1 Nisan 2014

Baharın Habercisi
Sergen Yalçın



Sene 1999. On yıldır şampiyon olamayan İnter, Marcello Lippi yönetiminde yeni sezonu açar. Ona yıllarca İnter formasını giydirmek için uğraş veren ve sonunda başaran Başkan Massimo Moratti, Roberto Baggio’nun odasına gelip “Ayrılmak istiyorum, Galatasaray’dan teklif aldım” cümlesiyle oturduğu koltuktan zıplar. “Hiçbir yere gidemezsin. Sen bu takımın liderisin.” Dönemin en fiyakalı topçularından Baggio diretir ve odadan çıkarken  “Lippi ile anlaşamıyorum; buraya kadar.” der. Bugün Bursaspor forması giyen Sebastien Frey onun için “sensei”; Frey onun için çekirgedir. Korkunç medya ve taraftar baskısı Baggio’yu Budizm’e itmiştir, Frey de peşinden gelir.  Baggio, “Ertesi gün İstanbul'a uçacaktım. Arkadaşlarım ikna etti beni kalmaya" diye anlatıyor o günleri “Una Porta Nel Cielo”  (Gökyüzünde bir kapı ) adlı otobiyografisinde.  Galatasaray’a transferi yatar, gelse belki “Hagi-Baggio birlikte oynar mı?” tartışmalarının öznesi olacak, belki Galatasaray, Şampiyonlar Ligi grubundan çıkacak ve kazandığı UEFA Kupası kulvarına giremeyecek, tarih başka türlü yazılacaktı. Baggio gelmedi ama onun gelmediği Galatasaray, o sezonun devre arasında Sergen Yalçın’ı kiralık olarak formasına kattı. Marcello Lippi mi? O sezon da İnter şampiyon olamadı, ertesi sezonun transfer bombası Hakan Şükür’dü. Lippi özellikle istemişti Şükür’ü…  Bir yıl öncenin hesabını İnter’de koskoca Lippi’ye birinci haftada evet birinci haftada kestiler ve görevine son verdiler…
Büyük futbolcular hakkında anlatılacak tonla hikaye, gözlerimizin önünden geçen çok golleri vardır ama hepsinin illa ki bir an hatırlatır. Baggio demek, 1994 Dünya Kupası’nda Brezilya’nın kalesinde Taffarel varken kaçırdığı penaltıdır. “ O penaltı her gün geliyor aklıma. Başkan penaltı kaçırmadım mı? Kaçırdım. Fakat hiçbir penaltı vuruşunda topu öyle havaya dikmemiştim. O finali tekrar oynamak isterdim.” Diye anlatır Baggio o penaltıyı. Gelse beraber oynardı dediğimiz Hagi, Monaco’ya Ali Sami Yen kapalısının önünden 40 metreden attığı goldür. Sergen Yalçın mı? “10”u anlatan gol alt yapısından yetiştiği Beşiktaş’a 100. yılında şampiyonluğu getiren goldür. İnönü’de, Galatasaray ağlarına, Tümer Metin ile yaptığı al-ver sonrasında bıraktığı meşin yuvarlak…
Büyük futbolcuların kramponları astıkları gün büyük teknik adam olacaklarının garantisi yoktur bu hayatta. Çok klas adamlar, çok iyi teknik da olmuşlardır da, iyi futbolcu/kötü teknik adam paradoksu da açmazıdır futbol tarihinin.  Pele hayatı boyunca promosyon adamı olduğu için tasnif dışıdır da, iyi teknik direktör olamayan deyince akıllara önce Maradona gelir. Yetenekse yetenek, tecrübeyse tecrübe, taktikse, taktik ama iş adam yönetmeye gelince çuvallayanların 10 numarasıdır Maradona. Yeri gelmişken söyleyeyim Karpatların Maradona’sı lakabını sevmez Hagi ama o da Güney Amerika’nın en büyüğü gibi teknik adamlıkta olmak istediği yere gelemeyenlerdir. “Galatasaray ne zaman lazım olsa onu çağırır” ile özetlenebilecek teknik adamlık kariyerinde kendisiyle kavgası bitmeyen Hagi, rakiple kavgasına her seferinde yorgun çıkan boksör oldu. “Ağzında ciklet vardı” ile 10 numarasını siler, yemek masasından ketçabı, kolayı kaldırır ama eninde sonunda en çok sevildiği camiada bile ona hayalindeki yaşama alanını vermezler, vermediler de… İnsan;  çocukluk kahramanı futbolcuların teknik direktörlüklerinde bozguna uğramasını istemez,  odanın duvarına posterini astığın adamların dara düştüğüne kim şahit olmak ister mi? Belki de Roberto Baggio, Zinedine Zidane’nın yolundan gitmek lazım. Baggio, futbolu bıraktığı günden bu yana onlarca kez teknik adamlık teklifi aldı ama hepsine “Hayır” dedi. Zidane açık açık “Başarısız olmaktan korkuyorum. Zamana ihtiyacım var” diyerek o canım futbolculuk yıllarının üzerine kırık dökük bir hikaye yazdırmaktan çekiniyor ve hala Real Madrid’de Ancelotti’nin yanında oturan adam rolünü oynuyor…
Gençlik yıllarında her daim çelimsiz vücudu, kariyerinin sonlarına doğru yokluğu inkar edilemeyen göbeği, Hagi gibi romanını yazsan, beş yüz sayfa sol ayağından bahsedeceğin, son satırında da “Sağ ayağı da vardı işte sevgili okuyucu” diye bitireceğin;  hayvan sevgisi var mıdır bilinmez ama at yarışı sevgisiyle her daim hatırlanan, “Maç içinde yarış sonucunu alırdı, Beşiktaş idmana geç kaldığı için 1 milyar ceza kesmişti, o gün altılı ganyandan 1.5 milyar kazandı” diye anlatılan hikayelerin baş kahramanı.  Zidane eğer futbolun Bolşoy Balesi’ne cevabı ise ne bileyim o da Berlin Filarmoni orkestrası gibi adamdı Sergen Yalçın. Top ayağına geldiğinde nereye atacağının hesabını bitirmiş, frikikte elinle atsan gitmez köşelere sol ayağının o şık içiyle bırakan modern futbola isyan için doğmuş bir büyük yetenek. Büyüdüğü Rumeli Kavağı kadar sakin, risk almayan, kapısına Bayern Münih dayandığında “Ne var yani, gitmedim” diyecek kadar hedefsiz, iş yorumculuğa gelince “ Ben hepsinden iyiydim”  diyen ve hiçbir futbolcuyu beğenmeyen, teknik adamları her eleştirdiğinde “Kolaysa çıksın yönetsin” ile er meydanına davet edilen, hayata biraz çekirdek yiyerek bakan, memleketi çokça İstanbul  Ortaköy-Kuruçeşme,  İzmir- Çeşme ve Bodrum plajları sanan,  pek gamsız, biraz Bezgin Bekir, biraz Garfield, çokça karikatür gibi, “Yarın yaparız” adamı Sergen Yalçın.

“Yapmak için” giydiği teknik adamlık kostümünden çok çabuk sıkıldı.  Üstelik fiyakalı bir başlangıç yapıp, arkaya dört maç kazanıp, şurda on gün öncesine kadar yine 3 çarpı 3’ü cebine koymuşken… Karpuz kabuğu denize düştüğünde yaz gelir derler ya; İstanbul’a bahar gelmiş, Sergen istifa etmiş işte… Gaziantepspor, Sergen’in şehirden sıkıldığı için ayrıldığını açıkladı. Sergen’e sorsanız başka hikayedir; “Hayat benim, size ne”dir ama o kadar basit değil. Evet, hayat onun. Lakin attığı çalımlar, köşeye taktığı toplar bizimdi. Kusura bakma Sergen, geri vermeyiz… Zaten sen de geri istemezsin ya… 

4 yorum:

FIRAT dedi ki...

Blogları öldürmese de süründüren o Twitter yok mu Twitter...Daha hızlı daha interaktif diye kimse bloglara uğramaz oldu.
Özlemişim keyifli yazılarını,selamlar.

Muratonovic dedi ki...

Yeri gelmişken, bu Sergen'in Beşiktaş'ın 100. yılındaki Galatasaray'a attığı o meşhur şampiyonluk golünü dinlemeyi iki farklı bakış açısından tavsiye ederim:

1- Tümer Metin'in "Metin Olmak" kitabından golü anlattığı kısım.

2- Sergen'in Ligtv'de 1 yıldız 100 gol programında o golü atttığı kısım.

Aynı gol. İki farklı bakış açısı. İki farklı hikaye. Hikaye gibi hikaye ama.

Anonim dedi ki...

Örnek alınmaması gereken bir sporcu(!).

ERKUT dedi ki...

97 yazında Alpay'a tercihlenip Ekşioğlu'nun gazı ile yol verilene ve İstanbulspor'a imza attığında başlayan Sergensiz Beşiktaşlı günlerin bende yarattığı yıkım ve hüzün averaj ile yitirilen şampiyonlukla eşdeğerdi. 2002 yazında geri dönüşü ile birlikte yaşattığı çoşku Beşiktaşlı olarak şampiyonluk çoşkusuna bedeldi. Sergen istanbulspor, Fenerbahçe, Galatasaray forması ile bile Benim için Beşiktaşlı Sergendi. Birçok Beşiktaşlı onu 97-2002 döneminde uzaktan sevmek zorunda kaldığı aşkı olarak gördü.Sergen attı şampiyonluk geldiden önce Sergen geldi. Sahada Beşikaşlı bir lider geldi , Sergen Geldi şampiyonluk geldi. ve sonunda Sergen attı Şampiyonluk geldi. Beşiktaş için hali hazırda eksik olan formasını sahiplenen, camiasının dinamiklerini bilen ve en önemlisi Beşiktaş tribünlerinin her koşulda inandığı, güvendiği bir saha içi lider eksiğidir. Beşiktaşlı için her daim özlemle anılacak saha içi oyun lideri Sergen'dir. Benim için Sergen'in özetleyecek kelime Sen başkasın , Bambaşkasın