4 Ekim 2020

Kelebeğin Ömrü

 

Genç senarist, prodüktörün odasına girdiğinde sırtındaki teri hissetti, heyecanlıydı, aylardır bugünü bekliyordu, yazdığı senaryoyu beyazperdede görmek en büyük hayaliydi ve karşısında İtalyan sinemasının en güçlü adamlarından biri oturuyordu. Dosyayı masaya koydu ve prodüktörün ilk cümlesini bekledi. 70’lerine koşan prodüktör dosyayı dokunmadan “Anlat bakalım, hikayen nedir?” dedi. Genç senarist panikledi, bunu kafasında kurgulamamıştı, “Önce karakterlerden mi başlasam yoksa hikayenin en can alıcı bölümünü anlatsam, filmin sonunu söylemeli miyim” derken yardım geldi: “Nasıl başlıyor filmin” dedi prodüktör… Genç senarist alnındaki teri sildi ve anlatmaya başladı:

Fabrizio Poletti, uzun yıllar önce vatanı İtalya’dan Kosta Rika’ya göçtü. Futbol hayatıydı ve profesyonel futbolcu olup hayalini gerçekleştirmişti. Bıraktığında birçokları gibi teknik adam olmayı denedi ve yapamayacağını anladı, başka bir ülkede huzuru bulmak için yola çıktı ve Kosta Rika’daki evinin verandasında o maçı hatırladı. Aslında hiç unutmamıştı, nasıl unutabilirdi ki… Torino derbisinde formasını giydiği Torino, Juventus’u deplasmanda 4-0 yenerken perişan etmişti. O yıllarda İtalya’da yabancı futbolcu yoktu ve kulübü Torino’nun yaşadığı uçak kazasından (Superga faciası) bu yana takımı, Juventus’a üstünlük sağlayamıyordu ve son yedi derbide galibiyetleri yoktu. Aslında o derbiyi özel kılan yaşadıkları büyük bir dramdı. Takım arkadaşlarını bir trafik kazasında kaybettikleri haftanın sonunda Juventus deplasmanına gitmişlerdi. O yıllarda forma numaraları da sabit değildi. Hayatını kaybeden Gigi’nin 7 numaralı formasını Carelli’ye vermişlerdi. Tarih 22 Ekim 1967’di ve haftayı ateşli geçiren ve güçsüz düşen Nestor Combin en yakın arkadaşı Gigi’yi kaybetmenin acısını da çekerken mutlaka oynamak istediğini söyledi hocasına. O derbiyi Torino 4-0 kazanırken Combin 3 gol attı, son gol ise Gigi’nin formasıyla sahaya çıkan Carelli attı… Prodüktör Milano’da doğmuştu ama gençliğinde bile futbola ilgi duymamış, bir takım tutayım diye Milan’ı seçmişti. Genç senaristin hikayesini yine de ilgisini çekti: “Karakterlerden biraz bahset bana” dedi.

 

“Atillio Romero’yu anlatayım size” dedi genç senarist. Atillio, Torino’da zengin bir ailenin oğlu. Babası şehrin en tanınmış nöroloğuydu. Atillio gençliğinde Torino gecelerinde tanınan hızlı çocuklardan biriydi ama yine de eğitimini aksatmadı. Bilirsiniz Torino’nun yerlileri Torino kulübünü, özellikle FIAT fabrikasına çalışmaya güneyden gelenler ise Juventus’u tutarlar. Attilio fanatik Torino taraftarıydı ve maç kaçırmazdı, arabasının aynasında ise o günlerin en büyük yıldızı Gigi’nin fotoğrafı vardı. Siyasaldan mezun olduktan sonra babasının şehirdeki nüfusunu kullanıp, FIAT’a yönetici olarak girdi. Agnelli Ailesi, Juventus’un sahibiydi ve Attilio Romero, o hiç sevmediği Juventus’un patronunun holdinginde çalışmaya başlamıştı. Çok çalıştı ve hızlı yükseldi, Gianni Angelli’nin basın sözcüsü, holdingin iletişim direktörü oldu. Çocukluğundan beri hayali Torino başkanı olmaktı, 52 yaşında bu hayali gerçek oldu. O artık Torino Başkanı Atillio Romero’ydu ama tribünler onu “Katil” diye çağırıyordu. Yıllar sonra yolsuzluktan dolayı hapse girdi.

Prodüktör sözünü kesti: “Peki neden katil lakabını takmışlardı?” Genç senarist o zaman size “Gigi’nin hikayesini anlatmam” dedi.

Luigi Meroni ya da kısaca Gigi, İtalya’nın görüp görebileceği en aykırı adamlardan biriydi ve futbolcuydu. Ama ne futbolcu. Ona kelebek lakabını takmışlardı. Müthiş çalımları, pasları ve golleriyle Torino taraftarının sevgilisi olduğunda daha 22 yaşındaydı. Gigi takım arkadaşları gibi idman-ev arasında yaşamazdı, takım elbiselerini kendi çizer, diktirir, kravatlarının desenini bir kağıda resmeder ve özel olarak yaptırırdı. Ressam futbolcu duydunuz mu hiç? Gigi ressamdı aynı zamanda, ayakları kadar elleri de yetenekliydi ve tutkulu bir aşıktı. Sevgilisi Cristina Uderstadt bir yönetmenle evliydi ve o yıllarda İtalya’da boşanmak imkansıza yakındı ve Gigi o günü bekliyordu.

“Nereye bağlayacaksın, merak ettim” dedi prodüktör. Genç senarist, masadaki senaryoda her şeyi detaylıca anlatmıştı ve şimdi hikayeyi doğru naklettiğinden emin değildi. Bu onun son şansıydı: “Size başta anlattığım Juventus maçından bir hafta öncesine dönmemiz lazım, Sampdoria maçına” dedi. Prodüktör güldü ve “İtalyan futbol tarihini mi film yapacağız” diye söylendi.

15 Ekim 1967’de 24 yaşındaki Gigi, Torino formasını son kez giydi. O sezonun başında Juventus’u onu almak istediğinde Torino başkanı taraftar baskısıyla satmaktan vazgeçmişti. Gigi o gün gol atmadı ama yine sahada döktürdü ve maçı 4-2 kazandılar. Maçtan sonra eve dönecekti ama anahtarlarını unuttuğunu fark etti, Fabrizio Poletti ile Re Umberto Caddesi’ndeki Zambon Bar’a gidecek ve yakın arkadaşlarının evinde olduğunu bildiği sevgilisi Cristina’yı arayacaktı, zaten evi de o cadde üzerinde 5 dakika uzaklıktaydı. Geniş caddeden karşı geçerken dikiz aynasında Gigi’nin fotoğrafının asılı olduğu FIAT 124 Coupe hızla üzerlerine geldi ve… Gigi yere yığıldığında arkadan gelen Lancia Appia’nun sürücüsü onu görmemişti bile, 50 metre sürüklenen Gigi o akşam hayatını kaybetti.

 


Prodüktör masasından kalktı ve genç senariste “Filmin sonunda bana eğer Gigi’ye ilk çarpan otomobili kullananın yıllar sonra Torino Başkanı olan Attilio Romero olduğunu söyleyeceksen, bu kadarı filmlerde bile olmaz derim sana. Bu yüzden mi tribündeki lakabı katilmiş? ” dedi. Genç senarist utana sıkıla son cümlesini özenle kurdu: “Film olsa bu kadarı olmaz derken haklıydınız ama bu film olması gereken gerçek bir hikaye bu” dedi..

30 Eylül 2020

Burak-Yusuf bir arada oynar mı?

Yusuf Yazıcı, piyasa değerlerine baktığımızda Lille’in en değerli 8. Oyuncusu, Fransa’da ise 56. sırada. Lille onun bonservisine 17.5 milyon Euro ödedi ve bir yıl içinde 23 yaşındaki oyuncunun değeri 4.5 milyon geriledi. Çünkü Yusuf geçen sezon yaşadığı ağır sakatlığın ardından bu sezon Lille 11’inde hazır olmadığı için değil diziliş gereği şans bulamıyor. Önce Pepe sonra Osimhen’in rekor ücretle satan Lille’de bu sezon piyasası en yüksek oyuncu Jonathan İkone. Fransız takımını hocası Galtier, 4-4-2 dizilişinde Burak Yılmaz’ı Jonathan David ile çift santrfor oynatırken sağda İkone ile birlikte bugünlerde çok formda olan Araujo ilk alternatifler. Orta saha göbeğindeki Andre ve Renato Sanchez’e de oyun yapısı gereği Yusuf rakip olamayacağından genç yıldız Burak’ın yerine 90. Dakikada oyuna girdi. Yusuf’u geçen sezon başka bir teknik adam alsa ve bu sezon başka bir hoca oynatmasa bunu anlayabiliriz. Cengiz Ünder’in Roma’da başına gelen ve Leicester’e gitme sebebi budur. 

Galtier’in Yusuf’u oynatabilmesi için dizilişi 4-2-3-1 olarak değiştirmesi gerekiyor. Bu da büyük ihtimalle Burak’ı kulübeye göndermek demek. Burak Yılmaz ve Yusuf Yazıcı, Lille’de bir arada zor oynar görünüyor.. Ya Yusuf değişecek ya da İkone ve Araujo’nun takımdan gitmesini bekleyecek.

Luis Suarez vs. Ansu Fati

Şampiyonluk yarışındaki rakibinize usta santrforunuzu sıfır bonservisle verir misiniz? Bence vermezsiniz ama Barcelona vertdi. Barça’da 10 milyon Euro kazanan Luis Suarez artık Atletico Madrid’li ve ilk maçında 2 gol attı. İlk bakışta “Barcelona delirmiş olmalı” diyenlerdenim. Farklı pencereden bakmayı deneyelim. Messi’nin sadece sahada değil özel hayatında da en yakın isim olan Suarez, Barça soyunma odasının tabiri caizse ağalarındandı. Her yeni teknik adam geldiği kulüpte bir güç gösterisi yapar. Koeman da Suarez’in gönderin diyerek hızlı bir giriş yaptı. Pandemi öncesi gelirinin 1 milyar Euro üzerine taşıyan ilk kulüp olmayı hedefleyen Barça’nın kaba hesapla kaybı 300 milyon Euro. 

Bir yerden tasarruf yapmak lazımdı ve Barça’nın alt yapısından çıkan 18 yaşındaki Ansu Fati’nin vitrine çıkması gerekiyordu. Messi, Griezmann ve Dembele’nin de olduğu kadroda Suarez kaldığı sürece Fati yedek kulübesinde bekleyecekti. Barcelona, 2002 doğumlu genç forvetin serbest kalma bedelini 400 milyon Euro olarak belirlerken elbette kimse kulübeden 60. Dakikadan sonra gelen bir golcüye büyük rakamlar ödemezdi. Ansu Fati artık ideal 11’in oyuncusu. Suarez’in iki gol attığı haftada o da boş gezmedi, Villarreal filelerini iki kez havalandırdı. Barça mutlu, Atletico mutlu, Fati mutlu, istenmediği yerde durmayıp beyaz sayfa açan Luis Suarez de mutlu? Kim mi mutsuz? Suarez’in Juventus’a transfer ihtimalinin olduğu günlerde alması gereken İtalyan pasaportu için şart olan sınavın sorularını Uruguaylı golcüye önceden veren ve şimdi büyük bir adli soruşturmanın öznesi olan Perugia Üniversitesi’nin akademisyenleri mutsuz… 

Takım Savunması

 

Son 2 sezonda 21 mağlubiyet almış, son G.Saray derbisinde sahasında 3 gol yemiş Fenerbahçe’nin hafta sonunda ezeli rakibinin kalesinde net pozisyon yakalamasa da yaptığı takım savunmasının önemini bizim ligimiz ve İspanya üzerinden örneklerle altını çizme zamanı… Geçen sezon ligin en çok gol (76) atan takımı Trabzsonspor, 4 puan farkla ikinci olurken kalesinde gördüğü 42 golle puan tablosunun ilk 6 sırasındaki takımlar arasında en fazla gol yiyen takımdı. Çok atınca şampiyon olunmuyor. G.Saray pandemi dönemi öncesinde 8 maçlık galibiyet serisinde kalesinde sadece 2 gol görmüş ve Terim’in takım savunması ligin ilk yarısındaki tüm defoları yok etmişti. Geçen sezon 34 maçta 46 gol yemiş Fenerbahçe gerçeğini bir kenara yazıp İspanya’ya bakalım…

Cristiano Ronaldo’nun son sezonunda Real Madrid 94 gol atıp, şampiyon Barcelona’dan 17 puan fark yedi. Kalesinde gördüğü gol sayısı 44 idi ve takım 6 kez mağlup olurken, Barça’nın tek mağlubiyeti vardı. 22 gol yiyen Atletico’ya da ikinciliği kaptırdılar. Ronaldo’nun ayrıldığı bir takım daha az gol atar elbette. Ertesi sezon sadece 63 atabildiler, savunma yine iyi değildi, 46 gol yediler, koca Real Madrid 12 mağlubiyet almıştı. Yeni bir Ronaldo bulamayacağınıza göre Zidane’nın yapması takım savunması üzerine çalışmaktı. Başardı da. Geçen sezon Real Madrid, 90+ gol atmadı. 70 gol atıp bu kez 25 gol yedi, bir önceki sezon 12 kez kaybeden takım bu kez sadece 3 maçı kaybetmişti. Barça’dan bir önceki sezon 19 puan fark yiyen takım bu kez Barça’ya 5 puan fark atıp şampiyon oldu. Juventus’un, Bayern Münih’in seri şampiyonluklarında attıklarına değil yediklerine bakın. Forvetler yarışta tutar ve iyi savunma şampiyon yapar. Fenerbahçe’nin takım savunması gelişiyor, bu hücum hattı yarışta tutar mı? İlerleyen haftaların cevap bekleyen sorusu budur… 

27 Eylül 2020

Georghe Hagi'den Ianis Hagi'ye

İstanbul’da 1987 sonbaharı. Şampiyon Kulüpler Kupası’nda PSV Eindhoven ilk maçı 3-0 kazanmanın rahatlığıyla çıkıyor Ali Sami Yen’e. Galatasaray ilk yarıyı Tanju ve Prekazi’nin golleriyle 2-0 önde kapatıyor. Rakibin sağ beki Gerets yıllar sonra Galatasaray’ı çalıştıracak. İkinci yarıda futbol tarihimizin en garip oyuncu değişiklikleri geliyor, Mustafa Denizli, Prekazi ve Kovacevic’i 65’te oyundan alıyor ve Hollanda ekibi hem nefes alıyor hem de turu geçiyor.

Bükreş’te 1988 ilkbaharı. Steaua Bükreş, Glasgow’da aynı kupanın çeyrek final rövanş maçına çıkıyor. Ibrox Stadyumu’nda 44 bin taraftar. Kalede sonraları Van ve Kocaelispor formaları giyecek Stingaciu, G.Saray Başkanı Alp Yalman’ın gerçekleşmeyen hayali Belodedici savunma göbeğinde, karlı bir İstanbul gününde üç metreden topu kaleye atamayan Rotariu ve evet takımın yıldızı Hagi. 2-0 kazandıkları ilk maçın rövanşını 2-1 kaybediyorlar ve artık yarı finaldeler. Dönemin sıkı takımı Real Madrid, G.Saray’ı elemiş PSV Eindhoven’a boyun eğerken, Hagi’nin takımı Benfica’nın finale çıkmasına engel olamıyor. Finalde penaltılarla kazanan üzerindeki lanete atamayan Benfica’yı penaltılarla deviren PSV oluyor..

Monaco’da 1989 ilkbaharı. Prekazi’nin ortası Tanju’nun golüyle Monaco’yu deplasmanda deviren G.Saray, Neuchatel maçında aldığı ceza nedeniyle Köln’de oynanan rövanşta Prekazi’nin füzesiyle kendini yarı finalde buluyor. Yarı finalde bir yıl önceden tanıdık iki takım var. Real Madrid bu kez Milan’a fena çarpılıyor. Yıllar sonra G.Saray’ı çalıştıracak Rijkaard’ın da gol attığı rövanşta Milan, Real Madrid’i 5-0 ile perişan ederken, Hagi ve yıllar sonra Galatasaray’da yardımcılığını yapacak olan Balint’in de gol attığı ilk maçta Steaua Bükreş, Galatasaray’ı 4-0 devirip İzmir’deki rövanşı formalite maçı yapıyor. Milan durdurulacak gibi değil, Van Basten ve Gullit’in ikişer golüyle Hagi’nin takımını da perişan ediyorlar finalde…

 İstanbul’da 1998 sonbaharı. Hagi, Tugay’ın pasıyla ceza sahasına girip çaprazdan A. Bilbao’yu yıkan golü attıktan 22 gün sonra baba oluyor. Oğluna Ianis ismini veriyor, iki gün sonra da 3-1 kazandıkları Samsunspor maçına ilk 11’de çıkıyor.

İstanbul’da 2000 sonbaharı. Ianis iki yaşında ve elbette hatırlamıyor ama babası o gün G.Rangers maçına çıkıyor. A. Bilbao maçında pası veren Tugay Kerimoğlu, İskoçların 11’inde. Amoruso, Johnston, Ronald de Boer’li Van Bronckhorst’lu sağlam takım G. Rangers.. Hocaları Dick Advocaat yıllar önce Galatasaray’ı eleyip final oynayan Hiddink gibi Fenerbahçe’nin hocası olacak bir zaman sonra, elbette haberi yok. O günlerde Şampiyonlar Ligi çok daha zorlu. Bir gruptan çıktıktan sonra bir grup aşaması daha var. 3-2 kazanıyor o akşam Galatasaray, Rangers’ı averajla geçip ikinci grup aşamasında Deportivo La Coruna, Milan ve Paris Saint Germain’li bir nevi ölüm grubuna düşüyorlar. Dönemin klas takımı La Coruna’nın ardından gruptan çıkan Galatasaray, ilk yarısında 2-0 geriye düştüğü maçta Real Madrid 3-2 devirip, Türk futbol tarihinin en unutulmaz gecelerinden birine imza atıyor.

İstanbul’da 2001 yazı. Galatasaray’da 5 yıllık Hagi dönemi kapanıyor. Oğlu Ianis bir gün Galatasaray forması giyer mi diye hayal edenlerin işi zor.. Hagi’nin oğlu yetenekli mi, Hagi’nin oğlu futbolcu olacak mı? O günlerde 3 yaşındaki Ianis’in de babasının da bu sorulara cevap vermesi imkansız…

Floransa’da 2016 yazı. İtalyan ekibi 18 yaşında bir genci kadrosuna katıyor. Hagi’yi Barcelona’ya transfer eden ve bir zaman sonra ondan vazgeçtiğinde ona Galatasaray kapılarının açılmasını sağlayan Johan Cruyff ve oğlu Jordi arasındaki ilişki, Hagi ve Ianis arasında da yaşanacak mı? Merak edilen bu. Efsane futbolcuların çocukları babalarının ismi altında ezilir mi? Jordi Cruyff bunun baskısını hep çekti kariyerinde ve elbette efsane olmayı bırakın yıldız futbolcu bile olamadı. Ianis Hagi de 18 yaşında geldiği Fiorentina’da tutunamıyor ve babasının sahibi olduğu Viitorul kulübüne geri dönüyor. Belçika ekibi Genk onu 2019 yazında alıp altı ay sonra G.Rangers’a kiraladığında aslında işler yolunda gitmiyor Ianis için… Ortada iki başarısızlık öyküsü var Hagi’nin oğlu artık 21 yaşında…

Glasgow’da 2020 kışı.. Dünyanın koronavirüs ile tanıştığı ama pandemi yüzünden futbola verilen aradan bir ay öncesi. Portekiz ekibi Braga, İskoçya’da 2-0 öne geçtiğinde zaten soğuk akşamda Ibrox tribünleri buz kesiyor. İkinci yarıda sahneye Ianis Hagi çıkıyor ve tribünleri ısıtıyor, attığı iki golle maçın kahramanı oluyor ve İskoçlar, Hagi’nin oğlunun bonservisini almaya karar veriyorlar…

Glasgow’da 2020 sonbaharı… Şampiyon Kulüpler Kupası’nda elediği Galatasaray ile 11 yıl sonra UEFA Kupası’nı kazanan Gheorghe Hagi bu kez ekran başında ya da tribünde olacak. Hagi’nin iki maçı çıktığı stadyumda Glasgow Rangers bu kez onun oğlu kendi formalarını giyerken, Galatasaray’ı Avrupa Ligi play-off maçında ağırlayacak.  İanis Hagi büyüdüğü çimlere dönebilmek için babası gibi Galatasaray’ı elemek zorunda mı? Bu sorunun cevabı 20 yıl önce sorulan o sorudan çok daha çabuk yanıtlanacak… 

 

Luis Suarez'in Atletico Madrid'e Çıkan Yolu

Lizbon’da Barcelona, Bayern Münih’ten 8 gol yemiş, takım şehre dönmüştü. Başta teknik adam Setien olmak üzere birileri bedel ödeyecek, takımdan bazı oyuncular gönderilecek, yeniler için kesenin ağzı açılacaktı. Setien gitti, Dembele ve Griezmann gibi maliyetleri 270 milyon Euro olan iki yıldız hayal kırıklığıydı, takım Messi ve Suarez’in skor gücüyle ayakta duruyordu son 3 sezonda.. Beklenen olmadı önce Messi depremi yaşandı, Arjantinli mutlu değildi ve ayrılmak istiyordu. Onun en yakın arkadaşı, aile dostu, eşleri iş ortağı olan Luis Suarez’i ise yeni hoca Koemann istemiyordu. Messi, 700 milyon maddesi yüzünden zorla da olsa Barça’da kaldı ama Luis Suarez’in kendisine kulüp bulması lazımdı.

Avrupa Birliği pasaportu olmadığından Juventus’a transferi mümkün değildi. Eşi İtalyan olduğundan pasaport alabilme ihtimali vardı ama temel İtalyanca sınavından geçmesi gerekiyordu. Sınavı geçti Suarez ama soruları önceden aldığı nedeniyle İtalya’da akademik skandal patladı. Juventus, eski gözdesi Morata’yı Atletico Madrid’den almış, yılda 10 milyon kazanan Luis Suarez’e gidecek tek kapı Simeone’nin takımı kalmıştı. 

2003’te Falcao’yu 45 milyona Monaco’ya satan Atletico Madrid, Barça’dan İspanyolların büyük golcüsü David Villa’yı sıfır bonservisle almıştı. Yıllar sonra Barcelona’nın Atletico’ya hediyesi Luis Suarez oldu. Gözyaşlarıyla Barselona şehrine veda eden Uruguaylı golcü için Atletico Madrid bonservis ödemeyecek, iki yıl Şampiyonlar Ligi’nde yarı final oynarsa Barça 6 milyon Euro bonus alacak ve Suarez, Atletico’da yılda 9 milyon Euro kazanacak. Atletico kazandı, Suarez kazandı. Kaybedenler ise Barcelona ve Perugia Üniversitesi’nin rektöre ve sınavın sorumlusu akedemisyenler..

20 Eylül 2020

Ne Veziri... Terim'in piyonu Pirlo...

Futbol dünyasında 50 yıl geçirmişseniz dost kadar düşman da biriktiriyor, sevindirdikleriniz kadar üzdükleriniz de oluyor. Kazandığın kupaların kaybeden tarafında olanların sizi sevgiyle hatırlamasını elbette beklemezsiniz ama saygı?.. Türk futbolunda Fatih Terim’in futbolculuk dönemine şahit olanlar bugün 50’lerini çoktan geçti, Galatasaray’daki teknik adamlığının da bir ve ikinci dönemine şahit olmayan kuşaklar bugün üniversite çağında… Onlar büyürken İtalyan futbolunda 2005-2015 yıllarında oynadığı futbolla maestro ünvanını hak eden Pirlo’yu izlediler ekranda, her söylediğinin de mühim olduğunu sanabilirler. 40 yaşındaki Pirlo geride kalan haftada Pro lisans alabilmek için girdiği sınav sonrasında kariyerinde çalıştığı tüm teknik adamlara teşekkür etti, bir hoca hariç: Fatih Terim… Otobiyografisinde Terim’in futbol bilgisini sorgulayan, kıyafet seçimlerini eleştiren, sigar içtiğine dikkat çeken Pirlo’nun derdi neydi peki? 19 yıl sonra Terim’i unutmak bir lapsus değil elbette, o zaman filmi geri saralım..

UEFA Kupası’nı kazanan Fatih Terim, Fiorentina’ya imza atarken takımın efsane golcüsü Batistuta Roma’ya transfer olur. Mor Menekşeler’in başkanı Cecchi Gori, Terim’i göreve getirme sebebi olarak “Büyük yıldızlar olmadan da kazanabileceğini tüm dünyaya gösterdi” der ama transferler için sözünü tutmaz. Fiorentina, Avusturya ekibi Tirol’e elendiğinde “Trapattoni olsaydı elenmezdik” diyen Gori’ye Terim basın toplantısında “Büyük bir takım yapmak için geldim ama sözler tutulmadı, böyle olacaksa gidebilirim” diyerek cevap verir. Floransa ayağa kalkar ve başkan Gori’nin karşısına dikilir. Gori’nin “Floransalı olmayan birine karşı kendimi savunmam” derken aslında ertesi sezon Milan’da yaşanacakların da ön gösterimini yapar. Fiorentina, Terim yönetiminde Inter’i devirir, Milan’ı 4-0 ile sahadan siler ama büyük golcüleri Batistuta onları Roma formasıyla attığı golle yıkar. İflasın eşiğinde olan Fiorentina’da sadece eski yıldızları olan yönetici Giancarlo Antognoni, Terim’e destek verir. Yıllar sonra Floransa’ya gittiğinde yemeklerde buluştuğu kadim dostu Antognoni… Bir yıllık kontrat imzalayan Terim’in artı bir yıllık opsiyonunu devreye sokmayan başkan Gori, Terim ile yollarını ayırdığında takım ligde 4 golle devirdiği Milan’ı kupada da yıkmış ve finale çıkmıştır. Göreve getirdikleri Roberto Mancini’nin teknik direktörlük diploması bile yoktur…

Galatasaray ile UEFA Kupası’nda Ali Sami Yen’de Milan’ı 3-2 deviren, Fiorentina ile iki maçta da gole boğan Fatih Terim, Milan’ın yeni teknik direktör adayları listesinde ilk sırada yer aldığında sezon bitmemiştir, Galliani, Haziran ayını bekler ve imza atılır. Rui Costa, Terim’in Fiorentina’dan getirdiği yıldızdır. Milan o transfer döneminde Inzaghi, Donati, Guly, Brocchi, Javi Moreno, Laursen, Cosmin Contra ve ezeli rakibi Inter’den Pirlo’yu alır… 15 yaşında Brescia alt yapısında başlayan Pirlo, Inter’e geldiği 1998 yılından 2001 yazına kadar sürekli olarak başka takımlara kiralanır. 22 yaşında geldiği Milan’da o meşhur “Beyefendiler Masası”na oturmak için 2-3 yıl geçmesi gerekir. Berlusconi’nin sağ kolu Galliani, Terim’e teslim edilen kadroyu “Gullit, Van Basten, Rijkaard”lı döneme benzetip sezon başlamadan sinsince baskıyı kurar teknik kadro üzerine. Terim’in imza attığı ayda bile Carlo Ancelotti söylentileri tesislerde dolanmaktadır ama Berlusconi patrondur ve onun tercihi Terim’dir.

Bir futbol takımında 11 çıkmayan her oyuncu hakkını yendiğini düşünür, “ben yedek olmalıyım, daha iyiler var” diyen daha duymadım, Pirlo da Terim döneminde şans bulamaz, 22 yaşında geldiği Milan’da orta sahanın kendisine teslim edileceğini sanıyorsa da şaşırmak bir gençlik eylemidir deyip geçmek lazım. Yıllar sonra da bu kızgınlığını Terim için kurduğu cümlelerle çıkartır. Evet Terim şık giyinir evet o yıllarda sigar içer ve evet Terim otoriteye boyun eğen adam değildir.. Peki o günlerde Terim hakkında başkaları ne demiş? Kaptan Maldini, “Terim çalışma biçimi ve oyun bakış açışıyla bana Arrigo Sacchi’yi hatırlatıyor.” Milan’ın eski yıldızları Baresi ve Donadoni “Somut ve izleyenlere keyif veren bir futbol oynatıyor.” Milan derbiyi 4 gol atıp kazandığında, Fiorentina’ya 5 attığında son düdüğün ardından tebrik için çağrıldığı Curva Sud tribünü tarafından “İmparator” tezahüratıyla uğurlandığında (San Siro tribünleri Terim’i çok sevince/29 Ocak 2017-SABAH) bundan rahatsız olan Cesare Maldini’nin Galliani ile birlikte Parma ile anlaşmak üzere olan Carlo Ancelotti ile Milan için masaya oturması takvimlerde Inzaghi’nin Torino’da penaltıyı tribünlere dikmesinden bir gün sonraya denk gelir… Terim görevden alındığında bunu karşı çıkan Milan’daki etkili isim Ariedo Braida’dı ama Adriano Galliani galip çıkar…

10 yıl sonra, 2011’de Fatih Terim, Milano derbisine gittiğinde kahve içtiği ve beraber yürüdüğü isim Fiorentina’daki Antognoni gibi Milan’daki kadim dostu Ariedo Braida’dır. Taraftarlar Terim ile hatıra fotoğrafı çektirirken San Siro tribünlerinden, “İmparator, büyüksün” tezahüratı yükselir. Her Floransa’ya gittiğinde sokakta ve Artemio Franchi Stadyumu’nda olduğu gibi… Size bir fıkra anlatayım mı? Bir gün Pirlo demiş ki… Boşverin, anlattım zaten… Sevgi emek, saygı ciddiyet ister.. Terim’in satranç tahtasında bırakın vezir, kale, fili, sadece piyon olan 22 yaşındaki Pirlo’yu Milanello’da kim ciddiye almış ki?...

O sezonun kalanında Ancelotti, Terim’den maç başına daha az puan topladı ve ancak 4. oldu. Fiorentina mı? Bir yıl önce Terim ile yolları ayıran Başkan Gori’nin takımı o sezon 17. sırada bitirdi, iflas edip iki alt lige düşürüldü…

19 Eylül 2020

8 Yabancı ve Okay Yokuşlu

Bu sezon pandeminin de kırıp geçirdiği transfer bütçeleriyle yapılan transferlere bakıldığında kimsenin gelecek sezon devreye girecek olan sahada 8 yabancı kuralını dikkate almadığını görürsünüz. Haklısınız çünkü ötelenen bu kararın sezon sonunda değişmeyeceğinin de garantisi yok. Beşiktaş ve Galatasaray’ın mevcut kadrolarından ideal 11’inde 3 Türk oyuncunun olduğu bir dizilişi bugün görebilmemiz mümkün değil. Yerli kaleciye dönen Beşiktaş’ın kalan 10 isminden 9’u yabancı olacak gibi. Galatasaray’da ise Emre ve Arda’dan sonra tek iyi haber Taylan’ın gelecek sezon ideal 11’de oynayacak düzeye doğru evrilmesi ve kendini geliştirmesi… Fenerbahçe ise gelecek sezon kaleci Altay, Gökhan, Caner ve Mert Hakan ile bu derdi aşmış görünüyor. İşte tam da bu yüzden Galatasaray, Okay Yokuşlu için Celta Vigo’nun kapısını aşındırıyor. İspanya’da Celta Vigo’yu yakından takip eden muhabirler yeni transfer Renato Tapia’nın gelişiyle Okay’ın ideal 11’deki yerini kaybedeceğini söylüyor ama Okay ve “bitmiş” Emre Mor ligin ilk haftasında sahaya ilk 11’de çıktılar. Okay’ın hedefi elbette ki Euro 2020… Macaristan ve Sırbistan ile oynanan milli maçlarda forma bulamayan Okay, Türkiye’den giderken en iyi 3 yerli futbolcudan biriydi. Bonservisine 6 milyon Euro ödeyen Celta Vigo da 26 yaşındaki Okay’ı elbette ki kiralamak istemiyor. Bir başka genç Türk oyuncu Enes Ünal’a Getafe’nin ödediği 9 milyon Euro ortadayken de haklılar.. Kısaca, Okay Galatasaray’a bu transfer döneminde gelirse Galatasaray hem orta sahada geleceğini kurtarır hem de Okay, milli takımdaki formasını… İspanyolları bu transfer için ikna etmek, Falcao için Monaco’yu ikna etmekten daha zor…

Juventus Sevilla Fenerbahçe

Sil baştan yapılmış bir kadro, kariyerinde hiç kupa kazanmamış bir teknik adamla şampiyon olur mu? Fenerbahçe için sorunun yanıtı sezon sonunda belli olacak ama yakın geçmişte bunu başaran iki kulübün hikayesini hatırlatayım. Juventus, 2009-10 sezonunu 15 mağlubiyetle 7. sırada tamamlamıştı. Ertesi sezon kabus devam etti. 2010-11 sezonunda 10 mağlubiyet aldılar ve Serie A’yı yine 7. sırada tamamladılar. İki sezonda 25 mağlubiyet almış, kaybetme alışkanlığı tavan yapmış bir takım ertesi sezon ne yapabilir? Conte, Juvetnus’un başına geçtiğinde kariyerindeki tek kupa bir alt ligde Bari ile kazandığı kupaydı. Atalanta’da taraftar baskısıyla görevine son verilmiş hocayı dibe vurmuş Juventus’un başına getirdiklerinde kimse o takımın sezonu şampiyon tamamlayacağına inanmıyordu. Conte yönetimindeki Juventus çok fazlasını yaptı ve o iki sezonda 25 yenilgi almış takım o sezon namağlup şampiyon oldu. Değişen oyuncular, diziliş ve teknik adamın soyunma odasına kattıkları. Juventus o günden beri de şampiyon oluyor. 

İkinci örnek çok yakın tarihli. Sevilla geçen sezon başında Real Madrid’de başarısız olduğu için medyanın yerin dibine soktuğu “milli takımı bırakıp gitmiş” Julen Lopetegui’yi göreve getirdi. Kararı veren efsane sportif direktör Monchi olunca şehirde elbette kimse sesini çıkarmadı. Monchi büyük bir değişimin startını verdi ve iki transfer döneminde 17 yeni oyuncuyu takıma kazandırdı. Sezon sonunda Şampiyonlar Ligi biletini alan ve Avrupa Ligi finalinde Inter’i deviren Sevilla 11’inde bir önceki sezondan sadece iki futbolcu vardı… Lopetegui de ilk kupasını kazandı..  Fenerbahçe’nin yeni kadrosu ve Erol Bulut ilişkisine bardağın dolu tarafından bakmak isterseniz, başarılı olmuş projeler bunlar… Bir ezberin peşindeyseniz, sıfırdan kurulmuş kadro ve hiç kupası olmayan hoca ile işi zor dersiniz. 

15 Eylül 2020

2003 Yazını Anımsıyor musun?

Akşam vakti evinizin kapısı çalınıyor, kapıyı açıyorsunuz karşınızda 40’larını ikinci yarısında bir adam, “Merhaba, ben Alex Ferguson sizinle oğlunuz için görüşebilir miyim?” diyor. Ryan Giggs’in annesi için bu isim önce bir şey ifade etmiyor ama Galli yıldızın Manchester United alt yapısına transfer oluşunun ilk hikayesi bu. İskoç teknik adam, yetenekli çocuğu eşinden ayrılmış anneden bizzat istemek için kapısına kadar gidiyor. Arjantin’de futbol delisi bir adamın yetenekli futbolcu var ihbarı aldığı arabasına atlayıp yollara düştüğü gibi. Marcelo Bielsa’nin bir gece kapısını çaldığı ev Pochettino ailesinin. Çocuğun dizlerini kontrol ediyor Bielsa… Bugünlerin sıkı teknik adamlarından Maurico Pochettino böyle başlıyor kariyerine.. Ligler başlarken transfer sonbahara sarkmışken yine tozlu arşivlerde bir tur yapalım…

Lizbon’da 2003 ilkbaharı.. Sporting’deki gencin adını duymayan yok ama Portekiz kulübünün de o günlerde onu satmaya niyeti yok. Barcelona kulübünde transferden sorumlu Tixi Bergstein soluğu Lizbon’da alıyor. Cristiano Ronaldo 18 yaşında, yetenekli ama öğrenecek çok şeyi olan bir genç o günlerde. Katalan medyası Bergstein’nın Lizbon’da olduğunu manşet yapınca Madrid’den de bir haber geliyor. Geçmişte Porto forması giyen, Galatasaray’daki bir sezonun ardından ülkenin bir başka büyüğü Sporting’e giden bir garip golcü Jardel, Atletico Madrid’in transfer listesinde. 

Atletico 2000 yılında küme düşmüş, kadrosu dağılmış, tekrar döndükleri ligde esaslı bir kadro yapmak için çılgın başkan Jesus Gil çıtayı yükseğe koyuyor. Bir futbolcuyu izlemeye/görüşmeye gittiğinizde bir başka futbolcuya gözünüzün takılması bir transfer klasiğidir. Jardel derken –ki Atletico Madrid onu transfer edemiyor- başkana “Ronaldo’yu alalım” mesajı geliyor. “Harbi” Ronaldo o günlerde Real Madrid’de. Transfer operasyonu gizli kalmıyor bir ertesi gün Madrid, “Atletico’ya bir başka Ronaldo” manşetine uyanıyor. İşi bitiren ne Barcelona ne de Atletico Madrid… Ryan Giggs’in ayağına giden Sir Alex Ferguson o günden 16 yıl sonra Lizbon’da ve Sporting’i 19 milyon Euro bonservisine razı ediyor: Cristiano Ronaldo, Manchester uçağına biniyor…

Ronaldo Manchster United’ın kapısında girerken kulübün starı David Beckham yol ayrımında. 2003 yazında çok şey oluyor… Son 3 sezonda dibe vurmuş Barcelona’da yönetim devrilmiş ve yeni başkan Laporta’nın taraftara hediyesi David Beckham. Real Madrid’de Los Galacticos yılları. Başkan Perez, Figo’nun ardından Zidane ve Ronaldo’yu almış Santiago Bernabeu’ya yıldız yağdırıyor… Real Madrid’in yönetim katında Barcelona’ya gol atmak için plan yapılıyor. Paris Saint Germain forması giyen Ronaldinho ile transfer pazarlığı yapan Real Madrid bir günde rotayı Beckham’a kırıyor. 

Başkan Perez’in kupalar kadar başka bir hedefi de var. Deloitte’ın 10 yıl önce başlattığı ve en çok gelir elde eden kulüpler listesinde (Para Ligi) bir numarayı kimselere bırakmayan Manchester United’ı sollamak. İngilizlerin, Uzakdoğu pazarında yüzbinlerce formayı Beckham sayesinde sattığını gören Perez, “çirkin Ronaldinho’nun forması satmaz. Beckham’ı alalım” diyor. Yıllar sonra takımın en yetenekli futbolcularından biri olan Angel di Maria’yı da rivayet odur ki forması satmıyor diye yollayan yine Florentino Perez.. Arjantinli kanat oyuncusunun gittiği kulüp ise Perez’in listenin bir numarasından indirdiği Manchester United…

Beckham kavgasından Real Madrid galip çıkınca Barcelona da Ronaldinho’yu almak “zorunda” kalıyor ama iş futbol sahasına geldiğinde Brezilyalı yıldız bir zamanlar Real Madrid alt yapısına gelmiş ve gönderilmiş Samuel Eto’o ile birlikte Perez’in takımını yıkıp geçiyor… Sonuç, Real Madrid Başkanı Florentino Perez, Barcelona Paris’te Şampiyonlar Ligi’ni kazandıktan sonra sallanan koltuğunda daha fazla oturamıyor ve 2006 yılında istifa ediyor… 2009 yılında döndüğü zaman ise aldığı isim elbette ki Beckham gibi forması çok satan bir Manchester United’lı: Cristiano Ronaldo!...

Ronaldo biri Ancelotti üçü Zinedine Zidane yönetiminde Real Madrid’e 4 Şampiyonlar Ligi Kupası kazandırıyor, Real Madrid, “Para Ligi” nin zirvesinden inmiyor ama onunla aynı sezonda (2009) imza atan bir başka yıldız Florentino Perez’in en büyük hayal kırıklığı oluyor.. Real Madrid başkanının o günlerde akıl hocası olan Zinedine Zidane, futbolculuğu döneminde de transferleri fısıldayan adam. 2005 yılında Serie A’yı sallayan bir Brezilyalı’nın alınmasını istiyor. Dedim ya 2003 yazında transferde çok şey oldu diye.. 

O yaz Milan, Kaka’yı Brezilya’dan getirirken Juventus ile boğuşuyor ve kazanan taraf oluyor. Juventus’u 3 yıl sonra şike skandalına kurban edecek Luciano Moggi “Biz adı Kaka olan futbolcuyu almayız. Kötü oynadığında ne manşetler atacaklarını hayal bile etmek istemiyorum” diyerek kaçırdıkları yıldız için bir bahane uyduruyor. Kaka İtalyanca’da Cacca ve Brezilyalı Kaka’yı Zidane başkanı Perez’e önerdiğinde Real Madrid’in patronu “Daha erken 60 milyon olsun o zaman alırız” diyor.. Sözünü de tutuyor Florentino Perez… 2009 Haziran ayında üç gün arayla önce 67 milyona Kaka’yı sonra 94 milyona Cristiano Ronaldo’yu alıyor… Nedir bu çılgınlık derseniz? Barcelona 10 gün önce biten sezonda Şampiyonlar Ligi, La Liga ve Kral Kupası’nı müzesine götürmüş ama sadece İspanya değil tüm dünya Perez’i ve Real Madrid’i konuşuyor…

6 Eylül 2020

Luis Suarez'in Hikayesi

Bir yıl önce futbol sezonu başladığında Barcelona yönetiminin ajandası “Messi ve Luis Suarez’in 2021’de bitecek olan kontratlarını 2020 Haziran’ını beklemeden uzat” yazıyordu. Arjantinli yıldız kulübün alt yapısından yetişmiş, Uruguaylı golcünün de eşinin ailesi uzun yıllardır Barselona’da yaşadığından ikilinin kulüpten ayrılacağı ihtimalini kimse aklına getirmiyordu şehirde. Üstelik ikilinin eşleri Barselona’nın gözde caddelerinden birinde ayakkabı satan bir dükkan açmışlar, 33 yaşındaki eşlerinin futbol kariyerlerine Barcelona’da son vereceklerine inanıyorlardı. Şehir onlara tapıyordu, mutluydular…

Messi ve Suarez’in eşleri o gün bir falcıya gitseler ve falcı “2020 sonbaharında hayatınız alt üst olacak. Barcelona ile ayrılık var” deseydi ikisi de kaçardı o mekandan… Pandemi çok şeyi değiştirdi dünyada, Messi ve Suarez’in hayatını da. Barcelona geriden gelen Real Madrid’den 5 puan fark yiyip şampiyonluğu kaybedeceğini, Bayern Münih’ten 8 gol yiyeceklerini, Messi’nin ayrılma isteğini resmi mektupla kulübe göndereceğini ve yeni teknik direktör Ronald Koeman’ın ilk isteğinin Luis Suarez’in takımdan gönderilmesi olduğunu kim tahmin edebilirdi ki?

Luis Suarez’in aklının ucundan geçmemiş ki kariyerinin neredeyse tamamını geçirdiği Avrupa’da vatandaşlık için başvuru yapmamıştı. Oysa ki Avrupa Birliği pasaportu bu transfer döneminde onun geleceğini belirleyecek resmi evrak oldu. Nasıl mı? Filmi 2002 saralım… 7 çocuk sahibi Rodolfo Suarez yokluk içinde yaşadığı kasabada eşi Sandra Diaz ile ayrılıp büyük şehir Montevideo’ya geldiğinde ailenin “4 numara”sı Suarez yedi yaşındaydı. Anne ve babası 9 yaşındayken ayrılan Suarez’in futbol kariyerinde onca skandalın baş aktörü yapacak kariyeri de o yıllarda şekillendi. Öfke kontrolü yoktu, kavgacıydı ve hakemleri aldatmak için sürekli kendini yere atıyordu ama aynı zamanda doğuştan golcüydü. 

Çocukluk aşkı onun büyük futbolcu olmasına yardım etti. Onun ailesi gibi bir İtalyan aile de yeni bir hayat için çareyi Uruguay’a göç etmekte bulmuştu. Sofia Balbi, İtalyan bir mimarın kızıydı ve onu 15 yaşındayken tanıyan Luis Suarez, şehrin 20 km dışında oturan ilk aşkını otobüsle gidip görebilmek için sokakta telefon kartı satıyordu. Önce kötü sonra iyi haber geldi. Sofia Balbi ve ailesi Uruguay’dan Barselona’ya göç etti. Aşk acısı büyüktü, Suarez hakeme attığı kafayla ilk büyük vukuatını kariyerine yazdırdı. İyi haber ise Hollanda’dan gelen yetenek avcıları onu keşfetmişti. 19 yaşında Hollanda’ya Groningen’e geldiğinde ana dili İspanyolca’dan başka dil bilmeyen Luis Suarez’in hayali kız arkadaşının yaşadığı şehirde futbol oynamaktı ama Barcelona’ya giden yol, Barselona şehrine giden uçaktan fazlasıydı... Soluğu Barselona’da aldı ve Sofia Balbi artık gelecekteki 3 çocuğunun annesi olmak üzere onunla Hollanda’ya döndü. 

Üç yıllık Ajax kariyeri onu çok şey öğretti, Avrupa’da herkes onun adını ezbere biliyordu ama bir huyu vardı ki onu törpüleyemedi ve o huy onunla Hollanda, İngiltere’yi dolaştı, Brezilya’ya da uğradı. Luis Suarez sahada kızdığında rakibini ısırıyordu! İlk kurbanı PSV’li Otman Bakkal’dı. İkinci kurbanını bir Liverpool-Chelsea maçında buldu. Ivanovic’i ısırdı ve İngiltere ayağa kalktı. Suarez ceza sahasında penaltı alabilmek için kendini yere atıyor, rakip tribünleri çıldırtıyordu. Patrice Evra’ya karşı ırkçı söylemlerinin ise affedilir tarafı yoktu. Affetmediler de… “Hannibal” Suarez’in son kurbanı Brezilya’daki 2014 Dünya Kupası’nda İtalyan stoper Giorgio Chiellini oldu. Bu kez ceza en ağırıydı. Suarez hayalini gerçekleştirmek eşinin ailesinin yaşadığı Barcelona’ya transfer olmuş ama FIFA ona 4 ay boyunca bırakın futbol oynamayı stadyumlara bile girme yasağı getirmişti.

Luis Suarez Barça formasıyla 191 maçta 147 gol attı. 2015’te kazandıkları Şampiyonlar Ligi’nden sonra 5 yıl boyunca bir tek Şampiyonlar Ligi deplasman maçında gol atamayarak garip bir seriye de imza attı… Messi’nin “Ayrılacak-kalacak” fırtınasını koptuğu günlerde hayatı boyunca elinden düşürmediği ve sakinleştirdiğine inandığı Mata çayıyla yine medya karşısına çıkan Uruguaylı golcü şimdi yol ayrımında… Hayatının ilk tek büyük aşkı olan Sofia Balbi sayesinde buralara geldiğini söyleyen Suarez’in buradan az öteye İtalya’ya gidebilmesi için ise yine eşine ihtiyacı var çünkü onu isteyen Juventus’un Avrupa Birliği dışı oyuncu kontenjanı dolu ve Suarez’in İtalyan pasaportuna ihtiyacı var. 



İspanya Ligi’nde eşinin Avrupa Birliği pasaportu sayesinde “yabancı” sayılmayan Suarez için İtalya’da kural farklı… Eylül sonunda transfer kapanmadan vatandaşlık başvurusu yapması gerekiyor. İtalya’dan 30 yıl önce Uruguay’a göç eden bir ailenin damadı sıfatıyla şimdi Barselona’daki İtalyan Büyükelçiliği’ne başvurdu… Temel İtalyancanın sorulduğu bir dil sınavından da geçmesi gerekiyor Suarez’in… Bugünlerde kimseyi ısırmazsa ve pasaportu alırsa Juventus’ta çıktığı ilk idmanda son ısırdığı adamla karşı karşıya gelecek: Giorgio Chiellini… Bu kez ona sarılacağı kesin….

30 Ağustos 2020

Kaderin Oyunu mu bu?

Barselona’da 1973 kışı. Sotil, Asensi, Rexach ve elbette Johan Cruyff’lu Barcelona, evi Camp Nou’da Atletico Madrid’i ağırlıyor. Madrid ekibinin kalesinde yıllar sonra Barça kalesini koruyacak Pepe Reina’nın babası Miguel Reina, forvet hattında ise Fenerbahçe’yi de çalıştıran ve İspanya’ya Euro 2008’i kazandıran Luis Aragones var. Maçı 2-1 Barcelona kazanıyor ama o akşamı unutulmaz kılan Cruyff’un attığı gol... Sağ kanattan arka direğe yapılan ortaya uçarak sağ ayağıyla yaptığı vuruş ona “Flying Dutchman” (Uçan Hollandalı”) lakabını kazandırıyor. Bu gol Barcelona tarihinin en unutulmaz gollerinden biri oluyor.

Johan Cruyff, 5 sezon Barcelona forması giydi, çok daha fazlasını kazanabilirdi ama bu golü attığı sezon dışında şampiyonluk sevinci yaşayamadı. 173 maçta 59 gol attı ve Barça’dan ayrıldıktan 6 yıl sonra yetiştiği Ajax’ın ezeli rakibi Feyenoord’da futbolu bıraktı. Katalan kulübünün alt yapısını sil baştan kuran ve 1990-94 yıllar arasında 4 şampiyonluk ve bir Şampiyon Kulüpler Kupası kazanan Hollandalı efsane, 1996 yılında dönemin başkanı Nunez tarafından kulüpten kovuldu…

Barselona’da 1994 kışı. Johan Cruyff’un Rüya takımı, La Liga’nın son üç sezonunun şampiyonu ve El Clasico’daki randevu Barça’nın evi Camp Nou’da. Zamorano, Prosinecki, Sanchis ve sonraları Barça’ya transfer olup, 21 yıl sonra Barça’ya Şampiyonlar Ligi kazanıracak Luis Enrique’li Real Madrid’in karşısında Guardiola, Koeman, Bakero, Stoicjkov ve Romario’lu Barcelona var. 24. dakikada Barça’yı çeyrek asır sonra iki Şampiyonlar Ligi kazandıracak Guardiola topu kaleye sırtı dönük olan Romario’ya atıyor basit bir pasla. Brezilyalı golcü nefis bir dönüş ve son bitirişle perdeyi açıyor. El Clasico’nun sonunda tabelada Barcelona: 5 Real Madrid:0 yazıyor…

PSV Einhoven’den Barça’ya gelen Romario sadece iki sezon forma giyebiliyor. 46 maçta 34 gol. Barcelona Başkanı Nunez’e göre disiplinsiz bir futbolcu olan Romario’nun ipini Cruyff çekiyor ve Romario, Barça’dan kaçan, Barça’nın kaçırdığı yıldızlar listesine adını yazdırıyor.

 


Barselona’da 1996 sonbaharı… Romario’dan bir yıl sonra yine PSV Eindhoven’den bir Brezilyalı geliyor Barcelona’ya: Ronaldo… Johan Cruyff ayrılmış ve yeni teknik direktör Bobby Robson… Rakip La Liga’da Compostela. Orta sahada topla buluşan Ronaldo rakiplerinin birer birer ipe diziyor, çekiyorlar, düşmüyor, omuz koyuyorlar, sarsılmıyor ve ceza sahası içinde aynı oyuncuyu iki kez ekarte edip golü attığında kenarda hocası Robson başını iki eli arasına alıp inanılmaz gole şaşkınlıkla bakıyor.

Barcelona’daki tek sezonunda 49 resmi maçta 47 gol atan Ronaldo için “Dünyanın en iyi oyuncusu. Bizimle 10 yıl kalacak” diyen Barça Başkanı Nunez, yeni kontrat imzalamaktan vazgeçtiğinde “Talepleri komik” diyor. Inter bir yıl önce Barça’ya kaptırdığı Ronaldo’nun serbest kalma bedelini ödeyip Brezilyalı golcüyü kapıyor. Barça’nın kaçırdığı efsane Brezilyalı, 5 yıl sonra Real Madrid formasıyla El Clasico’da eski takımına karşı forma giyiyor…

Madrid’de 2005 sonbaharı… Santiago Bernabeu’da El Clasico akşamı. Casillas, Roberto Carlos, Beckham, Robinho, Ronaldo, Beckham, Sergio Ramos’lu Real Madrid’in Barcelona karşısındaki galibiyeti görmek için 80 bin taraftarı tribünde. Perdeyi Eto’o açıyor. Barcelona o akşam Real Madrid’i 3-0’lık skorla dağıtıyor ama o El Clasico’yu unutulmaz kılan Ronaldinho’nun kendine has top sürüşü sonrasında son vuruşunda Casillas’ı çaresiz bırakan golü ve o golü Santiago Bernabeu tribünlerinde ayağa kalkarak alkışlayan baba-oğul.

2000’lerin başında dibe vuran Barça’yı Xavi ve Iniesta ile ayağa kaldıran ve 2006’da Şampiyonlar Ligi kupasını kazanan Ronaldinho iki yıl sonra dönemin başkanı Joan Laporta tarafından “Yeni heyecanlar yaşaması lazım” sözüyle kapının önüne konuluyor. Barselona’da gece hayatının hızlı adamı son sezonunda tartışılan göbeğiyle soluğu Milan’da alıyor.

 

Barselona’da 2007 ilkbaharı. Kral Kupası yarı finalinde ilk maç. Rakip Schuster yönetiminde Güiza’nın da forma giydiği Getafe… Xavi’den topu alan 20 yaşındaki Messi önce Paredes’e ardından Nacho’yu geçiyor çalımla.. Yetmiyor, yetişen Nacho’ya bir çalım daha atıyor, Alexis ve Belenguer de çaresiz Arjantinli karşısında. Messi’nin gol vuruşu öncesinde son kurbanı ise Luis Garcia… Maradona’nın İngiltere’ye attığı ve futbol tarihinin en güzel golü kabul edilen golün birebir kopyasını atıyor Messi. O akşamın skoru Barça: 5 Getafe: 2

 2000 yılında Barça’ya ilk imzayı 13 yaşında atan, 2003’de ilk kez forma giyen ve son 15 yılda Katalan kulübünün attığı gollerin yüzde 55’inde gol ve asistleriyle tabela yapan Lionel Messi şimdi yol ayrımında… Cruyff, Romario, Ronaldo, Ronaldinho gibi… Barcelona, unutulmaz gollere imza atanlara hep vaktinden önce veda etti… Kaderin bir oyunudur bu belki de güzel oyunun tarihinde…   Bunu da 1992’de Wembley’de Sampdoria’ya uzatmalarda attığı enfes frikik golüyle Barcelona’ya ilk Şampiyon Kulüpler Kupası’nı kazandıran ve geçen hafta Katalan kulübünün teknik direktörlük kolduğuna oturduğunda  Messi’ye “Artık ayrıcalıkların bitti” diyen Ronald Koeman düşünsün… 

27 Ağustos 2020

Messi'nin Barcelona'da 20 Yılı

 

14 Aralık 2000: Barcelona, Arjantin’de Messi’ye profesyonel olmayan ilk kontratı imzalattı.

Şubat 2001: Messi’nin ailesi bir taraftan büyüme hormonu tedavisi gören oğullarının yanında olmak için Barselona’ya taşındı.

16 Kasım 2003: Messi, Porto ile oynanan hazırlık maçında 16 yaşında ilk kez Barça forması giydi.

Mayıs 2005: İlk La Liga şampiyonluğunu kazandı.

24 Haziran 2005: A Takım’da profesyonel sözleşmeye imza attı.

17 Mayıs 2006: Paris’te Barça Şampiyonlar Ligi’ni kazanırken, Messi kadroda yoktu.

18 Nisan 2007: Maradona’nın İngiltere’ye attığı efsane golünbirebir kopyasını Getafe’ye attı.

2009/2011: Guardiola yönetiminde iki Şampiyonlar Ligi kazandı.

7 Mart 2002: Şampiyonlar Ligi’nde Bayer Leverkusen’e 5 gol attı.

20 Mart 2012: 231 golle Barça tarihinin en golcü ismi oldu. 2020 sezonu sonunda Messi’nin Barça formasıyla 634 golü var.

6 Haziran 2015: Barça’daki son Şampiyonlar Ligi Kupası’nı kazandı.

Ağustos 2018: Iniesta’nın vedası sonrasında Barça’nın 1. kaptanı oldu.

Mayıs 2019: Barça’daki son lig şampiyonluğu

2 Aralık 2019: 6. kez Avrupa gol kralı oldu.

30 Haziran 2020: Barça ve milli takım formaları altında 700. Golünü attı.

8 Ağustos 2020: Barça formasıyla son golünü Napoli’ye attı.



Messi Suarez Barcelona

 Çok değil, iki hafta önce Bayern Münih karşısında 8-2’lik hezimetin üzütünsünü yaşayan Barcelona taraftarları bundan daha fazla neye üzülebilirdi diye sorsanız, elbette ki Messi’nin ayrılığı denirdi. Aralık ayında 6. Kez kazandığı Altın Top ödülünün töreninde “Benim Barça ile bağım imzayla, kağıtlarla değil” diyen Arjantinli yıldız önceki gece kulübe resmi evrak olarak kabul edilen faksı gönderip gitmek istediğini tüm dünyaya duyurdu. Peki Messi’ye bu kararı aldıran nedenler nedir? Frank Rijkaard döneminde çıkış yapan, Guardiola yıllarında zirveye oturan ve inmeyen Messi son yıllarda teknik adam tercihinden futbolcu transferine kadar birçok konuda Barça yönetimlerinin karşısına dikildiği yıllardır yazıldı çizildi. Barça’da önemli bir figür olan Luis Enrique’nin 2017’deki ayrılığı öncesinde kazanılan bir Şampiyonlar Ligi vardı. (2015).. 

Önce Atletico Madrid’e ardından Juventus’a elenen Barcelona, 2018’de Roma’ya 4-1’in rövanşında 3-0, ertesi yıl ise Liverpool’a 3-0’un rövanşında 4-0 mağlup olup, ezeli rakibi Real Madrid’in 3 kez Şampiyonlar Ligi kazandığı yıllarda krize girdi. Neymar’ı satan Barça yönetimine kızan Messi, Griezmann transferine karşı çıktı. Kulübün yanlış transferler yaptığını savunuyordu ki haklıydı da.. Dembele-Coutinho’nun ardından Griezmann da katkı vermeyince Barça, sallanan defansı ve Messi atar ya da Luis Suarez’e attırırsa oyunuyla ve düşük profilli teknik adamları Valverde ve Setien ile bu sezon dibe vurdu. Önce Real Madrid geriden gelip şampiyon oldu ve ardından Bayern Münih hezimeti..

Sezon içinde sportif direktör Abidal ile kavga eden, pandemi döneminde ücretlerde indirim isteyen Barça yönetiminin karşısına dikilen Lionel Messi, alt yapısından yetiştiği kulübe yolladığı faksla bonservissiz takımdan ayrılmak istediğini iletip yeni bir savaşı da başlattı. Serbest kalma bedeli 700 milyon Euro olan Arjantinli yıldız 2021 Haziran’da bitecek kontratını uzatmamış ve sarkan futbol sezonunda kontratının 10 Haziran öncesinde yenilenmediği için bonservissiz gideceğini ilan etti. Barça cephesi ise elbette Messi’yi bir taraftan kalmaya ikna etmeye çalışırken diğer taraftan 6 ay sonra bir kulüple imza hakkına sahip yıldızından 100-150 milyon Euro kazanmak için avukat ordusunu arkasına aldı. Messi için yeni adres büyük bir ihtimalle Manchester City olacak. PSG’nin bu yarışa girmesi beklenmiyor. Inter cephesi için yıllık brüt maaşı 90 milyon Euro’yu aşan Messi’nin ücretini sponsorlarla toparlasa bile bonservis ödemek istemiyor, ödeyecek parası da yok…

Messi’nin şok eden ayrılık kararı menajerliğini ailesinin yaptığı yıldızları akıllara getirdi. Ağabeyinin transferde her kulübe sorun çıkardığı bilinen Anelka, yine ağabeyinin menajerliğini yaptığı Ronaldino ve Real Madrid’den giderken Başkan Florentino Perez ile tartışan babasının amatörlüğüne kurban giden Mesut Özil… Milano’da ev alan ve Inter dedikodularının çıkmasına sebep olan Lionel Messi’nin babası Jorge Messi de bugün Barça yönetiminin başını ağrıtan adam…

Barça’da Koeman’ın teknik direktörlük koltuğuna oturmasının ardından Hollandalı hocaya “Kendimi Barça’nın içinde değil artık dışında hissediyorum” diyen Messi, yeni hocanın Luis Suarez ile yolların ayrılmasını istediğini öğrenince çılgına döndü ve kendi ayrılık kararı da verdi. Messi’nin bu kararına eski kaptan Puyol ve gündemdeki isim Suarez de “Messi haklı” diye destek verirken, Barça  yönetimi gelecek yıl yapılacak seçimler öncesinde istifaya zorlanıyor.

23 Ağustos 2020

Lizbon'a Çıkan Yollar

İspanya’da Cruyff yönetimindeki Barcelona dört yıl arka arkaya şampiyon olmuş, geride kalan haftada göreve getirdikleri Koeman’ın frikik golüyle Wembley’de Şampiyon Kulüpler Kupası finalinde Sampdoria’yı devirmişler tarihlerinin en parlak yıllarını yaşıyorlar. Sonraları fazlasını da kazanacaklar ama Milan onları Atina’da 4-0 süpürdüğünde devrin en iyi futbol oynayan takımı Capello yönetimindeki İtalyan devi.. 1994-95 sezonunda karşılarına genç bir teknik adam çıkıyor.

Luis Fernandez, İspanya’dan Fransa’ya göç eden bir ailenin oğlu, uzun yıllar formasını giydiği Paris Saint Germain’e hoca olduğunda 35 yaşında. Bu akşam Lizbon’da karşılaşacağı Bayern Münih’i 94 sonbaharında grupta iki kez mağlup ediyor PSG. Çeyrek finalde rakip işte o Cruyff’un efsane Barça’sı… Hagi’li Barcelona’yı çeyrek finalde eliyorlar ama yarı finalde dönemin acı gerçeği Milan’a boyun eğiyorlar. Ertesi sezon Paris Saint Germain kan kaybediyor, takımın hücum hattındaki iki büyük silahı Weah ve Ginola ayrılmış ama Luis Fernandez Kupa Galipleri Kupası’nda finale taşıyor takımını… UEFA’nın final için belirlediği stadyum o günden 11 yıl önce Heysel faciasının yaşandığı Brüksel’deki King Baudouin Stadı… Karizmatik kaleci Lama sonraları iyi bir teknik adam olacak Paul Le Guen, Sambacı Rai ve Djorkaeff’li PSG, Rapid Wien’i devirip tarihinin ilk ve tek Avrupa Kupası’nı kazanıyor…

Milli Takım düzeyinde çok daha fazlasını yapmış Fransızlar için Marsilya’nın kazandığı Şampiyon Kulüpler Kupası’ndan sonra ülkeye gelen ikinci ve son kupa bu… O Marsilya kadrosundan Dechamps teknik adam olduğunda Luis Fernandez gibi 35 yaşında en genç ikinci teknik adam ünvanıyla Şampiyonlar Ligi’nde finale çıkacak ve Jose Mourinho’nun Porto’suna kaybedecek 2004’de ama elbette haberleri yok. İspanyol asıllı Luis Fernandez gibi ailesi Endülüs bölgesinden Fransa’ya göç eden Rudi Garcia da vatandaşının yaptığını yaptı ve O.Lyon’a geçen hafta Bayern Münih karşısında yarı final oynattı…

 

90’lar İtalyanların sahnesiydi… 1999 Şampiyonlar Ligi finalinde Camp Nou’da UEFA Başkanı Johanson ve Şenes Erzik, dev stadyumun üçüncü katından 85. Dakikada kupayı vermek üzere asansöre bindiler. Bayern Münih 1-0 öndeydi ve ikili zemin kata indiklerinde Manchester United 2-1 öne geçmişti.. 70’lerde Şampiyon Kulüpler Kupası’nı üç kez arka arkaya kazanan Bayern Münih mükemmel yönetimi ve futbolcu fabrikası bir ülkenin en büyük vitrini olmasına rağmen çeyrek asır boyunca bu kupanın hasretini çekmiş, PSG’e kaybetmenin rövanşını da UEFA Kupası’nda 1996’da bir başka Fransız, Bordeaux’yu devirerek almaktan başka kayde değer bir başarıyı tarihine yazdıramamıştı. 

Camp Nou faciasından bir sezon sonra Şampiyonlar Ligi’nde iki sezon arka arkaya final oynayan Valencia’yı penaltılarla devirip kupayı müzelerine götürdüler ama 2000’lerde sahne İtalyanlardan İspanyollar ve İngilizlere kayıyordu ve onlar hep televizyon başındaydılar. 10 yıl sonra finale çıktıklarında karşılarında Mourinho yönetiminde Inter vardı. O gün de kaybettiler ve kazanmak için 3 yıl daha beklemek zorunda kaldılar. 2013 Şampiyonlar Ligi yarı finalinde kadrosunda tek bir Güney Amerikalı oyuncu olmayan B. Dortmund, Real Madrid’i 4 golle dağıtırken, Bayern Münih, Barcelona’yı iki maçta 7-0 üstünlükle geçip adını finale yazdırmıştı. Kim derdi ki 7 yıl sonra Barça’ya çeyrek finalde 90 dakikada 8 atacaklar! O gün Wembley’da kazanan Almanya idi elbette, Almanların finalinden kupayı müzesine götüren Bayern Münih’ti…

Virüslü yıl 2020’de çok şey oldu elbette futbolda da.. İspanyollar 13 yıl aradan sonra Şampiyonlar Ligi yarı finalinde yoktular. Messi ve Ronaldo 14 yıl sonra bir yarı finali evden izlediler. B. Dortmund’dan 7 yıl sonra bir başka Alman takımı Leipzig yine Güney Amerikalı futbolcunun olmadığı 11 ile yarı finale çıkan taraftı. Paris Saint Germain’in sambası ve tangosu fazla geldi onlar… Üstelik bu kez sahada, Jean Fernandez, Deschamps’dan da genç bir teknik adam vardı Leipzig’in başında: 33 yaşındaki Julian Nagelsmann. Bayern Münih ise 8 yıl önce finalde “genç ve geçici” bir teknik adam olan Roberto di Matteo’ya kaybetmiş, kupayı Chelsea kazanmıştı… Bu akşam Lizbon’da tarihin en uzun futbol sezonunun finali var. Bir tarafta son 10 yılda 3 final oynayıp bir kez kazanan Bayern Münih ve diğer tarafta tek kupasını çeyrek asır önce kazanan ve Şampiyonlar Ligi’nde ilk kez finale çıkacak olan Paris Saint Germain…  Luis Fernandez nerede derseniz, o da Fransa’da finali yorumlayacak…

Monchi Kupası


Sevilla ezeli rakibi Real Betis ile birlikte La Liga’nın en ateşli tribünlere sahip kulübü ama Endülüs temsilcisinin İspanya Ligi tarihindeki tek şampiyonluğunun üzerinden 74 yıl geçti. Kazandıkları 4 Kral Kupası’nın ikisi ise tarihlerinin değiştiği son 15 yılda çünkü 2005 öncesinde Avrupa’da bir tek kupası olmayan Sevilla’nın bugün müzesinde 6 UEFA Kupası/Avrupa Ligi Kupası var. Üstelik de oynadığı 6 finali de kazanarak.. Önceki gün bu kupayı 5 kez kazanan Inter’i dize getiren İspanyol temsilcisinin başarısında bir numaralı aktör elbette ki sportif direktör Monchi… Şimdi 20 yıl öncesine dönelim.

1999-2000 sezonunda Real Madrid, Şampiyonlar Ligi’ni, Galatasaray, UEFA Kupası’nı kazanırken Sevilla, ezeli rakibi Real Betis ve Atletico Madrid ile bir alt lige düşmüştü. Yönetim futbol aklı olarak Monchi’yi seçti. 2003’te tarihinin en büyük harcamasını yapan ve transfere 20 milyon Euro yatıran Sevilla ilk UEFA Kupası’nı kazanmak için sadece iki yıl bekledi. Ertesi yıl podyumda yine Juande Ramos ve öğrencileri vardı. Dani Alves, Sergio Ramos, Negredo, Jose Antonio Reyes, Monchi’nin parlatıp sattığı yıldızlar oldu o dönemde. İspanyol sportif direktör transfer sihirbazıydı, lokal scout’larla çalışıyor, geniş ekibi her sezon 250 yeni futbolcu hakkında rapor hazırlıyordu. 2014’te tekrar sahneye çıktılar, kalede sonraları Göztepe’ye gelecek olan Beto, Barça’ya giden Rakitic ve usta santrfor Bacca.. Benfica’yı devirip 3. Kupyı kazandılar. 2015’te Varşova’da finalde sürpriz bir takım vardı. Dnipro da Sevilla’nın serisini bozamadı. Yine İspanyol bir teknik adam vardı başlarında: Unai Emery… Arka arkaya 3. Avrupa Ligi Kupası’nı 2016’da Liverpool’u devirerek aldılar.

Kendini İspanya dışında ispatlamak isteyen Monchi’nin macerası Roma’da hüsranla sona erdi ama onun döneminde Cengiz Ünder, Roma’ya gitti. Sezon başında Monchi döndüğünde Sevilla’dan sıfırdan kadro yapmak için kolları sıvadı. 17 yeni futbolcu aldı Monchi. Transfere 170 milyon Euro harcadı ama bir taraftan da satışlardan 130 milyonu kasaya koydu. Takımın başına da İspanyol Milli Takımı’ndan Real Madrid ile anlaştığı için kovulan ardından da Real’de bozguna uğrayan, hiç kupası olmayan teknik adam Lopetegui’yi getirdi. Defansta Kounde, orta sahada G.Saray’dan gelen Fernando, veda sezonunda harika oynayan Banega, zorlu maçlarını kilidini açan ve finalde de iki gol atan Luuk de Jong, Marsilya’da kaybettiği bu kupayı Sevilla ile kazanan Lucas Ocampos, Milan’dan kiralanan Suso ve ve… Sevilla 6’da 6 yaptı. Kahraman elbette ki Monchi.