28 Mart 2009

İspanya:1 Türkiye:0

Santiago Bernabeu'nin atmosferiyle başlamak lazım. Harem'den dokuza iki tertipleri uğurlayanlar bu kadar gürültü çıkarmıyor kardeşim. Bu mudur yani takım desteklemek! Maça gelen kornayı kapmış, benim hala kafam uğulduyor. Bu stattan daha fazla rakibin üzerine çöken stadları var demiştim, bu yüzden mağlubiyette faktör bile değildir Madrid seyircisi. Oyuna gelelim. İki teknik adamdan Terim 24 saat önce onbirini açıklamış, İspanya onbiri de medyaya sızmıştı. Iniesta'nın yokluğunda orta sahadaki üçgenleri 20 metre geride kurmaları forvete top atmada onları çok sıkıntıya soktu. Senna'nın önünde oynayan Xavi ve Iniesta yerine sahada olan Xabi Alanso karakteri gereği oyunu geride alınca forvete atacakları topların mesafesi uzadı ve kesmek için bize fırsat tanıdılar. Cazorla'ya 1. dakikadan forma bir numara büyük geldi. Savunmada Puyol'u aramadılar elbette. Lakin kanatta adam eksilten David Silva da olmayınca işi göbekten delmeye ve Ramos'un kamikazelerine bıraktılar. Volkan dahil defans beşlisi, gol haricinde harika bir maç çıkardılar. Emre ve Hakan ilk toplara iyi bastı, Torres ve Villa'ya iyi yapıştı. İbrahim ve Gökhan'ın da kademelerini kaybetmedikleri gibi özellikle Gönül'ün ters kademeye girdiği 3 pozisyon var. Orta sahada işlemeyen sol içteki üçgendi. İbrahim-Emre-Arda top yapamadılar. İlk 30 dakikada yakaladığımız iki net pozisyon da; Arda'ya Tuncay'ın attığı uzun top da; sağ kanattan geldi. Bunda Aurelio ve Gökhan'ın payı büyük ama Tuncay'ın o artık klasikleşen sarsak futbolu bugün gününde değildi. Bu gece rakibin içinden geçemedi. Semih ilk yarı harika top oynadı. Top dağıtırken rakip stoperleri de çekti ama arkaya bir kez adam kaçırabildik. Nihat'ı kaçırdığı pozisyon ve ilk 20 dakika dışında görmedim. Bütün sezonu sakat geçiren bir adamdan daha fazlasını beklemek insafsızlık olur. Oyunun savunma tarafında Emre ve Aurelio'nun alan savunmasıyla Xavi'yi sildikleri, dolayısıyla Torres ve Villa'ya top gitmeyen bir ilk yarıydı. Arda'ya verilen serbestlik, hücuma zenginlik getirmediği gibi kademisini kaybettiğinden cengaver Ramos karşısında Üzülmez'i de gereksiz yere salladı durdu. Tuncay ve Arda'nın kanat değiştirmemesi hatadır bu dakikalarda. İspanya istediğimiz gibi bir rakipti. Tempoyu yükseltmediler, kondisyon problemimiz vardı ve ilk yarının temposu; herhangi bir maç olsa kanal değiştirecek kadar yavandı. İkinci yarıda düşeceğimiz aşikardı, gol o dakikada gelmese de kapanacaktık zaten. Nihat, Arda ve Tuncay ile top tutamazsan; elbette ki rakibi kovalamak zorunda kalırsın. Golü duran toptan bulmaları klasik hatamızdır. İki uzundan; Ramos'u tutacak olan stoper altıpasta, rakibin diğer uzunu Pique markajdan kurtulmuş. O dakikaya kadar Terim'in taktiğini iyi uygulayan takım ilk kez fire verdi. Semih sakatlanmadıysa; neden çıktı anlamadım. Direkt soyunma odasına gitti. Ayhan'ı oyuna alıp- o-o da çok erkendi- tek forvete dönmek, ancak 1-0 öndeyken yapılacak bir değişikliktir benim kafamda. Ayhan ile artı bir olan orta saha, İspanyollar topu Mata'nın oyuna girişi ve -Arda'nın çıkışı sonrası- iyice kopup gelen Ramos ile kanatlara taşıyınca; Del Bosque adına şah ve mat yazdı. Göbekte fazlaydık ama kanatlarda oyundan düşmüştük. Gökhan Ünal değişikliğini ise hiç tartışmıyorum bile... Kötü bir İspanya'ya, karakterli bir oyun oynayıp kaybettik. Klişedir ama; orta sahamız oyunu tek taraflı oynadı! Bizim 3 puan kaybımızdan öte; önemli olan Bosna'nın Belçika deplasmanında 4-2 kazanmış olması. Bu da Ali Sami Yen'de kazanmamızı gerektiriyor. Bugün sahadaki İspanya'yı kontrollü bir oyunla, Torres'e kontratak şansı vermeyen bir alan savunmasıyla devirecek kapasitemiz var. Şansımız olur mu, onu Çarşamba gecesi göreceğiz. Maçın adamı elbette ki Yeniköy Kasabı'nın(!) delişmen oğlu Sergio Ramos'dur... Saatlerinizi bir, umutlarınızı 4 gün ileri almayı unutmayın...

Formula 1/ 2009

Formula 1'de sezon yarın sabah (09:00) Avustralya Grand Prix ile başlıyor. Yarışları 3 yıl boyunca TRT yayınlayacak. Yarışları Serhan Acar anlatacak. Okay Karacan yorumlayacak. Özlemiştik Okay'ın ekrandaki sesini...

27 Mart 2009

İspanya vs. Türkiye 11'ler

Euro 2008 boyunca da böyle olmuştu. Ben Fatih Terim'in onbirlerini tahmin edemiyorum. İspanya maçı onbirinde de öyle oldu. Terim'in maçta bir gece önce açıkladığı onbir budur: Volkan, Gökhan Gönül, Emre Aşık, İbrahim Üzülmez, Hakan Balta, Tuncay, Aurelio, Emre Belözoğlu, Arda, Semih, Nihat.
Kadroya aldığı stoperlere güvenmemiş. Hakan Balta'nın Galatasaray'daki stoper performansı yeterli görülmüş. Üzülmez sol bekte ve çift forvet Nihat (kaptan) ve Semih.
Benim yazdığım onbir ise 4-1-4-1 idi. Volkan-Gökhan-Emre-Kaş-Hakan Balta-Tuncay-Ayhan Aurelio-Emre-Arda-Nihat.
***
Bu saatten sonra kadro üzerine uzun cümleler kurmamak lazım. Gereğinden fazla cüretkar olduğunu ve "mutlak favori onlar, kaybedecek birşeyimiz yok ki" fikrinin tezahürü olduğunu söyleyeyim sadece... Fatih Terim de (bkz: foto) gittikçe Fabio Capello'ya benziyor bu arada...
Del Bosque'nin onbiri de kuvvetle muhtemel budur: Casillas; Sergio Ramos, Pique, Albiol, Capdevila; Xavi, Senna, Xabi Alonso, Cazorla; Torres y Villa.
Aday kadro içinde yaptığı tek değişiklik sakatlığı sonrasında David Silva'yı kenara çekmiş olması, yerinde Cazorla var...

Spor Gazetelerinin Tirajı

İspanya'nın spor gazetelerinin Şubat 2009 tirajları. Rakamlar tabloda tekrar etmeye gerek yok. Marca 75 bin fark yaptı As'a. 3 ve 4. sırada Barselona merkezli iki spor gazetesi var. İspanya'da yerel medya çok kuvvetlidir. Bu gazetenin haricinde bölgesel olarak çıkan 3-4 spor gazetesi daha var. Tirajlar hiç iç açıcı değil. 500 binli rakamlardan buraya geldiler ve bunun sebebi kriz değil. Internet yatırımları ve gelirleri arttıkça o mecraya yöneldiler. Bir ayrıntıyı da not düşmek lazım. Ne İspanya'da ne de İtalya'da spor gazeteleri günlük içeriklerinin tamamını internet sitesinde yayınlamıyor. Hele ki grafikler, röportajlar internet sitesinde hiç yer almıyor gibi. Marca'da geçen yıl çalışan sayısı 300 kişiydi. Bizim spor gazetelerini tiraj raporlarına bakalım. Fotomaç 235 bin, Fanatik 197 bin satmış geçen hafta. Çok değil bir iki ay önce tirajlar 300-350 bantında seyrediyordu. Nisan ayında Şampiyonlar Ligi, La Liga'da yarış ve Formula 1 sezonun başlamasıyla İspanya'da tirajların yükselmesi bekleniyor. Bizde ise bu türden beklentiler yok.

Madalyonun Öbür Yüzü

Bu sabah, Milliyet ve Hürriyet gazetelerinin internet sitesinde bu haber başlığını gördüğümde F5 tuşuna basma ihtiyacı hissettim: Alper Tezcan UEFA madalyasını sattı. Bu eski haber değil miydi? En azından bir aylık! Hayır bugün iki sitede de yeniden servis edilmiş, gazete sayfasında gördüğüm kadarıyla yok. Öncelikle Galatasaray forması altında kazandığı UEFA madalyasını 200 bin liraya satıp düzlüğe çıkan Alper için bir insan olarak sevindim. Bu kriz zamanı keşke herkesin satacak bir madalyası olsa... Gelelelim madalyonun öbür yüzüne!..

Hikayeyi anlamak için başa sarmak lazım. 2000'de UEFA 3. turunda Bologna maçında ayağı kırılan ve genç yaşta futbol hayatı sekteye uğrayan sonraları defalarca futbola dönen Alper Tezcan, birkaç ay önce Fanatik'te yayınlanan röportajlarla gündeme geldi. İlk konuşan babasıydı. Galatasaray kulübünü vefasızlıkla, oğluna bakmamakla suçluyordu. Yıllardır ekonomik sıkıntısı malum Galatasaray kulübünün eski bir futbolcusunun UEFA madalyasını satması; kabul edelim insanın köpeği ısırmasıydı! Medyada büyük yer tuttu bu röportaj, kamuoyu da "cık cık" dedi. Babası, Alper'in ameliyatları için 1 trilyon (eski TL) harcadıkları -akıl almıyor tabii bu rakamı- söylüyor, Galatasaray'ı futbolcuyu tedavi ettirmemekle suçluyordu. Alper defalarca ameliyat geçirmişti ve ilk operasyonlarını üstlenen kulübüydü. Sonra nasıl bir hayat yaşadığı, Florya yerine ne kadar Beyoğlu'nda boy gösterdiğini, ne kadar profesyonel(!) olabildiği konusunda en güzel yazıyı rahmetli Alpaslan Dikmen yıllar önce yazmıştı gazetede. Yaşasaydı bu polemiklerin tavan yaptığı günlerde verecek çok cevabı olurdu. Alper'in mağduriyetine dair ilk demeci: "Evleneceğim, hayatımı düzene koymam lazım" idi madalyayı satma nedeni olarak. Okuduğumda; "böyle bir karar ancak ölüm kalım meselesi olan bir sağlık problemi ve çözümü için alınabilirdi" demiştim. Eli, ayağı tutuyordu şükürler olsun! Bu halde bile madalyasını satma özgürlüğü vardı elbette ama o mağduru, haksızlığa uğrayanı oynadı. Parasızlıktan yakınan Alper daha sonraları annesinin hasta olduğu, tedavi için para lazım olduğunu söyleyerek ortaya çıktı.

Türk futbolunda servetini yitirmiş, bugün zor şartlarda yaşayan onlarca futbolcu varken Alper'in başına talih kuşu konmuştu. Röportajlarla gündemde kaldı ve ardından madalya bir açık arttırma sitesinde satışa çıktı. Alper, siteye gelenlerin yorumlarına cevap veren adamdı. İki şahıs 500 liraya satışa çıkan madalya için 2-3 gün ekran başında kaldılar ki (!); fiyat 200 bin liraya kadar tırmandı. Açık arttırma kapandığında iki şahıs dışında ilgilenen olmadığı; bu ikilinin gün içinde onlarca kez fiyatı yükseltiği tablonun tepesine "ekomba" nickli bir alıcı yerleşti ve madalyayı aldı! Sonrasında alıcının gerekli yükümlüğü yerine getirmediği de yazıldı, söylendi. Madalyaya 200 bin lira verecek olan elbette ki çok insan vardır ama bu insanların ekran başında bu kadar boş vakti olamaz! "Tamam; işi sekreterleri üstlendi" deyip uzatmıyoruz!

Alper'in röportajlarla başlayan ve madalyanın satışıyla biten bu "hazin" öyküsü kabul edelim harika bir pazarlama stratejisi. Röportajı yapan Fanatik gazetesi, bugün dahil onlarca kez haberi servis yapan Hürriyet, Milliyet gazeteleri ve açık arttırmayı yapan hemalhemsat.com sitesi Doğan Grubu'nun. Şanssız Alper aslında Allah'ın sevgili kuluymuş. Medya desteği kadar; madalyanın satışı için lojistik destek de almış. Bu bir "kazan-kazan" projesidir. Alper muradına erdi, güle güle harcasın, diğer tarafta haber diye yazılan "advertorial"lar sayesinde hemalhemsat sitesinin de reklamı yapıldı.

Tekrar altını çizeyim. Alper'e hayırlı olsun 200 bin lira. "Alper kampanyası" iletişim, reklamcılık bölümlerinde "case study" olarak okutulmalı. Ben Alper'de; Sedat Balkanlı'daki, Erol Togay'daki samimiyeti bulamadım. İtalya'da, çok değil 8 yıl önce Milano derbisinin kahramanı olan, sakatlık yüzünden 29 yaşında futbolu bırakan Comandini, bugün doğduğu Cesena'da 5 masa bir restoran işletiyor. Alper örnek alsın da; çarcur etmesin bu parayı... Tabii varsa ortalıkta böyle bir para!..

Maradona Şut ve Gol

Pele, Robinho ve Ronaldo'yu uyuşturucu kullanmakla itham edip, Maradona'ya da klasik sallamalarından birini yapmıştı: O genç futbolculara kötü bir örnek vs...
Maradona bu, susacak hali yok. Cevap vermiş. Bu iddia yeni değil ama hatırlatma gereği duymuş: "Pele gay'dir. 14 yaşındayken ilk kez bir erkekle beraber olmuş" (!) Kavgada söylenmez derler ya; işten ondan. Bizim memlekette "Rock Hudson'a benziyorsun" demek cinayet sebebidir. Pele'nin cevabı bakalım ne olacak(!)

Baba&Oğul

Diego&Diego Maradona

Hafta Sonu Futbol

28 Mart Cumartesi
13.00 Manisaspor - Kayseri Erciyes (D SPOR)
19.15 İngiltere - Slovakya (NTVSPOR)
20.00 Altay - Diyarbakırspor (D SPOR)
21.45 Karadağ - İtalya (TRT 3)
23.00 İspanya - Türkiye (NTV-NTVSPOR)
01.30 Arjantin - Venezuella (NTVSPOR-BANTTAN)
29 Mart Pazar
00.00 Ekvador - Brezilya (NTVSPOR)

M.S

25 Mart 2009

Madrid'de Pasion Turca

Önce maç saatiyle başlamak lazım. Türkiye saatiyle 23:00'de santra noktasına yürümek bizim gibi en fazla 20:00'ye maç programlayan ülkeler için dezavantaj. Avrupa lokal saatiyle bile Şampiyonlar Ligi maçlarıyla bu maçın arasında 1 saat 15 dakika var. Futbolcuların bütün sezonun alışkanlıklarıyla oluşan biyolojik saatlerinin bundan etkilenmemesi mümkün değil. Terim bunu önlemek için takımı 5 gün önceden Madrid'e götürdü ve akşam antrenmanlarını bizim saatle 21:00'de yaptırıyor. İspanya için 22:00'de ilk düdük her zaman avantajdır. Bunun stad ambiyansı kadar önemli olduğunu düşünüyorum. Stadı anlatmaya gerek yok. İspanya'da taraftar baskısını çok daha fazla hissedebileceğimiz stadlar var ama Santiago Bernabeu, evsahibi için bir kale. İspanyolların uzun zamandır maç kaybetmemeleri istatistiği kadar; elemelerde kendi sahalarında maç vermemiş olmamaları da önemli.Euro 2008 şampiyonunu her Türk futbolsever yakından tanıyor. Hatta abartayım, takımdaki 7-8 futbolcuyu sezon içinde bizim onbirdeki birkaç futbolcudan çok daha fazla seyrediyoruz, oyun karakterlerini çok daha yakından tanıyoruz. Bizim takımda, kendi kulüplerinde ilk onbirde forma giymeyenlerden bahsetmiyorum, maçı arada sırada yayınlananlar için ya da taraftarı olduğu takımın maçını seyreden ve La Liga&Premiere Lig'i kaçırmayanlara bu lafım. Del Bosque mülayim, egosunu soyunma odasının eşiğinden sokmayan bir teknik adam. Aragones'ten aldığı şampiyon kadroyu dağıtabilir ya da kendi egosuna göre adam seçmeyi de tercih edebilirdi. Raul'u almamak dahil, Aragones'in seçtiklerine ve oyun planına sadık kaldı. Elbette ki birkaç genç ile takviye yaptı kadroya. Pique, Busquets, Capel, Mata onun döneminde A takıma yükseldiler. Eksiklere gelelim. Sayacağım isimlerin yokluğunda "Euro 2008'i alamazlardı" diyorum öncelikle. Defansta Puyol ve orta sahada Iniesta yok. İki Barcelona'lı, kendi takımlarının da -Xavi ile birlikte- en fazla topla buluşan, pas yapan adamları. Iniesta'nın sakatlığının Barça'nın başına neler açtığını hepimiz gördük. Bu eksikler onların topa sahip olma oranını; rakip kim olursa olsun düşürecektir. Kalede Casillas banko, defansın göbeğinde Albiol-Pique tandemi bekliyorum. Sağ bek Sergio Ramos, sol bek Arbeloa. İspanya'nın defans dörtlüsünün; 3 hat arasında en zayıf halka olduğunu Euro 2008'de de gördük, Ramos'un turnuvanın en iyi sağ beki olduğunu ise unutmadık tabii. Orta sahada Iniesta'nın yokluğunda, 60. dakikada onun yerine oyuna girmeye alışmış Cazorla bekleniyor ama Del Bosque'nin Senna'nın yanında Xabi Alonso'yu oynatacağı da söyleniyor. Valencia'lı David Silva ve David Villa hafta sonunda Santander deplasmanında sakatlıkları yüzünden oynamadılar, bizim maça yetişecekler ama Del Bosque iki forvet çıkacak mı acaba? Önce çift forvetli planla bakalım. Kanatta David Silva, Xabi Alonso sağ içe kayıyor, forvette David Villa ve Torres'in arkasında Xavi. Tek forvette ise devreye Liverpool'lu Riera giriyor. Torres ileride tek başına. 4-1-4-1 taktiği. Aşil tendonundan sakatlığı olan Xavi oynamazsa -ki zor ihtimal- bu kez 4-4-2. Bu oyun direkt kanat organizasyonları üzerine kurulu.

Almanya ile yarı finali oynadığımız kadroyu aklımıza getirirsek, pek "eksiğimiz var" demeye dilim varmıyor! Kalede Rüştü diyenler de var, ben Volkan'cıyım. Sağ bekte Gökhan, tandemde Emre Aşık ve İbrahim Kaş, sol bekte Hakan Balta. Tek forvet mi; çift mi? Terim neyi tercih eder bilmiyorum ama bence tek forvet daha mantıklı. Orta sahada sırasıyla Tuncay, Ayhan, Aurelio, Emre ve Arda, ileride Nihat. Çift forvet olduğu takdirde Ayhan kulübede, Nihat'ın yanında kim? İlk akla gelen isim; elbette ki Semih. Ben mevcut kadro içinde Nihat'ın yanında tüm tecrübesizliğine rağmen, kontrol edilmesi zor yeteneğiyle Sercan sürprizi de olabilir derim. 4 günde iki maçta 2 beraberlik almaktansa, Madrid'de kaybedip, İstanbul'da kazanıp, 180 dakikadan 3 puanı cebe koymak çok daha mantıklı. Madrid'de kazanmış bir İspanya, Şampiyonlar Ligi'ne bir hafta kala Ali Sami Yen'de farklı bir kadroyla sahaya çıkmaya zorlanabilir kendi medyasında. İspanyol dostumuz Ramon'un Euro 2008'i özetleyen sözüyle noktalı virgülü koyup: "Hayat varsa umut vardır" (Mientras hay vida, hay esperanza); Çetin Altan ustanın sözüyle noktayı koymak lazım: "Enseyi karartmayın"
La Pasion Turca

Rafalution

E.W

İspanya vs. Türkiye?

24 Mart 2009

Villarreal Yönetimi ve Kriz

Villarreal kulübünün aldığı bu kararı Avrupa'da kaç kulüp yönetimi aklına getirir, kaçı uygular bilmiyorum ama hani yazarken bile kalkıp ayağa alkışlayasım geldi. Villarreal yönetimi der ki: "El Madrigal'i dolduran vefakar taraftarlarımızın ekonomik krizden etkilendiklerini biliyoruz. Gelecek sezon da onları takımlarını desteklerken görmek istiyoruz. Bu sezon kombine sahibi olan ve krizde işini kaybetmiş taraftarlarımıza gelecek sezon bedava kombine vereceğiz"

Euro 2016'ya 4 Aday

Euro 2016 için adaylık süresi doldu. 4 aday var. Türkiye-İtalya-Fransa ve Norveç&İsveç ortaklığı. UEFA, 3 Nisan tarihinde adaylara şartnameyi yolluyor. İlk kez 24 takımla düzenlenecek finaller için bu dosyadaki taleplerini yerine getirmek zorunda adaylar. 15 Şubat 2010 tarihinde tüm adaylar bu dosyaları UEFA'ya teslim edecek. Stadlar, ulaşım, konaklama, tüm projeler. UEFA, 27 Mayıs 2010'da kazanan ülkeyi açıklayacak. Rakipler sert, kazanma şansımız var mı? Az. Çok değil bir hafta önce Beşiktaş'ın İnönü Stadı'nın yeniden yapılması gerektiğini çünkü Euro 2016'da stada ihtiyacımız olduğunu söyleyen ancak bir şehirden en fazla iki stadın dosyaya girebildiğinden habersiz politikacılarla o "az" artık çok az!... (Doğru bir hatırlatmadır, politikacıları bilgilendirmeyen danışman ve veya bürokratları da eklemek lazım)
Blog Arşivi: Euro 2016

Pep Art


Enzo Zidane

Agüero'nun oğlu, Maradona'nın torunu hangi milli takımda oynar? Bunu kimse bilemez de; Zidane'ın oğlu Enzo için İspanyollar devrede. 14 yaşında Enzo Real Madrid altyapısında oynuyor. Fransızlara göre de İspanyollar Enzo'nun peşinde.

İspanya'nın Yeni Forması

İspanyol Milli Takımı'nın yeni forması. Cumartesi ilk kez giyecekler. Konfederasyon Kupası maçları için hazırlanmış. Kötü tasarım; hatta felaket... İnşallah uğursuz gelir(!)

Barça vs. R.Madrid Fikstürü

Barcelona-Real Madrid arasında puan farkı 6. Real Madrid yönetimi, futbolcusu ve taraftarına göre ise 3. Santiago Bernabeu'daki maç 34. haftada. O tarihe kadar 5 maçları var önünde. 3 Mayıs'ta Real Madrid puan farkını 3'e indirip sahaya çıksa ve Barcelona'yı devirse... O zaman el clasico sonrasındaki maçlara bakmak lazım. Real Madrid, Valencia ve Villarreal deplasmanına gidecek, içeride Mallorca ile oynayacak. Son hafta maçları ise ender gelişen Osasuna ataklarının sahibi Osasuna. Barcelona'nın fikstürü daha kolay Real Madrid derbisi sonrası. Evinde Villarreal, ardından Mallorca deplasmanına. Camp Nou'da Osasuna ve son maç La Coruna'da. Görünen o ki Real Madrid'e Barcelona galibiyeti de yetmeyecek gibi. Barcelona bu arada 6 puan farkı mesela 9'a çıkartırsa, Santiago Bernabeu'da kazandığı takdirde mevcut uçmuş averajıyla şampiyonluğu Madrid'de kutlayacak.
***
* İspanyol Milli Takımı'nda sakat Iniesta'nın yerine Valencia'lı Mata kadroya alındı.
* Bizde de beklenen gelişme. Hamit Altıntop kadrodan çıkartıldı.

Liverpool Man.United'ı Sollarken

İngiliz medyasında Liverpool'un şampiyonlğu için ısındırma turları atılıyor. Man. United bir maç eksiğiyle bir puan önde. Liverpool ile Man. United arasında geçen şampiyonluk yarışında Liverpool lehine biten sezonları çıkarmışlar. Son şampiyonluğu kazandıkları 1989-90 sezonundan iki sezon önce Beardsley'li kadro United'ın önünde şampiyon oldu (1987-1988). Bob Paisley yönetiminde 1979-80 sezonunda da Man. United'ı geçtiler. 63-64 sezonunda da efsane Bill Shankly ile bunu başarmışlardı. En eskisi ise 46-47 sezonundan...