakibi oldu. 120 dakikalık final 1-1 sonuçlanınca takımlar 2 gün sonra aynı stadda bir kez daha karşı karşıya geldiler. Riva ve Anastasi’nin golleri İtalya’ya ilk Avrupa Şampiyonluğu’nu getirdi.1972-Belçika
Almanya, Polonya ve Arnavutluk ile eleme grubunda buluşan Türkiye, tek takımın gruptan çıktığı final yolunda yine hüsrana uğradı. 2 yıl önce Dünya Kupası yarı finalinde İtalyanlara 4-3 kaybeden Almanlar bu kupanın favorisiydi. Gerd Muller fırtınası esiyordu ve İngilizler de bu büyük golcüyü durduramadılar. Finallere gelmeyi başaran 4 ülke Belçika, Macaristan, SSCB ve Batı Almanya oldu. Sovyetler, Macarları Konkov’u golüyle geçerken Batı Almanya’da işi bitiren yine Gerd Müller’di. Evsahibi Belçika’yı 2-0 ile geçen Almanlar, yıllar sonra İtalyanlara mezar olacak Heysel Stadı’nda SSCB’yi ezip geçtiler. Müller’in iki ve Wimmer’in golüyle Almanlar, Avrupa Şampiyonası’nda ilk kez zirveye çıktılar...

10 Haziran 2008

Euro Hat Trick

David Villa'nın hat-trick'i sonrasında eski defterleri açmak lazım. Kupanın tarihinde kimler hat-trick yapmıştı? 1976'da Muller Yugoslavya'ya; 1980'da Klaus Allofs; Hollanda'ya; 1984'de Michel Platini Belçika ve Yugoslavya'ya; 1988'de Van Basten, Ingiltere'ye; 2000'de Kluivert, Yugoslavya'ya ve aynı finallerde Sergio Conceicao, Almanya'ya. Finallerde birden fazla hat-trick yapan Michel Platini. Golcülerin en çok gazabına uğrayan takım da Yugoslavya. İspanyollar 48 yıllık finaller tarihinde en farklı galibiyetlerini aldılar...

Aramızdaki Fark

Bizim futbolumuzla onlar arasındaki fark ne dünya yıldızları; ne üstü kapanan ya da 100 bin kişilik stadlar, ne yüzbin üyeler ne de kasadaki milyar eurolar. Aradaki fark bazılarına göre bu saydıklarımdır ama bana göre de bu fotoğraftır. İspanya-Rusya maçında tribünde iki adam. Real Madrid başkanı Ramon Calderon ve ezeli rakibi Atletico Madrid'in başkanı Enrique Cerezo. Bizim 3 büyüklerin başkanları birbirlerine ancak Papermoon'da görüyor. Derbilerde bile yanyana gelemiyorlar. Hangisi bırakın transferi bir kenara içindeki futbol aşkıyla kalkıp da bu finalleri izlemek için İsviçre-Avusturya'ya gitti? Stadı da yaparsanız, formayı da satarsınız, Adriano'yu da alırsınız ama bu anı satın alamazsınız...

Uzayan Forvetler

"Uza be oğlum" diye bağırırdı eskiler tribünde bu tip topçulara. Uzun atılan topa hele bir de uzun saçlı ise pek fiyakalı depar atarlardı bu uza be oğlumlar... Uzayan forvetlerin takımı İspanya. Raul'un bu kadroda olsa bile yedek kulübesinde fotoğraf olmaktan öteye gidemeyeceği ilk maçtan belli oldu. Aragones 4.5 adamla hücum ederken bile elinde ne kadar efektif son vuruşçular olduğunun farkında. Sanırım pas yüzdesini de son 15 dakikayı saymazsak %70'in altına düşürmediler. Fabregas'ı ben de severim ama bu oyun 11 kişiyle oynanıyor ve ona yer açmak için tek alternatif David Villa'yı kanada çekip David Silva'yı kenarda oturtmak. Torres'i neden çıkardığını anlamadım. 10 dakikada panik yaptı Aragones. 3. gol sonrasında David Villa da Torres'e koşup Aragones'i çekiştirdi galiba... Elinde Xavi ve Iniesta gibi iki inceci ve ayağına top yakışan adamın varsa, forvetlerin böyle uzuyorsa karşındaki takım çizgi defans oynamayacak. İki stoperin arasında tapas-şarap takılacaklardı neredeyse. Hiddink beni çok şaşırttı. Hollandalı'nın takımı defans yapmasını bilmiyor. Havadan da değil yerden uzun topların çoğuna müdahele edemediler. Biri kreatif biri golcü iki eksikleri vardı ama olsalar da birşey değişmezdi. Genç kadro, La Liga ve Şampiyonlar Ligi'nin kurdu olmuş İspanyollar karşısında; bu iş her zaman yürekle olmuyor dedirtti. İspanyolların forvet ve orta sahası tamam ama defans dörtlüsü sallanıyor, grupta olmasa bile çeyrek finalde bu defans çok başlarını ağrıtacak. Turnuvada ciddi bir stoper krizi var. Bir de yorumlardan güzel bir saptama. Forvette baş aktörler yatıyor, yardımcı aktörler atıyor. Almanlarda Podolski, İspanyollar'da David Villa. Bu skora en çok Villa'yı satmak için elini ovuşturan Valencia başkanı sevinmiştir eh bir de bizim mahalleden Ramon...

German Denis Napoli'ye

Ocak ayında olmadı ama bu kez olacak gibi. German Denis 2. Avrupa seferine çıkıyor. Ersun Yanal'ın Trabzon'a çok istediği bir adamdı ama fiyatı pahalı. Transfer resmen bitmiş değil ama Ole gazetesi net yazmış. German Denis gelecek sezon Napoli forması giyecek. Açılış liginde 18 gol atmıştı, kapanış liginde ancak 9 gol atabildi ama gol kralı Cvitanich'in (onu da Ajax bitirdi) de 11 golü var. Independiente'ye 12 milyon dolar gelecek bu transferden. Napoli forvetinde vatandaşı Lavezzi bekliyor onu. İyi ikili olurlar ama takımın gerisi hikaye...
edit: transfer resmileşti..

Diego Buonanotte

Arjantin'de sezon sona erdi ve transfer borsası açıldı. Bu ligde parlayan adamı hiç kaçırmaz ilk uçakla hemen Avrupa'ya yollar menajerler. Arjantin'de taraftar olmak zor iş vesselam. Tam bir yıldız adayı yakalamışsın, adam takımı sürüklemeye başlamış, bir bakmışsın çocuğu kargoya vermişler. River Plate'de de kapanış liginde bu yetenek Diego Buonanotte oldu. Bir kere ismi güzel! Ortega'nın yalan olduğu günlerde forvetin arkasını bu çocuk topladı. 20 yaşında ve sadece 1.60 boyunda. Bu fizikle Avrupa'da çok dayak yer ama o kendi liginden antremanlı. Bu transfer döneminde olmayacaksa bile açılış ligi sonrasında onu da büyük bir lige getirirler. River Plate taraftarı da döner altyapıdan gelecek bir başka yıldızın yolunu gözler...

Türkiye - Arjantin

Yarın İsviçre maçı varken bu maç şimdi kimin umurunda ama rakip Arjantin olunca akan sular duruyor. Arjantin Milli Takımı 19 Kasım'da Türkiye'ye geliyor. Fotoğraftaki Ana Beatriz Barros kadroda yok tabii. Maça 5 ay var, iptal dahil herşey olur, mesela bizim takımın başında kim olur o bile belli değil...

48 Yıllık Hikaye

Sonraları da eşleşmişlerdir İspanya ve Rusya ama bu kupanın 48 yıl önce başlayan tarihine beraber damga vurmuşlardı. 1960'da Fransa'daki finallere milli takımı yollamamıştı General Franco. Komünistlerin karşısına çıkartmadı takımı, sağ sola futbol sahasında boyun eğmemeliydi. 4 yıl sonra İspanya'ya gelen Komünistleri kovamadı elbette. Finalde karşılaştılar. İspanya 2-1 kazandı, kazandıkları tek kupa da bu zaten. Bizim İsviçre ile; İtalyanların Fransızlarla, Almanların Polonya ve Avusturya ile aynı gruba düşmesi elbette ki tesadüf ama aynı zamanda İspanya-Rusya gibi eski defterlerden saklı hikayelerin garip tecellisi. Marca'nın verdiği muhtemel onbir de gösteriyor ki; İspanya 4 kişiyle hücum edecek! Bu finallerin yürek burkan hikayesi de bu zaten. Güzelim kanat adamları ekran başında olacak. Rusya onbirinde kimseler Arshavin'e şans tanımamış.(edit: Cezası vardı; hatırlayamadım) Çok zorlayacaklar İspanya'yı. Gecenin 2. maçı; Fransa-Romanya maçının bir kopyası olmaya aday gibi. İsveç-Yunanistan da bayacak gibi duruyor kağıt üzerinde. Fransa-Yunanistan finali olsa toplu futbolsever intiharları olur Avrupa'da galiba...

Kasa Açığı

Inter'in Mourinho hamlesini bir kenara koyarsak büyükler arasında paçayı erken sıvayan Barcelona oldu. Hem yeni hocasını buldu hem de Euro 2008'in sonunu beklemeden 4 transferi bitirdi. Hoş bu transferlerin Euro 2008 ile bir bağlantısı da yoktu ya. Alves, Cacares, Keita ve Pique için harcadıkları para 65 milyon euro. Eldekileri de nakite çevirmeleri lazım tabii bu arada. Bugüne kadar ancak 15 milyon euro koyabildiler kasaya Zambrotta ve Giovani'den. 50 milyon euro açığı kapatacak ve kasayı artı yapacak 3 adam var. Deco, Ronaldinho ve Eto'o. Deco'yu bekleyen iki Portekizli var. Fenerbahçe'nin peşinde olduğunu bildiğim Scolari için Chelsea'ye gidecek diyorlar. Deco için diğer kapı Inter. Bonservisinden beklenen ise 15-19 milyon euro. Eto'o için Chelsea ve Milan devrede. Drogba ile takas yapsalar ne güzel olur. Onun için de 25-30 milyon euro yazılıyor. Ronaldinho için Man. City'in 20 milyon euro teklifi var.

Nadal-Alonso-Gasol-Torres

Akşam İspanya sahneye çıkıyor. Pazar oynasalardı başka güzel olurdu. Fransa Açık finalini Bay O. ile beraber izliyoruz. Yemeğine iddiaya girdik. Federer 1 numara diye hemen zıpladı Bay 0. Sesimi çıkarmadım, zaten ben Nadal'cıyım. İspanyolun Roland Garros'u 3 yıldır aldığını söylemiyorum tabii. İspanyolların Pazar'ıydı. Önce Nadal çıktı sahneye, ardından Formula 1'de Alonso (Hamilton pit çıkışında ehliyeti 3 gün önce almış Ayşe Teyze gibiydi Kimi'ye kırmızı ışıkta arkadan yazılırken) ve gecenin bir vakti Lakers'da Gasol. Günün toplamında 2-1 mağlup oldular ama bu İspanyolların dünyada sporu domine ettiklerini değiştirmiyor. Rusya maçı öncesinde de Marca bu fikirden yola çıkıp 1. sayfayı yapmış. Sanattan, gastronomiye; tenisten bisiklete dünyaya hükmediyoruz; sıra futbolda diyorlar... Koskoca Türkiye ne yapıyor peki? Neyi forse ediyoruz biz bu dünyada?

Biz Portakal Severiz

Hollanda'nın galibiyeti memlekette ve yurtdışı temsilcilliklerde büyük bir coşkuyla kutlandı demek lazım. Ciddi bir Hollanda sempatisi var, kökeni 74 ve 78 Dünya Kupaları'na uzanıyor sanırım. İtalya'dan ise nefret eden büyük bir kitle var. Bu husumeti tam çözemedim. Euro 2008'de bazı maçlar diğerlerinden daha kolay izleniyor. Avrupa'nın büyük liglerini bütün sezon takip edenler için İtalya-Hollanda böyle bir maçtı. Kolaydan kastım; sahadaki 22 futbolcuyu da yakından tanıyor, ne yapıp yapamayacaklarını, kapasitelerini biliyor olmak. Oysa ki Avusturya, Polonya hep soru işareti. Ben Hollanda-İtalya maçını izlerken Real Madrid-Milan gibi gördüm maçı bir ara. Bir tarafta Sneijder-Nistelrooy, diğer tarafta Ambrosini-Pirlo-Gattuso üçlüsü. Sürklase eden bir oyun değildi Hollanda'nınki lakin açık ofsayttan gelen ilk golün tartışmasını yaptırmayacak kadar da hakettiler galibiyeti. Donadoni ile turnuvaya 3-4 kala sözleşme yenilemişti İtalyan futbol federasyonu. Komik bir güvenoyu hareketiydi. Herkes biliyor ki Donadoni bu takımın başında kalmayacak. İtalyan Dünya Kupası'nda 12 yılda bir final oynayıp bir kaybedip bir kazandılar 40 yıldır. Fransızların 1998-2000 ikilemesi gibi kupayı da alabilirler; aynı Fransızların 2002'de Japonya'da sıfır çekip döndükleri gibi Roma'nın yolunu da tutabilirler. İtalyan medyası 30 yıl sonra Hollanda'ya kaybettik diye yaygara yapıyor. Ulen sanki her sene iki maç oynuyorsunuz bu ülkeyle!

Hizipçi Donadoni

Inno di Mameli'de pek fiyakalıydılar İtalyanlar. Güzel de marştır İtalyan marşı. Hepsi coşkuyla okudular, başta Materrazzi... 2006'da gelen kupanın sırrı da buydu. Millet olarak milli takımın arkasında durabilen, milli formayı hissedebilen bir ülkeydi İtalya. Boka batmış, skandallarla sarsılan Serie A'ya rağmen aldılar o kupayı. Ama nereye kadar? İşin sırrı biraz da Lippi idi. Kimbilir bu akşam maçı hangi koyda; hangi konyağı içerek izlemiştir. Donadoni farkı bu. Hizipçi Donadoni. 2006'da makul tercihti o orta saha. Gattuso-Pirlo-Ambrosini. Peki ya 2 yılda üstüne koyan, rüştünü ispat eden Roma orta sahası. 3'ünü birden yedek kulübesinde bırakmak ancak hizipçiliktir. Milan'ı kollamaktır. Belki birgün Ancelotti'nin koltuğuna yer yapmaktır. Biliyorum taa buralardan Donadoni'ye sallamak da ayrı komedi. Yarın İtalyan medyası üzerinden geçecek ya da en fazla Romanya maçını bekleyecek. Hollanda kazandı diye buna total futbol diyenler çıkacaktır; alakası yok. Fazla teknik geldiler İtalya'ya hücum hattında. Orta sahada bir adam fazla olmak yetti arttı bile. Gio maçın adamı oldu, bir al da at; bir de gol. Hollanda liginin gol kralı yedek kulübesinde oturuyor, öyle bir kadro. Hoş bizim gol kralı da yedek kulübesinde ya. Materazzi batırmaya devam ediyor. Pirlo 2 yıldır idare ediyor, Emre ne kadar oyun kuruyorsa o kadar kuruyor işte. Aslında kaderimiz aynı. Anlamsız stoper tercihleriyle diken üstünde maç seyreden iki milletiz İtalyanlar ve biz. Onlar pivotlarından vazgeçmemişler. Biz ise sadece ondan vazgeçebilmek adına bir tunuvadan vazgeçmişiz. Donadoni döneminin en farklı mağlubiyeti bu. İtalya 3-0 mağlubiyeti 25 yıl önce yaşadı. Napoli'de İsveç'e eleme grubunda 3-0 kaybetmişlerdi. Romanya-Fransa maçında mezelerdeydik. Güzeldiler. Kadıköy Gözde Şarküteri'den. Maç rezildi ama. Allah müstahakını versin Domenech. Git Sorbonne'da matematik profesörü ol o suratla...

River Plate Şampiyon

Boca Juniors için bu kadarı da fazla. Copa Libetadores'den elendiler ardından Estudiantes sahasında berabere kalınca River Plate bitime bir hafta kala şampiyonluğunu ilan etti. Simeone'ye yazmak lazım bu şampiyonluğu, alkolik Ortega ile Riquuelme'li Boca'yı mat etti. Fotolar Arjantin klasiği, her derbi galibiyeti ve şampiyonluk sonrası sınırsız yaratacılık...

;

Blogun uzun zamandır bana ait olmadığının farkındayım. Sadece ben nefes almıyorum burada, yorumlarıyla katkıda bulunan, ufuk açan çok futbol dostu var. Mourinho Inter'e gelmiş, River Plate şampiyon olmuş, Alves Barça'ya gitmiş, Türkiye bizleri yanıltmamış, İtalya 3 yemiş. Herkesin hayatında futboldan önemli birşey olmalı derim ben. Bir sevgili, bir çocuk... Teli kopartan da buydu. Bu blogun bu kadar umursandığının farkında değildim. Özür dilerim. Yazmayı, futbol konuşmayı ve okumayı özledim. Yorum moderasyonu artık "Ich"de. Bu akşam 2 maçı bir litrelik anason çayı eşliğinde beraber izledik. Takımdan ayrı düz koşu sona ermiştir. Takım dediğim bu bloga yorum, e-mail atan, facebook'da 25 yıllık arkadaşıma baskı yapanlardır! Donadoni'ye çok fena sallayasım var; "Ich" tazele kardeşim...

3 Haziran 2008

Son Düdük

18 ay süren bir oyundu. Hep beraber oynadık. Pas atan, verkaça giren, al da at diye orta kesen, topu doksana takan herkese teşekkür ediyorum. Blogun en keyifli tarafı gelen yorumlardı. Çok şey öğrendim o yorumlardan, yeri geldi hatalarımı gösterdi, yeri geldi eski bir maçı, futbolcuyu hatırlattı. Futbolu seven insanlarla çok şey paylaştık. Kadroya bir yabancı kattık. İspanyol Ramon'u tek forvet oynattık...
***
En keyifsiz tarafı da arka planda sadece şahsıma değil; postlarda adı geçenlere de edilen hakaret ve küfür içeren yorumları silmekti. Hakaret edenler, küfür edenler; en sonunda cumartesi günü o kilidi asmama sebep olan; bana yeter artık dedirten; 4 yaşındaki çocuğumun adını ağzına alıp küfür eden ve her seferinde anonim arkasında saklananlar. Blogu yoruma kapatıp devam etmek bir yoldu ama tercih etmedim...
***
Oyundu bu. Amatör bir oyun. Adımın önemi yoktu. Mevzubahis futboldu. Maç bitti arkadaşlar. Ya da bitmedi beni sakatladılar ve hocaya beni değiştir işareti çaktım. Herkese teşekkür ediyorum. Adını bile bilmediğim, yüzyüze tanışmadığım; hepsi bu blogun müdavimi sevgili dostlarımı çok özleyeceğim...