18 Şubat 2021

Kovdum ama Sen Görevden Aldım Bil

 Hikayelerin sonu hep aynı, kahramanları değişiktir... Takım kötü gidiyordur, başkan yeni teknik direktör arayışına girer, yüz yüze görüşmeye bile gerek yoktur, plan-proje dinleyecek vakti olmayan başkan yeni hocasının telefonunu çaldırır. Görüşme bittiğinde teknik direktör evlerinde haber bekleyen yardımcılarını arar: “Valizinizi yapın beyler, gidiyoruz…” Gittikleri şehirde daha önce de çalışmış, ilk kez de geliyor olabilirler. Şehrin bol yıldızlı otelinde teknik direktöre süit, yardımcılarına standart oda ayrılır. Kimse ailesini şehre getirmez, yeni ev kurmaz, iki ay sonra ne olacağını bilmediği futbol dünyasında eş ve çocuklarını kim peşinden yeni bir hayata sürükler ki…

Futbolun yazılı olmayan kuralıdır. Sezon içinde işler yolunda gitmediğinde 25 futbolcuyu gönderemeyeceğine göre teknik adamı yollarsın. O teknik adamın iki hafta önce başka bir takımdan kovulmuş olmasının da bir önemi yoktur. Başarısız olup bu kadar kısa sürede yeni iş teklifi almak ancak futbol dünyasında mümkündür. Bizim ligimizde 24 hafta geride kalırken, İstanbul’un 3 Büyükleri, Malatya, Hatay, Alanya, Karagümrük ve Sivasspor dışında 13 kulüp teknik adam değişikliğine gittiler. 20 teknik direktör büyük umutlarla oturdukları koltuklardan beş ay içinde kalktılar, Denizli 4, Kayseri, Erzurum ve Gençlerbirliği üç teknik direktör değiştirdi bugüne kadar…

Bazen kazanmak, başarılı olmak da yetmiyor teknik adamlara. Sezonun ilk yarısında 7 maçta 11 puan toplayıp, Trabzonspor’u deplasmanda 4-3 mağlup eden Mehmet Altıparmak, meslektaşı Eddie Newton’un sonunu hazırlamıştı. Teknik adamlık tecrübesi olmayan Newton valizini toplarken ertesi gün kazanan hoca Mehmet Altıparmak da görevinden alındı… Bir maçın kaybeden ve kazanan hocalarının 24 saat içinde koltuklarını kaybetmesiyle de dünya futbol tarihine geçtik…

Fatih Terim, Şenol Güneş, Abdullah Avcı, Ersun Yanal, Aykut Kocaman gibi elit hocaların alt kategorisinde yer alan 40-60 yaş aralığındaki her Türk teknik direktör sezonda 2 ya da 3 takım çalıştırabilir, çalıştırıyor memlekette. Görevden ayrıldığı takımının karşısına ertesi hafta rakip takımın hocası olarak bile çıkabiliyorsunuz çünkü bizde sezonda ancak bir takım çalıştırabilirsin kuralı yok. Bu yüzden Pro Lisans diploması, bacası tütmeyen endüstride pırlanta değerinde. Diplomanız yoksa da fazla dert etmeye gerek yok, düşük profilli bir teknik adamı sırf Pro Lisans’ı var diye ekibinize aldığınızda sahaya bir numara olarak çıkabiliyorsunuz ama maç öncesi ve sonrasında medyaya konuşamıyorsunuz.


Diego Simeone’nin Atletico Madrid’de 10 yılı devirdiği futbol dünyasının büyük sahnesinde başarılı olan hiçbir hoca artık bir kulüpte 5 yıldan fazla kalmak istemiyor. Sürdürebilir başarı, arka arkaya gelen şampiyonluklar bile bir zaman sonra sıradanlaştığından, teknik adamlar yeni meydan okumalar için ülke değiştiriyorlar. Bunun en canlı kanlı örneği elbette ki Pep Guardiola elbette.. Türkiye’de teknik direktör kıyımı var da Avrupa’da yok mu, elbette ki var. 2010 Dünya Kupası’nda futbolcularının kazan kaldırdığı Fransa Milli Takımı’nın hocası Raymond Domenech 11 yıl sonra sahneye geri döndüğünde herkes onun futbolu özlediğini ya da paraya ihtiyacı olduğunu konuşuyordu. Nantes’daki serüveni sadece bir ay sürdü çünkü kulübün patronu Polonyalı milyarder Waldemar Kita sabırsız adamdı, 14 yılda 18 hocayla çalışan başkan, virüs yüzünden evinde karantinada olan Domenech’i kısa bir telefon görüşmesiyle gönderdi…

Evlatlar babalarından çok şey öğrenirler, kimileri de yanlışları doğruya çevirirler. Atletico Madrid’de 10 yıldır Simeone ile çalışan Miguel Angel Gil’in babası Jesus Gil, İspanyol kulübünde 17 yılda 141 futbolcu transfer etmiş, 39 teknik direktörle çalışmıştı. Sezon başında çekilen takım posterinde “tipin kayık çıkmış” diyerek ligin ilk haftası oynanmadan Joaquin Pero’yu kapını önüne koyan Jesus Gil’in, Komşu’daki mudaili ise Olympiakos’un efsane başkanı Socratis Kokkalis idi. 17 yılda 20 hocayla çalışmak her başkanın başarabileceği bir şey değil sonuçta…

Hadi Domenech karantinada idi, ayrılığı telefonla öğrendi, peki Mark Poulten’in günahı neydi? 11 yıl önce İngiltere’de maçın ikinci yarısı oynanırken ve takımı 2-1 öndeyken yedek kulübesinde Poulten’in telefonu çaldı. Araya Gary Walker’dı. Kulüp yöneticisini meşgule alacak hali yoktu: “Alo” dedi… Walker –sağolsun!- maç oynanırken uzatmadı: “Mark, rahatsız ediyorum ama kovuldun!..”

Hiç yorum yok: