10 Mayıs 2012

Atletico Madrid: 3
Athletic Bilbao:0

Üç ay önce şöyle bir tahmine kimsenin çok fazla itirazı olmazdı. Şampiyonlar Ligi finalinde El Clasico, Avrupa Ligi’nde de yarı finalde çakışmazlarsa Manchester derbisi. Kupa 2’de ne aradıklarını kendileri de bilmeyen İngilizler kendi lig yarışlarına döndüler. El Clasico finali de bir sürpriz bir kafa kafaya eşleşmede güme gitti.Bilbao, Bielsa yönetiminde Avrupa’da sezonun en şık takımlarından biriydi. Şili kadar sempatik yapmayı başardı Bielsa, Baskların takımını da. Manchester’ı elerken de, Schalke’yi evine yollarken de büyük sempati ve övgü topladılar. Kulvardan birinde örselenmeleri normaldi, bu da lig oldu. Avrupa dönüşlerinde sallandılar. Kral Kupası finalini de düşünürsek, Bilbao ile harika bir sezon geçirdi Arjantinli hoca...
Atletico Madrid garip kulüp. Son 10 yılda iki sezon arka arkaya 7 yeni transfer yapıp ligi yedinci bitiren de onlar, iki sezon önce Avrupa Ligi’ni kazananlar da aynı forma. “Futbolda istikrar önemlidir”in bir istisnasını yarattılar biraz da zorunluluktan ve yetenek çok şeydir’in de altını çizmiş oldular bu akşam. İki yıl önce Fulham karşısında kazanan onbirden kimse yoktu. Sıfırdan kurulan bir kadro, yeni bir kaleci, yeni bir golcü, bir sezonda iki teknik adam. Manzano’nun da bu takımın kurulmasında emeği büyük ama soyunma odasında Simeone kadar sert olmadığı ya da olamadığı ortada. Arjantinli geldi ve Atletico Madrid’i adam etti. Sezon başında ön tarafı ben işime bakarım, arka taraf ne hali varsa görsün diyen takım, oyunun onbir kişiyle oynandığını ve koşmayanın sahada olmayacağını Simeone ile anladı.Ligde Bilbao, Atletico Madrid’i kolay süpürmüştü 3 golle, rövanşta da Atletico Madrid, Şampiyonlar Ligi biletine konsantre olduğundan 2-1 almayı başarmıştı. Atletico Madrid’in ne oynayacağını kestirmek kolay ama Bielsa’nın inişli-çıkışlı bir grafik çizen onbiri için bugün, o gün değildi. Orta sahada Atletico Madrid’den çok daha sert durmaları gerekiyordu ama bunu başaramdılar. Rahat çıktı, rahat sızdı Atletico Madrid. Simeone’nın adamları iyi başladılar ve işi bitiren adam sahne almakta gecikmedi.Bu kupayı arka arkaya iki farklı takımla kazanmak akıl karı değil bu oyunda. İlkini kazandıktan sonra muhtemelen Şampiyonlar Ligi oynayan bir büyüğe gidersin. Agüero sonrasında cuk oturan ama oyunun acıklı tarafı Şubat ayında Calderon’da yuhalanan Falcao, İnzaghi’den emanet gol sevinçleriyle yine sahnedeydi. İlk golde son vuruş kadar ceza sahası içinde vuruş pozisyonu aldığı saliseler de önemli. Vücut, üç direğe kitlendi, sonrası kolay elbette!İkinci golde Arda Turan’ın asistini de aynı santrfor zekasıyla soktu kaleye Falcao. İlk 20 sonrasında 20 metre geri atan ve ikinciyi geniş alanda arayan Atletico Madrid karşısında bir penaltı tartışması bir de Muniain’in uzaktan şutu dışında pozisyon üretemedi Bilbao. Bielsa devrede neşteri vurdu. Arda’nın karşısında dökülen Arutenetxe ve orta sahayı ileriye taşıyamayan Iturraspe kenara geldi. Oyunun Falcao dışında çözümü de; Atletico Madrid defansında Miranda, Godin göbeği, Juanfran ve Felipe Luis final nasıl oynanırsa öyle oynadılar. Gabi’nin de hakkını vermek lazım. Bilbao orta sahasındaki her adamdan daha iyiydi.İkinci yarıda Simeone ile defans kurgusunu aylardır çok üst seviyeye taşımış Atletico Madrid karşısında Bilbao yakaladılarında da şanssızdı. Voleler ayağa oturmadı, direğin iki karış üstünden gitti. Fark bire inse başka bir oyun oynanırdı elbette. Atletico Madrid için o akşam bu akşamdı ki Diego ile de fişi çektiler.Madrid’de yürüyüş mesafesinde iki kulübün taraftarının kupayı aldığında iki çeşme. Geçen hafta Cibeles’e tırmanan Real Madrid’lilerden sonra bu hece Neptuno’ya Atletico Madridliler çıkacak. Bilbao'nun üzüntüsüne kelimeler kifayetsiz...İki farklı hoca, iki farklı 11. Bir forma, bir arma. İki yıl sonra aynı kupa...
Bir de İnfantino dediğin adam madalyaları uzatan yancı...

5 yorum:

keyifadami dedi ki...

iyi takım kazandı, güzel takım kaybetti. keyifli bir futbol gecesi oldu.

Prometheus dedi ki...

Çok güzel bir yazı olmuş gerçekten, Madrid'e tebrikler :)

Özgür Gemici dedi ki...

Arda'nın bayraklı bir fotosu da olsa fena olmazdı :)

fevri dedi ki...

Arda'nin vucudu 1 sene icersinde ne kadar buyuk bir degisim gosterdi. Burada cikmaya baslayan gobek tamamen gitmis, yerini kasa birakmis.
Teknigi zaten ust duzey olan Arda, fiziki ozelliklerini de gelistirerek Avrupa'daki yerini saglamlastirdi, daha iyi takimlara goz kirpti, TC'deki arkadaslarina da guzel bir mesaj yolladi.

Ustte yazdiklarim Mesut Ozil icin de gecerlidir.
Hatta gecmise donersek, Hakan Sukur'in Inter'e gittigi ilk yili hatirlamakta fayda var. O celimsiz Hakan'in yerine kasli-omuzlu bir adam gelmisti. Hem de 1 sene icersinde.

Genc futbolcularin, bu futbolculari yetistiren antrenorlerin bu gercegi gormesi lazim. Artik topcularin da basketbolcular gibi gym'e gitmesi gerekiyor. Atik ve guclu olmalilar.

Anonim dedi ki...

Fiziki gelisime en guzel orneklerden birisi de Emre Belezoglu'dur.bezelye gibi gittigi Premier Lig'den canavar gibi donmustu Turkiye'ye.bence de fiziki gelisim ve kuvvet bir futbolcunun en buyuk sermayesidir.