31 Ağustos 2017
27 Ağustos 2017
Çekmecemdeki Soru İşaretleri
Avrupa’da bu sezon transferleri sosyal medyada akıl dolu videolarla duyurma modası var. Bizde de bunun en güzel örneklerini Beşiktaş verdi. Taraftarın “#cometobesiktas” kampanyası ise bu yaz tüm dünyada konuşuldu. Kulübün iletişim komitesi, son iki sezonun şampiyon takımıyla büyük bir sinerji yarattı. Şimdi soru, bu kaliteli iletişimi yapabilmek için şampiyon mu olmak gerekiyor, yoksa şampiyon olmanın coşkusu bu insanların içindeki iletişim aşkını mı dışarıya çıkartıyor?
****
Fenerbahçe, neden yıllar boyunca Volkan Demirel ile eldiven savaşına girecek bir kaleci transfer etmez de Volkan her hata yaptığında taraftarın önüne atılır. Carlos Kameni kariyeri boyunca Volkan seviyesinde olmadığı için Kadıköy’e ikinci kaleci ünvanıyla gelmişken beklenti nedir? Şimdi soru, yıllarca yerli kaleci geleneğini sürdüren, 3-5 yabancı sınırı olduğu günlerde kalede yerliyle oynamanın da avantajını yaşayan Fenerbahçe neden Volkan’dan daha yetenekli bir yabancı kaleciyi aramaz?
****
Avrupa’da şampiyonluk yarışı veren hangi takım milli takımda da forma giyen beklerini, ezeli rakibine kaptırır? Caner ve Gökhan Gönül’ü Beşiktaş formasıyla izleyen Fenerbahçe yönetimi, yıllardır neden transferde sürekli sağ-sol bek ve sağ-sol açık alır da Alex de Souza gittiğinden beri bir maestro transfer etmemek, Emre gittiğinden beri bir merkez oyuncusu almamak için ısrar eder. Şimdi soru… Galatasaray Başkanı Dursun Özbek’in “Bizde yok” dediği futbol aklı Fenerbahçe’de var mı?
***
Son iki sezonda ilk üç dışında kalan Galatasaray’da yönetimin onca transfer yanlışı varken nasıl oluyor da aynı yönetim bu sezon sıfırdan kurduğu kadroda bu kadar isabetli transfer yapabiliyor? Şimdi soru: Futbolu, futbolu bilenlere bırakmak en iyisi değil mi? Teknik direktör Igor Tudor, Sportif Direktör Cenk Ergün’ün önüne Scout ekibinin hazırladığı her mevki için 5 alternatifli listeyle transfer yapılmış olabilir mi mesela?
***
Süper Lig, yıllarca -bir iki derbi istisna- ülke dışında yayınlamazken, bu sezon beIN Sports kanallarında 60 ülkeye İngilizce anlatımlı yapılan naklen yayınlar ülke futboluna çıta atlatır mı? Yeni transfer edilen Fransız ve İspanyol yıldızlar sayesinde Avrupa’nın en önemli spor gazetelerinde bizim ligimiz bizim futbolumuz hakkında çıkan haberlerin patlama yapması bize ne sağlar? Önce Enes ardından Cengiz Ünder ile devam eden Avrupa’ya genç yetenek ihracatı, kulüplerin gelecekte daha yüksek bonservis bedelleriyle oyuncu satmasını sağlar mı? Çok sorulu bir değişimin tek cevabı var… Yerel kalırsan, ufak kalırsan, büyümek istiyorsan sınırlarını büyüt…
***
Başta Fransız futbolu olmak üzere her ligde çok yetenekli siyahi oyuncular varken neden siyahi teknik adamların sayısı bir elin parmaklarını geçmez Avrupa’da… Futbolu bıraktıklarında neden teknik adamlık kurslarından uzak dururlar? Diploma alan sadece büyük liglerde alt liglerde de neden iş vermezler? Futbolun doğduğu topraklar İngiltere’de bu sorunun peşine düşen akademisyenler bile neden işin içinden çıkamaz? Siyahi teknik adamlara uygulanan bu ayrımcılığa, UEFA, FIFA neden ses çıkarmaz?
***
Türkiye’de takımlar 14 yabancı futbolcu transfer edebilir, kadrolarını 11 yabancı futbolcuyla sahaya çıkabilirken, Türk teknik adamlar yabancı dillere neden bu kadar yabancıdır? 4-5 farklı dilin konuşulduğu bir soyunma odasında her dili “Barselona’da hediyelik eşya alırken pazarlık yapacak kadar” bilen tercümanlarla nereye varılır? Anadili Hırvatça olan Igor Tudor neden mesela İngilizce röportaj vermeye zorlanır? Yüzde 50 verimle İngilizce konuşan Tudor’un söyledikleri kısıtlı çeviriyle yüzde 20’ye düştüğünde Tudor söylemek istediklerinin beşte birini söylemiş olmaz mı? Türkiye’de başarısız olmuş Rijkaard, Mancini ve Prandelli gibi “usta” teknik adamlar burada kendilerini anlatamamış olamaz mı?
***
Hagi, Simeone ve Chiesa, İtalya’da aynı takımda oynadı mı? Cevap hayır ise Fiorentina kadrosunda bu sezon yer alan Hagi, Simeone ve Chiesa kim? Yolu Brescia’dan geçen Hagi’nin oğlunu, Lazio ve Inter’de oynayan Diego Simeone’nin oğlunu, İtalyanların bir zaman muteber klas golcülerinden biri olan Enrico Chiesa’nın oğlunu Floransa’da “Mor Menekşeler” forması altında buluşması bu soruyu sordurtur mu? Babalarını geçebilecekler mi? Çok sorunun cevabı sizde, ben sonuncusuna bir yanıt vereyim: Hagi, Simeone ve Chiesa çıtayı o kadar yükseğe koydular ki, maalesef hayır…
20 Ağustos 2017
La Liga 2017-2018 Başlarken
Avrupa
futbolunu son 10 yılda teknik adam ve yıldızlarıyla domine eden Barcelona’nın
Real Madrid’e İspanya Süper Kupası’nda iki maçta beş golle teslim olmasının
ardından tanıdık bir manşet yine ülkenin spor gazetelerinin birinci sayfasını
süsledi: “Barcelona’da bir devir sona erdi.” Bu tespiti, Guardiola gittikten,
Xavi sahneden çekildikten sonra da atan Katalanlar, kaptanları Pique’nin bir
cümlesiyle gerçeklerle yüzleşti. “Dokuz yıldır ilk kez kendimi Real Madrid’den
daha aşağıda ve güçsüz hissediyorum” diyen Pique, iflasın içeriden gelen sesi
oldu aslında. Dört yıl önce “Neden teknik adamlık yapmıyorsun?” sorusuna
“Başarısız olmaktan korkuyorum” yanıtını veren ve geçen sezon Rafael Benitez’in
görevine son verildiğinde “İçimizden biri” kartvizitiyle Real Madrid’in başına
getirilen sıfır tecrübe Zinedine Zidane, 18 ayda kazandığı 7 kupayla, Messi ve
arkadaşlarına adeta “Pes” dedirtti.
2008/2009
yıllarında alt yapısı La Masia’dan yetişmiş sekiz oyuncuyla sahaya çıkan
Barcelona’nın son 3-4 yılda alttan oyuncu gelmiyor çığlıklarına kulaklarını
tıkayan yönetimi de “Bir devir kapandı” manşetlerinden sorumlu elbette.
Xavi’nin yaştan dolayı vedası, Dani Alves’in kırgın ve üzgün vaziyette valiz
toplaması ve transferde saçılan milyon Euro’lar, stadyumu ve mağazaları para
basan kulübü bugün kocaman bir soru işaretiyle karşı karşıya bıraktı.
Çok değil
iki ay önce İspanya’da yaşadığı vergi problemi nedeniyle “Real Madrid’den
ayrılacak” denilen Cristiano Ronaldo için ellerini oğuşturan Barcelona’nın
kasasına 222 milyon Euro koysa da 25 yaşında dünyanın en iyi üçüncü futbolcusu
olan Neymar’ı kaybetmiş olması elbette ki dibe gidişin büyük ağırlığı ama hepsi
bu değil elbette!
“Alt yapıdan
oyuncu oynatmaz. Süper star yıldızlarla sahaya çıkar” denilen Real Madrid için
bu tespit maalesef bir klişeden öte değil. Süper Kupa finalinde alt yapıdan
yetişmiş dört ismi kadrosunda bulunduran ve kaleci Navas ile orta sahanın
maestrosu Modric dışındaki tüm futbolcuları 23 yaşına gelmeden kadrosuna katmış
olan Real Madrid, son üç yılda hep geleceğin takımını kurma adına elini cebine
atıyor transfer piyasasında…
Futbolda son
yıllarda “orta sahası iyi olan kazanır” kuralını çok paslı oyunuyla tüm
Avrupa’ya ezberleten Barcelona’nın bugün ezeli rakibi Real Madrid’in çok
alternatifli orta sahasına gıptayla bakmasında elbette ki transfer
yanlışlarının payı var. Paris Saint Germain’in İtalyan maestrosu Verratti’yi
almak bir yana Fransız kulübüne Neymar’ı kaptıran Barcelona’nın kariyerine
Çin’de devam etmeye karar vermiş Paulinho’ya 40 milyon Euro verip tarihinin en
pahalı transferleri listesine dört numaradan sokmuş olması da bizde bugünlerde
çok moda olan “Futbol aklı”nın varlığını sorgulatıyor elbette İspanya’da…
Katalan
oyuncuları kollayan ve Luis Suarez ile Neymar dışındaki yabancı oyuncuların
hayatını zorlaştıran ve sürekli olarak açıklarını arayan Barselona şehri
merkezli iki spor gazetesinin editoryal kadroları da bu kaosun bir parçası
elbette. Barcelona şimdi Coutinho ve Dembele için 200 milyon Euro’dan fazlasını
harcayacak ve yaralarını sarmaya çalışacak…
İspanya
Ligi’nin 87. sezonu bu hafta sonu start aldı.
“Neymar’sız” Barcelona ve Ocak ayına kadar transfer yasağı olan Atletico
Madrid’in önünde elbette ki Real Madrid şampiyonluğun bir numaralı favorisi…
Sezon 38 hafta, top yuvarlak ama şu soru ve yanıtı İspanyol futbolunun iki
devini kantara çıkarmaya yetiyor: “Barcelona’dan Messi’yi, Real Madrid’den
Cristiano Ronaldo’yu çıkarın. Kim daha güçlü?” Sizce…
14 Ağustos 2017
6 Ligde Top 5 Transfer
Fransızlar
topu en erken santraya diken ligdi, bu hafta sonunda biz ve İngiltere, haftaya
İspanya, İtalya ve Almanya yeni umutların, hayal kırıklıklarının, “ne goldü
ama”ların, “bu da kaçar mı”ların kapısını açıyor. O zaman transfer dönemi devam
ederken bir X raporu alma ve en pahalı beş transferleri hatırlama vaktidir…
SÜPER
LİG: Son iki sezonda ilk üç dışında kalan Galatasaray, Belhanda, Ndiaye, Maicon
ve Fernando transferleriyle listenin ilk 4 sırasını kaparken, Beşiktaş Pep ve
Negredo ile La Liga havasını getirdi memlekete. Aykut Kocaman, Fransa Ligi
sever, Valbuena ve Dirar’ın yanında Kartal’ın Negredo’sunun karşısına
kariyerleri hep aynı yolda yürüyen Soldado’yu koydu Fenerbahçe… Sıcak bir Pazar
günü sizleri bonservisler, bonuslar ve yıllık ücretlerin neti, brütüyle bozmak
istemem ama daha fiyakalı bir lig olduğumuzu söylemem lazım.
PREMİER
LİG: Yayın gelirleri sayesinde harcarken pek bonkör olan İngiliz kulüplerinin
ilk 5’inde üç santrfor ve iki defans oyuncusu var. Mourinho, Chelsea’yi
çalıştırırken kapının önüne koyduğu Lukaku’yu Manchester United’a rekor ücretle
alırken, son şampiyon Chelsea, arıza Diego Costa’nın yerine Real Madrid’in
efendi ama aynı zamanda yedek santrforu Morata için kesenin ağzını açtı.
Fransız hoca Wenger, Arsenal’in gol umutlarını yine bir vatandaşına bağladı ama
kabul edelim Lacazette, Londra kulübüne çok yakıştı. Dani Alves’ten son dakika
kazığı yiyen Guardiola, defans hattına Walker’ı ve geçen sezonun flaş ekibi
Monaco’dan Mendy’yi monte etti.
LA
LİGA: Avrupa’da iki büyük kupaya da yıllardır ambargo koyan İspanyollar transferde
çılgın rakamlar ödemeyi geçen sezon bırakmışlardı. Listenin ilk sırasında Real
Madrid’e gelen Brezilyalı Vinicius var. Atletico Madrid, Sevilla’dan kopardığı
Vitolo için transfer yasağı nedeniyle altı ay beklemek zorunda. 222’lik Neymar
ile idmanda yaptığı kavgayla manşet olan Semedo, Barça’nın tek transferi ama
Katalanların bu hafta gaza basıp Dembele ve Coutinho için 200 milyondan
fazlasını harcaması bekleniyor. İspanya Ligi’nde gözümüz elbette Villarreal’in
gol umudu bizim çocuk Enes Ünal’da olacak. Sevilla’nın kendi transfer rekorunu
kırıp aldığı Muriel’e de dikkat. İlk 5 listesindeki son isim ise Atletico
Madrid’den ezeli rakibi Real Madrid’e giden defans oyuncusu Theo Hernandez…
SERİE
A: İtalya’da transferin şampiyonu Galatasaray gibi kadrosunu sil baştan
yenileyen Milan. Bu yazın en pahalı değil ama en ses getiren ikinci transferi
elbette ki Bonucci’nin Juventus’u bırakıp Milan’a gelmesi. İki numarada
Çizme’nin genç yeteneği, Fiorentina’dan “Baggio havası” ile Juventus’un yolunu
tutan Bernardeschi var. Listeye dört adam sokan Milan’da Andre Silva, Kessie ve
Conti’den daha çok bizi heyecanlandıracak isim elbette Hakan Çalhanoğlu… “Transferde
henüz büyük bombayı (muhtemelen Mahrez) patlatmadık” diyen Roma’da ise kalbimiz
Cengiz Ünder ile birlikte atacak. Yolu açık olsun…
LİGUE
1: Futbol tarihçileri 2017 yazını bir paragraf ve hatta bir sayfa ile
geçiştirmeyecekse bunun nedeni elbette ki Paris Saint Germain’in çılgın hamlesi
olacak. Neymar’ın 222 milyonluk bonservisini ödemeye göze almak kadar, dünyanın
üç numarasının “Bir numara olacağım” diyerek Fransa’nın başkentinin yolunu
tutması da kendi başına bir kitap olacak kadar mühim. Monaco’nun Tielemans,
PSG’nin İspanyolların en değerli sol beklerinden biri olan Yuri’yi alması
elbette ki Neymar’ın gölgesinde kaldı ama önümüzdeki günlerde Mbappe için
ödenmesi muhtemel 180 milyon Euro futbolseverlerin gözlerini kamaştırabilir.
BUNDESLİGA:
Almanya’da son yılların transfer ezberini bilirsiniz. Bayern Münih, şampiyonluk
yarışındaki en büyük rakibi B. Dortmund’un en kilit adamlarını satın alır ve
lig başlamadan çelmeyi takar. Bu sezon bunu tercih etmediler ama O.Lyon’dan
aldıkları Tolisso’nun orta sahada oynayacağı futbol sadece Bundesliga’yı değil
tüm Avrupa’yı sallayacak. Bonservise en yüksek rakamın 41 milyon ödendiği, ilk
5’in 19 milyonla tamamlandığı Almanya, transferde en renkli ülke yine olamadı,
zaten hiç bir zaman da olmamıştı. Her sezon tek bir boş koltuğun olmadığı
Bundesliga maçlarına bakınca zaten kimin umurundaki transfer döneminin
şampiyonu olmak…
3 Ağustos 2017
2 Ağustos 2017
Kimi Aşk Kısadır Kimi Uzundur
Kulak verin sözlerime iyice,
Herkes öldürebilir sevdiğini
Kimi bir bakışıyla yapar bunu,
Kimi dalkavukça sözlerle,
Korkaklar öpücük ile öldürür,
Yürekliler kılıç darbeleriyle!
Kimi gençken öldürür sevdiğini
Kimileri yaşlı iken öldürür;
Şehvetli ellerle öldürür kimi
Kimi altından ellerle öldürür;
Merhametli kişi bıçak kullanır
Çünkü bıçakla ölen çabuk soğur.
Kimi aşk kısadır, kimi uzundur,
Kimi satar kimi de satın alır;
Kimi gözyaşı döker öldürürken,
Kimi kılı kıpırdamadan öldürür;
Herkes öldürebilir sevdiğini
Ama herkes öldürdü diye ölmez.
31 Temmuz 2017
Olmasaydı Sonumuz Böyle
Futbolda
sezonun startına iki hafta kala taraftarların gözü yeni transferlerde. Yıldız alacak mıyız? 30 gol atar mı? Uyum
sağlar mı? Gelin biraz baltaya taşa vuranların hikayelerine bakalım ve
Fransa’ya uzanalım. Bu sezon Türkiye’de çok sayıda futbolcu ihraç eden, Paris
Saint Germain’in güçlü ekonomisi, Monaco’nun ise parlayan genç yıldızlarıyla
damga vurduğu ligin geçmişinde France Football dergisinin hatırlattığı çok
sayıda “Olmasaydı sonumuz böyle” hikayesi var. Cristiano Ronaldo, Sporting
Lizbon’dan Manchester United’a gitmek yerine O.Lyon forması giyebilir miydi?
Bugün 44 yaşında olan Tony Vairelles’in futbolculuğu az insan hatırlar ama
Fransız golcü, Ronaldo’nun kariyerinde önemli öznelerden biri. Bastia’da iyi
bir sezon geçirdikten sonra Sporting Lizbon’un teknik direktörü Lasszlo Boloni,
Vairelles’i ister ama Portekiz kulübünün kasasında nakit olmadığından O.Lyon’a
takasta iki futbolcu teklif ederler. Biri Cristiano Ronaldo’dur. Fransız kulübü
bu teklifi “cazip” bulmaz, sonrasını biliyorsunuz!.. Aynı sezon O.Lyon
transferde yine baltayı taşa vurur. Takımın usta golcüsü Sonny Anderson,
İspanyol takımı Villarreal’in yolunu tutarken, yöneticiler Brezilyalı forvetin
yerine santrfor bakarlar. Ajax forması giyen 21 yaşındaki genç yeteneklidir ama
tecrübesizliği yüzünden Fransız ekibi, Bayern Münih’ten Giovanni Elber’i
kadrosuna katar. 21 yaşındaki o genç Zlatan İbrahimoviç’tir ve Fransa’ futbol
oynamak için (PSG) önünde daha 9 yıl vardır.
Samuel Eto’o 14 yaşında Fransa
sınırlarından içeriye girdiğinde bir kaçaktır. İki kardeşiyle kendilerinden
daha önce Paris’e gelen ablalarının evinde saklanarak yaşarlar. Samuel Eto’o
bir gün Paris Saint Germain tesislerine gider, Kamerunlu genç yeteneği çok
beğenirler ama iş alt yapıya kayıt olmaya gelip de “Evrakların” dendiğinde
Eto’o susar kalır. Yıllar sonra o günü “Şansımı denedim ama kimliğim
olmadığından bu işin olmayacağını da biliyordum”der ve gün gelir Fransa’yı terk
eder ve yıllar sonra Real Madrid ona kucak açar. Fransız kulübü Nancy’nin 1995
yılında denediği 16 yaşındaki Uruguaylı çocuk 5 ay boyunca tesislerde kalır.
Teknik kadro beğenir ama yönetim bir türlü imzayı attırmaz bu gence. Sonraları
“Kaçtı gitti” deseler de Diego Forlan genç yaşında “Olmaz” denilip ülkesine
yollanan forvettir. Dünya Kupası tarihinin en çok gol santrforu Miroslav
Klose’nin babası Joseph Close, 70’lerin sonunda Fransa’da Auxerre’de forma
giydiği dönemde oğlunu takımın seçmelerine sokar. 15 yaşındaki Miroslav Klose
2-3 idmana çıkar, bir hazırlık maçında forma giyer, takımın efsane teknik
direktörü Guy Roux, Alman genci yeterli bulmaz, Miroslav da memleketine döner. İsviçre’de
Basel’de yıldızı parlayan Hakan Yakın, 2003 yılında transfer olduğu Paris Saint
Germain’de sakatlık talihsizliği yaşar ve tedavisini İsviçre’de yaptırmak
isteyince Fransız kulübünün yönetimini kızdırır. Hakan Yakın’ın yerine adam
bakan Paris Saint Germain’e Brezilya kulübü Sao Paulo’da forma giyen bir genci
önerirler. Fransız kulübü o genç yerine Sırp Branko Boskovic’i kadrosuna katar.
O genç de “Kaka, Milan’da” manşetleriyle Milano’daki yeni hayatına başlar. Fransız
teknik adam Luis Fernandez, yeni yetenekler keşfetmek için gittiği Brezilya’da
genç bir sol beki gözüne kestirir ve dönemin Paris Saint Germain Sportif
Direktörü Jean Michel Moutier’i arar ve “Burada bir sol bek buldum, sağ ayağı
da iyi. Defansı iyi ama hücumda çok çok iyi, sahada nerede durması gerektiğini
biliyor ve 30 metreden nefis şutları var” der. Sportif direktörün cevabı
kısadır “Boşver Jean, bizim elimizde Patrick Colleter var” der. Colleter’i kim
hatırlar bilmem de futbol tarihinin gelmiş geçmiş en iyi sol beki Roberto
Carlos’u kim unutabilir ki…
28 Temmuz 2017
26 Temmuz 2017
Bonucci-Kessie ve 19
Forma
numaralarının 1’den 99’a dizilmediği yıllarda ilk 11’in içinde en muteber
numara elbette ki 10 oldu her zaman. Ardından santrforun giydiği 9 ve özellikle
Manchester United’ın geleneğinin forse ettiği 7 numara. Elbette ki birçok
kulüpte 3’ün de 5’in de 8’in de büyük anısı vardır ama söz konusu olan 19
numara ise hikayeyi açmamız ve önce kahramanlarını tanımamız lazım.
Leonardo
Bonucci, Juventus’un kale gibi üçlü savunmasında en genç adamdı. Finansal bir
problemi olmayan Agnelli Ailesi’nin kulübünden gitmek için gerekli olan da
sadece gemileri yakmaktı. Bonucci de yaktı. Sezon içinde Chelsea, Manchester
City ve Barcelona’nın 60-70 milyon Euro teklif ettiği yazıldı ama İtalyan kulübü
7 yıldır savunmasının değişmezi olan Bonucci’yi satmaya niyetli değildi. Ne
olduysa da bir hafta içinde oldu. Sezon açılışı için paylaştığı fotoğrafı
Juventus formalı değil de sivil kıyafetli olanıyla tercih eden Bonucci’nin
Milan’a gideceği İtalyan spor gazetelerinin birinci sayfalarında patladı. Ne
Juventus taraftarı ne de Milan taraftarı bu zor ama imkansız değil transferi
nefesini tutarak izledi. Sezon içinde teknik direktör Massimiliano Allegri ile
ters düşen Bonucci, Juventus soyunma odasında takım lideri gibi davranıyor ve
hocası bundan rahatsızlık duyuyordu. Şampiyonlar Ligi finalinde Real Madrid’e
kaybeden Juventus’ta teknik adam ve oyuncu arasında ipler Mayıs ayında koptu.
Allegri’nin İngiltere’den gelen tekliflere “hayır” deyip, Juventus yönetiminin
de hocanın takımın başında kalacağını açıkladıktan sonra Bonucci için gemiyi
terk etme vakti gelmişti. Daha yüksek yıllık ücret, İtalya içi transferle
sırtına yükleyeceği “Hain” damgasından uzak durmak için ülke sınırları dışına
çıkabilirdi Bonucci ama bunu yapmadı. Yeterli bir sebebi vardı. Kendisi
Juventus forması giyerken bile Torino taraftarlığından vazgeçmeyen oğlunun
meşaketli tedavisi için eşiyle birlikte ülkeden ayrılmama kararı almışlardı..
Transfer
haberini bazen bir okul müdüründen bazen de bir emlakçıdan alır gazeteciler!..
Bonucci’nin eşi de “Milan’a gidiyor” haberlerinden bir hafta önce Milano’da emlakçıyla
ev baktığı ortaya çıkınca Milanlılar “Bu iş bitti” dediler. Juventus 40 milyon
Euro karşılığında Bonucci’yi Milan’a sattı. Bir zamanlar Milan’ın ezeli rakibi
Inter’in alt yapısında yetişen, Jose Mourinho’nun “İşime yaramaz, verin gitsin”
dediği Bonucci, siyah-beyazlı formayı çıkarıp kırmızı-siyahlı formaya giydi.
Ortada iki sorun vardı. Juventus’un yeni sezon formaları satışa çıkmış ve Bonucci
hayranları onun 19 numaralı formasına 110 Euro ödemişlerdi. Juventus kulübü
henüz “Bonucci forması getirene Dybala forması bedava” kampanyası yapmadı ama
tüketici mahkemesine açılan davalar bu taraftarların maddi zararının
karşılanmasını isteyebilir. Manevi zararın ise ömür boyu bir açık yara olarak
taraftar yüreğinde kalacağı kesin…
Peki ya
ikinci sorun? İşte şimdi 19 numaralı formaya dönelim. Bu yaz 250 milyon Euro
barajını aşıp Avrupa’nın transfer kralı olan Milan, Atalanta’tan aldığı Franck
Kessie’nin isteği üzerine Fildişi Sahilli oyuncuya 19 numaralı formayı
vermişti. Kessie için 19’un anlamı birden fazlaydı. 19 Aralık doğumluydu,
babasını kaybettiğinde ayın 10’uydu ve 21 yaşındaki oyuncu İtalya’ya adım
attığında da takvimde gün hanesinde 19 yazıyordu. Bonucci de 19 ile “marka”
olmuştu. Adı ve soyadının numerolojiye göre karşılığı 19 olan İtalyan stoperin
eşi de ayın 19’u doğumluydu. İtalyan futbol tarihinde son 20 yılda Nesta ve
Cannavaro’dan sonra en “baba” savunma transferinin öznesi olan Bonucci de
elbette ki 19’u istedi. Çin’de hazırlık kampında olan Milan’da B.Dortmund ile
oynanan hazırlık maçında Kessie’nin soyunma odası dolabına 14 numaralı bir
forma bıraktılar. Genç oyuncu sesini çıkarmadan 14’ü giyip sahaya çıkabilirdi,
yapmadı. 19 numaralı sırtında Kessie yazan formayla çıktı maça...
19 numaralı formanın sahibi Bonucci oldu
20 Temmuz 2017
17 Temmuz 2017
16 Temmuz 2017
Transfer Hikayeleri
Her kulübün bir Messi'si olmayabilir ama her kulüp kendi Monchi'sinin yolunu açabilir...Sevilla'nın küme düştüğünde "Gel futbol aklımız ol" dediği futbol direktörü diye takdim etmişim onu 11 ay önce
İspanyol sportif direktör artık ülkesinden uzakta İtalya'da çalışıyor, bütün yollar Roma'ya çıktığından değil AS Roma kulübü ona inandığından anahtarları ona teslim etti. Monchi, yetenek avcısı, ucuza al, parlat ve sat onun işi.
Türk futbolunun parlayan yeteneği Cengiz Ünder'i de iki yıldır takip ediyordu Monchi. Roma'nın yönetimine "Bu çocuğu almamız" lazım dedi ve İtalyanlar 13 milyon euro'yu kasalarından çıkarttılar. Monchi, Roma'da işe başladığının ilk ayında dört futbolcuyu 100 milyon euro'ya sattı.
Liverpool'a 42 milyona satılan Sallah'ın yerine de 13 milyona Cengiz'i aldı, bir gün onu da 40 milyon üstüne satabilmek için. Tıpkı Las Palmas'tan 3 milyona gelen Vitolo'nun Sevilla'da parlayıp 37.5 milyona Atletico Madrid'e gittiği gibi...
Takma kafana Jorge
Bazı kulüpler oyuncuyu ucuza alıp parlatıp satmak zorunda değildir, Real Madrid gibi... 17 yıl önce Figo'yu Barcelona'dan kopartan ve Real Madrid'de "Los Galacticos" devrini başlatan Başkan Florentino Perez'in ucuz futbolcu sevmediğini herkes bilir.
2002'de dönemin sportif direktörü, takımın aynı zamanda eski teknik direktörü ve futbolcularından olan Jorge Valdano, Perez'e bir futbolcu önerir ve şöyle der: "Başkan, Kaka'nın değeri 12 milyon euro. Dört yıl sonra bu çocuk 60 milyon eder, alalım." Florentino Perez'in cevabı Real Madrid tarihini anlatır aslında: "Takma kafana Jorge, 60 milyon ettiğinde alırız."
Dört değil ama yedi yıl sonra Perez, Milan'a Kaka için 60 milyon öder... Real Madrid'in ufak Portekiz kulübü Maritimo'da oynarken 2 milyon euro'ya teklif edildiğinde almadığı ve üç yıl sonra Porto'dan kopartabilmek için 30 milyon ödediği çiçeği burnunda Pepe gibi...
"Dybala daha büyük takımda oynamalı"
Yine içinden Monchi geçen bir transfer hikayesi ama bu kez baş rolda Dani Alves var. Sekiz yıl Barcelona'nın sağ bekinde oynayıp kazanabileceği her şeyi kazanan Brezilyalı geçen sezon başında arasının iyi olmadığı teknik direktör Luis Enrique yüzünden İspanya'ya veda etmiş ve Juventus'a imza atmıştı. Yine harika bir sezon geçirdi sambacı, şampiyon oldu, Şampiyonlar Ligi finali oynadı.
34 yaşındaki bir defans oyuncusu için Juventus son durak olmalıydı ama Monchi'nin 15 yıl önce iddiası olmayan bir Brezilya kulübünde keşfettiği Dani Alves çenesinin kurbanı oldu. İtalyan gazeteciler bir önceki hikayemizdeki Cengiz Ünder'i "Dybala Turco" diye tanıttılar ülkelerinde.
Dybala da Juventusluların gözbebeği, Dani Alves, "Dybala için daha büyük bir takımda oynamalı" deyince geçen ay, Juventus taraftarının gözünde bitti. Sambacı valizlerini toplamak zorunda kaldı, Barcelona'dan eski hocası Guardiola ona kucak açtı, "Manchester City'ye gel" dedi. O ne yaptı? Gitti Paris Saint Germain'e imza attı. Barselona gibi güzel bir şehirden sonra Torino'ya bir yıl katlanan bir Brezilyalının, Manchester'ın grisi yerine Paris'i seçmesi neden vefasızlık olsun ki...
9 Temmuz 2017
Neden Beşiktaş?
Çeyrek asır
önce Gordon Milne doğru hocaydı, Metin-Ali-Feyyaz da okumuş çocuklar, Atom
Karınca Rıza gerilerek ortaları keser, Kartal coşardı. Üç yıl arkaya
şampiyonluğun ardından Galatasaray’ın dörtlemesiyle sonuna geldiğimiz yüzyıl…
100. Yılda Lucescu ile kazanılan ardından altı yıl daha süren hasret. Beşiktaş,
Türk futbolunda bir asırdır yarıştığı ezeli rakiplerinin gerisinde kaldığı son
20 yılın acısını doğru yönetim, doğru teknik adam ve kadro ve yeni stadyumuyla
çıkartıyor. Son iki sezonun şampiyonu daha şimdiden yeni sezonun da en büyük
favorisi. Peki Kartal’ı yüksekten uçuran nedir?
SONU FEDA İLE BİTEN YILLAR
Galatasaray’ın
Rijkaard’lı dönemde başlayan transfer çılgınlığı Fatih Terim’in 3. döneminde
hedefi 12’den vuran transfer politikasıyla son bulmuştu. Beşiktaş yönetimi de
ilginçtir ezeli rakibinin düştüğü hatayı iki yıl gecikmeli bir deja vu gibi
yaşadı ve hikayenin sonunu feda sezonuyla getirdi. G.Saray’ın Drogba ve
Sneijder’li süperstar projesinin bir benzerini Beşiktaş, Mario Gomez, Talisca
ve şimdi de Pepe transferiyle taçlandırdı. Galatasaray’da Melo ne verdiyse,
Atiba da ziyadesiyle yüksekten uçurdu Beşiktaş orta sahasını...
FİKRET ORMAN VE DOĞRU YÖNETİM
Bizim
kulüplerimizde gelenektir, son sözü başkanlar söyler, bu yüzden de 15 kişiden
oluşan yönetim kurulları iş icraata kalınca söz haklarının olmadığını
düşündüklerinden bir zaman sonra sahneden çekilir ve başkanı yalnız bırakırlar.
Beşiktaş Başkanı Fikret Orman’ın son yönetimi sahaya iyi yayılan bir futbol
takımı gibi. Herkes elinin taşına altına koyuyor, transferden, sponsorluk
anlaşmalarını, iletişime kadar her alanda yetkili olan isimler Kartal’ı biraz
daha yüksekten uçurmak için çabalıyor.
VODAFONE PARK BAŞKA SEMTTE OLSAYDI…
Eski
stadyumunu yıkıp yenisini aynı arazi üzerinde yapan iki kulüp var yakın
geçmişte. İspanya’da A.Bilbao ve Beşiktaş. Vofadone Park bugün İstanbul’un bir
başka köşesinde olsaydı Kartal’ın bu tribün atmosferini yakalayabilmesi mümkün
değildi. Semt kültürü, dört koldan ulaşım kolaylığı, teknolojinin nimetlerinden
faydalanmış, ağzına kadar dolu bir stadyum… Bir futbol takımı sahaya çıktığında
dolu ve ateşli tribünlerden başka ne görmek ister ki…
SPONSOR ASLA SADECE SPONSOR DEĞİLDİR
Avrupa’da
uzun süreli sponsorluk kontratlarında amaç marka ve kulübün bir kazan-kazan
projesi yaratmasıdır. Elbette işin uçunda milyonlar var ama kimse bir kucak
dolusu parayı sırf formanın üzerinde adını görmek için vermez. Beşiktaş ve
Vodafone arasındaki sponsorluk anlaşması ve üretilen projeler futbol tarihimize
örnek olarak geçecek. Arka planda iş geliştirmecilerin, reklamcıların ve
iletişim uzmanlarının kafa kafaya verdiği, bir markayla bir kulübün evliliğini
mesut kılan, ortaya markayı sevdirirken kulübe de verdiklerini hatırlatan bir
anlaşma oldu bu…
TAKIM OMURGAN KADAR KAZANIRSIN
UEFA’nın
finansal gözetiminde aldığı kadar satmak zorunda olan bir kulüp nasıl şampiyon
olacağı kadroyu kurabilir? Beşiktaş’ı son iki sezonda transfer hovardalığından
uzaklaştıran, kiralama formülüyle maliyeti düşüren, sattıklarıyla da (Demba Ba,
Sosa, Atınç, Ersan) başarıya koşturan işte bu “yasak” oldu. Futbolda sahadaki
onbirinin omurgasının kalitesi kadar sesin çıkar. Maç kurtaran kaleci, oyunu
iyi okuyan bir stoper, rakibi bozan bir orta saha, golcünün ardından filmin
senaryosunu yazan bir futbol aklı ve rakip filelerin tozunu alan usta bir
bitirici. Beşiktaş, omurgasını sağlam kurduğu kadrosuyla iki sezonu da
süpürmeyi bildi. Pepe transferi de o omurganın kalitesine yapılan bir
enjeksiyondur işte…
HEM YARIŞTIRAN HEM DE YETİŞTİREN HOCA
5 Temmuz 2017
Pepe
Real Madrid,
Pepe için 2007 yazında Porto’ya 30 milyon Euro ödediğinde bir şehir efsanesi
dolanır olmuştu İspanyol medyasında. Real kendisine 2 yıl önce 2 milyona
önerilen Pepe’yi o gün almamış, aldığında da kulüp tarihinin en pahalı stoperi
olmayı başarmıştı. 2005’te Sergio Ramos’a 27 milyon ödeyen İspanyol devi,
Pepe’yi aldığı sezon sonraları Beşiktaş’ı da çalıştıracak olan Schuster’in
emrine Hollandalı yıldızları da emanet etti. Sneijder için 25 milyon, Robben
için 36 milyon ödeyen Real Madrid o sezonu şampiyon tamamladı ama Guardiola’lı
yıllarda Pepe’li Real Madrid, Barça’nın gerisinde kaldı..
Temmuz
2007’de, futbol tarihinde Rio Ferdinand, Thuram, Nesta ve Carvalho’nun ardından
en pahalı adam olan Pepe, 10 yıl formasını giydiği Real Madrid, partneri kim
olursa olsun çizginin altına düşmedi. Oynadığı takımın taraftarı dışında rakip
taraftarlar için sevilmeme sebebi çok olan futbolcular vardır, Melo gibi. Pepe
de bu derneğin üyesiydi. 2009’da Getafeli Casquero’yu kendini kaybedip
tekmelediğinde 10 maç ceza aldı. Jose Mourinho döneminde yangın yerine dönen El
Clasico’larda ön liberoda da görev yaptı. Portekizli hoca döneminde birçok Real
Madridli futbolcu gibi o da karakter krizi yaşadı ve İspanya’da sevilmeyen
futbolcular arasına girdi.
Mahallenin
sert ağabeylerinden olduğu doğrudur ama büyük stoperdir Pepe. Rakip santrforu
ezen, sindiren oyun yapısı, tekmeye kafa uzatan yüreği ve 10 yıllık Santiago
Bernabeu tecrübesi. Real Madrid’den 2 yıllık kontrat istedi, 34 yaşındaydı,
Real bunu kabul etmedi. Kırgın ayrıldığını söyleyebiliriz. Çin’e gidip çok daha
fazlasını kazanabilirdi, onun hedefi 2018 Dünya Kupası… Beşiktaş son iki
yıldaki transfer doğrularına birini daha ekledi ve defans hattını 3 Brezilyalı
(Marcelo, Adriano, Pepe(Brezilya asıllı) kurdu.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)














